August 2012

46. Samuel, Saul ve Davut

Samuel, Saul ve Davut

Samuel, Saul and David

I. Samuel 1-16; Mezmurlar 8, 23

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenlik içinde yaşamasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda peygamber Yeşu’dan sonraki dönemin İsrail ulusunun tarihinde yer alan karanlık ve kötü bir dönem olduğunu gördük. Ama bu karanlık dönemde bile Tanrı’nın sadakatinin ışığını gözlemledik. Tanrı, İbrahim’e ve soyuna İsrail ulusunun soyundan gelecek olan Kurtarıcı ile ilgili vermiş olduğu vaadi unutmamıştı.

Böylece, Tanrı’nın Rut adındaki bir kadının yaşamında nasıl çalıştığını gördük. Rut, bir İsrailli değildi, ama İsrail’in Tanrısına tüm yüreği ile inandı. Ve pek çok İsrailli çevrelerindeki ulusların dinlerini izlemek üzere Tanrıları Rabbe sırtlarını dönerken, Rut İsrail’in Tanrısını izlemek üzere babasının dinine sırt çevirmeyi seçti. Rut, İsrail ülkesine gitti ve orada Boaz adında bir İsrailli ile evlenerek Beytlehem kentinde yaşadı. Boaz ve Rut’un Ovet adında bir oğulları oldu; Ovet, peygamber Davut’un babası olan İşay’ın babası oldu. Böylece, Tanrı’nın Adem’in soyunu günahlarından kurtarmak için tasarladığı plan ilerlemeye başladı, çünkü Kurtarıcı dünyaya, Davut’un soyu aracılığı ile gelecekti. Kurtarıcı, Davut’un doğduğu kent olan Beytlehem’de doğacaktı. İlerde göreceğimiz derslerde, Tanrı’nın peygamberlerinin bu olayları nasıl önceden bildirdiklerini ve yüzlerce yıl sonra Kurtarıcının bu peygamberlikleri nasıl yerine getireceğini işiteceğiz. Böyle bir planı ancak Tanrı yapabilirdi!

Peygamber Davut, (Arapça dilinde Davud) Kutsal Yazılar’da önde gelen bir karakterdir. Adı binden fazla kez anılır. Peygamber Davut hakkında siz ne biliyorsunuz? Belki onun küçük bir çocukken bir sapan ve bir taş ile dev Golyat’ı nasıl öldürdüğünü duymuş olabilirsiniz. Aynı zamanda büyük olasılıkla Davut’un İsrail’de büyük bir kral ve Mezmurlar (Zebur) kitabının büyük bir bölümünü yazan bir peygamber olduğunu da duymuş olabilirsiniz. Eğer tüm bunları biliyorsanız çok iyi, ama Davut hakkında sahip olduğunuz bilgi bu kadarı ile kalmamalı. Eğer Davut’un büyük bir kral olduğunu biliyorsak, ama onu büyük yapanın ne olduğunu bilmiyorsak—bu bilginin bize ne yararı olacaktır? Ya da Davut’un Mezmurlar’daki Tanrı Sözü’nü yazdığını biliyorsak, ama onun neler yazdığını bilmiyorsak, bu bize ne yarar sağlar?

Dostlar, peygamber Davut hakkındaki bilginizi arttırmak ve Mezmurlar’da yazmış olduğu bazı harika ve güçlü sözleri duymak isterseniz, o zaman sizi bugünkü ve sonraki beş dersimizin çalışmasına katılmaya çağırıyoruz.

Peygamber Davut’tan önce gelen Tanrı’nın peygamberinin adını biliyor musunuz? Peygamber Samuel. Tanrı, İsrail halkını Kendisine geri döndürmek için Samuel’i seçti, çünkü İsrail halkının yüreği Tanrı’dan çok uzaklaşmıştı. Bugün Samuel kitabından okuyacağız. Bu kutsal kitap Peygamberlerin Yazıları arasındaki önemli kitaplardan biridir, çünkü Samuel’in ve İsrail’in ilk üç kralının—Saul, Davut ve Süleyman—yaşamları hakkında kaleme alınmış değerli öyküleri içerir.

Daha önce görmüş olduğumuz gibi, Tanrı, İsraillilere, onlara rehberlik etmek ve onları yargılamak için Musa, Yeşu ve Samuel gibi önderler verdi. Ama her şeye rağmen onları Mısır’daki köleliğin zincirlerinden kurtaran Rab Tanrı aynı zamanda onların adil Kralı’ydı. Yüceliğini onların ortasına yerleştirebilmesi için onlara özel bir çadır yapmalarını buyuran Tanrı, onların Egemeni olmak istiyordu. Yalnızca O’na itaat etmeli ve yalnızca O’nu izlemeliydiler. Ama buna rağmen İsraillilerin çoğu, yalnızca Tanrı’nın, kralları olmasına razı değillerdi. Dünyadaki tüm diğer uluslara benzemek istediler ve üzerlerinde Adem soyundan gelen bir insanın egemenlik sürmesi için ısrar ettiler!

Samuel’in ilk kitabının sekizinci bölümünde Kutsal Yazılar şöyle der:

(I. Samuel 8) 4Bu yüzden İsrail’in bütün ileri gelenleri toplanıp Rama’ya, Samuel’in yanına vardılar. 5Ona, “Bak, sen yaşlandın” dediler, “Oğulların da senin yolunda yürümüyor. Şimdi, öteki uluslarda olduğu gibi, bizi yönetecek bir kral ata.” 6Ne var ki, “Bizi yönetecek bir kral ata” demeleri Samuel’in hoşuna gitmedi Samuel Rabbe yakardı. 7Rab, Samuel’e şu karşılığı verdi: “Halkın sana bütün söylediklerini dinle. Çünkü reddettikleri sen değilsin; kralları olarak beni reddettiler. 8Onları Mısır’dan çıkardığım günden bu yana bütün yaptıkların aynısını sana da yapıyorlar. Beni bırakıp başka ilahlara kulluk etiler. 9Şimdi onları dinle. Ancak onları açıkça uyar ve kendilerine krallık yapacak kişinin onları nasıl yöneteceğini söyle.”

Böylece Tanrı Samuel’e, İsrail halkına istediklerini vermesini ve onlar için bir kral atamasını söyledi. Tanrı, İsraillilerin Kendisinden başka bir kralları olmasını istemedi, ama onlar Tanrı’nın egemenliğini reddettikleri için Tanrı, onların üzerinde zor kullanarak egemenlik sürmeyecekti. Bir sonraki bölümde Samuel’in Saul adındaki bir adamı İsrailliler için kral olarak nasıl atadığını göreceğiz. Kutsal Yazılar şöyle der: “Sonra Samuel yağ kabını alıp yağı Saul’un başına döktü.” (I. Samuel 10:1) İsrailliler birini atadıkları zaman böyle yaparlardı. Peygamberin, kahinin ya da kralın başına, onu ayırdıklarını belirtmek için yağ dökerlerdi. Samuel, Saul’un başına yağ döktükten sonra tüm halka şunları söyledi: “Rabbin seçtiği adamı görüyor musunuz? Bütün halkın arasında bir benzeri yok!” dedi. Bunun üzerine halk, “Yaşasın kral!” diye bağırdı. (I. Samuel 10:24)

İsrailliler önceleri kralları Saul için çok büyük sevinç duydular. Saul, güçlü, cesur, genç ve yakışıklıydı ve İsrailoğullarının hepsinden daha uzun boyluydu. Dış görünüm ön plana alındığı  takdirde, Saul’un harika bir kral olması gerekiyordu. Ama Tanrı, insanların değerlendirdiği gibi değerlendirmez. İnsanlar, dış görünüme bakarlar, ama Tanrı yüreğe bakar. Kral Saul iyi bir başlangıç yaptı, ama aradan zaman geçtikten sonra, gururlu, kıskanç ve kendine güvenen biri oldu. Saul Tanrı’yı sadece dudakları ile onurlandırdı, ama yüreği O’ndan uzaktı. Saul, Tanrı’nın Sözü’ne saygı göstermedi ve itaat etmedi. Tanrı’nın O’ndan yapmasını istediği şeyleri değil, kendi istediği şeyleri yaptı.

Saul, kral olarak atandıktan bir kaç yıl sonra Kutsal Yazılar bize olaylar hakkında şu bilgiyi verirler:

(I. Samuel 15) 10Rab, Samuel’e şöyle seslendi: 11‘Saul’u kral yaptığıma pişmanım. Çünkü beni izlemekten vazgeçti. Buyruklarımı yerine getirmedi.’ Samuel öfkelendi ve bütün geceyi Rabbe yakarmak ile geçirdi. 12Ertesi sabah Samuel Saul ile görüşmek için erkenden kalktı. Saul’un Karmel kentine gittiğini, orada kendisine bir anıt diktikten sonra aşağı inip Gilgal’e döndüğünü öğrendi.13 Saul, kendisine gelen Samuel’e,’Rab seni kutsasın. Ben Rabbin buyruğunu yerine getirdim’ dedi. 22Samuel şöyle karşılık verdi: ‘Rab kendi sözünün dinlenmesinden hoşlandığı kadar yakmalık sunulardan, kurbanlardan hoşlanır mı? İşte söz dinlemek kurbandan, sözü önemsemek de koçların yağlarından daha iyidir.23 Çünkü baş kaldırma, falcılık kadar günahtır ve dik başlılık putperestlik kadar kötüdür. Sen Rabbin buyruğunu reddettiğin için Rab de senin kral olmanı reddetti.’

Böylece Samuel, Saul’a krallığın kendisinden alınacağını ve başka birine verileceğini söyledi. Bir sonraki bölümde Kutsal Yazılar şunları bildirir:

(I. Samuel 16) 1Rab, Samuel’e, ‘Ben Saul’un İsrail kralı olmasını reddettim diye sen daha ne zamana dek onun için üzüleceksin?’ dedi. ‘Yağ boynuzunu yağ ile doldurup yola çık. Seni Beytlehem’li İşay’ın evine gönderiyorum. Çünkü onun oğullarından birini kral seçtim. 2’Samuel, ‘Nasıl gidebilirim? Saul bunu duyarsa beni öldürür!’ dedi. Rab şöyle yanıtladı: ‘Yanına bir düve al ve, ‘Rabbe kurban sunmak için geldim’ de. 3İşay’ı kurban törenine çağır. O zaman ne yapman gerektiğini ben sana bildireceğim. Sana belirteceğim kişiyi benim adıma kral olarak mesh edeceksin.’ 4Samuel Rabbin sözüne uyarak Beytlehem Kenti’ne gitti. Kentin ileri gelenleri onu titreyerek karşıladılar ve, ‘Barış için mi geldin?’ diye sordular. 5 Samuel, ‘Evet, barış için’ diye yanıtladı. ‘Rabbe kurban sunmaya geldim. Kendinizi kutsayıp benim ile birlikte kurban törenine gelin.’ Sonra İşay ile oğullarını kutsayıp kurban törenine çağırdı. 6İşay ile oğulları gelince, Samuel Eliav’ı gördü ve, ‘Gerçekten Rabbin önünde duran bu adam O’nun mesh ettiği kişidir’ diye düşündü. 7Ama Rab Samuel’e, ‘Onun yakışıklı ve uzun boylu olduğuna bakma’ dedi, ‘Ben onu reddettim. Çünkü Rab insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, Rab ise yüreğe bakar.’

8Sonra İşay oğlu Avinadav’ı çağırıp Samuel’in önünden geçirdi.  Ama Samuel, ‘Rab bunu da seçmedi’ dedi. 9Bunun üzerine İşay Şamma’yı da geçirdi. Samuel yine, ‘Rab bunu da seçmedi’ dedi. 10Böylece İşay yedi oğlunu da Samuel’in önünden geçirdi. Ama Samuel, ‘Rab bunlardan hiç birini seçmedi’ dedi.11 Sonra İşay’a, ‘Oğullarının hepsi bunlar mı?’ diye sordu. İşay, ‘Bir de en küçüğü var’ dedi. ‘Sürüyü güdüyor.’ Samuel, ‘Birini gönder de onu getirsin’ dedi,’O buraya gelmeden yemeğe oturmayacağız.’ 12İşay birini gönderip oğlunu getirtti. Çocuk kızıl saçlı, yakışıklı, gözleri pırıl pırıl bir delikanlıydı. Rab, Samuel’e, ‘Kalk, onu meshet. Seçtiğim kişi odur’ dedi. 13Samuel yağ boynuzunu alıp kardeşlerinin önünde çocuğu meshetti. O günden başlayarak Rabbin Ruh’u Davut’un üzerine güçlü bir biçimde indi. Bundan sonra Samuel kalkıp Rama’ya döndü.

Böylece Saul’dan sonra İsrail kralı olması için Tanrı’nın Davut’u nasıl atadığını gördük. Ama burada, Davut’un o gün İsrail kralı olmadığını anlamanız gerekir. Davut yalnızca genç bir delikanlıydı ve Tanrı’nın, onun İsrail ulusu üzerinde egemenlik sürmesi için belirlediği zaman henüz gelmemişti. Aslında Davut’un İsrail’in tahtına oturması için on yıl beklemesi gerekecekti.

Bu nedenle Davut babasının sürülerini gütmek ve onları korumak için Beytlehem çevresindeki tarlalara geri döndü. Davut, iyi ve sadık bir çobandı. Hiç bir şeyden korkmazdı, çünkü Rabbe güvenirdi. Örneğin bir gün, Davut, yine babasının koyunlarını gütmekteyken, bir aslan koyunlardan birine saldırıp ağzına aldı. Davut aslanın peşinden gitti, ona saldırdı ve koyunu aslanın ağzından kurtardı. Aslan Davut’un üzerine geldi ve Davut o zaman aslanı boğazından tuttu ve yere vurup öldürdü. (I. Samuel 17:35)

Davut sadece harika bir çoban değildi; aynı zamanda lir çalar ve şarkı da söylerdi. Tanrı’nın Ruh’u Davut’a, pek çok ilahi bestelemesi ve bu ilahileri Mezmurlar kitabında (Zebur) yazması için esin verdi. Davut, Rab Tanrı’yı ve O’nun Sözü’nü ne kadar da çok severdi!

Bu günkü programımızı Davut’un Mezmurlarından seçilmiş bir kaç bölüm ile sona erdirmek istiyoruz. Bu bölümleri dinlerken, Davut’u, bereketli tarlaların üzerinde, koyunlarının arasında oturmuş lir çalıp, Tanrı’nın Ruh’u tarafından üretilen şarkılar ve hamtlar ile Tanrı’yı överken gözlerinizin önünde canlandırmaya çalışın. Dinleyin:

Ey Egemenimiz Rab! Ne yüce adın var yeryüzünün tümünde! Seyrederken ellerinin eseri olan gökleri, oraya koyduğun ayı ve yıldızları, soruyorum kendi kendime: ‘İnsan ne ki, onu anasın? Ya da insanoğlu ne ki, ona ilgi gösteresin? Neredeyse bir tanrı yaptın onu, başına yücelik ve onur tacı koydun. Ey Egemenimiz Rab, ne yüce adın var yeryüzünün tümünde!’” (Mezmur 8:1, 3-5, 9)

Sözün, adımlarım için çıra, yolum için ışıktır! Aklımdan çıkarmam sözünü, sana karşı günah işlememek için.”  (Mezmur 119:105, 11) “Rabbin yasası yetkindir, cana can katar, Rabbin buyrukları güvenilirdir, saf adama bilgelik verir. Rabbin kuralları doğrudur, yüreği sevindirir. Rabbin buyrukları arıdır, gözleri aydınlatır. Onlara altından, bol miktarda saf altından çok istek duyulur. Onlar baldan, süzme petek balından tatlıdır. Uyarırlar kulunu, onlara uyanların ödülü büyüktür.” (Mezmur 19:7, 8, 10, 11)

Rab çobanımdır, eksiğim olmaz. Beni yemyeşil çayırlarda yatırır, sakin suların kıyısına götürür. İçimi tazeler, adı uğruna bana doğru yollarda öncülük eder. Karanlık ölüm vadisinden geçsem bile, kötülükten korkmam. Çünkü sen benimlesin. Çomağın, değneğin güven verir bana. Düşmanlarımın önünde bana sofra kurarsın, başıma yağ sürersin, kasem taşıyor. Ömrüm boyunca yalnız iyilik ve sevgi izleyecek beni, hep Rabbin evinde oturacağım.”  (Mezmur 23) Amin!

Dostlar, dinlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki dersimizde, Davut’un öyküsüne devam etmeyi ve dev Golyat ile karşılaştığı zaman Tanrı’nın nasıl onun ile birlikte olduğunu görmeyi planlıyoruz.

Siz Tanrı’nın Samuel’e söylediği üzerinde düşünürken Tanrı’nın sizi bereketlemesini diliyoruz:

“Rab insanın gördüğü gibi görmez. İnsan dış görünüşe, Rab ise yüreğe bakar.” (I. Samuel 16:7)

47. Davut ve Golyat

Davut ve Golyat

Davıd and Golıath

1. SAMUEL 17; Mezmur 27

Dinleyici dostlar, sizlere esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda peygamber Davut hakkında bilgi edinmeye başladık. Tanrı’nın Davut ile ilgili ettiği tanıklığa kulak verin: “İşay oğlu Davut’u gönlüme uygun bir adam olarak gördüm, o her istediğimi yapar.” (Elçilerin İşleri 13:22) Tanrı’nın, Davut’u nasıl İsrail’in ikinci kralı olarak atadığını gördük. Çünkü ilk kral Saul Tanrı’nın sözüne itaat etmedi. Ancak Davut Tanrı’nın onu kral atadığı günde hemen kral olmadı. Davut, henüz çok gençti ve Tanrı’nın ona krallığı vereceği zaman henüz gelmemişti. Davut, kral olarak atandıktan sonra, babasının sürülerini gütmek üzere Beytlehem kentinin dışındaki tarlalara geri döndü.

Bugün Davut Tanrı ile yürüdüğü için Tanrı’nın nasıl Davut ile birlikte olduğunu gösteren harika bir öykü okuyacağız. Dersimizin adı: “Davut ve Golyat” Şimdi Samuel’in birinci kitabının on yedinci bölümünde okumaya devam edelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

(1. Samuel 17) 1Savaşmak üzere ordularını bir araya getiren Filistliler (İsrail’in en büyük düşmanları) Yahuda’nın Soko Kenti’nde toplandılar. 2Saul ile İsrailliler de toplandılar. Ela Vadisi’nde ordugah kurup Filistliler’e karşı savaş düzeni aldılar.3 Filistliler tepenin bir yanında, İsrailliler de karşı tepede yerlerini aldılar. Aralarında vadi vardı.

4Filist ordugahından Gatlı Golyat adında usta bir dövüşçü ortaya çıktı. Boyu üç metrenin üzerindeydi. 5Başına tunç miğfer takmış, pullu bir zırh kuşanmıştı. Tunç zırhın ağırlığı altmış kiloydu. 6Baldırları zırhlar ile korunmuştu. Omuzları arasında tunç bir pala asılıydı. 7Mızrağının sapı dokumacı tezgahının sırığı gibiydi. Mızrağın demir başının ağırlığı yedi kiloydu. Golyat’ın önü sıra kalkanını taşıyan bir adam yürüyordu.

8Golyat durup İsrail ordusuna, ‘Neden savaş düzeni aldınız?’diye haykırdı, ‘Ben Filistliyim. Siz ise Saul’un kölelerisiniz. Aranızdan karşıma çıkacak biri seçin. 9Dövüşte beni yenip öldürebilirse, biz sizin köleniz oluruz. Ama ben üstün gelip onu yok edebilirsem, siz bizim kölemiz olur, bize kulluk edersiniz.’ 10Filistli Golyat konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘Bugün İsrail ordusuna meydan okuyorum! Benim ile dövüşecek birini çıkarın karşıma!’ 11Filistli’nin bu sözlerini duyunca, Saul da İsrailliler de çok korkup dehşet içinde kaldılar.

Golyat, İsrail’e alay ederek meydan okurken, Davut savaşın yapıldığı bölgeden uzak bir yerde huzur içinde babasının sürülerini güdüyor, Tanrı’nın Sözü üzerinde düşünüyor, lirini çalıyor ve Rabbe şarkılar söylüyordu. Ama Davut’un İsrail ordusunda asker olan üç ağabeyi vardı. Davut’un babası bir gün Davut’un yanına geldi ve şöyle dedi: “Git ve ordugahtaki ağabeylerini ziyaret et ve ne durumda olduklarını öğrenerek bana haber getir.” Davut böylece koyunlarını bir başka çobana bıraktı ve sabah erkenden kalkarak ordugaha doğru yola çıktı.

