August 2012

56. Peygamber Yeremya

Peygamber Yeremya

The Prophet Jeremiah

Yeremya

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlaması ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda, peygamber Yeşaya’nın gelecek olan Mesih hakkında pek çok şey yazdığını dinledik. Tanrı, Mesih’in doğumundan yedi yüz yıl önce, günahkarların bu Kurtarıcısının nasıl Tanrı’nın huzurundan çıkıp geleceğini, bir bakireden doğacağını ve Kendisinden başka hiç kimsenin yapamayacağı mucizeler yapacağını Yeşaya’nın zihnine yerleştirdi. Ancak tüm bunlara rağmen Yeşaya aynı zamanda Mesih’in dünyanın günahlarını ödemek için kurban edilen bir kuzu gibi Kanını dökeceğini de önceden bildirdi. Ve bir kez kurban edildikten sonra ölüme karşı zafer kazanacak, O’na inanan herkese sonsuz yaşam sağlayarak ölümden dirilecekti. Bugün Tanrı’nın bir başka büyük peygamberi olan peygamber Yeremya hakkında inceleme yapmayı planlıyoruz.

Yeremya, peygamber Yeşaya’dan yaklaşık yüz yıl sonra yaşadı. Daha önce görmüş olduğumuz gibi İsrail ulusu artık bir arada olan bir ulus değildi. Bölünerek iki ulus haline gelmişti: İsrail ve Yahuda. Yeremya’nın zamanında kuzeyde bulunan İsrail krallığı yıkıldı. Tanrı, İsrail halkını düşmanlarının eline teslim etti, çünkü peygamberlerin mesajına inanmadılar ve günahlarından tövbe etmediler. Böylece Yahudi uluslarından yalnızca Yahuda kaldı. Yahuda, güneydeki ulustu. Başkenti, Süleyman’ın inşa ettiği tapınağın bulunduğu Yeruşalim’di. Daha önce öğrenmiş olduğumuz gibi, Yahuda oymağı, Tanrı’nın Mesih’i, aracılığı ile dünyaya getirmeyi vaat etmiş olduğu oymaktı.

Yeremya bir Yahudi’ydi. Yeruşalim’den beş kilometre uzakta bulunan küçük bir kentte dünyaya geldi. Yeremya’nın babası Yeruşalim’deki tapınakta kahin olarak hizmet etti. O dönemde Yeruşalim’deki Yahudilerin çoğu, atalarının geleneklerini izliyorlar ve dindarlıklarını hala yoğun bir şekilde sürdürüyorlardı. Ama Rab Tanrı’nın Sözü’ne kulak asmadılar. Ama Yeremya, Tanrı’nın Sözü’nü bağrına basan ve ona itaat eden bir adamdı. Yeremya, Tanrı’nın, Mesih’i dünyaya göndereceği günü özlemle bekliyordu.

Şimdi Tanrı’nın Yeremya’ya peygamber olması için nasıl çağrıda bulunduğunu dinleyelim. Yeremya kitabının birinci bölümünde Yeremya şunları yazdı:

(Yeremya 1) 4Rab bana şöyle seslendi: 5Ana rahminde sana biçim vermeden önce tanıdım seni. Doğmadan önce seni ayırdım, uluslara peygamber atadım. 6Bunun üzerine, ‘Ah Egemen Rab, konuşmayı bilmiyorum, çünkü gencim’ diye karşı çıktım. 7RAB, ‘’Gencim’ deme” dedi. “Seni göndereceğim herkese gidecek, sana buyuracağım her şeyi söyleyeceksin. 8Onlardan korkma, çünkü seni kurtarmak için ben seninleyim.” Böyle diyor Rab. 9Sonra RAB elini uzatıp ağzıma dokundu, ‘İşte sözlerimi ağzına koydum’ dedi, ‘10Bak, ülkelerin ve ulusların kökünden sökülmesi, yıkılıp yok olması, yer ile bir edilmesi, kurulup dikilmesi için bugün sana yetki verdim.’

Tanrı, böylece, Yeremya’yı, O’nun peygamberi olması için çağırdı. Tanrı, onu, diğer Yahudi kardeşlerine gitmesi ve günahlarından tövbe etmedikleri ve Rabbe ve O’nun kutsal Sözü’ne dönüş yapmadıkları takdirde, Tanrı’nın onları yargılayacağını bildirmesi için atadı. Yeremya’nın görevi ağır ve zordu, çünkü Yahudiler, hiç kimsenin kendilerine, uyguladıkları dindar işlerin Tanrı’yı hoşnut etmediğini söylemesinden hoşlanmazlardı. Ama peygamber Yeremya insanları hoşnut etmeye çalışan biri değildi. Bu nedenle, Yeremya Yeruşalim’de ve Yahuda ülkesinin her yerinde yirmi dört yıl süre ile Tanrı’nın Sözü’nü duyurdu ve şöyle konuştu: “Tanrı benim sizleri uyarmamı istiyor; eğer günahlarınızdan tövbe etmez ve Rabbin Sözü’ne itaat etmezseniz, Tanrı, Babil ulusunun ordusuna izin verecek ve bu ordu Yeruşalim’e girecek, kenti ve tapınağı yakarak yok edecek! Ve hepinizi çok uzaklardaki bir ülkeye tutsaklar olarak alıp götürecekler!” Yeremya’nın Yahuda ülkesinde yaşayan Yahudilere ilan ettiği mesaj buydu.

Yeremya’nın Yahudi kardeşlerini uyardığı mesajların yazılı bulunduğu bölümlerden birkaç tanesini okuyalım. Yeremya kitabının yedinci bölümünde yazılı olanları okuyalım:

(Yeremya 7) 1RAB Yeremya’ya şöyle seslendi: 2Rabbin tapınağının kapısında durup şu sözü duyur. De ki, ‘Rabbin sözünü dinleyin, ey Rabbe tapınmak için bu kapılardan giren Yahuda halkı! 3İsrail’in Tanrısı , Her Şeye Egemen Rab diyor ki: Yaşantınızı ve uygulamalarınızı düzeltin. O zaman burada kalmanızı sağlarım. 4“Rabbin Tapınağı, Rabbin Tapınağı, Rabbin Tapınağı buradadır!” gibi aldatıcı sözlere güvenmeyin. 5Eğer yaşantınızı ve uygulamalarınızı gerçekten düzeltir, birbirinize karşı adil davranır, 6yabancıya, öksüze, dula haksızlık etmez, burada suçsuz kanı akıtmaz, sizi yıkıma götüren başka ilahların ardınca gitmezseniz, 7burada, sonsuza dek atalarınıza vermiş olduğum ülkede kalmanızı sağlarım.8 Ne var ki, sizler işe yaramaz aldatıcı sözlere güveniyorsunuz. 9Çalmak, adam öldürmek, yalan yere ant içmek, Baal’a buhur yakmak, tanımadığınız başka ilahların ardınca gitmek, bütün bu iğrençlikleri yapmak için mi 10bana ait olan tapınağa gelip önümde duruyor ve güvenlik içindeyiz diyorsunuz?”

Yeremya böylece, Tanrı’yı tanıyormuş gibi yapan, ama eylemleri ile O’nu inkar eden Yahudileri azarladı. Yeremya, kitabının on yedinci bölümünde sözlerine şunları ekler:

(Yeremya 17) 5RAB diyor ki, ‘İnsana güvenen, insanın gücüne dayanan, yüreği Rab’den uzaklaşan kişi lanetlidir. 9 Yürek her şeyden daha aldatıcıdır; iyileşmez, onu kim anlayabilir? 10‘Ben Rab, herkesi davranışlarına, yaptıklarının sonucuna göre ödüllendirmek için yüreği yoklar, düşünceyi denerim.’

Yeremya bu sözleri ile, Tanrı’yı tanıdıklarını ileri süren Yahuda halkını uyardı ve onlara şu bilgiyi verdi: “Eğer günahlarınızdan tövbe etmezseniz ve Tanrı’ya dönmezseniz, Babil orduları Yeruşalim kentini ve bu kentin tapınağını yok edecekler ve sizler de onların köleleri olacaksınız!”

Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yahuda halkının, Rabbin kendilerine Yeremya peygamberin ağzından söylemiş olduğu söze saygı duyduklarını ve bu sözü yerine getirdiklerini düşünüyor musunuz? Yahuda halkının çoğunluğu bu uyarıya kulak asmadılar! Yeremya’nın söylediklerine kahinler bile inanmadılar. Gerçeği söylemek gerekirse, kahinler Yeremya’nın sözlerini işittikleri zaman onu tutukladılar, kırbaçladılar ve bütün bir gün ayaklarını zincire vurdular. Kahinler, Tanrı’nın, düşmanları olan Babillilere Yeruşalim’e girmelerine ve kenti ve Süleyman’ın bina etmiş olduğu tapınağı yer ile bir etmelerine izin vereceğine inanamadılar. Onların düşüncelerine göre böyle bir şey asla gerçekleşemezdi. Kahinler bu yüzden Yeremya’ya öfkelendiler, çünkü Yeremya Yeruşalim’in yıkılacağını önceden bildirdi ve Tanrı’nın sözlerini bir kitap olarak yazdı.

Tanrı’nın peygamberi Yeremya’nın sözlerini kabul etmeyi reddeden kişiler yalnızca halk ve kahinler değillerdi. Aynı zamanda Yahuda kralı da Yeremya’nın sözlerini reddetti. Aslında kral, Yeremya’nın yazmış olduğu kitabı okuduğu zaman, bir bıçak alarak kitabı kesti ve avluda yana ateşe attı ve kitabın tamamı yandı. Yahuda kralının bu yaptığı korkunçtu; günahlarından tövbe etmedi ve Rabbin sözünü kabul etmedi. Evet, kral Yeremya’nın yazdığı kitabı yaktı. Ama bu eylemi ile Tanrı’nın buyruğunu değiştiremedi.  Tanrı, bu durum karşısında Yeremya’yı, tüm Sözlerini başka bir kitaba tekrar yazması için yönlendirdi.

Yeremya kitabını çalıştığınız takdirde, kralın, kahinlerin ve Yahuda halkının Yeremya’ya nasıl büyük bir eziyet çektirdiklerini, onu sık sık zindana atıklarını göreceksiniz. Bir defasında Yeremya’yı, derin ve çamur dolu bir çukurun içine attılar. Ama Tanrı onu çukurdan çıkartması için Afrikalı bir adam gönderdi ve böylelikle Yeremya’nın yardımına koşarak onu kurtardı.

Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta vardır; Yahudilerin çoğunluğunun peygamber Yeremya’yı dinlemeyi reddetmelerine rağmen, bu tutumları, onların başka herhangi birini dinlemedikleri anlamına gelmiyordu; kendilerini peygamber olarak adlandıran ama sahte peygamberler olan kişileri dinliyorlardı. Kutsal Yazılar bize pek çok kişinin Tanrı’nın peygamberleri olduklarını ileri sürdüklerini ama bu kişilerin aslında iki yüzlü sahtekarlar olduklarını bildirirler, çünkü onların bildirdikleri mesajlar Tanrı’dan gelen mesajlar değillerdi. Bu yüzden Yeremya Yeruşalim’in üzerine düşecek olan Tanrı yargısını ilan ederken, sahte peygamberler Yahuda halkına şu sözleri söylüyorlardı: “Hayır, hayır! Yeremya’nın ilan ettiği felaket gerçekleşmeyecek! Babil, Yeruşalim’i yık edemez! Tanrı’nın Tapınağını hiç kimse yıkamaz! Üzerimize felaket gelmeyecek! Başınıza gelecek olan tek şey esenliktir! Esenlikten başka hiç bir şey ile karşılaşmayacaksınız!  (Not: Wolof kültüründe “Esenlik” her şeydir. “Nasılsın?” sorusunun olağan yanıtı her zaman için ‘Yalnızca esenlik içindeyim’ karşılığıdır.)

Ama Yeremya, tüm Yahudilere şu sözler ile konuştu:

(Yeremya 23) 16Her Şeye Egemen Rab diyor ki, ‘Size peygamberlik eden peygamberlerin dediklerine kulak asmayın, onlar sizi aldatıyorlar. Rabbin ağzından çıkanları değil, kendi hayal ettikleri görümleri anlatıyorlar.21 Bu peygamberleri ben göndermedim, ama çabucak ortaya çıktılar. Onlara hiç seslenmedim, yine de peygamberlik ettiler. 22Ama meclisimde dursalardı, sözlerimi halkıma bildirir, onları kötü yollarından ve davranışlarından döndürürlerdi!”

