August 2012

36. Ateşler İçindeki Sina Dağı

Ateşler İçindeki Sina Dağı

Fiery Mount Sinai!

Mısır’dan Çıkış 19,20

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenlik içinde yaşamasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dersimizde, Tanrı’nın, İsrail oymaklarının açlıktan ölmemeleri için gökten yiyecek vererek onlar ile kurak çölde nasıl ilgilendiğini gördük. Aynı zamanda İsraillilerin Tanrı’yı, imansızlıkları ve sadakatsizlikleri nedeniyle zaman zaman nasıl tahrik ettiklerini de öğrendik.

Bugün Tanrı’nın İsrail halkına çölde nasıl göründüğünü ve onlara kutsal Yasasını nasıl verdiğini göreceğiz. Tevrat’ın Mısır’dan Çıkış kitabının on dokuzuncu bölümünü okuyoruz. Bölüm şöyle başlar: “İsrailliler Mısır’dan çıktıktan tam on üç ay sonra Sina Çölü’ne vardılar.” (Mısır’dan Çıkış 19:1) Musa ve İsrailliler çölde yaptıkları yolculuğun şimdi neresindeydiler? Sina Dağı’na gelmişlerdi. Tanrı, Musa’yı ilk kez çağırdığında ve yanan ama tükenmeyen çalıdan onun ile konuştuğunda, Musa’nın nerede olduğunu hatırlıyor musunuz? Aynı yerde, Sina Dağı’nda. Öyküyü anımsıyor musunuz? Tanrı’nın Sina Dağı’nda Musa ile nasıl konuştuğunu işittik. Tanrı şöyle dedi:

Halkımın Mısır’da çektiği sıkıntıyı yakından gördüm. Angaryacılar yüzünden ettikleri feryadı duydum. Acılarını biliyorum. Bu yüzden onları Mısırlıların elinden kurtarmak için geldim. Şimdi gel, halkım İsrail’i Mısır’dan çıkarmak için seni firavuna göndereyim. Kuşkun olmasın, ben seninle olacağım. Seni benim gönderdiğimin kanıtı şu olacak: Halkı Mısır’dan çıkardığın zaman, bu dağda bana tapınacaksınız.”  (Mısır’dan Çıkış 3:7, 8, 10, 12)

Tanrı, Musa’ya vaat etmiş olduğu şeyi yerine getirdi mi? Kesinlikle evet! Musa, bugün Tevrat’ı okuduğumuz bölümün neresinde yer alıyor? Musa’yı ve İsrail topluluğunu, Tanrı’nın kırk yıl önce yanan çalının içinden Musa ile konuşurken, “Halkı Mısır’dan çıkardığın zaman, bu dağda bana tapınacaksınız” sözleri ile verdiği vaadi yerine getirmiş olarak Sina Dağı’nın eteklerinde görüyoruz.

Şimdi Tanrı’nın Musa’ya yeniden nasıl göründüğünü ve İsrail halkının tümüne Sina Dağı’nda nasıl konuştuğunu görmek için okumaya devam edelim.

(Mısır’dan Çıkış 19) 3Musa Tanrı’nın huzuruna çıktı. RAB dağdan kendisine seslendi: ‘Yakup soyuna, İsrail halkına şöyle diyeceksin: 4Mısırlılara ne yaptığımı, sizi nasıl kartal kanatları üzerinde taşıyarak yanıma getirdiğimi gördünüz.5 Şimdi sözümü dikkatle dinler, antlaşmama uyarsanız, bütün uluslar içinde öz halkım olursunuz. 6Çünkü yeryüzünün tümü benimdir. Siz benim için kahinler krallığı, kutsal ulus olacaksınız. İsraillilere böyle söyleyeceksin. 7Musa gidip halkın ileri gelenlerini çağırdı ve Rabbin kendisine buyurduğu her şeyi onlara anlattı. 8Bütün halk bir ağızdan: ‘Rab’bin söylediği her şeyi yapacağız’ diye yanıtladılar.”

İsraillilerin Tanrı’ya nasıl yanıt verdiklerini duydunuz mu? Şöyle dediler: “Rabbin söylediği her şeyi yapacağız.” Söyledikleri şey gerçek miydi? Tanrı’nın tüm buyruklarını yerine getirebildiler mi? Tanrı, İsraillilere buyurduğu her şeyi İsraillilerin yerine getiremeyeceklerini çok iyi biliyordu. Tanrı’nın onlardan gerçekten istediği, Tanrı’yı hoşnut etme konusundaki yetersizliklerini fark etmeleri, O’nun önündeki günahlı konumlarını kabul etmeleri ve günahkarları kurtarmak için dünyaya gelecek olan Kurtarıcı ile ilgili İyi Haber’e inanmalarıydı. Tanrı, ataları İbrahim, İshak ve Yakup’un günahlarını onların Tanrı’nın vaatlerine olan imanları temelinde bağışlamıştı. Tanrı, İsrail halkını da aynı şekilde yalnızca imanları aracılığı ile bağışlamak istedi. Tanrı’nın kurtuluş yolu daima yalnızca iman aracılığı ile oldu – Tanrı’ya ve O’nun kurtuluş yoluna iman! Kutsal Yazılar şöyle der: “Tanrı katında hiç kimsenin Yasa ile aklanmadığı açıktır, çünkü iman ile aklanan yaşayacaktır (ya da ‘Doğru kişi iman ile yaşayacaktır’).” (Galatyalılar 3:11)

Ancak her şeye rağmen İsrail halkı bu noktaya kadar Tanrı’nın önünde kendi çabaları ile doğruluk elde edebileceklerini umdular. Ne kadar akılsızdılar! (birebir anlamı: bilgelikten yoksundular) Tanrı’yı ne kadar çok gücendirdiklerini unutmuşlardı! Tanrı katında, günahlarının ne kadar büyük olduğunu hala fark edememişlerdi. Onların düşüncelerine göre günah öyle ciddi bir sorun değildi. Ama onları yargılaması gereken Tanrı’nın gözünde günah korkunç bir sorundu!  (birebir anlamı: zararlı) Tanrı kutsal ve mükemmeldir! Mükemmelden daha az olan hiç bir şeyi onaylayamaz. Ancak İsrail halkı içinde bulundukları bu noktaya kadar, bu gerçeğin farkına henüz varmamışlardı. Bu nedenle (küstah bir şekilde) şöyle dediler: “Rabbin söylediği her şeyi yapacağız!” ama Tanrı’nın bu konuda bir planı vardı ve onlara “Rabbin söylediği her şeyi yapamayacaklarınıbu planı aracılığı ile gösterecekti.

Şimdi Tanrı’nın Sina Dağı’na nasıl indiğini, görkemini ve kutsallığını nasıl açıkladığını ve İsrail oymaklarına On Buyruğu nasıl verdiğini görmek için Kutsal Yazıları okumaya devam edelim:

(Mısır’dan Çıkış 19)10 Rab Musa’ya, ‘Git, bugün ve yarın halkı arındır’ dedi, ‘Giysilerini yıkasınlar. 11Üçüncü güne hazır olsunlar, çünkü üçüncü gün bütün halkın gözü önünde ben, RAB, Sina Dağı’na ineceğim.12 Dağın çevresine sınır çiz ve halka de ki, ‘Sakın dağa çıkmayın, dağın eteğine de yaklaşmayın! Kim dağa dokunursa kesinlikle öldürülecektir. 13Ya taşlanacak ya da ok ile vurulacak; ona insan eli değmeyecek. İster hayvan olsun, ister insan, yaşamasına izin verilmeyecek. Ancak boru uzun uzun çalınınca dağa çıkabilirler. 16Üçüncü günün sabahı gök gürledi, şimşekler çaktı. Dağın üzerinde koyu bir bulut vardı, derken çok güçlü bir boru sesi duyuldu. Ordugahta herkes titremeye başladı. 17Musa, halkın Tanrı ile görüşmek üzere ordugahtan çıkmasına öncülük etti. Dağın eteğinde durdular. 18Sina Dağı’nın her yerinden duman tütüyordu. Çünkü Rab dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor ve bütün dağ şiddetle sarsılıyordu. 19Ve Boru sesi gitgide yükselince, 20Rab Sina Dağı’nın üzerine indi.

(Mısır’dan Çıkış 20) 1Ve Tanrı şöyle konuştu:’Seni Mısır’dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Rab Ben’im.”

1.)    Benden başka tanrın olmayacak. (ayet 3)

2.)    Kendine yukarda gökyüzünde ya da aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın, çünkü ben Tanrın Rabbim.” (ayet 4, 5)

3.)    Tanrın Rabbin adını boş yere ağzına almayacaksın, çünkü Rab adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır. (ayet 7)

4.)    Şabat gününü kutsal sayarak anımsa. (ayet 8)

5.)    Annene ve babana saygı göster. (ayet 12)

6.)    Adam öldürmeyeceksin. (ayet 13)

7.)    Zina etmeyeceksin. (ayet 14)

8.)    Çalmayacaksın. (ayet 15)

9.)    Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin. (ayet 16)

10.)    Komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiç bir şeyine göz dikmeyeceksin. (ayet 17)

18Halk gök gürlemelerini, boru sesini duyup şimşekleri ve dağın başındaki dumanı görünce, korkudan titremeye başladı. Uzakta durarak, 19Musa’ya, ‘Bizim ile sen konuş dinleyelim’ dediler, ‘Ama Tanrı konuşmasın, yoksa ölürüz.’ 20Musa, ‘Korkmayın!’ diye karşılık verdi. Tanrı sizi denemek için geldi; Tanrı korkusu üzerinizde olsun, günah işlemeyesiniz diye.’21Musa, Tanrı’nın içinde bulunduğu koyu karanlığa yaklaşırken halk uzakta durdu.

Bugün Kutsal Yazılara okumaya son vereceğimiz yer burası. Tanrı isterse, bir sonraki programda, Tanrı’nın Sina Dağı’nda İsraillilere vermiş olduğu On Buyruk’un her birine bakacağız. Ama bu gün sizler ile vedalaşmadan önce, Tanrı’nın biraz önce okuduklarımız aracılığı ile bize öğretmek istediği bir şeyden söz etmek istiyoruz. Anlamamız gereken şey şudur: Tanrı Kutsal’dır ve bizler O’na asla kendi çabalarımız aracılığı ile yaklaşamayız. Kutsal Yazılar bize,Tüm insan soyunun ota benzediğini” (1.Petrus 1:24) ve “Tanrı’nın yakıp tüketen bir ateş olduğunu(İbraniler 12:29) öğretir. Yabani bir ateşin yoluna çıkan bir otun başına ne geleceğini hepimiz biliriz!

Bugün, dersimizin başlangıcında, İsraillilerin Musa’ya, ‘Rabbin söylediği her şeyi yapacağız’ dediklerini duyduk. Böyle konuşmalarının nedeni, Tanrı’nın kutsallığının farkına varmamış olmalarıydı. Tanrı’yı, kendi çabaları aracılığı ile bir şekilde hoşnut edebileceklerini düşündüler. Ama Tanrı, onlara Sina Dağı’nda göründükten sonra düşünceleri kesinlikle değişti! İsrailliler gök gürlemelerine, çakan şimşeklere, her yanından duman tüten dağa ve Tanrı’nın on kutsal buyruğu veren sesini duyduktan sonra, “korkudan titrediler ve uzakta durarak Musa’ya, ‘Bizim ile sen konuş, dinleyelim’ dediler, ‘Ama Tanrı konuşmasın, yoksa ölürüz.

Böylece İsrail halkı Tanrı’nın kesin kutsallığının ve O’na yaklaşma konusunda kesinlikle yetersiz olduklarının farkına nihayet varmaya başladılar. Sina Dağı’nın eteğinde, Kutsal Yazılardaki gerçeğe gözleri açıldı: “Tüm insan soyu ota benzer” ve “Tanrı, yakıp tüketen bir ateştir.” (1.Petrus 1:24; İbraniler 12:29) Tanrı’nın, Kutsal Olan’ın yüce huzurunda İsrailliler, dürüst bir şekilde “Sorun yok! Rabbin söylediği her şeyi yapacağız” diyebildiler mi? Hayır, diyemediler! İsrailliler şimdi bir sorun ile karşı karşıya olduklarını fark ettiler; çok ciddi bir sorun! Tanrı’nın kutsallığını ve buyruklarının kesinliğini hissettiler; aynı zamanda da kendilerinin kutsal olmadıklarını ve Tanrı’nın mükemmel yasasını yerine getirme konusundaki yetersizliklerini anladılar. Kendilerini yabani bir ateşin yolundaki kuru ot gibi hissettiler!

Siz bu konuda nasıl hissediyorsunuz? Rabbin kutsallığını fark ediyor musunuz? Tanrı’nın ve Yasasının doğru ve mükemmel olduklarını anlıyor musunuz? Yüreğinizin ve kendi işlerinizin Tanrı’nın önünde kötü ve kusurlu olduklarını hissediyor musunuz? Yoksa siz de, ‘Sorun yok! Rabbin istediği her şeyi yapacağız! İyi işlerimiz aracılığı ile Tanrı’ya yaklaşacağız!” diye düşünen İsrailliler gibi misiniz? Bu tür düşünceler gerçekten de Tanrı’nın düşünceleri ile anlaşmazlar. Günah ile kirlenmiş ve lekelenmiş olan bu kişiler saf ve kutsal Olan ile bir araya gelebilirler mi? Hayır, gelemezler! Tanrı, yarı iyi ve yarı kötü olanı onaylayabilir mi? Hayır, onaylayamaz ve onaylamayacaktır da! Tanrı kutsaldır ve kutsal olmayanı hoş göremez. Tanrı, mükemmellik talep eder! Bu gerçeğin farkında mısınız? Yoksa, Yargı Günü’nde “iyi işlerinizin (sevaplarınızın)” bir şekilde, kötü işlerinizi (günahlarınızı) sileceğini mi umuyorsunuz? Eğer durum böyle olsaydı, o zaman Tanrı adil bir yargıç olmazdı! Bu konu ile ilgili bir örnek verecek olursak, bir katile, ‘Adam öldürmekten suçlusun. Ama geçmişte yaptığın iyi işler nedeni ile seni mahkum etmeyeceğim. Özgürsün, gidebilirsin” diyen bir yargıç hakkında ne düşünürüz? Onun kötü ve adaletsiz bir yargıç olduğunu duyururuz.

Dostlar, tanrı, adil bir yargıçtır! Günahı görmezlikten gelemez! Dünyayı yargılaması gereken Rab Tanrı, yalnızca doğru olanı yapabilir.! Tanrı’nın doğruluğu ve adaleti, günah için bir bedel ödenmesini gerektirir. Ve ödenmesi gereken bu bedel, ölüm ve Tanrı’dan sonsuz ayrılıktır! Yaptığımız iyi işler, günahlarımızı iptal edemezler. İyi işlerimiz hakkında kutsal Yazılar şöyle der: “Hepimiz murdar olanlara benzedik. Bütün doğru işlerimiz kirli adet bezi gibi.” (Yeşaya 64:6) Tanrı, yakıp tüketen bir ateşe benzer ve Ademoğullarının iyi işleri, kuru ot gibidirler. Kendi doğruluğumuz ile Tanrı’nın kutsal yargısının ateşinin önünde durabilmemiz mümkün değildir!

İsrailliler, Sina Dağı’nın üstüne inen Tanrı’nın ateşine yaklaşmaya cesaret ettiler mi? Tanrı’nın bulunduğu dağa tırmanmayı denediler mi? Gök gürültüsü ve şimşekler ile şiddetle sarsılan ve her yanından adeta ocak dumanı gibi dalgalar halinde duman çıkan dağa yaklaşacak kadar cesur muydular? Hayır! Dağa yaklaşamadılar. Uzakta durdular ve korku içinde titrediler. Rab Tanrı’nın kutsallığının ve O’nun müthiş gücünün önünde hissettikleri korku nedeni ile aralarından bir tanesi bile dağa yaklaşmaya cesaret edemedi. Ancak, duydukları bu korku onlar için çok yararlıydı, çünkü Tanrı Sözü şöyle der: “Rab korkusu, bilgeliğin başlangıcıdır!”  (Süleyman'ın Özdeyişleri 1:7)

Dostlarımız, bugünkü süremiz sona erdi. Ama sizleri bugünkü derste işittiklerimizi ve gördüklerimizi hatırlamanız için teşvik ediyoruz: Tanrı kutsaldır ve insanları Kendi kutsallığının standardına göre yargılaması gerekir. Tanrı kutsaldır ve günaha karşı kayıtsız kalamaz. Tanrı kutsaldır ve bizler, O’na kendi çabalarımızın iyi işleri temelinde yaklaşamayız!

Bir sonraki derste, Tanrı isterse, Tanrı’nın İsraillilere Sina Dağı’nda vermiş olduğu On Buyruk hakkında inceleme ve yorumlarda bulunacağız. Bizi dinlediğiniz için teşekkürler.

Siz, O’nun Sözü’ndeki şu temel gerçek üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin ve size yön versin:

“Rab korkusu, bilgeliğin başlangıcıdır.”  (Süleyman’ın Özdeyişleri 1:7)

37. Kutsal Buyruklar

Kutsal Buyruklar

The Holy Commandments

Mısır’dan Çıkış 20

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dersimizde, nasıl tüm Sina Dağı’ndan ocak dumanı gibi duman çıktığını gördük, çünkü Rab Tanrı ateş içinde dağın üstüne inmişti. İsrailoğulları’na On Buyruğu vermek için dağın üstüne indiğinde, gök gürlüyor ve şimşekler çakıyordu. Tanrı, İsraillileri dağa dokunmamaları için uyardı; dağa dokundukları takdirde öleceklerdi. Tanrı’nın yapmak istediği yalnızca onlara Kendisinin ne kadar kutsal olduğunu öğretmekti!

Bugün On Buyruk’tan her birine daha yakından bakmayı ve Kutsal Olan’ın, Tanrı’nın önünde nasıl durduğumuzu bilmek için bu buyrukları yaşamlarımız ile kıyaslamayı planlıyoruz. Tevrat’ın, Mısır’dan Çıkış kitabının yirminci bölümünü okuyoruz. Tanrı, ateş ve dumanların ortasında Sina Dağı’na indikten sonra, şu sözleri söyledi: “Seni Mısır’dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın Rab Ben’im.” (Mısır’dan Çıkış 20:1, 2)

1.)    “Benden başka tanrın olmayacak.” (Mısır’dan Çıkış 20:3) Bu, ilk buyruktur. Rab Tanrı şöyle dedi: ‘Benden başka tanrın olmayacak.’  Yalnızca O, Tanrımız olmalıdır. Yüceliğini bir başkası ile paylaşmayacaktır. Yaratan Tanrı, tapınmamız gereken yalnızca O’dur. Ancak bu ülkede ve tüm dünyada gördüğümüz, bundan oldukça farklıdır. İnsanlar, diğer insanları yalnızca Tanrı’ya layık olan bir yere yükseltirler. Yalnızca O’nun adı kutsal ve müthiştir. Tam adanmışlığımızı ve güvenimizi hak eden yalnızca O’dur. Ancak yine de insanlar bir sorun ya da bir engel ile yüz yüze geldikleri zaman, akıllarına gelen ilk düşünce Tanrı’ya dönmek ve her şeyi Yaratan’a ve her şeyi yapabilecek Olan’a dua etmek olmaz. Bunu yapmak yerine beklentilerini kendileri gibi sadece yaratık olan diğer insanlara bağlarlar ve yalnızca Tanrı’ya ait olan ilk yeri onlara verirler. Bu şekilde davrananların başka tanrıları vardır. Başka tanrıya sahip olmak günahtır!

2.)    İkinci buyrukta Tanrı şöyle dedi: “Kendine herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın Rab, kıskanç bir Tanrı’yım!” (Mısır’dan Çıkış 20:4, 5)  Bu buyrukta Tanrı bize kendimizi putlardan korumamızı söylüyor. Putlar, belirli yerlerde ya da evlerdeki heykeller aracılığı ile tapınılan nesneler değildirler. Bir put Tanrı ile aramıza giren herhangi bir şey olabilir. Bazı insanların tanrıları futboldur, çünkü futbol onların gözünde Tanrı’dan daha önemlidir. Tanrı ile bazı kişilerin arasına ise televizyon girer. Tanrı Sözü’nü anlamak için onu okumakla ilgilenmezler. Televizyon izlemenin dışında hiç bir şey için ayıracak zamanları yoktur. Ayrıca, bildiğiniz gibi, Tanrı’nın Kendisinin yeterli olmadığını ima eden muskalar taşıyan bazı kişiler de vardır. Bazı kişiler ise, Tanrı’nın yerine varlıklarını koyuşlardır. Yaşamlarındaki ilk yer Tanrı’ya ait değildir; bu yere parayı koymuşlardır. Tanrı’yı hoşnut etmeyen başka bir şey daha yaparlar; daha fazla para kazanmak için uğraşırlar. Bu tür kişilerin tanrıları paradır. Tanrı’nın yerine geçen her şey bir puttur.