Davut ağabeylerini selamlar ve onlar ile konuşurken, Filistlilerin usta dövüşçüsü Golyat, Filist cephesinden ileri çıkarak son kırk günden beri yaptığı gibi yine İsrail askerlerini tehdit etti. İsrailli askerler Golyat’ı görünce büyük korku ile önünden kaçıştılar. Sonra biri Davut’a şöyle dedi: ‘Bu adamı görüyor musun? Bize meydan okuyup duruyor. Kral Saul onu öldürene, büyük bir armağanın yanı sıra kızını da verecek. Babasının ailesini de İsrail’e vergi ödemekten muaf tutacak.’

Bu sözleri duyan Davut şöyle dedi: “Bu sünnetsiz Filistli kim oluyor da, yaşayan Tanrı’nın ordusuna meydan okuyor?” Davut’un söylediklerini duyan ağabeyi Davut’a kızdı ve ona şöyle dedi: “Senin ne işin var burada? Çöldeki üç beş koyunu kime bıraktın? Buraya neden geldiğini biliyorum. Sadece savaşı görmeye geldin.” Ancak İsraili askerlerden biri Davut’un dev Golyat ile ilgili söylediklerini duymuştu. Kral Saul’a gitti ve Davut’un söylediklerini iletti. Sonra Saul, Davut’u çağırttı ve ona sorular sordu.

Kutsal Yazılar bu konu hakkında şunları yazarlar:

(1. Samuel 17) 32Davut, Saul’a, ‘Bu Filistli yüzünden kimse yılmasın. Ben kulun gidip onun ile dövüşeceğim’ dedi.33 Saul, ‘Sen bu Filistli ile dövüşemezsin’ dedi. ‘Çünkü daha gençsin. O ise gençliğinden beri savaşçıdır.’ 34Ama Davut, ‘Kulun, babasının sürüsünü güder’, diye karşılık verdi. ‘Bir aslan ya da bir ayı gelip sürüden bir kuzu kaçırınca, 35peşinden gidip ona saldırır, kuzuyu ağzından kurtarırım. Eğer aslan ya da ayı üzerime gelirse, boğazından tuttuğum gibi vurur öldürürüm. 36Kulun, aslan da ayı da öldürmüştür. Bu sünnetsiz Filistli de onlar gibi olacak. Çünkü yaşayan Tanrı’nın ordusuna meydan okudu. 37Beni aslanın, ayının pençesinden kurtaran Rab, bu Filistli’nin elinden de kurtaracaktır. Saul, ‘Öyleyse git, Rab senin ile birlikte olsun’ dedi. 38Sonra kendi giysilerini Davut’a verdi; başına tunç miğfer taktı, ona bir zırh giydirdi. 39Davut giysilerinin üzerine kılıcını kuşanıp yürümeye alışık değildi. Saul’a, ‘Bunlar ile yürüyemiyorum, çünkü alışık değilim’ dedi. Sonra giysileri üzerinden çıkardı.

 40Değneğini alıp dereden beş çakıl taşı seçti. Bunları çoban  dağarcığının cebine koyduktan sonra, sapanını alıp Filistli Golyat’a doğru ilerledi. 41Filistli de, önünde kalkan taşıyıcısı, Davut’a doğru ilerliyordu. 42Davut’u tepeden tırnağa süzdü. Kızıl saçlı, yakışıklı bir genç olduğu için onu küçümsedi. 43‘Ben köpek miyim ki üzerime değnek ile geliyorsun?’ diyerek kendi ilahlarının adı ile Davut’u lanetledi. 44‘Bana gelsene!’ Bedenini gökteki kuşlara ve kırdaki hayvanlara yem edeceğim!’ dedi.  45Davut, ‘Sen kılıç, mızrak ve pala ile üzerime geliyorsun’ diye karşılık verdi, ‘Ben ise meydan okuduğun Her Şeye Egemen Rabbin adı ile meydan okuduğun İsrail ordusunun Tanrısı, senin üzerine geliyorum. 46Bugün Rab seni elime teslim edecek. Seni vurup başını gövdenden ayıracağım. Bugün Filistli askerlerin leşlerini gökteki kuşlara ve yerdeki hayvanlara yem edeceğim. Böylece bütün dünya İsrail’de Tanrı’nın var olduğunu anlayacak. 47Bütün bu topluluk Rabbin kılıç ve mızrak ile kurtarmadığını anlayacak.; çünkü savaş zaten Rabbindir. O sizi elimize teslim edecek!’

48Golyat saldırmak amacı ile Davut’a doğru ilerledi. Davut da onunla dövüşmek üzere hemen Filist cephesinde doğru koştu. 49Elini dağarcığına sokup bir taş çıkardı ve taşı sapanla fırlattı. Taş, Filistli’nin alnına çarpıp saplandı. Filistli yüzükoyun yere düştü. 50Böylece Davut Filistli Golyat’ı sapan ve taş ile yendi. Elinde kılıç olmaksızın onu yere serdi. 51Sonra koşup üzerine çıktı. Golyat’ın kılıcını tutup kınından çektiği gibi, onu öldürdü ve başını kesti. Kahraman Golyat’ın öldüğünü gören Filistliler kaçıştılar. 52İsrailliler ve Yahudalılar kalkıp Gat’ın girişine ve Ekron kapılarına kadar nara atarak onları kovaladılar.

Böylece bugün genç Davut’un ulusunu, düşmanların elinden bir sapan, bir taş ve yaşayan Tanrı’ya duyulan sağlam bir iman ile nasıl kurtardığını gördük. Davut ve Golyat’ın öyküsü gerçekten de pek çok önemli dersler veren şaşırtıcı bir öyküdür.

Saul ve İsrailli askerlerin Golyat’tan ne kadar çok korktuklarını gördük. Hiç biri onun ile dövüşmeye cesaret edemedi, ama Davut, devden korkmadı; onu yere yıktı ve öldürdü! Saul ve askerleri korktular, ama peki, nasıl oldu da Davut da onlar gibi korkmadı? Davut ve İsrailli askerler arasındaki fark neydi? Aralarındaki farkı şu şekilde özetleyebiliriz: Davut devden korkmadı, çünkü Rab Tanrı’ya güveniyordu. Saul ve askerler Tanrı’ya güvenmiyorlardı. Devden korkmalarının nedeni buydu.

Saul ve askerleri, sadece güçlü devi gördüler. Davut ise Her Şeye Egemen Tanrı’yı gördü! Saul ve İsrailli askerler bir tür dine inanıyorlardı, ama bu inançları onlara Tanrı ile gerçek bir ilişki sağlamadı. Bir dine ait olmak Tanrı’ya ait olmanızı sağlamaz. Saul ve askerleri, Tanrı’nın var olduğunu, tek olduğunu, yüce ve güçlü olduğunu çok iyi biliyorlardı. Ama bu bilgileri onları Golyat’tan kurtaramadı. Ama Yaşayan, Her Şeye egemen Tanrı ile içten bir ilişkiye sahip olan Davut Tanrı’yı yakından tanıyor ve O’nun ile yürüyordu. Davut, Tanrı’nın vaatlerine inandı. Ve bu nedenle Golyat’tan korkmadı.

Bugün programımızı dinlemekte olan sizler, siz daha çok kime benziyorsunuz? Davut’a mı, yoksa Saul ve askerlerine mi? Tanrı’yı kişisel olarak tanıyor musunuz? Yoksa O’nun hakkında yalnızca bir kaç şey mi duydunuz?  Tanrı’nın Sözü’nü, yüreğinizi sevinç ile dolduracak kadar iyi biliyor musunuz? Yoksa yalnızca dini zorunlulukları yerine getirmeye mi çalışıyorsunuz? Yaşayan Tanrı ile sağlam ve mutlu bir ilişkiye sahip misiniz? Ya da sadece kuru kuruya bir dine mi bağlısınız?

Davut’un Tanrı ile sahip olduğu ilişki hakkında Mezmurlarda yazdıklarını dinleyin:

Rab çobanımdır, eksiğim olmaz. Karanlık ölüm vadisinden geçsem bile kötülükten korkmam. Çünkü sen benimlesin. Ömrüm boyunca yalnızca sevgi ve iyilik izleyecek beni, hep Rabbin evinde oturacağım.” (Mezmur 23:1, 4, 6)

Siz bu konuda nasıl düşünüyorsunuz? Rab Tanrı ile yakın bir ilişkiye sahip misiniz?  O’nu, Çobanınız olarak tanıyor musunuz? Cennette O’nun evinde sonsuza kadar oturacağınızdan emin misiniz?  Davut bu güvene sahipti, çünkü Rab Tanrı’nın harika ve değerli vaatlerini biliyordu. Ve O’nun vaatleri hakkında yalnızca zihin bilgisine sahip değildi: bu vaatlere yüreğinde de inanıyordu.

Davut içten bir imana sahipti. Onun imanının temeli, insanların güvenilmez sözleri değildi. Onun imanının temeli, halkını asla terk etmeyen Rab Tanrı’nın güvenilir Sözü’ydü.! Davut’un Mezmurlarda yazdıklarını dinleyin:

“Rab benim ışığım, kurtuluşumdur, kimseden korkmam. Karşımda bir ordu konaklasa, kılım kıpırdamaz. Bana karşı savaş açılsa, yine güvenimi yitirmem.Rabden tek dileğim, tek isteğim şu: Rabbin güzelliğini seyretmek, tapınağında O’na hayran olmak için ömrümün bütün günlerini O’nun evinde geçirmek. Sana yakarıyorum ya Rab, kulak ver sesime, lütfen yanıtla beni! Ya Rab, içimden bir ses duydum: “Yüzümü ara” dedin! İşte yüzünü arıyorum!”  (Mezmur 27:1, 3, 4, 7, 8)

Seni seviyorum, gücüm sensin, ya Rab! Rab benim kayam, sığınağım, kurtarıcımdır. Tanrım, kayam ve sığınacak yerimdir. Kalkanım, güçlü kurtarıcım, korunağımdır! Desteğin ile akıncılara saldırır, senin ile surları aşarım Tanrım! Karanlığımı aydınlatırsın. Tanrı’nın yolu kusursuzdur, Rabbin sözü arıdır. O, kendisine sığınan herkesin kalkanıdır.”  (Mezmur 18:1, 2, 29, 30)

Dinlediğiniz için teşekkürler.. Bir sonraki dersimizde, eğer Rab isterse, peygamber Davut’un öyküsü ile devam edeceğiz ve İsrail kralı olarak nasıl egemenlik sürmeye başladığını göreceğiz. Tanrı sizi kutsasın. Bugün sizlere Davut’un Mezmurlar kitabındaki şu sözleri ile veda ediyoruz:

“Tadın da görün, Rab ne iyidir! Ne mutlu O’na sığınan adama!” (Mezmur 34:8)

48. Kral Davut ve Tanrı’nın Vaadi

Kral Davut ve Tanrı’nın Vaadi

Kıng Davıd and God’s Promise

1. Samuel 18 – 2. Samuel 7

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun!

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Bugün Peygamber Davut’u öyküsünü okumaya devam ediyoruz. İki ders önce, Tanrı’nın, atandığı gün egemenlik sürmeye başlamamasına rağmen, Davut’u nasıl İsrail’in ikinci kralı olarak seçtiğini gördük. Tanrı, ilk kral Saul’u reddetti, çünkü Saul, Tanrı’nın isteğini yerine getirmek konusuna ilgisiz kaldı. Tanrı her şeye rağmen, şu sözleri ile Davut hakkında tanıklıkta bulundu: “İşay oğlu Davut’u gönlüme uygun bir adam olarak gördüm, o her istediğimi yapar.” (Elçilerin İşleri 13:22) Son dersimizde Davut’un, dev Golyat’ı, bir sapan, bir taş ve yaşayan Tanrı’ya duyduğu sağlam iman ile yenerek öldürdüğünü gördük. Şimdi Davut’un öyküsüne devam edelim ve Davut’un nasıl İsrail kralı olarak Saul’un yerine geçtiğini görelim.

Samuel’in ilk kitabında devam ediyoruz ve Kutsal Yazıların neler söylediğine kulak veriyoruz:

(1. Samuel 18) 6Davut’un Filistli Golyat’ı öldürmesinden sonra askerler geri dönerken, İsrail’in bütün kentlerinden gelen kadınlar, tef ve çeşitli çalgılar çalarak, sevinçli ezgiler söyleyip oynayarak Kral Saul’u karşılamaya çıktılar. 7Bir yandan oynuyor, bir yandan da şu ezgiyi söylüyorlardı: “Saul binlercesini öldürdü, Davut ise on binlercesini.8Bu sözlere gücenen Saul çok öfkelendi. “Davut’a on binlercesini, bana ise ancak binlercesini verdiler. Artık kral olmaktan başka onun ne eksiği kaldı ki?” diye düşündü. 9Böylece o günden sonra Sal, Davut’u kıskanmaya başladı.

Böylece Kutsal Yazılar İsraillilerin Davut’u ne kadar çok sevdiklerini ifade ederler. Ama İsrailliler Davut’u ne kadar çok sevdilerse, Saul da Davut’tan o kadar çok nefret etti. Kıskanlık Saul’un yüreğini doldurdu ve onu öylesine güçlü bir şekilde kontrol etmeye başladı ki, Saul’un tek düşünebildiği Davut’tan kurtulması için ne yapması gerektiği oldu. Bu olayların sonucunda Davut kaçtı ve kendisine eşlik eden dört yüz İsrailli adam ile birlikte çölde saklandı. Saul, Davut’u yakalamak ve öldürmek için gücünün yettiği her şeyi yaptı. Ancak yine de istediklerini yapmayı gerçekleştiremedi, çünkü Rab, Davut ile birlikteydi. Ama Saul, Davut’a çok sıkıntı çektirdi. Sekiz uzun yıl boyunca Davut ve adamları öfkeli kral Saul’dan kaçmak zorunda kaldılar.

Ama Saul’un Davut’a karşı sergilediği kıskançlık ve öfke Davut’un Saul’dan nefret etmesine neden olmadı. Davut kendisini öldürmeye çalışan bir adam olan Saul’dan neden nefret etmedi? Davut, Saul’dan nefret edemedi, çünkü Davut, güneşini hem iyilerin hem de kötülerin üzerine doğmasına izin veren Tanrı ile birlikte yürüdü. Kutsal Yazılar bu konu hakkında şunları yazarlar:

“Seven herkes Tanrı’dan doğmuştur ve Tanrı’yı tanır. Sevmeyen kişi Tanrı’yı tanımaz, çünkü Tanrı sevgidir. Biz ise seviyoruz, çünkü önce O bizi sevdi. ‘Tanrı’yı seviyorum’ deyip de, kardeşinden nefret eden Tanrı’yı sevemez.”  (1. Yuhanna 4:7, 8, 19, 20)

Saul ve Davut arasında olup biten her şeyi okumak için yeterli zamana sahip değiliz, ama bir öyküye bakmak istiyoruz ve Davut’un alçakgönüllülüğünü ve sevgisini gözlemlemeyi arzu ediyoruz. Kutsal Yazılar, Samuel’in ilk kitabının dördüncü bölümünde şunları yazar:

(1.Samuel 24) 1Saul Filistlileri kovalamaktan dönünce, Davut’un Eyh-Gedi Çölü’nde olduğu haberini aldı.2 Saul, Davut ile adamlarını Dağ Keçisi Kayalığı dolaylarında arayıp bulmak için, bütün İsrail’den üç bin seçme asker alıp yola çıktı. 3Yolda koyun ağıllarına rastladı. Yakında bir mağara da vardı. Saul ihtiyacını gidermek için mağaraya girdi. Davut ile adamları bu mağaranın en iç bölümünde kalıyorlardı.

4Adamları Davut’a, ‘İşte Rabbin sana, dilediğini yapabilmen için düşmanını eline teslim edeceğim gün bu gündür’ dediler. Davut kalkıp Saul’un cüppesinin eteğinden gizlice bir parça kesti. 5Ama sonradan Saul’un eteğinden bir parça kestiği için kendini suçlu buldu. 6Adamlarına, ‘Efendime, Rabbin mesh ettiği kişiye karşı böyle bir şey yapmaktan ve ona el kaldırmaktan Rab beni uzak tutsun’ dedi. ‘Çünkü o, Rabbin mesh ettiği kişidir’. 7Davut bu sözleri ile adamlarını engelledi ve Saul’a saldırmalarına izin vermedi. Saul mağaradan çıkıp yoluna koyuldu.

8O zaman Davut da mağaradan çıktı. Saul’a, ‘Efendim kral!’ diye seslendi. Saul, arkasına bakınca Saul eğilip yüz üstü yere kapandı. ‘9Davut sana kötülük yapmak istiyor’ diyen kişilerin sözlerini neden önemsiyorsun?’ dedi. ‘10Bugün Rabbin, mağarada seni elime nasıl teslim ettiğini gözlerin ile görüyorsun. Bazıları seni öldürmemi istedi. Ama ben seni esirgeyip, ‘Efendime el kaldırmayacağım, çünkü o Rabbin mesh ettiği kişidir’ dedim. 11Ey baba, cüppenin eteğinden kesilmiş, elimdeki şu parçaya bak! Evet, bak! Cüppenden bir parça kestim, ama seni öldürmedim. Bundan ötürü içimde kötülük ve baş kaldırma düşüncesi olmadığını iyice bilesin. Sana kötülük yapmadığım halde sen beni öldürmeye çalışıyorsun. 12Rab aramızda yargıç olsun ve benim öcümü senden O alsın. Ama ben elimi sana karşı kaldırmayacağım. 13Eskilerin şu, ‘Kötülük kötü kişilerden gelir’ deyişi uyarınca elim sana karşı kalkmayacaktır.14 İsrail kralı kime karşı çıkmış? Sen kimi kovalıyorsun? Ölü bir köpek mi? Bir pire mi? 15Rab yargıç olsun ve hangimizin haklı olduğuna O karar versin. Rab davama baksın ve beni savunup senin elinden kurtarsın.

16Davut söylediklerini bitirince, Saul, ‘Davut oğlum, bu senin sesin mi?’ diye sordu ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. 17Sonra, ‘Sen benden daha doğru bir adamsın’ dedi, ‘Sana kötülük yaptığım halde sen bana iyilik ile karşılık verdin. 18Bugün bana iyi davrandığını kanıtladın: Rab beni eline teslim etiği halde beni öldürmedin. 19Düşmanını yakalayan biri onu güvenlik içinde salıverir mi? Bugün bana yaptığın iyiliğe karşılık Rab de seni iyilik ile ödüllendirsin. 20Şimdi anladım ki, sen gerçekten kral olacaksın ve İsrail krallığı senin egemenliğinin altında sürecek.

Bu olaydan sonra Saul eve döndü, ama çok geçmeden kıskançlık yüreğini tekrar ele geçirdi ve tekrar çöle giderek Davut’un peşine düşmesi için onu tahrik etti. Saul, bu tutumunu sekiz yıl boyunca sürdürdü, bu tutumunun tek nedeni, kıskançlıktı! Yine de, her seferinde Tanrı Davut’u Saul’un elinden kurtardı. Saul, sonunda ektiği kötülükleri biçti. Şimdi kitabn otuz birinci bölümünde yazılı olanlara kulak verin. Kutsal Yazılar şöyle der:

(1. Samuel 31) 1Filistliler İsralililer ile savaşa tutuştular. İsrailliler, Filistlilerin önünden kaçtılar. Bir çoğu Gilboa Dağı’nda ölüp yere serildi. 2Filistliler Saul ile oğullarının ardına düştüler. Saul’un oğulları Yonatan’ı, Avinadav’ı ve Malkişua’yı yakalayıp öldürdüler. 3Saul’un çevresinde savaş kızıştı. Derken Saul Filistli okçular tarafından vuruldu ve ağır yaralandı. 4Saul, silahını taşıyan adama, ‘Kılıcını çek de bana sapla’ dedi, ‘Yoksa bu sünnetsizler gelip bana kılıç saplayacak ve benim ile alay edecekler.’ Ama silah taşıyıcısı büyük bir korkuya kapılarak bunu yapmak istemedi. Bunun üzerine Saul, kılıcını çekip kendini kılıcının üzerine attı.