Böylece Yeremya sahte peygamberlik eden bu kişilerin sözlerine karşı uyanık olmaları için Yahudileri uyardı. Ama her şeye rağmen ne yazık ki, Yahuda halkının çoğunluğu Tanrı’nın peygamberi Yeremya’nın yarısına kulak asmadı. Böyle yapmak yerine, sahte peygamberlerin sözlerine inandılar. Tüm bunlara rağmen sonunda, iş işten geçtikten sonra kral, kahinler, halk ve sahte peygamberler, Tanrı’nın gerçek sözünü kimin ilan ettiğinin farkına vardılar. Farkına vardılar, çünkü Yeremya’nın Yeruşalim’in yıkılacağına ilişkin duyurduğu her şeyin gerçekleştiğini gördüler. Tanrı’nın Sözü her zaman gerçekleşir.

Kutsal Yazıların bu konuda neler söylediğine kulak verelim:

(Yeremya 52) 4Yahuda Kralı Sidkiya’nın krallığının dokuzuncu yılında, onuncu ayın onuncu gününde Babil kralı Nebukadnessar bütün ordusu ile Yeruşalim önlerine gelip ordugah kurdu. Kentin çevresine rampa yaptılar. 5Kral Sidkiya’nın krallığının on birinci yılına kadar kent kuşatma altında kaldı. 6Dördüncü ayın dokuzuncu günü kentte kıtlık öyle şiddetlendi ki, halk bir lokma ekmek bulamaz oldu. 7Sonunda kentin surlarında bir gedik açıldı. (Böylece askerler Yahuda kralına yetişerek onu ele geçirdiler.) 9Kral Sidkiya yakalanıp Babil Kralı’nın huzuruna çıkarıldı. Babil Kralı onun hakkında karar verdi. 10Sidkiya’nın gözü önünde oğullarını sonra da bütün Yahuda önderlerini öldürttü. 11Sidkiya’nın gözlerini oydu, zincire vurup Babil’e götürdü. Sidkiya öldüğü güne dek ceza evinde tutuldu. 13Sonra Babil Kralı Nebukadnessar ve askerleri Rabbin tapınağını, sarayı, ve Yeruşalim’deki bütün evleri ateşe verip önemli yapıları yaktı ve 14Yeruşalim’i çevreleyen bütün surları yıktı. 15Komutan Nebuzaradan yoksullardan bazılarını, kentte sağ kalanları, Babil Kralı’nın safına geçen kaçakları ve zanaatçıları sürgün etti. 16Ancak bağcılık, çiftçilik yapsınlar diye bazı yoksulları orada bıraktı. 27Böylece Yahuda halkı ülkesinden sürülmüş oldu!

Böylece Tanrı’nın peygamberi Yeremya’nın ağzı aracılığı ile önceden bildirmiş olduğu her şey yerine gelmiş oldu. Artık Yahudilerin hepsi Yeremya’nın sözlerinin gerçeğin sözleri olduğunu biliyorlardı. Ancak yine de bu bilgilerinin onlara pek fazla yararı olmadı, çünkü şimdi Babil askerlerinin ellerinde tutsaklardı!

Bugün işlediğimiz dersi nasıl sonuçlandırmamız gerekir? Belki şu düşünce ile sonuçlandırabiliriz: Yargı Günü’nde, Adem’in soyundan olan herkes sonunda neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilecektir. Ama yine de, Tanrı neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu şimdi ayırt etmenizi istiyor -  çünkü Yargı günü geldiği zaman yeryüzündeki yaşam döneminiz sırasında hor görüp tenezzül etmediğiniz gerçekten haberdar olmanız size hiç bir yarar sağlamayacaktır. Yargı Günü’nde tövbe etmek için artık çok geç olacaktır, çünkü o zaman günahlarınızın içinde mahvolmuş olacaksınız. Bu yüzden Tanrı Sözü şöyle der: “Tanrı’nın uygun zamanı işte şimdidir, Tanrı’nın kurtuluş günü işte şimdidir.” (2. Korintliler 6:2)

“Sevgili Kardeşlerim, her ruha inanmayın. Tanrı’dan olup olmadıklarını anlamak için ruhları sınayın. Çünkü bir çok sahte peygamber dünyanın her yanına yayılmış bulunuyor!” (1. Yuhanna 4:1)

Bir sonraki dersimizde, Babil’e sürgüne gönderilen Yahudilerin başlarına neler geldiğini göreceğiz.

Siz, Yeremya peygamber tarafından kaleme alınan şu vaat üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin. Rab Tanrı şöyle diyor:

“Beni arayacaksınız, bütün yüreğiniz ile beni arayınca beni bulacaksınız.” (Yeremya 29:13)

57. Peygamber Daniel

Peygamber Daniel

The Prophet Danıel

Daniel 1, 6

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını isteyen esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda, Yeremya kitabını inceledik. Peygamber Yeremya Mesih’in dünyaya ilk gelişinden yaklaşık altı yüz yıl önce yaşadı. Yeremya’nın, Yahudi kardeşlerini nasıl uyardığını gördük, günahlarından tövbe etmedikleri ve Tanrı’ya dönüş yapmadıkları takdirde Babil ulusunun ordusunun Yeruşalim kentini yıkacağını ve onları tutsak alarak sürgüne götüreceğini söyledi. Ne yazık ki, Yahudilerin çoğunluğu sahte peygamberlere kulak verdi ve Yeremya’nın çağrısını kabul etmeyi reddetti. Böylece Babil ordusunun nasıl geldiğini, Yeruşalim’i nasıl yıktığını ve Yahudileri Babil’e sürgüne götürdüğünü gördük. Her şey, Tanrı’nın, peygamberi Yeremya’nın ağzı aracılığı ile aynı önceden bildirdiği gibi meydana geldi.

Ama Yeruşalim’in yıkılışı Tanrı’nın, uzun zaman önce halkı olarak seçmiş olduğu Yahudileri terk ettiği anlamına gelmiyordu. İbrahim, İshak ve Yakup’a, ‘Tüm dünyadaki halklar sizin aracılığınız ile bereketlenecekler’ diyen Tanrı, onlar ile yaptığı antlaşmayı unutamazdı. Tanrı, İbrahim’in soyundan gelen Yahudi ulusu aracılığı ile dünyaya göndereceği Kurtarıcı ile ilgili Planını unutmamıştı. Böylece, Kutsal Yazılar, Tanrı’nın vaat etmiş olduğu gibi onları tekrar Yeruşalim’e geri getirinceye kadar Yahudiler ile Babil’de yetmiş yıl süreyle nasıl ilgilendiğini bildirirler. Ancak bu konu ile ilgili öyküyü dinleyebilmeniz için bir sonraki programımıza kadar beklemeniz gerekiyor.

Bugünkü programımızda Babil’e götürülen sürgünler arasında bulunan Daniel adlı genç bir Yahudi’nin öyküsünü okumayı planladık. Daniel adındaki bu genç adam Tanrı’nın peygamberiydi. Daniel adı, Tanrı Yargıcımdır anlamına gelir. Bu adın anlamı, Daniel’in tanıklığının kısa bir özetidir. Daniel, bir gün herkesin hesap vermek zorunda olduğu Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’dan başka hiç kimseden korkmazdı. Daniel, diğer insanların kendisi hakkında ne düşündükleri ile hiç ilgilenmezdi. Onun için önemli olan tek şey yalnızca Tanrı’nın düşünceleriydi. Tanrı, Daniel’in Yargıcıydı. Daniel, uzun zaman önce peygamber Süleyman’ın yazmış olduğu şu sözlere inandı: İnsandan korkmak, tuzaktır, ama Rabbe güvenen güvenlikte olur.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 29:25)

Tanrı, Daniel’e çok derin anlamlı bir kitap yazması için esin verdi. Daniel kitabı, insan zihninin icat edemeyeceği pek çok açıklamayı (peygamberlikleri) içerir. Gelecekte neler olacağını yalnızca Tanrı bilir. Buna rağmen Daniel peygamber, dünyanın pek çok ulusu hakkındaki tarihi yazdı ve bu ulusların tarihlerini yazdığı zaman, onlar daha ortada bile yoklardı. Örneğin, Daniel, Pers, Yunan ve Roma krallıklarının nasıl var olacaklarını ve bu ulusların krallarının neler yapacaklarını yazdı. Ve hem de bu ulusların ortaya çıkacaklarını onlar daha var olmadan yüzlerce yıl önceden yazdı. Aynı zamanda Daniel de Tanrı’nı peygamberlerinin çoğu gibi, Mesih’in ilk gelişi ve ikinci gelişi hakkında da yazdı. Daniel, Mesih’in ilk gelişinde günah için bir kurban olarak öldürüleceğini önceden bildirdi. (Daniel 9:26) Ama Mesih tekrar yeryüzüne geri döndüğü zaman, dünyayı adalet ile yargılayacaktı. Peygamber Daniel’in Mesih’in ikinci gelişi ile ilgili görümü hakkında yazılanları dileyelim:

“Ben bakarken tahtlar kuruldu. Eskiden Beri Var Olan yerine oturdu. Giysileri kar gibi beyaz, başındaki saçlar yün gibi apaktı. Tahtı alev alev, tekerlekleri kızgın ateş gibiydi. Önünden ateşten bir ırmak çıkıp akıyordu. Binlerce binler O’na hizmet ediyordu; on binlerce on binler önünde duruyordu. Mahkeme kuruldu, kitaplar açıldı. Gece görümlerimde, insanoğluna benzer birinin göğün bulutları ile geldiğini gördüm. Eskiden beri var Olan’ın yanına doğru ilerledi, O’nun önüne getirildi. O’na egemenlik, yücelik ve krallık verildi. Bütün halklar, uluslar ve her dilden insan ona tapındı. Egemenliği hiç bitmeyecek sonsuz bir egemenlik, krallığı hiç yıkılmayacak bir krallıktır.” (Daniel 7:9, 10, 13, 14)

Zamanımız, Daniel’in kitabında bulunan Tanrı’nın en derin düşüncelerini araştırmamıza izin vermediği için bugün için ayırdığımız zamanın tamamını peygamber Daniel’in öyküsünü inceleyerek geçireceğiz.

Daniel kitabının ilk bölümünde, Babil kralı Nebukadnessar’ın devlet yönetiminde hizmet etmek için yetiştirilmek üzere nasıl bazı genç Yahudi erkeklerini seçtiğini gördük. Aralarından en yakışıklı ve en zeki olanlarını seçti; Babil’in öğrenmesi çok zor olan alfabesini ve dilini ve her tür bilimi öğrenebilecek yetenekte olan Yahudileri ayırdı. Daniel, kralın seçmiş olduğu bu genç erkeklerden biriydi.

Böylece, Daniel, Babil okullarındaki öğrenimine başladı. Ama öğrenimine başladığı ilk gün, Daniel bir bilinmeyen ile karşı karşıya kaldı. Babil’in büyük kralı, okuluna devam eden genç erkeklerin en iyi şarabı içmelerine ve en iyi yiyecekleri yemelerine karar vermişti. Ama bu sözü edilen şarap ve yiyecekler putlara sunuluyordu. Daniel, putlara tapınma eylemine katılabilir miydi? Kesinlikle bunu yapamazdı! Neden mi? Çünkü Daniel’de Tanrı korkusu vardı. Daniel, Rab Tanrısını hoşnut etmeyen bir şey yapmaktansa ölmeyi tercih ederdi. Kıysal Yazıların bu konu hakkında neler yazdığını dileyelim: “Ama Daniel dinsel açıdan kendisini kirletmemek için kralın onlara ayırdığı yemeklerden yemeyi de şaraptan içmeyi de istemedi. Bu yoldan kendisini kirletmemek için saray görevlilerinin yöneticisine ricada bulundu.” (Daniel 1:8)

Kutsal Yazılar Tanrı’nın Daniel’i bu zor durumdan nasıl kurtardığını, onu nasıl bereketlediğini, ve ona nasıl derin bir bilgi ve bilgelik verdiğini şu sözler ile bildirirler: “Kral bilgelik ve anlayış ile ilgili konularda onları sınadı ve dört genci ülkesindeki bütün sihirbazlardan, falcılardan on kat üstün buldu. (Daniel 1:20) Böylece yaklaşık yetmiş yıl boyunca Daniel dört farklı krala hizmet etti ve Tanrı onun ile beraberdi.

Bugünkü dersimizin arta kalan bölümünde Daniel’in yaşamından alınmış bir öyküye bakmak istiyoruz; bu öykü bize Daniel’in Tanrı’dan başka hiç kimseden korkmadığını anlatır. Bu öykü aracılığı ile Daniel’in, Kral için görev yapan diğer memurlardan ne kadar farklı olduğunu göreceğiz. Diğer memurlar gerçeği çarpıtan ve rüşvet almaya alışkın kişilerdi.  Çünkü yüreklerinde Tanrı korkusu yoktu. Ama Daniel tüm kötülükleri ve sahtekarlıkları reddetti, çünkü yüreği Tanrı korkusu ile doluydu. Tanrı’ya karşı gelip O’nu üzmek istemedi ve bu yüzden aslanların inine atılmayı dahi tercih etti.

