August 2012

16. Babil Kulesi

Babil Kulesi

The Tower of Babel

Yaratılış 10, 11

Dinleyici dostlarımız, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün de sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda, Tanrı’nın peygamberi Nuh hakkındaki çalışmamızı tamamladık. Tanrı’nın kötülükleri nedeni ile Adem’in çocuklarını bir tufan aracılığı ile nasıl silip yok etmeyi amaçladığını gördük. Nuh, Tanrı’nın sözüne inanan kişiler için bir sığınak olacak olan gemiyi inşa ederken Tanrı, günahkarlara tövbe etmeleri için yüz yıl süre ile zaman tanıdı. Ama yine de, Nuh’un ve ailesinin dışında hiç kimse günahından dönmedi ya da Rab Tanrı’nın mesajına inanmadı. Böylece, sonunda, adil ve sadık olan Tanrı, söz verdiğini yerine getirdi. Geminin kapısından girerek gemiye binmeyen herkesi silip yok etti ve gemiye binen bir kaç kişiyi ise kurtardı.

Bugün Yaratılış kitabını incelemeye devam edeceğiz ve Nuh’un zamanını izleyen dönemde neler olduğunu öğreneceğiz. Nuh ile ilgili konuşmalarımızda, onun Sam, Ham ve Yafet adlarında üç oğlu olduğunu söylemiştik. Kutsal Yazılar bize, dünyadaki tüm insanların bu üç adamdan geldiklerini gösterirler. Sam, Yahudilerin ve Arapların babasıydı. Afrika ve Çin halkının çoğu, büyük olasılıkla Ham’ın soyundandırlar. Avrupalılar, Yafet’in soyundan gelirler.

Ulusların orijini konusundaki bilginizi genişletmek isterseniz, Tevrat’ın ilk kitabının onuncu ve on birinci bölümlerini inceleyebilirsiniz. Ancak yine de bugünkü dersimizde, Nuh’un Sam, Ham ve Yafet adlı üç oğlunun öyküsü ile ilgili yalnızca tek bir şeyi açıklamak için zamanımız var. Açıklayacağımız şey şu: Sam, dünyaya gelecek olan Kurtarıcının soyunda bulunması için seçmiş olduğu biriydi. Kutsal Yazıların, Sam’ın soyunun öyküsünü daha yakından izlemelerinin nedeni budur. Hem Tanrı’nın peygamberlerinin hem de dünyanın Kurtarıcısının geldiği soy, Sam’ın soyudur.

Böylece, yeryüzündeki tüm insanlar Nuh’un üç oğlunun soyundan geldiler. Siz ve ben, tüm Senegal halkı, Gambia, Mauritania ve tüm Afrika’da yaşayanlar ve aynı zamanda dünyada yaşayan tüm diğer halklar – bugün yaşayan herkes Nuh’un soyundan gelirler. Bu neden ile bugün burada olmamızın nedeninin Nuh’un Tanrı’ya inanması ve ailesini kurtarmak için bir gemi yapması olduğunu söyleyebiliriz; çünkü Nuh ailesini tufandan kurtardığı zaman, aynı zamanda onlar ile birlikte sizi ve beni de (imha edilmekten) kurtardı.

Tanrı, şu sözleri ile Nuh’u ve oğullarını bereketledi: “Verimli olun, çoğalın ve yeryüzünü doldurun!” (Yaratılış 9:1) Böylece tufandan yüzlerce yıl sonra yeryüzünde bir kez daha pek çok insan yaşamaya başladı. Ve dünya tekrar günah tarafından bozulmaya başladı. Nuh’un ve oğullarının Adem’in soyundan geldikleri için doğuştan günahkar olduklarını daha önce görmüştük. Gemiye bindikleri zaman, Adem’den miras aldıkları günahlı doğaları da onlar ile birlikte gemiye bindi. Ve gemiden dışarı çıktıkları zaman, hala yüreklerinde bulunan günahın kökü ile gemiden dışarı çıktılar. Tufan, insanın günahkar konumunu değiştirmedi. Wolof atasözünde söylendiği gibi:”Bir sıçan yalnızca yeri kazan başka bir sıçan doğurur.” (Türkçe karşılığı: “Cins, cinse çeker.” Bundan dolayı, dünyadaki tüm insanlar, doğuştan günahkar olmaya devam ettiler, çünkü hepsi Adem’in bir soyu olan Nuh’un soyundan geliyorlardı.

Büyük tufandan yüzlerce yıl sonra, Nuh’un soyundan gelenlerin çoğunun artık Tanrı ve O’nun isteği ile ilgilenmedikleri gerçeği üzücü, ama doğrudur. Ataları Şit, Hanok ve Nuh’un yaptığı gibi, Tanrı’nın sözüne inanmadılar. Tanrı’yı unuttular ve O’na kendilerine yaşam, soluk, güneş, yağmur ve yiyecek sağladığı için teşekkür etmediler. Tanrı’nın, onlara, Sadakatini hatırlatmak için bulutlara yerleştirmiş olduğu gökkuşağı belirtisine gelince, çoğu, gökkuşağının ne anlama geldiğini bile artık bilmiyordu. Tanrı Sözü’nün onlar ile ilgili olarak ne duyurduğuna kulak verelim:

“Tanrı’yı bildikleri halde O’nu Tanrı olarak yüceltmediler, O’na şükretmediler, tersine, düşüncelerinde budalalığa düştüler; anlayışsız yüreklerini karanlık bürüdü. Akıllı olduklarını ileri sürerken akılsız olup çıktılar. Tanrı ile ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan’ın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Tanrı, sonsuza dek övülmeye layıktır! Amin!” (Romalılar 1:21, 22, 25)

Kayin ve onun soyu gibi, Nuh’un soyunun çoğu, gerçeği gömmeyi ve kötülüğü izlemeyi seçti. Dinleri vardı, ama bu sahte bir dindi, çünkü Tanrı’nın ön gördüğü doğruluk yolu ile uyuşmuyordu. Tanrı’nın gerçek sözünü dinlemediler. Şeytan’ı dinliyorlardı.

Nuh’un ikinci oğlu Ham’dan doğan Nemrut adlı bir adam vardı. Nemrut, tufandan sonra yaklaşık beş yüz yıl yaşayan usta bir avcıydı. Adının anlamı isyankardır. Nemrut çok zeki biriydi, ama Tanrı’yı tanımıyordu. Tanrı’nın sözünü önemsemedi ve Şeytan’ın, Kayin’in ve Nuh’un kuşağının insanlarının yolunu izledi. Nemrut yedi büyük kent inşa etti ve dünyanın tüm insanlarının birlikte yaşayabilecekleri ve bir olabilecekleri büyük bir kent bina etmeyi tasarladı.

Nemrut ve onun ile birlikte olanların bina etmeyi tasarladıkları büyük kent ile ilgili olarak Kutsal Yazıların ne söylediklerini görmek için şimdi Yaratılış kitabının on birinci bölümünü okuyalım:

(Yaratılış 11) 1 Başlangıçta bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı. 2 İnsanlar doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova bulup oraya yerleştiler. 3 Birbirlerine, ‘Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim’ dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar.  4Sonra, ‘Kendimize bir kent kuralım’ dediler, ‘göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız.’”

 

Böylece, Adem oğullarının nasıl büyük bir kent ve göklere erişecek bir yüksek kule bina etmeyi tasarladıklarını görüyoruz. Bu yüksek kuleyi neden bina etmek istediler? Nemrut ve beraberindekiler, dünyada kendilerine ün yapma peşindeydiler. Güçlü olmak ve yeryüzüne dağılmamak için dünyadaki insanları tek bir yerde toplamayı planladılar. Ancak, yapmayı planladıkları şey Tanrı’yı hoşnut etmedi. Tanrı, Nuh’un çocuklarına yeryüzüne dağılmalarını söylemişti. İnsanı yaratan Tanrı, dünyadaki insanlar için neyin en iyi olacağını biliyordu. Ama Nuh’un soyundan olan pek çok kişi Tanrı’nın düşüncelerine değer vermiyorlardı. Onlar Tanrı’dan daha zeki olduklarını düşündüler. Şeytan’ın kendisi gibi, onların yürekleri de Tanrı’ya karşı gurur ve isyan ile doluydu. Ama Kutsal Yazılarda bize bildirilen şudur: “Kendini yücelten alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir.”  (Matta 23:12) Ve “İnsanların gururlandıkları ne varsa Tanrı’ya iğrenç gelir.”  (Luka 16:15)

İnsanı yüceltmek ya da insanın kendi adı için ün yapmak istemesi, Tanrı’nın önünde günah’tır, çünkü övgü ve yüceliğe layık olan yalnızca tek bir İsim vardır. Bu da göğü ve yeri yaratan Rab Tanrı’nın Adı’dır. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: Övünen, Rab ile övünsün! Kabule değer kişi kendi kendini tavsiye eden kişi değil, Rab’bin tavsiye ettiği kişidir.” (2.Korintliler 10:17, 18)

Ama Nemrut’un zamanında Adem’in çocuklarının çoğu, Rabbe saygı duymuyorlardı. Tanrı’ya ve O’nun sözüne ihtiyaçları olmadığını düşündüler; kimsenin onlara bir şey anlatmasını gerekli görmediler. Bir bağımsızlık ve isyan ruhu tarafından yönetildiler. Bu aynı tutum, Adem’in çocuklarının yüreklerinde günümüze kadar gelmiştir. Aynı tutumu küçük çocuklarda bile kollarını küstah bir tavır ile kaldırıp, “Hayır, yapmayacağım!” dedikleri zaman görebiliriz. (Woloflarda inatçı bir reddediş  ifadesi). Ve bu aynı isyan ruhunun daha da fazlası yetişkinlerde bulunur. Evlerde ve dünya uluslarında görülen bu çekişmenin nedeni nedir? “Ben kendi kendime bakabilirim. Benim geleneklerim en iyisi. Benim dinim benim için yeterince iyi. Benim mezhebim doğru. Benim insanlarım en üstün. Benim kabilem en akıllısı. Benim adım en önemlisi. Benim şeylerim! Benim isteğim! Benim işlerim! Benim param! Benim! Benim! Benim!!! İnsanoğlu nasıl da ben-merkezlidir! Herkes kendi çıkarları ile ilgilenir. Bu, benliğe öncelik veren bağımsızlık ruhu, dünyanın çekişme, kavga ve savaşlar ile dolu olmasının nedenidir. Ama Tanrı, böyle bir ruhtan nefret eder. Çünkü yalnızca O’nun adı yüceltilmeye layıktır. Bu neden ile Tanrı, Sözü’nde şöyle der: “Rab benim; adım budur! Yüceliğimi bir başkasına vermeyeceğim!” (Yeşaya 42:8)

Ama her şeye rağmen, göklere erişecek bir kule yapmaya başlayan kişiler Tanrı’nın yüceliği ile ilgilenmediler. Onlar yalnızca kendi yüceliklerinin peşindeydiler. Yaratıcılarının Adı’na gereksinme duymadılar, bu Adı hor gördüler. O zaman yaşayan insanlar elbette dindar kişilerdi, ama Tanrı’nın sözünü önemsemediler. Göklere kendi yolları aracılığı ile ulaşabileceklerini düşündüler. Düşünün! Tufandan yalnızca beş yüz yıl sonra insanlar tekrar kendi yollarına döndüler ve onlara yaşam ve soluk veren Rabbi önemsemediler. Aynı, yıkandıktan sonra gidip çamurda yuvarlanan bir ata benziyorlardı! (Bakınız 2.Petrus 2:22) İnsanın yaşamını Tanrı’dan ve O’nun Sözü’nden ayrı yaşamak istemesi ne kadar da ahmakça ve kötü bir davranış!

Bu durumda Tanrı ne yaptı? Yaratıcılarından bağımsız yaşamak isteyen insanın planını görmezlikten mi geldi? Hayır, görmezlikten gelmedi! Tanrı’nın ne yaptığını dinleyin. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 11) 5 Rab, insanların yaptığı kent ile kuleyi görmek için aşağı indi. 6’Tek bir halk olup bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiç bir engel tanımayacaklar’ dedi. 7’Gelin aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar.’ 8Böylece Rab onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. Bu nedenle kente Babil adı verildi. 9Çünkü Rab bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı.”

Böylece Tanrı’nın kendi yücelikleri için büyük bir kent bina etmeye başlayan Nemrut ve diğerlerinin kurmuş oldukları planı nasıl bozduğunu görüyoruz. O zamana kadar dünyadaki herkes aynı dili konuşurdu. Ama o gün, Tanrı, bundan böyle birbirlerini anlamamaları için onların dillerini karıştırdı. Tanrı’nın, Nuh’un soyuna, ‘yeryüzünü doldurmalarını”; dünyanın her köşesine yayılmalarını buyurmuş olduğunu hatırlayacaksınız. Ama Nemrut ve izleyicileri, her şeyi kendi düşüncelerine göre yapmak istediler ve dünyadaki tüm insanları tek bir yerde toplamayı amaçladılar. Tanrı, bu niyetlerini onlara yeni diller vererek bozdu. Tanrı, işte onları bu şekilde tüm yeryüzüne dağıttı. Bugün dünyada yüzlerce ulus ve binlerce dilin var olmasının nedeni budur.

Tanrı, dünyanın dillerini karıştırarak kesinlikle tam ve eksiksiz bir iş yaptı. Yalnızca Senegal’de konuşulan dil sayısını düşünün! Ah, Tanrımız ne kadar da büyüktür! Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’ya karşı olup da başarılı olabilecek hiç kimse olamaz! “Bir yumurta bir kaya ile güreşmemelidir!” (Wolof atasözü – Türkçe’deki karşılığı: “Haddini bilmek”) İnsan Tanrı ile “güreşmeyi” denedi ve kaybetti. İnsanın Tanrı’ya karşı isyan ederek bina etmeye çalıştığı bu kentin adını biliyor musunuz? Evet, kentin adı Babil’dir. Babil, kargaşa sözcüğünü çağrıştırır. Tanrı’dan ve Sözü’nden uzak bir yaşam yalnızca kargaşadır!

Babil kentinin ve kendi adlarına ün kazanmaya çalışan insanların öyküsü budur. Bizler de Babil halkına benziyor muyuz? Hiç kendimizi yücelttiğimiz oluyor mu? Tanrı bize, böyle yapmanın günah olduğunu söylüyor. Dinleyici dostum, yüceltmeyi arzuladığın isim kimin ismi? Kendi ismin mi? Bir insanın, belki de bir dervişin (Kuzey Afrika’da Tanrı adamı sayılan din önderi) ismi mi? Ya da Rab Tanrı’nın ve yalnızca O’nun adını yüceltmeyi mi arzuluyorsunuz? Kimin övgüsünü (teşekkürünü) arıyorsunuz? İnsanın övgüsünü mü? Yoksa Tanrı’nın övgüsünü mü arıyorsunuz? Kesin olan bir şey vardır ve o da şudur: insanlardan gelen övgü gelip geçicidir, ama Tanrı’dan gelen övgü sonsuza kadar kalıcıdır. Tanrı Sözü şöyle der: “İnsan soyu ota benzer, bütün yüceliği kır çiçeği gibidir. Ot kurur, çiçek solar, ama Rabbin sözü sonsuza kadar kalır.” (1.Petrus 1:24)

Rabbin Kendisinin söylediği şu sözü dinleyin:

“‘Bilge kişi bilgeliği ile, güçlü kişi gücü ile, zengin kişi zenginliği ile övünmesin. Dünyada iyilik yapanın, adaleti, doğruluğu sağlayanın, Ben Rab olduğumu anlamak ile, ve beni tanımak ile övünen övünsün. Çünkü Ben bunlardan hoşlanırım’ diyor RAB.”  (Yeremya 9:23, 24)

Tanrı isterse, bir sonraki programımızda, başlangıçtan şimdiye kadar çalışmış olduğumuz her şeyi gözden geçireceğiz. Tanrı, Sözü’nü hatırladığınızda sizi bereketlesin.

“Kabule değer kişi kendi kendini tavsiye eden değil, Rab’bin tavsiye ettiği kişidir.” (2.Korintliler 10:18)

17. "Başlangıç"ın Gözden Geçirilmesi

"Başlangıç"ın Gözden Geçirilmesi

Review of “The Beginning”

Yaratılış 1-11

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile birlikte gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Bugün Tanrı’nın yardımı ile, peygamber Musa’nın Tevratı’nda şu ana kadar çalışmış olduğumuz konuları tekrar gözden geçirmeyi ve özetlemeyi planlıyoruz. Tevrat, Peygamberlerin Yazılarındaki ilk kısımdır. Bu kısım çok önemlidir, çünkü Tanrı’nın attığı temeldir, burada okuduklarımızın yardımı ile işittiğimiz her şeyi Tanrı’nın söyleyip söylemediğini bilmek için kontrol edebiliriz. Tevrat, beş bölüme ya da beş kitaba sahiptir. İlk bölümün adı, Yaratılış’tır. Yaratılış’ta elli konu bulunur. Kronolojik olarak incelediğimiz derslerimizde, on birinci konuya kadar geldik.

Tanrı Sözü’nün ilk ayetinde ne yazılı olduğunu hatırlayabiliyor musunuz? Gelin bu ayeti tekrar okuyalım. “Tanrı, başlangıçta göğü ve yeri yarattı.” Tanrı, Sonsuzluğun Rabbidir. Başlangıçta, dünyanın henüz var olmadığı dönemde yalnızca Tanrı vardı. Tanrı, başlangıcı olmayan Sonsuz Ruh’tur. Bu nedenle Kutsal Yazıların ilk ayeti, “Başlangıçta Tanrı!” diye başlar.

Daha sonra, Tanrı’nın, dünyayı yaratmadan önce nasıl melekler adını verdiği binlerce binlerden oluşan güçlü ruhları yarattığını gördük. Melekler arasında tüm diğerlerinden daha bilge ve daha güzel olan bir melek vardı. Bu melek, Tanrı’nın diğer meleklere baş olarak atadığı Lüsifer’di. Ancak her şeye rağmen Kutsal Yazılar Lüsifer’in Tanrı’nın yerini almak isteyerek kendini yücelttiği ve yüreğinde Tanrı’yı küçümsediği bir gün geldiğini bildirirler. Aynı zamanda, Lüsifer’i günahında izlemeyi seçen pek çok başka melek de oldu. Bu nedenle günahı hoş göremeyen Tanrı, Lüsiferî ve kötü melekleri kovdu ve Lüsifer’in ismini Şeytan olarak değiştirdi. Şeytan’ın anlamı Düşman’dır. Tanrı, Şeytan’ı ve onun meleklerini kovduktan sonra, onlar için sonsuza kadar yanan cehennem ateşlerini yarattı. Kutsal Yazılar nihai yargı gününde, Adil Olan Tanrı’nın Şeytan’ı onu izleyen herkes ile birlikte bu ateşe atacağını söyler.

Sonra, Rabbin göğü ve yeri ve içindeki her şeyi, altı günde Sözü’nün dışında başka hiç bir şey kullanmadan nasıl yarattığını okuduk! Tanrı her şeyi insan (zevki ve yüceliği için yaratmayı planladığı) için yarattı. İnsan (birebir anlamı ile Bir insan) Tanrı’nın yarattığı en önemli yaratıktır, çünkü insan Tanrı’nın benzeyişinde yaratıldı. Tanrı insan ile derin ve anlamlı bir ilişkiye sahip olmak istedi. Tanrı, insanın Tanrı’yı tanıyabilmesi için insanın canına zeki bir ruh (zihin) yerleştirdi, Tanrı’yı sevebilmesi için insana bir yürek verdi ve Tanrı’ya itaat edip etmemeye kendisinin karar verebilmesi için bir özgür irade verdi.