O gün Saul ve üç oğlu öldüler. Daha sonraki bölümlerde Kutsal Yazılar, Tanrı’nın İsrail krallığını nasıl Davut’a verdiğini anlatırlar. Davut, doğruluğu seven ve kötülükten nefret eden adil bir kraldı. Davut, Rab Tanrı’yı tüm yüreği ile sevdi. Tanrı’nın Sözü ve Tanrı’nın yüceliği Davut’un öncelikli düşünceleriydiler. Bu nedenle Davut, İsrail üzerinde egemenlik sürmeye başladığı zaman, yapmak istediği ilk şey, Buluşma Çadırını (Tapınağı) ve antlaşma sandığını Yeruşalim’e getirmek oldu. Davut, tapınma çadırını ve kurban sunağını Yeruşalim’e getirmek istiyordu, çünkü Yeruşalim İsrail’in başkenti olmuştu.

Davut, tapınma çadırını Yeruşalim’e getirdikten sonra Kutsal Yazılar onun Rabin adını onurlandırmak için nasıl güzel bir tapınak inşa etmeyi planladığı hakkında yazarlar. Davut, antlaşma sandığının içine konabileceği ve günahkarların günahı örten kurbanları Tanrı’ya sunabilmeleri için bir tapınak inşa etmek istedi. Ama buna rağmen Rab Davut’a, Tanrı için bir ev inşa edecek olan kişinin Davut olmayacağını ve Tanrı’nın onun için bir ev inşa edeceğini, yani sonsuza kadar sürecek olan bir zürriyet oluşturacağını söyledi. Tanrı, Davut’a şöyle dedi:

(2. Samuel 7) 12“Sen ölüp atalarına kavuşunca, senden sonra soyundan birini ortaya çıkarıp krallığını pekiştireceğim. 13Adıma bir tapınak kuracak olan odur. Ben de onun krallığının tahtını sonsuza dek sürdüreceğim.14 Ben ona baba olacağım, o da bana oğul olacak. Kötülük yapınca onu insanların değneği ile, insanların vuruşları ile yola getireceğim. 16Soyun ve krallığın sonsuza dek önümde duracak; tahtın sonsuza dek sürecektir.

Tanrı’nın o gün Kral Davut ile yaptığı antlaşmanın ne olduğunu anlıyor musunuz? Bu antlaşma, insan kavrayışını aşan müthiş bir vaatti. Tanrı, Davut’a şunu vaat etti: “Soyun ve krallığın sonsuza dek önümde duracak; tahtın sonsuza ek sürecektir.”

Nasıl? Davut’un krallığı nasıl sonsuza kadar sürecekti? Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi? Bu sorunun yanıtı şudur: Tanrı, Davut’a soyundan gelecek birinin sonsuza dek sürecek bir yönetim bina edeceğini vaat etti. Gökyüzünde ve yeryüzünde sonsuza kadar egemenlik sürme yetkisini alacak olan bir İnsan, Davut’un kraliyet ailesinden dünyaya gelecekti. Ve bu Kişi, kralların Kralı, rablerin Rabbi ve Esenlik Prensi olarak anılacaktı. Davut’un döneminden yüzlerce yıl sonra ve krallar Kralı’nın doğumundan yaklaşık yedi yüz yıl önce, peygamber Yeşaya şu sözleri kaleme almıştı:

“Çünkü bize bir çocuk doğacak, bize bir oğul verilecek. Yönetim onun omuzlarında olacak. Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak. Davut’un tahtı ve ülkesi üzerinde egemenlik sürecek. Egemenliğinin ve esenliğinin büyümesi son bulmayacak. Egemenliğini adalet ile ve doğruluk ile kuracak. Ve egemenliği sonsuza dek sürecek. Her Şeye Egemen Rabbin gayreti bunu sağlayacak.” (Yeşaya 9:6, 7)

Davut’un soyu arasında sonsuz bir yönetim kurma yetkisinin kime verildiğini biliyor musunuz? Adem’in çocuklarını Yargı Günü’nde yargılayacak ve sonsuza kadar egemenlik sürecek olanın kim olduğunu biliyor musunuz? Evet, bu Kişi, Davut’un soyuna ait olan bir bakireden doğan,  göklerin Kralı, yüce Kurtarıcıdır. Kutsal Yazılar, bu kitap ile ilgili olarak şunları yazarlar: Bunun için de Tanrı O’nu pek çok yükseltti ve O’na her adın üstünde olan adı bağışladı.”  (Filipililer 2:9)

Davut, Tanrı’nın Kurtarıcıyı, kendi ailesinin soyundan göndereceği hakkındaki planı anladığı zaman, diz çöktü ve şu sözler ile Rabbe tapındı:

(1. Samuel 7)18 ‘Ey Egemen Rab, ben kimim ki, ailem nedir ki, beni bu duruma getirdin? 19Ey Egemen Rab, sanki bu yetmezmiş gibi, kulunun soyunun geleceği hakkında da söz verdin. Ey Egemen Rab, insanlar ile hep böyle mi ilgilenirsin? 22Yücesin, ey Egemen Rab! Bir benzerin yok, senden başka Tanrı da yok! Bunu kendi kulaklarımız ile duyduk.28 Ey Egemen Rab, sen Tanrı’sın! Sözlerin gerçektir ve kuluna bu iyi sözü verdin. 29Şimdi önünde sonsuza dek sürmesi için kulunun soyunu kutsamanı diliyorum. Çünkü,  ey Egemen Rab, sen böyle söz verdin ve kulunun soyu senin kutsaman ile sonsuza dek kutlu kılınacak.”

İşte Davut soyundan gelecek olan Kral ile ilgili vaadi için Rab Tanrı’ya böyle teşekkür etti. Kutsal Yazıları bilen sizler, Tanrı’nın bu vaadin bir kısmını daha önceden zaten yerine getirmiş olduğundan haberdarsınızdır. Çünkü, Müjde’de (İncil’de) Davut’un döneminden bin yıl sonra, Tanrı’nın Davut’un, babasının sürüsünü güttüğü yerde, Beytlehem’in bazı tepelerinde sürülerini güden bazı çobanlara bir melek gönderdiğini okuduk. Rabbin meleği, çobanlara şöyle dedi: “Size bütün halkı çok sevindirecek bir haber müjdeliyorum: Bugün size, Davut’un kentinde, bir Kurtarıcı doğdu. Bu, Rab olan Mesih’tir.”  (Luka 2: 10,11) evet, Tanrı’nın, Davut’un zürriyeti aracılığı ile göndermeyi vaat ettiği Kral doğdu. Bu Kral, şu anda geri dönmüştür ve göklerdedir, dünyayı adalet ile yargılamak için geri döneceği o korkunç ve görkemli günün gelmesini bekliyor. O gün geldiği zaman, herkes Tanrı’nın Davut’a, sonsuz krallığı ile ilgili verdiği vaadin gerçek olduğunu bilecektir. O gün şöyle denecek: “Dünyanın egemenliği Rabbimizin ve Mesihinin oldu. O, sonsuzlara dek egemenlik sürecek. (Vahiy 11:15)

Bugün dersimizi burada bitirmemiz gerekiyor. Dinlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki programımızda, eğer Tanrı isterse, Kral Davut’un öyküsüne devam edeceğiz ve kulaklarımızı sızlatacak bir olay hakkında bilgi edineceğiz. Dinlediğiniz için teşekkürler…

Tanrı sizi bereketlesin. Bugün sizlerden ayrılırken, sizi Kutsal Yazılardaki şu ayet ile baş başa bırakıyoruz:

“Tanrı’nın zenginliği ne büyük, bilgeliği ve bilgisi ne derindir! Her şeyin kaynağı O’dur: her şey O’nun aracılığı ile ve O’nun için var oldu. O’na sonsuza dek yücelik olsun. Amin!” (Romalılar 11:33, 36)

49. Davut ve Bat-Şeva

Davut ve Bat-Şeva

David and Bathsheba

2. Samuel 11, 12; Mezmurlar 51, 32

Dinleyici dostlarımız, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda Davut’un nasıl İsrail kralı olduğunu gördük. Davut, Tanrı’nın Sözü’nü içtenlik ile bağrına basan adil ve merhametli bir kraldı. Ama her şeye rağmen bugün Davut hakkında işitmekten hoşlanmayacağımız bir şey okuyacağız. Davut, Tanrı’nın gözünde iğrenç olan bir şey yaptı. Komşusunun karısına göz dikti, onun ile zina yaptı ve sonra bu günahını üstünü başka bir günah ile örtmeye çalıştı. Bazılarınızın aklına şöyle bir soru gelebilir: “Böyle kötü ve korkunç bir öyküye Kutsal Yazılarda neden yer veriliyor?” Kutsal Yazılar, bu soruyu kendi sözleri ile şöyle yanıtlarlar: “Önceden ne yazıldıysa, bize öğretmek için yazıldı.”  (Romalılar 15:4) “Bu olaylar başkalarına ders olsun diye onların başına geldi; çağların sonuna ulaşmış olan bizleri uyarmak için yazıya geçirildi. Onun için ayakta sağlam durduğunu sanan, dikkat etsin, düşmesin!” (1. Korintliler 10:11,12) Tanrı, Kutsal Yazılarda, peygamberlerin işledikleri günahları gizlemez, çünkü bize değerli dersler öğretmek ister.

O zaman şimdi, Samuel’in ikinci kitabına geri döneli ve Davut’un nasıl günaha düştüğünü görelim. Kutsal Yazılar, bu kitabın on birinci bölümünde şunları bildirirler:

(2. Samuel 11) 1İlkbaharda kralların savaşa gittiği dönemde Davut kendi subayları ile birlikte Yoav’ı ve bütün İsrail ordusunu savaşa gönderdi. Onlar Ammonluları yenilgiye uğratıp Rabba Kentini kuşatırken Davut Yeruşalim’de kalıyordu. 2Bir akşamüstü Davut yatağından kalktı, sarayın damına çıkıp gezinmeye başladı. Damdan, yıkanan bir kadın gördü. Kadın çok güzeldi. 3Davut onun kim olduğunu öğrenmek için birini gönderdi. Adam, ‘Kadın, Eliam’ın kızı Hititli Uriya’nın karısı Bat-Şeva’dır’ dedi. 4Davut kadını getirmeleri için ulaklar gönderdi. Kadın Davut’un yanına geldi. Davut aybaşı kirliliğinden yeni arınmış olan kadın ile yattı. Sonra kadın evine döndü. 5Gebe kalan kadın Davut’a, ‘Gebe kaldım’ diye haber gönderdi.

Kutsal Yazılar bundan sonra Davut’un, işlediği günahı örtmek için nasıl uğraştığını yazarlar. Davut, Bat-Şeva’nın hamile kaldığını öğrenince, ordusunun komutanı Yoav’a haber yolladı ve ona, Bat-Şeva’nın kocası Uriya’yı kendisine göndermesini buyurdu. Uriya İsrail ordusunda önemli bir rütbeye sahipti. Ve böylece Yoav, Uriya’yı Davut’a gönderdi.

(2.Samuel 11) 7Uriya yanına varınca, Davut Yoav’ın, ordunun ve savaşın durumunu sordu. 8Sonra Uriya’ya, ‘Evine git, rahatına bak’ dedi. Uriya saraydan çıkıncakral ardından bir armağan gönderdi. 9Ne var ki, Uriya evine gitmedi, efendisinin bütün adamları ile birlikte sarayın kapısında uyudu. 10Davut, Uriya’nın, evine gitmediğini öğrenince, ona, ‘Yolculuktan yeni geldin, neden evine gitmedin?’ diye sordu. 11Uriya, ‘Sandık da, İsrailliler ile Yahudalılar da çardaklarda kalıyor’ diye karşılık verdi, ‘Komutanım Yoav ile efendimin adamları kırlarda konaklıyor. Bu durumda ben nasıl olur da yiyip içmek, karım ile yatmak için evime giderim? Yaşamın hakkı için, böyle bir şeyi kesinlikle yapmayacağım!’

12Bunun üzerine Davut, ‘Bugün de burada kal, yarın seni göndereceğim’ dedi. Uriya o gün de, ertesi gün de Yeruşalim’de kaldı. 13Davut, Uriya’yı çağırdı. Onu sarhoş edene dek  yedirip içirdi. Akşam olunca Uriya efendisinin adamları ile birlikte uyumak üzere yattığı yere gitti. Yine evine gitmedi. 14Sabah olunca Davut Yoav’a bir mektup yazıp Uriya aracılığı ile gönderdi. 15Mektupta şöyle yazdı: ‘Uriya’yı savaşın en şiddetli olduğu cepheye yerleştir ve yanından çekil ki, vurulup ölsün.’ 16Böylece Yoav, kenti kuşatırken, Uriya’yı, yiğit adamların bulunduğunu bildiği yere yerleştirdi. 17Kent halkı çıkıp Yoav’ın askerleri ile savaştı. Davut’un askerlerinden ölenler oldu. Hititli Uriya da ölenler arasındaydı. 18Yoav savaş ile ilgili haberleri Davut’a iletmek üzere bir ulak gönderdi: ‘Kulun Hititli Uriya da öldü’ dersin.

26Uriya’nın karısı, kocasının öldüğünü duyunca, onun için yas tuttu. 27Yas süresi geçince, Davut onu saraya getirtti. Kadın Davut’un karısı oldu ve ona bir oğul doğurdu. Ancak, Davut’un bu yaptığı Rabbin hoşuna gitmedi.

(2. Samuel 12) 1Rab Natan’ı Davut’a gönderdi. Natan Davut’un yanına gelince ona, ‘bir kentte biri zengin öbürü yoksul iki adam vardı’ dedi, 2‘Zengin adamın bir çok koyunu, sığırı vardı. 3Ama yoksul adamın satın alıp beslediği küçük bir dişi kuzudan başka bir hayvanı yoktu. Kuzu adamın yanında, çocukları ile birlikte büyüdü. Adamın yemeğinden yeri, tasından içer, koynunda uyurdu. Yoksulun kızı gibiydi. 4Derken, zengin adama bir yolcu uğradı. Adam gelen konuğa yemek hazırlamak için kendi koyunlarından, sığırlarından birini almaya kıyamadığından yoksulun kuzusunu alıp yolcuya yemek hazırladı.’

5Zengin adama çok öfkelenen Davut, Natan’a, ‘Yaşayan Rabbin adı ile derim ki, ‘Bunu yapan ölümü hak etmiştir!’ dedi. 6‘Bunu yaptığı ve acımadığı için kuzuya karşılık dört katını ödemeli.’  7Bunun üzerine Natan Davut’a, ‘O adam sensin!’  dedi, ‘İsrail’in Tanrısı Rab diyor ki, ‘Ben seni İsrail’e kral olarak meshettim ve Saul’un elinden kurtardım.8 Sana efendinin evini verdim, karılarını da koynuna verdim. İsrail ve Yahuda halkını da sana verdim. Bu az gelseydi, sana daha neler neler verirdim. 9Öyleyse neden Rabbin gözünde kötü olanı yaparak, onun sözünü küçümsedin? Hititli Uriya’yı kılıç ile öldürdün? Ammonluların kılıcı ile canına kıydın? Karısını da kendine eş olarak aldın? 10Bundan böyle, kılıç senin soyundan sonsuza dek eksik olmayacak.. Çünkü beni küçümsedin ve Hititli Uriya’nın karısını kendine eş olarak aldın.’ 11Rab şöyle diyor, ‘Sana kendi soyundan kötülük getireceğim. Senin gözünün önünde karılarını alıp bir yakınına vereceğim; güpegündüz karılarının koynuna girecek. 12Evet, sen o işi gizlice yaptın, ama ben bunu bütün İsrail halkının gözü önünde güpegündüz yapacağım!’ 13Davut, ‘Rabbe karşı günah işledim’ dedi. Natan, ‘ Rab günahını bağışladı, ölmeyeceksin’ diye karşılık verdi, 14‘Ama sen bunu yapmakla Rabbin düşmanlarının O’nu küçümsemesine neden oldun. Bu yüzden doğan çocuğun kesinlikle ölecek’ dedi. 15Bundan sonra Natan evine döndü.

Bundan sonraki bölümlerde Kutsal Yazılar bize Davut’un günahının ailesinin içinde nasıl büyük sıkıntıya ve pek çok faciaya yol açtığını bildirirler. Ama Tanrı’nın Sözü aynı zamanda şöyle der: Günahın çoğaldığı yerde, Tanrı’nın lütfu daha da çoğaldı.” (Romalılar 5:20) Böylece bugün için ayrılan zamanımızın geri kalan bölümünde, Tanrı’nın Davut’a nasıl lütuf gösterdiğini ve onun tüm günahlarını nasıl bağışladığını göreceğiz.

Tanrı Davut’un günahlarını neden bağışladı? Natan Davut’a, ‘O adam sensin’ dediği zaman, Davut’un ona nasıl karşılık verdiğini duydunuz mu? Tanrı’nın peygamberi Natan, İsrail’in büyük kralına böyle bir şeyi söyleyecek cesarete sahipti. Davut Natan’a nasıl karşılık verdi? Natan’ı hapse atı mı, ya da pek çok kralın büyük olasılıkla yapabileceği gibi onu öldürdü mü? Hayır, Davut bunları yapmadı. Davut, günahlarından, ‘Bunu Tanrı istedi!’ ya da ‘Tanrı iyidir, belki işlediğim sevaplar nedeni ile günahlarımı siler’ diyerek günahlarını aklamaya çalıştı mı? Davut’un Natan’a verdiği yanıt bu muydu? Hayır, ona böyle bir yanıt vermedi. O zaman Davut nasıl karşılık verdi? Davut, ‘Günah işledim!’ Rabbe karşı günah işledim!’ dedi.

Davut’un, Tanrı’nın önünde günahını nasıl itiraf ettiğini daha iyi anlamak için Davut’un, peygamber Natan kendisini Bat-Şeva ile işlediği günahtan dolayı azarladıktan sonra, Mezmurlar’da neler yazdığını okumamız gerekir. Elli birinci Mezmur’da Davut şöyle yazdı:

(Mezmur 51) 1Ey Tanrı, lütfet bana sevgin uğruna. Sil isyanlarımı, sınırsız merhametin uğruna. 2Tümü ile yıka beni suçumdan, arıt beni günahımdan. 3Çünkü biliyorum isyanlarımı, Günahım sürekli karşımda. 4Sana karşı, yalnız sana karşı günah işledim. Senin gözünde kötü olanı yaptım. Öyle ki, konuşurken haklı, yargılarken adil olasın. 5Nitekim suç içinde doğdum ben, günah içinde annem bana hamile kaldı. 6Madem sen gönülde sadakat istiyorsun, bilgelik öğret bana yüreğimin derinliklerinde.7 Beni mercanköşkotu ile arıt, paklanayım. Yıka beni, kardan beyaz olayım. 10Ey Tanrı, temiz bir yürek yarat, yeniden kararlı bir ruh var et içimde. Senin kabul ettiğin kurban alçakgönüllü bir ruhtur, alçakgönüllü ve pişman bir yüreği hor görmezsin, ey Tanrı.’

Davut, bu şekilde tövbe etti. Günahından dolayı büyük yas tuttu. Tanrı’nın önünde alçakgönüllü ve pişman bir yüreğe sahipti. Davut bir dine sahip olan, ama her gün günah işlemeye devam eden kişiler gibi değildi.  Davut’un günah çukuruna düştüğü doğruydu, ama onun içinde yaşayamazdı, çünkü Davut Tanrı’yı seviyordu ve O’nun, “Işık olduğunu, O’nda hiç bir karanlığın bulunmadığını” biliyordu (1.Yuhanna 1:5)

Davut tövbe ettikten sonra, Tanrı ona peygamber Natan’ın ağzı aracılığı ile ne söyledi? Tanrı, Davut’a,’Haydi şimdi git ve biraz sevap işle, ben de günahlarını sileyim!’ dedi mi? Hayır, Tanrı böyle söylemedi. Natan, Davut’a yalnızca şöyle dedi: “Tanrı günahını bağışladı, ölmeyeceksin.”

Bu olaydan sonra Davut, yazdığı Mezmurlarda Tanrı’nın, sevaplarını göze almaksızın bağışlamış olduğu kişiyi, mutlu kişi olarak tanımladı. Davut şunları yazdı: “Ne mutlu isyanı bağışlanan, günahı örtülen insana! Suçu Rab tarafından sayılmayan, ruhunda hile bulunmayan insana ne mutlu!” (Mezmur 32:1,2; Romalılar 4:7,8) Evet,Tanrı Davut’u affetti ve onu doğru saydı! Bu ifade, Tanrı’nın, Davut’un işlediği günahın kötü sonuçlarını ortadan kaldırdığı anlamına gelmez. Yargı günü’nde Tanrı’nın, Davut’un günahlarını hatırlamayacağı anlamına gelir. Tanrı, Davut’un tüm günahlarını Kitabından sildi.