Bugün okuyacağımız öykünün başlangıcında, Daniel artık yaşlı bir adamdır ve egemenliği altında bulunduğu dördüncü krala bağlılık ile hizmet etmektedir. Bu dönemde Babil Kralllığı’nın adı değişmiş ve Pers Krallığı olmuştur, çünkü iki ulus yani Medler ve Persler Babil’i fethetmişlerdi ve Daniel peygamberin önceden bildirmiş olduğu gibi Babil’i ikiye ayırmışlardı.

Altıncı bölümde Kutsal Yazılar şöyle der:

(Daniel 6) 1Darius bütün ülkeyi yönetecek yüz yirmi satrap atamayı uygun gördü. 2Bunların başına da biri Daniel olmak üzere üç bakan atadı. 3Kendisinde bulunan olağanüstü ruh sayesinde Daniel öbür bakanlar ile satraplardan üstün olduğundan, kral onu bütün ülkenin başına atamayı tasarlıyordu.

4Bunun üzerine öbür bakanlar ile satraplar Daniel’i ülke yönetimi konusunda suçlamak için fırsat kollamaya başladılar. Ancak ne suçlanacak bir yanını ne de bir yanlışını buldular. Çünkü Daniel güvenilir biriydi. Kendisinde hiç bir eksiklik ya da yanlış bulamadılar. 5Sonunda, “Daniel’i Tanrı’nın Yasası ile ilgili bir konuda suçlayamazsak, bir suçlama nedeni bulamayacağız” dediler.

6Bunun üzerine bakanlar ile satraplar hep birlikte krala gidip, ‘Ey Kral Darius, çok yaşa!’dediler. 7Ülkenin bütün bakanları,kaymakamları, satrapları, danışmanları, valileri olarak kralın zorlu bir yasa çıkarması üzerinde anlaştık. Ey Kral, kim otuz gün içinde senden başka bir insana, ya da ilaha dua ederse, aslan çukuruna atılsın. 8Şimdi ey kral, yasağı koy; Medler ile Perslerin değişmez yasası uyarınca yazıyı imzala ki değiştirilemesin. 9Böylece Kral Darius yasağı içeren yasayı imzaladı.

10Daniel, yasanın imzalandığını öğrenince evine gitti. Yukarı odasının Yeruşalim yönüne bakan pencereleri açıktı. Daha önce yaptığı gibi her gün üç kez diz çöküp dua eti. Tanrısı’na övgüler sundu. 11Ona tuzak kuran adamlar hep birlikte oraya gittiklerinde, onu Tanrısı’na dua edip yalvarırken gördüler. 12Bunun üzerine krala gidip çıkardığı yasa ile ilgili şunları söylediler: ‘Ey kral, kim otuz gün içinde senden başka bir insana ya da bir ilaha dua ederse, aslan çukuruna atılsın diye yasa imzalamadın mı?’ Kral, ‘Medler ile Perslerin değişmez yasası uyarınca çıkardığım yasa geçerlidir’ diye karşılık verdi. 13Bunun üzerine, ‘Ey kral, Yahuda sürgünlerinden biri olan Daniel seni de imzaladığın yasayı da saymıyor; günde üç kez dua ediyor’ dediler.

14Bunu duyan kral çok üzüldü. Daniel’i kurtarmayı kafasına koydu. Onu kurtarmak için güneş batıncaya dek uğraştı. 15O zaman adamlar toplu halde krala gidip, ‘Ey kral, Medler ile Perslerin yasası uyarınca, kralın koyduğu yasanın ya da yasağın değiştirilemeyeceğini bilmelisin’ dediler. 16Bunun üzerine kral Daniel’i getirmelerini ve aslan çukuruna atmalarını buyurdu. Daniel’e de, ‘Kendisine sürekli kulluk ettiğin Tanrı seni kurtarsın!’ dedi. 17Bir taş getirip çukurun ağzına koydular. Daniel ile ilgili hiç bir şey değiştirilmesin diye kral hem kendi mühür yüzüğü ile, hem de soyluların mühür yüzükleri ile taşı mühürledi. 18Sonra sarayına döndü; geceyi yemek yemeden, eğlenmeden geçirdi; uykusu kaçtı.

19Şafak sökerken kalkıp, acele ile aslan çukuruna gitti. 20Çukura yaklaşınca üzgün bir ses ile, ‘Ey yaşayan Tanrı’nın kulu Daniel, kendisine sürekli kulluk ettiğin Tanrın seni aslanlardan kurtarabildi mi?’ diye haykırdı. 21Daniel, ‘Ey kral, sen çok yaşa’ diye yanıtladı. 22Tanrım meleğini gönderip, aslanların ağzını kapadı. Beni incitmediler. Çünkü Tanrı’nın önünde suçsuz bulundum. Sana karşı da ey kral, hiç bir yanlışlık yapmadım.’ 23Kral buna çok sevindi. Daniel’i çukurdan çıkarmalarını buyurdu. Daniel çukurdan çıkarıldı. Bedeninde hiç bir yara izi bulunmadı. Çünkü Tanrısı’na güvenmişti. 24Kralın buyruğu uyarınca Daniel’i haksız yere suçlayan adamları, karıları ve çocukları ile birlikte getirip aslan çukuruna attılar. Daha çukurun dibine varmadan aslanlar onları kaptılar ve kemiklerini kırdılar.

25Kral Darius, dünyada yaşayan bütün halklara, uluslara ve her dilden insanlara şöyle yazdı: “Esenliğiniz bol olsun! 26Krallığımda yaşayan herkesin Daniel’in Tanrısı’ndan korkup titremesini buyuruyorum. O, yaşayan Tanrı’dır, sonsuza dek var olacak. Krallığı yıkılmayacak. Egemenliği son bulmayacak. 27O kurtarır, O yaşatır. Gökte de yerde de belirtiler, şaşılası işler yapar. Daniel’i aslanların pençesinden kurtaran O’dur! Amin!

Putperest kralın, Tanrı’nın, Daniel’i aslanların elinden nasıl kurtardığını gördükten sonra ne söylediğini duydunuz mu? Şöyle dedi: “Krallığımda yaşayan herkesin Daniel’in Tanrısı’ndan korkup titremesini buyuruyorum. Çünkü O, yaşayan Tanrı’dır ve sonsuza dek var olacak!”

Bugün programımızı dinlemekte olan sizler, Daniel’in Tanrısı’ndan korkuyor musunuz? Belki de, “Daniel’in Tanrısı kim?” diye soruyor olabilirsiniz. Daniel’in Tanrısı, İbrahim,İshak ve Yakup’un Tanrısı’dır. Daniel’in Tanrısı, Musa ve Davut peygamberlerin Tanrısı’dır. Daniel’in Tanrısı, bize Kutsal Yazıları vermiş olan Tanrı’dır. O, aslanların gücünden, yani, Şeytan’ın, günahın ve cehennemin gücünden daha kuvvetli olan bir güçten günahkarları kurtaracak olan bir Kurtarıcı’yı yeryüzüne göndermeyi vaat etmiş olan Tanrı’dır. Daniel’in Tanrısı, Tanrı’dır – Tek Gerçek Tanrı!

Daniel’in Tanrısı’ndan korkuyor musunuz? Size, arkadaşlarınızdan ve onların düşüncelerinden ya da atalarınızdan ve onların geleneklerinden ya da dervişlerinizden ve onların taleplerinden korkup korkmadığınızı sormuyoruz. Size sorduğumuz soru şu: Tanrı’dan korkuyor musunuz? Rab Tanrı’yı hoşnut etmeyi ve O’nun kutsal Sözü’ne itaat etmeyi istiyor musunuz? Daniel Tanrı’dan korktu, çünkü insandan korkmuyordu. Daniel Rab Tanrısını üzmektense, bir geceyi aslanların ininde geçirmeyi tercih etti. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Tanrı’dan korkuyor musunuz? Daniel’in Tanrı’dan korktuğu kadar siz de Tanrı’dan korkuyor musunuz? Kötülükten Daniel’in nefret ettiği kadar nefret ediyor musunuz? Daniel’in Tanrı’nın Sözü’nü bağrına bastığı kadar siz de Tanrı’nın sözü’nü bağrınıza basıyor musunuz? Yoksa siz de Ademoğullarının çoğu gibi gerçeği saptıran, para sevgisi olan, ve Kutsal Yazıları umursamayan kişiler gibi misiniz? Tanrı’dan korkuyor musunuz?

Dinlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki dersimizde Daniel’den sonra gelen Zekeriya adlı bir peygamber tarafından yazılmış olan bazı şaşırtıcı peygamberliklere bakmayı planlıyoruz …

Siz, şu önemli gerçek üzerinde derin düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:

“İnsandan korkmak tuzaktır, ama Rabbe güvenen güvenlikte olur.”  (Süleyman’ın Özdeyişleri 29:25)

58. Peygamber Zekeriya

Peygamber Zekeriya

The Prophet Zechariah

Zekeriya

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

İki program önce, Tanrı’nın peygamberi Yeremya’nın Yahudi kardeşlerini, Tanrı’nın Sözü’ne kulak asmadıkları ve günahlarından tövbe etmedikleri takdirde, Tanrı’nın, Babil askerlerinin ülkelerine girmelerine ve onu yıkmalarına ve kendilerini de sürgüne götürmelerine izin vereceği konusunda nasıl uyardığını öğrendik. Yahudilerin çoğu Yeremya’nın uyarılarına önem vermediler. Ve bunun sonucunda, Babil ordusu doğudan geldi, Yeruşalim’i yıktı, tapınağı yer ile bir etti ve aynı peygamber Yeremya’nın önceden bildirmiş olduğu gibi Yahudileri tutsak alarak Babil’e sürgüne götürdü. Böylece Yahudi halkı dağıtıldı, çünkü Tanrı’nın peygamberlerinin sözüne itaat etmeyi reddettiler.

Ama Yahudilerin sadakatsizliği, Tanrı’nın sadakatini değiştirdi mi? Asla! Şimdi Yeremya peygamberin günahları nedeni ile Babil’de sürgün olan Yahudilere neler söylediğini dinleyin. Yeremya Yahudilere şöyle dedi:

(Yeremya 29) 4İsrail’in Tanrısı Her Şeye Egemen Rab Yeruşalim’den Babil’e sürdüğü herkese şöyle diyor: 10‘Babil’de yetmiş yılınız dolunca, sizin ile ilgilenecek, buraya (Yeruşalim’e) sizi geri getirmek için verdiğim iyi sözü tutacağım. 11Çünkü sizin içi düşündüğüm tasarıları biliyorum’ diyor Rab, ‘Kötü tasarılar değil, size umutlu bir gelecek sağlayan esenlik tasarıları bunlar!’

Peygamber Yeremya yaptığı bu duyuru ile onlar Tanrı’yı unutmuş olsalar dahi,Tanrı’nın onları unutmamış olduğunu bildiriyordu. Tanrı, yetmiş yıl sonra onları tekrar atalarının ülkesine geri götürmeyi planladı. İşte Babil’de sürgünde olan Yahudilere Yeremya’nın söyledikleri bunlardı. Tanrı, gerçekten sadıktır (birebir anlamı ile: antlaşmalarını yerine getirir). Tanrı, İbrahim, İshak ve İsrail’in soyları aracılığı ile dünyanın tüm uluslarını kutsayacağına dair vermiş olduğu vaadi unutmamıştı. Tanrı, Adem’in tüm soyuna iletmeleri için Sözü’nü İsraillilere emanet ettiğini de unutmamıştı. Dersimizde, Tanrı’nın, peygamberlerini Yahudilerin arasından nasıl seçtiğini, kutsal Sözü’nü duyurmaları ve gelecek kuşaklara iletilmesi amacı ile yazmaları için onlara nasıl esin verdiğini gördük. Tanrı’nın, Musa’nın zihnine Tevrat kitabını ve Davut’un yüreğine Mezmurlar’ın ilahilerini nasıl yerleştirdiğini biliyoruz. Tanrı’nın yine benzer şekilde Yeşu, Samuel, Süleyman, Yeşaya, Yeremya ve Daniel’e Tanrı’nın Sözü’nü yazmaları için nasıl esin verdiğini de gördük. Tanrı’nın peygamberlerinin tüm Yazılarının Tanrı’nın İsrail ulusu aracılığı ile göndereceği dünyanın Kurtarıcısı hakkındaki harika planını nasıl bildirdiklerini de gözlemledik.