3.)    Üçüncü buyrukta Tanrı şöyle dedi: “Tanrın Rabbin adını boş yere ağzına almayacaksın, çünkü Rab adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır.”  (Mısır’dan Çıkış 20:7) Tanrı, gerçekten de O’nun kutsal adını boş yere kullanmamızı istemez. Ama yine de hemen hemen her gün birinin komşusuna şu sözler ile bir söz verdiğini işitiriz: “İnşallah (Arapça’daki anlamı: Tanrı isterse)” “Şunu ya da bunu yapacağım, şu yere ya da bu yere gideceğim” diyen kişi, böyle konuşmasına rağmen yüreğinde bu sözlerini yapacak niyete sahip değildir. Bu kişinin aklındaki en son şey, Tanrı’nın isteğidir. Tanrı’nın adını kullanmasının tek nedeni, komşusunun söylediği yalanlara inanması içindir. Bu, günahtır. Diğer kişiler ise şöyle der: “Billa(Arapça’daki anlamı, Tanrı nezdinde) “Valla billa şunu yada bunu yapmadım!” Aslında bunu söylerken bile yapmadıklarını söyledikleri şeyi yaptıklarını çok iyi bilirler. Bir başkası ise şöyle der: “Tanrı, şunu ya da bunu yapmayacağımı bilir”, ama yaptıkları şey sadece yalan söylemektir. Bu kişiler Tanrı’nın adını kötüye kullanırlar. Tanrı’nın sözü şöyle der: “‘Evetiniz’ evet, ‘Hayır’ınız hayır olsun; bundan fazlası Şeytan’dandır.” (Matta 5:37)

4.)    Tanrı, dördüncü buyrukta İsrailoğullarına şu sözler ile konuştu: “Şabat Günü’nü kutsal sayarak anımsa. Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. Çünkü ben Rab, yeri göğü, bütün canlıları altı günde yaratım, yedinci günde dinlendim.”  (Mısır’dan Çıkış 20:8, 9, 11) Bu buyruğun, Tanrı’nın, İsrailoğullarının yedinci günde O’nu onurlandırmak için dinlenmelerini istediğini göstermektedir.

5.)    Tanrı, verdiği beşinci buyrukta şöyle dedi: “Annene, babana saygı göster, öyle ki, Tanrı’n Rabbin sana vereceği ülkede ömrün uzun olsun.”  (Mısır’dan Çıkış 20:12) bu buyrukta anne ve babalarımızın çok özel ve onurlandırılmaya değer olduklarını ve onlara hak ettikleri saygıyı vermemiz gerektiğini görebiliriz. Ancak, günümüz kuşağındaki gençlerin böyle davrandıklarını göremiyoruz. Anne ve babaları kendileri ile konuştuklarında, onlara sırtlarını dönen ve burunlarını havaya kaldırarak kendi yollarına devam eden çocuklar ile karşılaşıyoruz. Çocuklar, anne ve babalarını onurlandırmıyorlar. Onları yalnızca sinirlendiriyorlar, ama yine de beşinci buyruğun bize öğrettiği yaşam biçimi bu değildir. Tanrı’nın çocuklar için isteği, onların anne ve babalarını sevmeleri, onları onurlandırmaları, Tanrı’yı hoşnut eden her konuda ve Tanrı’nın isteği ile uyuşan her durumda anne ve babalarının sözünü dinlemeleridir.

6.)    Altıncı buyrukta, Tanrı şöyle dedi: “Adam öldürmeyeceksin.”  (Mısır’dan Çıkış 20:13) Tanrı’nın bu buyruk ile söylemek istediği şudur: “Bir adam öldüren, Tanrı’ya karşı günah işler, çünkü her insana yaşam ve can veren Tanrı’dır. Bir adam öldürmek Tanrı’dan nefret etmektir, çünkü Tanrı, insanı kendi benzeyişinde yarattı. Tanrı Sözü, bize aynı zamanda cinayet işlemenin, sadece bir insanı öldürmekle sınırlı olmadığını gösterir, çünkü Kutsal Yazılar şöyle der: “Kardeşinden nefret eden katildir.” (1.Yuhanna 3:15) Pek çok kişinin üstünde durmadığı bir nokta vardır: Tanrı, bir kişiyi yalnızca yaptıklarına göre değil, aynı zamanda yapmak istediklerine yani, niyetlerine göre de yargılar! Tanrı, yüreğe baktığı için nefret ve cinayet, O’nun gözünde eşdeğerdir.

7.)    Yedinci buyrukta Tanrı şöyle dedi: “Zina etmeyeceksin.”  (Mısır’dan Çıkış 20:14) Evlilik, Tanrı tarafından verilen değerli bir armağandır. Tanrı, bizim için en iyisinin ne olduğunu bilir, bu nedenle bir erkeğe evlenmesi için bir eş verdikten sonra onun kendisini karısı ile sınırlamasını ve herhangi başka bir kadına şehvet içeren tek bir arzu bile hissetmeyi reddetmesini ister. Tanrı sözü şöyle der: “kocalar karılarını kendi bedenleri gibi sevmelidir.” (Efesliler 5:28) ve “Karısını fuhuştan başka bir neden ile boşayıp başka bir kadın ile evlenen, zina etmiş olur.” (Matta 19:9) İnsanlar Tanrı’nın yasasına itaatsizlik ettikleri ve kendilerine yasaklanan şeyi yaptıkları zaman, genellikle eylemlerinin sonuçlarını bedenlerinde görürler. Tanrı tarafından buyrulan evliliğin sınırları dışında cinsel ilişkiler yaşayan kişilerin pek çok ölümcül hastalıklara yakalanmalarının nedeni budur. Bilmeniz gereken bir başka şey daha vardır: Zina, yalnızca bedenlerimiz ile sırlı değildir, aynı zamanda düşüncelerimizde olanları da kapsar. Bu konu ile ilgili olarak Kutsal Yazılar şöyle der: “Bir kadına şehvet ile bakan her adam, yüreğinde o kadın ile zina etmiş olur.” (Matta 5:28)

8.)    Tanrı, sekizinci buyrukta şöyle der: “Çalmayacaksın.”  (Mısır’dan Çıkış 20:15) Bu buyruk çok açıktır. Ancak yine de bilmemiz gereken bir şey daha vardır: Bizi yargılaması gereken Tanrı’nın gözünde çalmak, size ait olmayan bir parayı ya da bir başka şeyi almakla sınırlı değildir. Eğer birinin bir şeyini almasanız bile sadece almak istemeniz dahi sizi yüreğinizde bir hırsız yapar. Tanrı yüreğe bakar! Çalmanın pek çok şekli vardır. Örneğin, eğer işvereniniz size bir iş emanet eder ve size bu işin karşılığında para öder ve aslında siz sadece boşa zaman harcarken, o, sizin çalıştığınıza inanırsa, o zaman siz yine çalan biri olursunuz. Evet, işvereninizin kazanacağı kardan çalarsınız. Ve hırsızlığın ve diğer her günahın cezası nedir? Ölmek ve asla tükenmeyen cehennem ateşinde kalmak.

9.)    Dokuzuncu buyruk şöyle der: “Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin!”  (Mısır’dan Çıkış 20:16)  Bu buyruk da kusursuz bir şekilde açıktır. Rab Tanrı gerçeğin Tanrısıdır ve yalanlar ile hiç bir işi olamaz! İnsanoğlu, sorunlardan kaçınmak ve huzuru korumak için küçük yalanlara izin verildiğini düşünür. Ama Gerçeğin Tanrısı için “küçük yalanlar” yoktur! Tanrı şöyle der: Yalan söyleyen herkes, Şeytan’ın karakterine bürünür, çünkü “o bir yalancıdır ve yalanın babasıdır.” (Yuhanna 8:44) Şeytan, atalarımız Adem ve Havva’ya yalan söyledi ve insanları yalanları ile aldatmaya devam ediyor. Yalan söyleyen biri, Şeytan’a benzer.

10.)    Onuncu buyruk şöyle der: “komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine ve hiç bir şeyine göz dikmeyeceksin.”  (Mısır’dan Çıkış 20:17) bu buyruk bize, sadece Tanrı’nın insan yüreğinin ne kadar bozuk ve kötü olduğunu bildiğini açıkça gösterir. Ademoğullarının yüreklerinde göz dikme ve açgözlülük bulunur. Kötü yüreklerimiz, bir erkeğin karısına şehvet duymamıza ya da birinin, bizim sahip olmadığımız bir şeye sahip olan birinin malına göz dikmemize neden olurlar. Bu günahtır, çünkü Tanrı’nın Sözü şöyle der: “Dünyaya ne bir şey getirebildik, ne de ondan bir şey götürebiliriz. Yiyeceğimiz, giyeceğimiz varsa, bunlar ile yetiniriz.” (1.Timoteos 6:7, 8)

Bunlar, Tanrı’nın Musa’ya ve İsrailoğullarına Tanrı tarafından emanet edilen On Buyruk’tur.

Bu günkü dersimize nasıl son vermemiz gerekiyor? Belki de bir soru ile son vermeliyiz. Her birimizin yanıtlaması gereken soru şudur: “On Buyruğun hepsine itaat ettim mi?” Kutsal Kurtarıcı’nın, dünyaya geldiği zaman, On Buyruğu iki ifade ile özetlemiş olduğunu belki bilirsiniz. Şöyle dedi:

1.)    Tanrın Rabbi, bütün yüreğin ile, bütün canın ile ve bütün aklın ile seveceksin! Ve

2.)    Komşunu kendin gibi seveceksin. Kutsal Yasa’nın tümü ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır.” (Matta 22:37, 39, 40)

Şimdi eğer Tanrı’nın Musa’ya vermiş olduğu On Buyruğu, yerine getirip getirmediğinizi bilmek için kendinizi sınamak isterseniz, kendinize şu iki soruyu sorabilirsiniz:

· Birinci Soru: Tanrı ile ilişkim nasıl? Tanrı’yı tüm yüreğim ile seviyor muyum?

· İkinci soru: İnsanlar ile ilişkilerim nasıl? Komşumu kendimi sevdiğim gibi seviyor muyum?

Tanrı ile ilişkiniz nasıl? Soruyu yüreğinizin içtenlikle yanıtlamasına izin verin. Tanrı’yı bütün aklınız ile seviyor musunuz? O’nu tüm yüreğiniz ile seviyor musunuz? Tanrı ve O’nun Sözü yaşamınızda ilk yere sahip mi?

İnsanlar ile olan ilişkiniz hakkında neler söyleyebilirsiniz? Komşunuzu kendinizi sevdiğiniz gibi seviyor musunuz? Diğer insanlara her konuda kendinizden önce yer veriyor musunuz? Diğer kişiler ile kendiniz ile ilgilendiğiniz gibi ilgileniyor musunuz? Diğer insanların sizin için yapmalarını istediği her şeyi diğer insanlar için yapıyor musunuz?

Tüm bu sorulara “evet” yanıtını veremiyorsanız, o zaman bilin ki, Tanrı’nın önünde bir suçlusunuz. Kendi çabalarınızın sonucu olarak bekleyebileceğiniz tek şey, Tanrı’nın adil yargısıdır! Kutsal Yazılar şöyle der: “ama korkak, imansız, iğrenç, adam öldüren, fuhuş yapan, büyücü, putperest ve bütün yalancılara gelince, onların yeri kükürt ile yanan ateş gölüdür.” (Vahiy 21:8)

Tanrı kutsaldır ve kutsal olmayanı hoş göremez, hatta katlanamaz. Tanrı mükemmeldir ve kusurlu olan işleri kabul edemez. Bu nedenle Kutsal Yazılar şöyle der: “Çünkü Yasa’nın her dediğini yerine getirse de tek konuda ondan sapan kişi, bütün Yasa’yı ihlal etmekten suçlu olur!”  (Yakup 2:10) Bir insanın On buyruğu yerine getirmeye çalışması, o insanın “Tanrı’nın önünde doğru sayılmasına” neden olmaz! “Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 3:20, 23) Evet, sevgili dostlar, Tanrı’nın Sözü açıktır: “Herkes günah işledi!” ve “Yasa kitabı2nda yazılı olan her şeyi sürekli yerine getirmeyen herkes lanetlidir!”  (Galatyalılar 3:10)

Belki biri şöyle bir soru sorabilir: “O zaman Tanrı hiç birimizin yerine getiremeyeceği bu On Buyruğu bize neden verdi? “ Bu soru çok önemlidir ve eğer Tanrı isterse bir sonraki programımızda Tanrı’nın bu soruya nasıl yanıt verdiğini işiteceğiz.

Tanrı, Sözü’nde yer alan şu ifadedeki önemli gerçeği size açıklasın ve sizi bereketlesin:

“Yasa’nın her dediğini yerine getirse de, tek konuda ondan sapan kişi bütün Yasa’ya karşı suçlu olur.” (Yakup 2:10)

38. Buyrukların Amacı

Buyrukların Amacı

Purpose of the Commandments

Mısır’dan Çıkış 20

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son iki dersimizde Tanrı’nın Sina Dağı’na İsrail oymaklarına On kutsal Buyruğunu vermek için nasıl ateş, gök gürültüsü ve şimşekler içinde indiğini gördük. Tanrı, ilk buyruğunda onlara şöyle dedi: Benden başka tanrın olmayacak. İkinci buyruk: Kendine pt yapmayacaksın. Üçüncü: Tanrın Rabbin adını boş yere ağzına almayacaksın. Dördüncü: Şabat Günü’nü kutsal sayarak anımsa. Beşinci: Annene, babana saygı göster. Altıncı: Adam öldürmeyeceksin. Yedinci: Zina etmeyeceksin. Sekizinci: Çalmayacaksın. Dokuzuncu: Yalan söylemeyeceksin. Onuncu: Komşunun sahip olduğu hiç bir şeye göz dikmeyeceksin.

Tanrı’nın, Musa’ya ve İsraillilere göndermiş olduğu On Buyruk bunlardır. Tanrı, şu sözler ile onların üzerine ağır bir yük koymuş oldu: On Buyruğun talep ettiği her şeyi eksiksiz olarak yerine getirebilen Benim ile sonsuza kadar yaşamaya layıktır. Ancak, tüm Yasa’yı yerine getiren, ama tek bir noktada ondan sapan kişi, Yasa’nın tamamını ihlal etmekten suçlu olacak ve Ben’den sonsuza kadar ayrı kalacaktır!

Tanrı’nın Sina Dağı’nda İsrail oymaklarına getirdiği kutsallık yolu buydu. Tanrı, İsrail oymaklarının O’na her konuda itaat etmelerini buyurdu. Evet, her konuda! Günahkarlar, Tanrı’nın tüm buyruklarını yerine getirebilecek güçte midirler? Hayır, değildirler! Ama buna rağmen yine de Kutsal Olan Tanrı’nın talep ettiği budur. Bu nedenle, bugün önümüzdeki büyük soru şudur: Tanrı, eksiksiz olarak yerine getiremeyeceklerini bilmesine rağmen, On buyruğunu İsrailoğullarına neden verdi? Tanrı, Adem’in soyunun üzerine neden böyle ağır bir yük koydu?

Daha önce İsrailoğullarının, “Rabbin söylediği her şeyi yapacağız” dediklerini görmüştük. Ama yine de Tanrı, onların, Kendisinin talep ettiği her şeyi yerine getiremeyeceklerini biliyordu. Ama İsrailliler Tanrı’nın isteğini eksiksiz olarak yapabilecek güçten yoksun olduklarının farkında değildiler. Tanrı’dan ve O’nun büyük yüceliğinden ne kadar uzakta bulunduklarını anlamamışlardı. Tanrı’nın İsraillilere on mükemmel buyruk vererek, “Bu buyrukların hepsini yerine getirin, eğer getirebilirseniz! Ama tek bir konuda bile Yasa’dan saparsanız, Ben’den sonsuza kadar uzak kalacaksınız! “ demesinin tam olarak nedeni buydu.

Tanrı, bu ağır buyruklar aracılığı ile, İsrail oymaklarına O’nu hoşnut etme konusunda yetersiz olduklarını açıklamayı amaçlıyordu. Tanrı, İsrailoğullarının O’nun tüm buyruklarını izleyemeyeceklerini biliyordu, ama onlar henüz bunun frakında değillerdi. İsrailliler günümüzün dindar insanlarına benzerlerdi; sahip oldukları yanlış düşünce şuydu: Tanrı, bizim yalnızca iyilik yapmamız için uğraşmamızı ister ve Yargı Günü’nde eğer “iyi işlerimiz – sevaplarımız- “, “kötü işlerimizden – günahlarımızdan” ağır basarsa, Tanrı, o zaman bize, “Gel ve Huzurumda sonsuza kadar kal!” diyecektir. Ancak yine de böyle düşünen kişiler, hatalıdırlar ve Kutsal Yazıları ya da Tanrı’nın kutsallığını bilmezler. Tanrı mükemmeldir ve tek bir günahı bile görmezlikten gelemez!

Bir örnek verecek olursak, atamız Adem Tanrı tarafından Cennet Bahçesi’nden kovulmadan önce kaç tane günah işlemişti? On günah, ya da yüz günah? Belki de bin? Hayır! İşlediği günah yalnızca bir taneydi ve Adem’in Cennet Bahçesi’nden atılması gerektirecek kadar yeterliydi!

· Tek bir günah ve Adem Tanrı’nın önünde artık mükemmel değildi!

· Tek bir günah yüzünden Adem artık Tanrı’ya yaklaşamazdı!

· Tek bir günah nedeni ile Adem ‘in ölmesi gerekti!

· Tek bir günah, Adem’in sonsuz ateşte bir yer edinmesi için yeterliydi!

Evet, Tanrı kutsaldır ve günahı hafife alamaz! Bu nedenle İsrailoğullarına şöyle dedi: “Yasa’nın her dediğini yerine getirse de, tek konuda ondan sapan kişi bütün Yasa’ya karşı suçlu olur.”  (Yakup 2:10)

Bu nedenle, eğer Tanrı’nın kutsallığı böyle ise, bilmek istediğimiz şey şudur: Tanrı, Yasa’yı kusursuz bir şekilde hiç kimsenin yerine getiremeyeceğini biliyordu, o zaman İsraillilere On Buyruğu neden verdi? Tanrı’nın bu soruya verdiği yanıtı dinleyelim: “Yasa’nın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır.”  (Romalılar 3:20)  O zaman On Buyruğun amacı nedir? Günahı uzaklaştırmak mı? Tanrı’nın bu soruya verdiği yanıt şudur: “Hayır, buyrukların amacı, günahı açıklamaktır!” (ya da NIV’deki çeviriye göre: “bizi günah konusunda bilinçlendirmek.”)

Bu önemli noktayı kavradınız mı? Tanrı, on kutsal buyruğunu Musa’ya ve İsrailoğullarına neden verdi? Onlara bu buyrukları yerine getirerek Cennet’e girme hakkını kazanabilmeleri için mi bu buyrukları verdi? Hayır! Bu, mümkün olamaz, çünkü Tanrı şöyle der: “Eğer buyrukların tümünü yerine getirmezseniz, mahkum olursunuz!” Ademoğulları, Tanrı’nın buyurduğu her konuda Tanrı’ya kusursuz bir şekilde itaat edebilirler mi? Kirli, çamurlu bir su kuyusundan saf, temiz su çekilebilir mi? İmkansız!

On Buyruğun amacı nedir? Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: “Buyrukların amacı, günahı açıklamaktır!” Tanrı, bu buyrukları bizi Yargısı’ndan kurtarmak için vermedi. Tanrı, bu buyrukları bize verdi, çünkü bize suçlu günahkarlar olduğumuzu ve bir Kurtarıcı’ya ihtiyaç duyduğumuzu göstermek istedi! Bu nokta zihninizde açıklığa kavuştu mu?

On Buyruk bir hastanedeki röntgen makinesine benzer. Eğer hastaysam ve bendeki sorunun ne olduğunu bilmiyorsam, doktor büyük olasılıkla bazı röntgenler çekerek beni muayene edecektir. Bir röntgen fotoğrafının amacı nedir? Yalnızca tek bir amacı vardır: iç organlarımda ne gibi bir sorun olduğunu açıklamak. Benzer şekilde, Musa’ya emanet edilen kutsal buyruklar da hastanenin röntgen makinesine benzerler. Amaçları, yanlış olan şeyi açıklamaktır – yüreğimde ve canımda mevcut olan günah. On Buyruk, içimde bulunan günahı nasıl açıklayabilir? Bu buyruklar, günahımı şu şekilde açıklarlar: davranışımı, Tanrı’nın kutsal yasası ile kıyasladığım takdirde, düşüncelerimde, sözlerimde ve işlerimde Tanrı’dan ne kadar uzak olduğumu anlayabileceğim. Önce Tanrı’nın yasasına ve sonra kendime baktığım zaman, Tanrı’ya ve insana karşı günah işlediğimi ve kutsal bir Tanrı’nın saf ve lekesiz huzuruna kabul edilemeyeceğimi bileceğim!

Hastanedeki röntgen makinesi nasıl bir insanın bedenindeki sorunu göstermek için yararlı ise, aynı şekilde On Buyruk da bir insanın yüreğindeki yanlışı göstermek için yararlıdır. Ve bir röntgen hasta olan kişiyi nasıl iyileştiremezse, aynı şekilde On Buyruk da günah ile dolu olan yüreğimi iyileştiremez. Günahlı yüreğimin iyileşebilmesi için nasıl Büyük Doktor’a, yani Tanrı’ya geri dönmem gerekir. İçimdeki günah nedeni ile beni bekleyen ölüm ve yargıdan beni kurtaracak olan tek plana yalnızca Tanrı sahiptir.