Tevrat’ın bölümünde, Tanrı’nın yeryüzünde Cennet Bahçesini (Aden) yaptığını ve yarattığı adamı yani Adem’i bu bahçeye yerleştirdiğini okuduk. İyi olan Tanrı, esenlik ve refah içinde yaşayabilmesi için Adem’e her şeyi verdi.

Tanrı, aynı zamanda Adem’i yarattığı günde ona şöyle dedi: “Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin; ama iyi ile kötüyü bilme ağacından yeme, çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” (Yaratılış 2:16, 17) Böylece, Tanrı’nın, Adem’in önüne nasıl basit bir deneme koyduğunu gördük. Tanrı, yaratmış olduğu insan ile anlamlı bir ilişkiye sahip olmak istedi. Bundan dolayı onu şu amaç ile denedi: Adem’e seçim yetkisi verdi; ya Tanrı’yı, O’na itaat etmeyi seçecek kadar çok sevecekti ya da O’na itaat etmemeyi seçecekti.

Aynı zamanda, Tanrı’nın Adem’i yarattığı gün ona, harika bir armağan, bir eş verdiğini de okuduk. Tanrı, kadını, Adem’den aldığı kaburga kemiklerinden biri ile yarattı ve sonra onu Adem’e getirdi. Adını Havva koydu. Böylece, Tanrı altı gün içinde İşi’ni tamamladı. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: “Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü.” (Yaratılış 1:31) Tanrı yedinci günde dinlendi (yaratma eylemine son verdi) ve yaratmış olduğu her şeyden keyif aldı.

Üçüncü bölümde, günahın dünyaya nasıl girdiğini gördük. Kutsal Yazılar bize bir gün Adem ve Havva, Tanrı’nın yasaklamış olduğu ağacın yanında dururlarken, Şeytan’ın nasıl kurnaz bir yılan şeklinde geldiğini ve onlara şu sözleri söylediğini bildirirler:

“Tanrı, ‘Gerçekten bahçedeki ağaçların hiç birinin meyvesini yemeyin dedi mi?’ diye sordu. Kadın, ‘Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz’ diye yanıtladı. ‘Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın, yoksa ölürsünüz’ dedi. Yılan, ‘Kesinlikle ölmezsiniz’ dedi, ‘çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğiniz zaman, gözleriniz açılacak, iyi ile kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.’” (Yaratılış 3:1-5)

Burada, Şeytan’ın, Tanrı’nın sözün nasıl aksini iddia ettiğini gördük. Tanrı, Adem ve Havva’ya yasaklamış olduğu ağacın meyvesini yedikleri takdirde, onlara ne olacağını söylemişti? “Öleceksiniz!” demişti. Ve Şeytan ne dedi? “Ölmeyeceksiniz!”  Adem ve Havva kimin sözüne inanmayı ve kimin sözünü dinlemeyi seçtiler? Tanrı’nın sözüne mi inandılar ve itaat ettiler? Yoksa Şeytan’ın sözüne mi? Kutsal Yazılardaki kayda göre ne yazık ki Şeytan’ın sözüne inanmayı ve Tanrı’nın yasaklamış olduğu ağacın meyvesini yemeyi seçtiler. Havva Şeytan tarafından aldatıldı ve suç işledi. Adem bilerek Tanrı’nın buyruğuna itaatsizlik etmeyi ve Şeytan’ı izlemeyi seçti. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: “Günah bir insan aracılığı ile, ölüm de günah aracılığı ile dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı.” (Romalılar 5:12)

Tanrı, Adem ve Havva’yı bu davranışlarının sonucu olarak, daha önceden bildirmiş olduğu gibi Cennet Bahçesinden kovdu. Ama onları kovmadan önce, Adem’in çocuklarını Şeytan, günah ve ölümden kurtarmak için dünyaya bir Kurtarıcı göndereceğini vaat etti. Tanrı, bu vaadini onaylamak için hayvanlar kesti ve bu hayvanların derilerinden giysiler yaparak Adem ve Havva’ya giydirdi. Bu hayvan kurbanlar aracılığı ile Tanrı, Adem ve Havva’ya “günahın ücretinin ölüm” (Romalılar 6:23) ve “kan dökülmeden günah bağışlaması olmaz” (İbraniler 9:22) gerçeklerini öğretiyordu.

Dördüncü bölümde, Adem’in ilk iki çocuğu olan Kayin ve Habil’in öyküsünü okuduk. Habil’in Tanrı’ya, aynı Tanrı’nın Habil’in anne ve babası için yapmış olduğu gibi, günah için bir kurban olarak masum bir kuzuyu nasıl sunduğunu gördük. Ama her şeye rağmen, Kayin Tanrı’ya kendi düşüncesine göre yaklaşmayı denedi ve Tanrı’nın lanetlemiş olduğu toprakta yetiştirmiş olduğu ürünleri O’na getirdi. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: “RAB Habil ile sunusunu kabul etti, Kayin ile sunusunu ise reddetti.” (Yaratılış 4:4, 5) Tanrı, Kayin’in tövbe etmesi ve O’nun doğruluk yolunu kabul etmesi için hesap versin diye Kayin’i çağırdı, ama Kayin’in tepkisi sadece öfkelenmek ve küçük kardeşi Habil’i öldürmek oldu.

Bu olaydan sonra Tanrı, Adem ve Havva’ya adı Şit olan bir başka oğul daha verdi. Şit, Habil gibi Tanrı’ya inandı ve O’na bir kurbanın kanı ile yaklaştı. Böylece, Adem’den gelen iki zürriyeti gördük: Kayin’in soyu ve Şit’in soyu. Kayin’in soyu Tanrı’ya inanmadı. Ama Tanrı’ya inanan kişiler Şit’in soyunda bulunuyorlardı. Şit’in soyunda bulunanlardan birinin adı Hanok’tu. Ahlaksız bir kuşak içinde yaşayan Hanok, Tanrı ile yürüdü. Hanok’un, Nuh adında bir büyük torunu vardı. Nuh’un günlerinde Tanrı, Adem’in çocuklarını kötülükleri yüzünden bir tufan ile silip yok etmeyi amaçladı. Bu sapık kuşak içinde yalnızca Nuh Tanrı’ya inandı. Ve Tanrı bu nedenle Nuh, Nuh’un ailesi, pek çok hayvan ve günahlarından dönüp Tanrı’nın sözüne inanacak herkes için bir sığınak olacak olan bir gemi (tekne) yapması için Nuh’a buyruk verdi. Tanrı yüz yıl boyunca, Nuh gemiyi inşa ederken, sabır ile günahkarlara katlandı. Ama her şeye rağmen, Nuh ve Nuh’un ailesinin dışında hiç kimse Tanrı’nın mesajına inanma noktasına gelip günahlarından tövbe etmedi. Böylece, Tanrı sonunda söz vermiş olduğu her şeyi yerine getirdi. Gerçeğe inanmamış olan herkesi yargıladı. Nuh ve ailesinin dışındaki herkes büyük tufanda mahvoldu.

Nuh’un üç oğlu vardı: Sam, Ham ve Yafet. Dünyadaki tüm insanlar bu üç kişiden meydana geldiler. Ama tüm bunlara rağmen, bu üç kişin soylarının Tanrı’yı ve sözünü nasıl çabucak unuttuklarını gördük. Son dersimizde, Nemrut’un ve onun ile birlikte yürüyenlerin, dünyadaki tüm insanları nasıl Tanrı’ya isyan ederek tek bir yere getirmek ve yüksek kulesi olan büyük bir kent inşa etmek için plan kurduklarını gördük. Ama Tanrı onların konuştuğu tek dili karıştırdı ve hepsini yeryüzünün dört bucağına dağıttı. Kent, anlamı kargaşa olan Babil kenti olarak bilinir. Yaratılış kitabının birinci bölümünden on birinci bölümüne kadar çalışmış olduğumuz kısımlar kısaca bunlardır.

O zaman tüm bu öykülerde görmüş olduklarımızı nasıl özetleyebiliriz? Tanrı bize zamanın başlangıcında olanlar aracılığı ile ne öğretmek ister? Öğrenilecek pek çok ders vardır, ama bugün bu derslerden yalnızca iki tanesini açıklayacak zamanımız var. Birinci ders, İnsan günahkardır. Öğrenilecek diğer gerçek ise, Tanrı’nın doğru olduğudur!

Çalıştığımız derslerde, insanın günahkarlığını defalarca gördük. Bu günahkarlığın, Cennet Bahçesinde (Aden) Adem’in, Tanrı’nın yasaklamış olduğu ağacın meyvesini yediği zaman başladığını öğrendik. Sonra, Tanrı’nın ön gördüğü kurban yolunu izlemeyi reddeden Adem’in ilk doğan oğlu Kayin’de günahkarlığın tekrarlandığını gördük. Bu aynı günahkarlığı Kayin’in soyunda, Nuh’un kuşağının insanlarında ve Babil kulesini inşa etmek isteyen kişilerde tekrar ortaya çıkışını izledik. Adem çocuklarının öyküsü kısaca şudur: İnsan günahkardır! Kutsal Yazılar şöyle der: “Herkes günahın denetimi altındadır. Doğru kimse yok, tek kişi bile yok! Hepsi saptı, tümü yararsız oldu;İyilik eden yok, tek kişi bile!”  (Romalılar 3:9, 10, 12)

İnsanın günahkarlığını görmüş olduğumuz gibi, aynı zamanda Tanrı’nın doğruluğunu da gördük. Kutsal Yazılar bize, Tanrı’nın ışık olduğunu; O’nda hiç karanlık olmadığını” söyler (1.Yuhanna 1:5) Tanrı’nın doğruluğuna, gururu ve isyanı nedeni ile Lüsifer’i kovduğu zaman tanık olduk. İtaatsizlikleri neden ile Adem ve Havva’yı kovduğu zaman da O’nun doğruluğunu tekrar gördük. Tanrı, doğruluğunu daha sonra, dünyaya Adem’in çocuklarının günah borcunu ödeyecek olan bir kutsal Kurtarıcı göndermeyi vaat ederek açıkladı. Tanrı’nın doğru karakterini aynı zamanda Yasasındaki şu ifade aracılığı ile de gözlemledik: “Kan dökülmeden günah bağışlaması olmaz.” (İbraniler 9:22) Tanrı, bir kuzunun kanı nedeni ile Habil’i kabul ettiği ve O’nun bağışlama yolunu küçümseyen Kayin’i reddettiği zaman da sergiledi. Tanrı’nın doğru tabiatını, Nuh’un zamanında, insana tövbe etmesi için yüz yıl zaman verdikten sonra bir tufan göndererek yolunu seçmeyi reddeden herkesi silip yok ettiği zaman tekrar gördük. Ve son çalışmamızda, Tanrı’nın, doğruluğunu, O’na karşı isyan eden Babil kentinin halkının dilini karıştırarak nasıl açıkladığını işledik.

Evet, Tanrı doğrudur ve insanları Kendi Doğruluğunun standardına göre yargılaması gerekir! Doğru olmayan günahkarlar, O’na kendi kusurlu “iyi işlerinin” temelinde yaklaşamazlar. Tanrı, günah ile lekelenmiş olan her şeyi yargılamak ve mahkum etmek zorundadır. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: “Tanrımız yakıp yok eden bir ateştir! Rab, halkını yargılayacaktır. Diri Tanrı’nın eline düşmek korkunç bir şeydir!” (İbraniler 12:29; 10:30, 31)

Böylece, Tevrat’ın ilk on bir bölümünde Tanrı Kendisinin mutlak doğruluğu ile ilgili olan bu önemli gerçeği bildirmiştir. Bu durum, günahkar insanın Tanrı tarafından kabul edile umudu olmadığı anlamına mı gelir? Hayır, Tanrı’ya övgüler olsun ki, günahkarlar için umut vardır! Tanrı, lütfu aracılığı ile Adem’in günahkar çocuklarının O’nun önünde doğru kılınabilmeleri için bir yol açıklamıştır. Tanrı’nın, günahkarlar için ön gördüğü kurtuluş yolunu biliyor musunuz? Eğer Tanrı’nın doğruluk yolunu hala anlamadıysanız, sizi bundan sonraki programlarımıza katılmaya davet ediyoruz; bu derslerde Tanrı’nın dostu olarak adlandırılan İbrahim peygamber hakkında bilgi vereceğiz. İbrahim’in şaşırtıcı öyküsünde, doğru olmayanların Tanrı’nın önünde nasıl doğru yapılabileceklerini göreceğiz.

Dinlediğiniz için teşekkürler. Bugün çalışmış olduğumuz tüm konular üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin. Tanrı’nın şu Sözü’nü hatırlayın:

“Önceden ne yazıldıysa, bize öğretmek için, sabır ile ve Kutsal Yazıların verdiği cesaret ile umudumuz olsun diye yazıldı.”  (Romalılar 15:4)

18. Tanrı İbrahim’i Neden Çağırdı

Tanrı İbrahim’i Neden Çağırdı

Why God Called Abraham

Yaratılış 11, 12

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk yolu programınızı sunmak için bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Önceki derslerimizde, Tanrı ve O’nun doğruluk yolu hakkında bilgi edinmiştik. Adem ve Havva’yı, Kayin ve Habil’i, Şit ve Hanok’u, Nuh ve Nuh’un kuşağındaki insanları ve Nemrut ve Babil kulesini gördük. Atalarımızın yalnızca bir kaç tanesi Tanrı’yı ve O’nun doğruluk yolunu izledi; çoğu Şeytan’ın ve onun kötülük yolunun ardından gittiler.

Bugün, adı, Tanrı’nın Sözü’nde çok iyi bilinen ve Adem’in çocuklarını kurtarma konusunda Tanrı’nın planında çok önemli bir yere sahip bir insanın öyküsüne bakacağız. Kutsal Yazılar, bu adamdan Tanrı’nın dostu ve iman eden herkesin babası olarak söz eder. Bu kişinin kim olduğunu biliyor musunuz? Tanrı’nın peygamberi İbrahim. Kutsal Yazılar, İbrahim hakkında pek çok şey anlatırlar. İbrahim’in adı, peygamberlerin Yazılarında üç yüz defadan fazla geçer. Bu nedenle, Tanrı isterse, bugün ve daha sonraki derslerde, Tanrı’nın dostu olarak adlandırılan bu adam ile ilgili olarak neler öğrettiklerini görmek için Kutsal Yazıları gözden geçireceğiz. Bugün İbrahim’in öyküsünün başlangıcını incelemeyi düşünüyoruz; Tanrı’nın İbrahim’i O’nu izlemesi için nasıl ve neden çağırdığına bakacağız.

Başlamadan önce, size, İbrahim’in adının önceleri İbrahim değil, Avram olduğunu bildirmemiz gerekir. Bundan iki ders sonra Tanrı’nın Avram’ın adını neden İbrahim olarak değiştirdiğini göreceğiz. Ancak bugün yine de İbrahim’in ilk adının Avram olduğunu aklımızda tutmak ile yetinelim. Yaratılış kitabının on birinci bölümünde, İbrahim’in Şit’in soyundan geldiğini öğreniriz. Sam, Ham ve Yafet’i hatırlıyor musunuz? Bu kişiler Nuh’un üç oğullarıydılar. Sam ve Avram arasında on kuşak vardı, aynı Adem ve Nuh arasında on kuşak bulunduğu gibi. İbrahim’in babasının adı Terah idi. Kutsal Yazılar şöyle der: “Terah, Avram, Nahor ve Haran’ın babasıydı. Haran’ın Lut adında bir oğlu oldu. “ (Yaratılış 11:27) Lut, Avram’ın büyük kardeşinin oğluydu. Lut’un babası ölmüştü (Wolof kültüründe böyle bir durumda Avram, Lut’un işlevsel babası olurdu). Avram2ın eşini adı Saray’dı. “Saray kısırdı, çocuğu olmuyordu.” (Yaratılış 11:30) Avram ve Saray’ın babaları aynıydı, ama anneleri farklıydı.

Avram bugünkü Irak olarak binen Kildani ülkesindeki Ur kentinde yaşardı. Bu kent, Nemrut’un yüksek kulesi ile birlikte inşa etmek istediği Babil kentinden fazla uzakta değildi. Bu ülkenin insanları putlara tapılırlardı. Adem’in tüm soyu gibi, Avram da günahın karanlığı içinde dünyaya gelmişti. Avram’ın babası da Avram da gerçek Tanrı’yı tanımıyorlardı.

Ancak her şeye rağmen Kutsal Yazılar bize RAB Tanrı’nın bir gün Kendisini Avram’a açıkladığını ve onun ile konuştuğunu bildirirler. Eski zamanlarda Tanrı’nın bazen insanlar ile doğrudan konuştuğunu bilmelisiniz, çünkü o günlerde Peygamberlerin Yazıları bulunmamaktaydı. Tanrı bugün insanlara Kutsal Yazılar aracılığı ile konuşur. İşte bu nedenle Tanrı’nın doğruluk yolunu bilmemiz için artık göklerden gelen seslere, ya da görülere, ya da meleklere ihtiyacımız yoktur. Kutsal Yazılar üzerinde düşündüğümüz zaman, Tanrı’nın sesini dinleriz.

Şimdi Tanrı’nın Avram’a ne söylediğini dinleyelim. On ikinci bölümün birinci ayetinde şunu okuruz: “RAB, Avram’a, ‘Ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git’ dedi.” (Yaratılış 12:1) Tanrı’nın, Avram’a ne buyurduğunu işittiniz mi? Ondan, baba evini bırakmasını, akrabaları ile vedalaşmasını, ülkesinden ayrılmasını ve Tanrı’nın kendisini götüreceği bir ülkeye gitmesini istedi. Tanrı’nın Avram’dan yapmasını istediği şey, insan düşüncesine göre, çok ama çok zor bir şeydi, ama Tanrı Avram’ı çok bol bereketlenmek için planlar yapmıştı.

Şimdi bu ayeti ve bu ayeti izleyen diğer iki ayeti yeniden okuyalım ve Tanrı’nın Avram’dan neden baba evini bırakarak başka bir ülkeye gitmesini istediğini öğrenelim.

“RAB Avram’a,’Ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git’ dedi. ‘Seni büyük bir ulus yapacağım, seni kutsayarak sana ün kazandıracağım, bereket kaynağı olacaksın. Seni kutsayanları kutsayacak, seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Yeryüzündeki bütün halklar senin aracılığın ile kutsanacak.” (Yaratılış 12:1-3)

Tanrı, Avram’a neden başka bir ülkeye gitmesini buyurdu? Nedenini söyleyelim: Tanrı, peygamberlerinin ve dünyanın Kurtarıcısı’nın geleceği yeni bir ulusun Avram’dan kaynaklanmasını planlamıştı. Tanrı, bundan dolayı Avram’a şu vaatte bulundu: “Seni büyük bir ulus yapacağım. Bereket kaynağı olacaksın. Yeryüzündeki ütün halklar senin aracılığın ile kutsanacak.”

Burada büyük bir gerçeğin bulunduğunu görüyoruz. Bu büyük gerçeği anlıyor musunuz? Tanrı, Avram’ı, dünyaya gelecek olan vaat edilen Kurtarıcı’nın soyunun babası olması için seçti. O’na inanan herkesin günahın, Şeytan’ın ve sonsuz ateşin egemenliğinden kurtarılabilmesi için bu Kurtarıcı dünyadaki tüm insanların Kurtarıcısı olacaktı. Böylece İbrahim’i çağırdığı zaman Tanrı’nın, günahkarların Kurtarıcısını dünyaya göndermek için tasarlamış olduğu planını harekete geçirmiş olduğunu görüyoruz. İbrahim’in kendisi dünyanın Kurtarıcısı değildi, ama vaat edilen Kurtarıcı’nın geleceği bir ulusun babası olacaktı.