Bugün Tanrı’nın, Mesih’in dünyaya geleceği Yahuda ülkesine Yahudileri nasıl geri getirdiğini ve böylece Mesih’i dünyaya göndermek için yaptığı planda nasıl ilerlediğini göreceğiz. Yahudilerin aynı peygamber Yeremya’nın önceden bildirmiş olduğu gibi yetmiş yıllık sürgünden sonra Yeruşalim’e nasıl geri döndüklerini göreceğiz.

Şimdi okumaya başlarken, Babil ülkesinin artık Pers ülkesi olarak adlandırıldığını hatırlayalım, çünkü Persliler Babil’i fethetmişlerdi. Ezra kitabının birinci bölümünü okuyoruz. Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Ezra 1) 1Pers Kralı Koreş’in krallığının birinci yılında RAB, Yeremya aracılığı ile bildirdiği sözünü yerine getirmek amacı ile Pers Kralı Koreş’i harekete geçirdi. Koreş yönetimi altındaki bütün halklara şu yazılı bildiriyi duyurdu:2”Pers Kralı Koreş şöyle diyor: ‘Göklerin Tanrısı Rab, yeryüzünün bütün krallıklarını bana verdi. Beni Yahuda’daki Yeruşalim kentinde kendisi için bir tapınak yapmakla görevlendirdi. 3Aranızda O’nun halkından kim varsa, Tanrısı onunla olsun. Yahuda’daki Yeruşalim kentine gidip İsrail’in Tanrısı Rabbin Yeruşalim’deki Tanrı’nın Tapınağını yen,den yapsınlar. 5Böylece Yahuda ve Benyamin oymaklarının boy başları, kahinler, Levililer ve ruhları Tanrı tarafından harekete geçirilen herkes, Rabbin Yeruşalim’deki Tapınağını yeniden yapmak için gidiş hazırlıklarına giriştiler. 6Komşuları gönülden verdikleri armağanların yanı sıra, altın, gümüş kaplar, mal, hayvan ve değerli armağanlar ile onları desteklediler. 7Pers kralı Koreş de Nebukadnessar’ın Yeruşalim’deki Rabbin Tapınağından alıp kendi ilahının tapınağına koymuş olduğu kapları çıkardı.

Tanrı, çok zaman önce peygamberi Yeremya aracılığı ile vaat etmiş olduğunu yerine getirdi mi? Elbette yerine getirdi! Daha önce Tanrı’nın nasıl Babil Kralına Yeruşalim’i yıkması, ve Tanrı’nın tapınağını yer ile bir etmesi için  - aynı Yeremya’nın önceden tam bir kesinlik ile bildirmiş olduğu gibi – izin vermiş olduğunu gördük. Ve şimdi Pers Kralı Koreş’in istekli olan her Yahudi’nin ülkesine geri dönmesini ve Tapınağı ve Yeruşalim kentini – yine söylüyoruz: aynı peygamber Yeremya’nın önceden tam bir kesinlikle bildirmiş olduğu gibi yeniden bina etmesini buyurduğunu görüyoruz. RAB, gerçekten de kralların Kralı’dır. Zamanları ve mevsimleri kontrol eden O’dur. O’nun ilan ettiği her şey gerçekleşecektir! Peygamber Süleyman şöyle yazdı: “Kralın yüreği Rabbin elindedir. Kanaldaki su gibi onu istediği yöne çevirir.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 21:1)

Kutsal Yazılar bundan sonra bir grup Yahudi’nin nasıl Pers ülkesinden ayrıldıklarını ve Yahuda ülkesine ve Yeruşalim kentine nasıl geri döndüklerini tanımlarlar. Yeni önderleri, Zerubbabil adındaki bir Yahudi’ydi. Yahudiler Yeruşalim’e geldikleri zaman, büyük bir üzüntü duyarak sarsıldılar, çünkü tüm kent yer ile bir olmuştu ve Süleyman tarafından inşa edilmiş olan Rabbin Tapınağı harabeye dönüşmüştü. Tapınaktan geriye kalan yalnızca kırık taş parçaları ve küllerdi.

Böylece Yahudiler ilk önce, bir zamanlar Rabbin tapınağının bulunduğu yerde bir araya gelip toplandılar. Ve orada bir kurban sunağı inşa ederek bazı hayvanları kurban olarak sundular. Rabbe, hep birlikte kendilerini Babil ve Pers ülkesinde yetmiş yıl koruduğu ve ana vatanlarına tekrar geri getirdiği için teşekkür etiler ve Rabbi övdüler. Tanrı, onlara yardımcı olmak ve onları güçlendirmek için bu Yahudiler ile birlikteydi, öyle ki, pek çok deneme ve yıllarca süren ağır işlerden sonra Rabbin tapınağını, Yeruşalim kentini ve kenti çevreleyen surları yeniden bina edebilecek güce sahip olabilsinler diye onlara destek oluyordu.

Belki bazılarınızın aklına şöyle bir soru gelebilir: “Yahudilerin Yeruşalim’e dönüş yapmaları ile ilgili öykünün bizim ile ne gibi bir ilgisi olabilir?” Sevgili dostlar, Yahudilerin ülkelerine geri dönmeleri çok önemlidir, çünkü Mesih Filistin’in güneyinde bulunan Yahuda ülkesinde dünyaya gelecekti. Dünyanın Kurtarıcısının—sizin Kurtarıcınızın—Yahuda’da doğabilmesi için Yahudilerin bu ülkeye geri dönmeleri gerekliydi.

Yahudilerin Yeruşalim’e geri geldikleri dönemde Tanrı, onlara Zekeriya adında bir peygamber sağladı. Bu Zekeriya, peygamber Yahya’nın babası Zekeriya ile aynı kişi değildir. Tanrı, Zekeriya’yı, Yahudileri,Tanrı’ya ve O’nun vaatlerine iman etmeleri konusunda güçlendirmek için gönderdi. İletmesi için Zekeriya’ya verilen mesaj çok önemliydi. Tanrı’nın Mesih’i göndermek için atadığı zaman yaklaşmaktaydı. Kurtarıcı’nın yeryüzüne gelmesine yalnızca beş yüz yıl kalmıştı.

Tanrı’nın, Zekeriya’nın zihnine yerleştirdiği bazı sözleri inceleyelim. Zekeriya kitabının birinci bölümünü okumaya başlıyoruz. Ve Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Zekeriya 1) 1Darius’un krallığının ikinci yılının sekizinci ayında Rab İdda oğlu Berekya oğlu peygamber Zekeriya aracılığı ile şöyle seslendi: 2“RAB, atalarınıza çok öfkelendi. 4Atalarınız gibi davranmayın. Önceki peygamberler, Her Şeye Egemen Rab, kötü yollarınızdan ve kötü uygulamalarınızdan dönün diyor, diyerek onları uyardılar. Ne var ki, onlar dinlemediler, bana aldırış etmediler. Böyle diyor Rab. 5Hani atalarınız neredeler? Peygamberler de sonsuza kadar mı yaşar? 6Peygamber kullarıma buyurduğum sözler ve kurallar atalarınıza ulaşmadılar mı?

Zekeriya’ın Yahudiler’e verdiği uyarıyı işittiniz mi? Zekeriya onlara şöyle dedi: “Rab, atalarınıza çok öfkelendi! Atalarınız gibi davranmayın!” Tanrı, Yahudilerin atalarına neden öfkelendi? Tanrı, onlara öfkelendi, çünkü onlara göndermiş olduğu peygamberlerin sözlerine kulak asmadılar. Babil’e sürgüne gönderilmelerinin nedeni buydu. Yahudilerin ataları dindarlardı, ama Tanrı onlardan hoşnut kalmadı, çünkü peygamberlerin sözlerine aldırış etmediler. O dönemde yaşayan Yahudiler, günümüzde yaşayan, ‘Tüm peygamberlere elbette inanıyoruz’ diyen kişilere benziyorlardı. Ancak, Tanrı’nın peygamberlerine gerçekten inanmadıkları ortadaydı, çünkü peygamberlerin Kutsal Yazılarda yazmış olduklarına kulak asmadılar. Bir dinleri vardı, ama Tanrı’nın Kendisi ile bir ilişkiye sahip değillerdi. Yahudi atalarının çoğunluğu da aynen onlara benziyordu. Peygamberlerin sözlerini takdir etmediler. Tanrı’yı dudakları ile onurlandırdılar, ama O’nun Sözü’nü yüreklerine kabul etmediler. Tanrı, bu nedenle kulu Zekeriya’yı, dudakları ile, ‘Tanrı, Tanrı, Tanrı!’ diyen, ama Tanrı’nın, peygamberleri aracılığı ile onlara göndermiş olduğu Söz’ü önemsemeyen atalarının yolunu izlememeleri konusunda uyarmak için onlara gönderdi.

Zekeriya, Yahudileri uyardıktan sonra, onlara gelecek olan Kurtarıcı hakkında konuşmaya başladı. Bugünkü dersimizde, peygamber Zekeriya’nın Mesih ile ilgili yazmış olduğu her şeyi okumak için yeterli zamanımız yok, ama yine de bu konuda kısa bir kaç bölüm okuyabiliriz.

Zekeriya kitabının dokuzuncu bölümünde, peygamber Zekeriya, Mesih’in Yeruşalim’e bir eşeğe binerek gireceğini önceden bildirdi. Zekeriya şu sözleri söyledi: “Ey Sion kızı, sevinç ile coş! Sevinç çığlıkları at ey Yeruşalim kızı! İşte kralın! O, adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür! Eşeğe, evet, sıpaya, eşek yavrusuna binmiş sana geliyor!”  (Zekeriya 9:9)

Zekeriya, on birinci bölümde, ayrıntılı olarak açıklamak için zamanımız olmayan dikkat çekici bir peygamberliği kaleme aldı. Zekeriya’nın önceden bildirdiği olaylardan biri de, Mesih’in otuz parça gümüşe satılacak olmasıydı! Peygamber Zekeriya bu konuda şunları yazdı: “Onlara, ‘Uygun görürseniz ücretimi ödeyin, yoksa boş verin’ dedim. Onlar da ücret olarak bana otuz parça gümüş verdiler. Ben de otuz gümüşü alıp, Rabbin tapınağındaki çömlekçiye atım.” (Zekeriya 11:12, 13)

Zekeriya, kitabın on ikinci bölümünde, Yahudilerin Mesih’i yalnızca satmakla kalmayacaklarını, ama aynı zamanda O’nu öldüreceklerini de yazdı! Zekeriya şöyle söyledi: Rab diyor,

“Davut soyu ile Yeruşalim’de oturanların üzerine lütuf ve yakarış ruhunu dökeceğim. Bana, yan, deştiklerine bakacaklar; biricik oğlu için yas tutan biri gibi yas tutacak, ilk oğlu için acı çeken biri gibi acı çekecekler. Biri, ‘Bağrındaki bu yaralar ne?’diye sorduğunda da, ‘Bunlar dostlarımın evinde aldığım yaralar’ diye yanıtlayacak.”  (Zekeriya 12:10; 13:6)

Zekeriya, bu sözleri ile Mesih’in Ellerinde yaralar (izler) bulunacağını önceden bildirdi. Elleri nasıl yaralanacaktı? Yahudi kardeşleri, Romalıları O’nu çarmıha germeleri için ikna edeceklerdi. Romalılar, O’nun elerini ve ayaklarını bir çarmıha çivileyecekler ve daha sonra böğrünü bir kargı ile deleceklerdi. Her şey, tam olarak Zekeriya’nın önceden bildirdiği gibi gerçekleşti. Peygamber Zekeriya’nın yazdıkları, peygamber Davut’un yüzlerce yıl önce Mesih ile ilgili olarak Mezmurlar’da yazdıkları ile mükemmel bir uyum içindeydi: Ellerimi ve ayaklarımı deliyorlar!” (Mezmur 22:16)

Sevgili dostlar, Tanrı Mesih’in çarmıhtaki ölümünün Adem’in çocuklarını günahlarının cezasından kurtarmak için çok uzun zaman önce tasarlamış olduğu planın en önemli bölümü olduğunu bilmemizi ister. Günahsız Mesih’in, günahkarların yerine geçerek acı çekmesi ve onların yerine ölmesi gerekiyordu. Tanrı’nın tüm peygamberlerinin erdikleri mesaj budur. Bu söylenenlerin tümünü net bir şekilde anladınız mı? Zekeriya’nın, Mesih doğmadan yaklaşık beş yüz yıl önce Mesih hakkında önceden bildirmiş olduklarını tam olarak anlıyor musunuz? Mesih’in acı çekerek öleceğini, ölüler arasından ilk dirilen olacağını ve O’nun adına iman eden herkesin günahlarını bağışlayacağını ve onlara Cennette bir yer hazırlayacağını ilan eden peygamberlerin mesajına gerçekten inanıyor musunuz? Peygamberlere inanıyor musunuz? (bkz. Elçilerin İşleri 26: 18-27) Yoksa Tanrı’nın peygamberlerini dudakları ile onurlandıran, ama onların duyurduğu mesaja inanmayan Yahudiler gibi misiniz?