Belki biri şöyle diyebilir: “Hey, dostum! Bir dakika bekle. Ben iyi bir insanım! Ben hırsızlık yapan, yalan söyleyen ve zina işleyen diğer insanlar gibi değilim.” Eğer bu tür düşüncelere sahipseniz, Tanrı’nın kutsallığını henüz anlamamış olduğunuz ortadadır. Bilmeniz gereken şey şudur: Tanrı, Yargı Günü’nde sizi günahlı komşunuz ile karşılaştırmayacaktır. Sizi kutsal ve mükemmel yasası ile karşılaştıracaktır; ve Tanrı bu yasa hakkında şöyle der: “Yasa’nın her dediğini yerine getirse de, tek konuda ondan sapan kişi, bütün Yasa’ya karşı suçlu olur.” (Yakup 2:10)  “Zina işlemeyeceksin!” diyen Tanrı, aynı zamanda, “Yalan söylemeyeceksin!” de der. Böylece, eğer zina işlemeseniz, ama tek bir yalan bile söyleseniz, Yasa’yı yine de çiğnemiş olursunuz (Yakup 2:11) ve Cennet’e, yani Tanrı’nın Huzuru’na giremezsiniz, çünkü Kutsal Yazılar şöyle der: “Oraya murdar hiç bir şey, iğrenç ve aldatıcı işler yapan hiç kimse asla girmeyecek. “ (Vahiy 21:27) Bizlerin asla kendi çabalarımız aracılığı ile Tanrı’yı hoşnut edemeyeceğimiz kesindir! Tanrı Sözü, bu konuyu şu sözler ile duyurur:

“Hepimiz murdar olanlara benzedik, bütün doğru işlerimiz kirli adet bezi gibi.” (Yeşaya 64:6) “Tanrı, herkesi günahın denetiminde olan günahkarlar olarak yargılar. Doğru kimse yoktur, tek kişi bile yoktur. Hepsi saptı. İyilik eden yok, tek kişi bile! Hiç ayrım yoktur. Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı!” (Romalılar 3:9, 10, 12, 22, 23)

Eğer bizi yargılaması gerekenin önündeki durumumuz buysa, o zaman O’nun cezasından nasıl kaçabiliriz? Kurtulmak için ne yapmamız gerekir? Umutsuz bir durumda mıyız? Kendi çabalarımızın temelinde umudumuz yoktur. Ama Tanrı’ya şükürler olsun ki, O Ademoğullarını günahın cezasından kurtarmak için bir plan tasarladı!

Şimdi Tevrat’ın Mısır’dan Çıkış kitabının yirminci bölümünü okumaya devam edelim ve Tanrı’nın, Kutsal Yasası’nın Ademoğullarının üzerlerine getirdiği lanetten onları kurtarmak için sağlamış olduğu yolun ne olduğunu görelim. Tanrı, İsrailliler’e On Buyruğu verdikten sonra, Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mısır2dan Çıkış 20) 18Halk gök gürlemelerini, boru sesi duyup, şimşekleri ve dağın başındaki dumanı görünce korkudan titremeye başladı. 21Musa, Tanrı’nın içinde bulunduğu koyu karanlığa yaklaşırken, halk uzakta durdu. 22Sonra Rab Musa’ya şöyle dedi: ‘İsrailliler’e de ki, ‘Göklerden sizinle konuştuğumu gördünüz. 24Benim yanım sıra başka ilahlar yapmayacaksınız. Benim için toprak bir sunak yapacaksınız. Yakmalık ve esenlik sunularınızı, davarlarınızı, sığırlarınızı, onun üzerinde sunacaksınız. Adımı anımsattığım her yere gelip sizi kutsayacağım.”

Böylece Musa, Tanrı’nın kendisine buyurduğu her şeyi bir kitap halinde yazdı. Sonra sabah erkenden kalktı ve Tanrı’nın buyurmuş olduğu gibi Sina Dağı’nın eteğinde bir sunak yaptı. Musa, sunağı yapmayı bitirdiği zaman bazı İsrailli gençlere esenlik kurbanları olarak boğalar kesmelerini ve bu boğaların kanlarını leğenlere doldurmalarını ve etlerini sunakta yakmalarını buyurdu. Sonra Musa boğaların kanını aldı ve bu kanları sunağın, On Buyruğu yazmış olduğu kitabın ve tüm halkın üzerine serpti. Ve şöyle dedi: “Rabbin sizin ile yaptığı antlaşmanın kanı budur.” (Mısır’dan Çıkış 24:4-7)

Böylece Tanrı’nın buyruğu üzerine harekete geçen Musa’nın bir sunak yaptığını, bazı hayvanları kurban ettiğini ve bu hayvanların kanlarını tüm İsrail halkının üzerine serptiğini görüyoruz. Tüm bu yapılanların amacı neydi? Tanrı, ataları Adem, Habil, Nuh, İbrahim, İshak ve Yakup’a öğretmiş olduğu gerçeği İsrailliler’e hatırlatmak istedi. Bu gerçek şuydu: “Kan dökülmeksizin bağışlama olmaz.” (İbraniler 9:22) Tanrı’ya yaklaşmak isteyen herkesin O’na kusursuz bir kurbanın mükemmelliği içinde yaklaşması gerekiyordu.

Tanrı bu hayvan kurbanlarının sunulmasını neden buyurdu? Buyurdu, çünkü Tanrı adildir ve O’nun kutsal yasası, günahların “en küçüğünün” cezasının dahi Tanrı’dan ve O’nun yüce görkeminden uzak kalmak anlamına gelen ölüm ve sonsuz yargı olduğunu bildirir. Ve İsrailoğulları O’nun kutsal buyruklarını yerine getiremedikleri için Tanrı’ya kusursuz bir kurban getirmek zorundaydılar. Öyle ki, bu masum kurban suçlu olanın yerine geçebilsin. Ancak yine de daha önce öğrenmiş olduğumuz gibi, hayvan kurbanlar günahı uzaklaştıramazlar. Hayvan kurbanlar, insanın günahını, Tanrı, Kutsal Kurtarıcı’yı dünyaya gönderinceye kadar yalnızca örtebilirler. Kurtarıcı, Kendisini günah uğruna gönüllü nihai Kurban olarak sunacaktı.

Bugün bu Kurtarıcı’nın gelmiş olduğunu ve günahlarımızın cezasını ilk ve son kez olarak ödemiş olduğunu bildiğimiz için ne mutlu bizlere! Bu Kurtarıcının Adını biliyor musunuz? Evet, O’nun Adı İsa’dır. İsa adı, Rab kurtarır anlamına gelir. İsa’nın yersel babası yoktu. O, gökyüzünden geldi. Tüm Adem soyunda bulunan günahlı doğayı miras almadı. İsa, On Buyruğa eksiksiz olarak itaat etti ve Tanrı’nın adil taleplerinin hepsini yerine getirdi. Çünkü O, günahsızdı. O’na inanan herkesin günahını ortadan kaldıran bir Kurban olarak Yaşamını verebilecek özellikteydi. Kurtarıcı’nın mükemmel kurbanını temel alan Tanrı, sizi ve beni doğru ilan edebilir, çünkü hiç günahı Olmayan, sizin ve benim günahımın cezası için acı çekti.

Sevgili dostlar, bugün öğrendiklerimizin temelinde şu iki çok önemli düşünceyi hatırlayalım.

1.) Öncelikle şunu kesin olarak bilmelisiniz ki, hiç kimse kendisini On Buyruğu yerine getirerek kurtaramaz! Bu konu hakkında Kutsal Yazıların ne söylediğine tekrar kulak verelim: “Yasa’nın gereklerini yapmaya güvenenlerin hepsi lanet altındadır. Çünkü, şöyle yazılmıştır: ‘Yasa Kitabı’nda yazılı olan her şeyi sürekli yerine getirmeyen herkes lanetlidir.’”  (Galatyalılar 3:10) “Çünkü Yasa’nın her dediğini yerine getirse de, tek konuda ondan sapan kişi, bütün Yasa’ya karşı suçlu olur.” (Yakup 2:10) On Buyruğu yerine getirmeye çalışarak hiç kimse kurtulmayacaktır! Buyrukların amacı, günahı açıklamaktır.

2.) Aklımızda tutmamız gereken ikinci düşünce, yalnızca Tanrı’nın günahkarları kurtaracak bir plana sahip olduğudur! Kutsal Yazıların bu konuda ne söylediğini dinleyelim: “Tek Tanrı ve Tanrı ile insanlar arasında tek aracı vardır. O d insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa’dır.” (1.Timoteos 2:5, 6) gerçekten de, sadece Tanrı günahkarları kurtaracak bir plana sahiptir.

Ve şimdi dileyici dostlarımız, sizleri şu iki düşünce ile baş başa bırakıyoruz: On Buyruğu yerine getirmeye çalışarak hiç kimse kurtulmayacaktır. Ve: Günahkarları kurtaracak bir plana sahip olan yalnızca Tanrı’dır.

Dinlediğiniz için teşekkürler..

Bugün çalıştığız konular hakkında Tanrı size anlayış versin ve sizi bereketlesin, çünkü O’nu Sözü şöyle der:

Yasa’nın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır!”  (Romalılar 3:20)

39. İhlal Edilen Buyruklar

İhlal Edilen Buyruklar

Broken Commandments

Mısır’dan Çıkış 32

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son üç dersimizde, Tanrı’nın İsrailliler ile Sina Dağı’ndan ateşin, gök gürültüsünün ve çakan şimşeklerin ortasından nasıl konuştuğunu ve onlara On kutsal Buyruğunu nasıl verdiğini gördük. Aynı zamanda Tanrı’nın İsrail halkına Sina Dağı’nın eteğinde bir sunak yapmalarını ve bazı kusursuz hayvanları kurban olarak sunmalarını buyurduğunu da öğrendik.

Tanrı bu hayvan kurbanlarını neden istedi? Tanrı, bu hayvan kurbanlarını istedi, çünkü O adildir ve O’nun kutsal yasası şu beyanda bulunur: “Yasa’nın her dediğini yerine getirse de, tek konuda ondan sapan kişi, bütün Yasa’ya karşı suçlu olur.” Günah işleyen Yasa’ya karşı gelmiş olur. Ve günahın ücreti ölümdür! (Yakup 2:10; 1.Yuhanna 3:4; Romalılar 6:23) İsrailliler, Tanrı’nın buyruklarının tamamını tutamadıkları için Tanrı’ya kusursuz kurbanlar sunmak zorundaydılar, öyle ki, masum hayvan suçlu kişinin yerine geçen biri olarak ölebilsin. Hayvan, yaşamını kaybetmeliydi, öyle ki günahkar yaşamını kaybetmek zorunda kalmasın. Tanrı, bu şekilde adil olduğunu ve günahı, insanın çabalarının temelinde mazur göremeyeceğini kanıtladı. Tanrı’nın günahı bağışlayabilmesinin tek temeli mükemmel bir kurbanın aracılığı ile mümkün olur.

Bugünkü dersimizin adı, “İhlal Edilen Buyruklardır.” Musa peygamberin ve İsrail oymaklarının öyküsündeki bu noktada, onların hala çölde Sina Dağı’nın önünde kamp kurmuş olduklarını görüyoruz. Tanrı’nın, onlara On Buyruğu verdikten sonra neler olduğunu görmek için şimdi tekrar Tevrat’a geri dönelim. Mısır’dan Çıkış kitabının yirmi dördüncü bölümünü okuyoruz.

Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 24) 12Rab, Musa’ya, ‘Dağa, yanıma gel” dedi, ‘Burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerine yasalar ile buyrukları yazdığım taş levhaları sana vereceğim.’ 13Sonra Musa ile yardımcısı hazırlandılar ve Musa Tanrı dağına çıkarken, 14İsrail ileri gelenlerine, ‘Geri dönünceye kadar bizi burada bekleyin’ dedi. ‘Harun ile Hur aranızda, kimin sorunu olursa onlara başvursun.’ 15Musa dağa çıkınca, bulut dağı kapladı. 16Rabbin görkemi Sina Dağı’nın üzerine indi. Bulut dağı altı gün örttü. Yedinci gün Rab bulutun içinden Musa’ya seslendi. 17Rabbin görkemi İsraillilere dağın doruğunda yakıcı bir ateş gibi görünüyordu. 18Sonra Musa bulutun içinden dağa çıktı. Kırk gün kırk gece dağda kaldı.

Burada ara verelim. Rab isterse, bir sonraki derste, Tanrı’nın Sina Dağı’nda kırk gün boyunca Musa’ya ne söylediğini öğreneceğiz. Ama bugün yine de, dağın eteğindeki kampta Musa’nın geri dönmesini bekleyen İsraillilerin başına gelenleri göreceğiz. Tanrı’yı sabır ile beklemenin Ademoğulları için hiç de kolay olmadığını hepimiz biliriz. Bizim için vazgeçmek, Tanrı’nın Sözü’nü unutmak ve kendi yolumuza dönmek daha kolaydır. Bu nedenle şimdi İsrailliler hakkında okuyacak olduğumuz şeyler, bizim için çok, ama çok önemlidir. Tanrı, bu şok edici öykü aracılığı ile bizi uyarmak istiyor.

Otuz ikinci bölümde şunları okuruz:

(Mısır’dan Çıkış 32) 1Halk, Musa’nın dağdan inmediğini, geciktiğini görünce, Harun’un çevresine toplandı. Ona, ‘Kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap’ dediler. ‘Bizi Mısır2dan çıkaracak adama, Musa’ya ne oldu bilmiyoruz!’ 2Harun, ‘Karılarınızın, oğullarınızın, kızlarınızın kulağındaki altın küpeleri çıkarıp bana getirin’ dedi. 3Herkes kulağındaki küpeyi çıkarıp Harun’a getirdi. 4Harun, altınları topladı, oymacı aleti ile buzağı biçiminde dökme bir put yaptı. Halk, ‘Ey İsrailliler, sizi Mısır’dan çıkaran tanrınız budur’ dedi.

İsraillilerin bu davranışları ile ne yapmakta olduklarını anlıyor musunuz? Daha bir kaç gün önce şöyle konuşmuşlardı, ‘Rabbin söylediği her şeyi yapacağız!” Ama burada Tanrı’nın kısa bir süre önce Sina Dağı’nda onlara vermiş olduğu birinci ve ikinci buyruğu ihlal ettiklerini görüyoruz. Tanrı, onlara şöyle demişti: Bir:  “Benden başka tanrın olmayacak!” İki: “Kendine put yapmayacaksın!” Ama İsrailliler ne yaptı? Tanrı’ya sırt çevirdiler ve kendileri için Mısır’da görmüş oldukları putlara benzeyen buzağı şeklinde bir put yaptılar.

İsrailliler neden bu kadar çabuk Tanrı’ya ve O’nun Sözü’ne sırt çevirdiler? Çünkü istedikleri, görebildikleri ve dokunabildikleri bir tanrıydı. Aynı bugünkü Tanrı Sözü’nü önemsemeyen ve insanları ve onların geleneklerini izleyen kişilere benziyorlardı. Gözün görebildiği bir insanı izlemek, kimsenin göremediği bir Tanrı’yı izlemekten daha kolaydır. Ademoğullarının çoğunun Tanrı’nın gerçek Sözü yerine, sağlam bir temeli olmayan insan düşüncelerine inanmalarının nedeni budur.

Şimdi, İsrailliler kendileri için altın bir buzağı yaptıktan sonra neler olduğunu görelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 32) 5Harun bunu görünce, buzağının önünde bir sunak yaptı ve ‘Yarın Rabbin onuruna bayram olacak’ diye ilan etti. 6Ertesi gün halk erkenden kalkıp akmalık sunular sundu, esenlik sunuları getirdi. Yiyip içmeye oturdu, sonra kalkıp çılgınca eğlendi.

Harun’un ne yaptığını duydunuz mu? Kutsal Yazılar bize Harun’un ‘buzağının önünde bir sunak yaptığını ve ‘Yarın Rabbin onuruna bayram olacak’ diye ilan ettiğini’ bildirirler. Gerçek bu muydu? İsrailliler Rabbe bu şekilde tapınabilirler miydi? Kesinlikle hayır! Tanrı’nın, düzenledikleri tapınma bayramında hiç bir yeri olmadığını biliyoruz. Şimdi yalnızca birinci ve ikinci buyrukları değil, ama aynı zamanda “Tanrın Rabbin adını boş yere ağzına almayacaksın” diyen üçüncü buyruğu da ihlal etmiş oldular. Dillerinden, ‘Rab Tanrı! Tanrı! Tanrı! Tanrı!” sözcüğünü düşürmüyorlardı, ama yürekleri O’ndan çok uzaktaydı. Tapınmaları boşunaydı. Tanrı hakkındaki sözleri değersizdi. Duaları ise yalnızca Tanrı’yı öfkelendirmekten başka bir işe yaramayan anlamsız secdelerden ibaretti!

Şimdi, öykünün sonunu okuyalım:

(Mısır’dan Çıkış 32) 7Rab Musa’ya, ‘Aşağı in’ dedi, ‘Mısır’dan çıkardığın halkın baştan çıktı. 8Buyurduğum yoldan hemen saptılar. Kendilerine dökme bir buzağı yaparak önünde tapındılar, kurban kestiler. ‘Ey İsrailliler, sizi Mısır’dan çıkaran ilahınız budur!’ dediler. 9Rab Musa’ya, ‘Bu halkın ne inatçı olduğunu biliyorum’ dedi, 10‘Şimdi bana engel olma, bırak öfkem alevlensin, onları yok edeyim. Sonra seni büyük bir ulus yapacağım.

11Musa Tanrısı Rabbe yalvardı: ‘Ya Rab, niçin kendi halkına karşı öfken alevlensin? Onları Mısır’dan büyük kudretin ile, güçlü elin ile çıkardın.12 Neden Mısırlılar, ‘Tanrı kötü amaç ile, dağlarda öldürmek, yeryüzünden silmek için onları Mısır’dan çıkardı’ desinler? Öfkelenme, vazgeç halkına yapacağın kötülükten. 13Kulların İbrahim’i, İshak’ı, İsrail’i anımsa. Onlara kendi üzerine ant içtin, ‘Soyunuzu gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağım. Söz verdiğim bu ülkenin tümünü soyunuza vereceğim. Sonsuza dek onlara miras olacak’ dedin. 14Böylece Rab, halkına yapacağını söylediği kötülükten vazgeçti. 15Musa döndü, elinde antlaşma koşulları yazılı iki taş levha ile dağdan indi. Levhaların ön ve arka iki yüzü de yazılıydı. 16Onları Tanrı yapmıştı, üzerlerindeki oyma yazılar, O’nun yazısıydı. 17Yeşu, bağrışan halkın sesini duyunca, Musa’ya, ‘Ordugahtan savaş sesi geliyor!’ dedi. 18Musa şöyle yanıtladı: ‘Ne yenenlerin ne de yenilenlerin sesidir bu; Ezgiler duyuyorum ben.’

19Musa, ordugaha yaklaşınca, buzağıyı ve dans eden insanları gördü; çok öfkelendi. Elindeki taş levhaları fırlatıp dağın eteğinde parçaladı. 20Yaptıkları buzağıyı alıp yaktı, toz haline gelinceye dek ezdi, sonra suya serperek İsrailliler’e içirdi. 21Harun’a, ‘Bu halk sana ne yaptı ki, onları bu korkunç günaha sürükledin?’ dedi. 22Harun, ‘Öfkelenme efendi’ diye karşılık verdi, ‘Bilirsin, halk kötülüğe eğilimlidir. 23Bana, ‘Bize öncülük edecek bir ilah yap. Bizi Mısır’dan çıkaran adama, Musa’ya ne oldu, bilmiyoruz’ dediler. 24Ben de, ‘Kimde altın varsa çıkarsın’ dedim. Altınlarını bana verdiler. Ateşe atınca bu buzağı ortaya çıktı!” 25Musa halkın başıboş hale geldiğini gördü. Çünkü Harun onları dizginlememiş, düşmanlarına alay konusu olmalarına neden olmuştu. 26Musa, ordugahın girişinde durdu, ‘Rabden yana olanlar yanıma gelsin!’ dedi. Bütün Levililer çevresine toplandı. 27Musa şöyle dedi: ‘İsrail’in Tanrısı Rab diyor ki, ’‘Herkes kılıcını kuşansın. Ordugahta kapı kapı dolaşarak kardeşini, komşusunu, yakınını öldürsün.’ 28Levililer Musa’nın buyruğunu yerine getirdiler. O gün, halktan üç bine yakın adam öldürüldü. 35Rab halkı cezalandırdı, çünkü Harun’a buzağı yaptırmışlardı.