Tanrı’nın Avram’a verdiği vaadin (ya da onun ile yaptığı antlaşma) koşulu, onun ülkesinden ayrılması ve Tanrı’nın ona göstereceği yere gitmesiydi. Avram, Tanrı’ya itaat etti mi? Sizin düşünceniz nedir? Tanrı Sözü bize şunu söyler:

Avram, Rabbin buyurduğu gibi yola çıktı. Avram, Harran’dan ayrıldığı zaman yetmiş eş yaşındaydı. Karısı Saray’ı, yeğeni Lut’u, Harran’da kazandıkları malları, edindikleri uşakları yanına alıp Kenan ülkesine doğru yola çıktı. Oraya vardılar.”  (Yaratılış 12:4-5)

Avram, neden baba evine ve dinine sırt çevirerek Tanrı’ya itaat etti? Bunun tek bir nedeni vardı. Avram Tanrı’ya güveniyordu. Avram nereye gittiğini bilmiyordu, ama “Yola çık! Eğer yola çıkarsan, seni çok bereketleyeceğim” diyen Rabbin sözüne inandı. Ve Tanrı sadık bir Tanrı olduğu için, Avram’ı, bugün Filistin ya da İsrail olarak adlandırılan Kenan ülkesine götürdü.

Kutsal Yazılar, daha sonra şunu söyler: “Avram ülke boyunca ilerledi. O günlerde orada Kenanlılar yaşıyorlardı. RAB Avram’a görünerek, ‘Bu toprakları senin soyuna vereceğim’ dedi.”  (Yaratılış 12:6-7) böylece, Avram’ı yeni bir ulusun babası yapacağını vaat eden Tanrı’nın, aynı zamanda ona yeni bir ülke vaat ettiğini de öğreniyoruz. Tanrı, Avram’a görünüp “Bu toprakları senin soyuna vereceğim” diye söz verdiğinde kastettiği buydu.

Burada tekrar, insan bilgeliğini çok aşan bir konu ile karşı karşıya kalıyoruz. Kenan ülkesinin her tarafında insanlar yaşıyorlardı. Avram ve soyu bu durumda, Kenan ülkesine nasıl sahip olabilecekti? Avram yemiş beş yaşındaydı. Karısı altmış beş yaşındaydı ve çocukları yoktu. Bu iki yaşlı insan, ülkeyi dolduracak sayıda çocuklara ve soya sahip olabilecekler miydi? Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi?

Tanrı’nın Avram’a vaat ettiğini bir örnek vererek anlamaya çalışalım. Çocukları olmayan yaşlı bir adam, uzak bir ülkeden Senegal’i ziyarete gelir. Yanında, hiçbir zaman hamile kalamamış yaşlı karısı vardır. Senegal’e geldiklerinde, biri onlara şöyle der: “Bir gün sen ve soyun Senegal ülkesinin tamamına sahip olacaksınız!” Yaşlı adam, bu söz üzerine güler ve şöyle der: “Çok komiksin! Soyum bu ülkeye sahip mi olacak? Benim soyum yok ki! Ben yaşlı bir adamım, çocuklarım yok ve karım hamile kalamıyor, çünkü kısır – ve sen bana soyumun çoğalacağını ve Senegal’e sahip olacağını söylüyorsun. Sen hasta mısın?”

Belki bu örnek, biraz saçma gibi görünüyor; ama her şeye rağmen, Tanrı’nın, yaşlı, çocuksuz ve kısır bir karısı olan Avram’a verdiği vaat böyle bir vaatti. Tanrı’nın, on üçüncü bölümde Avram’a ne vaat ettiğine kulak verelim. Tanrı şöyle demişti:

“Gördüğün bütün toprakları sonsuza dek sana ve soyuna vereceğim. Soyunu toprağın tozu kadar çoğaltacağım. Öyle ki, biri çıkıp da toprağın tozunu sayabilirse, senin soyunu da sayabilecek. Kalk, sana vereceğim toprakları boydan boya dolaş.” (Yaratılış 13:15-17)

Tanrı, verdiği sözü yerine getirdi mi? Avram’ı büyük bir ulus yaptı mı? Filistin ülkesini Avram’ın soyuna verdi mi? Kesinlikle evet! Gelecek derslerde Avram2ın İbrani ulusunun babası olduğunu göreceğiz; tanrı, bu İbrani ulusuna bugün İsrail olarak adlandırılan ülkeyi verdi.

Kutsal Yazılar daha sonra şunu yazar: “Avram kendisine görünen Rabbe orada bir sunak yaptı. Oradan Beytel’in doğusundaki dağlık bölgeye doğru gitti ve çadırını kurdu. Orada Rabbe bir sunak yapıp Rabbin adına yakardı.” (Yaratılış 12:7, 8) Tanrı’nın ona vermeyi vaat etmiş olduğu yeni ülkeye vardığında, Avram’ın yaptığı ilk şey ne oldu? Bir hayvan kesti ve yaptığı bir sunak üzerinde bu hayvanı yaktı. Aynı Habil, Şit, Hanok ve Nuh’un yaptığı gibi Avram da aynı şekilde Tanrı’ya hayvan kurbanlar sundu. Avram bunu neden yaptı? Yaptı, çünkü Tanrı’nın şu yasası hala geçerliydi: “Kan dökülmeden günah bağışlaması olmaz!” (İbraniler 9:22) Avram da Adem’in tüm soyu gibi, günahkardı. Tanrı’nın, Avram’ın günahlarını görmezden gelebilmesinin tek nedeni, Avram’ın Tanrı’ya inanması ve O’na, günahkarların yerine geçerek ölmek için dünyaya gelecek olan kutsal Kurtarıcı’nın bir örneği olan kurban kanı getirmesiydi.

Zamanımız dolmak üzere. Bugün çalıştıklarımız çok önemlidir ve unutulmamaları gerekir. Şimdi Tanrı’nın neden Avram’dan baba evini bırakmasını ve başka bir ülkeye doğru yola çıkmasını istediğini anlıyor musunuz? Evet, Tanrı, Avram’ın yeryüzündeki tüm insanlar için bir bereket kaynağı” olacak olan yeni bir ulus kurmasını amaçlamıştı. Tanrı’nın Avram ile yapmayı planladığı, atalarımız Adem ve Havva’nın günah işledikleri günde, Cennet Bahçesinde ilan ettiği harika planın bir parçasıydı. Tanrı’nın, Adem’in çocuklarını Şeytan’ın gücünden kurtarmak için dünyaya gelecek Olan’ı nasıl vaat etmiş olduğunu hatırlıyor musunuz? Tanrı’nın bu vaadi vermiş olduğu günden iki bin yıl sonra, Avram’ın zamanında, Tanrı, vaadini unutmamıştı.

Bugün, sadık olan Tanrı’nın, Avram’ı dünyaya gelecek olan vaat edilen Kurtarıcı’nın ulusuna baba olabilmesi için nasıl çağırdığını gördük. Tanrı, bundan dolayı Avram’a şu vaatte bulundu: “Seni büyük bir ulus yapacağım. Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım. Bereket kaynağı olacaksın. Seni kutsayanları kutsayacak, seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Yeryüzündeki bütün halklar senin aracılığın ile kutsanacak. (Yaratılış 12:2, 3)

Bugünkü dersin içeriğini kavradınız mı? Size, bugün çalıştıklarımızı özetleyen bir kaç soru sormamıza izin verin. İlk soru: Tanrı, Avram’a neden ülkesinden ayrılmasını ve başka bir ülkeye gitmesini söyledi? Çünkü Tanrı Avram’dan yeni bir ulus yapmayı planladı. İkinci soru: Tanrı, Avram’dan yeni bir ulus yapmayı neden istedi? Çünkü Tanrı bu ulus aracılığı ile bize peygamberleri, Kutsal Yazıları ve son olarak da kutsal Kurtarıcı’nın Kendisini vermeyi planladı. Böylece, özetleyecek olursak, Tanrı’nın, Avram’ı çağırdığı zaman günahkarların Kurtarıcısını dünyaya getirmek için yaptığı planında harekete geçmiş olduğunu anlıyoruz.

Dostlar, bugün burada bitirmemiz gerekiyor. Bir sonraki dersimizde, Tanrı isterse, Avram’ın neden “Tanrı’nın dostu” olarak adlandırıldığını öğreneceğiz. Tanrı’nın Avram’a verdiği vaat üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:

“Seni büyük bir ulus yapacağım. Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım Bereket kaynağı olacaksın. Ve yeryüzündeki bütün halklar senin aracılığın ile kutsanacak.” (Yaratılış 12:2, 3)

19. Tanrı’nın Dostu İbrahim

Tanrı’nın Dostu İbrahim

Abraham, God's Friend

Yaratılış 13-15

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını isteyen esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son derste, Tanrı Sözü’nün İbrahim peygamber hakkında ne söylediğine bakmaya başladık. İlk önce, İbrahim’in adının İbrahim değil, Avram olduğunu öğrendik. Avram’ın bugün Irak olarak adlandırılan Kildani ülkesinde doğduğunu gördük. Bu ülkenin halkı putlara taparlardı. Ama her şeye rağmen Kutsal Yazılar bir gün Rab Tanrı’nın Avram’a göründüğünü ve ona baba evini terk etmesini ve ona göstereceği bir ülkeye gitmesini söylediğini bildirirler.

Tanrı’nın Avram’ı neden başka bir ülkeye gitmeye çağırdığını hatırlıyor musunuz? Nedeni şuydu: Tanrı, Avram’dan Tanrı’nın peygamberlerinin ve sonunda dünyanın Kurtarıcısı’nın Kendisinin çıkacağı yeni bir ulus yapmayı planlamıştı. Böylece, Tanrı’nın, Avram’ı çağırdığı zaman Kurtarıcıyı dünyaya getirme Planında ilerlediğini keşfetmiştik. Tanrı’nın, Avram’a, “Bereket kaynağı olacaksın. Yeryüzündeki bütün halklar senin aracılığın ile kutsanacaklar demesinin nedeni buydu. (Yaratılış 12:2, 3)

Böylece, Avram’ın, Tanrı’nın onu nereye götüreceğini bilmeden, O’na nasıl itaat ettiğini ve kentten ayrıldığını okuduk. Avram, babasının evinden ayrıldığı zaman, yetmiş beş yaşındaydı. Avram, yanına karısı Saray’ı, büyük erkek kardeşinin oğlu Lut’u, kazandığı malları ve edindiği uşakları alarak Kenan ülkesine doğru yola çıktı. Kenan, bugün Filistin ya da İsrail olarak bilinen ülkedir.

Avram Kenan ülkesine vardığı zaman, Rab ona tekrar göründü ve şöyle dedi: “Bu toprakları senin soyuna vereceğim” (Yaratılış 12:7) Böylece, Avram’a yeni bir ulusun babası olacağı vaadini veren Tanrı’nın aynı zamanda ona nasıl soyunun üzerinde yaşayacağı yeni topraklar vaat ettiğini de gördük. İnanılmaz! Avram ve karısı yaşlıydılar ve çocukları yoktu. O zaman bu toprakları dolduracak olan soya nasıl sahip olacaklardı? Tanrı’nın bu soruya verdiği yanıtı birazdan göreceğiz.

Şimdi, Avram’ın öyküsünde ilerleyelim. Tevrat’ta Yaratılış kitabının on üçüncü bölümünde çalışıyoruz. Bu bölümde, Avram ve yeğeni Lut arasında neler olduğunu göreceğiz. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 13) 2 Avram çok zengindi. Sürüleri, altınları, gümüşleri vardı. 3 Negev’den başlayıp bir yerden öbürüne göçerek Beytel’e kadar gitti. Beytel ile Ay kenti arasında daha önce çadırını kurmuş olduğu yere vardı. 4 Önceden yapmış olduğu sunağın bulunduğu yere gidip orada Rab’be yakardı. 5 Avram ile birlikte göçen Lut’un da davarları, sığırları, çadırları vardı.  6 Malları öyle çoktu ki, toprak birlikte yaşamalarına elvermedi; yan yana yaşayamadılar. 7 Avram’ın çobanları ile Lut’un çobanları arasında kavga çıktı. 8 Avram Lut’a, ‘Biz akrabayız’ dedi, ‘bu yüzden aramızda da çobanlarımız arasında da kavga çıkmasın. 9 Bütün topraklar senin önünde. Gel, ayrılalım. Sen sola gidersen, ben sağa gideceğim. Sen sağa gidersen, ben sola gideceğim.”

10 Lut çevresine baktı. Şeria Ovası’nın tümü Rab’bin bahçesi gibi, Soar’a doğru giderken Mısır toprakları gibiydi. Her yerde bol su vardı. RAB, Sodom ve Gomora kentlerini yok etmeden önce ova böyleydi. 11 Lut kendine Şeria Ovası’nın tümünü seçerek doğuya doğru göçtü. Birbirlerinden ayrıldılar. 12 Avram Kenan topraklarında kaldı. Lut ovadaki kentlerin arasına yerleşti, Sodom’a yakın bir yere çadır kurdu. 13 Sodom halkı çok kötüydü. Rab’be karşı büyük günah işliyordu.”

Böylece, Lut’un nasıl daha yeşil olan tarlaları seçtiğini ve amcası Avram’a daha kurak tarlaları bıraktığını görüyoruz. Ama her şeye rağmen, Lut’un seçtiği pay, büyük kötülükler ile dolu olan Sodom kentinin bulunduğu bölgedeydi!

Lut kendi isteğini seçti, oysa Avram Tanrı’nın isteğini seçti. Bundan iki ders sonra Rab isterse, kendi arzularını izleyen Lut’un başına neler geldiğini göreceğiz. Lut, bu seçiminin sonucunda her şeyini kaybetti: mal varlığını, karısını, ailesini, mutluluğunu ve tanıklığını! Avram’a gelince, her şeyi Tanrı’nın elerine teslim etmiş olduğu için Tanrı tarafından çok bereketlendi.

Lut ve Avram’ın öyküsünden kendimize nasıl bir ders çıkarabiliriz? Belki kendimize şu basit soruyu sorabiliriz: Ben bu iki kişiden hangisine daha çok benziyorum? Lut’a mı, yoksa Avram’a mı? Lut gibi, dünyasal şeylerin peşinden mi gidiyorum? Ya da Avram gibi Sonsuzluğa ait şeylerin peşinden mi gidiyorum? Bu her iki kişi gibi bizlerin de kendi isteklerimiz ve Tanrı’nın isteği arasında bir seçim yapmamız gerekir. Kutsal Yazılar şöyle der: “İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur?” (Markos 8:36) “Dünyayı da dünyaya ait şeyleri de sevmeyin, çünkü dünya da dünyasal tutkular da geçer, ama Tanrı’nın isteğini yerine getiren sonsuza kadar yaşar. (1.Yuhanna 2:15;17) Her şeyden çok istediğiniz nedir? Geçici olan dünyasal tutkular mı, yoksa sonsuza kadar süren Tanrı’nın istekleri mi?

Şimdi Avram’ın öyküsüne devam edelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 13) 14 Lut Avram’dan ayrıldıktan sonra, RAB Avram’a, ‘bulunduğun yerden kuzeye, güneye, doğuya, batıya dikkatle bak’ dedi, 15 Gördüğün bütün toprakları sonsuza dek sana ve soyuna vereceğim. 16 Soyunu toprağın tozu kadar çoğaltacağım. Öyle ki, biri çıkıp da toprağın tozunu sayabilirse, senin soyunu da sayabilecek. 17 Kalk, sana vereceğim toprakları boydan boya dolaş.’ 18 Avram çadırını söktü, gidip Hevron’daki Mamre meşeliğine yerleşti. Orada Rab’be bir sunak yaptı.”

(Yaratılış 15) 1 Bundan sonra RAB bir görümde Avram’a, ‘Korkma, Avram’ diye seslendi, ‘Senin kalkanın benim. Ödülün çok büyük olacak.’ 2 Avram, ‘Ey Egemen Rab, bana ne vereceksin?’ dedi, ‘Çocuk sahibi olamadım. Evim Şamli Eliezer’e kalacak. 3 Bana çocuk vermediğin için evimdeki bir uşak mirasçım olacak.’ 4 RAB yine seslendi: ‘O mirasçın olmayacak, öz çocuğun mirasçın olacak. 5 Sonra Avram’ı dışarı çıkararak, ‘Göklere bak’ dedi, ‘Yıldızları sayabilir misin? İşte, soyun o kadar çok olacak.’  6 Avram, Rabbe iman etti, Rab bunu ona doğruluk saydı.”

İnanılmaz! Avram ve karısı yaşlıydılar ve çocukları yoktu. Ama Tanrı yine de, Avram’a kendisinden çıkacak olan büyük halk ile ilgili vaatler vermeye devam etti. Bu nasıl mümkün olabilirdi? Avram, nasıl büyük bir ulusun babası olabilirdi? Bunun tek bir yanıtı var: Rab Tanrı, her şeyi yapabilecek olan Tanrı’dır! Tanrı büyüktür! O’nun için imkansız yoktur! Tanrı vaat ettiğini yerine getirir.

Avram ne yaptı? “İmkansız” bir şey vaat etmiş olan Rabbe inandı mı? Bu konuda Kutsal Yazıların ne dediğine kulak verelim: Avram RAB’be iman etti, Rab bunu ona doğruluk saydı!”  Ne kadar harika bir şey! Tanrı Avram’a, insan gözünde gerçekleşmesi imkansız olan bir şey vaat etmişti. Ancak buna rağmen Avram Tanrı’ya nasıl karşılık verdi? Tanrı’nın ona vaat etmiş olduğuna inandı! Ve Tanrı ne yaptı? Tanrı, Avram’ı iman etiği için doğru saydı!

Bu gerçek, Tanrı’nın önünde doğru sayılmayı isteyen kişilerin yüreklerini heyecandan titretmelidir. Tanrı Avram’ı neden doğru biri olarak saydı? Avram, doğru biri miydi? Hayır! Bir sonraki dersimizde, Avram’ın Adem’in soyundan olan herkes gibi nasıl bir günahkarın doğasına sahip olduğunu göreceğiz. O zaman Tanrı Avram’ı neden doğru saydı? Tanrı, Avram’ı doğru biri saydı, çünkü Avram,Tanrı’nın söylediğine inandı!

Tanrı’ya inanmak ne demektir? Belki bilirsiniz, Peygamberlerin Yazıları İbrani dilinde yazıldı. İbranice’de, “inanmak” sözcüğünün karşılığı Amin sözcüğünü aldığımız “AMAN” kökünden gelir. “Amin” dediğiniz zaman, aslında, “Evet! Doğrudur!” ya da “Evet, kabul ediyorum!” demiş oluruz. İnanmanın anlamı budur. Tanrı, Avram’a bir vaat verdiği zaman, Avram’ın yüreğinin karşılığı şu oldu: “Amin! Evet! Doğru! Sözlerine inanıyorum!” Tanrı’nın Sözü’ne bu basit “Amin” sözcüğü ile karşılık verdiği için Tanrı, Avram’ı doğru saydı.