Peygamberlerin mesajları ile ilgili olarak Kutsal Yazılar’da duyurulan sözler şöyledir:

“Peygamberlik sözlerini küçümsemeyin.”  (1. Selanikliler 5:20) “Peygamberlerin sözleri bizim için daha büyük kesinlik kazandı. Gün ağarıp sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz.”  (2. Petrus 1:19) “Peygamberlerin sözlerine inanıyor musun?”  (Elçilerin İşleri 26:27)

Sevgili dostlar, dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Tanrı isterse, bir sonraki programımızda, Mesih dünyaya gelmeden önce, Kutsal Yazıların son kitabını yazan peygamberin söylediği sözü işiteceğiz.

Siz, Tanrı’nın Sözü’ndeki bu önemli soruya içten bir yanıt vermek için araştırma yaparken, Tanrı sizi bereketlesin:

“Peygamberlerin sözlerine inanıyor musun?”  (Elçilerin İşleri 26:27)

59. Peygamberlerin Mesajinin Özeti

Peygamberlerin Mesajinin Özeti

The Message of the Prophets Summarized

Malaki

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Şimdiye kadar, uzun bir süre Kutsal Yazıların ilk kısmında çalışmalar yaptık. Bu kısım, İlk Antlaşma olarak adlandırılır. Aynı zamanda Eski Antlaşma olarak da bilinir. Bu ilk kısım, Tevrat’ı, Mezmurlar’ı ve Peygamberlerin diğer Yazılarını kapsar. Görmüş olduğumuz gibi, Tanrı, İlk Antlaşma kitabını yazdırmak için bin beş yüz yıllık bir zaman süreci içinde otuzdan fazla sayıda peygamberi kullandı.

Bugün Kutsal Yazıların ilk kısmındaki yolculuğumuzu tamamlayacağız. Ama yine de, İlk Antlaşma kitabının son bölümlerine bakmadan önce, ilk günden bu güne kadar bu kutsal kitaptan seçip ayırdıklarımız hakkında biraz konuşmak istiyoruz. Tüm peygamberlerin verdiği mesajı üç büyük düşünce ile özetleyebiliriz:

  • Bir: Tanrı kutsaldır ve her günahı yargılamak zorundadır.
  • İki:  Adem’in tüm çocukları günah içinde doğdular ve bu yüzden Tanrı’nın yargısı ile yüzleşmek zorundadırlar.
  • Üç:  Tanrı, yeryüzüne gelerek Adem’in çocuklarının yerine geçecek ve günahın cezasını üstlenecek olan kutsal bir Kurtarıcı göndermeyi planladı.

Yukarda belirtilen bu üç büyük düşünce, Tanrı’nın tüm peygamberlerinin vaaz etmiş oldukları üç gerçektir. Bu üç gerçek üzerinde tekrar duralım:

  • Bir: Tanrı kutsaldır ve günahı hoş göremez.
  • İki: İnsan kutsal değildir, günah doludur ve kendisini günahın cezasından kurtaracak hiç bir çaresi yoktur.
  • Üç: Tanrı’nın, günahkarları temizlemek ve onları yargıdan kurtarmak için yapmış olduğu bir planı vardır.

Bu üç gerçeği kavradınız mı? Bu gerçekler, sizi kavradı mı? Kutsal Tanrı’nın nasıl olduğunu fark edebiliyor musunuz? Günahlarınızın, sizi yargılamak zorunda Olan’ın gözünde ne kadar büyük olduklarının farkında mısınız? Tanrı’nın, sizi günahlarınızdan temizlemek için bir planı bulunduğunu biliyor musunuz?

Gerçekten de, Tanrı kutsaldır ve insan kutsal değildir. Kutsal Yazılar’da yaptığımız çalışmalarda bu iki gerçeği sık sık gördük. Tanrı’nın, Şeytan ve onu izleyen herkes için yaratmış olduğu tükenmez ateşin nedeni, Tanrı’nın kutsallığıdır. Aden Bahçesi’ndeki yasaklanmış olan ağacın meyvesinden yedikleri için Adem ve Havva’yı bahçeden kovan neden Tanrı’nın kutsallığıdır. Tanrı, Adem’in oğullarına günahı örtmek amacı ile yakmalık sunular olarak hayvanlar kurban etmelerini buyurdu; bunun nedeni de Tanrı’nın kutsallığıdır. Kayin’in sunusunu kabul etmeyişinin nedeni de yine O’nun kutsallığıdır. Tanrı kutsal olduğu için Nuh’un döneminde günahkarları bir tufan ile yok etti ve yine aynı neden ile İbrahim’in zamanında Sodom ve Gomora halkının üzerine ateş yağdırdı. Tanrı’nın, dünyayı adalet ile yargılayacağı bir gün hazırlamasının nedeni de aynı şekilde Tanrı’nın kutsallığından ötürüdür.

Tanrı’nın peygamberlerinin Tanrı’nın kutsallığı ve insanın günahkarlığı ile ilgili olarak neler yazdıklarına kulak verelim; Tanrı’nın peygamberleri şöyle dediler: “Ya Rab, kutsal Tanrım, öncesizlikten beri var olan sen değil misin?  Kötüye bakamayacak kadar saftır gözlerin. Haksızlığı hoş göremezsin.”  (Habakkuk 1:12, 13) “Hepimiz murdar olanlara benzedik, bütün doğru işlerimiz kirli adet bezi gibi.” (Yeşaya 64:6) Eğer Tanrı bu kadar kutsal ve insan bu kadar murdar ise, o zaman kim kurtulabilir? Cehennemi sonsuz ateşinden nasıl kurtulabiliriz? Adem oğulları, saf ve kutsal olan Tanrı’nın huzurunda sonsuzluğu nasıl geçirebilirler?

Bu sorunun yanıtı, peygamberlerin mesajında üçüncü nokta olarak yer alır. Peygamberler Tanrı’nın kutsal ve Adem oğullarının günahkar olduklarını ilan ettikten sonra Tanrı’nın Kendisinin Adem oğullarını günahlarından temizlemek için bir planı bulunduğunu durmaya devam ettiler.

İlk Antlaşma (Eski Ahit) kitabının en önemli mesajı, Tanrı’nın, O’na inanan herkesi kurtarmak için günahkar Adem oğullarının yerine ölecek olan günahsız bir Kurtarıcıyı yeryüzüne göndermeyi vaat etmiş olmasıdır. Bu, Tanrı’nın günahkarları kurtarmak için yapmış olduğu plandı ve hala da öyledir. Tanrı, yalnızca Kurtarıcının dökülen kanı aracılığı ile günahı bağışlayabilir ve kutsallığından ve adaletinden ödün vermeden günahkarlar ile barışabilirdi.

Kurtarıcıyı dünya gönderme planını ilerletmek için Tanrı, peygamberlerinin ve Mesih’in geleceği yeni bir ulus yaratmak için İbrahim’i çağırdı. Tanrı, İbrahim’e şu sözler ile konuştu: “Seni kutsayacağım ve senin aracılığın ile yeryüzünün tüm halkları kutsanacak.”  Ve böylece İbrahim, kocamış yaşına rağmen İshak’a baba oldu ve İshak, Yakup’un babası oldu. Yakup ise İsrail’in oymaklarını oluşturan on iki oğulun babası oldu. Böylece, Tanrı, İbrahim’i çağırdığı zaman, Kurtarıcıyı yeryüzüne gönderme planında aşamalar kaydettiğini öğrenmiş olduk, çünkü Mesih, İsrail ulusu aracılığı ile İbrahim’in soyundan dünyaya gelecekti.

Daha sonra, İsrail oğullarının Kenan ülkesinden nasıl ayrıldıklarını ve Mısırlıların köleleri oldukları Mısır ülkesinde nasıl yerleştirdiklerini gördük. Ama Tanrı, İbrahim’in soyu olan İsrail oğullarını unutmadı. Tanrı, İsraillileri özgür kılmak ve onları ataları İbrahim’e uzun zaman önce vaat etmiş olduğu ülkeye götürmek için Musa’yı çağırdı. Tanrı aynı zamanda peygamber Musa’yı o zamana kadar bildirmiş olduğu her şeyin yazılı olduğu temel olan ve bize, Tevrat olarak adlandırılan kitabı vermek için de peygamber Musa’yı kullandı.

Musa’nın zamanından sonra, Tanrı’nın İsrail oğullarına nasıl pek çok peygamberler gönderdiğini gördük, ama İsrail oğullarının çoğu peygamberlerin sözlerine kulak asmadılar. Ama her şeye rağmen, İsrail oğullarının gösterdiği sadakatsizlik,Tanrı’nın sadakatini engelleyemedi ve O’nun, Mesih’i dünyaya göndermek için tasarladığı planı durduramadı! Böylece, Tanrı’nın Davut’u nasıl İsrail kralı ve Mezmurlar kitabındaki güzel ve etkileyici ilahilerin çoğunu yazan peygamberi olarak seçtiğini gördük. Peygamber Davut Mesih ile ilgili çok şey yazdı; Adem oğullarının O’na nasıl işkence edeceklerini ve hatta O’nun ellerini ve ayaklarını nasıl deleceklerini dahi bildirdi. Ama Davut aynı zamanda Mesih’in günahı uzaklaştıran bir kurban olarak kanını döktükten sonra ölümü yeneceğini ve mezardan dirileceğini de önceden bildirdi!

Kutsal Yazılarda yaptığımız yolculukta, Mesih hakkında yazmış olanların yalnızca Musa ve Davut olmadıklarının da farkına vardık. Tanrı’nın tüm peygamberleri Mesih’in gelişini ilan ettiler! Örneğin, peygamber Yeşaya, Mesih’in, şimdiye kadar gerçekleşen doğumların hiç birine benzemeyen bir şekilde dünyaya geleceğini duyurdu. Yeşaya şöyle dedi: “İşte kız (bakire) gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacak. İmmanuel, ‘Tanrı bizimledir’ anlamına gelir.” (Yeşaya 7:14; Matta 1:23)  Peygamber Yeşaya, bu sözleri Mesih doğmadan yedi yüz yıl önce yazdı.

Yeşaya ile aynı dönemde yaşayan bir başka peygamber daha vardı. Bu peygamberin adı, Mika idi. Tanrı, Mika’ya, Mesih’in dünyaya geleceği kentin adını açıkladı. Peygamber Mika’nın yazdıklarını dikkat ile dinleyin. Mika kitabının beşinci bölümünde şunları okuruz: “Ama sen, ey Beytlehem Efrata, Yahuda boyları arasında önemsiz olduğun halde, İsrail’i benim adıma yönetecek olan senden çıkacak, O’nun kökeni öncesizliğe, zamanın başlangıcına dayanır.”  (Mika 5:2) Böylece, Mika’nın Kral Davut’un kenti olan Beytlehem’de doğacağını ilan ettiğini görüyoruz. Üç program sonra, Tanrı’nın bu peygamberliği nasıl yerine getirdiğini öğreneceğiz, çünkü Tanrı’nın peygamberi Mika’nın yüzlerce yıl önce bildirmiş olduğu gibi Mesih Beytlehem kentinde doğdu

Tanrı, dünyanın Kurtarıcısının yeryüzüne varışını elbette büyük bir özen göstererek hazırladı. Tanrı’nın kutsal Kitabı, Mesih’in gelişi hakkında ön bildirilerde bulunan peygamberler aracılığı ile duyurulan yüzlerce referans içerir. Belki aklınıza şöyle bir soru gelebilir: “Tanrı neden peygamberlerin zihinlerine Mesih dünyaya gelmeden önce Mesih ile ilgili tüm bu düşünceleri yerleştirdi? Bunun bir tek önemli nedeni vardır: Tanrı, peygamberlere Mesih gelmeden önce O’nun hakkında yazmaları için esin verdi, öyle ki O geldiği zaman, ve peygamberlerin O’nun ile ilgili yazdıkları her şey gerçekleştiği zaman, bizler hiç bir kuşkuya kapılmaksızın, O’nun ve yalnızca O’nun Tanrı’nın gönderdiği Kurtarıcı olduğunu bilebilelim. Tanrı, hiç kimsenin sizi aldatmasını istemez. Tanrı, sizin günahkarların Kurtarıcısı olan Mesih’i bilmenizi ister, öyle ki sizler O’na inanabilin ve O’nu izleyerek günahlarınızdan kurtulabilin! Bize, İlk Antlaşma olarak adlandırılan bu harika ve güvenilir kitabı vermesinin nedenlerinden biri de budur—öyle ki, bizler gerçeği, yanlıştan ayırt edebilelim.