Tanrı böyle bir şeyi nasıl yapabildi? Tanrı hem Davut’un tüm günahlarını bağışladı, hem de adil bir yargıç olarak kalabildi? Bu nasıl mümkün olabilir? Tanrı, Davut’un yaptığı tüm kötülükleri sanki hiç bir şey olmamış gibi unutabilir miydi? Hayır! Tanrı adil bir yargıçtır ve Adem’in çocuklarının günahlarını görmezden gelemez. O zaman Tanrı Davut’u bağışlayabildiyse, nasıl hala adil kalmış olabilirdi?

Davut’un, günahının farkına vardıktan sonra Tanrı’ya hangi sözler ile dua ettiğini hatırlıyor musunuz?  Şöyle dua etmişti: “Tümü ile yıka beni suçumdan, arıt beni günahımdan. Beni mercanköşkotu ile arıt, paklanayım, yıka beni, kardan beyaz olayım.” (Mezmur 51:2, 7) Tanrı İsraillilere kurbanların kanını serpmeleri için mercanköşkotu bitkisinin dallarını kullanmalarını buyurmuştu. Serpilen kan, günahların bedeli olarak kanını dökmeye ve kendi isteği ile ölmeye razı olan gelecek Kurtarıcıyı temsil ediyordu.

Tanrı, Davut’un günahlarını bağışlayabilirdi, çünkü Davut tövbe etmişti (günahtan Tanrı’ya dönüş yapmıştı). Aynı zamanda Tanrı’nın gelecek olan Kurtarıcının tamamlayacağı iş aracılığı ile onu temizleyecek olan gücüne inanmıştı. Davut, Tanrı’ya şöyle bir dua sunmuş olabilirdi: “Ey Tanrım, İşlediğim günah için pişmanım ve senden beni bağışlamanı istiyorum. Günahlarımı bağışlayabileceğini biliyorum, çünkü bir gün günahsız Kurtarıcıyı göndereceğini ve O’nun benim günahımın cezasını ilk ve son kez olarak üstleneceğini biliyorum. Bu nedenle ey Rab, ben günahkara merhamet et! Beni kutsal Kurtarıcının kanında yıka ve tertemiz olayım!”

Tanrı, lütfu aracılığı ile Davut’un tüm günahlarını bağışladı mı? Tanrı, Davut’un yüreğini temizleyerek onu doğru saydı mı? Evet, temizledi ve doğru saydı. Tanrı, bunu neye dayanarak yaptı? Tanrı, Davut’u bağışladı, çünkü Davut, Tanrı’nın önündeki günahlı konumunu itiraf etti ve gelecek olan ve günahın cezasını üstlenecek olan Kurtarıcı ile ilgili Tanrı vaadine inandı. Davut’un sevinebilmesinin nedeni, Tanrı’nın vaatlerine duyduğu imandı ve Mezmurlarında bu sevincini dile getirdi: “Ne mutlu isyanı bağışlanan, günahı örtülen insana! Suçu Rab tarafından sayılmayan, ruhunda hile bulunmayan insana ne mutlu!” (Mezmur 32:1, 2)

Dostlar, dinlediğiniz için teşekkürler. Bundan sonraki iki dersimizde, Tanrı isterse, Tanrı’nın günahlarımızı sonsuza kadar bağışlayabilmesi için cezamızı üstlenecek olan Kurtarıcı ile ilgili olarak peygamber Davut’un yaptığı tanıklığı görmek için Mezmurlar kutsal kitabına bakacağız.

Siz, Davut’un Mezmurlarda yazmış olduğu Tanrı’nın en büyük bereketlerinden biri hakkında düşünürken, Tanrı da sizi kutsasın:

Ne mutlu isyanı bağışlanan, günahı örtülen insana! Suçu Rab tarafından sayılmayan, ruhunda hile bulunmayan insana ne mutlu!” (Mezmur 32:1, 2)

50. Peygamber Davut ve Mesih

Peygamber Davut ve Mesih

The Prophet Davıd and the Messıah

Mezmurlar 1, 2

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dört derste peygamber Davut’un öyküsünü inceliyoruz. Davut’un bir çoban olduğunu, lir çaldığını, ilahi yazarlığı yaptığını, Tanrı Sözü’nü öğrendiğini, savaşta kahraman olduğunu, ve aynı zamanda İsrail’in kralı ve Tanrı’nın peygamberlerinden biri olduğunu gördük. Son dersimizde, Davut’un bir günahkar olduğunu da öğrendik; Tanrı’nın hiç hoşuna gitmeyen bir şey yaptı. Ama her şeye rağmen aynı zamanda Tanrı’nın Davut’un günahlarını bağışladığını da okuduk, çünkü Davut pişman olmuş bir yürek ile günahlarından gerçekten dönüş yaptı ve dünyadaki tüm insanların günahlarının cezasını çekmek üzere dünyaya gelecek olan Kurtarıcı ile ilgili vaadine inandı.

Bugün Kutsal Yazıların tam orta yerinde bulunan harika kitap üzerinde düşünmeyi planlıyoruz. Bu kitabın adını biliyor musunuz? Evet, bu kitabın adı Mezmurlar (Zebur). Mezmurlar kitabı, yüz elli bölüm ya da ilahi içerir. Tanrı, yüzlerce yıllık bir dönem içinde Musa, Süleyman, Asaf ve Korah’ın oğulları dahil olmak üzere çeşitli peygamberleri Mezmurları yazmaları için kullandı. Ama yine de Davut, diğer peygamberlerden daha çok Mezmur yazdı. Bugün Mezmurlar kitabının ilk iki ilahisine (ya da bölümüne) odaklanacağız.

İlk ilahi bize, dünyada bulunan iki sınıf insandan söz eder: doğruluk yolunda yürüyenler ve kötülük yolunda yürüyenler. İlk Mezmurda şunlar yazılıdır:

(Mezmur 1) 1Ne mutlu o insana ki, kötülerin öğüdü ile yürümez, günahkarların yolunda durmaz. Alaycıların arasında oturmaz. 2Ancak zevkini Rabbin Yasasından alır ve gece gündüz onun üzerinde derin derin düşünür. 3Böylesi akarsu kıyılarına dikilmiş ağaca benzer, meyvesini mevsiminde verir, yaprağı hiç solmaz. Yaptığı her işi başarır.4 Kötüler böyle değil, rüzgarın savurduğu saman çöpüne benzerler.

5Bu yüzden yargılanınca aklanamaz, doğrular topluluğunda yer bulamaz günahkarlar.6 Çünkü Rab doğruların yolunu gözetir, kötülerin yolu ise ölüme götürür.

Bu mezmurda, bereketlenenlerin yolunu ve mahvolmakta olanların yolunu görüyoruz. Herkes bereketlenmek ister. Mahvolmayı hiç kimse istemez. Tanrı herkesin bereketlenmesini ister. Ama bunun için Tanrı’nın ön gördüğü bereket yolundan yürümeniz gerekir. Bereket yolu nedir? Mezmurların bu ilk iki ilahisi bereket yolunu iki düşünce ile özetler: Birinci düşünce, Tanrı’nın Sözü ile alay edenlerin yolunu izlemeyin. İkinci düşünce, Tanrı’nın ön gördüğü kurtuluş yolunu anlama, ona inanma ve onu kabul etme hedefi ile Tanrı’nın Sözü üzerinde derin derin düşünün.

Eğer Tanrı’nın doğruluk yoluna inanır ve onu izlerseniz, Kutsal Yazılar, sizin akarsu kıyılarına dikilmiş ağaçlara benzeyeceğinizi söylerler. Yaşamınız Tanrı’nın Kendisinde temellenecek, sevgi, sevinç ve esenlik gibi meyveleri mevsiminde vereceksiniz. Ama eğer Tanrı’nın doğruluk yolunu izlemezseniz, rüzgarın savurduğu saman çöpüne benzeyerek savrulacaksınız.

Şimdi Mezmurlardaki ikinci ilahiye geçelim. Bu bölümde Tanrı, Davut’a, dünyaya gelecek olan Kurtarıcı hakkında yazması için esin verdi. Tanrı’nın bize peygamberi Davut’un kalemi aracılığı ile verdiği mesajı dikkatle dinleyelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mezmur 2) 1Nedir uluslar arasındaki bu kargaşa? Neden boş düzenler kurar bu halklar? 2Dünyanın kralları saf bağlıyor, hükümdarlar birleşiyor Rabbe ve meshettiği krala karşı. 3‘Koparalım onların kayışlarını’ diyorlar,’Atalım üzerimizden bağlarını.’ 4Göklerde oturan Rab gülüyor, onlar ile eğleniyor. 5Sonra öfke ile uyarıyor onları. Gazabı ile dehşete düşürüyor 6ve ‘Ben kralımı kutsal dağım Siyon’a oturttum’ diyor. 7Rabbin bildirisini ilan edeceğim; Bana ‘Sen benim oğlumsun’ dedi, ‘Bugün ben sana baba oldum. 8Dile benden, miras olarak sana ulusları, mülk olarak yeryüzünün dört bucağını vereyim. 9Demir çomak ile kıracaksın onları, çömlek gibi parçalayacaksın.’ 10Ey krallar, akıllı olun! Ey dünya önderleri, ders alın! 11Rabbe korku ile hizmet edin, titreyerek sevinin. 12Oğlu öpün ki öfkelenmesin, yoksa izlediğiniz yolda mahvolursunuz. Çünkü öfkesi bir anda alevleniverir, ne mutlu O’na sığınanlara!’

Rab Tanrı’nın Mezmurların ikinci bölümünde neyi ilan ettiğini anlıyor musunuz? Bu nokta çok önemlidir! Tanrı, bu ilahide, Adem’in çocuklarına kurtuluş getirmek için dünyaya gelecek olan Kurtarıcının üç harika adını duyuruyor. Bu üç adı duydunuz mu? Mesih, Kral ve Oğul. Tanrı’nın, dünyanın Kurtarıcısına işaret ettiği bu üç ad hakkında biraz düşünelim.

1) Tanrı’nın, Kurtarıcıyı önce “Mesih” olarak çağırdığını görüyoruz. Mesih İbranice bir sözcüktür ve Tanrı’nın seçtiği Kişi (Meshedilmiş Olan) anlamına gelir. Tanrı, Mesih adı ile Adem’in çocuklarına, dünyaya gelecek olan Kurtarıcıya herkesin inanması ve O’nu kabul etmesi gerektiğini ilan ediyor, çünkü O, Tanrı’nın Kendisinin dünyanın Kurtarıcısı ve Yargıcı olarak seçtiği Kişi’dir. Ama yine de bu ilahinin ilk üç ayetinde Tanrı, Adem’in çocuklarının çoğunun Tanrı’nın dünyaya göndereceği Mesih’i reddedeceklerini önceden bildirdi. Bu ayetleri tekrar okuyalım.

“Nedir uluslar arasındaki bu kargaşa? Neden boş düzenler kurar bu halklar? Dünyanın kraları saf bağlıyor, hükümdarlar birleşiyor Rabbe ve meshettiği krala karşı. ‘Koparalım onların kayışlarını’ diyorlar, ‘Atalım üzerlerimizden bağlarını’.”  (Mezmur 2:1-3)

Dünya halkları Tanrı’nın gönderdiği Mesih’i kabul etmeyi neden reddedeceklerdi? Dünya halkları Mesih’i reddedeceklerdi, çünkü O, günah ile lekelenmemiş kutsal bir kişi olacaktı ve Kutsal Yazılar bize “kötülük yapan herkesin ışıktan nefret etiğini ve yaptıkları açığa çıkmasın diye ışığa yaklaşmadığını” bildirirler. (Yuhanna 3:20) Böylece Tanrı dünyanın Kurtarıcısı ve Yargıcı olarak seçmiş olduğu kutsal İnsanı mahvetmeyi denemek için Yahudilerin ve dünya uluslarının nasıl birlikte işbirliği yapacaklarını bu ayetlerde önceden bildiriyordu. Ama Tanrı, kötü insanların yapmaya çalışacakları her şeyden haberdardı. Tanrı, insanların kötü planlarını Kendisinin günahkarları kurtarmak için yaptığı adil planını yerine getirmek için kullanmayı tasarladı. Okuduğumuz şu satırların yazılış nedenleri budur: “Göklerde oturan Rab gülüyor, onlar ile eğleniyor.” (Mezmur 2:4)Bu bölümde Tanrı’nın, Kurtarıcıya verdiği ilk adın Mesih olduğunu görüyoruz. İbranice Mesih sözcüğünün Grekçe Hristos sözcüğü ile aynı anlamı taşıdığını bilmek sizin için ilginç olabilir. Her ikisi de “Tanrı’nın seçmiş olduğu Kişi” anlamına gelir.

2) İkinci ad, “Kral” dır. Mesih, aynı zamanda Kral’dır. Bu isim aracılığı ile Tanrı herkesin Mesih’in sonunda insanların çoğu O’nu reddetse bile, dünyanın Yargıcı ve Egemeni olacağını bilmesini ister. Büyük Yargı Gününde herkes O’nun önünde diz çökecektir, çünkü O, Tanrı tarafından kralların Kralı ve rablerin Rabbi olması için seçmiş olduğu Kişi’dir. Sonunda Mesih ya Kurtarıcınız ya da Yargıcınız olacaktır. Çünkü sizin hoşunuza gitse de gitmese de, O, Tanrı tarafından sonsuza kadar egemenlik sürmesi için seçilmiş Kral’dır!

3 Bu bölümde Tanrı’nın Mesih’e verdiği üçüncü bir ad daha duyduk. Bu üçüncü isim, üzerinde dikkatle düşünmemiz gereken bir addır. “Oğul!” Bu adın anlamını açıklamadan önce belki de Davut’un Mezmurlarda yazdığı her şeyin Tanrı’nın ona verdiği bilgelik ile yazdığını hatırlamamız gerektiğidir. Aynı zamanda hatırlamamız gereken bir başka şey daha var: PeygamberlerinYazılarında bazen anlaşılması zor olan şeyler vardır, ama bu durum onların doğru olmalarını engellemez. Tanrı, Sözü’nde bizleri şöyle uyarır: “(Kutsal Yazılarda) güç anlaşılan bazı yerler var ki, bilgisiz ve kararsız kişiler, bunları çarpıtarak kendi yıkımlarını hazırlıyorlar.”  (2. Petrus 3:16) Bilgisizlik korkunç bir şeydir, özellikle Mesih hakkındaki bilgisizlik, çünkü tanrı O’nu Adem’in çocuklarını yıkımdan kurtarması için seçmiştir. Bir Wolof atasözü, bu durumu çok iyi açıklar: “Siz bilgisizliğinizin farkına varmadan önce, o sizi öldürecektir.” Tanrı’nın, Mesih’e verdiği bu üçüncü isim hakkında düşünürken, bu düşünceyi de aklımızda tutalım.

Şimdi ikinci Mezmura geri dönelim. Yedinci ayette Mesih’in şöyle dediğini okuduk: “Rabbin bildirisini ilan edeceğim: Bana, ‘Sen benim oğlumsun’ dedi, ‘Bugün ben sana baba oldum.’ (Mezmur 2:7) Rabbin, Mesih’e ne söylediğini işittiniz mi? “Sen benim oğlumsun .. ben sana baba oldum.” Tanrı’nın, Mesih’e neden “Oğlum” dediğini biliyor musunuz? Bu adın ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Hepinizin bu adın ne anlama gelmediğini bildiğinizi umuyoruz. Tanrı’nın, bir çocuk sahibi olmak için bir eş aldığı anlamına gelmez. Asla! Böyle bir düşünce küfürdür! Tanrı ruhtur ve bir insanın sahip olduğu şekilde bir oğula sahip olmaz.

O zaman Tanrı Mesih’e neden, ‘Sen benim oğlumsun’ dedi? Tanrı’ya teşekkür edebiliriz, çünkü Rab Tanrı’nın Kendisi bize bunun nedenini söyledi. Bugün bu konunun ayrıntılarına inecek kadar zamanımız yok, ama size Peygamberlerin Yazılarından Tanrı’nın, Mesih’i neden Oğlu olarak adlandırdığına dair üç neden (düşünce) verebiliriz.

Birincisi, Tanrı’nın, Mesih’i Oğlu olarak adlandırdığını bilmeniz gerekir, çünkü Mesih yukardan; göklerden geldi. Peygamberlerin Yazılarına inanan herkes, Mesih’in bir insandan değil, Tanrı’dan geldiğini bilir. Bildiğiniz gibi, Mesih’in yersel bir babası yoktu. Yersel var oluşu Davut’un soyu aracılığı ile oldu, çünkü Mesih, kral Davut’un akrabası olan bakire bir kadından doğdu. Ama Mesih, Baba tarafından eşsiz bir şekilde Tanrı’nın Ruhu’ndan geliyordu. Tanrı bu nedenle O’na bu sözleri söyleyebildi: Sen benim oğlumsun. Bugün ben sana baba oldum!

İkinci neden: Tanrı, Mesih’i Oğlu olarak adlandırdı, çünkü Kutsal Yazılar Tanrı’nın ve Mesih’in aynı kutsal karakteri paylaştıklarını yazarlar. Baba nasılsa, Oğul da aynıdır. Vaat edilen Kurtarıcının, aynı Tanrı gibi saf ve kutsal olması gerekiyordu. Bu konuya şimdi devam edemiyoruz, ama Müjde (İncil) kayıtlarına geldiğimiz zaman, Mesih’in Adem’in çocukları gibi günah ile lekelenmemiş olduğunu göreceğiz. Görmüş olduğumuz gibi, peygamberlerin en büyüğü bile günah işledi. Ama Mesih hiç bir zaman günah işlemedi! O, her zaman Tanrı’nın isteğini yerine getirdi. Mesih’in günahsız olması gerekliydi, çünkü dünyaya günahkarları günahlarından kurtarmak için geldi. Büyük borçları olan kişiler diğer insanların borçlarını ödeyebilirler mi? Hayır, ödeyemezler! Kutsal Yazılar, O’nun, “kutsal, suçsuz, lekesiz, günahkarlardan ayrılmış ve göklerden daha yücelere çıkarılmış” olduğunu yazarlar (İbraniler 7:26) Evet, Kurtarıcı, O’nu gönderen Tanrı gibi kutsaldı.

Üçüncü: Tanrı, bu nedenle O’nu Oğlu olarak adlandırmaktan utanmadı. Daha önce İbrahim’e “Tanrı’nın dostu” dendiğini gördük. Peygamber Musa, “Tanrı adamı” olarak adlandırıldı. Tanrı Davut hakkında şöyle konuştu: “Kendi yüreğime göre bir adam buldum.” Ancak Tanrı, hangi peygambere, ‘Sen benim oğlumsun. Bugün ben sana baba oldum’ dedi? Böyle bir ad yalnızca Mesih’e verilebilirdi, çünkü yukardan gelen tek Kişi, bir bakireden doğan ve günah tarafından lekelenmemiş olan Mesih’ti.

Bugün, programımızı dinlemekte olan siz, Tanrı’nın, Oğlu olarak adlandırdığı Kral’ı, Mesih’i tanıyor musunuz? Tanrı, herkesin O’nu tanımasını, O’na inanmasını ve O’nu kabul etmesini ister. Peygamber Davut’un bu bölümü şu sözler ile bitirmesinin nedeni budur:

“Bu nedenle, ey krallar, akıllı olun; ders alın. Rabbe korku ile hizmet edin, titreyerek sevinin. Oğul’u öpün ki, öfkelenmesin, yoksa izlediğiniz yolda mahvolursunuz, çünkü öfkesi bir anda alevleniverir. Ne mutlu O’na sığınanlara! (Mezmur 2:10-12)

Bugünkü programımıza burada son vermemiz gerekiyor. Bir sonraki derste Tanrı’nın isteği ile peygamber Davut’un Mezmurlar kitabında yazdığı bir başka büyük ilahi üzerinde derin derin düşüneceğiz.

Siz, peygamber Davut’un Mezmurlardaki sözleri üzerinde ciddi bir şekilde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin.