Rab, bundan sonra Musa’ya kırmış olduğu tabletlerin yerine keski ile iki taş tablet kesmesini söyledi. Rab, Musa’dan, İsrailoğullarının daha önce kırmış oldukları buyrukları bu taş tabletlerin üstüne yeniden yazmasını istedi. İsraillilerin işledikleri günah ne kadar büyüktü! Tanrı’nın kutsal yasasını kırmışlardı! İnsanın kötü yüreği kendisini bir kez daha ortaya koymuştu. Rabbin, İsrail halkı için yapmış olduğu bunca şeye rağmen, Tanrı’nın ön gördüğü doğruluk yolundan nasıl da çabucak ayrıldıklarını gördük. Kendileri için kendi dinlerini yaratmak amacı ile bir başka yolu izlemeyi tercih ettiler. Tanrı’nın adı dudaklarındaydı, ama yürekleri O’ndan çok uzaklardaydı. Bu nedenle oymacı aleti ile buzağı biçiminde dökme bir put yaptılar; kendi ellerinin işinden zevk aldılar ve sırtlarını diri ve gerçek Tanrı’ya döndüler.

Tanrı bize, bu şok edici öykü aracılığı ile ne öğretmek istiyor? Tanrı, O’nun ile olan ilişkimizde nerede durduğumuz hakkında düşünmemizi istiyor. Belki şöyle düşünen kişiler olabilir: “Ben İsrailliler gibi değilim. Sırtımı Tanrı’ya asla dönmedim ve bir puta tapınmadım.” Bu şekilde düşünen sizler, bir puta hiç bir zaman tapınmadığınızdan kesinlikle emin misiniz? Belki kendiniz için dökme bir put yapmadınız. Ancak bir put, tapınmak için yapılan oyma heykeller ile sınırlı değildir. Bizim ile Tanrı arasına giren herhangi bir şey bir puttur. Bir put para, giysiler, seks, futbol, televizyon, benlik, sizin gibi başka bir insan ya da atalarınızın gelenekleri olabilir. Bazı kişiler fetiş ve muska putlarından medet umarlar. Diğerleri için dini zorunlulukları onların putları haline gelmiştir. Dua etmeye ve oruç tutmaya Tanrı’nın Sözü’nü dinlemekten daha çok önem verirler. Tanrı’nın ve O’nun gerçeğinin yerine geçen herhangi bir şey bir puttur.

Sizin Tanrınız kimdir? Gerçekten tapındığınız kimdir? Rab Tanrı mı, yoksa bir put mu? Tanrı’nın adı yalnızca dudaklarınızda mı yoksa yüreğinizin içinde mi? Tanrı’ya gerçekten tapınan kişileri putlara tapınan kişilerden ayıran bir şey vardır: Tanrı’nın Sözü. Tanrı’nın gerçek Sözü’ne karşı tutumunuz nedir? Tanrı’nın Sözü’nü biliyor musunuz? O’nun Sözü’ne inanıyor musunuz? O’nun Sözü’nü tüm yüreğiniz ile seviyor musunuz? Yoksa Tanrı’nın söz ettiği şu İsrailliler gibi misiniz? “Bu halk dudakları ile beni sayar. Ama yürekleri benden uzak. Bana boşuna taparlar. Çünkü öğrettikleri, sadece insan buruklarıdır.”  (Matta 15:8, 9)

Sizin durumunuz nedir? Gerçekten kime tapıyorsunuz? Musa’ya adil yasasını veren Rab Tanrı’ya mı? O’nun Sözü’ne inanıyor musunuz? Yoksa İsraillilerin yaptığı gibi siz de umudunuzu kendi yaptığınız dindar işlere mi bağlıyorsunuz? Durumunuz ne olursa olsun Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der:

Bu olaylar başkalarına ders olsun diye onların başına geldi; çağların sonuna ulaşmış olan bizleri uyarmak için yazıya geçirildi. Bu nedenle sevgili kardeşlerim, putperestlikten kaçının. Sizinle aklı başında insanlar ile konuşur gibi konuşuyorum.” (1.Korintliler 10:11, 14, 15) “ama korkak, imansız, iğrenç, adam öldüren, fuhuş yapan, büyücü, putperest ve bütün yalancılara gelince, onların yeri, kükürt ile yanan ateş gölüdür.” (Vahiy 21:8) “İnsanların tanıklığını kabul ediyoruz, oysa Tanrı’nın tanıklığı daha üstündür. Çünkü bu, Tanrı’nın kendi Oğlu (Kurtarıcı) ile ilgili yaptığı tanıklıktır. Tanrı’nın Oğlu  gelmiş ve gerçek Olan’ı tanımamız için bize anlama gücü vermiştir. Yavrularım, kendinizi putlardan koruyun.” (1.Yuhanna 5:9, 20, 21)

Dinlediğiniz için teşekkürler.

Bir sonraki derste, Tanrı isterse, Tanrı’nın adaletinden ödün vermeden günahkar İsrailliler arasında konut kurabilmesi için tasarlamış olduğu alışılmamış plana bakacağız.

Tanrı’nın Sözü’nde yer alan şu önemli uyarıyı hatırlarken, Tanrı sizi bereketlesin:

“Kendinizi putlardan koruyun!”  (1.Yuhanna 5:21)

40. Buluşma Çadırı

Buluşma Çadırı

The Tent of Meeting

Mısır’dan Çıkış 24-40, Levililer 16

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dersimizde, İsraillilerin kendilerini Mısır’daki kölelikten kurtaran Rabden nasıl ayrıldıklarını gördük. Musa, Sina Dağı’nda Tanrı’nın Sözü’nü alırken, İsrailliler bir put olarak tapmak üzere kendilerine altından bir buzağı yapıyorlardı. Ama yine de bugün bundan daha zevkli bir öykü dinleyeceğiz. Ancak bu öyküyü can kulağı ile dinlemeliyiz, çünkü anlamı derin bir öyküdür. Tanrı’nın Musa’ya ve İsraillilere Kendisine yaklaşabilmeleri, O’nun ile buluşabilmeleri ve O’na tapınabilmeleri için nasıl davranmaları gerektiğini öğretmek amacı ile çok özel bir çadır yapmalarını söylediğini göreceğiz. Bugünkü dersimizin adı, “Buluşma Çadırıdır.”

Tevrat’ın Mısır’dan Çıkış kitabının yirmi dördüncü bölümünü okuyoruz. Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Mısır’dan Çıkış 24) 16Rabbin görkemi Sina Dağı’nın üzerine indi. Bulut dağı altı gün örttü. Yedinci gün Rab bulutun içinden Musa’ya seslendi. 17Rabbin görkemi İsraillilere dağın doruğunda yakıcı bir ateş gibi görünüyordu. 18Musa bulutun içinden dağa çıktı. Kırk gün kırk gece dağda kaldı.

(Mısır’dan Çıkış 25) 1Rab Musa’ya şöyle dedi, 2‘İsraillilere söyle, bana armağan getirsinler. Gönülden veren herkesin armağanını alın. 3Onlardan alacağınız armağanlar şunlardır: Altın, gümüş, tunç; 4lacivert, mor, kırmızı iplik; ince keten, keçi kılı, 5deri, kırmızı boyalı koç derisi, akasya ağacı, 6kandil için zeytinyağı, mesh yağı ile güzel kokulu buhur için baharat, 7baş kahinin efodu ile göğüslüğü için oniks ve öbür kakma taşlar. 8Aralarında yaşamam için bana kutsal bir yer yapsınlar. 9Konutu ve eşyalarını sana göstereceğim örneğe tıpatıp uygun yapın.’

Tanrı’nın Musa’ya ne dediğini duydunuz mu? Tanrı, ona çok şaşırtıcı ve harika bir şey söyledi. Tanrı, Kendisine karşı defalarca günah işlemiş olan İsraillilerin arasında konut kurmayı planladı. Böylesine yüce ve kutsal olan Tanrı neden bu günahkarlar ile birlikte yaşamak istiyordu? Ruh olan ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Tanrı, kendisine sırt çeviren Ademoğulları ile konuşma zahmetine girecekti? Daha önce görmüş olduğumuz gibi Tanrı, insanı Kendi benzeyişinde yarattı, çünkü insan ile paydaşlığa sahip olmak istedi. İnsanın günahı bu paydaşlığı bozdu, ama Tanrı insanın Kendisine geri dönebilmesi için adil bir yol düzenledi. Rab Tanrı’nın görkemli Huzuru’nu İsraillilerin ortasına yerleştirme tasarısının nedeni, günahkarlar için sahip olduğu sonsuz amaçları ve onlara duyduğu büyük sevgiden kaynaklanıyordu. Çok özel bir çadır (tapınma çadırı) ve çok özel yasalar aracılığı ile Tanrı, Adem soyuna kendisine nasıl yaklaşabileceklerini resmetmeyi tasarladı. Daha önce öğrenmiş olduğumuz gibi, Tanrı kutsal olduğu için, günahkarların kendisi ile paydaşlığa sahip olabilecekleri hiç bir yol yoktu. Tanrı, bu nedenle, İsraillilere onların ortasında konut kurabilmesi için Kendisine, O’nun kutsallığına ve görkemine yaraşacak özel bir çadır yapmalarını buyurdu. Tanrı, aynı zamanda bu özel çadır aracılığı ile gelecek kuşaklara Kendisi ve dünyaya göndermeyi planladığı Kurtarıcı hakkında pek çok önemli ders vermeyi de amaçlamıştı.

Tanrı’nın, Musa’ya, İsraillilerin kendisi için yapmaları gereken çadır ile ilgili buyruğunu incelemeden önce, anlamamız gereken şey şudur: Tanrı, onlara, yaşamak için bir yere ihtiyacı olduğundan Kendisine bir çadır yapmalarını söylemedi. Hayır! Dünyayı ve içindeki her şeyi yaratan En Yüce Olan Tanrı, insan eli ile yapılan evlerde yaşamaz. Peygamberlerin Yazılarında Rabbin kendisi şu beyanda bulunur: “Gökler tahtım, yeryüzü ayaklarımın taburesidir. Nerede benim için yapacağınız ev, neresi dinleneceğim yer? Çünkü bütün bunları ellerim yaptı, hepsi böylece var oldu.”  (Yeşaya 66:1, 2; Elçilerin İşleri 7:48, 49)

O zaman Tanrı, İsraillilere neden O’nun Ruhu’nun ve yüceliğinin konut kuracağı bir çadır yapmalarını söyledi? Daha önce de söylemiş olduğumuz gibi, Tanrı İsraillilere ve tüm Adem soyuna onlar ile paydaşlığa sahip olmayı ne kadar çok arzu ettiğini öğretmek istedi. Tanrı aynı zamanda onlara, insanların günahlarından bağışlanabilecekleri ve göklerde Tanrı ile birlikte sonsuza kadar yaşama hakkına sahip olabilecekleri yol ile ilgili bir örnek de vermek istedi.

Böylece Tanrı Musa’ya ve İsraillilere onların ortasında konut kurabilmesi için kendisine bir çadır yapmalarını buyurdu. Ancak yine de bu Buluşma Çadırı sıradan bir çadıra benzemeyecekti. Aslında Kutsal Yazılar buluşma Çadırının nasıl yapılması gerektiğini ayrıntılı olarak tanımlayan elli bölüm içerirler. Bu bölümlerde derin bilgiler bulunur ve bu bilgilerin tamamından söz etmek için yeterli zamanımız yoktur. Ancak en önemli konuları özetleme girişiminde bulunabileceğiz.

Bu Buluşma Çadırı hakkında ilk bilmeniz gereken şey, Tanrı’nın Musa’ya bu çadırda iki oda bulunması gerektiğini söylemiş olmasıdır. Buluşma Çadırı tek bir çadırdı, ama çadırı iki odaya ayırmak için güzel ve ağır bir perdenin (peçe) yapılması gerekiyordu.

İlk odanın adı Kutsal Yer’di. Bu odaya kahinlerin (Wolof dilinde: kahin, derviş, ruhsal önder) dışında hiç kimse giremezdi. Tanrı, kahinleri Harun’un soyundan seçmişti; kahinler, günahı örten kurbanlar olarak hayvanları öldüren kişilerdi. Bu odada üç şey bulunurdu. Üzerinde buhur yakılan bir altın masa, kandillik ve tapınma sırasında üzerine Tanrı’nın önünde sunulan özel bir ekmeğin konulduğu bir masa.

Çadırın ikinci odasının adı, En Kutsal Yer’di (Kutsallar Kutsalı). En Kutsal Yer olarak adlandırılmasının nedeni şuydu: Çadır tamamlandıktan sonra Tanrı aşağı inmeyi ve bu odayı görkemli yüceliği ile doldurmayı planlamıştı. En Kutsal Yer, gökyüzünün (Cennetin) bir örneğiydi. Bu gerçeğin bir sonucu olarak da bu oda, yalnızca Tanrı’ya aitti. Tanrı bundan dolayı Musa’ya, En Kutsal Yer’e girmeye çalışan kişinin öleceğini söylemişti. Bu yere yalnızca baş kahin yılda bir kez olmak üzere girebilirdi. Ayrıca, Tanrı’nın buyurduğu üzere, bu yere girerken kendisinin ve halkın günahları için bir kurban kanı getirmek zorundaydı.

En Kutsal Yer’in içinde durmak üzere, Tanrı Musa’ya akasya ağacından bir sandık yapmasını ve bu sandığı saf altın ile kaplamasını buyurdu. Bu sandık, Antlaşma Sandığı olarak adlandırılır. Antlaşma Sandığı’nın içinde üzerlerinde On Buyruğun yazılı olduğu iki taş tablet Kan, yaşam karşılığı günah bağışlatır. muhafaza edilirdi. Sandığın üstüne altından bir kapak yerleştirildi; Tanrı’nın İsrailoğullarının günahlarını bağışlayabilmesi için baş kahinin yılda bir kez bir hayvanın kanını bu altın kapağın üstüne serpmesi gerekirdi. Tanrı, bu nedenle bu kapağa Kefaret Örtüsü (ya da Merhamet Yeri) adını vermiştir. (Wolof dilindeki birebir çevirisi: vasıta, araç ya da bağışlama yeri)

Tanrı bundan sonra Musa’ya, Buluşma Çadırı’nın etrafına germek için nasıl yüksek bir perde yapması gerektiğini gösterdi. Bu avlu duvarı beyaz bir perdeden yapılacaktı. Çadırı çevreleyen bu perdenin bir kapısının olması gerekiyordu. Böylece Buluşma Çadırına sadece avludaki bu perdeden duvarda yer alan kapı aracılığı ile girilecekti. Tanrı, Musa ve İsraillilere, avlunun içindeki bu kapının önüne tunçtan bir sunak yerleştirmelerini buyurdu. Avlu kapısından geçen herkesin önce bu sunaktan geçmesi gerekiyordu. Tanrı, İsraillilere ve tüm Adem soyuna O’na nasıl yaklaşmaları gerektiğini bu kapı aracılığı ile öğretmek istedi. İsraillilerin Tanrı’ya nasıl yaklaşmaları gerekiyordu? Bir kurbanın kanı aracılığı ile.

Tanrı’nın konutuna girmeyi arzulayan herkesin günahın bir bedeli olarak yanında bir hayvan kurbanı ile gelmesi gerekliydi. Tanrı, İsraillilere, O’na hiç kimsenin kurban kanının temeli dışında yaklaşamayacağını öğretmek istiyordu. Tanrı, bu nedenle Musa’ya şöyle demişti: “Çünkü canlılara yaşam veren kandır. Ben onu size sunakta kendinizi günahtan bağışlatmanız için verdim.” (Levililer 17.11) (Wolof dilinde kefaret: aracılığı ile günahların bağışlanabileceği vasıta)

Bu nedenle, eğer biri Tanrı’ya tapınmak isterse, önce günahlarının bağışlanması için bir hayvan kurbanı sumak zorundaydı. Tapınan kişi, Buluşma Çadırı’nın avlusuna, bir boğa, bir koyun ya da bir kuş getirmek zorundaydı. Sunağın önünde getirmiş olduğu hayvan kurbanın başının üzerine ellerini yerleştirmesi, Tanrı’ya bir günahkar olduğunu ve günahları nedeni ile ölmeyi hak ettiğini itiraf etmesi talep edilirdi. Bunları yaptıktan sonra hayvanı öldürürdü. Daha sonra bir kahin kurbanın kanını alır ve onu sunağın üzerine, sunağın çevresindeki yere ve serper ve sonra kurbanı sunağın üzerinde yakardı. Tanrı, bu şekilde suçlu kişinin günahlarını bağışlayabilirdi(örterdi), çünkü masum hayvan kurban onun yerine ölmüş olurdu.

İsrailliler, bu kurbanları her yıl defalarca tekrar etmek zorundaydılar. Hayvan kurbanlar, Tanrı’nın kutsallığını sonsuza kadar tatmin edemezler. Onlar yalnızca Tanrı’nın, Kendi adaletinden ödün vermeksizin Adem soyunu günah borcundan kalıcı olarak kurtarmak için gelecek ve günahkarların yerine ölecek olan Kurtarıcı’nın geçici örnekleriydiler.

Kurtarıcı’nın günahkarlar için ne yapacağını örnek olarak göstermek amacı ile Tanrı İsrailliler için her yılın bir gününü düzenledi; Baş kahin Buluşma Çadırının En Kutsal Yer olarak adlandırılan ikinci odasına gireceği gün, Kefaret Günü olarak adlandırılırdı (Wolof dilinde: Tanrı’nın günahları örttüğü gün). Yılın o tek gününde (Ekim’de) Baş kahin, En Kutsal Yere girme ve Antlaşma Sandığı’nın kefaret kapağının üzerine kan serpme yetkisine sahipti. Baş kahin En Kutsal Yere kendisinin ve halkın günahları için Tanrı’ya adamış olduğu kusursuz hayvanın kanı olmaksızın asla giremezdi. Tanrı, bu şekilde Kurtarıcı’nın nasıl geleceğini, Tanrı’nın günahkarları bağışlayabilmesi ve onları sonsuza kadar huzuruna kabul edebilmesi için Kanını dökeceğini öğretiyordu.

Ah dinleyici dostlar, bugünkü dersimizin konusu gerçekten çok derin ve harika! Aslında söylemek istediğimiz daha o kadar çok şey var ki, ancak bunu yapabilecek zamana sahip değiliz. Ama yine de sizler ile vedalaşmadan önce, Buluşma Çadırı hakkında anlamanız gereken başka bir şey daha var: Mısır’dan Çıkış kitabının son bölümünde Kutsal Yazılar, şöyle der:

“Her şeyi tıpkı Tanrı’nı Musa’ya buyurduğu gibi yaptılar. Musa baktı; bütün işlerin Rabbin buyurduğu gibi yapılmış olduğunu görünce onları kutsadı. O zaman bulut buluşma Çadırını kapladı ve Rabbin görkemi konutu doldurdu. Musa Buluşma Çadırı’na giremedi, çünkü bulut her yeri kaplamış, rabbin görkemi konutu doldurmuştu.”  (Mısır’dan Çıkış 39:42, 43; 40:34, 35)

Ne olduğunu görüyor musunuz? Buluşma Çadırı hazır olduktan sonra, Tanrı’nın görkemi çadırın üzerine indi ve En Kutsal Yeri doldurdu. Tanrı’nın yüceliğinin ışığı, güneş ışığının parlaklığını dahi bastırdı. Tüm bu konular ile ilgili olarak hatırlamamız gereken şey, Tanrı’nın, dünyanın Kurtarıcısı gökyüzünden indiği ve Ademoğulları’nın arasında yaşamaya geldiği zaman, gelecek olan daha büyük bereketleri resmettiğidir. Kurtarıcı’nın Kendisi, gerçek Buluşma Çadırıdır. Tanrı’nın bu çadırı vermesinin nedeni, O’nun ile sonsuza kadar yakın ve harika bir ilişkinin tadını çıkarmamız içindir. Kutsal Müjde’de (İncil) yazılı olduğu gibi:

Başlangıçta Söz vardı ve Söz Tanrı ile birlikteydi ve söz Tanrı’ydı. Söz beden alıp aramızda yaşadı. Ve O’nun yüceliğini gördük. O, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusudur!”  (Yuhanna 1:1, 14, 29)

Evet, Kurtarıcı, Buluşma Çadırı ve hayvan kurbanlar tarafından sembolize edilen her şeyi yerine getirendir. Çünkü O yalnızca dünyaya gelmedi ve aramızda yaşamadı, ama aynı zamanda bizim Tanrı ile sonsuz ilişkiye sahip olabilmemiz için günahkarlar uğruna mükemmel Kurban olarak kanını da döktü.

Bugün çalıştıklarımız, anlaması güç konular mıydı? O zaman Tanrı’nın Sözü’nde bazen anlaşılması zor olan şeylerin var olduklarını, ama bu gerçeğin bizi doğru olmaktan alıkoyamayacağını hatırlayalım. Rabbin şu sözlerini asla unutmayalım: “Çünkü benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil, sizin yollarınız benim yollarım değil! Çünkü gökler yeryüzünden nasıl yüksekse, yollarım da sizin yollarınızdan, düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir!”  (Yeşaya 55:8, 9)

Bugünkü zamanımız sona erdi.