Şimdi İlk Antlaşma’daki yolculuğumuzu sona erdirmek üzere, İlk Antlaşma’nın son kitabı olan Malaki kitabından okumak istiyoruz. Peygamber Malaki’nin sözleri bizim için büyük önem taşır, çünkü bu sözler, Tanrı’nın Mesih yeryüzünü ziyaret etmeden önce, Adem oğullarına göndermiş olduğu son sözlerdir. O dönemde Kurtarıcının yeryüzüne gelmesine yalnızca dört yüz yıl kalmıştı.

Peygamber Malaki’nin, İlk Antlaşma’nın son bölümünde neler yazdığına kulak verelim. Malaki şöyle dedi:

“İşte habercimi gönderiyorum. Önümde yolu hazırlayacak. Aradığınız Rab ansızın tapınağına gelecek; görmeyi özlediğiniz antlaşma habercisi gelecek” diyor Her Şeye Egemen Rab.  Ben RAB’bim, değişmem. Ama siz, adıma saygı gösterenler için ışınları ile şifa getiren Doğruluk Güneşi doğacak!” (Malaki 3:1, 6;4:2)

Peygamber Malaki böylece Tanrı’nın Mesih’in yolunu hazırlaması için O’ndan önce bir peygamber göndermeyi planladığını önceden bildirdi. Bu peygamberin kim olduğunu biliyor musunuz? Bir sonraki dersimizde, Mesih’in önünden giderek O’nun yolunu hazırlayacak olan kişinin peygamber Yahya olduğunu göreceğiz.

Ama Malaki aynı zamanda şunları da yazdı: Gücü Her Şeye Yeten Rab şöyle diyor: “Görmeyi özlediğiniz antlaşma habercisi gelecek!” “Ben RAB’bim, değişmem.” (Malaki 3:1, 6) Bundan yaklaşık iki yüz yıl önce peygamber Yeremya şu peygamberlikte bulunmuştu:

“İsrail halkı ve Yahuda halkı ile yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor” diyor Rab. “Atalarını Mısır’dan çıkarmak için ellerinden tuttuğum gün, onlar ile yaptığım antlaşmaya benzemeyecek. Onların kocası (Efendisi) olmama karşın, bozdular o antlaşmamı” diyor RAB. “Ama o günlerden sonra İsrail halkı ile  yapacağım antlaşma şudur” diyor RAB.: “Yasamı içlerine yerleştirecek, yüreklerine yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacaklar. Bundan böyle kimse komşusunu ya da kardeşini, ‘Rabbi tanıyın’ diye eğitmeyecek. Çünkü küçük büyük hepsi tanıyacak beni’ diyor RAB. “Çünkü suçlarını bağışlayacağım, günahlarını artık anmayacağım.” (Yeremya 31:31-34)

Tanrı, bu sözleri ile, Mesih’in, İlk Antlaşma’nın vaatlerini ve koşullarını yerine getirecek olan bir Yeni Antlaşma getireceğini ilan ediyordu. Bu Yeni Antlaşma, Tanrı’nın antlaşmasına saygı göstermek konusunda başarısızlığa uğrayan insana bağımlı olmayacaktı; Sadakati ve merhameti nedeni ile Antlaşma’nın Elçisi Mesih’i gönderecek olan Tanrı’ya bağımlı olacaktı.

Tanrı, dört bin yıl süre ile Adem oğullarının günahlarını bağışlayabilmesi için hayvan kurbanlar sunulmasını talep etmişti. Bu hayvan kurbanlar Tanrı’nın Peygamberleri aracılığı ile insanlığa vermiş olduğu İlk Antlaşma’nın önemli bir bölümünü oluşturdular. Ama her şeye rağmen, Mesih, Yeni Antlaşma’yı dünyaya getirecek olan tek Kişi’ydi, çünkü tüm hayan kurbanların sembolizmini O yerine getirecekti, ve böylece İlk Antlaşma hükmünü yitirecekti.

Mesih, peygamberlerin sözlerini ortadan kaldırmak için değil, onları yerine getirmek için gelecekti. Peygamber Malaki’nin Mesih’i, “Doğruluk Güneşi” olarak adlandırmasının nedeni budur. Mesih, nasıl bir güneş gibi olacaktı? Peygamberler, karanlık bir dünyaya çok az da olsa ışık sağlayan aya ya da bir muma benzetilebilirler. Ama Mesih, doğan bir güneştir, çünkü günahımızın karanlığını ortadan kaldırmak ve bizi sonsuza kadar doğruluk yoluna yerleştirmek için geldi. Karanlıkta bir kez güneş doğduktan sonra, ayın ya da bir mumun ışığına im ihtiyaç duyar? Mesih, Doğruluk Güneşidir! Bir sonraki dersimizde, Yahya peygamberin babası Zekeriya’nın Mesih’ten bu sözlere benzeyen bir ifade ile söz ettiğini göreceğiz; şöyle demiştir: “Çünkü Tanrımızın yüreği merhamet doludur. O’nun merhameti sayesinde Yücelerden doğan Güneş (Mesih) karanlıkta ve ölümün gölgesinde yaşayanlara ışık saçmak ve ayaklarımızı esenlik yoluna yöneltmek üzere yardımımıza gelecektir.” (Luka 1:78, 79) Amin!

Ve sevgili dostlar, işte artık İlk Antlaşma kitaplarında yapmış olduğumuz yolculuğun sonuna gelmiş bulunuyoruz. Tanrı isterse, bir sonraki programımızda, Müjde (İncil) kitabı olan, harika bir kısma yani Yeni Antlaşma’ya başlayacağız. Mesih’in peygamberlerin sözlerini nasıl yerine getirdiğini Müjde’de göreceğiz.  Siz, aşağıdaki şu uyarıya kulak verirken Tanrı sizi bereketlesin:

“Peygamberlerin sözleri bizim için daha büyük kesinlik kazandı. Gün ağarıp sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek, karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz!” (2. Petrus 1:19)

60. Peygamber Yahya

Peygamber Yahya

The Prophet John

Luka 1

Size esenlik olsun, dinleyici dostlar.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda, Tevrat’ı (Torah), Mezmurlar’ı (Zebur) ve Peygamberlerin Yazılarını içeren Kutsal Yazıların ilk kısmında yaptığımız yolculuğu sona erdirmiştik. Bu ilk kısım İlk Antlaşma olarak adlandırıldığı gibi aynı zamanda Eski Ahit olarak da  bilinir. Bugün, Tanrı Sözü’nün Yeni Ahit ya da Yeni Antlaşma olarak adlandırılan ikinci kısmını çalışmaya başlayacağız.

Tanrı, kutsal Kitabını neden İlk Antlaşma (Eski Ahit) ve Yeni Antlaşma (Yeni Ahit) olarak iki kısma ayırdı? Tanrı’nın böyle yapması için pek çok neden vardı. İlk olarak anlamamız gereken şey belki de İlk Antlaşma’da yer alan tüm sözlerin Mesih doğmadan önce, Yeni Antlaşma’da yer alan tüm sözlerin ise Mesih doğduktan sonra yazılmış olmalarıdır. Böylelikle, İlk Antlaşma’da yazan Tanrı peygamberlerinin mesajının şu olduğunu görüyoruz: “Tanrı Mesih’i gönderecek!” Ama Yeni Antlaşma’nın mesajı şudur: “ Tanrı, İlk Antlaşma’da yazan peygamberleri aracılığı ile vaat etmiş olduğu gibi Mesih’i gönderdi!

İlk Antlaşma ve Yeni antlaşma arasındaki bu önemli farklılık zihinlerinizde netliğe kavuştu mu? Bazı kişiler Kutsal Yazıları bir Eski Antlaşma’ya bir de Yeni Antlaşma’ya sahip olduğu için eleştirirler. Yeni Antlaşma’nın, birileri tarafından peygamberlerin orijinal yazılarını iptal etmek ve yerine bir başka kitap koymak için bulundukları bir girişim anlamına geldiğini düşünürler. Ancak bu iddia elbette doğru değildir. Yeni Antlaşma, yani Yeni Ahit, peygamberlerin İlk Antlaşma’da yazmış olduklarını iptal etmez. İddia edilenin aksine peygamberlerin yazdıklarını onaylar. Yeni Antlaşma, Tanrı’nın, İlk Antlaşma’da yer alan vaatlerini, yine İlk Antlaşma’da peygamberlerin önceden bildirdiklerini ve antlaşmanın sembollerini nasıl yerine getirdiğini gösterir. İlk Antlaşma’da, tüm peygamberlerin verdiği mesaj şudur: “Mesih gelecek! O gelecek! Gelecek!”  Yeni Antlaşma kitabının ilettiği mesaj ise şudur: “Mesih geldi! Tüm peygamberlerin söz ettiği ve hakkında yazılar yazdığı Mesih geldi! O geldi!

Evet, Kutsal Yazılarda bir İlk Antlaşma ve bir de Yeni Antlaşma bulunduğu için sevinç dolu bir yürek ile Tanrı’ya teşekkür etmemiz gerekir. Çünkü bu iki kısımda, Tanrı’nın uzun zaman önce vaat etmiş olduklarını yerine getirdiğini görebiliriz. Tanrı, bize, Tevrat’ta, Mezmurlar’da ve peygamberlerin diğer kitaplarında aynı atalarımıza vaat etmiş olduğu şekilde bir Kurtarıcı göndermiştir. Nasıl bir baobap (Senegal’de en sık rastlanan ağaç) ağacının tohumu, büyüyerek kocaman bir baobap ağacına dönüşürse, aynı şekilde İlk Antlaşma da Yeni Antlaşma’nın içinde olgunluk düzeyine erişir.

Belki biliyor olabilirsiniz, Kutsal Yazıların ikinci kısmı olan Yeni Antlaşma’nın bir başka adı daha vardır. Bu ad, “İncil’dir”. İncil, İyi Haber (Müjde) anlamına gelen Arapça bir sözcüktür. Gerçekten de Müjde kitabının mesajı, harika iyi haberler içerir. Çünkü peygamberlerin duyurduklarını (önceden bildirdiklerini), Mesih’in nasıl tamamladığını (yerine getirdiğini) anlatır. Ve böylece Adem oğullarına Tanrı ile sonsuza kadar sürecek olan bir esenliğin kapısını açar!

Müjde (İncil) kitabı ile ilgili olarak anlamanız gereken şey, bu kitabı Mesih’in Kendisinin yazmadığıdır. Tanrı, nasıl İlk Antlaşma kitabını yazmaları için pek çok kişiyi kullandıysa, aynı şekilde Yeni Antlaşma kitabını yazmaları için de pek çok kişiyi kullanmıştır. Tanrı, yeryüzüne gelen Mesih’in öyküsünü yazmaları için dört adamı kullanmıştır. Bu dört adamın adları, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’dır.  Tanrı Mesih’in öyküsünü yazmaları için neden dört kişiye izin verdi? Müjde kitabını yazdırmak için neden yalnızca bir kişi kullanmadı? Nedeni şudur: Tanrı, bize vermek istediği mesajın hiç bir kuşkuya yer vermemesini ve tam güven duyulmasına layık olmasını istedi. Sözünü onaylamak için dört yazar kullandı. Nasıl dört ayaklı bir masa tek ayaklı bir masadan daha sağlam ise, aynı şekilde dört tanık da tek bir tanıktan daha güvenilirdir. Müjde kitabında Mesih ile ilgili yazılmış olan her şeyin kesinlikle gerçek olduğunu bilebilelim diye Tanrı bu gerçeğin yazılması için dört kişiyi görevlendirdi. Tanrı nasıl Sözlerini peygamberlerinin zihinlerine yerleştirdiyse, aynı şekilde Mesih ile aynı dönemde yaşamış olan dört kişiyi de dünyanın Kurtarıcısı ile ilgili görmüş ve duymuş olduklarını yazmaları için yönlendirdi. (Not: Aslında Tanrı, Mesih ile ilgili yazmaları için sekiz kişiye esin verdi. Aynı zamanda Pavlus, Petrus, Yakup ve Yahuda adlı elçilerin yazdıkları mektuplar da İncil’in – Müjde Yazılarının – kapsamındadırlar ve bu elçilerin yazdıkları her şey birbirleri ile mükemmel ve görkemli bir uyum içindedirler!)

Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın Müjde kutsal kitabını hangi dilde yazdıklarını biliyor musunuz? Grek dilini kullanarak yazdılar. Ama biz Müjde’yi, çoğumuz Grekçe anlamadığımız için İngilizce (Wolof) dilinde okuyoruz. Tanrı’ya bir çok bilim adamının yüreklerine Müjde’yi Grekçe’den İngilizce’ye ve dünyada konuşulan diğer dillerden iki bin tanesine çevirme isteğini koyduğu için teşekkür ediyoruz.