“Akıllı olun; ders alın. … Rabbe korku ile hizmet edin ve titreyerek sevinin. Oğul’u öpün ki, öfkelenmesin, yoksa izlediğiniz yolda mahvolursunuz, çünkü öfkesi bir anda alevleniverir. Ne mutlu O’na sığınanlara!” (Mezmur 2: 10-12)

51. Mezmurlardan Bir Başka Örnek

Mezmurlardan Bir Başka Örnek

More From the Psalms

Mezmur 22

Size esenlik olsun, dinleyici dostlar.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dersimizde, Mezmurlar Kitabının (Zebur) ilk iki bölümünü inceledik. Yayınımızda Mezmurların her bölümünü okumak ve üzerinde konuşmak için zaman ayırabilme imkanımız olsa çok iyi olurdu. Ama Mezmurlar kitabında yüz elli bölüm bulunduğundan bunu yapmamız mümkün olamıyor. Ancak yine de, Mezmurlar kitabını incelemeye son vermeden önce, Tanrı’nın, Davut’un zihnine yerleştirdiği bir başka ilahi üzerinde çalışma yapmak istiyoruz.: bölüm yirmi iki. Bu bölüm büyük önem taşır, çünkü bu bölüm, Mesih’in Adem’in tüm çocukları için günah borcunu ödesin diye nasıl büyük acılar çekerek öleceğini önceden bildirir. Bu bölümde Mesih’in geleceğini bin yıl önceden bildiren Davut, Mesih’in öleceği günde meydana gelecek olan yaklaşık otuz olay ile ilgili peygamberlikte bulunur. Mesih’in öyküsünü içeren Müjde’yi (İncil) okuduğumuz zaman, her şeyin Tanrı’nın peygamberi Davut’un önceden tam olarak bildirdiği gibi gerçekleştiğini göreceğiz. Böylelikle bu ilahinin insan zihninden değil, Tanrı’nın zihninden ortaya çıktığından emin olabiliriz. Geleceği böylesine kesin ayrıntılar ile ancak Tanrı önceden bildirebilir.

Şimdi peygamber Davut’un yirmi ikinci Mezmurda neler yazdığına kulak verelim. Bu bölümde Davut, Mesih’in, günahın bedeli olarak kanını dökeceği günde O’nun zihninden geçen düşünceleri kaleme aldı. Davut şunları yazdı:

(Mezmur 22) 1Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin? Niçin bana yardım etmekten, haykırışıma kulak vermekten uzak duruyorsun? 3Oysa sen kutsalsın. İsrail’in övgüleri üzerine taht kuran sensin. 6Ama ben, insan değil, toprak kurduyum. İnsanlar beni küçümsüyor, halk hor görüyor. 14Su gibi dökülüyorum, bütün kemiklerim oynaklarından çıkıyor. Yüreğim balmumu gibi içimde eriyor. 15Gücüm çömlek parçası gibi kurudu, dilim damağıma yapışıyor. Beni ölüm toprağına yatırdın. 16Köpekler kuşatıyor beni, kötüler sürüsü çevremi sarıyor. Ellerimi, ayaklarımı deliyorlar.

Burada kısa bir süre için duralım. Peygamber Davut’un, Mesih hakkında yazdıklarını kavradınız mı? Mesih dünyaya gelmeden bin yıl önce Davut şöyle yazar: “Kötüler sürüsü çevremi sarıyor, ellerimi, ayaklarımı deliyorlar. Davut, bu sözleri ile Adem’in çocuklarının Mesih’i bir çarmıha çivileyerek O’nun ellerini ve ayaklarını nasıl çivileyeceklerini önceden bildirdi. Peygamber Davut Mezmurlarda neden kötü insanların Mesih’in ellerini ve ayaklarını nasıl deleceklerini yazdı? Mesih’in neden böyle derin acılar ile dolu bir ölüm ile ölmesi gerekti? Tanrı, neden gönderdiği kutsal Kurtarıcının insanlar tarafından öldürülmesine izin verdi?

Tanrı Sözü, bize bu soruların yanıtlarını verir. Kurtarıcının bizim yerimize geçebilmesi ve Tanrı’nın cezasını bizim adımıza çekebilmesi için işkence görerek acılar çekmesi ve böylesine korkunç bir ölüm ile ölmesi gerekliydi. Günahın ücreti ölüm ve cehennemde sonsuz yargı olduğu için günahımız nedeni ile bizim hak ettiğimiz cehennem işkencelerini tatması gerekiyordu. Tanrı, lütfederek, günah tarafından lekelenmemiş olan Kurtarıcıyı göndermeyi planladı, öyle ki O, kendi özgür iradesi ile “herkes için ölümü tadabilsin.” (İbraniler 2:9) Tanrı, Adem’in çocuklarına, adaletinden ödün vermeden ancak bu şekilde bir günahtan bağışlanma yolu ve sonsuz yaşama kavuşmalarını sağlayacak bir kapı açabilirdi! Günahlarımızın cezasını Mesih ödeyecekti. Doğru Mesih’in ölümü, adil olan Tanrı’nın O’na inanan herkesi doğru sayabilmesini sağladı.

Peygamber Davut’un, Mesih’in ölümü ile ilgili yazdıkları gerçekten şaşırtıcıdır. Bir düşünün! Davut, Mesih’in doğumundan bin yıl önce Mesih’in, çivileneceği çarmıhta çekeceği büyük acıları ayrıntıları ile yazdı. Belki de anlamamız ve hatırlamamız gereken şey şudur: Bir insanı bir çarmıha çivilemeyi icat eden Romalılar’dır – bu acı veren ölüm şekli çarmıha germe olarak adlandırılır. Ancak Davut Mezmurlarda bu konu hakkında yazdığı zamanlarda, Roma ulusu henüz ortada yoktu ve hiç kimse bir insanı bu şekilde, yani çarmıha gererek öldürme konusunda herhangi bir bilgiye de sahip değildi. Tanrı, tüm bunlara rağmen, Mesih’in çarmıhtaki ölümü hakkındaki mesajı Davut’un zihnine yerleştirdi ve ona Mezmurlarda bu konu hakkında yazması için esin verdi. Öyle ki, bizler Mesih’in çarmıhtaki ölümünün Tanrı’nın bizi günahımızın cezasından kurtarmak için yapmış olduğu plan olduğunu kesinlikle bilebilelim!

Bu bölümde yer alan gerçek kusursuz bir aşikarlığa sahiptir. Ve bizlerin bu aşikar gerçeğe dikkat etmemiz gerekir. Ama yine de Tanrı’nın bu aşikar mesajını herkes kabul etmez. Bu güne kadar bazı kişiler Tanrı’nın peygamberi Davut’un Mesih’in çarmıhtaki ölümü hakkında Mezmurlarda yazdığı bu gerçek konusunda çelişkilere düşmüşlerdir. Bu kişiler şöyle derler: “Tanrı,  Mesih’in böyle utanç ve acı veren bir ölüm ile ölmesine izin vermezdi!” Ancak bunu söyleyen kişiler Peygamberlerin Kutsal Yazılarından ve Tanrı’nın, günahkarları kurtarma planından haberleri olmayan kişilerdir. Sevgili dinleyici dostlar, Tanrı’nın kurtuluş yolu hakkında bilgi edinmeye özen gösterin. Wolof bilgeliği ile yazılmış bir atasözü şöyle der: “Siz bilgisizliğinizin farkına varmadan önce, o sizi öldürecektir.”  Ve Tanrı Sözü şöyle der: “Bu denli büyük kurtuluşu görmezlikten gelirsek nasıl kurtulabiliriz? (İbraniler 2:3) “Çarmıh ile ilgili bildiri, mahva gidenler için saçmalık, biz kurtulmakta olanlar için ise, Tanrı’nın gücüdür.” (1. Korintliler 1:18)

Şimdi Davut’un, Mesih’in çarmıhtaki ölümü ile ilgili koşullar hakkında neler yazdığına daha yakından bakalım. Mesih’in neler söylediğini dinleyelim:

(Mezmur 22) 1Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin? Niçin bana yardım etmekten, haykırışıma kulak vermekten uzak duruyorsun? 7Beni gören herkes alay ediyor; sırıtıp baş sallayarak diyorlar ki, ‘Sırtını Rabbe dayadı, kurtarsın bakalım O’nu, madem O’nu seviyor, o zaman yardım etsin! 14Su gibi dökülüyorum, bütün kemiklerim oynaklarından çıkıyor. 15Gücüm çömlek parçası gibi kurudu, dilim damağıma yapışıyor. Beni ölüm toprağına yatırdın. 16Köpekler kuşatıyor beni, kötüler sürüsü çevremi sarıyor. Ellerimi, ayaklarımı deliyorlar. 17Bütün kemiklerimi sayar oldum, gözlerini dikmiş, bana bakıyorlar. 18Giysilerimi aralarında paylaşıyor, elbisem için kura çekiyorlar.

Bu sözler ile Davut, insanların, Mesih’i çarmıha çiviledikten sonra O’na hakaret edeceklerini, O’nun ile alay edeceklerini ve O’na bakarak, giysilerini aralarında pay edeceklerini, giysileri için kura çekeceklerini önceden bildirdi. Davut’un bu yazdıkları bin yıl sonra harfiyen yerine geldi. Müjde’de (İncil) Mesih’in ölümü hakkında yazılmış olanlara kulak verin. Kutsal Yazılar şöyle diyor:

“Askerler O’nu çarmıha gerdikten sonra, kura çekerek giysilerini aralarında paylaştılar. Sonra oturup yanında nöbet tuttular. Oradan geçenler başlarını sallayıp İsa’ya sövüyor, ‘Hani sen tapınağı yıkıp üç günde yeniden kuracaktın? Haydi, kurtar kendini! ‘Tanrı’nın Oğlu isen çarmıhtan in!’ diyorlardı. Başkahinler, din bilginleri, ve ileri gelenler de aynı şekilde O’nun ile alay ederek, ‘Başkalarını kurtardı, kendini kurtaramıyor’ diyorlardı. ‘İsrail’in kralı imiş! Şimdi çarmıhtan aşağı insin de O’na iman edelim. Tanrı’ya güveniyordu; Tanrı O’nu seviyorsa, kurtarsın bakalım! Çünkü, ‘Ben Tanrı’nın Oğlu’yum’ demişti.” (Matta 27: 35, 36, 39-43)

Böylece Müjdelerde, Tanrı peygamberi Davut’un sözlerinin nasıl yerine geldikleri kaydedilmiştir.

Bugün aynı zamanda Davut’un, Mesih’in susayacağını ve bedeninde, canının ve ruhunun derinliklerinde büyük acı çekeceğini de önceden bildirdiğini okuduk. Mesih’in Mezmurun ilk ayetinde şu sözler ile feryat edişinin nedeni de budur: “Tanrım, Tanrım, neden beni terk ettin?” Müjde’yi çalıştığımız zaman, olayların aynen Davut’un bu Mezmurda bildirmiş olduğu gibi gerçekleştiğini göreceğiz. Mesih, çarmıhtayken, neden: “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” sözleri ile haykırdı? Çünkü Tanrı, “Kutsal Olan’dır” (Mezmur 22:3). Ve günahı hoş göremez. Tanrı, çarmıha çivilenen Mesih’e sırtını dönmek ve O’ndan ayrılmak zorunda kaldı. Çünkü Tanrı, tüm günahlarımızın cezasını O’nun üzerine koydu. Bundan dolayı Kutsal Yazılar şöyle der: “Tanrı, günahı bilmeyen Mesih’i bizim için günah sunusu yaptı.” (2. Korintliler 5:21)

Tanrı’ya övgüler olsun, çünkü peygamber Davut’un, Mezmurlarda önceden bildirdiği başka bir şey daha vardır – çok ama çok iyi bir haber! Davut, on altıncı bölümde Mesih hakkında şu sözleri yazdı: “Çünkü sen beni ölüler diyarına terk etmezsin, sadık kulunun çürümesine izin vermezsin. Yaşam yolunu bana bildirirsin.” (Mezmur 16:10, 11) Davut bu şekilde Tanrı’nın Mesih’i mezardan nasıl dirilteceğini planladığını önceden bildirdi. Öyle ki,O’na inanan herkes Tanrı’nın kutsal huzurunda O’nun ile birlikte sonsuza kadar yaşayabilsin! Böylece Müjde (İncil) şunu ilan eder: “Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi!” (1. Korintliler 15:3, 4)

Davut, aynı zamanda Mesih ölümden dirildikten sonra Tanrı’nın O’nu göğe yükselteceğini ve O’nu, yeryüzündeki halkı yargılamak için geri dönünceye kadar Sağında oturtacağını da önceden bildirdi. Davut, Mezmurların yüz onuncu bölümünde şunları yazdı: “Rab Rabbime: ‘Ben düşmanlarını ayaklarının altına serinceye kadar Sağımda otur’ diyor.  (Mezmur 110: 1)

Davut, yirmi ikinci bölümün sonunda şöyle yazar:

(Mezmur 22) 27Yeryüzünün dört bucağı anımsayıp Rabbe dönecek, ulusların bütün soyları O’nun önünde yere kapanacak. 30Gelecek kuşaklar O’na kulluk edecek, Rab yeni kuşaklara anlatılacak. 31O’nun kurtarışını, ‘Rab yaptı bunları’ diyerek, henüz doğmamış bir halka duyuracaklar.”

Bu Mezmur, şu sözler ile son bulur: “Rab yaptı bunları!”  Mesih ne yapacaktı?  Tüm günahkarların yerine geçerek ölecekti. O, Tanrı’nın Adem ve Havva’ya kendilerini ve soylarını günahın cezasından kurtaracak olan Kurtarıcı ile ilgili vermiş olduğu tüm sözleri yerine getirecekti. Mesih, nihai kurban olarak ölecekti. Mesih, çarmıhtaki ölümü aracılığı ile günahkarlardan daha önceki dönemlerde talep ettiği sembolik hayvan kurbanlarını yerine getirecek ve onları ortadan kaldıracaktı. İbrahim’in oğlunun yerine ölen koç gibi Kurtarıcı da nihai ve mükemmel kurban olarak günahkarların yerine geçerek ölecekti – tüm günahkarlar için – sonsuza kadar! Tanrı’nın, dünyaya verdiği İyi Haber budur: Mesih, sizin yerinize öldü! O’na iman ettiğiniz zaman Tanrı’nın yargısından kurtulacaksınız. Kurtuluş yolu, O’na iman eden herkes için ardına kadar açıktır. Mesih’in, tam ölmeden önce; “Tamamlandı!” diye bağırmasının nedeni budur. “Rab yaptı bunları!”  (Mezmur 22:31) Ve Tanrı Mesih’in mükemmel kurbanını O’nu üçüncü gün ölümden dirilterek onayladığını gösterdi. Müjde kitabını çalıştığımız zaman tüm bunları ayrıntıları ile göreceğiz.

Bu arada, şunu hatırlayalım: İsa Mesih’in doğumundan bin yıl önce, peygamber Davut, günahkarların, Mesih’in ellerini ve ayakların deleceklerini önceden bildirdi. Ve bizler, Mesih’in acılar ile dolu ölümünün nedenini unutmayalım. O, sizin ve benim için öldü. Öyle ki, O’na iman eden hiç kimse mahvolmasın, ama sonsuz yaşama kavuşsun! Mesih, kötü insanların, ellerini ve ayaklarını delmelerine izin verdi, çünkü Tanrı’nın isteğini yerine getirmeyi arzu ediyordu ve sizi ve beni çok seviyordu! İsa Mesih’in Müjde’de (İncil) neler söylediğine kulak verelim:

“Canımı tekrar geri almak üzere veririm. Canımı kimse benden alamaz. Ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var. Bu buyruğu Babam’dan aldım.” (Yuhanna 10:17, 18)

Dinleyici dostlar, Mesih’i siz günahlarınızdan kurtarmak için gönderen Tanrı’ya teşekkür ediyor ve O’nu övüyor musunuz? Kutsal Yazılar şöyle der:”İsa Mesih sizin uğrunuza acı çekti. Bizler günah karşısında ölelim ve doğruluk uğrunda yaşayalım diye günahlarımızı çarmıhta kendi bedeninde yüklendi. O’nun yaraları ile şifa buldunuz!” (1. Petrus 2:21,24) “İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi.” (Romalılar 4:25) öyle ki, O’na iman edenlerin hiç biri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun!”  (Yuhanna 3:16b)

Tanrı bugün okuduklarımızın hepsini açık bir şekilde anlamanızı sağlasın. Dinlediğiniz için teşekkürler. Tanrı isterse, bir sonraki programımızda, Peygamberlerin Yazılarını okumaya devam edeceğiz ve Davut’un oğlu Süleyman’ın öyküsüne geçeceğiz.

Siz, Tanrı’nın peygamber Davut’a neden şu sözleri esinlediği üzerinde düşünürken, O da sizi bereketlesin:

“Ellerimi ve ayaklarımı deliyorlar!” (Mezmur 22:16)

52. Peygamber Süleyman

Peygamber Süleyman

The Prophet Solomon

1 Krallar 2-10; Mezmur 72

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Eğer Tanrı size görünse ve “Benden ne istersen dile, dileğini yerine getireceğim” deseydi, Tanrı’dan ne isterdiniz? Uzun bir yaşam? Büyük bir zenginlik? Ün? Ya da başka ne isterdiniz? Tanrı, bir gün Davut oğlu Süleyman’a bir rüya aracılığı ile göründü ve ona şöyle dedi: “Sana ne vermemi istersin?” Süleyman’ın Tanrı’dan ne istediğini biliyor musunuz? Bugün, onun Tanrı’ya nasıl yanıt verdiğini dinleyeceğiz.

Son altı dersimizde, Tanrı’nın peygamberi Davut’un öyküsüne baktık. Mezmurlar kitabında yazdığı bazı ilahileri okuduk. Son dersimizde Mesih’in ellerinin ve ayaklarının Adem oğulları tarafından delineceğine ilişkin Davut tarafından yapılan peygamberliği gördük. Davut aynı zamanda Tanrı’nın Mesih’i ölümden dirilteceğini de bildirdi. Bugünkü dersimizde Davut’un öyküsüne son vererek oğlu Süleyman’ın öyküsüne devam etmeyi planlıyoruz.

1. Krallar kitabının ikinci bölümünde Kutsal Yazılar şöyle der:

(1. Krallar 2) 1Davut’un ölümü yaklaşınca oğlu Süleyman’a şunları söyledi:2 ‘Herkes gibi ben de yakında bu dünyadan ayrılacağım. Güçlü ve kararlı ol. 3Tanrı’n Rabbin verdiği görevleri yerine getir. O’nun yollarında yürü ve Musa’nın Yasası’nda yazıldığı gibi,Tanrı’nın kurallarına buyruklarına, ilkelerine ve öğütlerine uy ki, yaptığın her şeyde ve gittiğin her yerde başarılı olasın. 10Davut ölüp atalarına kavuşunca, kendi adı ile bilinen kentte gömüldü. 11Yedi yıl Hevron’da, otuz üç yıl Yeruşalim’de olmak üzere toplam kırk yıl krallık yaptı. 12Babası Davut’un tahtına geçen Süleyman’ın krallığı çok sağlam temellere oturmuştu.

(1. Krallar 3) 3Süleyman babası Davut’un kurallarına uyarak Rabbe olan sevgisini gösterdi. Ancak hala çeşitli tapınma yerlerinde kurban sunuyor, buhur yakıyordu. 5Rab Tanrı o gece rüyada Süleyman’a görünüp, ‘Sana ne vermemi istersin?’ diye sordu. 7Süleyman, ‘Ya Rab Tanrım! Ben henüz çocuk denecek bir yaşta, yöneticilik nedir bilmezken, bu kulunu babam Davut’un yerine kral atadın. 9Bu yüzden bana öyle sezgi dolu bir yürek ver ki, iyi ile kötüyü ayırt edip halkını yönetebileyim. Başka türlü senin bu büyük halkını kim yönetebilir?’ 10Süleyman’ın bu isteği Rabbi hoşnut etti. 11-12Tanrı, ona şöyle dedi:’Madem kendin için uzun ömür, zenginlik ve düşmanlarının ölümünü istemedin, bunların yerine adil bir yönetim için bilgelik istedin; isteğini yerine getireceğim. Sana öyle bir bilgelik ve sezgi dolu yürek vereceğim ki, benzeri ne senden öncekilerde görüşmüştür, ne de senden sonrakilere görülecektir. 13Sana istemediklerini de vereceğim: Yaşadığın sürece öbür kralların erişemeyeceği bir zenginlik ve onura ulaşacaksın.14 Eğer sen de baban Davut gibi kurallarıma ve buyruklarıma uyup yollarımda yürürsen, sana uzun ömür de vereceğim.’ 15Süleyman uyanınca bunun bir rüya olduğunu anladı. Sonra Yeruşalim’e gitti. Rabbin Antlaşma Sandığı’nın önünde durup yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundu. Ayrıca bütün görevlilerine de bir şölen verdi.