Siz ne dersiniz? Tanrı’nın sizi de, Avram’ı doğru saydığı gibi doğru biri saymasını (farz etmesini) ister misiniz? O zaman, Avram’ın Tanrı’ya inandığı gibi sizin de Tanrı’ya inanmanız gerekir. Kolay olmasa da Tanrı’nın söylediğine inanmanız gerekir. Akrabalarınız ya da arkadaşlarınız inanmasalar bile, Tanrı’nın gerçek Sözü’nü kabul etmelisiniz. Tanrı sizi Kendi doğruluğu ile giydirmek ve O’nun kutsal huzurunda sonsuza kadar yaşama hakkını vermek ister, ama O’nun Sözü’ne inanmalısınız! Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der:

“İman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek imkansızdır! (İbraniler 11:6) ve İman yolu ile, lütuf ile kurtulduuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir. (Efesliler 2:8, 9)

“Şu halde soyumuzun atası İbrahim’in durumu için ne diyelim?Eğer İbrahim yaptığı iyi işlerden dolayı aklandıysa, övünmeye hakkı vardır; ama Tanrı’nın önünde değil. Kutsal Yazılar ne diyor?’İbrahim Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış (ve ona doğruluk) sayıldı.’” (Romalılar 4:1-3)

Avram, Tanrı’nın söylediğine inandı. Tanrı’nın Kendi mükemmel doğruluğunu ona vermesinin nedeni budur. Ve “Avram Tanrı’ya iman etti ve bu ona doğruluk sayıldı” sözlerinin yalnızca Avram için söylenmediği, bu konunun en harika yanıdır. Bu sözlerde biz de bir paya sahip olabiliriz. İbrahim’in soyu aracılığı ile daha sonra dünyaya gelen Kurtarıcı ile ilgili Tanrı’nın İyi Haberi’ne inandığımız takdirde, Tanrı bizlere de Kendi mükemmel doğruluğunu verecektir.

Siz ne düşünüyorsunuz? Tanrı’ya gerçekten inanıyor musunuz? Tanrı’nın varlığına ya da Bir olduğuna inanıp inanmadığınızı sormuyoruz. Kutsal Yazılar, bu tür “iman”dan şu sözler ile bahsederler: “Sen Tanrı’nın bir olduğuna inanıyorsun. İyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyorlar ve titriyorlar! “ (Yakup 2:19) Şeytan’ın kendisi de yalnızca bir Tanrı’nın var olduğunu bilir. Tanrı’nın bir olduğuna inanmak, Tanrı’nın günahlarınızı bağışlamasına ve sizi doğru biri saymasına neden olmayacaktır! Tanrı’nın sizin için istediği, O’nun Sözü’ne inanmanız ve bu Sözü kabul etmenizdir. Tanrı, sizinle Peygamberlerin Yazıları aracılığı ile konuşmak istiyor. Kutsal Olan’ın, Tanrı’nın önünde, nasıl sonsuza kadar doğru kılınabileceğinizi gösteren kurtuluş haberini bilmenizi ve bu habere inanmanızı arzuluyor.

Sevgili dostum, Tanrı size Kendi doğruluğunu giydirdi mi? Yoksa üzerinizde yalnızca din giysilerini mi taşıyorsunuz? Tanrı’nın güvenilir Sözü’nü dinliyor musunuz? Yoksa insanların geçici sözlerini mi dinliyorsunuz? Kutsal Yazıların Tanrı’nın ön gördüğü kurtuluşun doğru yolu ile ilgili ilan ettiğini biliyor musunuz? Bu kurtuluş yoluna inandınız mı?

Avram’a gelince, akrabalarına ve babasının dinine veda etmek anlamına gelmesine rağmen, Tanrı’nın sözüne inandı. Tanrı’nın dostu olarak adlandırılmasının nedeni budur. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: “İbrahim, Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış (ve bu ona doğruluk) sayıldı, ve İbrahim’e Tanrı’nın dostu dendi.” (Yakup 2:23) Sizin durumunuz nedir? Siz Tanrı’nın dostu musunuz?

Bugünkü programı burada sona erdirmemiz gerekiyor. Dinlediğiniz için teşekkür ederiz ve bundan sonraki programımızda Avram ve İsmail’in öyküsüne bakarken bize katılmaya davet ediyoruz.

O’nun Kitabındaki şu önemli ayet üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:

“İbrahim Tanrı’ya iman etti ve böylece aklanmış (ve bu ona doğruluk) sayıldı.” (Yakup 2:23)

20. İbrahim ve İsmail

İbrahim ve İsmail

Abraham and Ishmael

Yaratılış 16, 17

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Kutsal yazılarda yaptığımız çalışmada iki ders önce, peygamber İbrahim’in öyküsünü açıklamaya başladık. İbrahim’in adı, önce İbrahim değil, Avram’dı. Ama bugünkü programımızda, Tanrı’nın Avram’ın adını neden İbrahim’e değiştirdiğini öğreneceğiz.

Bugünkü dersin ilk bölümü, Avram’ın yaptığı, Tanrı’yı hoşnut etmeyen bir şeyi açıklayan üzücü bir öyküdür. Bazı kişiler, Tanrı’nın peygamberlerinin hiç bir zaman günah işlemediklerini düşünürler. Ama Tanrı Sözü şunu bildirir: “Hiç ayrım yoktur, çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 3:22, 23) ve “Günah işlemedik dersek, O’nu yalancı durumuna düşürmüş oluruz; O’nun sözü içimizde olmaz.” (1.Yuhanna 1:10) Daha önce Adem’in günahının nasıl (genç-yaşlı, erkek-kadın, putperest-peygamber) herkese yayıldığını görmüştük. Yalnızca tek bir Kişi Adem’in günahı tarafından lekelenmedi. Bu Kişi, günahkarları kurtarmak için Tanrı’nın yeryüzüne gönderdiği kutsal Kurtarıcıdır. O, günah tarafından lekelenmedi, çünkü O, yukardan – Kutsal Olan’ın Tanrı’nın huzurundan geldi.

Son iki dersimizde, Tanrı’nın nasıl Avram’a, Kurtarıcı’nın çıkacağı büyük bir ulusun babası olacağına dair vaatte bulunduğunu gördük. Hem Avram hem de karısı yaşlıydılar ve çocukları yoktu, ancak bu durum, Avram’ın Tanrı’nın sözünden kuşku duymasına neden olmadı. Ama yine de bugün, Tanrı’nın Avram’a bir soy vereceğine ilişkin vaadinden on yıl sonra Avram’ın Tanrı’nın vaadini yerine getirmesi için O’na “yardım” etmeyi denediğini göreceğiz. Ama sabırsız davranan Avram’ın bu tutumu pek çok sorunun ortaya çıkmasına neden oldu.

O zaman şimdi Avram ve Saray’ın Tanrı’nın vaat ettiği oğula sahip olmak için koşullarını kendi çabaları ile nasıl düzenlediklerini görmek üzere Tevrat’ta ilerlemeye devam edelim. Yaratılış kitabının on altıncı bölümünde yazılı ayetlerde şunları okuruz:

(Yaratılış 16) 1 Karısı Saray Avram’a çocuk verememişti. Saray’ın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. 2 Saray Avram’a, ‘Rab çocuk sahibi olmamı engelledi’ dedi, ‘lütfen cariyem ile yat. Belki bu yoldan bir çocuk sahibi olabilirim.’ Avram Saray’ın sözünü dinledi. 3 Saray Mısırlı cariyesi Hacer’i kocası Avram’a karı olarak verdi. Bu olay, Avram Kenan’da on yıl yaşadıktan sonra oldu. 4 Avram Hacer ile yattı. Hacer hamile kaldı. Hacer hamile olduğunu anlayınca, hanımını küçük görmeye başladı. 5 Saray, Avram’a, ‘bu haksızlık senin yüzünden başıma geldi!’ dedi, ‘Cariyemi koynuna soktum. Hamile olduğunu anlayınca beni küçük görmeye başladı. İkimiz arasında Rab karar versin. 6 Avram, ‘Cariyen senin elinde’ dedi, ‘neyi uygun görürsen yap.’ Böylece Saray cariyesine sert davranmaya başladı. Hacer onun yanından kaçtı.”

Böylece, Avram’ın günahının evinde nasıl acılığa ve çatışmaya neden olduğunu görüyoruz. Hacer hamile kaldığı zaman Saray onu kıskandı; Hacer kendisine kötü davranan Saray yüzünden üzüldü. Ve bu nedenle Saray’ın yanından kaçtı.

Sonra Kutsal Yazılar şöyle devam ederler:

(Yaratılış 16) 7 “RAB’bin meleği Hacer’i çölde bir pınarın, Şur yolundaki pınarın başında buldu.8 Ona, ‘Saray’ın cariyesi Hacer, nereden gelip nereye gidiyorsun?’ diye sordu. Hacer, ‘Hanımım Saray’dan kaçıyorum’ diye yanıtladı. 9 RAB’bin meleği, ‘Hanımına dön ve ona boyun eğ’ dedi. 10‘Senin soyunu öyle çoğaltacağım ki, kimse sayamayacak. 11 ‘İşte hamilesin, bir oğlun olacak, adını İsmail koyacaksın. Çünkü Rab, sıkıntı içindeki yakarışını işitti. 12 Oğlun yaban eşeğine benzer bir adam olacak, o herkese, herkes de ona karşı çıkacak. Kardeşlerinin hepsi ile çekişme içinde yaşayacak.’”

Böylece, Hacer, Rab’bin meleğinin söylemiş olduğu gibi hanımı Saray’ın yanına döndü. “Hacer Avram’a bir erkek çocuk doğurdu. Avram çocuğun adını İsmail koydu. Hacer, İsmail’i doğurduğunda, Avram seksen altı yaşındaydı.”  (Yaratılış 16:15,16) Böylece, tüm Arapların babası olan İsmail (Arapça’da İşmail) doğdu. Daha sonra göreceğimiz gibi, Tanrı İsmail ile ilgilendi ve onun için bir planı vardı, ama İsmail, Tanrı’nın, Avram’a vaat ettiği oğul değildi. Tanrı’nın Avram’dan yeni bir ulus yapma konusundaki harika planı değişmemişti. Avram’ın acelesi vardı, ama Tanrı’nın yoktu. Bize yavaş hareket ediyor gibi görünse dahi, Tanrı vaat etiğini her zaman yerine getirir. Kutsal Yazılar bize, İsmail’in doğumundan sonra Tanrı’nın tam on üç yıl sessiz kaldığını, Avram’a hiçbir söz söylemediğini bildirirler. Ama Tanrı bir gün Avram ile tekrar konuştu.

On yedinci bölümü okuyalım ve Tanrı’nın Avram’a, sessizlik içinde geçen on üç yıl sonra ne dediğini dinleyelim. Şimdi okuyacaklarımız çok harika sözlerdir. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 17) 1 Avram doksan dokuz yaşındayken Rab, ona görünerek,’Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’yım’ dedi, ‘benim yolumda yürü, kusursuz ol. 2 Senin ile yaptığım antlaşmayı sürdürecek, soyunu alabildiğine çoğaltacağım.

3 Avram yüz üstü yere kapandı. Tanrı, 4‘Senin ile yaptığım antlaşma şudur’ dedi, ‘Bir çok ulusun babası olacaksın. 5 Artık adın Avram değil, İbrahim olacak. Çünkü seni bir çok ulusun babası yapacağım.  6 Seni çok verimli kılacağım. Soyundan uluslar doğacak, krallar çıkacak.  7 Antlaşmamı senin ile ve soyun ile kuşaklar boyunca, sonsuza kadar sürdüreceğim. Senin, senden sonra da soyunun Tanrısı olacağım. 8 Bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim. Onların Tanrısı olacağım.

 9 Tanrı, İbrahim’e, ‘Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalmalısınız’ dedi. 10‘Senin ile ve soyun ile yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: ‘Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. 11Sünnet olmalısınız. Sünnet, aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak. 12 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu. 13Evinizde doğan ya da satın aldığınız her çocuk, kesinlikle sünnet edilecek. Bedeninizdeki bu belirti sonsuza dek sürecek antlaşmamın simgesi olacak. 14Sünnet edilmemiş her erkek halkının arasından atılacak, çünkü antlaşmamı bozmuş demektir.

15Tanrı, ‘Karın Saray’a gelince, ona artık Saray demeyeceksin’ dedi, ‘Bundan böyle onun adı Sara olacak. 16Onu kutsayacak ve ondan sana bir oğul vereceğim. Onu kutsayacağım, ulusların anası olacak. Halkların kralları onun soyundan çıkacak.17 İbrahim yüz üstü yere kapandı ve güldü. İçinden, ‘Yüz yaşında bir adam çocuk sahibi olabilir mi?’ dedi. ‘Doksan yaşındaki Sara doğurabilir mi?’ 18Sonra Tanrı’ya, ‘Keşke İsmail’i mirasçım kabul etseydin!’ dedi. 19Tanrı, ‘Hayır. Ama karın Sara sana bir oğul doğuracak, adını İshak koyacaksın’ dedi, ‘Onun ile ve soyu ile antlaşmamı sonsuza dek sürdüreceğim. 20İsmail’e gelince, seni işittim. Onu kutsayacak, verimli kılacak, soyunu alabildiğince çoğaltacağım. On iki beyin babası olacak. Soyunu büyük bir ulus yapacağım. 21Ancak antlaşmamı gelecek yıl bu zaman Sara’nın doğuracağı oğlun İshak ile sürdüreceğim.

Bugün Kutsal Yazıları okumaya burada son vermemiz gerekiyor. Avram’ın, karısı Saray’ı öğüdünü nasıl dinlediğini ve onun cariyesi Hacer ile nasıl yattığını gördük. Avram’ın yaptığı yanlıştı. Avram ve Hacer’e doğan oğul İsmail, Tanrı’nın dünyanın tüm uluslarına bereket getirecek olan yeni bir ulus yaratma planının bir parçası değildi. Ama yine de, insanların sadakatsizliği Tanrı’nın sadakatine engel olamaz. Böylece, biraz önce okumuş olduğumuz gibi, İbrahim doksan dokuz yaşındayken, Tanrı, ona, çok uzun zaman önce vermiş olduğu vaadi onaylamak için tekrar göründü. Ve şöyle dedi: “Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’yım. Bir çok ulusun babası olacaksın. Artık adın Avram değil, İbrahim olacak. Çünkü seni bir çok ulusun babası yapacağım.” Tanrı, mükemmel planını uygulayarak, Avram’ın adını İbrahim olarak değiştirdi, İbrahim’in anlamı, “çokların babası”dır. Tanrı aynı zamanda Saray’ın adını da Sara olarak değiştirdi. Sara, “prenses” anlamına gelir.

Burada harika bir şey görüyoruz: Söz ettiğimiz kişiler, hiç bir zaman kendi çocuklarına sahip olmamış yaşlı bir çifttir; Avram ve Saray. Tanrı şimdi, gerçekleşecek olan olayları duyurmak için onlara yeni isimler veriyor. Avram’ın adı, çokların babası, İbrahim, ve Saray’ın adı, prenses anlamına gelen Sara olarak yenilendi. Tanrı, İbrahim ve Sara’ya bir oğul ve bu oğuldan bir ulus verecekti. Bu ulustan pek çok krallar ve peygamberler ve en son olarak da dünyanın Kurtarıcısı çıkacaktı! Gerçekten de Rab büyüktür ve sonsuza kadar övülmeye layıktır! İbrahim’e uzun zaman önce vaat etmiş olduğunu unutmadı.

Tanrı, İbrahim’in kocamış yaşına rağmen ona bir çocuk vereceği vaadini onayladıktan sonra İbrahim ne yaptı? Kutsal Yazılar bu konuda şunu söyler: “İbrahim yüz üstü yere kapandı ve güldü. İçinden, ‘Yüz yaşında bir adam çocuk sahibi olabilir mi?’ dedi.’Doksan yaşındaki Sara doğurabilir mi?” İbrahim güldü! Ama gülmesinin nedeni imansızlık değil, duyduğu mutluluktu.

Böylece, Kutsal Yazılarda şunu okuruz:

“İbrahim umutsuz bir durumdayken, bir çok ulusun babası olacağına umutla iman etti.  Kendisine söylenen‘Senin soyun yıldızlar kadar çok olacak’ sözüne güvendi ve böylece İbrahim bir çok ulusun babası oldu. Yüz yaşına yaklaşmışken, ölü denebilecek bedenini ve Sara’nın ölü rahmini düşündüğü zaman imanı zayıflamadı. İmansızlık edip Tanrı’nın vaadinden kuşkulanmadı; tersine imanı güçlendi ve Tanrı’yı yüceltti. Tanrı’nın, vaadini yerine getirecek güçte olduğuna tümüyle güvendi. “ (Romalılar 4:18-21)

Her şeye rağmen, İbrahim, hizmetkarı Hacer’in oğluna ne olacağını bilmek istedi. Tanrı onu yanıtladı:

“İsmail’e gelince, seni işittim. Onu kutsayacak, verimli kılacak, soyunu alabildiğine çoğaltacağım. Soyunu büyük bir ulus yapacağım. Ancak antlaşmamı gelecek yıl bu zaman Sara’nın doğuracağı oğlun İshak ile sürdüreceğim.”  (Yaratılış 17:20, 21, 19)

Böylece Tanrı, İshak’ın soyu aracılığı ile peygamberleri ve sonunda Kurtarıcı’nın Kendisini gönderme amacını onayladı. Bundan sonraki derste, Tanrı isterse, Tanrı’nın İbrahim ve Sara’ya nasıl İshak adlı oğulun vaadini verdiğini göreceğiz.

Tanrı gerçekten de sadıktır. Tanrı, vaat ettiğini yapar! O’nun için hiçbir şey zor değildir! Kutsal Müjde’den (İncil) alınan şu güzel ayetleri dinleyin:

“Tanrı’nın zenginliği ne büyük, bilgeliği ve bilgisi ne derindir!
O’nun yargıları ne denli akıl ermez, yolları ne denli anlaşılmazdır!
Rab’bin düşüncesini kim bilebildi? Ya da kim O’nun öğütçüsü olabildi?
Kim Tanrı’ya bir şey verdi ki, karşılığını O’ndan isteyebilsin?
Her şeyin kaynağı O’dur, her şey O’nun aracılığı ile ve O’nun için var oldu.
O’na sonsuza dek yücelik olsun! Amin.”  (Romalılar 11:33-36)

Dinlediğiniz için teşekkürler. Kutsal Yazılarda bulunan bu ayetin anlamı üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:

“Biz sadık kalmasak da O sadık kalacak. Çünkü kendi özüne aykırı davranamaz.” (2.Timoteos 2:13)

21. İbrahim: Sodom’un Yıkılışı ve İshak’ın Doğumu

İbrahim: Sodom’un Yıkılışı ve İshak’ın Doğumu

Abraham: Sodom's Ruin and Isaac's Birth

Yaratılış 18-21

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Tevrat’taki, çalışmalarımızda, Tanrı’nın, İbrahim’e peygamberlerinin ve dünyanın Kurtarıcısı’nın geleceği yeni bir ulusun babası olacağını nasıl vaat ettiğini gördük. Ama yine de, öykünün bu bölümüne kadar İbrahim’in karısı Sara, henüz bir oğul doğurmamıştı ve hem Sara hem de İbrahim çok yaşlıydılar.

Bugün sizlere anlatacağımız bir başka şaşırtıcı öykü bulunmakta. Öykünün başında İbrahim’i ziyaret etmek için gelen üç erkek göreceğiz. Ancak bu üç kişi, yalnızca insan olmanın ötesindeydiler. Bu kişilerden iki tanesi meleklerdi ve diğeri Rab Tanrı’nın Kendisiydi! Bazı kişiler, Tanrı’nın, İbrahim’e bir insan şeklinde görünmüş olamayacağını söylerler. Ancak bu kişiler Tanrı’nın büyüklüğünü ve O’nun için zor olan hiç bir şeyin bulunmadığını unutmuşlardır. Tanrı, kötü olanın dışında her şeyi yapabilir.