Evet, bazen Müjde kitabına karşı savaşmaya çalışan kişilerin şöyle diyebildiklerini işitiyoruz: “Müjde’ye hiç kimse güvenemez. Çünkü değiştirildi ve bozuldu. İçinde bir çok hata ve çelişki bulunmakta! Sevgili dostlar, kutsal Müjde ile savaşmakta olan biri, Tanrı’nın Kendisi ile savaşmaktadır. “Bir yumurta bir kaya ile güreşmemelidir!” (Wolof atasözü. Türkçe’deki karşılığı: “Sermayen bir yumurta ise taşa çal” – “Bükemeyeceğin eli öp, başına koy”.) Kutsal Yazılar onlara güvenmemize ve itaat etmemize kesinlikle layıktırlar. Tanrı’nın Sözü nasıl Tevrat ve Mezmurlar kitabında mükemmel ise, aynı şekilde Müjde kitabında da mükemmeldir. Kutsal Yazıların değiştirilmeleri imkansızdır! Tanrı yücedir ve sonsuz Sözü’nü koruyacak yeterli güce sahiptir! O, Gerçeğini, bu gerçeği tüm yürekleri ile arayan kişiler için korumuştur. Tanrı’nın yaşayan ve değişmez Sözü’nü bozabilecek güce hiç kimse sahip değildir, olamaz! Tanrı, bu konu ile ilgili olarak Müjde’de şu sözleri ilan eder: “Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.”  (Matta 24:35)

O zaman şimdi artık bizim için Müjde kitabında (Yeni Antlaşma) yapacağımız yolculuğa başlama zamanımız geldi. Bir önceki programımızda Mesih’ten dört yüz yıl önce yaşayan peygamber Malaki hakkında okuduk. Malaki’nin zamanını izleyen bu dört yüz yıl boyunca, Tanrı, Yahudiler’e, Tanrı Sözü’nü yazan başka bir peygamber göndermedi. Tanrı neden başka peygamberler göndermedi? Başka peygamberler göndermedi, çünkü İlk Antlaşma kitabı tamamlanmıştı. Tanrı, söylemek istediği her şeyi peygamberler aracılığı ile söylemişti. Tanrı, şimdi Yeni Antlaşma’yı bina edebilmek amacı ile Mesih’i dünyaya göndermek için daha önceden atamış olduğu saati beklemekteydi.

Daha önce Mesih’in gelebilmesi için O’nun önündeki yolu hazırlamak üzere Tanrı’nın bir peygamber göndereceği konusunda Yeşaya ve Malaki adlı peygamberlerin ön bildirilerini okumuştuk. Bu peygamberin kim olduğunu biliyor musunuz? Evet, bu peygamber, Yahya peygamberdi. Yahya’nın babası, Zekeriya idi. Zekeriya, Yeruşalim’deki tapınağın sunağında hayvan kurbanlar sunarak Tanrı’ya ve halka hizmet eden bir kahindi.

Şimdi kutsal Müjde’yi (İncil’i) açalım ve Luka’nın peygamber Yahya’nın doğumu ile ilgili neler yazdığını dinleyelim:

(Luka 1) 5Yahudiye Kralı Hirodes zamanında Aviya bölüğünden Zekeriya adında bir kahin vardı. Harun soyundan gelen karısının adı ise, Elizabet’ti. 6Her ikisi de Tanrı’nın gözünde doğru kişilerdi. Rabbin bütün buyruk ve kurallarına eksiksizce uyarlardı. 7Elizabet kısır olduğu için çocukları olmuyordu. İkisinin de yaşı ilerlemişti.

8Zekeriya, hizmet sırasının kendi bölüğünde olduğu bir gün, Tanrı’nın önünde kahinlik görevini yerine getiriyordu. 9Kahinlik geleneği uyarınca Rabbin Tapınağı’na girip buhur yakma görevi kura ile ona verilmişti. 10Buhur yakma saatinde bütün halk topluluğu dışarıda dua ediyordu. 11 Bu sırada Rabbin bir meleği buhur sunağının sağında durup Zekeriya’ya göründü. 12Zekeriya onu görünce şaşırdı, korkuya kapıldı. 13Melek, ‘Korkma, Zekeriya’ dedi, ‘Duan kabul edildi. Karın Elizabet sana bir oğul doğuracak, adını Yahya koyacaksın. 14Sevinip coşacaksın. Bir çokları da onun doğuna sevinecek. 15O, Rabbin gözünde büyük olacak. Hiç şarap ve içki içmeyecek; daha annesinin rahmindeyken Kutsal Ruh ile dolu olacak. 16İsrail oğullarından bir çoğunu Tanrıları Rabbe döndürecek. 17Babaların yüreklerini çocuklarına döndürmek, söz dinlemeyenleri doğru kişilerin anlayışına yöneltmek ve Rab için hazırlanmış bir halk yetiştirmek üzere, İlyas’ın ruhu ve gücü ile Rabbin önünden gidecektir. 18Zekeriya meleğe, ‘Bundan nasıl emin olabilirim?’ dedi. ‘Çünkü ben yaşlandım, karımın da yaşı ilerledi.’ 19Melek, ona şöyle karşılık verdi: ‘Ben, Tanrı’nın huzurunda duran Cebrail’im. Seninle konuşmak ve bu müjdeyi sana bildirmek için gönderildim.20 İşte, belirlenen zamanda yerine gelecek sözlerime inanmadığın için dilin tutulacak, bunların gerçekleşeceği güne dek konuşamayacaksın.’

21Zekeriya’yı bekleyen halk, onun tapınakta bu kadar uzun süre kalmasına şaştı. 22Zekeriya ise dışarı çıktığında onlar ile konuşamadı. O zaman tapınakta bir görüm gördüğünü anladılar. Kendisi, onlara işaretler yapıyor, ama konuşamıyordu. 23Görev süresi bitince Zekeriya evine döndü. 24Bir süre sonra karısı Elizabet gebe kaldı ve beş ay evine kapandı. 25‘Bunu benim için yapan Rab’dir’ dedi. ‘Bu günlerde benim ile ilgilenerek insanlar arasında utancımı giderdi.’

Tanrı’nın, Zekeriya’ya, nasıl karısının bir erkek çocuk doğuracağını bildirmesi için melek Cebrail’i gönderdiğini görüyoruz. Bu oğul, Mesih’in önündeki yolu hazırlayacak olan büyük bir peygamber olacaktı. Böylece biraz önce okuduğumuz bölümün sonunda Kutsal Yazılar’da söylenenler şunlardır:

(Luka 1) 57Elizabet’in doğurma vakti geldi ve bir oğul doğurdu. 58Komşuları ile akrabaları Rabbin ona ne kadar büyük bir merhamet gösterdiğini duyunca, onun sevincine katıldılar. 59Sekizinci gün çocuğun sünnetine geldiler. Ona babası Zekeriya’nın adını vereceklerdi. 60Ama annesi, ‘Hayır, adı Yahya olacak’ dedi. 61Ona, ‘Akrabalarının arasında bu adı taşıyan kimse yok ki’ dediler. 62Bunun üzerine babasına işaret ile çocuğun adını ne koymak istediğini sordular. 63Zekeriya bir yazı levhası istedi ve, ‘Adı Yahya’dır’ diye yazdı. Herkes şaşakaldı. 64O anda Zekeriya’nın ağzı açıldı, dili çözüldü. Tanrı’yı överek konuşmaya başladı. 65Çevrede oturanların hepsi korkuya kapıldı. Bütün bu olaylar, Yahudiye’nin dağlık bölgesinin her yanında konuşulur oldu. 66Duyan herkes derin derin düşünüyor, ‘Acaba bu çocuk ne olacak?’ diyordu. Çünkü Rab onun ile birlikteydi.

67Çocuğun babası Zekeriya Kutsal Ruh ile dolarak şu peygamberlikte bulundu:68“İsrail’in Tanrısı Rabbe övgüler olsun! Çünkü halkının yardımına gelip onları fidye ile kurtardı. 69-71Eski çağlardan beri kutsal peygamberlerinin ağzından bildirdiği gibi; kulu Davut’un soyundan bizim için güçlü bir Kurtarıcı (bir kurtuluş boynuzu) çıkardı. Düşmanlarımızdan, bizden nefret edenlerin hepsinin elinden kurtuluşumuzu sağladı. 72Böylece atalarımıza merhamet ederek kutsal antlaşmamızı anmış oldu. 73-75Nitekim bizi düşmanlarımızın elinden kurtaracağına ve ömrümüz boyunca kendi önünde kutsallık ve doğruluk içinde, korkusuzca Kendisine tapınmamızı sağlayacağına dair atamız İbrahim’e ant içerek söz vermişti.”

76-77Sen de ey çocuk, Yüceler Yücesi’nin peygamberi diye anılacaksın. Rabbin yollarını hazırlamak üzere önünden gidecek ve O’nun halkına, günahlarının bağışlanması ile kurtulacaklarını bildireceksin. 78-79Çünkü Tanrımızın yüreği merhamet ile doludur. O’nun merhameti sayesinde, Yücelerden doğan Güneş (Mesih) karanlıkta ve ölümün gölgesinde yaşayanlara ışık saçmak ve ayaklarımızı esenlik yoluna yöneltmek üzere yardımımıza gelecektir.

Yahya dünyaya geldikten sonra Zekeriya Tanrı’yı işte böyle övdü. Çünkü Mesih’in doğumunun gerçekleşeceği zamanın geldiğini anladı. Zekeriya’nın oğlu Yahya Mesih değildi, ama Mesih’in yeryüzüne varışını ilan etmek ve O’nun önündeki yolları hazırlamak için Mesih’ten önce gelecek olan haberciydi.

Dinlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki derste, Tanrı’nın Meryem adlı bir bakireye çok önemli bir mesaj iletmesi için meleği Cebrail’i nasıl gönderdiği hakkındaki öyküyü okuyacağız, bu nedenle bir sonraki yayınımızı dinlemenizi rica ediyoruz. Bir sonraki ders, değerli gerçek ile doludur Lütfen bu dersi kaçırmayın!

Siz, Zekeriya’nın şu sözleri üzerinde derin düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:

“Rabbe övgüler olsun! Eski çağlardan beri kutsal peygamberlerinin ağzından bildirdiği gibi, kulu Davut’un soyundan bizim için güçlü bir Kurtarıcı çıkardı!”  (Luka 1:68-70)

61. Duyuru

Duyuru

The Announcement

Luka 1; Matta 1

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuz bir esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son altmış ders boyunca, İlk Antlaşma’nın Kutsal Yazıları olan Musa’nın Tevratı’nı, Davut’un Mezmurları’nı, ve diğer peygamberlerin Yazılarını çalıştık. Son yayınımızda, Yeni Antlaşma’nın, yani İncil’in Kutsal Yazılarını çalışmaya başladık. İncil, İyi Haber anlamına gelen, Arapça bir sözcüktür. Müjde’nin (İncil’in) mesajı, ona inanan herkes için çok iyi haberdir. Çünkü bize, Tanrı’nın uzun zaman önce vaat etmiş olduğu gibi yeryüzüne güçlü bir Kurtarıcı gönderdiğini bildirir.

Müjde’deki çalışmamıza başlamadan önce, Adem soyuna Tanrı’nın neden güçlü bir Kurtarıcı gönderdiğini hatırlamamamız için yararlı olacaktır. Adem ve Havva’nın Tanrı’ya itaatsizlik ettikleri gün neler olduğunu hatırlayabiliyor musunuz? Tevrat’ta Adem’in itaatsizliğinin tüm insan soyunu nasıl Tanrı’nın Krallığından çıkardığını ve Şeytan’ın krallığına soktuğunu gördük. Adem’in günahı, dünyaya gelen her insandaki çarpıklığın nedenidir. Aynı “Bir sıçan yalnızca yeri kazan başka bir sıçanı doğurduğu” (Wolof atasözü) gibi, Adem ve soyu da yalnızca günah işleyen çocuklar dünyaya getirebilirler. Günahkarlar, günahkarlar üretir. Günahımız, bizi yargılaması Gereken’in önünde kendimizi doğru kılmak için bir çare bulamayalım diye bizi mahkum eder.