16Bir gün iki fahişe gelip kralın önünde durdu. 17Kadınlardan biri krala şöyle dedi:’Efendim, bu kadın ile ben aynı evde kalıyoruz. Birlikte kaldığımız sırada ben bir çocuk doğurdum. 18İki gün sonra da o doğurdu.  Evde yalnızdık. İkimizden başka kimse yoktu. 19Bu kadın geceleyin çocuğunun üzerine yattığı için çocuk ölmüş. 20Gece yarısı ben kulun uyurken, kalkıp çocuğumu almış, koynuna yatırmış, kendi ölü çocuğunu da benim koynuma koymuş. 21Sabahleyin oğlumu emzirmek için kalktığımda, onu ölmüş buldum. Ama sabah aydınlığında dikkatle bakınca, onun benim doğurduğum çocuk olmadığını anladım.’ 22Öbür kadın, ‘Hayır, yaşayan çocuk benim! Ölü olan senin!’ diye çıkıştı. Birinci kadın, Hayır! Ölen çocuk senin, yaşayan çocuk benim!’ diye diretti. Kralın önünde böyle tartışıp durdular.

23Kral, “Biri, ‘Yaşayan çocuk benim, ölü olan senin’ diyor, öbürü, ‘24 O halde bana bir kılıç getirin!” dedi. Kılıç getirilince, 25kral, ‘”Yaşayan çocuğu ikiye bölüp yarısını birine yarısını öbürüne verin!” diye buyurdu.

26Yüreği oğlunun acısı ile sızlayan, çocuğun gerçek annesi krala, “Aman efendim, sakın çocuğu öldürmeyin! Ona verin!” dedi. Öbür kadın ise, “Çocuk ne benim ne de senin olsun, onu ikiye bölsünler!” dedi. 27O zaman kral kararını verdi: Sakın çocuğu öldürmeyin. Birinci kadına verin, çünkü gerçek annesi odur.” Kralın verdiği bu kararı duyan bütün İsrailliler hayranlık içinde kaldı. Herkes, adil bir yönetim için Süleyman’ın Tanrı’dan gelen bilgeliğe sahip olduğunu anladı.

(1. Krallar 4) 29Tanrı, Süleyman’a bilgelik, derin bir sezgi, kıyılardaki kum kadar anlayış verdi. 30Süleyman’ın bilgeliği bütün Doğuluların ve Mısırlıların bilgeliğinden daha üstündü. 31O, herkesten daha bilgeydi. Ünü, çevredeki bütün uluslara yayılmıştı. 32Üç bin özdeyişi ve bin beş ezgisi vardı.34 Süleyman’ın bilgeliğini duyan dünyanın bütün kralları ona adamlarını gönderirdi. Bütün uluslardan insanlar gelir, Süleyman’ın bilgece sözlerini dinlerlerdi.

Daha sonra, Kutsal Yazılar Saba Kraliçesinden söz ederler. Saba Kraliçesi, Süleyman’ın derin bilgeliğini ve büyük görkemini duymuştu. Duyduklarının gerçek olup olmadığını anlamak amacı ile Kraliçe Süleyman’ı ziyaret etmek için Yeruşalim’e gitme planları yaptı. Bu kraliçenin yaşadığı ülke, Suudi Arabistan’ın güneyinde bulunan, ve Yeruşalim’den çok uzakta bulunan Saba ülkesiydi. Saba ülkesi bugün Yemen adı ile bilinen ülkeydi. Bu ülke ve Yeruşalim arasındaki uzaklık yaklaşık iki bin kilometreydi. Ama her iki ülke arasındaki bu büyük uzaklık bile Saba Kraliçesinin Süleyman’ı ziyaret etmek üzere yapacağı yolculuk isteğini kıramadı.

Onuncu bölümde Kutsal Yazılar şöyle der:

(1. Krallar 10) 1Saba Kraliçesi, Rabbin adından ötürü Süleyman’ın artan ününü duyunca, onu çetin sorular ile sınamaya geldi. 2Çeşitli baharat, çok miktarda altın ve değerli taşlar ile yüklü büyük bir kervan eşliğinde Yeruşalim’e gelen kraliçe, aklından geçen her şeyi Süleyman ile konuştu. 3Süleyman onun bütün sorularına karşılık verdi. Kralın ona yanıt bulmakta güçlük çektiği hiç bir konu bulunmadı. 4-5Süleyman’ın bilgeliğini, yaptırdığı sarayı, sofrasının zenginliğini, görevlilerinin oturup kalkışını, hizmetkarlarının özel giysileri ile yaptıkları hizmeti, sakilerini ve Rabbin Tapınağında sunduğu yakmalık sunuları gören Saba kraliçesi hayranlık içinde kaldı.

6Krala,”Ülkemdeyken yaptıkların ve bilgeliğin ile ilgili duyduklarım doğruymuş” dedi.” 7Ama gelip kendi gözlerim ile görünceye dek inanmamıştım. Bunların yarısı bile bana anlatılmadı. Bilgeliğin de, zenginliğin de duyduklarımdan kat kat fazla. 8Ne mutlu adamlarına! Ne mutlu sana hizmet eden görevlilere! Çünkü sürekli bilgeliğine tanık oluyorlar. Senden hoşnut kalan, seni İsrail tahtına oturtan Tanrın Rabbe övgüler olsun! RAB, İsrail’e sonsuz sevgi duyduğu için adaleti ve doğruluğu sağlaman amacı ile seni kral yaptı.

Bugün için ayırdığımız okuma bölümü burada sona eriyor. Ama Tanrı Sözü, Saba Kraliçesi hakkında bilgi vermeye devam ediyor. Bu dönemin üzerinden bin yıldan az bir zaman geçti ve Mesih’in de Saba Kraliçesi ve Kral Süleyman hakkında söyleyeceği bir şeyler vardı. Mesih şöyle dedi: “Güney Kraliçesi, yargı günü bu kuşak ile birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü kraliçe, Süleyman’ın bilgece sözlerini dinlemek için dünyanın ta öbür ucundan gelmişti. Bakın, Süleyman’dan daha üstün olan buradadır.” (Matta 12:42)

Mesih’in ne söylediğini duydunuz mu? Saba Kraliçesi’nin, Süleyman’ın görkemi konusunda yaptığı araştırma Mesih’in görkemini incelemeyi reddeden herkesi yargılayacaktır. Saba Kraliçesi, Süleyman’ın görkemini keşfetmek ve onun bilgece sözlerini dinlemek için elindeki tüm gücü kullandı. Duyduklarının gerçek olup olmadığını öğrenmek için Yeruşalim’e giderek ve Yeruşalim’den geri dönerek dört bin kilometrelik bir yolculuk bile yaptı! Burada, öğrenmemiz gereken önemli bir ders vardır. Gökyüzünden gelen Mesih’in görkem, bilgelik, bilgi ve güç açısından Süleyman’dan çok üstün olduğu kesindir, ama Adem’in çocuklarının çoğu, O’nun görkeminin farkına varmadıkları gibi, gerçeği bilmek için konuyu araştırmaya istek de duymadılar. Mesih’in şu sözleri söylemesinin nedeni işte budur: “Güney Kraliçesi, yargı günü bu kuşak ile birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü kraliçe, Süleyman’ın bilgece sözlerini dinlemek için dünyanın ta öbür ucundan gelmişti. Bakın, Süleyman’dan daha üstün olan buradadır.” (Matta 12:42)

Bugün bu programı dinlemekte olan sizler, Tanrı’nın göndermiş olduğu Mesih’in yüceliğinin farkında mısınız? Yoksa O’nu peygamberlerin seviyesine mi indiriyorsunuz? Mesih ünvanının ne anlama geldiğini hatırlıyor musunuz? Evet, bu unvan, Tanrı’nın seçtiği Kişi anlamına gelir. Mesih, Tanrı’nın dünyanın Kurtarıcısı ve Yargıcı olarak seçtiği Kişi’dir. Ama una rağmen pek çok insan bu güne kadar Mesih’i önemsememiştir. O’nun kim olduğunu bilmezler, çünkü O’nun hakkında Peygamberlerin Yazılarında bir inceleme yapmamışlardır.

Zamanımız neredeyse bitmek üzere, ama sizler ile vedalaşmadan önce bilmeniz gereken bir şey daha söyleyelim: Kral Süleyman Kutsal Yazıların bir kısmını oluşturan üç harika ve derin anlamlı kitap yazdı. Bu kitapların adları şunlardır: Süleyman’ın Özdeyişleri, Vaiz, Ezgiler Ezgisi. Süleyman da babası Davut gibi, Mezmurların bir kısmına dahil olan bazı ilahiler yazdı. Bugünkü programımıza son verirken, peygamber Süleyman’ın yazmış olduğu Mezmurların yetmiş ikinci bölümünü okumak istiyoruz. Bu ilahide, Süleyman’ın Mesih’in, insanlığı adalet ile yargılamak üzere bir gün yeryüzüne geri döneceğini önceden bildirir. Kral Süleyman’ın, bilgelik ve görkem konusunda kendisinden çok daha üstün olan mükemmel Kral ile ilgili neler yazdıklarını dinleyelim.

Süleyman, Mesih ile ilgili olarak şunları yazdı:

(Mezmur 72) 2Senin halkını doğruluk ile, mazlum kullarını adilce yargılasın! 8Egemenlik sürsün denizden denize, yeryüzünün uçlarına dek. 9Çöl kabileleri diz çöksün önünde, düşmanları toz yalasın. 10Tarşiş’in ve kıyı ülkelerinin kralları ona haraç getirsin. Saba ve Seva kralları ona armağanlar sunsunlar.11 Bütün krallar önünde yere kapansın. Bütün uluslar ona kulluk etsinler. 15Yaşasın kral! 17Kralın adı sonsuza dek yaşasın, güneş durdukça adı var olsun. Onun aracılığı ile insanlar kutsansın. Bütün uluslar, “Ne mutlu O’na!” desinler. 18Rab Tanrı’ya, İsrail’in Tanrısına övgüler olsun! Harikalar yaratan yalnız O’dur. 19Yüce adına sonsuza dek övgüler olsun, bütün yeryüzü O’nun yüceliği ile dolsun! Amin! Amin!

Kral Süleyman sonra, bir gün dünyadaki tüm insanların krallar Kralı ve dünyanın Yargıcı Mesih’e boyun eğeceklerini önceden bildirdi. Tanrı’nın her birimiz için isteği, elbette, O’na bugün boyun eğmemizdir! Sizin durumunuz nedir? Tanrı’ya gerçekten boyun eğdiniz mi? Tanrı’nın gönderdiği ve tekrar göndereceği Mesih’in görkem ve yetkisini fark ediyor musunuz? Yoksa O’nu yalnızca diğer peygamberlerin seviyesinde biri olarak mı görüyorsunuz? Eğer Peygamberlerin Yazılarını araştırmak için zaman ayıracak olursanız, Mesih’in Kurtarıcı ve dünyanın Yargıcı olacağını keşfedeceksiniz; O, tüm peygamberlerin tanıklık ettiği Kişi’dir. Kutsal Yazılar şu sözler ile bu tanıklığı beyan ederler: “Peygamberlerin hepsi O’nun ile ilgili tanıklıkta bulunuyorlar. Şöyle ki, O’na inanan herkesin günahları O’nun adı ile bağışlanır. Peygamberlerin sözlerine inanıyor musunuz?” (Elçilerin İşleri 10:43; 26:27)

Dostlar, dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Bir sonraki programda Tanrı isterse, gökyüzünden ateş yağdıran Tanrı peygamberi İlyas hakkında araştırma yapacağız.

Siz, Mesih’in beyan etiği sözler üzerinde dikkatle düşünürken, Tanrı sizi bereketlesin..

“Güney Kraliçesi, yargı günü bu kuşak ile birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü kraliçe, Süleyman’ın bilgece sözlerini dinlemek için dünyanın ta öbür ucundan gelmişti. Bakın, Süleyman’dan daha üstün olan buradadır.”  (Matta 12:42)

53. Peygamber İlyas

Peygamber İlyas

The Prophet Elijah

1. Krallar 6-18

Size esenlik olsun dinleyici dostlar.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenlik içinde yaşamasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dersimizde, peygamber Davut’un oğlu Süleyman’ın öyküsünü inceledik. Tanrı’nın peygamber Süleyman’a nasıl olağanüstü bir bilgelik ve ayırt etme gücü verdiğini gördük. Yeruşalim kenti, kral Süleyman’ın zamanında dünyanın en güzel kentiydi. Ama Süleyman’ın Yeruşalim kentinde tüm bina ettiklerinin içinde Rab Tanrı’nın Tapınağı kadar güzel olan başka hiç bir bina yoktu. Kral Süleyman, Musa ve İsraillilerin çölde yapmış oldukları özel tapınma çadırı olan Buluşma Çadırı’nın yerine Rabbin Tapınağını inşa ettirdi. Süleyman, bu güzel yapınma yerini yaptırırken, yedi yıl boyunca iki yüz bin işçi çalıştırdı. Bugün Yeruşalim’e giden birinin, Süleyman’ın inşa ettirdiği tapınağın temelindeki büyük taşları görmesi hala mümkündür.

Tapınağın yapımı tamamlandığı zaman, kahinler, gelecek ve günahkarlar uğruna değerli kanını dökecek olan Kurtarıcıyı sembolize etmek için binlerce koyun ve boğa kurban ettiler. Böylece O’nun adı için inşa etmiş oldukları tapınağı Tanrı’ya ayırdılar (sundular, adadılar). Kahinler, bu hayvanları sunduktan ve onları tapınağın tunç sunağı üzerinde yaktıktan sonra antlaşma sandığını (Buluşma Çadırında bulunan) taşıdılar ve onu yeni tapınağın En Kutsal Yeri’ne (Kutsallar Kutsalı) koydular. Kahinler Kutsallar Kutsalı’ndan ayrıldıktan sonra Rabbin yüceliği hemen o anda odayı doldurdu. Musa ve İsraillilerin çölde yapmış oldukları tapınma çadırındaki En Kutsal Yeri Tanrı’nın yüceliği nasıl doldurduysa, Tanrı’nın yüceliği Süleyman’ın Yeruşalim’de bina ettiği tapınaktaki En Kutsal Yeri de aynı şekilde doldurdu.

Süleyman’ın yaşamının diğer bölümü ile ilgili olarak Kutsal Yazılar bize onun krallığının son bölümünün ilk bölümü gibi olmadığını söylerler. 1.Krallar kitabının on birinci bölümünde yazılı olanlara kulak verelim: burada dikkatimizi tekrar çekecek olan nokta şudur: Tanrı’nın kutsal Sözü peygamberlerin günahlarını saklamaz. Kutsal Yazılar şöyle der: “Ama Kral Süleyman bir çok yabancı kadın sevdi. Süleyman yaşlandıkça karıları onu başka ilahların ardınca yürümek üzere saptırdılar. Böylece, Süleyman bütün yüreğini Tanrısı Rabbe adayan babası Davut gibi yaşamadı. (1. Krallar 11:1, 4)

Sonra Süleyman,Yeruşalim’in doğusundaki tepelerde tüm yabancı karıları için ilahlarına buhur yakıp kurban kesmeleri için yerler yaptırdı. Bunu yaptığı zaman Tanrı Süleyman’a öfkelendi, çünkü Süleyman gerçek ve yaşayan Tanrı’nın Sözü’ne sırtını çevirmişti. Sonra Tanrı Süleyman’a şunları söyledi:

“Seninle yaptığım antlaşmaya ve kurallarıma bilerek uymadığın için krallığı elinden alacağım ve görevlilerinden birine vereceğim” dedi. Ancak baban Davut’un hatırı için, bunu senin yaşadığın sürede değil, oğlun kral olduktan sonra yapacağım. Ama oğlunun elinden bütün krallığı almayacağım. Kulum Davut’un ve kendi seçtiğim Yeruşalim’in hatırı için oğluna bir oymak bırakacağım.”  (1. Krallar 11:11-13)

Böylece Kutsal Yazılar bize, Süleyman öldükten sonra, İsrail ulusu içinde kavgaların ve çekişmelerin başladığını bildirirler. Yakup’un çocuklarından meydana gelen on iki oymak, aynı Tanrı’nın Süleyman’a söylemiş olduğu gibi, ikiye ayrıldı. İsrail artık tek bir ulus değildi, İsrail ve Yahuda olmak üzere iki ayrı ulus haline geldiler. Ülkenin kuzeyindeki on İsrail oymağı, İsrail krallığını oluşturdu. Küçük Benyamin oymağı ile birleşen Yahuda oymağı Yahuda güney krallığını oluşturdu. Yahuda, Kral Davut’un oymağıydı ve Tanrı’nın dünyaya göndermeyi vaat etiği Mesih bu oymağın soyundan gelecekti.

Kutsal Yazılar, bu iki krallığın pek çok kralı olduğunu bildirirler. İsrail ve Yahuda krallarının çoğu kötü önderlerdi; Rabbe sırt çevirdiler ve çevrelerindeki ulusların dinlerini izlediler. Tüm bu İsrail krallarının arasından bir tanesi, tüm diğerlerinden daha kötüydü. Bu kralın kim olduğunu biliyor musunuz? Kral Ahav. Ahav, Süleyman’dan sonra gelen sekizinci kraldı.

Kutsal Yazılar Ahav hakkında şu bilgileri verirler: “Rabbin gözünde kötü olanı yapan Omri oğlu Ahav, kendisinden önceki bütün krallardan daha çok kötülük yaptı.”  (1.Krallar 16:30) Ahav, aynı zamanda, Rabbin Sözü’nü reddeden kötü bir kadın olan İzebel ile evliydi. Bütün bu kötülükleri yetmiyormuş gibi, Ahav İsrail’de, çevredeki ulusların Tanrı olduğunu düşündükleri Baal’ın adına bir tapınak da inşa etti. Böylece, Ahav İsraillileri sahte ve boş bir dini ve onun onun yalan söyleyen sahte peygamberlerini izlemeleri için İsraillilere önderlik ettiğinden Rabbi çok öfkelendirdi.

Ama her şeye rağmen, o dönemde İsrail’de, Tanrı ile yürüyen bir adam vardı. Bu adamın adı, İlyas’tı. Tanrı bir gün İlyas’ı kral Ahav’a gönderdi: İlyas, Ahav’a şöyle dedi, ‘Hizmet ettiğim İsrail’in Tanrısı yaşayan Rabbin adı ile derim ki, ben söylemedikçe önümüzdeki yılarda ne yağmur yağacak ne de çiy düşecek.” (1.Krallar 17:1)

Böylece üç buçuk yıl süreyle İsrail ülkesine yağmur yağmadı. Kuraklık, tüm ülkede ciddi boyutlara ulaştı. On sekizinci bölümde Kutsal Yazılar şöyle yazar:

(1. Krallar 18) 1Uzun bir süre sonra kuraklığın üçüncü yılında RAB İlyas’a, ‘Git, Ahav’ın huzuruna çık’ dedi, ‘Toprağı yağmursuz bırakmayacağım.’ 2İlyas Ahav’ın huzuruna çıkmaya gitti.17 Ahav, İlyas’ı görünce, ‘ey İsrail’i sıkıntıya sokan adam, sen misin?’ dedi. 18İlyas, ‘İsrail’i sıkıntıya sokan ben değilim, sen ve babanın ailesi İsrail’i sıkıntıya soktunuz’ diye karşılık verdi. ‘Rabbin buyruklarını terk edip Balların ardınca gittiniz. 19Şimdi haber sal: Bütün İsrail halkı İzebel’in sofrasında yiyip içen Baal’ın dört yüz elli peygamberi ve Aşera’nın dört yüz peygamberi Karmel Dağı’na gelip önümde toplansın.

20Ahav bütün İsrail’e haber salarak peygamberlerin Karmel Dağı’na toplanmalarını sağladı. 21İlyas halka doğru ilerleyip, ‘Daha ne zamana kadar böyle iki taraf arasında dalgalanacaksınız?’ diye sordu, ‘Eğer Rab, Tanrı ise, onu izleyin; yok eğer Baal Tanrı ise, onun ardınca gidin.” Halk, İlyas’a hiç karşılık vermedi.