Tanrı sizi bereketlesin. Kutsal Yazıların şu ayetleri ile size veda ediyoruz:

“Tanrı’nın zenginliği ne büyük, bilgeliği ve bilgisi ne derindir! O’nun yargıları ne denli akıl almaz, yolları ne denli anlaşılmazdır. Rabbin düşüncesini kim bilebildi? Ya da kim O’nun öğütçüsü olabildi? Kim Tanrı’ya bir şey verdi ki, karşılığını O’ndan isteyebilsin? Her şeyin kaynağı O’dur; her şey O’nun aracılığı ile ve O’nun için var oldu. O’na sonsuza dek yücelik olsun. Amin!”  (Romalılar 11:33-36)

41. İsraiıllılerin İmansızlığı

İsraiıllılerin İmansızlığı

The Israelites’ Unbelief

Çölde Sayım 13, 14

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Kendisinin ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu doğruluk yoluna boyun eğmesini ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını isteyen esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Tevrat’ı açıklamaya devam ediyoruz. Tevrat, bildiğiniz gibi, Peygamberlerin Yazılarının ilk bölümüdür ve beş kısım ya da beş kitap içerir. Yaradılış olarak adlandırılan ilk kitapta günahın dünyaya nasıl girdiğini, kendisi ile birlikte nasıl acı, ölüm ve yargı getirdiğini öğrendik. Ancak yine de aynı zamanda, Tanrı’nın Adem’i ve soyunu, günahın cezası olan sonsuz cehennem ateşinden kurtarmak için bir plan tasarlamış olduğunu da gördük. Tanrı’nın Kendi doğruluğundan ödün vermeden günahkarların günahlarını bağışlayabilmesi amacı ile günahkarların yerine ölmek üzere bir Kurtarıcı göndereceğine dair nasıl söz verdiğini öğrendik. Yaratılış kitabı, bize aynı zamanda Tanrı’nın İbrahim’i nasıl seçtiğini ve ondan nasıl büyük bir ulus yapacağını vaat ettiğini, bu ulustan, önce peygamberlerin ve en sonunda da Kurtarıcının geleceğini önceden bildirdiğini öğretti.

Tevrat’ın ikinci kitabı olan Mısır’dan Çıkış’ta Tanrı’nın, peygamberi Musa’nın elleri aracılığı ile İbrahim’in soyu olan İsraillileri Mısır ülkesindeki tutsaklığını zincirlerinden nasıl kurtardığını gördük. Tanrı, Mısır’dan çıkarak çöle gitmeleri için İsrail oymaklarını yönlendirdi; onları Sina Dağı’na getirdi ve onlara orada Buyruklarını verdi ve günahlarını bağışlayabilmesi için gerekli olan hayvan kurbanlarının kanı hakkında bilgi verdi.

Son derste Tanrı’nın nasıl Musa’ya ve İsraillilere Kendisinin onların arasında yaşayabilmesi amacı ile O’nun için güzel ve hayranlık uyandıran Buluşma Çadırını  (Tapınak) bina etmelerini buyurduğunu gördük. Rabbin buyurduğu her iş tamamlandı ve o zaman “bulut Buluşma Çadırını kapladı ve Rabbin görkemi konutu doldurdu.” (Mısır’dan Çıkış 40:34) Tanrı, İsraillilere kendileri ile nasıl harika bir ilişkiye sahip olmak istediğini gösteriyordu. Ancak O’na Buluşma Çadırının sunağında kurban edilmiş bir hayvanın kanını getirmeden yaklaşabilmek mümkün değildi. Kurban edilen hayvanları ile birlikte Buluşma Çadırı, gökyüzünden gelecek ve yeryüzünde yaşayacak olan, günahı ortadan kaldırmak için Kanını bir kurban olarak dökecek yüce Kurtarıcının gölgesini ve örneğini ortaya koymak için tasarlanmıştı.

Tevrat’ın üçüncü kısmında Levililer  (Levi oymağına ait yasalar) olarak adlandırılan kitapta Tanrı, Musa’ya, İsraillilerin, günahı örtecek olan kurbanları Kendisine nasıl sunacaklarını ayrıntılı olarak açıklayan yasaları yazması için esin verdi. Bu kitapta çok geniş bilgiler yer alır ve biz şimdi bu kitabın içeriğinin tümüne burada bakacak zamana sahip değiliz. Ama eğer bu kitabı siz çalışırsanız, yaklaşık iki yüz kez tekrarlanan iki sözcüğün dikkatinizi çekmesi gerekir. Bu iki sözcük tüm kitapta yer alan mesajı özetlerler. Çok sık göze çarpan bu sözcükler,”Kutsal” ve “Kan” kelimeleridir. Bu kitapta bu iki sözcüğün sürekli olarak tekrarlanmalarının nedeni nedir? Çünkü, bir insanın hayatında kavrayabileceği en önemli mesajlardan biri Tanrı’nın kutsal olduğu ve kan dökülmeksizin günah bağışlamasının olmayacağıdır.”  (İbraniler 9:22) Tevrat’ın üçüncü kitabının taşıdığı önem, İsraillilere günah ile lekelenmiş saf olmayan bir günahkarın saf ve kutsal olan Tanrı’ya nasıl yaklaşabileceğini öğretmesinden ileri gelir. Tanrı hiç kimsenin Kendisine bir hayvan kurbanın kanı olmaksızın yaklaşamayacağını açıkça gösterdi. Bu hayvan kurbanın kanı, günahkarların günahının borcunu ödemek için dünyaya gelecek ve günahkarların yerine geçerek onların uğruna ölecek olan kutsal Kurtarıcıyı önceden ima eden bir kurbana aitti.

Bugün için ayırdığımız zamanın son bölümündeyiz ve şimdi Musa’nın Tevratının Çölde Sayım adlı dördüncü kitabına bakalım. Bu kitapta, İsraillilerin nasıl yaklaşık bir yıl süre ile Sina Dağı’nın eteklerinde yaşadıklarını okuruz. Bu bir yıl içinde Tanrı onlara pek çok şey öğretti ve Musa’ya, bugün elimizde tutarak okuduğumuz kutsal Tevrat’ın büyük bir bölümünü yazması için esin verdi.

Ancak yine de, Tanrı İsraillilerin sonsuza kadar çölde yaşamalarını amaçlamadı. Bu nedenle Tanrı bir gün onlara kalkmalarını ve harekete geçerek çölden çıkmalarını söyledi; daha önceden vaat etmiş olduğu Kenan diyarı adlı bolluk ülkesine doğru yola çıkmaları için onları yönlendirdi. Kutsal Yazılar bize, İsraillilerin Sina Dağı’ndan ayrılarak yola çıkacakları gün Buluşma Çadırını dolduran Tanrı’nın yüceliğinin bulutunun yükseldiğini ve onların önünde harekete geçerek ilerlemeye başladığını söylerler. Onlara rehberlik eden Rabbin Kendisiydi. Hangi yolu izleyeceklerini göstermek için gün boyu bir bulut, gece olduğunda ise bir ateş sütunu halinde her gün ve her gece önlerinden gitti.

Böylece, İsrailliler Tanrı’nın uzun zaman önce İbrahim’e ve soyuna vaat etmiş olduğu Kenan ülkesinin sınırına varıncaya kadar gündüzleri bulutu, geceleri ise ateş sütununu izlediler. Tanrı vaatlerini unutmadı. İsrailliler, Tanrı’nın sadakati ve gücü sayesinde bugün Filistin ya da İsrail olarak adlandırılan Kenan ülkesinin sınırına vardılar.

Ancak, Kenan ülkesinde oturan insanlar vardı. Kenan ülkesinde yaşayan bu kişiler sayıca kalabalık ve çok güçlü olan insanlardı. O zaman bu durumda İsrailliler bu ülkeye nasıl sahip olabileceklerdi? Bu ülkeye sahip olabilmeleri için tek bir yol mevcuttu: Bu ülkeyi onlara Tanrı verecekti. Tanrı için hiç bir şey zor değildir! Tanrı İbrahim’e şu vaatte bulunmuştu: “Bu Kenan ülkesini senin soyuna vereceğim.” Tanrı, Kenan ülkesinde yaşayan halkı yok etmeyi ve bu ülkeyi İbrahim’in soyu olan İsraillilere vermeyi planladı. Kenan ülkesindeki halkın günahlarının çok büyük olduğunu anlamak bu noktada çok büyük önem taşır. Bu halkın ahlaksızlık suçları çok büyüktü; öyle ki, öz çocuklarını sahte tanrılara kurban dahi etmekteydiler. Tanrı, Kenan ülkesinin halkına çok sabırlı davranmıştı, ama onlar utanç veren arzularına ve günahlı yollarına son vermeyerek bu suçları işlemeye devam etmişlerdi. Tanrı, bu nedenle, onların ülkelerini İsrail oymaklarına vermeyi tasarladı.

O zaman gelin şimdi, İsrailliler Kenan ülkesinin sınırlarına vardıkları zaman neler olduğunu görmek için Tevrat’ın dördüncü kitabını okuyalım. Bu kitabın on üçüncü bölümünde Kutsal Yazılar şöyle der:

(Çölde Sayım) 1  Rab Musa’ya, 2İsrail halkına vereceğim Kenan ülkesini araştırmak için bazı adamlar gönder’ dedi, ‘Ataların her oymağından bir önder gönder.’ 3Musa, Rabbin buyruğu uyarınca Paran Çölünden adamlar (on iki kişi) gönderdi. 21 Böylece adamlar yola çıkıp ülkeyi araştırdılar.

25Kırk gün dolaştıktan sonra adamlar ülkeyi araştırmaktan döndüler. 26Paran Çölü’ndeki Kadeş’e, Musa ile Harun’un ve İsrail topluluğunun yanına geldiler. Onlara ve bütün topluluğa gördüklerini anlatıp ülkenin ürünlerini gösterdiler. 27Musa’ya,’Bizi gönderdiğin ülkeye gittik’ dediler, ‘Gerçekten süt ve bal akıyor orada! İşte ülkenin ürünleri! 28Ancak orada yaşayan halk güçlü, kentler de surlu ve çok büyük. Orada Anak soyundan gelen insanları bile gördük!

30Sonra Kalev Musa’nın önünde halkı susturup, ‘Oraya gidip ülkeyi ele geçirelim. Kesinlikle buna yetecek gücümüz var’ dedi. 31Ne var ki kendisi ile oraya giden adamlar, ‘Bu halka saldıramayız, onlar bizden daha güçlü’ dediler. 32Araştırdıkları ülke hakkında İsrailliler arasında kötü haber yayarak, ‘Boydan boya araştırdığımız ülke, içinde yaşayanları yiyip bitiren bir ülkedir’ dediler, ‘Üstelik orada gördüğümüz herkes uzun boyluydu.33 Nefiller’i, Nefiller’in soyundan gelen Anaklılar’ı gördük. Onların yanında kendimizi çekirge gibi hissettik, onlara da öyle göründük.’

(Çölde Sayım 14) 1O gece bütün topluluk yüksek ses ile bağrışıp ağladı. 2Bütün İsrail halkı Musa ile Harun’a karşı söylenmeye başladı. Onlara, ‘Keşke Mısır’da ya da bu çölde ölseydik!’ dediler, 3‘Rab neden bizi bu ülkeye götürüyor? Kılıçtan geçirilelim diye mi? Karılarımız, çocuklarımız tutsak edilecek, Mısır’a dönmek bizim için daha iyi değil mi?4’Sonra birbirlerine, ‘Kendimize bir önder seçip Mısır’a geri dönelim’ dediler. 5Bunun üzerine Musa ile Harun, İsrail topluluğunun önünde yüzüstü yere kapandılar. 6Ülkeyi araştıranlardan Nun oğlu Yeşu ile Yefunne oğlu Kalev giysilerini yırttılar. 7Sonra bütün İsrail topluluğuna şöyle dediler: İçinden geçip araştırdığımız ülke çok iyi bir ülkedir. 8Eğer Rab bizden hoşnut kalırsa, süt ve bal akan o ülkeye bizi götürecek ve orayı bize verecektir. 9Ancak Rabbe karşı gelmeyin. Orada yaşayan halktan korkmayın. Onları ekmek yer gibi yiyip bitireceğiz. Koruyucuları onları bırakıp gitti. Ama Rab bizimledir. Onlardan korkmayın!’

10Topluluk onları taşa tutmayı düşünürken, ansızın Rabbin görkemi Buluşma Çadırında bütün İsrail halkına göründü. 11Rab Musa’ya şöyle dedi: ‘Bu halk bana ne zamana dek saygısızlık edecek? Onlara gösterdiğim bunca belirtiye karşın, ne zamana dek bana iman etmeyecekler?’

Burada biraz duralım. İsrail’in Tanrı’ya karşı nasıl günah işlediğini ve O’nu nasıl gücendirdiğini duyuyor musunuz? Onların imansızlıklarını görüyor musunuz? Tanrı’yı, nasıl verdiği sözden vazgeçmekle suçladıklarının farkında mısınız? Evet, İsrailliler o gün çok büyük bir günah işlediler, çünkü Tanrı’nın, Kenan ülkesini kendilerine vereceğine ilişkin vaadine inanmadılar. Tanrı’nın, İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a, Yusuf’a ve Musa’ya verdiği söze inanmadılar. Aynı günümüzde şu sözleri söyleyen imanlılara benziyorlardı: “Tanrı’ya ve peygamberlere inanıyoruz!” ancak Tanrı’ya ve peygamberlere gerçekten inanmazlar, çünkü Tanrı’nın Kendi peygamberleri aracılığı ile Kutsal Yazılarda vaat ettiklerine inanmazlar! İmansızlık, Tanrı’nın gözünde korkunç bir günahtır.

Sanırım bu konuyu yeterince açıkladık. Şimdi öyküye devam edelim.

(Çölde Sayım 14) 26-27Rab, Musa ile Harun’a da, ‘Bu kötü topluk ne zamana dek bana söylenecek?’ dedi, ‘Bana söylenen İsrail halkının yakınmalarını duydum. 28Onlara, Rab şöyle diyor de, ‘Varlığımın adına ant içerim ki, söylediklerin aynısını size yapacağım. 29Cesetleriniz bu çöle serilecek. Bana söylenen yirmi ve daha yukarı yaşta sayılan herkes çölde ölecek. 30Sizi yerleştireceğime ant içtiğim ülkeye Yefunne oğlu Kalev ile Nun oğlu Yeşu’dan başkası girmeyecek. 31Ama tutsak edilecek dediğiniz çocuklarınızı oraya, sizin reddettiğiniz ülkeye götüreceğim; orayı tanıyacaklar. 32Size gelince, cesetleriniz bu çöle serilecek. 33Çocuklarınız, hepiniz ölünceye dek kırk yıl çölde çobanlık edecek ve sizin sadakatsizliğiniz yüzünden sıkıntı çekecekler. 34Ülkeyi araştırdığınız günler kadar – kırk gün, her gün için bir yıldan kırk yıl – suçunuzun cezasını çekeceksiniz. Sizden yüz çevirdiğimi bileceksiniz!’ 35Ben RAB söyledim; bana karşı toplanan bu kötü topluluğa bunları gerçekten yapacağım. Bu çölde yıkıma uğrayacak, burada ölecekler.’

36Musa’nın ülkeyi araştırmak için gönderdiği adamlar geri dönüp ülke hakkında kötü haber yayarak bütün topluluğun Rabbe söylenmesine neden oldular. 37Ülke hakkında kötü haber yayan bu adamlar Rabbin önünde ölümcül hastalıktan öldüler. 38Ülkeyi araştırmak üzere gidenlerden yalnız Nun oğlu Yeşu ile Yefunne oğlu Kalev sağ kaldı. (çünkü Rabbin sözüne iman ettiler.)

İsrailliler’in, Tanrı’nın kendilerini Firavunun elinden kurtarmasına ve Kenan ülkesinin sınırına getirmesine rağmen, Rabbe iman etmeyi nasıl reddettiklerini gördük. Tanrı, Sözü’ne inanmayan bu kişilere ne yaptı? Onları çölde ölmeye mahkum etti! İsraillilerin bu kuşağı Kenan ülkesine neden giremedi? Çünkü Tanrı’nın Sözü’ne inanmadılar!

Sevgili dostlar, Tanrı’nın Sözü’ne inanmayı reddetmek korkunç bir faciadır! Tanrı, Kendisine inanmayı reddeden herkesi cezalandırmak zorundadır! Tanrı’nın, kutsal Sözü’nde söylediklerini küçümseyen ve bu Söz’e kayıtsız davranan kişi, Tanrı’ya ‘yalancı’ demiş olur ve O’nun sonsuz krallığında bir yere sahip olamaz! Tanrı, hiç kimsenin imansızlık nedeni ile mahvolmasını istemez. Tanrı, Kendisinin ön gördüğü kurtuluş yolu hakkındaki İyi Haber’e herkesin inanmasını ister. Ama herkes kendisi adına karar vermelidir. Tanrı’nın Sözü’ne inanmayı reddeden herkes mahvolacaktır. Tanrı’nın Ruhu’nun peygamberler aracılığı ile vermiş olduğu şu uyarıya kulak verin:

“Bugün O’nun sesini duyarsanız, atalarınızın baş kaldırdığı, çölde O’nu sınadığı günkü gibi yüreklerinizi nasırlaştırmayın.  Ey kardeşler, hiç birinizde diri Tanrı’yı terk eden kötü, imansız bir yüreğin bulunmamasına dikkat edin!”  (İbraniler 3:7,8,12; Mezmur 95:7-11)

Sevgili Dinleyicilerimiz, dinlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki programda Tanrı isterse, Tanrı’ya inanmayı reddeden tüm bu kişilerin çölde Tanrı’nın ant içmiş olduğu gibi nasıl mahvolduklarını göreceğiz. Siz, Kutsal Yazılardaki bu uyarıya kulak verirken, Tanrı sizi bereketlesin:

“Ey kardeşler, hiç birinizde, diri Tanrı’yı terk eden, kötü, imansız bir yüreğin bulunmamasına dikkat edin!” (İbraniler 3:12)

42. Tunç Yılan

Tunç Yılan

The Bronze Snake

Çölde Sayım 20, 21

Dinleyici Dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzu eden, esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlarız. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda, Tevrat’ın dördüncü kısmı olan Çölde Sayım adlı kitapta, İsraillilerin, Tanrı’nın İbrahim, İshak, Yakup ve onların soylarına vaat ettiği ülke olan Kenan sınırına nasıl vardıklarını görmüştük. Tanrı’nın planı ülkede yaşayan tüm kötü devleri yok etmek ve ülkedeki her şeyi İsraillilerin eline vermekti. Ancak İsrail halkının çoğu bu devlerden korktu ve Tanrı’nın Kenan ülkesini kendilerine verme konusundaki vaadine inanmadı.

Tanrı’nın, imansızlıklarından dolayı İsraillileri nasıl yargıladığını okuduk. Onlara şöyle dedi:

“Sizi yerleştireceğime ant içtiğim ülkeye Yefunne oğlu Kalev ile Nun oğlu Yeşu’dan başkası girmeyecek.   Çünkü onlarda başka bir ruh var, tüm yürekleri ile ardımca yürüdüler. Onların soyu orayı miras alacak. Tutsak edilecek dediğiniz çocuklarınızı oraya, sizin reddettiğiniz ülkeye götüreceğim; orayı tanıyacaklar. Size gelince cesetleriniz bu çöle serilecek.”   (Çölde Sayım 14: 30, 24, 31, 32)

Burada anlamamız gereken nokta şudur: Tanrı, İsraillileri bol bol bereketlemek istedi, ama iman etmedikleri için onları bereketleyemedi. Rabbin, onlara vaat ettiğine inanmayı reddettikleri için Tanrı, İsraillileri, O’na inanmayan yirmi yaş üstündeki herkes ölünceye kadar kırk yıl boyunca çölde dolaşmaya mahkum etti.

Şimdi İsraillilerin imansızlıklarından dolayı çölde harcadıkları kırk yıl tamamlanıncaya kadar neler olduğunu görmek için Çölde Sayım kitabını okumaya devam edelim. Yirminci bölümü okuyoruz:

(Çölde Sayım 20) 1 İsrail topluluğu birinci ay Zin Çölü’ne vardı, halk Kadeş’te konakladı. Miryam orada öldü ve gömüldü. 2Ancak topluluk için içecek su yoktu. Halk, Musa ile Harun’a karşı toplandı. Musa’ya, ‘Keşke kardeşlerimiz Rabbin önünde öldükleri zaman, biz de ölseydik!’ diye çıkıştılar, 4‘Rabbin topluluğunu neden bu çöle getirdiniz? Biz de hayvanlarımız da ölelim diye mi? 5Neden bizi bu korkunç yere getirmek için Mısır’dan çıkardınız? Ne tahıl, ne incir, ne üzüm ne de nar var? Üstelik içecek su da yok!’

İsraillilerin neler söylediklerini işitiyor musunuz? Tanrı’nın onlar ve babaları için Mısır’da ve çölde yaptığı iyiliklerden sonra yürekleri minnettarlık ve güven ile mi doluydu? Hayır! Aynı daha önceden babalarının yapmış olduklarını yapıyorlardı. Homurdanıyorlardı! Çölde dolaşmaktan elbette bezmişlerdi, ama hatırlamaları gereken şuydu: Kenan ülkesine henüz girememiş olmalarının nedeni kendi imansızlıklarıydı. İsraillilerin içecek sularının olmadığı doğruydu. Ama o zaman neden Tanrı’ya dua etmediler? Kurak çölde kırk yıl boyunca onlar ile ilgilenen Tanrı, onlara içmeleri için su sağlayamaz mıydı? Elbette sağlayabilirdi! Tanrı, onların tüm ihtiyaçlarını sağlamak istedi! Ama İsrailliler yine de Tanrıları Rabbe tam yürekleri ile güvenmediler.