Bugün Tevrat’ın dört bölümünden parçalar okuyacağız. Yaratılış kitabının on sekizinci bölümünde Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 18) 1“İbrahim günün sıcak saatlerinde Mamre meşeliğindeki çadırının önünde otururken, Rab kendisine göründü. 2 İbrahim karşısında üç adamın durduğunu gördü. Onları görür görmez karşılamaya koştu. Yere kapanarak birine, 3 ‘Ey efendim, eğer gözünde lütuf bulduysam, lütfen kulunun yanından ayrılma’ dedi, 4‘Biraz su getirteyim, ayaklarınızı yıkayın. Şu ağacın altında dinlenin. 5 Madem kulunuza konuk geldiniz, bırakın size yiyecek bir şeyler getireyim. Biraz dinlendikten sonra yolunuza devam edersiniz.”Adamlar, ‘Peki, dediğin gibi olsun’ dediler.

6 İbrahim hemen çadıra, Sara’nın yanına gitti, ‘Hemen on üç kilo un al, yoğurup pide yap’ dedi.’ 7 Ardından sığırlara koştu. Körpe ve besili bir buzağı seçip uşağına verdi. Uşak buzağıyı hemen hazırladı. 8 İbrahim hazırlanan buzağıyı yoğurt ve süt ile birlikte götürüp konuklarının önüne koydu. Onlar yerken, o da yanlarında, ağacın altında durdu. 9 Konuklar, ‘Karın Sara nerede?’ diye sordular. İbrahim, ‘Çadırda’ diye yanıtladı. 10 RAB, ‘Gelecek yıl bu zamanda kesinlikle yanına döneceğim’ dedi, ‘Ve o zaman karın Sara’nın bir oğlu olacak!” Sara Rabbin arkasında çadırın girişinde durmuş, dinliyordu. 11 İbrahim ile Sara hayli kocamışlardı, yaşları hayli ileriydi. Sara adetten kesilmişti.12 İçin İçin gülerek, ‘Bu yaştan sonra bu sevinci tadabilir miyim?’ diye düşündü. ‘Üstelik efendim de yaşlı.”13 Rab, İbrahim’e sordu: ‘Sara niçin bu yaştan sonra gerçekten çocuk sahibi mi olacağım?’ diyerek güldü?14 Rab için olanaksız bir şey var mı? Belirlenen vakitte, gelecek yıl bu zaman yanına döndüğümde, Sara’nın bir oğlu olacak.’ 15Sara korktu, ‘Gülmedim’ diyerek yalan söyledi. RAB, ‘Hayır, güldün’ dedi. 16 Adamlar oradan ayrılırlarken, Sodom’a doğru baktılar. İbrahim onları yolcu etmek için yanlarında yürüyordu. 17RAB, ‘Yapacağım şeyi İbrahim’den mi gizleyeceğim?’ dedi,18 ‘Kuşkusuz İbrahim’den büyük ve güçlü bir ulus türeyecek, yeryüzündeki bütün uluslar onun aracılığı ile kutsanacak.19 Doğru ve adil olanı yaparak yolumda yürümeyi oğullarına ve soyuna buyursun diye İbrahim’i seçtim. Öyle ki, O’na verdiğim sözü yerine getireyim.’

20 Sonra İbrahim’e, ‘Sodom ve Gomora büyük suçlama altında’ dedi.’Günahları çok ağır.21Onun için inip bakacağım. Duyduğum suçlamalar doğru mu değil mi göreceğim. Bunları yapıp yapmadıklarını anlayacağım.’ 22Adamlar oradan ayrılıp Sodom’a doğru gittiler. Ama İbrahim Rab’bin huzurunda kaldı.

23Rab’be yaklaşarak, ‘Haksız ile birlikte haklıyı da mı yok edeceksin?’ diye sordu. 24‘Kentte elli doğru kişi var diyelim. Orayı gerçekten yok edecek misin? İçindeki elli doğru kişinin hatırı için kenti bağışlamayacak mısın? 25Senden uzak olsun bu. Haklıyı haksızı aynı kefeye koyarak haksızın yanında haklıyı da öldürmek senden uzak olsun. Bütün dünyayı yargılayan adil olmalı.

26 RAB,’Eğer Sodom’da elli doğru kişi bulursam, onların hatırına bütün kenti bağışlayacağım’ diye karşılık verdi.27 İbrahim, ‘Ben toz ve kül, bir hiçim’ dedi, ‘Ama senin ile konuşma yürekliliğini göstereceğim. 28Kırk beş doğru kişi var diyelim, beş kişi için bütün kenti yok mu edeceksin?’RAB, ‘Eğer kentte kırk beş doğru kişi bulursam, orayı yok etmeyeceğim’ dedi.

29İbrahim yine sordu: ‘Ya kırk kişi bulursan?’ RAB, ‘O kırk kişinin hatırı için hiçbir şey yapmayacağım’ diye yanıtladı. 30İbrahim, ‘Ya Rab, öfkelenme ama, otuz kişi var’ diyelim?’ dedi. RAB, ‘Otuz kişi bulursam, kente dokunmayacağım diye yanıtladı.31 İbrahim, ‘Ya Rab, lütfen konuşma yürekliliğimi bağışla’ dedi. ‘Eğer yirmi kişi bulursan?’ RAB, ‘Yirmi kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim’ diye yanıtladı. 32İbrahim, ‘Ya Rab öfkelenme ama, bir kez daha konuşacağım’ dedi, ‘Eğer on kişi bulursan?’RAB, ‘On kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim’ diye yanıtladı. 33RAB İbrahim ile konuşmasını bitirince oradan ayrıldı. İbrahim de çadırına döndü.”

(Yaratılış 19) 1İki melek akşamleyin Sodom’a vardılar. Lut kentin kapısında oturuyordu. Onları görür görmez karşılamak için ayağa kalktı. Yere kapanarak,2 ‘Efendilerim’ dedi, ‘Kulunuzun evine buyurun. Ayaklarınızı yıkayın, geceyi bizde geçirin. Sonra erkenden kalkıp yolunuza devam edersiniz. Melekler, ‘Olmaz’ dediler, ‘Geceyi kent meydanında geçireceğiz.’

3Ama Lut çok diretti. Sonunda onunla birlikte evine gittiler. Lut onlara yemek hazırladı, mayasız ekmek pişirdi, yediler. 4Onlar yatmadan kentin erkekleri – Sodom’un her mahallesinden genç yaşlı bütün erkekler – evi sardı. 5Lut’a seslenerek, ‘Bu gece sana gelen adamlar nerede?’ diye sordular, ‘Getir onları da yatalım.’”

Sodom’daki erkeklerin çoğu homoseksüeldi ve Tanrı’nın sapıklık olarak adlandırdığı bir günah onlar için eğlenceydi. (Bakınız Romalılar 1:26,27)

(Yaratılış 19) 6Lut dışarı çıktı, arkasından kapıyı kapadı. 7‘Kardeşler, lütfen bu kötülüğü yapmayın’ dedi, 8‘Erkek yüzü görmemiş iki kızım var. Size onları getireyim, ne isterseniz yapın. Yeter ki, bu adamlara dokunmayın.Çünkü onlar konuğudur, çatımın altına geldiler.’ 9Adamlar, ‘Çekil önümüzden!’ diye karşılık verdiler.’Adam buraya dışardan geldi, şimdi yargıçlık taslıyor! Sana daha beterin, yaparız.’ Lut’u ite kaka kapıyı kırmaya davrandılar. 10Ama içerdeki adamlar uzanıp Lut’u evin içine, yanlarına aldılar ve kapıyı kapadılar. 11Kapıya dayanan adamları, büyük küçük hepsini kör ettiler. Öyle ki, adamlar kapıyı bulamaz oldular.

12İçerdeki iki adam Lut’a, ‘Senin burada başka kimin var?’ diye sordular, ‘Oğullarını, kızlarını, damatlarını, kentte sana ait kim varsa, hepsini dışarı çıkar. 13Çünkü burayı yok edeceğiz. RAB bu halk hakkında pek çok kötü suçlama duydu, kenti yok etmek için bizi gönderdi.’ 14Lut dışarı çıktı ve kızları ile evlenecek olan adamlara, ‘Hemen buradan uzaklaşın’ dedi, ‘Çünkü RAB bu kenti yok etmek üzere.’ Ne var ki, damat adayları onun şaka yaptığını sandılar. 15Tan ağarırken melekler Lut’a, ‘Karın ile iki kızını al, hemen buradan uzaklaş’ diye üstelediler, ‘Yoksa kent cezasını bulurken, sen de canından olursun.’ 16Lut ağır davrandı, ama RAB ona acıdı. Adamlar Lut ile karısının ve iki kızının elinden tutup onları kentin dışına çıkardılar. 17Kent dışına çıkınca, adamlardan biri Lut’a, ‘Kaç, canını kurtar, arkana bakma’ dedi, ‘Bu ovanın hiç bir yerinde durma. Dağa kaç, yoksa ölür gidersin.’

24Rab, Sodom ve Gomora’nın üzerine gökten ateşli kükürt yağdırdı. 25Bu kentleri, bütün ovayı, oradaki insanların hepsini ve bütün bitkileri yok etti. 26Ancak Lut’un peşi sıra gelen karısı dönüp geriye bakınca tuz kesildi.

27İbrahim sabah erkenden kalkıp önceki gün Rab’in huzurunda durduğu yere gitti. 28Sodom ve Gomora’ya ve bütün ovaya baktı. Yerden, tüten bir ocak gibi duman yükseliyordu. 29Tanrı ovadaki kentleri yok ederken, İbrahim’i anımsamış ve Lut’un yaşadığı kentleri yok ederken, Lut’u bu felaketin dışına çıkarmıştı.

Bu, Tanrı’nın Sodom ve Gomora kentlerini gökten ateşli kükürt yağdırarak nasıl yargıladığını anlatan ciddi bir öyküdür. Bugün Sodom’un yıkıntıları, Filistin’deki (İsrail) Ölü (Tuz) Deniz’in altında yatmaktadırlar. Günahın ardından gitmek, hiç bir zaman bilge bir seçim değildir. Tanrı, günahı yargılama konusunda ciddidir!

Şimdi bugün programımızın geri kalan zamanında, Tevrat’ı okumaya devam etmek ve Tanrı’nın İbrahim ve Sara’ya nasıl bir oğul verdiğini ve böylece uzun zaman önce onlara vermiş olduğu vaadi nasıl yerine getirdiğini görmek istiyoruz. Kutsal Yazılar yirmi birinci bölümde şöyle der:

(Yaratılış 21)1 RAB verdiği söz uyarınca, Sara’ya iyilik etti ve sözünü yerine getirdi. 2Sara hamile kaldı; İbrahim’in yaşlılık döneminde, tam Tanrı’nın belirttiği zamanda ona bir erkek çocuk doğurdu. 3İbrahim, Sara’nın doğurduğu çocuğa İshak adını verdi.4 Tanrı’nın kendisine buyurduğu gibi oğlu sekiz günlükken sünnet etti.5 İshak doğduğu zaman,İbrahim yüz yaşındaydı. 6Sara, ‘Tanrı yüzümü güldürdü’ dedi, ‘Bunu duyan herkes benim ile birlikte gülecek. 7Kim İbrahim’e Sara çocuk emzirecek derdi? Bu yaşında ona bir oğul doğurdum.’”

Böylece Tanrı uzun zaman önce İbrahim ve Sara’ya vermiş olduğu sözü yerine getirdi. “Çocuk sahibi olamayan kadın” olarak bilinen Sara, aynı Tanrı’nın söylemiş olduğu gibi, bir oğul dünyaya getirdi. Çocuğa, “güler” anlamına gelen İshak adını verdiler. Ama İshak’ın doğumuna herkes sevinmedi.

Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 21) 8 Çocuk büyüdü. Sütten kesildiği gün İbrahim büyük bir şölen verdi. 9Ne var ki Sara Mısırlı Hacer’in İbrahim’den olma oğlu İsmail’in alay ettiğini görünce, 10İbrahim’e, ‘Bu cariye ile oğlunu kov’ dedi, ‘Bu cariyenin oğlu oğlum İshak’ın mirasına ortak olmasın.’ 11Bu sözler İbrahim’i çok üzdü, çünkü İsmail de öz oğluydu.12 Ancak Tanrı İbrahim’e,’Oğlun ve cariyen için üzülme’ dedi, ‘Sara ne derse onu yap. Çünkü senin soyun İshak ile sürecektir. 13Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım, çünkü o da senin soyun.’ 14İbrahim sabah erkenden kalktı, biraz yiyecek, bir tulum da su hazırlayıp Hacer’in omzuna attı, çocuğunu da verip onu gönderdi.

İsmail’den ayrılmak İbrahim’e çok acı geldi, ama bu ayrılık şarttı, çünkü Tanrı, ona yeni ulusun ve dünyanın Kurtarıcısı’nın İsmail değil, İshak aracılığı ile geleceğini açıklamıştı. Yaklaşık on beş yaşlarında olan İsmail İshak ile alay etti ve Tanrı’nın, dünyaya kurtuluş sunacak olan büyük bir ulusu İshak’tan yapma konusundaki planını takdir etmedi.

Peki İsmail’e ne oldu? Daha sonraki ayetler bize İsmail’in nasıl annesi ile birlikte gittiğini, Mısır yakınlarındaki bir çölde yaşadığını ve Mısırlı bir kadın ile evlendiğini açıklarlar. İsmail, aynı, Tanrı’nın İbrahim’e önceden bildirmiş olduğu gibi, İshak’tan gelen ulusun düşmanları olan Arap soyunun babası oldu (Yaratılış 16:12). Herkesin çok iyi bildiği gibi, o günden bu güne Araplar ve Yahudiler arasında bir rekabet mevcuttur! Tanrı Arapları, Yahudileri ve her ulusun halkını sever ve bu kişilerin hepsinin O’na dönmesini ister.

Dostlar, zamanımız sona erdi. Gerçek ve diri Tanrı’nın verdiği Söz’den geri dönemeyen sadık bir Tanrı olduğunu her birinizin  bir kez daha gördüğüne güveniyoruz. Daha önceden söylemiş olduğu gibi, Sodom ve Gomora’yı yargılamasının nedeni budur. Yapacağını vaat etmiş olduğu gibi, İbrahim ve Sara’ya kocamış yaşlarında, bir oğul vermesinin nedeni budur. Ve O’nun değişmez amaçlarının yerine gelebilmesi için İbrahim, İsmail’i göndermiştir.

Dikkatiniz için teşekkürler. Bir sonraki programda bize katılmanızı rica ediyoruz, çünkü Tanrı isterse, İbrahim’in yaşamındaki en önemli olaya bakacağız. İbrahim’in oğlu İshak’ı kurban etme öyküsünü inceleyeceğiz.

Bir sonraki görüşmemize kadar sizi Tanrı’nın Sözü’ndeki şu ayet ile baş başa bırakıyoruz:

“Tanrı’nın zenginliği ne büyük, bilgeliği ve bilgisi ne derindir! O’nun yargıları ne denli akıl ermez, yolları ne denli anlaşılmazdır!” (Romalılar 11:33)

22. İbrahim’in Kurbanı

İbrahim’in Kurbanı

Abraham's Sacrifice

Yaratılış 22

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan senlik Rabbi, Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Tevrat’taki çalışmalarımızda Tanrı’nın peygamberi İbrahim hakkındaki pek çok harika ve önemli öyküyü açıklamıştık. Bugün İbrahim’in yaşamındaki en önemli derse gelmiş bulunuyoruz: “Tabaski” (İbrahim’in kurbanı) olarak anılan gerçek öykü ve anlamı. (Tabaski: Wolof ve diğer bazı Afrika dillerinde bilinen bir sözcük – bir fiil olarak: bayram gününde bir koç kurban etmek; bir isim olarak: İbrahim’in oğlunu kurban edişinin anısına kutlanan Müslüman “İd el-Adha” bayramı)

Son dersimizde, Tanrı’nın uzun zaman önce vermiş olduğu vaadi yerine getirerek yaşları hayli ilerlemiş olan İbrahim ve Sara’ya nasıl bir çocuk verdiğini öğrendik. Oğullarının adı İshak’tı. Tanrı, İbrahim’e İshak’ın soyu aracılığı ile dünyadaki tüm ulusların bereketleneceği yeni bir ulus yapacağını vaat etmişti. Aynı zamanda İsmail ve annesi Hacer’in nasıl İbrahim’in evinden ayrıldıklarını ve yaşamak için Mısır ülkesine gittiklerini gördük. Böylece evde yalnızca Tanrı’nın vaadine uygun olarak doğmuş olan İshak kaldı.

Tanrı bir gün İbrahim’den çok şaşırtıcı ve zor bir şey yapmasını istedi. Tevrat’ta, Yaratılış kitabının yirmi ikinci bölümünde yer alan ayetler şöyle der:

(Yaratılış 22) 1 Daha sonra Tanrı İbrahim’i denedi. “İbrahim!” diye seslendi. İbrahim, “Buradayım” dedi. .2Tanrı,”İshak’ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git” dedi, “Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.”

Nasıl!? Tanrı İbrahim’den ne istiyordu? İbrahim’e, biricik oğlunu uzaktaki bir dağa götürmesini ve yamalık sunu olarak kurban etmesini buyuruyordu! Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi? İbrahim Tanrı’nın,kendisine vaat etmiş olduğu bu oğul için tam yirmi beş yıl beklemişti ve Tanrı şimdi ona, oğlunu bir kurban olarak öldürmesini söylüyordu! İbrahim Tanrı’nın isteğine nasıl karşılık verdi? Kabul edilmeleri zor olduğu için Tanrı’nın bu sözlerine karşı geldi mi? Kutsal Yazılar bu konu hakkında şunları yazar:

(Yaratılış 22) 3 İbrahim sabah erkenden kalktı, eşeğine palan vurdu. Yanına uşaklarından ikisini ve oğlu İshak’ı aldı. Yakmalık sunu için odun yardıktan sonra, Tanrı’nın kendisine belirttiği yere doğru yola çıktı.

İbrahim, oğlu ve iki uşağı üç gün boyunca, Tanrı’nın belirtmiş olduğu dağa doğru yürüdüler, yürüdüler, yürüdüler. Biricik oğlunu öldüreceği ve yakacağı o korkunç yere yaklaşırken İbrahim’in yüreği parçalanmak üzereydi! Bugün bu öyküyü okumakta olan bizler elbette Tanrı’nın İbrahim’i yalnızca denemekte olduğunu biliyoruz, ama İbrahim bunu bilmiyordu! Tanrı’nın ondan istediği, çok acı veren korkunç bir denemeydi!

Bu konuda Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 22) 4Üçüncü gün gideceği yeri uzaktan gördü. 5Uşaklarına, ‘Siz burada, eşeğin yanında kalın’ dedi, Tapınmak için oğlum ile birlikte oraya gidip döneceğiz.’ 6Yakmalık sunu için yardığı odunları oğlu İshak’a yükledi. Ateşi ve bıçağı kendisi aldı. 7Birlikte giderlerken İshak, İbrahim’e, ‘Baba!’ dedi. İbrahim, ‘Evet oğlum!’ diye yanıtladı. İshak, ‘Ateş ile odun burada, ama yakmalık sunu kuzusu nerede?’ diye sordu. 8İbrahim, ‘Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak’ dedi. İkisi birlikte yürümeye devam ettiler.