22İlyas konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘Rabbin peygamberi olarak sadece ben kaldım. Ama Baal’ın dört yüz elli peygamberi var. 23Bize iki boğa getirin. Birini Baal’ın peygamberleri alıp kessinler, parçalayıp odunların üzerine koysunlar; ama odunları yakmasınlar. Öbür boğayı da ben kesip hazırlayacağım ve odunların üzerine koyacağım; ama odunları yakmayacağım. 24Sonra siz kendi ilahınıza yalvarın, ben de Rabbe yalvarayım. Hangisi ateş ile karşılık verirse, tanrı odur.

Bütün halk, ‘Peki, öyle olsun’ dedi. 25İlyas Baal’ın peygamberlerine, ‘Kalabalık olduğunuz için önce siz boğalardan birini seçip hazırlayın ve ilahınıza yalvarın’ dedi, ‘Ama ateş yakmayın.’  26Kendilerine verilen boğayı alıp hazırlayan Baal’ın peygamberleri sabahtan öğlene kadar, ‘Ey Baal, bize karşılık ver!’ diye yalvardılar. Ama ne bir ses vardı ne de bir karşılık. Yaptıkları sunağın çevresinde zıplayıp oynadılar. 27Öğleyin İlyas onlar ile alay etmeye başladı: ‘Bağırın, yüksek ses ile bağırın! O tanrıymış. Belki dalgındır ya da heladadır, belki de yolculuk yapıyor! Yahut uyuyordur da uyandırmak gerekir!’ 28Böylece yüksek ses ile bağırdılar. Adetleri uyarınca, kılıç ve mızraklar ile kanlarını akıtıncaya dek bedenlerini yaraladılar. 29Öğlenden akşam sunusu saatine kadar kıvrandılar. Ama hala ne bir ses, ne ilgi, ne de bir karşılık vardı.

30O zaman İlyas, bütün halka, ‘Bana yaklaşın’ dedi. Herkes onun çevresinde toplandı. İlyas Rabbin yıkılan sunağını onarmaya başladı. 31On iki taş aldı. Bu sayı, Rabbin Yakup’a, ‘Senin adın İsrail olacak’ diye bildirdiği Yakupoğulları oymaklarının sayısı kadardı. 32İlyas bu taşlar ile Rabbin adına bir sunak yaptırdı. Çevresine de yaklaşık on beş litre tohum alacak kadar bir hendek kazdı. 33Sunağın üzerine odunları dizdi, boğayı parça parça kesip odunların üzerine yerleştirdi. Dört küp su doldurup yakmalık sunu ile odunların üzerine dökün’ dedi.

34Sonra, ‘Bir daha yapın’ dedi. Bir daha yaptılar. ‘Bir kez daha yapın’ dedi. Üçüncü kez de aynı şeyi yaptılar. 35O zaman sunağın çevresine akan su hendeği doldurdu.

36Akşam sunusu saatinde, peygamber İlyas sunağa yaklaşıp şöyle dua etti: ‘Ey İbrahim’in, İshak’ın ve İsrail’in Tanrısı olan Rab! Bugün bilinsin ki, sen İsrail’in Tanrısısın, ben de senin kulunum ve bütün bunları senin buyrukların ile yaptım. 37Ya Rab, bana yanıt ver! Yanıt ver ki, bu halk senin Tanrı olduğunu anlasın. Onların yine sana dönmelerini sağla.

38O anda gökten Rabbin ateşi düştü. Düşen ateş, yakmalık sunuyu, odunları, taşları ve toprağı yakıp hendekteki suyu kuruttu. 39Halk olanları görünce yüz üstü yere kapandı. “Rab Tanrı’dır! Rab Tanrı’dır!” dediler.

40İlyas, ‘Baal’ın peygamberlerini yakalayın, hiç birini kaçırmayın’ diye onlara buyruk verdi. Peygamberler yakalandı. İlyas onları Kişon Vadisi’ne götürüp orada öldürdü. 41Sonra İlyas, Ahav’a, ‘Git, yemene içmene bak; çünkü güçlü bir yağmur sesi var’ dedi. 42Ahav yiyip içmek üzere oradan ayrılınca, İlyas Karmel Dağı’nın tepesine çıktı. Yere kapanarak dizlerini başının arasına koydu. 45Tam o sırada gökyüzü bulutlar ile karardı, rüzgar çıktı, şiddetli bir yağmur başladı. Ahav hemen arabasına binip Yizreel’e gitti.

Bu şaşırtıcı öykü, Tanrı’nın yüceliği ve gücü ile doludur ve bizim yorumlarımıza gerçekten ihtiyaç duymaz. Ama her şeye rağmen bugün sizler ile vedalaşmadan önce, peygamber İlyas’ın İsrail halkına ne söylediğine dikkat etmemiz gerekir. İlyas, Baal’ın dört yüz eli sahte peygamberine meydan okumadan önce halka şöyle dedi: “Daha ne zamana kadar böyle iki taraf arasında dalgalanacaksınız? Eğer RAB, Tanrı ise O’nu izleyin! Yok eğer Baal Tanrı ise onu izleyin!”

İsrail halkı önce hiç bir karşılık vermedi. Ama Rab Tanrı’nın, İlyas’a, gökten sunağın üzerine ateş düşürerek karşılık verdiğini görünce, yüz üstü yere kapandılar ve şöyle feryat ettiler: “RAB Tanrı’dır! RAB, Tanrı’dır!”  Böylece Tanrı’nın peygamberi İlyas, bir gün içinde Baal’ın sahte peygamberlerini herkesin önünde ifşa etti ve değersizliklerini ortaya koydu. İsraillilerin yüreklerini Tanrıları Rabbe geri döndürdü!

Tanrı, İlyas’ın dualarına neden karşılık verdi? Çünkü İlyas Tanrı’yı seviyordu ve O’nun Sözü’ne inanıyordu. Tanrı, Baal’ın peygamberlerinin dualarına neden aldırış etmedi? Çünkü onlar Kendisini İbrahim’e, İshak’a ve İsrail ulusuna açıklamış olan tek gerçek Tanrı’ya dua etmediler. Baal’ın peygamberleri Tanrı’nın Sözü’ne kulak asmadılar ve kendi dini geleneklerini izlediler. Törenlerini uygulama konusunda gayretliydiler, ama yaşayan Tanrı’ya hizmet etmediler – bundan dolayı tüm dini gayretleri anlamsızdı. Aynı Wolof atasözündeki şu adama benziyorlardı: “On adam derin bir çukur kazar, on adam bu çukuru doldurur – her taraf toz duman içinde kalır, ama çukur yoktur!” (Türkçe karşılığı: kuru gürültü) Aynı bu atasözünde olduğu gibi Baal’ın peygamberleri, din bolluğuna sahiplerdi, duaları ve kurbanları ile büyük gürültü yaptılar, ama hepsi boşunaydı – çünkü yaptıkları Yaşayan Tanrı’nın Sözü’nü temel almıyordu. “Toz duman boldu, ama ortada çukur yoktu!”

Bu yüzden, akılardan çıkmayacak o günde peygamber İlyas İsraillilere seçim yapmaları gerektiğini söyledi:

·    İbrahim, İshak ve Yakup’un RAB Tanrısı mı yoksa Baal’ın boş dini mi? ;

 

·    Geçek mi yoksa yalan mı?;

 

 

·    Doğruluk yolu mu yoksa kötülük yolu mu?;

 

 

·    Tanrı’nın güvenilir Sözü mü yoksa insan dininin güvenilmez sözleri mi?

 

İlyas’ın sorusuna siz nasıl karşılık veriyorsunuz? “Daha ne zamana kadar böyle iki taraf arasında dalgalanacaksınız?” Daha ne zamana kadar Tanrı’nın gerçek Sözü ve insanlar tarafından uydurulan değersiz gelenekler arasında dalgalanacaksınız? Kutsal Yazılar şöyle der: Hiç kimse iki efendiye birden hizmet edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Tanrı’ya hem de paraya kulluk edemezsiniz.” (Matta 6:24) Rabbe hizmet etmekle boş bir dine hizmet etmeyi birbirleri ile karıştıramazsınız. “Daha ne zamana kadar böyle iki düşünce arasında dalgalanacaksınız?”

Dostlar, dinlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki derste büyük bir balığın karnında üç gün geçiren bir peygamberin öyküsüne bakmayı planlıyoruz. Bu peygamberin adını biliyor musunuz? Bu şaşırtıcı öyküyü dinlemek için bir sonraki derste bizimle birlikte olun.

Siz İlyas’ın İsraillilere söylediği söz üzerinde düşünürken, Tanrı sizi bereketlesin:

“Daha ne zamana kadar böyle iki taraf arasında dalgalanacaksınız? Eğer RAB Tanrı ise, O’nu izleyin!” (1. Krallar 18:21)

54. Peygamber Yunus

Peygamber Yunus

The Prophet Jonah

Yunus

Dinleyici dostlar size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere sizler ile tekrar beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda, Tanrı’nın peygamberi İlyas’ın öyküsüne baktık. İlyas büyük bir peygamberdi, çünkü Tanrı’nın Ruhu’nun gücü onun üzerindeydi. İlyas, yağmur yağmaması için Tanrı’ya dua etti ve İsrail’de üç buçuk yıl boyunca yağmur yağmadı. İlyas aynı zamanda tüm İsraillilerin önünde Baal’ın sahte peygamberleri ile de bir araya geldi ve onların sahte dinlerini ifşa etti. Böylelikle Tanrı peygamber İlyas’ı, pek çok İsraillinin yüreğini Tanrıları Rabbe geri döndürmek için kullandı.

O zaman bugün İlyas’tan sonra gelen bir başka Tanrı peygamberinin öyküsünü incelemek istiyoruz. Tanrı’nın nasıl adı Yunus olan bir İsrailliyi seçtiğini ve ona İsraillilerin düşmanları olan yabancılara gitmesini ve kendisine vereceği mesajı onlara iletmesini buyurdu.

Şimdi Yunus kitabının birinci bölümünden okuyoruz. Kutsal Yazılar şöyle diyor: (Yunus 1) Rab bir gün Ammitay oğlu Yunus’a, ‘Kalk, Ninova’ya, o büyük kente git ve halkı uyar’ diye seslendi. ‘Çünkü kötülükleri önüme kadar yükseldi.’

Tanrı’nın Yunus’a ne buyurduğunu duydunuz mu? Tanrı, ona Ninova kentine gitmesini ve oradaki halkı günahlarından tövbe etmeleri için—Ninova Asur ulusunun başkenti olmasına ve Asur halkının İsraillileri yok etmek isteyen kötü insanlar olmalarına rağmen—uyarmasını söyledi.

Tanrı, İsraillileri küçümseyen ve onlardan nefret eden bu yabancılara Yunus’u neden göndermek istedi? Tanrı aynı zamanda İsraillilerin düşmanlarına da mı ilgi gösteriyordu? Evet, Tanrı İsraillilerin düşmanları ile de ilgileniyordu. Tanrı Ninova halkını yargılamak üzereydi, çünkü günahları gökyüzüne kadar ulaşmıştı. Ama her şeye rağmen Tanrı, günahkarların mahvolmasından hoşlanmaz. Tanrı, herkesin günahından tövbe etmesini, Tanrı’nın Sözü’ne inanmasını ve kurtulmasını ister. Rabbin, Yunus’a Ninova halkına gitmesini ve günahlarından tövbe edebilmeleri, Tanrı’ya dönebilmeleri ve kurtulabilmeleri için onları uyarmasını buyurmasının nedeni budur.

Ancak, Yunus Ninova’ya gitmek ve düşmanlarını uyarmak istemedi. Yunus, Ninova kentine peygamber olmak istemedi. Tanrı, Ninova halkına merhamet edebilmek için onların tövbe etmesini istedi, ama Yunus Tanrı’nın onları cezalandırmasını istedi! Böylece Yunus kendisine verilen görevi reddetti ve Rab Tanrı’dan kaçmaya uğraştı. Ama Tanrı’nın huzurundan kaçabilmek için nereye gidebilirdi?

Yunus’un ne yaptığını görebilmek için öyküye devam edelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yunus 1) 3Ne var ki Yunus, Rabbin huzurundan Tarşiş’e (Ninova’dan çok uzakta olan bir kent) kaçmaya kalkıştı. Yafa’ya inip Tarşiş’e giden bir gemi buldu. Ücretini ödeyip gemiye bindi. Rab’den uzaklaşmak için Tarşiş’e doğru yola çıktı. 4Yolda Rab, şiddetli bir rüzgar gönderdi denize. Öyle bir fırtına koptu ki, gemi neredeyse parçalanacaktı. 5Gemiciler korkuya kapıldı, her biri kendi ilahına yalvarmaya başladı. Gemiyi hafifletmek için yükleri denize attılar. Yunus ise teknenin ambarına inmiş, yatıp derin bir uykuya dalmıştı. 6Gemi kaptanı Yunus’un yanına gidip, ‘Hey, nasıl uyursun sen?’ dedi, ‘Kalk tanrına yalvar, belki halimizi görür de yok olmayız.’ 7Sonra denizciler birbirlerine, ‘Gelin, kura çekelim’ dediler, ‘Bakalım bu bela kimin yüzünden başımıza geldi?’ Kura çektiler, kura Yunus’a düştü.

8Bunun üzerine Yunus’a, ‘söyle bize ‘ dediler, ‘Bu bela kimin yüzümüzden başımıza geldi? Ne iş yapıyorsun sen, nerelisin? Hangi halka mensupsun?’ 9Yunus, ‘İbrani’yim’ diye karşılık verdi. ‘Denizi ve karayı yaratan göklerin Tanrısı Rabbe taparım’ dedi. 10Denizciler bu yanıt karşısında dehşete düştüler. ‘Neden yaptın bunu?’ diye sordular. Yunus’un RAB’den uzaklaşmak için kaçtığını biliyorlardı. Daha önce onlara anlatmıştı. 11Deniz gittikçe kuduruyordu. Yunus’a ‘Denizin dinmesi için sana ne yapalım?’ diye sordular. 12Yunus, “Beni kaldırıp denize atın” diye yanıtladı, “O zaman sular durulur. Çünkü biliyorum, bu şiddetli fırtınaya benim yüzümden yakalandınız.” 13Denizciler karaya dönmek için küreklere asıldılar, ama başaramadılar. Çünkü deniz gittikçe kuduruyordu.

14RAB`be seslenerek, “Ya RAB, yalvarıyoruz” dediler, “Bu adamın canı yüzünden yok olmayalım. Suçsuz bir adamın ölümünden bizi sorumlu tutma. Çünkü sen kendi istediğini yaptın, ya RAB.” 15Yunus, ‘Beni kaldırıp denize atın’ diye yanıtladı, ‘O zaman sular durulur. Çünkü biliyorum, bu şiddetli fırtınaya benim yüzümden yakalandınız. Denizciler karaya dönmek için küreklere asıldılar, ama başaramadılar, çünkü deniz gittikçe kuduruyordu. RAB’be seslenerek, ‘Ya RAB, yalvarıyoruz’ dediler, ‘Bu adamın canı yüzünden yok olmayalım. Suçsuz bir adamın ölümünden bizi sorumlu tutma. Çünkü sen kendi isteğini yaptın ya Rab!’ Sonra Yunus’u kaldırıp denize attılar, kuduran deniz sakinleşti. 16Bu olaydan ötürü denizciler öyle korktular ki, O’na kurbanlar sundular, adaklar adadılar. 17Bu arada Rab Yunus’u yutacak büyük bir balık sağladı.

Burada biraz ara verelim. Öykünün bu noktasına kadar Tanrı’nın, Kendisinden kaçan peygamber Yunus’un nasıl peşinden gittiğini gördük. Yunus koşabildi, ama Tanrı’nın elinden kaçamadı. Tanrı Yunus’un neden peşine düştü? Peşine düştü, çünkü Yunus’u seviyordu ve onun Kendi isteğini yerine getirmesini istedi. Tanrı bu nedenle Yunus’u öldürmesi için değil, yalnızca yutması için büyük bir balık gönderdi.

Zavallı Yunus! Bir anda kendisini büyük bir balığın karanlık karnında buldu. Yunus kendisini kurtarmak için ne yapabilirdi? Hiç bir şey! Rab Tanrı’ya feryat etmenin dışında hiç bir şey! Onu yalnızca Tanrı kurtarabilirdi. İkinci bölümde Kutsal Yazılar bize Yunus’un nasıl balığın karnından Rabbe dua ettiğini ve Tanrı’ya itaat etmeyi reddederek işlediği günahı nasıl itiraf ettiğini anlatırlar. Tanrı, üç gün boyunca Yunus2u bu deniz yaratığının karnında tutarak korudu. Yunus ne kadar da önemli bir ders öğrenmişti! Üçüncü gün yunus feryat etti, “Kurtuluş senden gelir, ya Rab!”  (Yunus 2:9) Yunus, “Kurtuluş senden gelir, ya Rab’” dediği zaman, Kutsal Yazılar, şöyle devam eder: “Rab balığa buyruk verdi ve balık Yunus’u karaya kustu.” (Yunus 2:10)

Üçüncü bölümde Kutsal Yazılar şöyle devam eder:

(Yunus 3) 1Rab Yunus’a ikinci kez şöyle seslendi, 2‘Kalk, Ninova’ya, o büyük kente git ve sana söyleyeceklerimi halka bildir.’ 3Yunus, Rabbin Sözü uyarınca kalkıp Ninova’ya gitti. Ninova öyle büyük bir kentti ki, ancak üç günde dolaşılabilirdi. 4Yunus kente girip dolaşmaya başladı. Bir gün geçince, ‘Kırk gün sonra Ninova yıkılacak!’ diye ilan etti.

5Ninova halkı Tanrı’ya inandı. Oruç ilan ederek büyüğünden küçüğüne hepsi çula sarındı. 6Ninova Kralı olanları duyunca, tahtından kalkıp kaftanını çıkardı; çula sarınarak küle oturdu. 7Ardından Ninova’da şu buyruğu yayınladı: “Kral ve soyluların buyruğudur: Hiç bir insan ya da hayvan – ister sığır ister davar olsun – ağzına hiç bir şey koymayacak, otlamayacak, içmeyecek. 8Bütün insanlar ve hayvanlar çula sarınsın. Herkes var gücü ile Tanrı’ya yakararak kötü yoldan, zorbalıktan vazgeçsin. 9Belki Tanrı o zaman fikrini değiştirip bize acır, kızgın öfkesinden döner de yok olmayız.’ 10Tanrı Ninovalılar’ın yaptıklarını, kötü yoldan döndüklerini görünce, onlara acıdı, yapacağını söylediği kötülükten vazgeçti.

Burada Tanrı’nın Ninova halkına merhamet ettiğini görüyoruz, çünkü Tanrı’nın onlara gönderdiği Söz’e inandılar. Ninovalılar, alçakgönüllü ve pişman bir yürek ile günahlarından tövbe ettiler ve Rabbe döndüler. Ama her şeye rağmen, Yunus Tanrı’nın Ninova halkına gösterdiği merhamet için mutlu olmadı. Yunus kitabının dördüncü ve son bölümünde yazılı olanları dinleyin.

Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Yunus 4) 1Ama Yunus buna çok gücenip öfkelendi. 2Rabbe şöyle dua etti: “Ah, ya Rab, ben daha ülkemdeyken böyle olacağını söylemedim mi? Bu yüzden Tarşiş’e kaçmaya kalkıştım. Biliyordum, sen lütfeden, acıyan, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin, cezalandırmaktan vazgeçen bir Tanrı’sın. 3Ya Rab, lütfen şimdi canımı al. Çünkü benim için ölmek yaşamaktan iyidir.” 4Rab, ‘Ne hakla öfkeleniyorsun?” diye karşılık verdi. 5Yunus kentten çıktı, kentin doğusundaki bir yerde durdu. Kendisine bir çardak yaptı, gölgesinde oturup başına neler geleceğini görmek için beklemeye başladı. 6Rab Tanrı, Yunus’un üzerine gölge salacak, sıkıntısını giderecek bir keneotu sağladı. Yunus buna çok sevindi.

7Ama ertesi gün şafak sökerken, Tanrı’nın sağladığı bir bitki kurdu keneotu kemirip kuruttu. 8Güneş doğunca Tanrı yakıcı bir doğu rüzgarı estirdi. Yunus başına vuran güneşten bayılmak üzereydi. Ölümü dileyerek, ‘Benim için ölmek yaşamaktan daha iyidir’ dedi. 9Ama Tanrı, ‘Keneotu yüzünden öfkelenmeye hakkın var mı?’ dedi. Yunus, ‘Elbette hakkım var. Ölesiye öfkeliyim’ diye karşılık verdi. 10Rab, ‘Keneotu bir gecede çıktı ve bir gecede yok oldu’ dedi. ‘Sen emek vermediğin, büyütmediğin bir keneotuna acıyorsun da, 11ben Ninova’ya, o koca kente acımayayım mı? O kette sağını solundan ayırt edemeyen yüz yirmi bini aşkın insan, çok sayıda hayvan var.”  Yunus kitabı bu şekilde sona erer.