Daha sonra neler olduğunu görmek için bölümü okumaya devam edelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Çölde Sayım 20) 6Musa ile Harun topluluktan ayrılıp Buluşma Çadırının giriş bölümüne gittiler, yüzüstü yere kapandılar. Rabbin görkemi onlara göründü. 7-8Rab, Musa’ya, ‘Değneği al’ dedi, ‘Sen ve ağabeyin Harun topluluğu toplayın. Halkın gözünün önünde su fışkırması için kayaya buyruk verin. Onlar da hayvanları da içsin diye kayadan onlara su çıkaracaksınız.’

9Musa, kendisine verilen buyruk uyarınca değneği Rabbin önünden aldı. 10Musa ile Harun topluluğu kayanın önüne topladılar. Musa, ‘Ey siz, başkaldıranlar, beni dinleyin!’ dedi, ‘Bu kayadan size su çıkaralım mı?’ 11Sonra kolunu kaldırıp değneği ile kayaya iki kez vurdu. Kayadan bol su fışkırdı, topluluk da hayvanları da içti. 12Rab, Musa ile Harun’a, ‘Madem İsraillilerin gözü önünde beni kutsallığımı sayarak bana güvenmediniz’ dedi, ‘Bu topluluğu kendilerine vereceğim ülkeye de götürmeyeceksiniz.’

Neler olduğunun farkında mısınız? İsrail topluluğunun içecek suyu olsun diye Tanrı’nın Musa’ya verdiği buyruk neydi? Tanrı, onlara, ‘Kayaya buyruk verin!’ dedi. Musa, kayaya buyruk vererek Tanrı’ya itaat etti mi? Hayır! Öfkeli Musa, kayaya iki kez vurdu. Bu davranışı, Tanrı’nın iyiliği nedeni ile kayadan su fışkırtılmasına engel olmadı. Ama Musa’nın yaptığı Tanrı’nın hoşuna gitmedi. Bu davranışı nedeni ile Tanrı onu cezalandırdı ve şöyle dedi: “İsraillilerin gözlerinin önünde benim kutsallığımı sayarak bana güvenmediğiniz için bu topluluğu kendilerine vereceğim ülkeye de götürmeyeceksiniz.’

Belki bizim düşüncemize göre Tanrı’nın Musa’ya verdiği ceza gereğinden fazla ağırdı. Ancak yine de şu gerçeği hatırlamamız gerekir: Tanrı’yı hoşnut eden O’nun Sözü’ne iman etmek ve Sözü’ne itaat etmektir. Tanrı- peygamber Musa’nın ağzından çıksa bile – Sözü2ne karşı olan herhangi bir şeyi kabul edemez.

Tanrı adam kayırmaz ve taraf tutmaz. Evet, Musa büyük bir peygamberdi, ama o da hepimiz gibi yalnızca bir insandı. Bu nedenle, Adem’in soyundan gelen herkes gibi o da bir günahkardı. Tanrı’nın peygamberi Musa bile, iyi işleri nedeni ile kendisini kurtaramadı. Adem’in soyundan gelen herkes gibi onun da kusurları vardı ve doğru olan her şeyi yapmadı. Tüm İsrailliler gibi peygamber Musa da Tanrı’nın ön gördüğü kurtuluş yolu aracılığı ile kurban edilen hayvan kanı sayesinde kurtuluş aldı. Musa’nın günahı aracılığı ile Tanrı bize, herkesin günah işlediğini ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldığını hatırlatmak ister. Tanrı’nın önünde tüm insanlar suçludurlar. Herkes günah işledi. Doğru olan hiç kimse yoktur! Günahkarları kurtarmak için gökyüzünden gelen mükemmel doğruluğa sahip Kurtarıcının dışında Tanrı’nın doğru yolundan herkes sapmış ve tümü yararsız olmuştur.

İsraillilerin öyküsüne devam ettiğimizde yirminci bölümün sonunda Musa’nın ağabeyi Harun’un Hor Dağı’nda nasıl öldüğünü ve İsrail topluluğunun onun için nasıl otuz gün yas tuttuğunu okuruz.

Bu olaydan sonra, yirmi birinci bölümde Kutsal Yazılarda şunları okuruz:

(Çölde Sayım 21) 4Edom ülkesinin çevresinden geçmek için Kızıldeniz yolu ile Hor Dağından ayrıldılar. Ama yolda halk sabırsızlandı. 5Tanrı’dan ve Musa’dan yakınarak, ‘Çölde ölelim diye mi bizi Mısır’dan çıkardınız?’ dediler, ‘Burada ne ekmek var ne de su. Ayrıca bu iğrenç yiyecekten de tiksiniyoruz!’

6Bunun üzerine Rab halkın arasına zehirli yılanlar gönderdi. Yılanlar ısırınca İsrailliler’den bir çok kişi öldü. 7Halk, Musa’ya gelip, ‘Rabden ve senden yakınmak ile günah işledik. Yalvar da Rab aramızdan yılanları kaldırsın’ dedi. Bunun üzerine Musa halk için yalvardı. 8RAB, Musa’ya, ‘Bir yılan yap ve onu bir direğin üzerine koy. Isırılan herkes ona bakınca yaşayacaktır’ dedi. 9Böylece Musa tunç bir yılan yaparak direğin üzerine koydu. Yılan tarafından ısırılan kişiler tunç yılana bakınca yaşadı.

İnsanı hayrete düşüren bu öykü hakkında biraz düşünelim. Tanrı, İsraillilerin arasına neden zehirli yılanlar gönderdi? Tanrı bu yılanları onların günahları nedeni ile gönderdi. Tanrı’ya ve Musa’ya karşı nasıl konuştuklarını ve Tanrı’nın onlara gökten gönderdiği yiyeceği nasıl küçümsediklerini duyduk. Tanrı bundan dolayı onları ısırsınlar diye aralarına zehirli yılanlar gönderdi ve bu yılanlar pek çok kişinin ölmesine neden oldular.

Ölümden kurtulabilmek için İsraillilerin yapabilecekleri şey neydi? Yılan belasından kendilerini kurtarabildiler mi? Kendilerini yılanların öldürücü zehrinden iyileştirebildiler mi? Bunu yapmaları imkansızdı! O zaman geriye kalan yapabilecekleri tek şey neydi? Yardım etmesi ve kurtarması için Tanrı’ya feryat edebilirlerdi! Ve onlar da böyle yaptılar. İsraillilerin nasıl tövbe ederek Musa’ya gittiklerini ve ona şöyle dediklerini işittik: “Biz günah işledik! Sana ve Tanrı’ya karşı suç işledik! Tanrı’ya bizim için dua et ki, bize merhamet etsin ve bu yılanları yok etsin!”

Tanrı yılanları yok etti mi? Tanrı, yılanları yok etmekten bile daha iyisini yaptı. Tanrı, Musa’ya tunçtan bir yılan yapmasını ve onu bir direğin üzerine koymasını söyledi; böylelikle “ısırılan herkes ona bakınca yaşayacaktı.”  Tanrı’nın çözümü buydu. Eğer yılan birini ısırırsa, bu kişinin yapması gereken tek şey, direğin üzerinde asılı duran tunç yılana bakmaktı ve böyle yaptığı takdirde iyileşecekti! Tanrı’nın düzenlediği kurtuluş yolu buydu: Bak ve yaşa!

Tanrı, Musa’nın bir direğin üzerine koyduğu bronz yılana bakan herkesi iyileştirmeye söz vermişti. O zaman bu durumda bakmayı reddeden kişilere ne oldu? Acı veren bir ölüm ile öldüler. Ama Tanrı’nın sözüne inanan ve tunç yılana bakan kişiler ölümden kurtarıldılar, çünkü Tanrı, şu sözleri söyleyerek onlara vaatte bulunmuştu, “Isırılan herkes ona bakınca yaşayacaktır.”

Bu öykü gerçekten de büyüleyici bir öyküdür, ama görevi bizi büyülemek değil, bize ders vermektir. Tanrı bize hepimizin İsrailliler gibi olduğumuzu göstermek ister. Bizler de günahkarlarız, Tanrı’ya ve insana karşı sık sık homurdanmamızın nedeni budur; düşüncelerimiz, sözlerimiz ve eylemlerimiz ile Tanrı’yı gücendiririz. Şeytan İsraillileri ısıran zehirli yılana benzer. Ve günah, onları öldüren zehir gibidir. Şeytan, Adem’in tüm çocuklarını ısırdı ve günahın zehri, Tanrı bizler için bir çözüm sağlamadığı sürece sonsuza kadar mahvolmamıza neden olacaktır. Günahın bedeli, sonsuz ateşte mahvolmaktır ve bizler kendi gücümüz ile bu bedelden kaçamayız. Ama yine de Tanrı’ya övgüler olsun, çünkü O nasıl İsraillileri yılanların zehrinden kurtarmak için bir kurtuluş planı tasarladıysa, aynı şekilde Adem’in çocukları olan bizler için de günahın zehrinden kurtarılmamız için bir plan tasarlamıştır.

Bugün bu programı dinlemekte olan sizler, Tanrı’nın, günahın neden olduğu lanetten sizi kurtarmak için ne yaptığını biliyor musunuz? Musa, çölde, tunç yılanı yukarı kaldırdıktan yaklaşık bin beş yüz yıl sonra kutsal Kurtarıcının ne söylediğine kulak verelim: “Musa, çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdıysa, İnsanoğlu’nun da (dünyanın Kurtarıcısı) öylece yukarı kaldırılması gerekir, öyle ki, O’na iman edenlerin hiç biri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun!”  (Yuhanna 3:14, 16)

Kutsal Müjde’deki (İncil) bu ayetten, Musa’nın çölde yukarı kaldırdığı tunç yılanın, ölüm gücünü elinde bulunduran şeytanı yenebilmesi için gelecek ve çarmıhta ölecek olan Kurtarıcının bir örneği (gölgesi, resmi, sembolü) olduğunu öğreniyoruz (İbraniler 2:14) Ne kadar harika bir mesaj! Daha sonraki derslerde keşfedeceğimiz gibi Kurtarıcının ölümü ve dirilişi aracılığı ile Adem’in çocukları için sonsuza kadar var olacak olan bir kurtuluş, esenlik ve sevinç kapısı açtı. Tanrı’nın sizden istediği tek şey kendi kendinizi günahın gücünden kurtaramayacağınızı itiraf etmeniz ve Tanrı’nın sizin günah borcunuzu ödemek için çarmıhta ölen Kurtarıcı ile ilgili tanıklığına yüreğinizde inanmanızdır. Tanrı şöyle der: Kurtarıcıya bakın ve yaşayacaksınız! O’na iman edin ve Tanrı size şifa verecektir. Sizi günahın zehrinden kurtaracak ve sizin için göklerde Kendi Huzurunda sonsuz bir konut hazırlayacaktır!

Tanrı, yaşlı ve genç, erkek ve kadın, zengin ve yoksul herkese: “Bakın ve yaşayın!” demektedir. Tanrı’nın gönderdiği güçlü Kurtarıcıya bakın ve kurtulacaksınız! Ama Tanrı aynı zamanda şöyle de demektedir: Eğer bakmayı reddederseniz, Tanrı’nın, aracılığı ile günah için tek tedaviyi sağladığı Kurtarıcıya inanmazsanız, o zaman “günahlarınızın içinde öleceksiniz!” (Yuhanna 8:24) Tanrı’nın adil yasası, O’nun sağladığı çözümü kabul etmeyenlerin mahvolacaklarını ilan eder. Tanrı’nın, Adem’in oğullarının günahın zehrinden tedavi edilebilmeleri için bundan başka bir çözümü yoktur. Siz, tüm peygamberlerin, hakkında yazmış oldukları Kurtarıcıya baktınız mı? Eğer yalnızca ve sadece O’na güvenecek olursanız, sizi temizleyecek ve size sonsuz yaşam verecektir. Kutsal Yazılardaki sözlere yeniden kulak verin: “Musa, çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdıysa, İnsanoğlu’nun da (dünyanın Kurtarıcısı) öylece yukarı kaldırılması gerekir, öyle ki, O’na iman edenlerin hiç biri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun!”  (Yuhanna 3:14, 16)

Sevgili dinleyiciler, bugün için ayrılan zamanımız sona erdi. Dinlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki programda, Tanrı isterse, Musa peygamberin son sözleri üzerinde düşüneceğiz ve böylece kutsal Tevrat’taki çalışmamızı tamamlamış olacağız.  Siz O’nun şu vaadi üzerinde derin düşünürken O da sizi bereketlesin:

“(Bana dönün, kurtulursunuz!)”  (Yeşaya 45:22)

43. Musa’nın Son Mesajı

Musa’nın Son Mesajı

Moses’ Final Message

Yasa’nın Tekrarı

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrının adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son kırk iki dersimizde, Tevrat olarak adlandırdığımız Kutsal Yazıların ilk dört kitabına bakmıştık. Bildiğiniz gibi, Tanrı, peygamber Musa’nın zihnine sözlerini koymuş ve bu sözleri bir kitap halinde yazması için ona esin vermişti. Musa, Tevrat’ı yaklaşık üç bin beş yüz yıl önce yazdı, ama Tevrat bizler için bugün bile ölçülemez değere sahiptir. Tevrat, Tanrı’nın Kendisinin koyduğu temeldir, öyle ki, işittiğimiz her şeyi test edebilelim ve işittiklerimizin Tanrı’dan olup olmadıklarını ayırt edebilelim. Tevrat’ın içerdiği öğretiş, Tanrı’dan verilmiş olan saf gerçektir. Bu gerçek ile çelişen herhangi bir öğretiş, sahtedir. Tanrı’nın tüm gerçeği Tevrat’ta yazılı olan ile mükemmel bir uyum içindedir. Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın yapamayacağı tek bir şey vardır: Bu şeyin ne olduğunu biliyor musunuz? Evet, haklısınız; Tanrı Kendi Kendisi ile çelişemez! Musa, Tevrat’ta şu sözleri kaleme aldı: “Tanrı insan değil ki yalan söylesin; insan soyundan değil ki, düşüncesini değiştirsin. O söyler de yapmaz mı?”  (Çölde Sayım 23:19)

Musa’nın Tevrat’ında yaptığımız çalışma aracılığı ile Tanrı bize çok derin sırlar açıkladı. Bugün, kutsal Tevrat’ta yaptığımız yolculuğumuzu sonuçlandırmayı planlıyoruz. Ama son bölümlere bakmadan önce, başlangıçtan bu güne kadar neler gördüğümüzü yeniden gözden geçirelim.

Tevrat’ın ilk bölümünde Tanrı’nın, ilk insanı nasıl Kendi benzeyişinde yarattığını gördük. Tanrı, yarattığı insan ile harika ve anlamlı bir ilişkiye sahip olmak istedi. Bu nedenle insanın canına Tanrı’yı tanıyabilmesi için bir zihin (ruh) koydu, Tanrı’yı sevebilmesi için ona bir yürek verdi ve Tanrı’ya itaat edip etmemeye kendi başına karar verebilmesi için bir irade emanet eti.

Üçüncü bölümde, ilk insan olan Adem’in nasıl Şeytana itaat etmeyi ve Tanrı’nın yasaklamış olduğu ağaçtan yemeyi tercih ettiğini gördük. Kutsal Yazılar bu nedenle şunları yazar: “Günah, bir insan aracılığı ile, ölüm de günah aracılığı ile dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.”  (Romalılar 5:12) Günahın cezası ölüm ve Tanrı’dan sonsuz ayrılıktıtr.

Böylece, Tanrı’nın, Adem’i ve Hava’yı günahları nedeni ile Aden Bahçesinden nasıl dışarı çıkarttığını gördük. Ama Tanrı, onları dışarı çıkarmadan önce, Adem’in soyu için bir kurtuluş kapısı açmak amacı ile dünyaya bir Kurtarıcı göndermeyi nasıl planladığını ilan etti. Bu Kurtarıcı, Adem ve Havva’yı ve onların soyunu Şeytanın egemenliğinden ve günahın cezasından özgür kılacaktı.

Daha sonra, Tanrı’nın, İbrahim’i nasıl çağırdığını, ona peygamberlerin ve Kurtarıcının geleceği bir soy vaat ederek ondan özel bir halk oluşturacağına söz verdi. Böylece, İbrahim’den İshak doğdu; İshak’tan Yakup doğdu; ve Yakup’tan ise on iki oğul dünyaya geldi. Tanrı, daha sonra Yakup’un adını İsrail olarak değiştirdi. İsrail’in on iki oğlu, Tanrı’nın İbrahim’e vaat etiği yeni ulusu oluşturdular. On ağabey küçük kardeşleri Yusuf’u, Mısır’a giden bir kervana köle olarak sattılar. Ancak, “bir insan ne ekerse onu biçer.” (Galatyalılar 6:7) Tüm bu olayların sonunda Mısır’da nasıl köle olduklarını gördük. Her şeye rağmen Tanrı yine de İbrahim’e ve onun soyuna verdiği vaadi unutmadı. Mısır’dan Çıkış kitabında, Tanrı’nın, İbrahim’e verdiği vaadi, Musa’yı İsrailoğullarını tutsaklıktan kurtararak özgür kılması için göreve çağırarak yerine getirdiğini gördük.

Musa’nın öyküsünü çalıştığımız zaman Tanrı’nın, İsrail topluluğunu Firavunun ve Mısır halkının baskısından nasıl kurtardığı ile ilgili şaşırtıcı ve harika öyküyü okuduk. Aynı zamanda bu öykü aracılığı ile Tanrı’nın çölde onları nasıl koruduğunu ve uzun zaman önce ataları İbrahim’e vaat etmiş olduğu Kenan ülkesinin sınırına kadar nasıl getirdiğini de öğrendik. Ama tüm bunlara rağmen İsraillilerin çoğu, Kenan ülkesinde yaşayan devlerden korktular ve Tanrı’nın onlara verdiği vaadi yerine getireceğine güvenmediler. Bolluk ülkesi olan Kenan diyarına o tarihte girememelerinin nedeni, Tanrı’ya güvenmemeleridir.

İsraililer, imansızlıkları nedeni ile, Tanrı’nın Kenan ülkesi ile ilgili vaadine inanmayanların hepsi ölünceye dek kırk yıl çölde kaldılar. Bu, imansızlıklarından dolayı Tanrı’nın onlara vermiş olduğu cezaydı. “O’nun bütün yolları doğrudur, O, haksızlık etmeyen güvenilir Tanrı’dır. Doğru ve adildir.”  (Yasa’nın Tekrarı 32:4)

Şimdi, Tevrat’taki yolculuğumuzu tamamlayalım. İsraillilerin, Tanrı onları imansızlıkları nedeni ile cezalandırdığı için çölde kaldıklarını hatırlayın. Tanrı’nın Kenan ülkesi ile ilgili vaadine inanmayı reddeden yirmi yaşın üzerindeki iman etmeyen kişilerin her biri öldü. Bu kişilerin hiç biri sağ kalmadı. Şimdi onların çocukları Kenan ülkesinin sınırındaydılar. Çölde geçirdikleri uzun kırk yıldan sonra İsrailoğulları şimdi, anne ve babalarının girmeyi başaramadıkları ülkeye yerleşme konusunda çok istekliydiler!

Bugünkü çalışmamızı Yasa’nın Tekrarı (İkinci Yasa) adlı Tevrat’ın beşinci kitabından yapacağız. Tevrat’ın bu son kitabında Musa, Tanrı’nın kutsal yasasını tekrar gözden geçirir ve bu yasayı İsrail oymaklarına öğretir. Bu çok kapsamlı kitap, Musa’nın, Tanrı’nın kendilerine vaat etiği bu ülkeye girmeleri için hazırlanmaları amacı ile halka öğretiş verdiği son mesajı içerir. Bugün, Musa’nın öğretişinin tamamını okumaya ayıracak zamanımız yok, ama Musa’nın vaazini şu bir kaç sözcük ile özetleyebiliriz: “Unutmayın!”

Musa’nın, İsraillilere söyledikleri kısaca şöyleydi: “Bir zamanlar Mısır’da köle olduğunuzu unutmamaya özen gösterin. Tanrı’nın, siz Mısır ve şimdi girmek üzere olduğunuz yeni ülke arasındayken, yolda sizin için yaptığı hiç bir şeyi unutmayın! Rabbiniz Tanrı’ya karşı işlediğiniz günahları unutmayın! Anne ve babalarınızın, imansızlıkları nedeni ile Tanrı’nın onları nasıl yargıladığını ve bedenlerinin nasıl çölde serili kaldığını unutmayın! Tanrı’nın anne ve babalarınıza karşı iyi davrandığını unutmayın, onların yürekleri katıydı ve O’na inanmayı reddettiler. Bunu unutmayın!