9Tanrı’nın kendisine belirttiği yere gelince İbrahim bir sunak yaptı, üzerine odun dizdi. Oğlu İshak’ı bağlayıp sunaktaki odunların üzerine yatırdı.10 Onu boğazlamak için uzanıp bıçağı aldı. 11Ama RAB’bin meleği göklerden, ‘İbrahim! İbrahim!’ diye seslendi. İbrahim, ‘İşte buradayım!’ diye karşılık verdi. 12Melek,’Çocuğa dokunma’ dedi, ‘Ona hiç bir şey yapma. Şimdi Tanrı’dan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin.’ 13İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. Gidip koçu getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu. 14Oraya ‘Rab sağlar!’ adını verdi. ‘Rab’bin dağında sağlanacaktır’ sözü bu yüzden bugün de söyleniyor.

Bu öykü çok önemlidir ve daha fazla açıklamayı hak eder. İbrahim’in kurbanının öyküsü, üç bölümden oluşur: tarihi, sembolik ve peygamberlik. Başka bir deyişle, İbrahim’in kurbanını anlamak için üç şey anlamamız gerekir: 1) Ne oldu? 2) Kurban neyi sembolize etti? 3) Gerçekleşmek üzere olan olay ile ilgili İbrahim hangi peygamberlikte bulundu?

Tarihi yön ile ilgili olarak bugün Tanrı’nın nasıl İbrahim’i denediğini ve kurbanlık koç aracılığı ile oğlunu ölümden nasıl kurtardığını okuduk. Bu olay dört bin yıl önce bugün Yeruşalim’in bulunduğu yerde oldu. Bu, İbrahim’in kurbanı hakkındaki öykünün kısa bir anlatım ile veriliş olan “tarihi” yanıdır.

Öykünün sembolik yanı ile ilgili olarak Tanrı Sözü bize hepimizin İbrahim’in oğlu gibi olduğumuzu söyler. Tanrı’nın, adaleti nedeni ile İbrahim’in oğlunu ölüm ile yargıladığını okuduk. Bizler hepimiz mahkum edilmiş günahkarlarız ve Tanrı’nın yargısını hak ediyoruz. Ama aynı zamanda Tanrı’nın lütfederek İbrahim’in oğlunu ölümden nasıl kurtardığını da okuduk. Benzer şekilde Tanrı, lütfu aracılığı ile kurtulmamız için bize bir kurban sağlayarak yardımımıza gelmiştir. Bu kurtuluş yolu nedir? İbrahim’in kurbanı öyküsü, bize Tanrı tarafından hazırlanmış olan kurtuluş yolunun, Mükemmel Kurban olduğunu öğretir.

Bugün işlediğimiz öyküde, Tanrı’nın İbrahim’in oğlunun yerine ölmek üzere nasıl bir koç (koyun) tedarik ettiğini gördük. Koyunun yalnızca boynuzları çalılara takılıydı; koyunun derisi yırtılmamıştı. Eğer bu koyunun tek bir kusuru olsaydı, sunakta İbrahim’in oğlunun yerine geçemezdi. Ama Tanrı’nın sağladığı kurban, kusuru olmayan mükemmel bir koyundu. Tevrat’ın ilk bölümlerindeki çalışmamız sırasında Tanrı’nın ön gördüğü kurtuluş yolunu öğrendik. Bu yolun ne olduğunu hatırlıyor musunuz? Adem ve Havva günah işledikten sonra, günahın ücreti ölüm olduğu için Tanrı, kan dökülmeden günah bağışlaması olamayacağını buyurdu. Böylece, günahlarının bağışlanmasını isteyen herkesten kusursuz bir hayvan alması, onu boğazlaması ve Tanrı’ya bir yakmalık sunu olarak takdim etmesi talep edildi. Masum hayvanın suçlu kişinin yerine geçerek ölmesi gerekiyordu. Tanrı’nın, Adem’in oğullarının günahlarını adaletinden ödün vermeksizin bağışlayabilmesi için uygun olan tek yol buydu.

Hatırlamamız gereken bir başka nokta da şudur: Kutsal Yazılar, sunulan hayvan kurbanlarının “gelecek olanın sadece sembolü olduklarını; gelecek iyi şeylerin aslı değil, gölgesi olduklarını” söylerler. (İbraniler 10:1, 4) Hayvanların kanı günahın bedelini ödeyemez, çünkü hayvanların ve insanların değeri farklıdır. Böylece sunakta İbrahim’in oğlunun yerini alan koyunun daha büyük, daha mükemmel bir kurbanın bir örneği olduğunu öğreniriz. Tanrı’nın Sözü bize İbrahim’in oğlunun yerini alan koyunun, Tanrı’nın O’na inanan herkesi bağışlayabilmesi için dünyaya gelecek ve tüm günahkarlar için ölecek olan kutsal Kurtarıcı’nın bir sembolüydü. İbrahim’in kurban ettiği koyunun sembolize ettiği gerçek kısaca buydu. Bu öyküde, kurban edilen bu koyun, Tanrı’nın, günahkarları, adil Yargısından kurtarmak için dünyaya göndermeyi vaat ettiği Kurtarıcı’nın bir örneğidir!

Öykünün peygamberlik yanı ile ilgili olarak, size şu soruyu yöneltelim: İbrahim’in dağa tırmanırken, oğluna ne söylediğini hatırlıyor musunuz? Ona şöyle dedi: “Yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak.İbrahim’in koçu boğazladıktan ve onu oğlunun yerine yaktıktan sonra ne dediğini hatırlıyor musunuz? Kurbanı sunduğu yere, “Rab sağlayacak” adını verdi. Ve Tevrat’ı yazan peygamber Musa, sözlerine şunları ekler: “’Rabbin dağında sağlanacaktır’ sözü bu yüzden bugün de söyleniyor.” Dağdaki yere bu adın verilmesinin nedeni, neydi? İbrahim peygamber, neden, ‘Rab sağlayacakdedi? Neden, “Tanrı’ya övgüler olsun! Rab bir kurban sağladı! “demedi? Dostlar, bu sorduğumuz soru, çok büyük bir öneme sahiptir, çünkü yanıtı, hepimizin anlaması ve inanması gereken Tanrı Sözü’nün İyi Haberi’ni içerir!

İbrahim bu yere neden “Tanrı sağlayacaktıradını verdi? Nedeni şudur: İbrahim, koyunun, sunakta oğlunun yerini almış olduğu bu aynı dağlarda gerçekleşecek olan bir olayı duyuruyordu. Kısaca, İbrahim şunu ilan ediyordu: “Tanrı’yı övüyorum, çünkü sunakta oğlumun yerini alması için bir koyun tedarik etti. Ancak yine de size şunu söylüyorum: Bir gün bu aynı dağda Tanrı oğlumu bugün bıçak ve ateşten kurtaran koçtan çok daha büyük olacak olan bir başka kurban sağlayacaktır. Evet, Tanrı’nın sağlayacağı Kurban, Adem’in çocuklarını tükenmez ateşteki sonsuz ölümden kurtarma gücüne sahip olacaktı. Tanrı O’na inanan hiç kimsenin mahvolmaması için, yeryüzüne suçlunun yerine masum bir kurban olarak ölecek olan kutsal bir Kurtarıcı gönderecekti. “ İbrahim, “Yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı’nın kendisi sağlayacak” derken, işte Tanrı’nın tüm insanlar için sunduğu bu İyi Haber’i duyuruyordu.

Bugün, İbrahim’in kurbanı öyküsüne son vermeden önce, her birimizin bilmesi gereken şudur: İbrahim’in, günahkarlar için bir kurban sağlayacağına ilişkin peygamberliğinden yaklaşık iki bin yıl sonra Tanrı, İbrahim’in peygamberliğini yerine getirdi. Bugün bu konuda fazla bir şey söyleyemeyiz, ama Müjde’yi (İncil’i) bilen sizler, Kurtarıcı’nın öyküsünü biliyorsunuz. O’nun, aynı Tanrı’nın daha önceden vaat etmiş olduğu gibi, İbrahim ve İshak’ın aile soyuna ait olan bakire bir kadından dünyaya geldiğinden haberdarsınızdır. Günahkarların yerine geçerek ölecek olan Kurtarıcı’nın yersel bir babası yoktu. O, gökyüzünden geldi ve bu nedenle, Adem’in günahkar doğasını miras almadı. O’nun günahı yoktu; kusursuzdu. Bu nedenle, Adem’in suçlu çocuklarının yerine geçerek Mükemmel Kurban olarak ölmeye layıktı. Müjde’ye geldiğimiz zaman, Kurtarıcı’nın adının Yeşu olduğunu öğreneceğiz. Yeşu  adı, Tanrı kurtarır anlamına gelir. Bazı kişiler, Yeşu yerine “İsa” derler. (bu konuda daha fazla bilgi için ders 61’e bakın)

Müjde Yazılarına (İncil) geldiğimiz zaman, orada Tanrı’nın Kurtarıcı İsa’nın yolunu hazırlaması için gönderdiği Yahya (Kuran’da da Yahya olarak geçer) adlı bir peygamber olduğunu okuyacağız. Yahya, bir gün İsa’nın, kendisine doğru geldiğini gördü ve şöyle dedi: “İşte! Dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu! (Yuhanna 1:29) Yahya peygamber, İsa’yı neden “Tanrı’nın Kuzusu” olarak adlandırdı? Çünkü İsa, günahı ortadan kaldıran bir kurban olarak Kanını dökmek için doğdu. İbrahim’in oğlunun yerine ölen koyun gibi, Kurtarıcı, Adem soyundaki herkes için ölmek üzere geldi. İsa, İbrahim’in “Yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı’nın kendisi sağlayacak” sözleri ile peygamberlikte bulunduğu mükemmel ve son Kurban’dır.

Müjde’de, İsa’nın nasıl gönüllü olarak Kendisini düşmanlarına teslim ettiğini ve düşmanlarının O’nu nasıl bir çarmıha çivilediklerini okuyacağız. Tanrı’nın sağlamış olduğu Kurtarıcı İsa, İbrahim’in kurbanlık koyununun hem peygamberliğe özgü, hem de sembolik anlamını yerine getirdi. İsa’nın ölmeden önce, Tamamlandı!” diye bağırmasının nedeni budur. (Yuhanna 19:30) (Wolof dilinde: “Her şey tamam/mükemmel!”) Ve üç gün sonra Tanrı Kurtarıcı’yı ölümden dirilterek O’nun mükemmelliğini ve gücünü onayladı! İsa, İbrahim’in kurbanının anlamını kusursuz olarak yerine getiren Kişi’dir. Ve İsa’nın, günahkarların yerine geçerek öldüğü bölgenin İbrahim’in, oğlu yerine koyunu boğazladığı aynı dağlarda bulunduğunu biliyor muydunuz? Bu iki kurbanın hangi bölgede öldüklerini biliyor musunuz? Evet, bu bölgenin adı Yeruşalim’dir.

Sevgili dostlar, kim olursanız olun, nerede bulunursanız bulunun, Tanrı size, yanlış düşüncelerinizden ve yararsız işlerinizden dönmenizi ve tüm umudunuzu O’nun sağlamış olduğu mükemmel ve son kurbana bağlamanızı buyuruyor. Çünkü Kutsal Yazılar şöyle der: “Bizler günah karşısında ölelim, doğruluk uğruna yaşayalım diye, (Kurtarıcı İsa) günahlarımızı çarmıhta kendi bedeninde yüklendi. O’nun yaraları ile şifa buldunuz.” (1.Petrus 2:24) Bugün, İbrahim’in oğlunun tanrı’nın kendisi için sağlamış olduğu kurbanı kabul ettiğini gördük. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Tanrı’nın sizin için sağlamış olduğu Kurbanı kabul ettiniz mi?

Dinlediğiniz için teşekkür ederiz…İbrahim’in Moriya Dağında söylemiş olduğu şu sözler hakkında düşünürken Tanrı sizi bereketlesin,

“Kuzu’yu Tanrının kendisi sağlayacak..Rabbin dağında sağlanacaktır!” (Yaratılış 22:8, 14)

23. Esav ve Yakup: Geçici Olan ve Kalıcı Olan

Esav ve Yakup:
Geçici Olan ve Kalıcı Olan

Esau and Jacob: The Temporal and the Eternal

Yaratılış 25

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün sizlerle tekrar beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda İbrahim’in kurbanı (İd el-Adha) hakkındaki öyküye baktık. Müjde (İncil) bu önemli öykünün ilginç bir özetini verir, bu konu hakkındaki ayetleri okuyalım:

“İbrahim, sınandığı zaman, imanla İshak’ı kurban olarak sundu. Vaatleri almış olan İbrahim biricik oğlunu kurban etmek üzereydi. Oysa Tanrı ona, ‘Senin soyun İshak ile sürecek’ demişti. İbrahim Tanrı’nın ölüleri bile diriltebileceğini düşündü; nitekim İshak’ı simgesel bir şekilde ölümden geri aldı.” (İbraniler 11:17-19)

Son beş dersimiz İbrahim peygamberin yaşamından alınan öyküleri içermişti. Tevrat’ta, İbrahim ile ilgili burada sözünü etmediğimiz başka öyküler de bulunur. Ama ne yazık ki, hepsini okumak için zamanımız yok. Ama yine de İbrahim ile ilgili konuya son vermeden ve onun soyu hakkındaki öykülere geçmeden önce, Tanrı’nın, İbrahim’e söylemiş olduğu bir şeyi bilmemiz gerekiyor. Tanrı bir gün İbrahim’e soyuna ne olacağını bildirdi. Şöyle dedi:

“Şunu iyi bil ki, senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak ve dört yüz yıl kölelik edip baskı görecekler. Ama soyuna kölelik yaptıran ulusu cezalandıracağım. Ve sonra soyun oradan büyük mal varlığı ile çıkacak.   (Yaratılış 15:13, 14)

Tanrı, bu sözleri ile İbrahim’in soyunun Mısır ülkesinde köle olacaklarını bildiriyordu. Tanrı aynı zamanda dört yüz yıl sonra onları Mısır halkının boyunduruğundan kurtaracağını da vaat etti. Dört ders sonra Tanrı isterse, bu kesin peygamberliklerin aynen Tanrı’nın İbrahim’e söylediği gibi, nasıl yerine geleceklerini görmeye başlayacağız.

Sonra, yirmi beşinci bölümde Kutsal Yazılar şöyle der:

İbrahim sahip olduğu her şeyi İshak’a bıraktı. İbrahim yüz yetmiş beş yıl yaşadı. Ömrü bu kadardı. Kocamış, yaşama doymuş, iyice yaşlanmış olarak son soluğunu verdi. Ölüp atalarına kavuştu. Oğulları İshak ile İsmail onu Hititli Sohar oğlu Efron’un tarlasında Mamre’ye yakın Makpela Mağarasına gömdüler. İbrahim o tarlayı Hititlerden satın almıştı.Böylece İbrahim ile karısı Sara oraya gömüldüler.” (Yaratılış 25:5,7-10)

Böylece Tanrı’nın dostu İbrahim, bildiği ve sevdiği Rabbin huzuruna girdi.

Tanrı’nın peygamberi İbrahim ile ilgili dersimizi nasıl bitirebilir ve özetleyebiliriz? Belki iki soru ve bu sorulara verilen yanıtlar ile. İlk soru şudur: Tanrı İbrahim’den neden yola çıkmasını ve başka bir ülkeye gitmesini istedi? Yanıt: Çünkü Tanrı, İbrahim’den, dünyaya gönderilecek olan Kurtarıcı’nın geleceği yeni bir ulus yapmayı planladı. İkinci soru şudur: Tanrı, İbrahim’i neden doğru biri olarak takdir etti ve onu kutsal huzuruna sonsuza kadar kabul etti? Yanıt: Çünkü İbrahim, kolay olmamasına rağmen, yine de Tanrı’nın söylediğine iman etti. İbrahim, kendi işlerine değil Tanrı’nın vaatlerine iman aracılığı ile kurtarıldı. Kutsal Yazılar bu konuyu şu sözler ile duyururlar:“İbrahim Tanrı’ya iman etti ve böylece imanı ona doğruluk sayıldı.” (Yakup 2:23)

Yaratılış kitabının yirmi beşinci bölümünde, İbrahim’in soyu hakkındaki öyküyü anlatarak devam ederler. Şimdi Tevrat’ta ilerleyelim ve İshak’ın ve ikiz iki oğlunun öykülerini öğrenelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 25) 19 İbrahim’in oğlu İshak’ın öyküsü: İbrahim, İshak’ın babası oldu.20 İshak, Aramlı Lavan’ın kız kardeşi, Paddan-Aramlı Betuel’in kızı Rebeka ile evlendiği zaman kırk yaşındaydı.21 İshak karısı için Rabbe yakardı, çünkü karısı kısırdı. Rab, İshak’ın yakarışını yanıtladı. Rebeka hamile kaldı.22 Çocuklar karnında itişiyordu. Rebeka, ‘Nedir bu başıma gelen?’ diyerek Rabbe danışmaya gitti.23 Rab onu şöyle yanıtladı: ‘Rahminde iki ulus var, senden iki ayrı halk doğacak, biri öbüründen güçlü olacak, büyüğü küçüğüne hizmet edecek.

24Doğum zamanı gelince Rebeka’nın ikiz oğulları oldu.25 İlk doğan oğlu kıpkırmızı ve tüylüydü; kırmızı bir cüppeyi andırıyordu. Adını Esav koydular.26 Sonra kardeşi doğdu. Eli ile Esav’ın topuğunu tutuyordu. Bu yüzden İshak ona Yakup adını verdi. Rebeka doğum yaptığında İshak altmış yaşındaydı.27 Çocuklar büyüdü. Esav, kırları seven usta bir avcı oldu. Yakup ise hep çadırda oturan sakin bir adamdı.”

Böylece İshak ve Rebeka’nın, adlarını Esav ve Yakup koydukları ikizleri olduğunu görüyoruz. Çocuklar ikizdi, ama bu durum onların birbirlerine benzedikleri anlamına gelmez! Esav büyürken, ilgilendiği tek şey yalnızca dünyanın geçici olan değerleriydi. Ama Yakup sonsuza kadar kalıcı olan Tanrı’nın kutsal değerlerine saygı gösterdi. Esav, Tanrı’nın, büyükbabası İbrahim’e ve babası İshak’a, onlardan doğacak olan yeni ulus hakkında vermiş olduğu vaatler ile ilgilenmedi. Ama Yakup, Tanrı’nın vaatlerini önemsedi ve ilgilendi.

İlk doğan Esav’dı. Bu nedenle insanın bakış açısına göre, ilk doğanın mirasını onun alması ve Tanrı’nın büyükbabası İbrahim’e ve babası İshak’a vaat etmiş olduğu büyük ulusun babası olması gerekiyordu. Ama yine de ikizler doğmadan önce, anneleri Rebeka’ya Tanrı, “büyüğü küçüğüne hizmet edecek” (Yaratılış 25:23) dedi. Her şeyi önceden bilen Tanrı, ilk doğanın mirasının ve yeni ulusun soyunun Esav değil, Yakup aracılığı ile geleceğini duyuruyordu. Ama Yakup, yapması gerekeni yapmadı, yani her şeyi, Kendi belirlediği zamanda ona mirası verecek Olan’ın ellerine bırakmadı, Tanrı’yı beklemeliydi. Ama Yakup Tanrı’yı beklemedi. Gelin şimdi Yakup’un, mirası büyük kardeşi Esav’ın elinden almak için nasıl hareket ettiğini okuyalım.

Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 25) 29 Bir gün Yakup çorba pişirirken Esav avdan geldi. Aç ve bitkindi. 30Yakup’a, ‘Lütfen şu kızıl çorbadan biraz ver de içeyim. Aç ve bitkinim’ dedi. Bu nedenle ona Edom adı da verildi. 31Yakup, ‘Önce sen ilk oğulluk hakkını bana ver’ diye karşılık verdi. Esav, 32‘Baksana, açlıktan ölmek üzereyim’ dedi, ‘İlk oğulluk hakkının bana ne yararı var?’ 33Yakup, ‘Önce ant iç’ dedi. Esav ant içerek ilk oğulluk hakkını Yakup’a sattı. 34Yakup Esav’a ekmek ile mercimek çorbası verdi. Esav yiyip içtikten sonra kalkıp gitti. Böylece Esav ilk oğulluk hakkını küçümsemiş oldu.”

Esav’ın ne yaptığını anlıyor musunuz? İlk doğan oğul olarak sahip olduğu mirası bir tabak çorba ile değiş tokuş etti! İki oğlu olan çok zengin bir adam düşünün. Bu adamın tarlaları, evleri, malları ve pek çok parası vardır. Varlığının en büyük bölümünü alması gereken, ilk doğan oğludur. Ama bir gün büyük oğlu çalılıklardan eve gelir ve küçük erkek kardeşini yolun kenarında pilav ve balık (Senegal’in ulusal yemeği) pişirirken görür. İlk doğan, küçük erkek kardeşine,’Açlıktan ölüyorum, bana şu pilavdan biraz ver de yiyeyim!’ der. Ama küçük kardeş ona şu yanıtı verir: ‘Sana pilavdan vermeyeceğim, ama pilavı sana satacağım.’ Büyük kardeş sorar: ‘Bana pilavı kaça satacaksın?’ ‘Küçük kardeş, ‘İlk doğan olarak sahip olduğun mirasın hakkını bana vereceksin’ der. Büyük kardeş,’Tamam, sattım! Açlıktan ölüyorum, ilk oğulluk hakkının bana ne yararı var?’ diye yanıtlar. Böylece büyük kardeş, küçük kardeşinden mirasın tamamını vereceğine dair ant içmesini ister ve küçük kardeş ant içer. Sonra, ilk doğan yere oturur, yer, içer ve kalkıp yoluna devam eder.

Tarlalarını, evlerini, parasını ve yetkisini bir tabak pilav ve balık ile değiş tokuş eden bu ilk doğan hakkında ne söyleyebiliriz? Yalnızca tek bir şey: “Ne kadar aptalca!” aynı bu ilk doğanın babasının bereketlerini ve dünya zenginliklerini küçümsemesi gibi, Esav da Tanrı’nın bereketlerini ve Sonsuzluğun zenginliklerini küçümsedi. Esav’ın küçümsedikleri hiç kuşkusuz dünyanın zenginlikleri ile karşılaştırılamayacak kadar değerliydi, çünkü Esav’ın küçümsediği, dünyaya gönderilecek olan Kurtarıcı’nın geleceği yeni ulusun bir üyesi olma hakkıydı.

Tanrı bugün bize Esav ve Yakup’un öyküsü aracılığı ile ne öğretmek istiyor? Tanrı bizi, Sonsuzluğun zenginliklerini geçici olan bu dünyanın zevkleri uğruna satan Esav’ın yürüdüğü yolu izlemememiz için bizi uyarmak istiyor. Rabbin Sözü’nün bu konuda neler söylediğine kulak verelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

“İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? İnsan kendi canına karşılık ne verebilir? (Matta 16:26) Dikkat edin, kimse Tanrı’nın lütfundan yoksun kalmasın..kimse ilk oğulluk hakkını bir yemeğe karşılık satan Esav gibi kutsal değerlere saygısızlık etmesin.” (İbraniler 12:15,16)

Esav, Tanrı’nın lütfundan yoksun kaldı, çünkü Tanrı’nın kutsal değerlerine saygı göstermedi. Böylece Tanrı bizi şu sözler ile uyarıyor: “Esav’ın yürüdüğü yoldan yürümeyin! Size vermek istediğim bereketleri küçümsemeyin!”

Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Tanrı’nın bereketlerini istiyor musunuz? Tanrı sizi seviyor ve çok bereketlemek istiyor, ama O’na yaşamınızdaki ilk yeri vermeniz gerekir. Tanrı’nın Sözü’ne yiyecek ve paradan daha çok değer vermelisiniz. O zaman, şu ayetlerin ne anlam ifade ettiklerini anlamaya başlayacaksınız: Tanrı’nın Kendisini sevenler için hazırladıklarını hiç bir göz görmedi, hiç bir kulak duymadı, hiç bir insan yüreği kavramadı. (1.Korintliler 2:9) Tanrı bizi bol bereketlemek istiyor. Tüm günahlarımızı bağışlamak, kötü yüreklerimizi değiştirmek, bizi aklamak ve sevgisi, sevinci, esenliği ve sağlayacağı güvenlik ile doldurmak istiyor. Ve bu bereketler, Tanrı’nın, Adem’in soyundan gelen herkese vermek istediği mirasın yalnızca bir bölümüdürler! Ancak yine de Sonsuzluğun kutsal değerlerini tüm yüreğiniz ile aramanız gerekir. Tanrı’nın sonsuz bereketlerini çaresizlik içinde aramayan kişi, onları asla almayacaktır. Bazen işittiğimiz şu atasözü gibi, ‘Bal isteyen, arılara cesaret ile göğüs germelidir.’ (Wolof atasözü – Türkçe karşılığı ‘Gülü seven, dikenine katlanır.’)

Tanrı’nın bereketlerini almak istiyor musunuz? O zaman, Tanrı’nın Sözü’nde ne vaat ettiğini anlamak için araştırmanız gerekir. O’nun insan kavrayışını aşacak kadar büyük olan harika vaatlerini biliyor musunuz? Bağrınıza bastığınız değerler Tanrı’nın bu harika vaatleri mi, yoksa yalnızca dünyadaki değerlerin ardından mı gidiyorsunuz? Tanrı Sözü bize, dünyada yalnızca iki tür insan olduğunu gösterir: Dünyaya değer verenler ve dünya değerlerinin ardından gidenler ve sonsuzluğa değer verenler ve gökteki değerlerin ardından gidenler. Siz hangi gruba aitsiniz?

Mezmurlar’ın ilk bölümünde neler yazıldığını dinleyelim:

(Mezmur 1) 1Ne mutlu o insana ki, kötülerin öğüdü ile yürümez. Günahkarların yolunda durmaz. Alaycıların arasında oturmaz. 2 Ancak zevkini Rabbin Yasası’ndan alır. Ve gece gündüz onun üzerinde derin derin düşünür.3 Böylesi  akarsu kıyılarına dikilmiş ağaca benze, meyvesini mevsiminde verir, yaprağı hiç solmaz, yaptığı her işi başarır. 4Kötüler böyle değil, rüzgarın savurduğu saman çöpüne benzerler. 5Bu yüzden yargılanınca aklanamaz, doğrular topluluğunda yer bulamaz günahkarlar. 6Çünkü Rab doğruların yolunu gözetir, kötülerin yolu ise ölüme götürür.

Sizin durumunuz nedir? Siz hangi yolda yürüyorsunuz? Tanrı’nın vaatlerine değer veren kişilerin yürüdüğü yolda mısınız? Yoksa, Tanrı’nın vaatlerini dünyanın geçici değerleri için satan Esav’a mı benziyorsunuz? Tanrı’nın Sözü bizi şu ifadeler ile uyarır:

“İnsan bütün dünyayı kazanıp da, canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? (Matta 16:26) Geçici yiyecek için değil, sonsuz yaşam boyunca kalıcı yiyecek için çalışın. Bunu size Kurtarıcı verecek. Çünkü Baba Tanrı O’na bu onayı vermiştir. (Yuhanna 6:27) Dikkat edin kimse Tanrı’nın lütfundan yoksun kalmasın, ya da ilk oğulluk hakkını bir yemeğe karşılık satan Esav gibi kutsal değerlere saygısızlık etmesin.” (İbraniler 12:15,16)

Sevgili dinleyicilerimiz, bugün burada bitirmemiz gerekiyor. Bir sonraki programda Tanrı isterse, Tevrat’ta Yakup’un öyküsü ile devam edeceğiz…

Siz, O’nun Sözündeki şu uyarı üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:

“Dikkat edin kimse, ilk oğulluk hakkını bir yemeğe karşılık satan Esav gibi Tanrı’nın lütfundan uzak kalmasın.” (İbraniler 12:15, 16)

24. Yakup İsrail Olur

Yakup İsrail Olur

Jacob Becomes Israel

Yaratılış 28-32

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk yolu adlı programınızı sunmak için bugün sizlerle birlikte olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dersimizde, İshak’tan doğan Esav ve Yakup adlı ikizlerin öyküsü okuduk. Esav, Tanrı’nın, büyükbabasına verdiği vaatleri küçümsedi ve ilk oğulluk mirasını bir tabak yiyecek ile değiş tokuş etti! Yakup ise Tanrı’nın vaatlerine değer verdi. Ama yine de bu, Yakup’un kusursuz olduğu anlamına gelmez. Yakup’un adı, aldatan anlamına gelir. Bu günkü dersimiz ile ilgili planımız, Tevrat’ta devam etmek ve Tanrı’nın, Yakup’u – aldatanı – Tanrı adamı Yakup olarak değiştirdiğini görmek.

Yakup gerçek bir hilekardı (aldatan). Peygamberlerin hatalarını saklamayan Kutsal Yazılar, bizlerin öğrenmesi için Yakup’un büyük kardeşi Esav’dan ilk oğulluk hakkını almak için onu iki kez nasıl kandırdığını yazarlar. Esav, bu yüzden öfkelenerek küçük kardeşini öldürmeyi amaçladı. Bu olayların sonucunda anneleri Rebeka, Yakup’u gizlice çağırdı ve ona Harran’da yaşayan dayısı Lavan’ın yanına kaçmasını ve kardeşinin öfkesi geçene kadar orada kalmasını öğütledi.

Şimdi, Yakup’un babası İshak’ın evinden ayrılarak dayısı Lavan’ın evine doğru yola çıkmasından sonra neler olduğunu görmek için Yaratılış kitabındaki yirmi sekizinci bölümü okuyalım. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 28) 10Yakup, Beer-Şeva’dan ayrılarak Harran’a doğru yola çıktı. (İbrahim, Tanrı kendisini çağırmadan önce Harran ülkesinde yaşıyordu.) 11Bir yere varıp orada geceledi, çünkü güneş batmıştı. Oradaki taşlardan birini alıp başının altına koyarak yattı.

12Düşte, yeryüzüne bir merdiven dikildiğini, başının göklere eriştiğini gördü. Tanrı’nın melekleri merdivenden çıkıp iniyorlardı. 13RAB yanı başında durup, ‘Atan İbrahim’in, İshak’ın Tanrısı RAB benim’ dedi, ‘Üzerinde yattığın toprakları sana ve soyuna vereceğim. 14Yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. Doğuya, batıya, kuzeye, güneye doğru yayılacaksınız. Yeryüzündeki bütün halklar sen ve soyun aracılığı ile kutsanacaklar. 15Seninle birlikteyim. Gideceğin her yerde seni koruyacak ve bu topraklara geri getireceğim. Verdiğim sözü yerine getirinceye kadar senden ayrılmayacağım.16Yakup uyanınca, ‘Rab burada, ama ben farkına varamadım’ diye düşündü. 17Korktu ve, ‘Ne korkunç bir yer!’ dedi. ‘Bu Tanrı’nın evinden başka bir yer olamaz. Burası göklerin kapısı.’ 18Ertesi sabah erkenden kalkıp başının altına koyduğu taşı anıt olarak dikti, üzerine zeytin yağı döktü. 19Oraya Beytel (‘Tanrı’nın evi’ anlamına gelir) adını verdi.”

Böylece, Tanrı bir düşte Yakup’a göründü ve ona büyükbabası İbrahim’e ve babası İshak’a vaat etmiş olduğu şeyin aynısını vaat etti, yani soyunu büyük bir ulus yapacağına söz verdi. Bu nedenle, Yakup’un büyük erkek kardeşinden çaldığı ilk oğulluk mirasının sonunda Tanrı tarafından ona verildiğini görürüz. Yakup, dünyaya gönderilecek olan Kurtarıcı’nın geleceği yeni ulusun babası olmayı hak etmedi. Ancak yine de Tanrı, hak etmeyen kişilere iyi şeyler veren merhamet ve lütuf Tanrısı’dır.

Yakup düşünde ne gördü? Kutsal Yazılar, onun “yeryüzüne bir merdiven dikildiğini, başının göklere eriştiğini ve Tanrı’nın meleklerinin merdivenden inip çıktıklarını” gördü. Yakup düşünde bir merdiven gördü. Yakup’un gördüğü merdiven sıradan bir merdiven değildi, çok uzundu, yeryüzünden gökyüzüne kadar uzanıyordu ve Tanrı’nın huzuruna varıyordu!

Uzun merdiven düşü aracılığı ile Tanrı, Yakup’a, onun ile harika ve yakın bir ilişkiye sahip olmak istediğini gösteriyordu. Tanrı aynı zamanda ona,  dünyaya gönderilecek olan Kurtarıcı’nın gökyüzü ve yeryüzü arasında uzanan bu merdiven gibi – Tanrı ve insan arasında Aracı – olacağını da göstermek istemişti.

Bugüne kadar pek çok insan, yukarı tırmanabileceğini ve Cennete kendi iyi işleri aracılığı ile girebileceğini düşünmüştür. Ama yine de, Tanrı’nın Sözü bize, Tanrı ve insan arasında yalnızca tek bir “merdiven” olduğunu ve bu “merdivenin” insandan değil, Tanrı’dan geldiğini söyler. Adem’in çocukları olan bizler, kendi gücümüz ile, gökyüzüne tırmanamayız ve Tanrı’nın huzuruna giremeyiz. Bunun nedeni, günahımız ve Kutsal Olan Tanrı’yı hoşnut etmek için yeterli gücümüzün kesinlikle olmayışıdır. Ama merhamet ile dolu olan Tanrı, insanlara olan büyük sevgisinden dolayı Adem’in soyu için bir kurtuluş yolu açmıştır.

Bu nedenle, Yakup’un düşünde gördüğü merdiven, Tanrı’nın, günahkarları kurtarmak için yeryüzüne göndermeyi vaat ettiği Aracı’yı sembolize ediyordu. Aracı, Yakup’un gördüğü gökyüzü ve yeryüzü arasında uzanan merdiven gibidir. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der:

“Tek Tanrı ve Tanrı ile insanlar arasında tek bir aracı vardır. O da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa’dır..Öyle ki O’na iman edenlerin hiç biri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.” (1. Timoteos 2:5,6; Yuhanna 3:16) Tanrı Sözü bu konuda çok kesindir: Tanrı’nın gökyüzünden göndermiş olduğu kutsal Aracı olmadan hiç kimse Tanrı’ya gelemez.

Şimdi, Yakup dayısının evine vardıktan sonra neler olduğunu görelim. Tanrı Sözü, “bir insan ne ekerse onu biçer” der. (Galatyalılar 6:7) Yakup’un ağabeyini nasıl aldattığını daha önce duymuştuk. Şimdi Yakup’un dayısının, Yakup’u nasıl aldattığını göreceğiz. Dayısının adı Lavan’dı ve Lavan hilekar bir adamdı.

Yirmi dokuzuncu bölümü okuyoruz. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 29) 14Yakup dayısı Lavan’ın yanında bir ay kaldıktan sonra, 15Lavan, ‘Akrabamsın diye benim yanımda bedava mı çalışacaksın?’ dedi, ‘Söyle ne kadar ücret istiyorsun?’ 16Lavan’ın iki kızı vardı. Büyüğünün adı Lea, küçüğünün adı Rahel’di. 17Lea’nın gözleri zayıftı, Rahel ise boyu posu yerinde güzel bir kızdı.18Yakup Rahel’e aşıktı. Lavan’a, ‘Küçük kızın Rahel için sana yedi yıl hizmet ederim’ dedi. 19Lavan, ‘Onu sana vermek başkasına vermekten daha iyidir’ dedi, ‘Yanımda kal.’ 20Yakup Rahel için yedi yıl çalıştı. Rahel’i sevdiği için yedi yıl ona bir kaç gün gibi geldi. 21Lavan’a, ‘Zaman doldu, kızını ver, evleneyim’ dedi. 22Lavan bütün yöre halkını toplayıp bir şölen verdi. 23Ama gece, kızı Lea’yı Yakup’a götürdü. Yakup onunla yattı. 24Lavan cariyesi Zilpa’yı kızı Lea’nın hizmetine verdi. 25Sabah olunca Yakup bir de baktı ki, yanındaki Lea! Lavan’a, ‘Nedir bana bu yaptığın?’ dedi, ‘Ben Rahel için yanında çalışmadım mı? Niçin beni aldattın?’ 26Lavan, ‘Bizim buralarda adettir, büyük kız dururken, küçük kız evlendirilmez!’ dedi, 27‘Bu bir haftayı tamamla, Rahel’i de sana veririz. Yalnız ona karşılık yedi yıl daha yanımda çalışacaksın.’ 28Yakup kabul etti. Lea ile bir hafta geçirdi, sonra Lavan kızı Rahel’i de ona verdi. 29Cariyesi Bilha’yı Rahel’in hizmetine verdi. 30Yakup Rahel ile de yattı. Onu Lea’dan çok sevdi. Lavan’a yedi yıl daha hizmet etti.

Böylece, Lavan’ın yeğeni Yakup’u nasıl aldattığını gördük. Bu olup bitenler iyi değildi, ama Tanrı’nın elinin, Yakup’un yaşamındaki olayların üzerinde olduğundan ve bu kötü olayları Yakup’un iyiliği için işleyeceğinden emin olabilirsiniz. Sonunda Yakup, on iki oğul babası oldu. Yakup dayısının evinde yirmi yıl yaşadı. Tanrı bu yirmi yıl boyunca, Yakup’u sevgisi ile denetleyebilmek ve onun imanını -aynı ateşin altını arıtması gibi – arıtabilmek için onun, bazı çok acı veren denemelerden geçmesine izin verdi.

Ancak yine de, Tanrı’nın Yakup’a göründüğü ve şu sözleri söylediği gün geldi, “Atalarının yanına, akrabalarının topraklarına, doğduğun yere dön. Seninle olacağım.” (Yaratılış 31:3) Bunun üzerine Yakup kalktı, eşyalarını hazırladı ve ailesi ile birlikte yola çıktı. Kenan ülkesine doğru hareket ettiler. Bu ülke, Tanrı’nın İbrahim, İshak, Yakup ve onların soyuna vermeyi vaat etmiş olduğu ülkeydi.

Yakup ve ailesi Kenan yolundayken, Tanrı çok özel bir şekilde Yakup’a göründü ve Yakup’un adını değiştirdi. Kutsal Yazıların otuz ikinci bölümde neler söylediğini dinleyin.