Sevgili dinleyicilerimiz, Yunus peygamberin öyküsünde insanın doğası ve Tanrı’nın doğası hakkında öğrenebileceğimiz çok şey mevcuttur. Burada gördüğümüz en önemli nokta Tanrı’nın insanlar arasında ayırım yapmadığıdır (Tanrı taraf tutmaz, ayırımcılık yapmaz). Yunus insanlar arasında ayırım yaptı, ama Tanrı insanlar arasında ayırım yapmadı. Tanrı’nın yüreği, Yunus’un yüreğinden çok farklıydı.

Yunus’un yüreği, ayırımcılık ile doluydu, ama Tanrı’nın yüreği tüm insanlara duyduğu sevgi ile doludur. Yunus kendi halkını sevdi ve düşmanlarından nefret etti, ama Tanrı İsrail halkını ve Ninova  halkını sevdi. Yunus, Ninova halkının mahvolmasını istedi, çünkü Ninovalılar, İsraillilerin düşmanlarıydılar, ama Tanrı onların günahlarından tövbe etmelerini, Sözü’nü kabul etmelerini ve kurtulmalarını istedi. Tanrı, insanlar arasında ayırım yapmaz. Kim olursanız olun, nasıl olursanız olun, Tanrı sizi seviyor. Günahınızı ya da isyanınızı sevmiyor, ama sizi seviyor. Tanrı her ulustaki her bireyi sever ve herkesin O’na günahını itiraf etmesini, Gerçeği işitmesini, onu anlamasını, ona inanmasını ve kurtulmasını arzu eder.

Bazı kişiler, Tanrı’nın yeryüzündeki her birey ile ilgilenmediğini düşünürler; O’nun keyfi olarak bazı kişileri cehennemde yanmaları ve bazı kişilerin de Cennette, zevklerin tadını çıkarmaları için seçtiğini söylerler. Pek çok kişinin günahlarının içinde öleceği ve Tanrı’nın adil gazabı ile yüz yüze kalacakları doğrudur, ama Tanrı’nın, bilgisizlikten dolayı mahvolanlar ile ilgilenmediğini düşünmek yanlış olur. Kutsal Yazılar bize Tanrı’nın,”Bütün insanların kurtulup gerçeğin bilincine erişmesini istediğini” bildirirler (1. Timoteos 2:4). “Tanrı kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor. (2. Petrus 3:9) Ama yine de, tövbe etmeyi reddedenleri Tanrı yargılayacak, çünkü “gerçeği sevmeye ve böylece kurtulmaya yanaşmayanlar ….Gerçeğe inanmayanların ve kötülükten hoşlananların hepsi yargılanacak.” (2. Selanikliler 2:10, 12) Rab Tanrı’nın Sözü’nde duyurulan budur. Tanrı iyi ve merhametlidir ve her kişi için bir kurtuluş yolu planlamıştır. Ama Tanrı aynı zamanda kutsal ve adildir ve O’nun doğru kurtuluş yolunu kabul etmeyen her kişiyi yargılayacaktır.

Dostlar, hiç kimsenin sizi aldatmasına izin vermeyin. Tanrı hiç bir zaman ayırımcılık yapmaz ve günahkarların mahvolmasından da hoşlanmaz. Tanrı yeryüzündeki her kişinin gerçeği bilmesini, ona inanmasını ve kurtulmasını ister. Tanrı, bu nedenle geçmişte, peygamberlerine O’nun Sözü’nü yazmaları için esin vermiştir. Öyle ki, Tanrı’nın ön gördüğü kurtuluş yolunu bilebilelim, onu kabul edebilelim ve kurtulabilelim. Tanrı2nın kurtuluş yolunu kabul eden herkes cennete gidecektir. Kurtuluş yolunu reddeden ya da onu önemsemeyen kişi mahvolacaktır! Tanrı, insanlar arasında ayırım yapmaz. Yazılı olduğu gibi: Tanrı “Bütün insanların kurtulmasını ister!  Ama tövbe etmezseniz, hepiniz mahvolacaksınız!” (1.Timoteos 2:4; Luka 13:3)

Bir sonraki programımızda, Tanrı isterse, günahkarları kurtarmak için dünyaya gelecek olan Kurtarıcı hakkında pek çok ön bildiride bulunan büyük bir peygamber hakkında bilgi edineceğiz. Bu büyüssk peygamber Yeşaya’dır; Yeşaya Mesih dünyaya gelmeden yedi yüz yıl önce yaşamış olan bir Tanrı peygamberidir.

Siz, Tanrı’nın sadakatsiz peygamberi Yunus’a öğretmek istediği şu iki dersi hatırlarken, Tanrı sizi bereketlesin:

(Bir) “Kurtuluş Rabden gelir!”  (Yunus 2:10) (İki) “Tanrı, insanlar arasında ayırım yapmaz!” (Elçilerin İşleri 10:34)

55. Peygamber Yeşaya

Peygamber Yeşaya

The Prophet Isaıah

Yeşaya

Size esenlik olsun dinleyici dostlar.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda Rabden kaçmayı deneyen Yunus peygamberin öyküsünü çalıştık. Ama Tanrı’nın huzurundan kaçmaya çalışmak, kendi gölgenizden kaçmaya çalışmaya benzer. Tanrı, Yunus’a o büyük bir balığın karnındayken bile eşlik etti!

Bugün Yunus’un döneminden sonra gelen, adı Kutsal Yazılarda çok iyi bilinen bir peygamberin öyküsünü okumayı planlıyoruz. Bu peygamber, Mesih doğmadan yedi yüz yıl önce yaşamış olan Yeşaya peygamberdir. Yeşaya, Süleyman’ın Yeruşalim’de bina etmiş olduğu tapınakta Tanrı için çalışan bir kahindi. Yeşaya ve diğer peygamberlerin Tanrı’ya her gün sunak üzerinde hayvan kurbanlar sunmaları gerekiyordu. Bu kurbanlar, dünyanın günahı için Kanını dökecek olan Mesih’i sembolize ediyorlardı.

Bir gün Yeşaya Rabbin tapınağında kurbanlar sunduğu sırada neler olup bittiğini dinleyelim. Yeşaya, kitabının altıncı bölümünde şunları yazar:

(Yeşaya 6) 1Kral Uzziya’nın öldüğü yıl yüce ve görkemli Rabbi gördüm; tahtta oturuyordu, giysisinin etekleri tapınağı dolduruyordu. 2Üzerinde Seraflar duruyordu; her birinin altı kanadı vardı; ikisi ile yüzlerini, ikisi ile ayaklarını örtüyor, öbür ikisi ile de uçuyorlardı. 3Birbirlerine şöyle sesleniyorlardı: ‘Her Şeye Egemen Rab kutsal, kutsal, kutsaldır. Yüceliği bütün dünyayı dolduruyor.’ 4Serafların seslerinden kapı söveleri ile eşikler sarsıldı, tapınak dumanla doldu. 5‘Vay başıma, mahvoldum! Çünkü dudakları kirli bir adamım, dudakları kirli bir halkın arasında yaşıyorum. Buna karşın Kralı, Her Şeye Egemen Rabbi gözlerim ile gördüm’ diye feryat ettim. 6Sonra Seraflardan biri bana doğru uçtu, elinde sunaktan maşa ile aldığı bir kor vardı; 7onunla ağzıma dokunarak, ‘İşte bu kor dudaklarına değdi, suçun silindi, günahın bağışlandı’ dedi. 8Sonra Rabbin sesini işittim: ‘Kimi göndereyim, bizim için kim gidecek?’ diyordu. Ben, ‘Beni gönder!’ dedim.

Böylece Rab Tanrı Yeşaya’ya yüceliğini ve kutsallığını açıkladı ve ona İsraillilere, yani Yahudilere Sözü’nü ilan etmesi için ve gelecek kuşakların yararlanması amacı ile bir kitap yazması konusunda çağrıda bulundu. Yeşaya kitabı, uzun ve geniş kapsamlı bir kitaptır ve bizim bu kitabın tüm içeriğine bakmak için yeteri zamanımız yok. Ancak yine de peygamber Yeşaya’nın çağrısını iki önemli düşünceye değinerek özetleyebiliriz

Birinci düşünce; Yeşaya Yahudilere günahları ile ilgili kötü haberi ve bu nedenle hak ettikleri cezayı bildirdi.

İkinci düşünce: Yeşaya Yahudilere günahlarının cezasını çekmek üzere dünyaya gelecek olan Mesih ile ilgili İyi Haberi sundu.

Böylece peygamber Yeşaya’nın mesajını kısaca şöyle aktarabiliriz:

1.)    günah ve günahın cezası hakkındaki kötü haber ve

2.)    Günahkarlar uğruna günahın cezasını ödeyecek olan bir Kurtarıcı hakkındaki İyi Haber.

Tanrı’nın Yeşaya’ya önce Yahudilere sonra işitecek kulakları olan herkese ilan edebilmesi için ilettiği kötü haberi gösteren birkaç ayeti incelemekle başlayalım. Peygamber Yeşaya birinci bölümde şunları yazdı:

(Yeşaya 1) 2Ey gökler, dinleyin! Ey yeryüzü,  kulak ver! Çünkü Rab konuşuyor:’Çocuklar yetiştirip büyüttüm, ama bana başkaldırdılar. 3Öküz sahibini, eşek efendisinin yemliğini bilir. Ama İsrail halkı bu kadarını bile bilmiyor. Halkım anlamıyor.’ Günahlı ulusun, suç yüklü halkın, kötülük yapan soyun, baştan çıkmış çocukların vay haline! Rabbi terk ettiler, İsrail’in Kutsalını hor gördüler, O’na sırt çevirdiler. 13Anlamsız sunular getirmeyin artık. Buhurdan iğreniyorum. Kötülük dolu törenlere, Yeni Ay, Şabat Günü kutlamalarına ve düzenlediğiniz toplantılara dayanamıyorum. 14Yeni Ay törenlerinizden, bayramlarınızdan nefret ediyorum. Bunlar bana yük oldu, onları taşımaktan yoruldum. 15Ellerinizi açıp bana yakardığınız zaman, gözlerimi sizden kaçıracağım. Ne kadar çok dua ederseniz edin dinlemeyeceğim. Elleriniz kan dolu.

Yeşaya, iki yüzlülüklerinden dolayı Yahudileri böyle azarladı ve onların günahlarını şu sözler ile özetledi: “Rab diyor ki, bu halk ağızları ve dudakları ile beni sayar. Ama yürekleri benden uzak. Benden korkmaları da insanlardan öğrendikleri buyrukların sonucudur.’  (Matta 15:8; Yeşaya 29:13)

Yeşaya Yahudileri inatçılıkları ve günahkarlıkları nedeni ile azarladı ve sonra onlara, inanan herkesin yüreğini temizleme gücüne sahip olan İyi Haber’i anlatmaya başladı. Bugün, geri kalan zamanımızda Yeşaya’nın, günahkarları kurtarmak için dünyaya gelecek olan Mesih hakkında yazmış olduğu harika sözlerden bazılarını dinleyelim. Yeşaya şöyle yazar:

“Gelin şimdi davamızı görelim. Günahlarınız sizi kana boyamış bile olsa kar gibi ak pak olacaksınız.  Elleriniz kırmız böceği gibi kızıl olsa da, yapağı gibi bembeyaz olacak.” (Yeşaya 1:18)

(Yeşaya 40) 1‘Avutun halkımı’ diyor Tanrınız, ‘Avutun!’ 3Şöyle haykırıyor bir ses: ‘Çölde Rabbin yolunu hazırlayın, bozkırda Tanrımız için düz bir yol açın. 4Her vadi yükseltilecek, her dağ, her tepe alçaltılacak, böylelikle engebeler düzleştirilecek, sarp yerler ovaya dönüştürülecek. 5O zaman Rabbin yüceliği görünecek. Bütün insanlar hep birlikte O’nu görecek, bunu söyleyen Rab’dir. 9Ey Siyon’a müjde getiren, yüksek dağa çık! Ey Yeruşalim’e müjde getiren, yükselt sesini, bağır, sesini yükselt, korkma. Yahuda kentlerine, ‘İşte Tanrınız!’ de. 10İşte Egemen Rab gücü ile geliyor!

Bundan ötürü Rabbin kendisi size bir belirti verecek: İşte, bakire kız gebe kalıp bir oğul doğuracak ve adını—anlamı Tanrı bizimledir anlamına gelen İmmanuel -koyacak’  (Yeşaya 7:14; Matta 1:23)

Tanrı peygamber Yeşaya aracılığı ile büyük bir sır açıklıyordu. Tanrı, bir erkek ile beraber olmamış bir bakire kızın rahmine Kendi Ruhu’nu göndermeyi planladı. Mesih, dünyaya işte bu şekilde doğacaktı. Bildiğiniz gibi, Mesih’in yersel babası yoktu. Mesih, doğmadan önce Cennetteydi, çünkü O, başlangıçta Tanrı ile birlikte olan Söz’dü. Yeşaya’nın peygamberliğine göre, Mesih, bir insan bedenindeki Tanrı olacaktı. Ne müthiş ve etkileyici bir gerçek! Ruh olan Tanrı, Kendi Ruhu’nu ve Sözü’nü bir bakirenin rahmine koymayı ve sonra bir bebek olarak dünyaya gelmeyi tasarladı. Yeşaya, bu sözler ile şu konuda peygamberlik etti: “İşte bakire bir kız gebe kalıp bir oğul doğuracak ve adını—‘Tanrı bizimledir!’ anlamına gelen İmmanuel – koyacak.”

Bu bölümü izleyen diğer bölümlerde Yeşaya Mesih’in gelişi hakkında çok şey yazar. Bir yerde Yeşaya’nın şu sözlerini okuruz:

“Karanlıkta yürüyen halk, büyük bir ışık görecek; ölümün gölgelediği diyarda yaşayanların üzerine ışık parlayacak. Çünkü bize bir çocuk doğacak, bize bir oğul verilecek.O’nun adı, Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak!  (Yeşaya 9:2,6) “O zaman körlerin gözleri, sağırların kulakları açılacak; topallar geyik gibi sıçrayacak, sevinç ile haykıracak dilsizlerin dili!” (Yeşaya 35:5, 6)

Bu ayetlerde, Yeşaya Mesih’in, Tanrı’nın kutsallığını ve merhametini yeryüzüne getireceği hakkında peygamberlik eder. Aynı zamanda O’nun, Tanrı’nın huzurundan gelen kutsal Mesih olduğunu herkesin anlayabilmesi için Mesih’in nasıl o güne kadar hiç kimsenin yapmamış olduğu güçlü işler yapacağını da önceden bildirdi. Peygamber Yeşaya’nın Mesih hakkındaki şu sözlerinin neni buydu: “Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi! Yeşaya’nın, bugünkü inanların yaptığı gibi Mesih’i diğer peygamberler ile aynı seviyeye koymadığı aşikardır! Peygamber Yeşaya Tanrı’nın huzurundan gelecek olan Kurtarıcı’nın yüceliğini fark etti.

Bugün sizler ile vedalaşmadan önce, bir bölüm daha okumamız gerekiyor: elli üçüncü bölüm. Bu bölüm, peygamber Yeşaya’nın yazmış olduğu bölümler içindeki en harika bölümdür. Çünkü Yeşaya bu bölümde Mesih’in dünyanın günahının cezasını çekmek için nasıl kanını dökeceğine dair peygamberlikte bulunur. Tanrı’nın, Mesih’in zamanından yedi yüz yıl önce peygamberi Yeşaya’ya vermiş olduğu İyi Haber’i dikkatle dinleyin.

Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yeşaya 53) 1Verdiğimiz habere kim inandı? Rabbin gücü kime açıklandı? 2O, Rabbin önünde bir fidan gibi, kurak yerdeki kök gibi büyüdü. Bakılacak biçimden, güzellikten yoksundu. Gönlümüzü çeken bir görünüşü de yoktu. 3İnsanlarca hor görüldü, O’na değer vermedik. 4Aslında hastalıklarımızı O üstlendi, acılarımızı O yüklendi. Biz ise Tanrı tarafından cezalandırıldığını, vurulup ezildiğini sandık. 5Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden O eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza O’na verildi. Bizler O’nun yaraları ile şifa bulduk. 6Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık, her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de Rab hepimizin cezasını O’na yükledi.

7O baskı görüp eziyet çektiyse de ağzını açmadı. Kesime götürülen kuzu gibi, kırkıcıların önünde sessiz duran koyun gibi açmadı ağzını. 8Acımasızca yargılanıp ölüme götürüldü, halkımın isyanı ve hak ettiği ceza yüzünden yaşayanlar diyarından atıldı. O’nun kuşağından bunu düşünen oldu mu? 9Şiddete baş vurmadığı, ağzından hileli söz çıkmadığı halde, ona kötülerin yanında bir mezar verildi, ama öldüğü zaman zenginin yanındaydı. 10Ne var ki, Rab O’nun ezilmesini uygun gördü, acı çekmesini istedi. Canını suç sunusu olarak sunarsa, soyundan gelenleri görecek ve günleri uzayacak. Rabbin istemi onun aracılığı ile gerçekleşecek. 11Canını feda ettiği için gördükleri ile hoşnut olacak. Rabbin doğru kulu, kendisini kabul eden bir çoklarını aklayacak. Çünkü onların suçlarını O üstlendi. 12Bundan dolayı O’na ünlüler arasında bir pay vereceğim, ganimeti güçlüler ile paylaşacak. Çünkü canını feda etti, baş kaldıranlar ile bir sayıldı. Pek çoklarının günahını O üzerine aldı, baş kaldıranlar için de yalvardı.

Yeşaya, Mesih’in, günahlarımızın bedelini ödemek için katlanacağı acı hakkında bu sözleri yazdı. Evet, Kurtarıcının tüm günahkarlar için acı çekmesi ve kanını dökmesi gerekiyordu, öyle ki, Tanrı, adaletinden ödün vermeden günahımızı bağışlayabilsin. Yeşaya bu nedenle şunları yazdı: “Oysa bizim isyanlarımız yüzünden O’nun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden O eziyet çekti. Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık, her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de Rab hepimizin cezasını O’na yükledi. (Yeşaya 53:5, 6) Bu muhteşem ayet Yeşaya kitabının mesajını özetler.: kötü haber ve İyi Haber!

1.)    Kötü haber hepimizin günahkar olduğu ve kendimizi kurtarmak için hiç bir çaremiz olmadığıdır. Yeşaya bu nedenle şu sözleri yazdı: Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık, her birimiz kendi yoluna döndü.”

2.)    İyi Haber ise şudur:Tanrı, günahkarları kurtarmak için bir plan tasarladı ve bu plan Mesih’in ölümü ve dirilişidir. Yeşaya bu nedenle şu sözleri yazdı: “Oysa bizim isyanlarımız yüzünden O’nun bedeni deşildi, Rab hepimizin cezasını O’na yükledi.”

Sevgili Dostlar, Kutsal Olan Tanrı’nın önünde günahınızın ne kadar büyük olduğunun farkında mısınız? Bir bakireden doğan Mesih’in “Tanrı bizimle”  olduğuna inanıyor musunuz? Mesih’in kurban edilen bir koyun gibi neden kanını döktüğünü biliyor musunuz?

Yeşaya peygamberin yaşam veren bu sözleri üzerinde derin derin düşünün. Tanrı, sizin Yeşaya’nın elli üçüncü bölümde yazmış olduklarının hepsini anlamanıza yardımcı olmak ister. Eğer bugün çalıştıklarımız arasında anlamadığınız bir nokta varsa, lütfen bize yazın ve sorun.

Dinlediğiniz için teşekkürler. Siz, Yeşaya peygamber aracılığı ile gönderilen Rabbin mesajı üzerinde derin derin düşünürken, Tanrı sizi bereketlesin:

“Rab diyor ki, “Gelin şimdi davamızı görelim. Günahlarınız sizi kana boyamış gibi olsa, kar gibi ak pak olacaksınız. Elleriniz kırmız böceği gibi kızıl olsa da, yapağı gibi bembeyaz olacak.” (Yeşaya 1:18)

Pages