Bugün Tanrı’nın sesini işittiğinizde, anne ve babalarınızın çölde yaptıkları gibi yüreklerinizi katılaştırmayın. Sizler de Tanrı’nın Sözü’ne inanmayı reddeden atalarınız gibi mi davranacaksınız yoksa Tanrınız Rabbe iman edecek misiniz? Eğer atalarınız gibi Tanrınız Rabbin Sözü’ne inanmayı reddederseniz, Tanrı, onları cezalandırdığı gibi sizi de cezalandıracaktır. Bunu unutmayın!

Rab Tanrı, sizi, atalarınıza vermeyi ant içtiği, içinden süt ve bal akan ülkeye götürecektir. Size ülkeyi veren Tanrınızı unutmayın, çünkü insan yalnızca ekmek ile yaşamaz, ama Tanrı’nın ağzından çıkan her bir söz ile yaşar! Bunu unutmayın!

Musa, vaazini bitirdikten sonra Rab, Musa’ya şöyle dedi:

(Yasa’nın Tekrarı 32) 49Havarim dağlık bölgesine, Eriha karşısında Moav ülkesindeki Nevo Dağı’na çık. Mülk olarak İsraillilere vereceğim Kenan ülkesine bak. 50Ağabeyin Harun Hor Dağı’nda ölüp atalarına kavuştuğu gibi, sen de çıkacağın dağda ölüp atalarına kavuşacaksın, 51çünkü ikiniz de Zin Çölü’nde, Meriva-Kadeş sularında, İsraillilerin önünde bana ihanet ettiniz, kutsallığımı önemsemediniz. 52Bu nedenle ülkeyi ancak uzaktan göreceksin. Ama oraya, İsrail halkına vereceğim ülkeye girmeyeceksin.

(Yasa’nın Tekrarı 34) 1Bundan sonra Musa Moav ovalarından Nevo Dağı’na giderek Eriha kenti karşısındaki Pisga Dağı’na çıktı. Rab ona bütün ülkeyi gösterdi: 2Dan’a kadar uzanan Gilat’ı, bütün Naftali’yi, Efrayim ve Manaşşe bölgelerini, Akdeniz’e kadar uzanan bütün Yahuda bölgesini, 3Negev’i, hurma kenti Eriha Vadisinin Soar’a kadar uzanan ovasını. 4Sonra Musa’ya şöyle dedi:”İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a, ‘Senin soyuna vereceğim’ diye ant içtiğim ülke budur. Ülkeyi sana gösterdim, ama oraya gitmeyeceksin.” 5Böylece Rabbin sözü uyarınca Rabbin kulu Musa orada Moav ülkesinde öldü. 6Rab, onu Moav ülkesinde, Beytpeor karşısındaki vadide gömdü. Bu gün de mezarının nerede olduğunu kimse bilmiyor. 7Musa öldüğünde, yüz yirmi yaşındaydı; ne gözleri zayıflamıştı, ne de gücü tükenmişti. 8İsrailliler Moav ovalarında Musa için otuz gün yas tuttular. Sonra Musa için ağlama ve yas tutma günleri sona erdi. 9Nun oğlu Yeşu bilgelik ruhu ile doluydu. Çünkü Musa ellerini üzerine koymuştu. İsrailliler onu dinliyor ve Rabbin Musa’ya verdiği buyruklar uyarınca davranıyorlardı.

10O günden bu yana İsrail’de Musa gibi Rabbin yüz yüze görüştüğü bir peygamber çıkmadı. 11RAB onu Mısır'da Firavun'a, görevlilerine ve bütün ülkesine bir sürü belirtiler, şaşılası işler yapması için göndermişti. 12Musa İsrailliler'in gözleri önünde güçlü, büyük ve ürkütücü işler yapmıştı. Amin.

İşte böyle sevgili dostlar, Tevrat burada sona eriyor. Tevrat’ta yazılı olan her şey, bizi Tanrı’nın kurtuluş yoluna yönlendirecek olan bilgiyi elde edebilmemiz amacı ile kaydedilmiştir. Musa’nın büyük bir peygamber olduğu doğrudur. Musa, Rab ile yüz yüze görüştü. O, Tanrı’nın eli aracılığı ile mucizevi belirtiler yaptı. Tanrı, Musa aracılığı ile İsraillileri Firavunun baskısından kurtardı. Tanrı, aynı zamanda bize, yine Musa aracılığı ile Kutsal Yazıların ilk kitabı olan Tevrat’ı verdi. Peygamber Musa’nın yazdıklarını herkesin bilmesi gerekir. Musa’nın Tevratını bilmeyen kişi, pek çok konuda hataya düşecek ve kötülük yolunda mahvolma tehlikesine uğrayacaktır. Tevrat’ın, Tanrı’nın kendisi tarafından bina edilen bir temel olduğunu hatırlayın. Tanrı tüm diğer peygamberler aracılığı ile kutsal kitabın tamamını Tevrat’ın üzerine bina etmiştir.

Peygamber Musa gerçekten de şaşırtıcı, derin ve harika sözler yazdı. Ancak yine de Musa’nın yaptığı ve yazdığı her şey içinde en önemli olan, Tevrat’ın ikinci kitabının on sekizinci bölümünde bildirdikleridir. Musa bu ölümde İsraillilere Tanrı’nın, doğrudan Tanrı’dan konuşacak olan daha büyük bir başka peygamber göndermeyi tasarladığını anlattı. Musa’nın İsrail halkına söylediklerine kulak verelim:

(Yasa’nın Tekrarı 18) 15Tanrınız RAB, size aranızdan, kendi kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onu dinleyin. 16Horev’de toplandığınız gün, tanrınız Rabden şunu dilemiştiniz: ‘Bir daha ne Tanrımız Rabbin sesini duyalım, ne de o büyük ateşi görelim, yoksa ölürüz.’ 17Rab, bana, ‘Söyledikleri doğrudur’ dedi.18 ‘Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım.’Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. 19Adıma konuşan peygamberlerin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım.’

Tanrı, Musa’nın ağzından duyurdukları aracılığı ile İbrani ulusundan (15, 18. ayetler) çıkacak olan bir başka peygamberin geleceğini ilan ediyordu; Tanrı’nın Sözü’nü eksiksiz olarak ve saf bir şekilde duyuracak olan bir İnsan (18, 19. ayetler); Tanrı ve insan arasında Aracı olacak olan bir Peygamber (16, 17. ayetler). Bu Peygamberin kim olduğunu biliyor musunuz? Hangi Peygamberin Musa’nın yetkisinden bile büyük bir yetki ile konuştuğunu biliyor musunuz? Hangi Peygamberin Musa’nın yaptığı mucizelerden bile daha büyük mucizeler yaptığını biliyor musunuz? Evet, Musa’nın sözünü ettiği Peygamber Yahudi bir bakireden doğan adil Kurtarıcıdır. Musa O’nun ile ilgili olarak İsrail ulusuna önceden bir uyarıda bulundu: Onu dinlemelisiniz! Adıma konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım.”

Dostlar, Tevrat’ta yaptığımız çalışmanın burada sona ermesi gerekiyor. Böylesine derin ve harika bir kitapta yaptığımız yolculuğa nasıl son verebiliriz?  Programımızı, Musa’nın kendisinin öldüğü gün İsraillilere duyurduğu sözler ile bitirelim. Otuz ikinci bölümde Musa şunları söyledi:

“Ey gökler, kulak verin, sesleneyim; Ey dünya, ağzımdan çıkan sözleri işit! Rabbin adını duyuracağım. Ululuğu için Tanrımızı övün! O, Kaya’dır, işleri kusursuzdur. Bütün yolları doğrudur. O, haksızlık etmeyen güvenilir Tanrı’dır. Doğru ve adildir.” (Yasa’nın Tekrarı 32:1, 3, 4)

Bugün sizlere, Musa’nın ağzından çıkan Tanrı’nın sözleri ile veda ediyoruz. Dinlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki programda, Tanrı isterse, Musa’nın Tevratından sonra gelen ve Tevrat ile bağlantılı olan kutsal kitap ile çalışmamıza devam edeceğiz ve Tanrı’nın İsraillileri, onlara uzun zaman önce vaat etmiş olduğu gibi süt ve bal akan ülkeye nasıl getirdiğini göreceğiz.

Görkem ve yüceliğe tek layık olan Tanrı sizleri bereketlesin! Musa, şu sözleri ile bu gerçeği mükemmel şekilde belirtmiştir:

“O, haksızlık etmeyen, güvenilir Tanrı’dır. Doğru ve adildir!” (Yasa’nın Tekrarı 32:4) Amin!

44. Yeşu ve Kenan Ülkesi

Yeşu ve Kenan Ülkesi

Joshua and the Land of Canaan

Yeşu

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenlik içinde yaşamasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda Peygamberlerin Yazılarının ilk kitabı olan Musa’nın Tevrat’ında yaptığımız çalışmayı bitirmiştik. Kutsal Tevrat’ta günahın dünyaya nasıl girdiğini ve varlığı ile birlikte bir lanet getirdiğini gördük. Ama buna rağmen, Rab Tanrı’nın aynı zamanda yapmış olduğu harika planı aracılığı ile Adem’in soyunu günahın getirdiği lanetten kurtarmak için dünyaya bir Kurtarıcı göndermeyi nasıl vaat ettiğini de gördük. Tanrı, Kurtarıcıyı dünyaya göndermek için yaptığı planı uygulamak amacı ile İbrahim’i, baba evini ve ülkesini terk etmeye ve çok uzaktaki Kenan ülkesine doğru hareket etmeye çağırdı. Tanrı, İbrahim’in soyundan yeni bir ulus oluşturmayı planladı; Kurtarıcı bu soydan dünyaya gelecekti. İbrahim, Kenan ülkesine vardıktan sonra Tanrı ona tekrar göründü ve ona söylediği şu sözler aracılığı ile vaatte bulundu: “Şimdi bir yabancı olarak yaşadığın Kenan ülkesinin topraklarını sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim!”  Bugün, Tanrı’nın çok uzun zaman önce İbrahim’e verdiği vaadi nasıl yerine getirdiğini ve Kenan ülkesini, İbrahim’in soyu olan İsraillilere nasıl verdiğini göreceğiz. Kenan, bu gün İsrail olarak adlandırılan ülkedir.

Son programımızda, Tevrat’ın son bölümünde, Musa’nın Kenan ülkesini gören bir dağda öldüğünü dinledik. Musa öldükten sonra onun yardımcısı Yeşu İsrail halkının yeni önderi (Wolof dilinde: yükü miras aldı ) oldu. Yeşu’nun Musa’nın yerini alması, Tanrı’nın tasarısıydı. Daha önce pek çok kez Yeşu’dan söz edildiğini görmüştük. Yeşu’yu diğerlerinden ayıran özelliği, İsraillilerin çoğu inanmasa bile, onun Tanrı’nın söylediği her söze inanmasıydı. Yeşu, İsrailliler Kenan ülkesinin sınırına ilk vardıkları zaman, Tanrı’ya inanan iki casustan biriydi. İsrailliler onu taşlayarak öldürmeye hazırdılar, onu öldürmek istemelerinin tek nedeni kendilerini, Rabbe inanmaları ve Kenan ülkesine sahip çıkmaları için teşvik etmesiydi. Bugün, İsraillilerin kırk yıl önce reddettikleri bu Yeşu’nun Tanrı’nın, onları Kenan ülkesine götürmek için seçtiği önder ile aynı kişi olduğunu göreceğiz.

Bugün okuduğumuz Yeşu kitabı, Kutsal Yazılarda, Tevrat (Torah) ve Mezmurlar (Zebur) arasında yer alır. Yeşu kitabı, Tanrı’nın uzun zaman önce İbrahim’e verdiği vaadi nasıl yerine getirdiğini anlatır. Tanrı İbrahim’e şöyle dedi: “Bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim!”  (Yaratılış 17:8)

Kronolojik çalışmamızın bu noktasında İsraillilerin henüz kendilerine ait bir ülkeleri yoktu. Hala çölde dolaşıyorlardı. Ayrıca, yaşayacakları Kenan ülkesi, güçlü savaşçılardan oluşan devler ile doluydu. Ama Her Şeye Gücü Yeten Tanrı, Kenan ülkesinde yaşayanları, işledikleri pek çok iğrenç günah nedeni ile bu ülkeden kovmayı ve bu bolluk ülkesine İsraillileri yerleştirmeyi planladı.

Şimdi Yeşu’nun ve İsraillilerin ülkeye nasıl girdiklerini ve ülkeyi fethederek ona nasıl sahip olduklarını görelim. Kutsal Yazılar, kitabın ilk bölümünde şunları yazar:

(Yeşu 1) 1Rab, kulu Musa’nın ölümünden sonra onun yardımcısı Nun oğlu Yeşu’ya şöyle seslendi: 2“Kulum Musa öldü. Şimdi kalk, bütün halk ile birlikte Şeria Irmağı’nı geç. Size, İsrail halkına vereceğim ülkeye girin. 3Musa’ya söylediğim gibi, ayak basacağınız her yeri size veriyorum.4 Sınırlarınız çölden Lübnan’a, büyük Fırat Irmağından – bütün Hitit ülkesi dahil – batıdaki Akdeniz’e kadar uzanacak. 5Yaşamın boyunca hiç kimse sana karşı koyamayacak; nasıl Musa ile birlikte oldumsa, seninle de birlikte olacağım. Seni terk etmeyeceğim, seni yüz üstü bırakmayacağım.

6Güçlü ve yürekli ol. Çünkü halkı, atalarına vereceğime ant içtiğim ülkeyi miras almaya sen götüreceksin. 7Yeter ki, güçlü ve yürekli ol. Kulum Musa’nın sana buyurduğu Kutsal Yasa’nın tümünü yerine getirmeye dikkat et. Gittiğin her yerde başarılı olmak için bu yasadan ayrılma, sağa sola sapma. 8Yasa Kitabında yazılanları dilinden düşürme. Tümünü özen ile yerine getirmek için gece gündüz onu düşün. O zaman başarılı olacak ve amacına ulaşacaksın. 9Sana güçlü ve yürekli ol demedim mi? Korkma, yılma. Çünkü Tanrın Rab gideceğin her yerde seninle birlikte olacak. 10Bunun üzerine Yeşu, halkın görevlilerine şöyle buyurdu: 11“Ordugahın ortasından geçip halka şu buyruğu verin: ‘Kendinize kumanya hazırlayın, çünkü Tanrınız Rabbin size vereceği ülkeye girip orayı mülk edinmek için üç gün sonra Şeria Irmağını geçeceksiniz.’”

Bundan sonra Kutsal Yazılar Yeşu’nun nasıl iki casus gönderdiğini ve onlara, “Gidip ülkeyi, özellikle de Eriha’yı araştırın!” dediğinden söz ederler. İki casus gittiler ve Eriha kentini ve kenti çevreleyen yüksek, sağlam duvarları araştırdılar. Gece olunca, iki casus Eriha kentinde saklandı ve Rahav adlı bir fahişenin evinde kaldılar. Ancak, bazı Erihalılar İsrail casuslarının Rahav’ın evine girdiklerini gördüler. Haber vermek için hemen krala koştular ve şöyle dediler: “İki İsrailli casusluk etmek amacı ile kente girdi.” Kral, iki casusu tutuklatmak için Rahav’ın evine askerler gönderdi, ama Rahav onları damda gizledi.

Askerler gittikten sonra Rahav, iki casusu yanına çağırarak onlara şöyle dedi: “Tanrınız Rabbin gerçek Tanrı olduğunu biliyorum. Rabbin yaşadığım kenti ve tüm Kenan ülkesini sizin ellerinize teslim edeceğini de biliyorum. Sizden ötürü dehşete kapıldık, ülkede yaşayan herkesin korkudan dizlerinin bağı çözüldü, çünkü Mısır’dan çıktığınızda Rabbin Kızıldeniz’i önünüzde nasıl kuruttuğunu ve tüm düşmanlarınızı nasıl yok ettiğini duyduk. Ben Tanrınız Rabbin gerçek Tanrı olduğuna inanıyorum. Bu nedenle sizden Rab adına ant içmenizi istiyorum; gelip kentimizi fethettiğiniz zaman benim size iyilik etiğim gibi siz de bana ve aileme iyilik ederek beni ve ailemi koruyacak ve sağ bırakacaksınız. İki casus ona şu yanıtı verdi: “Tanrı, kentini elimize teslim ettiğinde, seni ve seninle birlikte evinde bulunan herkesi koruyacağız.”

Üçüncü bölümde Kutsal Yazılar, İsrail halkının Kenan ülkesine girmek için Şeria Irmağı’nı geçmeleri gerektiğini, ama ırmağın derin ve sularının kabarık olduğunu anlatırlar. İki ya da üç milyon kişiden oluşan bir topluluk bu derin ırmaktan nasıl geçecekti? Bu soruyu yanıtlamak çok kolay, çünkü onlar için Kızıldeniz’de yol açan Her Şeye Gücü Yeten Tanrı değişmemişti. Tanrı, İsrailliler için tekrar bir yol açtı, açtığı bu yol bu kez Şeria Irmağı’nı geçmeleri içindi. Böylece, sular tümüyle kesildi ve bütün İsrail halkı kurumuş ırmak yatağından geçti. Ve büyük Eriha kentinin önüne vardı. Eriha halkı kentin kapılarını sımsıkı kapatmıştı. Kente ne giren vardı, ne de çıkan.

Beşinci bölümde Kutsal Yazılar bize, Yeşu Eriha kentinin yakınlarındayken, başını kaldırınca önünde kılıcını çekmiş bir adam gördüğünü anlatırlar. Yeşu ona sordu: “Bizden misin yoksa düşmanımız mısın?” Adam ona şu yanıtı verdi: “Hiç biri. Ben Rabin ordusunun Komutanıyım!” Bunu duyan Yeşu yüz üstü yere kapandı. Sonra Rabbin ordusunun Komutanı olarak adlandırılan Kişi Yeşu’ya şöyle dedi: “Çarığını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsaldır.” Yeşu, kendisine söyleneni yaptı.

Dostlar, Yeşu ile konuşanın kim olduğunu biliyor musunuz? Yeşu’ya kısa bir süre için Kendisini gösteren Rab’di. Tanrı’nın İbrahim’e, nasıl bir adam olarak göründüğünü ve onun ile konuştuğunu, aynı zamanda Musa’ya da yanan bir çalının alevleri arasından göründüğünü daha önce öğrenmiştik. Ve şimdi de Tanrı’nın Yeşu’ya elinde kılıcı ile güçlü bir komutan olarak göründüğünü okuyoruz.

Rab Tanrı Yeşu’ya şunları söyledi:

“İşte, Eriha’yı, kralını ve yiğit savaşçılarını senin eline teslim ediyorum. Siz savaşçılar, kentin çevresini günde bir kez olmak üzere altı gün dolanacaksınız. Koç boynuzundan yapılmış birer boru taşıyan yedi kahin sandığın önünden gitsin. Yedinci gün kentin çevresini yedi kez dolanın; bu arada kahinler borularını çalsınlar. Kahinlerin koç boynuzu borularını uzun uzun çaldıklarını işittiğiniz zaman, bütün halk yüksek ses ile bağırsın. O zaman kentin surları çökecek herkes bulunduğu yerden dosdoğru kente girecek.”  (Yeşu 6:2-5)

Sonra, Rab Yeşu ile yaptığı konuşmayı bitirdi ve onun yanından ayrıldı.

Yeşu hemen İsraillilere gitti ve Rab Tanrı’nın ona buyurmuş olduğu her şeyi kendilerine anlattı. Sonra onlara, antlaşma sandığını almalarını ve kentin çevresinde bir kez yürümelerini buyurdu. Ama onlara şu uyarıda da bulundu: “Size, bağırmanız için buyruk vereceğim güne kadar bir tek kelime söylemeyin. Buyruk verdiğim zaman bağırabilirsiniz.” Kentin çevresinde bir kez yürüdükten sonra ordugaha geri döndüler ve geceyi orada geçirdiler. İkinci gün kentin etrafında bir kez daha yürüdüler ve ordugaha geri döndüler. İlk altı gün boyunca hep bu şekilde hareket ettiler.

Ama yedinci gün, gün ağarırken kalktılar ve kentin çevresinde yedi kez yürüdüler. Kentin çevresini yedinci kez dolandıktan sonra kahinler borularını çalınca Yeşu İsrail halkına buyruk verdi: “Bağırın! Çünkü Rab kenti size verdi!”  (Yeşu 6:16)

İsrailliler boruların sesini duydukları zaman, yüksek ses ile bağırdılar ve kentin çevresindeki surlar çöktü! Sonra İsrailliler bulundukları yerden dosdoğru kente girdiler. Böylece Yeşu ve İsraillilerin Kenan ülkesindeki ilk kenti nasıl ele geçirdiklerini görüyoruz. O gün iki casusun Rahav’a ant içmiş olduğu gibi, Rahav ve ailesi dışında tüm Eriha halkı öldü. Rahav’ın evi çökmedi, çünkü Rahav putperestlikten tövbe etmiş ve İsrail’in Tanrısına güvenmişti.