(Yaratılış 32) 24 Böylece Yakup arkada yalnız kaldı. Bir adam gün ağarıncaya kadar onunla güreşti. 25Yakup’u yenemeyeceğini anlayınca, onun uyluk kemiğinin başına çarptı. Öyle ki, güreşirken Yakup’un uyluk kemiği çıktı. 26Adam, ‘Bırak beni, gün ağarıyor’ dedi. Yakup, ‘Beni kutsamadıkça seni bırakmam” diye yanıtladı. 27Adam, ‘Adın ne?’ diye sordu. ‘Yakup.’ 28Adam, ‘Artık sana Yakup değil, İsrail’ denecek’ dedi, ‘Çünkü Tanrı ile, insanlar ile güreşip yendin.’ 29Yakup, ‘Lütfen adını söyler misin?’ diye sordu. Ama adam, ‘Neden adımı soruyorsun?’ dedi. Sonra Yakup’u kutsadı. 30Yakup, ‘Tanrı ile yüz yüze görüştüm, ama canım bağışlandı’ diyerek oraya Peniel (‘Tanrı’nın yüzü’ anlamına gelir) adını verdi.

Bu, önemli dersler ile dolu, şaşırtıcı bir öyküdür. Tanrı’nın, Yakup’a bir adam olarak göründüğünü ve onunla güreştiğini görüyoruz. Tanrı, Yakup ile neden güreşti? Çünkü Tanrı, Yakup’un, O’nun önündeki zayıflığını fark etmesini istedi. Tanrı, Yakup’un, tüm gerçek güç ve bilgeliğin yalnızca Tanrı’dan geldiğini bilmesi istedi. Tanrı’nın Yakup için harika planları vardı, ama Tanrı’nın en iyi bereketleri yalnızca, Tanrı’yı kendi güçleri ile hoşnut edemeyeceklerini bilen kişilere gelir. Yakup, Tanrı’nın önünde ne kadar zayıf olduğunu yeni yeni fark etmeye başlıyordu. O gece Tanrı Yakup’a yeni bir isim verdi: İsrail. Yakup, aldatan anlamına gelir. Ama İsrail’in anlamı, Tanrı ile egemenlik süren’dir. İsrail, İbrahim, İshak ve Yakup’un soyundan ortaya çıkarmayı vaat ettiği yeni ulusun adıydı. Bildiğiniz gibi, İsrail ulusu, Yakup’un on iki oğlundan meydana geldi. Ve Kurtarıcı, İsrail halkı aracılığı ile dünyaya geldi.

Biri şu soruyu sorabilir: Tanrı neden Yakup gibi bir hilekarı seçti ve onu dünyaya göndereceği Kurtarıcı’nın geleceği ulusun babası yaptı? Kutsal Yazıların bu konudaki yanıtına kulak verelim:

“Tanrı, bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını, güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti. Dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için dünyanın önemsiz, soysuz, değersiz gördüklerini seçti. Öyle ki, Tanrı’nın önünde hiç kimse övünemesin. (1.Korintliler 1:27-29)

Yakup bir hilekardı. Kendi gücü ile Tanrı’yı hoşnut edebilmesi için hiç bir yol yoktu. Onda iyi olan hiç bir şey yoktu, tek bir şeyin dışında: Yakup Tanrı’nın Sözü’ne inandı. Yakup, Tanrı’nın vaatlerine değer verdi. Yakup için Tanrı’nın bereketlerini elde etmek, dünyadaki her şeyden daha önemliydi. Böylece, Tanrı Yakup’a Kendisini bildirdi ve onu bereketledi. Tanrı, sonsuz amaçları uyarınca, hilekar Yakup’un yüreğini, Tanrı adamı İsrail’in yüreği ile değiştirdi.

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Siz de Yakup gibi, Tanrı’yı hoşnut etme konusundaki yetersizliğinizin farkına vardınız mı? Tanrı Sözü’nün bu konuda ne söylediğini dinleyelim. Şöyle der:

“Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır. (Matta 5:3) (Wolof dilinde, “ruhta yoksul olanlar” ifadesinin anlamı şöyle tercüme edilir: Tanrı’yı hoşnut etme konusundaki eksikliğini bilenler) “Tanrı kibirlilere karşıdır, ama alçakgönüllülere lütfeder. Uygun zamanda sizi yüceltmesi için, Tanrı’nın kudretli eli altında kendinizi alçaltın. (1.Petrus 5:5, 6)

Dinlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki dersimizde Tanrı isterse, Yakup’un oğullarından biri olan Yusuf’un şaşırtıcı öyküsünü öğrenmeye başlayacağız.

Tanrı sizi bereketlesin. Sizi Tanrı Sözü’ndeki şu ayet ile baş başa bırakıyoruz:

“Yine de RAB size lütfetmeyi özlem ile bekliyor, size merhamet göstermek için harekete geçiyor. Çünkü RAB adil Tanrı’dır. Ne mutlu O’nu özlem ile bekleyenlere!” (Yeşaya 30:18)

25. Yusuf’un Alçakgönüllülüğü

Yusuf’un Alçakgönüllülüğü

Joseph's Humiliation

Yaratılış 37-39

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Tanrı’nın peygamberlerinin öykülerini birer birer sıraladığımız Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olduğumuz için mutluyuz. Tevrat  olarak adlandırılan Tanrı Sözü’nün ilk kitabını okumaya devam ediyoruz.

Son dersimizde, İbrahim’in torunu olan Tanrı peygamberi Yakup hakkında bilgi edindik. Tanrı’nın Yakup’a nasıl İsrail adını verdiğini gördük. Yakup aldatan anlamına gelir, ama İsrail’in anlamı Tanrı ile egemenlik süren’dir. Şimdi Yakup’un iki adı vardı: Yakup ve İsrail. İsrail, aynı zamanda Tanrı’nın İbrahim, İshak ve Yakup’un soyundan meydana getirmeyi vaat etmiş olduğu yeni ulusun da adıydı. Yakup’un on iki oğlu vardı. Bu on iki oğuldan İsrail – Kurtarıcı’nın geleceği ulus – meydana geldi.

Yakup’un on iki oğlunun adlarını biliyor musunuz? Ruben, Şimon, Levi, Yahuda, Zevulun, İssakar, Dan, Gad, Aşer, Naftali, Yusuf ve Benyamin. Bugün Yakup’un oğulları hakkındaki çekici öyküyü okumaya başlıyoruz.. Özellikle Yakup’un on birinci oğlu olan Yusuf’un harika öyküsü üzerinde duracağız:

Tevrat’ın Yaratılış kitabının otuz yedinci bölümünü okuyoruz. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 37) 2 Yakup soyunun öyküsü. Yusuf on yedi yaşında bir gençti. Babasının karıları Bilha ve Zilpa’dan olan üvey kardeşleri ile birlikte sürü güdüyordu. Kardeşlerinin yaptıkları kötülükleri babasına ulaştırırdı. 3İsrail, Yusuf’u öbür oğullarının hepsinden daha çok severdi. Çünkü Yusuf onun yaşlılığında doğmuştu. Yusuf’a uzun, renkli bir giysi yaptırmıştı. 4Yusuf’un kardeşleri babalarının onu kendilerinden çok sevdiğini görünce, ondan nefret ettiler. Yusuf’a tatlı söz söylemez oldular.

5Yusuf bir düş gördü. Bunu kardeşlerine anlatınca, ondan daha çok nefret ettiler. 6Yusuf, ‘Lütfen gördüğüm düşü dinleyin’ dedi, 7‘Tarlada demet bağlıyorduk. Ansızın benim demetim kalkıp dikildi. Sizinkilerse, çevresine toplanıp eğildiler.”8Kardeşleri, ‘Başımıza kral mı olacaksın? Bizi sen mi yöneteceksin?’ dediler. Düşlerinden ve söylediklerinden ötürü ondan büsbütün nefret ettiler. 9Yusuf bir düş daha görüp kardeşlerine anlattı. “Dinleyin, bir düş daha gördüm’ dedi, ‘Güneş, ay ve on bir yıldız önümde eğildiler.’ 10Yusuf, babası ile kardeşlerine bu düşü anlatınca, babası onu azarladı: ‘Ne biçim düş bu?’ dedi, ‘Ben, annen, kardeşlerin gelip önünde yere mi eğileceğiz yani?’ 11Kardeşleri Yusuf’u kıskanıyorlardı, ama bu olay babasının aklına takılı kaldı.

12Bir gün Yusuf’un kardeşleri babalarının sürüsünü gütmek için Şekem’e gittiler. 13İsrail Yusuf’a, ‘Kardeşlerin Şekem’de sürü güdüyorlar’ dedi, ‘Gel seni de onların yanına göndereyim.’ Yusuf, ‘Hazırım’ diye yanıtladı. 14Babası, ‘Git, kardeşlerine ve sürüye bak’ dedi, ‘Her şey yolunda mı, değil mi bana haber getir.’ Böylece onu Hevron Vadisi’nden gönderdi. Yusuf Şekem’e vardı. 15Kırda dolaşırken bir adam onu görüp, ‘Ne arıyorsun?’ diye sordu. 16Yusuf, ‘Kardeşlerimi arıyorum’ diye yanıtladı, ‘Buralarda sürü güdüyorlar. Nerede olduklarını biliyor musun?’ 17Adam, ‘Buradan ayrıldılar’ dedi, ‘Dotan’a gidelim’ dediklerini duydum.’ Böylece Yusuf kardeşlerinin peşinden gitti ve Dotan’da onları buldu. 18Kardeşleri onu uzaktan gördüler. Yusuf yanlarına varmadan, onu öldürmek için düzen kurdular. 19Birbirlerine, ‘İşte düş hastası geliyor!’ dediler, 20‘Hadi onu öldürüp kuyulardan birine atalım. Yabanıl bir hayvan yedi deriz. Bakalım o zaman düşleri ne olacak?’21Ruben bunu duyunca Yusuf’u kurtarmaya çalıştı, ‘Canına kıymayın’ dedi, 22‘Kan dökmeyin, onu şu ıssız yerdeki kuyuya atın, ama kendisine dokunmayın.’ Amacı, Yusuf’u kurtarıp babasına geri götürmekti.

23Yusuf yanlarına varınca, kardeşleri sırtındaki uzun renkli giysiyi çekip çıkardılar 24ve onu susuz boş bir kuyuya attılar. 25Yemek yemek için oturduklarında, Gilat yönünden bir İsmaili kervanının geldiğini gördüler. Develeri, kitre, pelesenk, laden yüklüydü. Mısır’a gidiyorlardı. 26Yahuda, kardeşlerine, ‘Kardeşimizi öldürür, suçumuzu gizlersek ne kazanırız?’ dedi,27’Gelin onu İsmaililer’e satalım. Böylece canına dokunmamış oluruz. Çünkü o kardeşimizdir, aynı kanı taşıyoruz.’ Kardeşleri kabul ettiler. 28Midyanlı tüccarlar oradan geçerken, kardeşleri Yusuf’u kuyudan çekip çıkardılar, yirmi gümüşe İsmaililere sattılar. İsmaililer Yusuf’u Mısır’a götürdüler.

29Kuyuya geri dönen Ruben, Yusuf’u orada göremeyince, üzüntüden giysilerini yırttı. 30Kardeşlerinin yanı sıra gidip, ‘Çocuk orada yok’ dedi, ‘Ne yapacağım şimdi ben?’ 31Bunun üzerine bir teke keserek, Yusuf’un renkli uzun giysisini kana buladılar. 32Giysiyi babalarına götürerek, ‘Bunu bulduk’ dediler,’Bak bakalım, oğlunun mu, değil mi?’ 33Yakup giysiyi tanıdı, ‘Evet, bu, oğlumun giysisi’ dedi, ‘Onu yabanıl bir hayvan yemiş olmalı. Yusuf’u parçalamış olsa gerek.’ 34Yakup üzüntüden giysilerini yırttı, beline çul sardı, oğlu için uzun süre yas tuttu. 35Bütün oğulları, kızları onu avutmaya çalıştılarsa da, o avunmak istemedi. ‘Oğlumun yanına, ölüler diyarına yas tutarak gideceğim’ diyerek oğlu için ağlamaya devam etti.

(Yaratılış 39) 1 İsmaililer Yusuf’u Mısır’a götürmüştü. Firavunun görevlisi, muhafız birliği komutanı Mısırlı Potifar onu İsmaililerden satın almıştı. 2Rab, Yusuf ile birlikteydi. Ve onu başarılı kılıyordu. Yusuf M ısırlı efendisinin evinde kalıyordu. 3Efendisi RAB’bin Yusuf ile birlikte olduğunu yaptığı her işte onu başarılı kıldığını gördü. 4Yusuf’tan hoşnut kalarak onu özel hizmetine aldı. Evinin ve sahip olduğu her şeyin sorumluluğunu ona verdi. 5Yusuf’u evinin ve sahip olduğu her şeyin sorumlusu atadığı andan itibaren RAB Yusuf sayesinde Potifar’ın evini kutsadı. Evini, tarlasını, kendisine ait her şeyi bereketli kıldı. 6Potifar sahip olduğu her şeyin sorumluluğunu Yusuf’a verdi; yediği yemek dışında hiç bir şey ile ilgilenmedi. Yusuf güzel yapılı, yakışıklıydı. 7Bir süre sonra efendisinin karısı ona göz koyarak, ‘Benimle yat’ dedi. 8Ama Yusuf reddetti. ‘Ben burada olduğum için efendim evdeki hiç bir şey ile ilgilenme gereğini duymuyor’ dedi, ‘Sahip olduğu her şeyin yönetimini bana verdi. 9Bu evde ben de onun kadar yetkiliyim. Senin dışında hiç bir şeyi benden esirgemedi. Sen onun karısısın. Nasıl böyle bir kötülük yapar, Tanrı’ya karşı günah işlerim?10Potifar’ın karısı her gün kendisi ile yatması ya da birlikte olması için direttiyse de, Yusuf onun isteğini kabul etmedi.

11Bir gün Yusuf olağan işlerini yapmak üzere eve gitti. İçerde ev halkından hiç kimse yoktu. 12Potifar’ın karısı Yusuf’un giysisini tutarak, ‘Benimle yat’ dedi. Ama Yusuf giysisini onun elinde bırakıp evden dışarı kaçtı. 13Kadın Yusuf’un giysilerini bırakıp kaçtığını görünce, 14uşaklarını çağırdı. ‘Bakın şuna!’ dedi, ‘Kocamın getirdiği bu İbrani bizi rezil etti. Yanıma geldi, benimle yatmak istedi. Ben de bağırdım. 15Bağırdığımı duyunca giysisini yanımda bırakıp dışarı kaçtı.’

16Efendisi eve gelinceye kadar Yusuf’un giysisini yanında alıkoydu. 17Ona da aynı şeyleri anlattı: ‘Buraya getirdiğin İbrani köle yanıma gelip beni aşağılamak istedi. Ama ben bağırınca giysisini yanımda bırakıp kaçtı.’ 18Ama ben bağırınca giysisini yanımda bırakıp kaçtı.’ 19Karısının, ‘Kölen bana böyle yaptı’ diyerek anlattıklarını duyunca, Yusuf’un efendisinin öfkesi tepesine çıktı. 20Yusuf’u yakalayıp zindana, kralın tutsaklarının bağlı olduğu yere attı. Ama Yusuf zindandayken, 21RAB onun ile birlikteydi. Ona iyilik etti. Zindancıbaşı Yusuf’tan hoşnut kaldı. 22Bütün tutsakların yönetimini ona verdi. Zindanda olup biten her şeyden Yusuf sorumluydu. 23Zindancıbaşı Yusuf’un sorumlu olduğu işler ile hiç ilgilenmezdi. Çünkü RAB Yusuf ile birlikteydi ve yaptığı her işte onu başarılı kılıyordu.

Böylece Yakup’un oğlu Yusuf’un öyküsü başlar. Bugün gördüklerimizi şu ifade ile özetleyebiliriz: Yusuf doğruluğu sevdi ve kötülükten nefret etti. Günahın geçici zevklerinin tadını çıkartmaktansa, zindanda acı çekecekti. Efendisinin karısı onun kendisi ile yatmasını istediği zaman, Yusuf’un onu reddetmesinin ve ona ‘Nasıl böyle bir kötülük yapar ve Tanrı’ya karşı günah işlerim?’ diyerek karşılık vermesinin nedeni buydu.

Yusuf, hem Tanrı’ya hem de günaha hizmet edemeyeceğini biliyordu. Yusuf, yüreğini Tanrı’ya sunmuştu. Bu nedenle doğruluğu seviyor ve kötülükten nefret ediyordu. Büyükbabası İbrahim gibi Yusuf da Tanrı’nın, Adem’in soyunun günahları uğruna ölmek için dünyaya gelecek olan Kurtarıcı ile ilgili vermiş olduğu vaatlere inandı. Tanrı, Yusuf’u doğru saydı, çünkü Yusuf Tanrı’nın sözüne inandı. Tanrı, Yusuf iman ettiği için onun günahlarını bağışladı ve onun yüreğini günahı yenmek ve kötü bir dünyada doğru bir yaşam sürdürebilmek için gerekli olan arzu ve güç ile doldurdu.

Tanrı, Yusuf ile “yürüdü”, çünkü Yusuf Tanrı ile “yürüdü”. Yusuf günahtan keyif alamadı, çünkü yüreği Tanrı’ya aitti. Tanrı’ya yüreği ile inanan ve tapınan kişi, Tanrı’nın sevdiğini sevecek ve Tanrı’nın nefret ettiğinden nefret edecektir. Kutsal Yazılar bu konuda şunları yazar:

Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür.” (Matta 6:24) “Çünkü doğruluk ile fesadın, ışık ile karanlığın ne paydaşlığı olabilir?” (2.Korintliler 6:14) “Tanrı ışıktır; O’nda hiç karanlık yoktur. O’nun ile paydaşlığımız var deyip de karanlıkta yürürsek, yalan söylemiş, gerçeğe uymamış oluruz.” (1.Yuhanna 1:5, 6)

Tanrı’ya gerçekten ait olan kişiler, Tanrı Sözü’ne inanırlar ve bu Söz’e itaat etmek isterler. Ama Tanrı’ya ait olmayanlar günah tarafından kontrol edilirler. Bu kişiler, dinin dış şekline sahip olabilirler, ama düşüncelerini, yüreklerinin niyetlerini, sözlerini ve yaptıkları işleri günah kontrol eder. Günahı yenmeye niyetlenebilirler, ama bunu yapacak güçleri yoktur, çünkü günah onlardan daha güçlüdür. Yüreklerinde, Tanrı’nın O’nun Sözü’ne inanan ve O’nun ön gördüğü kurtuluş yolu kabul eden herkese verdiği Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nun gücüne sahip değildirler.

Bugün bizi dinleyen sevgili dostlarımız, Tanrı, Gücü aracılığı ile yüreğinizi yeniledi mi? Yüreğinizi tüm günahtan temizleme gücüne sahip olan Kurtarıcı ile ilgili İyi Haber’i kabul ettiniz mi? Yoksa hala günahın egemenliği altında mı yaşıyorsunuz? Kutsal Yazılar şöyle der: Tanrı’ya yaklaşın, O da size yaklaşacaktır. Ey günahkarlar, ellerinizi günahtan temizleyin. Ey kararsızlar yüreklerinizi paklayın..Rab’bin önünde kendinizi alçaltın, sizi yüceltecektir.” (Yakup 4:8, 10)

Dostlar, dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Bir sonraki dersimizde Tanrı’nın isteği ile Yusuf’un öyküsüne devam edeceğiz ve onun zindandan nasıl çıktığını ve tüm Mısır ülkesi üzerinde nasıl egemen konuma yükseltildiğini göreceğiz.

Kutsal Yazılar üzerinde bulunan şu ayet üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:

“Tanrı ışıktır; O’nda hiç karanlık yoktur. O’nun ile paydaşlığımız var deyip de karanlıkta yürürsek, yalan söylemiş ve gerçeğe uymamış oluruz.”  (1.Yuhanna 1:5, 6)

Pages