Yeşu ve İsrailliler güçlü surların koruduğu bu kenti neden ele geçirebildiler ve Tanrı’nın kendilerine vaat etmiş olduğu bu ülkeye nasıl girebildiler? Kenti ele geçirdiler, çünkü Tanrı’nın Sözü’ne inandılar. Tanrı, Sözü’ne inananlar ile birliktedir ve onlardan yanadır. Kent ele geçirildiği zaman Rahav neden kent halkı ile birlikte öldürülmedi? Rahav sağ kaldı, çünkü Tanrı’nın gücüne hayranlık duymaktan vazgeçmedi; Tanrı halkının yanına geçecek kadar O’na inandı. Kutsal Yazılar bu konu ile ilgili şu sözleri yazarlar:

“İsrailliler yedi gün boyunca Eriha surları çevresinde dolandılar; sonunda imanları sayesinde surlar yıkıldı. Fahişe Rahav casusları dostça karşıladığı için imanı sayesinde söz dinlemeyenler ile birlikte öldürülmedi. Ve iman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır. Tanrı’ya yaklaşan O’nun var olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendireceğine iman etmelidir.(İbraniler 11: 30, 31, 6)

Yeşu kitabında yer alan diğer öyküleri de sizinle paylaşabilmeyi çok isterdik, ancak sınırlı zamanımız bunu yapmamıza izin vermiyor. Özetleyecek olursak, bu kitap ile ilgili olarak bilmeniz gereken şudur: Tanrı’nın nasıl Yeşu ve İsrailliler ile birlikte olduğunu ayrıntıları ile tanımlar ve söz vermiş olduğu gibi ülkedeki her kenti onlara nasıl teslim ettiğini anlatır. Kutsal Yazılar yirmi birinci bölümde şöyle der: “Böylece Rab atalarına vermeyi ant içmiş olduğu bütün ülkeyi İsraillilere vermiş oldu. İsrailliler de ülkeyi mülk edinip buraya yerleştiler. Rab atalarına ant içtiği gibi, onları her yönden rahata erdirdi. Düşmanlarından hiç biri onların önünde tutunamadı. Rab, hepsini onların eline teslim etti.”  (Yeşu 21: 43, 44)

Dostlar, Tanrı, İbrahim’e ve onun soyuna uzun zaman önce vermiş olduğu vaadi yerine getirdi mi? Tanrı, önceden söylediği gibi İsraillilere Kenan ülkesini verdi mi? Evet, verdi! Tanrı sadıktır (antlaşmalarına bağlı kalır)! İnsan, Tanrı’nın, vaatlerini yerine getirmekte yavaş davrandığını düşünse bile, O, söz verdiği her şeyi yerine getirecektir. Tanrı İsrailoğullarına lütfetmeyi ve bolluk ülkesi Kenan’ı vermeyi özlem ile bekledi, ama onların Kendisine güvenmelerini bekliyordu. Gördüğümüz gibi, İsrailliler Tanrı’nın vaadine inanmaya başlamadan önce pek çok yılı heba ettiler. Anne ve babaları Kenan ülkesinin bereketlerini miras almadılar, çünkü Tanrı’nın vaatlerine inanmadılar.

Size gelince, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Tanrı’ya inanıyor musunuz? Size, Tanrı’nın var olup olmadığına ya da tek Tanrı’nın varlığına inanıp inanmadığınızı sormuyoruz. Şeytan da Tanrı’nın var olduğunu ve tek olduğunu bilir. Bugün size sorulan ve yanıtlamanız gereken soru şudur: Tanrı’nın Kendisine inanıyor musunuz? O’nu seviyor musunuz? Tanrı’nın Sözü’ne tüm yüreğiniz ile güveniyor musunuz? Tanrı’nın Kendisine inananlar için neler hazırladığını biliyor musunuz? Sonsuz yaşama ve Tanrı’nın İyi Haberine inanan herkese verdiği Kutsal Ruh’a sahip misiniz? Ademoğullarının çoğu Tanrı’nın var olduğuna inanırlar. Ama yine de ne yazık ki, Tanrı’nın büyük ve değerli vaatlerini bilen ve inananların sayıları çok azdır. Dinleyici dostumuz, Tanrı sizi seviyor ve hayal bile edemeyeceğiniz şekilde bereketlemek istiyor, ama sizin O’nun sözünü bilmeniz, bu söze inanmanız ve onu kabul etmeniz gerekiyor! Kutsal Yazılar bu konu ile ilgili olarak şunları yazarlar:

“Tanrı’nın kendisini sevenler için hazırladıklarını hiç bir göz görmedi, hiç bir kulak duymadı, hiç bir insan yüreği kavramadı. “ (1. Korintliler 2:9) “Tembel olmamanızı, vaat edilenleri iman ve sabır aracılığı ile miras alanların örneğine uymanızı istiyoruz.” (İbraniler 6:12)

Dinlediğiniz için teşekkürler. Siz, Tanrı Sözü’ndeki şu öğüt üzerinde düşünürken, Tanrı sizi bereketlesin.

“Tembel olmamanızı, vaat edilenleri iman ve sabır aracılığı ile miras alanların örneğine uymanızı istiyoruz.” (İbraniler 6:12)

45. Hakimler ve Rut

Hakimler ve Rut

Judges and Ruth

Hakimler & Rut

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenlik içinde yaşamasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Bugün, programımızın son yarısında, Kutsal Yazılarda kayıtlı olan dokunaklı bir “aşk öyküsüne” bakmayı planlıyoruz – bu nedenle bizden ayrılmayın! Son programımızda Musa’nın kulu Yeşu’nun, İsraillileri nasıl Kenan ülkesine götürdüğünü gördük. Tanrı’nın düşmanlarını dağıtmak ve uzun zaman önce ataları İbrahim’e vaat etmiş olduğu gibi onları bolluk ülkesi Kenan’a götürmek için nasıl Yeşu’nun ve İsraillilerin önünden gittiğini gördük. Bugün Yeşu kitabını izleyen iki kutsal kitaba bakmak istiyoruz. Bu iki kitabın adları Hakimler ve Rut. Bu iki kitap bize Peygamber Yeşu ve Peygamber Davud arasında geçen zaman dönemi arasında neler olduğunu gösterirler.

Hakimler kitabını okumaya başlamadan önce Yeşu’nun ölmeden önce İsraillilere emanet etmiş olduğu mesajı okumamız gerekiyor. Yeşu kitabının son bölümünde, İsrailli tüm önderler ile bir araya geldi ve onları şu konularda hem uyardı, hem de teşvik etti: Onları Mısır’dan kurtaran ve şimdi içinde yaşadıkları güzel ülkeyi veren Tanrıları Rabbi sevmeleri ve O’na itaat etmeleri. Yeşu son konuşmasında onlara şunları söyledi:

“İçinizden Rabbe kulluk etmek gelmiyorsa, atalarınızın Fırat Irmağının ötesinde kulluk ettikleri ilahlara mı yoksa topraklarında yaşadığınız Amorluların ilahlarına mı kulluk edeceksiniz? Kime kulluk edeceğinize bugün karar verin. Ben ve ev halkım Rabbe kulluk edeceğiz. Sonra İsrail halkı Yeşu’ya şu sözler ile karşılık verdi: “Biz de O’na kulluk edeceğiz. Çünkü Tanrımız O’dur.” (Yeşu 24:15, 18)

Şimdi daha sonra olanlara bakalım. Hakimler kitabının ikinci bölümünde Kutsal Yazılarda şöyle yazar:

(Hakimler 2)7 Yeşu yaşadıkça ve Rabbin İsrail için yaptığı büyük işleri görmüş olup Yeşu’dan sonra sağ kalan ileri gelenler durdukça halk Rabbe kulluk etti. 8Rabbin kulu Nun oğlu Yeşu yüz on yaşında öldü. 9Onu Efrayim’in dağlık bölgesindeki Gaaş Dağı’nın kuzeyine, kendi mülkünün sınırları içinde kalan Timnat-Heres’e gömdüler. 10Bu kuşaktan olanların hepsi ölüp atalarına kavuştuktan sonra, Rabbi tanımayan ve O’nun İsrail için yaptıklarını bilmeyen yeni bir kuşak yetişti. 11İsrailliler Rabbin gözünde kötü olanı yaptılar. Baallar’a taptılar. 12Kendilerini Mısır’dan çıkaran atalarının Tanrısı Rabbi terk ettiler. Çevrelerinde yaşayan ulusların değişik ilahlarına bağlanıp onlara taparak Rabbi öfkelendirdiler. 13Çünkü Rabbi terk edip Baal’a ve Aştoretler’e taptılar.

Böylece, İsrailliler Tanrıları Rabbi unuttular, O’na sırtlarını çevirdiler ve çevrelerindeki ulusların dinlerini izlemeye başladılar. Ama bu uluslar gerçek Tanrı’yı tanımıyorlardı ve O’nun Sözü’ne sahip değillerdi. Baal’a taptılar. Baal, Kenan halkının Tanrı olduğunu ileri sürdüğü bir puttu. Kendilerine Baal’ı temsil eden putlar yaptılar ve onlara taptılar. Baal’a övgü sunan uluslar Tanrı’ya tapındıklarını düşündüler. Ama aslında, kendi arzularına ve Şeytan’a tapıyorlardı; ama bunun farkında değillerdi, çünkü Şeytan onları aldatmıştı. Şeytan aynı zamanda pek çok İsrailliyi de aldattı; ve bu nedenle İsraillilerin çoğu Rab Tanrı’ya sırt çevirdi ve çevrelerindeki ulusların yaptığı gibi Baal’a tapmaya başladılar.

Böylece, İsraillilerin çoğunun Tanrı’nın ön gördüğü, Musa’nın Yasası’nın ve günahı örtmek için sunakta sunulan hayvan kurban yoluna nasıl sırt çevirdiklerini görürüz. Tanrı’nın doğruluk yolunu izlemek yerine, Baal dininin yolu olan sahte bir yol izlediler. Tanrı’nın, Sina Dağı’nda Musa ile konuştuğu On Buyruğun birincisi olan buyruk şöyle der:

“Benden başka tanrın olmayacak. Çünkü ben Tanrın Rab kıskanç bir Tanrı’yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım. Ama beni seven, buyruklarıma uyan binlerce kuşağa sevgi gösteririm.”  (Mısır’dan Çıkış 20:3, 5, 6)

Ama İsraillilerin çoğu Rab Tanrı’yı onurlandırmadığı için Tanrı onları cezalandırdı.

Hakimler kitabının ikinci bölümünde devam ediyoruz ve Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Hakimler 2) 11Sonra İsrailliler Rabbin gözünde kötü olanı yaptılar. 14Bunun üzerine Rab İsrail’e öfkelendi. Onları, her şeylerini alan yağmacıların eline teslim etti; artık karşı koyamadıkları çevredeki düşmanlarının kölesi yaptı. 15Rab söylediği ve ant içtiği gibi, onlara karşı olduğundan, savaşa her gittiklerinde yenilgiye uğradılar. Büyük sıkıntı içindeydiler.

Böylece, Hakimler kitabı İsraillilerin nasıl defalarca yüreklerini sertleştirdiklerini ve Rabbe sırt çevirdiklerini anlatır. Tanrı bundan dolayı onları cezalandırmak için kendilerini zaman zaman düşmanlarının eline teslim etti, öyle ki günahlarını kabul etsinler ve tövbe ederek mahvolmaktan kurtulsunlar. Her seferinde, İsrailliler gerçekten tövbe ettikleri zaman, Tanrı onları düşmanlarından kurtarmak için aralarından önderler (hakimler) çıkardı. Size bu kahramanların öykülerinden ayrıntılı olarak söz etmek isterdik, örneğin, yalnızca üç yüz adam ile büyük ve güçlü bir orduyu yenilgiye uğratan Gideon ya da tek başına bin askerin hakkından gelen Şimşon…ancak zamanımız ne yazık ki buna elvermiyor. Belki onların Hakimler kitabındaki büyüleyici öykülerini siz kendiniz okumak isteyebilirsiniz.

Özetleyecek olursak, Hakimler kitabı bize, İsraillilerin Tanrı’dan ve Tanrı’nın Sözü’nden ayrıldıkları her seferinde, günahlarından tövbe ederek O’na dönebilmeleri için Rabbin onları cezalandırdığını gösterir. Tövbe ettikleri zaman, Tanrı onları düşmanlarından kurtarmak için bir önder sağlıyordu. Hakimler kitabının özeti kısaca budur.

Evet, İsrailliler Tanrı’ya karşı defalarca günah işlediler. Ama onların sadakatsizlikleri Tanrı’nın sadakatine engel oldu mu? Asla, hiç bir zaman engel olmadı! Tanrı’nın günah işleyen her bireyi cezalandırdığı doğrudur, ama Tanrı İsrail ulusunu bir bütün olarak korudu, çünkü uzun zaman önce söylediği şu sözler ile İbrahim’e verdiği vaadi unutamadı: “Yeryüzünün tüm halkları senin soyun aracılığı ile kutsanacak.” Tanrı, İbrahim’in soyundan dünyanın Kurtarıcısını yeryüzüne getirecek olan bir ulusun soyunu oluşturmayı planladı. Tanrı’nın harika tasarısına hiç bir şey engel olamazdı: ne İsraillilerin günahı, ne Firavun, ne Mısır halkı, ne Kenan ülkesinin insanları, ne Baal gibi sahte bir din ne de Şeytan’ın kendisi. Tanrı’nın, İsrail ulusu aracılığı ile dünyanın Kurtarıcısını yeryüzüne göndermek için yaptığı planı hiç bir şey engelleyemezdi!

Şimdi Hakimler kitabını izleyen kısa kitaba bakmamız gerekiyor: Rut kitabı. Bu kitapta harika bir öykü anlatılır. Bu öykü, kötü kokan bir çöp kutusunun içinde büyüyen güzel bir çiçeğin öyküsüne benzer. Çünkü çarpık ve sapmış bir kuşağın ortasında Tanrı’yı seven bir kadının öyküsünü anlatır.

Bugün size Rut kitabının tamamını okuyamayız, ama bu kitabı sizin için özetleyebiliriz. Öncelikle bilmeniz gereken, Rut’un bir dul olduğu ve İsrail ulusuna ait biri olmadığıdır. Rut, Moav halkındandı ve İsrail ülkesinin güneyinde bulunan Moav ülkesinde yaşadı. Aynı zamanda bilmeniz gereken bir şey daha var, o da Moav halkının putperest olduğu ve hem İsrail’in Tanrısını hem de İsraillileri küçümsediğidir.

Rut, Moav ulusundan geliyordu, ama bu durum onun İsrail’in Tanrısını küçümsemesine neden olmadı. Hayır, aslında Rut, İsrail’in Tanrısına tüm yüreği ile inandı. Rut, Rab Tanrı’nın İsrail halkını Mısırlıların elinden nasıl harika mucizeler yaparak kurtardığını duymuştu. Aynı zamanda Musa peygamberin Tevrat’ta Tanrı’nın ön gördüğü kurtuluş yolu ile ilgili yazmış olduğu güvenilir sözleri de işitmişti. Rut, Rabbe tüm yüreği ile inandı ve O’nun İsraillilere gönderdiği mesajı kabul etti.

O zaman bu durumda Rut ile ilgili gözlemlememiz gereken şudur: Rut, Moav’da putperestlerin arasında yaşadı. Rut’un annesi ve babası putperestti. Ve Rut böyle bir inanca sahip bir ortamda büyüdü. Ama şimdi Rut artık babasının dinine inanmıyordu. Rut’un inandığı tek Kişi, İsrail’in Tanrısıydı. Böylece Rut’un bir seçim yapması gerektiğini ve bunun kolay olmadığını görüyoruz. Rut, babasının evinde kalıp, onun inancında devam ederek İsrail’in Tanrısını tanımayan bir erkek ile mi evlenmeliydi? Yoksa babasının dinine ve evine sırt çevirerek İsrail’e mi gitmesi gerekiyordu? Rut’un yapmak zorunda olduğu zor seçim buydu.

Rut’un hangi yolu seçtiğini görmeden önce, Rut’un aynı zamanda Orpa adında bir görümcesi de vardı. Rut gibi Orpa da İsrail’in Tanrısını biliyordu. Böylece, Rut’un görümcesinin de babasının dinine devam etmek ya da İbrahim, İshak ve Yakup’un Rab Tanrısına inanmak arasında seçim yapması gerekiyordu.

Rut ve Orpa hangi yolu seçtiler? Orpa, daha kolay olan yolu seçti, yani, babasının evinde kalmaya ve babasının dinini paylaşan bir erkek ile evlenmeye karar verdi. Ama Rut, zor olan yolu seçti, yani babasının evinden ayrılmaya ve İsrail ülkesine gitmeye karar verdi. Rut, hiç kimsenin aynı anda iki tanrıya birden tapınamayacağını biliyordu. İsrail’in Tanrısına ve Moav’ın putlarına aynı anda tapınılamazdı. Rut, bu nedenle babasının dinine sırt çevirdi. “İnsana itaat etmektense Tanrı’ya itaat etmek daha iyidir” şeklinde düşünerek bir karara vardı. Rut, gerçek ve diri Tanrı’yı izlemek için karar verirken, ailesi ve dostları tarafından yanlış anlaşılmaktan korkmuyordu. Wolofların dediği gibi, “Bal yemek isteyen, arılara göğüs germelidir” (Türkçe’de karşılığı: “Gülü seven dikenine katlanır”). Rut böylece babasının evinden ayrıldı ve İsrail ülkesindeki Beytlehem adlı küçük bir kente doğru yola çıktı.

Beytlehem’de yaşayan Boaz adında bir adam vardı. Boaz, Eriha kentinin üstüne gelen felaketten kurtulmuş olan Rahav adlı bir kadının oğluydu. (bu öyküyü son dersimizde gördüğümüzü hatırlayacaksınız.) Boaz, doğru bir adamdı ve Tanrı’nın Sözü’ne çok değer veriyordu. Boaz aynı zamanda pek çok mala mülke ve buğday tarlalarına sahipti, ama henüz bir eşi yoktu.

Kutsal Yazılar, şimdi Beytlehem kentinde yaşayan Rut’un her gün sabah erkenden orakçıların düşürdükleri başakları devşirmek için arpa (Wolof dilinde: millet) tarlalarına gitmek gibi bir alışkanlığı olduğunu yazarlar. Rut, yoksul bir köylüydü ve Musa’nın İsraillilere verdiği yasaya göre yoksulların aç kalmamaları için bu şekilde başak devşirmelerine izin verilirdi. Böylece Kutsal Yazılar bize Tanrı’nın Rut’u nasıl Rahav’ın oğlu Boaz’ın tarlasında başak devşirmeye gitmesi için yönlendirdiğini anlatırlar.

Boaz, tarlada başak devşiren Rut’u gördü ve onunla konuştu. Boaz, Rut’un karakterinin güzelliğinin hemen farkına vardı. Boaz doğru bir adamdı ve Rut’un erdemli bir kadın olduğunu hemen anladı. Ne olduğunu tahmin edebiliyor musunuz? Aslında neler olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil! Evet, Boaz ve Rut birbirlerine aşık oldular ve sonunda evlendiler. Rut, Tanrı’ya ve O’nun Sözü’ne yaşamında ilk yeri verdi ve Tanrı onu bereketledi. Kutsal Yazılar şöyle devam eder:  Boaz ve Rut’un Ovet adında bir oğulları oldu. Ovet, İşay’ın babası ve İşay İsrail ulusunun büyük kralı olan ve Mezmurların çoğunu yazan peygamber Davut’un babası oldu. Ve Davut’un soyundan tüm peygamberlerin önceden bildirmiş oldukları dünyanın Kurtarıcısı ortaya çıktı.

Böylece bugün Tanrı’nın İsrail ulusundan olmayan bir kadın olan Rut’un yaşamında nasıl çalıştığını görüyoruz. İsrailliler çevrelerinde yaşayan ulusların dinlerini izlemek için Tanrıları Rabbe sırt çevirirlerken, Rut, İsrail’in Tanrısını izlemek için babasının dinine sırtını çevirdi. Böylelikle Tanrı, Rut’u Boaz ile evlenerek Beytlehem’de yaşaması için ve İsrail kralı Davut’un büyük-büyükannesi olması için yönlendirdi. Tüm bu olaylarda Tanrı’nın, Kurtarıcıyı yeryüzüne getirmek için yapmış olduğu planı nasıl uyguladığını görebiliriz, çünkü dünyanın Kurtarıcısının Davut’un soyundan ve Beytlehem’de dünyaya gelmesi gerekiyordu.

Bugünkü programımıza burada son vermemiz gerekiyor. Bir sonraki derste, Tanrı isterse, Beytlehem’de doğan ve Rut ve Boaz’ın soyundan gelen peygamber Davut’un yaşamını anlatan kitaba bakacağız. Bugün, size veda ederken sormak istediğimiz bir soru var: Siz daha çok kime benziyorsunuz? Daha kolay olan yolu seçen, Rut’un görümcesi Orpa’ya mı? Yoksa tek gerçek Tanrı’yı izlemek için babasının dinine sırt çeviren cesur Rut’a mı?

Dinlediğiniz için teşekkürler. Siz peygamber Yeşu’nun ölmeden önce İsraillilere söylediği şu sözleri hatırlarken, Tanrı sizi bereketlesin:

“Kime kulluk edeceğinize bugün karar verin Ben ve ev halkım Rabbe kulluk edeceğiz.” (Yeşu 24:15)

Pages