Ama her şeye rağmen, peygamberlerin Yazıları, Adem’in günah öyküsü ile son bulmadıkları için Tanrı’ya övgüler olsun! Daha önce de görmüş olduğumuz gibi, Tanrı, Adem’in soyunu Şeytan’ın ve günahın egemenliğinden kurtarabilmesi için yeryüzüne bir Kurtarıcı gönderme konusundaki harika planını açıklamaya başladı. Günahın dünyaya girdiği o karanlık günde, Tanrı, bu kutsal Kurtarıcı’nın özel bir şekilde “bir kadından” doğacağını duyurdu. (Yaratılış 3:15; Galatyalılar 4:4) Günahkarlar için Kanını dökecek olan Mükemmel Kurban günah ile lekelenmiş yersel bir babadan dünyaya gelemezdi. Tanrı nasıl mükemmel ve kutsal ise o da aynı şekilde mükemmel ve kutsal olmak zorundaydı. Bu nedenle (Mesih’in gelişinden yedi yüz yıl önce yaşamış olan) peygamber Yeşaya şunları yazdı: “Bundan ötürü Rabbin kendisi size bir belirti verecek: İşte kız (bakire) gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacak—İmmanuel, ‘Tanrı bizimledir!’ anlamına gelir.” (Yeşaya 7:14; Matta 1:23)

Şimdi Müjde kitabına geri dönelim ve Tanrı’nın nasıl bir erkek ile hiçbir zaman cinsel ilişki kurmamış bakire bir genç kızdan doğacak olan bu mükemmel ve kutsal Kurtarıcı ile ilgili olarak vaat etmiş olduğunu yerine getirdiğini görelim. Son dersimizde, Tanrı’nın meleği Cebrail’in nasıl Zekeriya adlı bir Yahudi’ye göründüğünü okumuştuk. Cebrail, Zekeriya’ya, onun ve karısının, Kurtarıcı gelmeden önce O’nun yolunu hazırlayacak olan Yahya adında bir oğula sahip olacaklarını söyledi.

Şimdi Müjde’deki (İncil’deki) Luka kitabının birinci bölümünü okumaya devam edelim ve Tanrı’nın nasıl Meryem adlı bir bakireye Meleği’ni gönderdiğini görelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Luka 1) 26-27Elizabet’in hamileliğinin altıncı ayında Tanrı, Melek Cebrail’i Celile’de bulunan Nasıra adlı kente, Davut’un soyundan Yusuf adındaki bir adam ile nişanlı kıza (bakire) gönderdi. Kızın adı, Meryem’di. 28Onun yanına giren melek,’Selam, ey Tanrı’nın lütfuna erişen kız! Rab seninledir!’ dedi. 29Söylenenlere çok şaşıran Meryem, bu selamın ne anlama gelebileceğini düşünmeye başladı. 30Ama melek ona, ‘Korkma Meryem’ dedi, ‘Sen Tanrı’nın lütfuna eriştin! 31Bak, gebe kalıp bir oğul doğuracak, adını İsa koyacaksın. 32O, büyük olacak, kendisine, ‘Yüceler Yücesinin Oğlu’ denecek. Rab Tanrı, O’na, atası Davut’un tahtını verecek.33O da, sonsuza dek Yakup’un soyu üzerinde egemenlik sürecek, egemenliğinin sonu gelmeyecektir.’ 34Meryem, meleğe, ‘Bu nasıl olur? Ben erkeğe varmadım ki’ dedi. 35Melek ona şöyle yanıt verdi: ‘Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesinin gücü sana gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı’nın Oğlu denecek. 36Bak, senin akrabalarından Elizabet de yaşlılığında bir oğula gebe kaldı. Kısır bilinen bu kadın şimdi altıncı ayındadır. 37Tanrı’nın yapamayacağı hiç bir şey yoktur.’ 38‘Ben Rabbin kuluyum’ dedi Meryem, ‘Bana dediğin gibi olsun.’ Bundan sonra melek onun yanından ayrıldı.

Şimdi burada biraz duralım ve Tanrı’nın meleği Cebrail Meryem’e göründüğü zaman, neler olup bittiği hakkında biraz konuşalım. Meryem, Tanrı’nın Sözü’ne değer veren genç bir bakireydi. Yusuf adındaki bir adam ile evlenmek üzere nişanlıydı, ama Rab henüz onunla birlikte yaşamıyordu. Hem Yusuf hem de Meryem Kral Davut’un soyundan geliyorlardı. Tanrı’nın peygamberlerinin Mesih’in yalnızca bir bakireden doğacağını söylemekle kalmayıp, aynı zamanda O’nun Kral Davut’un soyundan da olacağını önceden bildirdiklerini hatırlayacaksınız.

Herhangi bir yanlış anlaşılmaya meydan vermemek için Meryem ile ilgili bilmeniz gereken bir şey daha var. O da şudur: Meryem Adem’in soyundan geliyordu. Hepimiz gibi o da günahlı bir doğa ile dünyaya gelmişti. Burada bu açıklamayı yapmamız gerekiyor, çünkü ne yazık ki pek çok kişi Meryem’i Tanrı’nın yerine koyar, ona tapınır ve ona dua eder. Bu davranışlar, putperestliktir! Meryem elbette onurlandırılmaya layıktır, çünkü Meryem Tanrı tarafından Mesih’i dünyaya getirmek için aracı olarak seçilmiş bir kadındı. Ama Tanrı’nın Meryem’e bağışladığı bu iyilik, onu tapınmaya layık biri kılmaz, çünkü Kutsal Yazılar şöyle der: Yalnız Tanrın Rabbe kulluk ve hizmet edeceksin!’  (Matta 4:10)

Şimdi biraz önce okumuş olduğumuz ayetlerde, Cebrail’in Meryem’i nasıl ziyaret ettiğini ve ona Tanrı’nın, günahkarların Kurtarıcısını aracılığı ile dünyaya göndermeyi amaçlamış olduğu bakire olduğunu bildirdiğini gördük. Cebrail aynı zamanda Meryem’e gebe kalacağı Çocuğun adını da söyledi. Meryem’e şöyle dedi: “O’nun adını İsa koyacaksın.” ‘İsa’ adı, Rab kurtarır anlamına gelir. (Not: Kur’an, Yeşu’ya İsa der. Arapça dilindeki Yeni Ahit ise O’nu Yeşu olarak adlandırır ve bu, O’nun gerçek adıdır. Yeşu, İbranice’deki Yehoşua adının Grekçe’deki çevirisidir ve Rab kurtarır anlamına gelir.) ama, Cebrail’in Mesih’ten söz ederken kullandığı bir başka ad daha vardı. Bu adı duydunuz mu? Cebrail, O’nu, “Yüceler Yücesi’nin Oğlu” olarak da adlandırdı. Hoşunuza gidip gitmediğini bilmiyoruz, ama Cebrail bu sözleri söyledi. Daha önce Davut’un Mezmuru’nda, Tanrı’nın Mesih’i Oğlu olarak adlandırdığını okuduk. Şimdi aynı zamanda Tanrı’nın meleği Cebrail’in de O’nu “Tanrı’nın Oğlu” olarak adlandırdığını duyduk.

Sevgili dostlar, “Tanrı’nın Oğlu” adını duyan pek çok kişinin şu karşılığı verdiğini biliyoruz: “Bu imkansız! Estağfurullah! (İslamiyet’e özgü bu ifadede şu düşünce yer alır: Tanrı, ağzından çıkan bu küfür için seni bağışlasın!) ama eski bir atasözünün (Wolof) söylediğini hatırlayalım: “Çobanın ağzına vurmadan önce, neden ıslık çaldığını anlamak gerekir.” Aynı şekilde, Tanrı Oğlu adını küçümsemeden önce, Tanrı Oğlu adının ne anlama geldiğini anlamak için çaba sarf edilmesi gerekir. Mesih, Kutsal Yazılar’da, yüz yirmiden fazla yerde Tanrı’nın Oğlu olarak adlandırılır. Böylece peygamberlerin Yazıları’na inanan bizler, Tanrı’nın, Mesih’i Oğlu olarak adlandırmasını inkar etme cesaretini gösteremeyiz. Bilmek istediğimiz, Tanrı’nın İsa’yı neden Oğlu olarak adlandırdığıdır.

Öncelikle bilmemiz gereken, Tanrı’nın Oğlu adının ne anlama gelmediğidir. Tanrı’nın bir eş alarak bir oğula sahip olduğu anlamına gelmez. Bu tür düşüncelere sahip olan kişiler Tanrı’ya küfretmektedirler! Tanrı En Yüce Olan’dır ve bir insanın meydana getirdiği gibi çocuklar meydana getirmez. Asla! Öncelikle bu gerçeğin zihinlerimizde tam olarak netleşmesi gerekir. Bugün, Tanrı Oğlu adının ne anlama geldiğini ayrıntılı olarak açıklamak için yeterli zamanımız yok, ama anlamanız gereken en önemli şey, bu adın, Tanrı’nın bir eş alarak onun aracılığı ile bir oğul dünyaya getirdiği anlamına gelmediğidir. Bunu anlamanızın zor olmaması gerekir, çünkü Senegal’de yaşayan bizler burada sık sık ülkede uzun süre yaşamış olan birinden “Senegal’in evladı’ diye söz ederiz, ama buna rağmen Senegal’in bir karısının olmadığını ve bir oğul dünyaya getirmediğini bildiğimiz açıktır. Aynı şekilde, Senegal ülkesinin dışında yolculuk ettiğiniz takdirde, insanlar sizi bir “Senegal oğlu” diye çağırabilirler, ama bu Senegal’in sizin babanız olduğu anlamına gelmez. İfade ettiği şey yalnızca, geldiğiniz ülkenin Senegal olduğudur.

Aynı şey Mesih İsa için de geçerlidir. Tanrı, O’nu Oğlu olarak adlandırır, çünkü O Tanrı’dan gelmiştir. Mesih, gökyüzünden geldi. O, doğmadan önce Tanrı ile birlikteydi; O, Tanrı’daydı. O, Tanrı’nın Ruh’u anlamına gelen, “Ruhullah’tır.” (Not: “Ruhullah” Arapça dilinde Tanrı’nın Ruh’u/Can’ı anlamına gelir; aynı İbranice dilindeki “Ruah” sözcüğünde olduğu gibi. Bu, Kur’an’da, İsa’ya Mesih’in kimliği ile uyumlu olarak verilmiş olan bir ünvandır: Tanrı’nın Sonsuz Ruh Oğlu.: Üçlü Birliğin tek Tanrısı’nın ikinci Ruh’u.) Mesih aynı zamanda “Kalimat” olarak da adlandırılır; başlangıçta Tanrı ile birlikte olan Söz. (“Kalimat Allah” sözcüğünün Arapça’daki anlamı, Tanrı’nın Sözü/Fiili’dir. Bu unvan hem Kutsal Kitap’ta, hem de Kur’an’da yalnızca Mesih’e atfedilmiş olan bir ünvandır.) Kutsal Yazılar bu konu ile ilgili olarak şu duyuruda bulunurlar:

“Başlangıçta Söz vardı. Söz, Tanrı ile birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Başlangıçta O tanrı ile birlikteydi. Her şey O’nun aracılığı ile var oldu, var olan hiç bir şey O’nsuz olmadı. Söz insan olup (beden alıp) aramızda yaşadı.  (Yuhanna 1: 1-3, 14)

Evet, Mesih, gökyüzünden gelen ve bir insan olarak doğan Tanrı Sözü’ydü. Mesih’in yersel bir babaya sahip olmadığını hepimiz biliyoruz. Peki o zaman eğer Mesih yersel bir babaya sahip olmadıysa, nereden geldi? O, kimin Oğlu’dur? Cebrail’in Meryem’e ne söylediğini tekrar dinleyelim? “Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, yüceler Yücesi’nin gücü sana gölge salacak. Bunun için doğacak Olan’a kutsal, Tanrı Oğlu denecek.”  (Luka 1:35)

Belki bazı kişilerin şöyle konuştuklarını işitmiş olabilirsiniz: “Ah evet, İsa’nın yersel babası olmadığını biliyoruz, ama İsa’nın bir bakireden doğmuş olması o kadar da önemli değil. Tanrı, bu olay ile yalnızca Gücü’nü göstermek istedi. Tanrı, Adem’i babasız ve annesiz yarattı. Daha sonra Havva’yı yalnızca bir baba ile, yani, Adem’den aldığı bir kaburga kemiğinden yarattı. Tanrı sonra Gücünü daha da fazla göstermek için yalnızca bir kadın kullanarak bir erkek yarattı. İsa’nın yersel bir babaya sahip olmadan dünyaya gelmesinin nedeni budur.

Sevgili dostlar, Tanrı’nın Gücü Her Şeye Yeten olduğu ve O’nun için imkansız bir şey olmadığı  doğrudur. Ama İsa’nın bir bakireden doğumu ile ilgili olarak bunu nedeninin Tanrı’nın, yalnızca Gücünü göstermesinden çok daha önemli bir neden olduğunu bilmeniz gerekir. Hiç kimsenin sizi aldatmasına izin vermeyin! İsa’nın, Tanrı’nın Adem ile Havva’yı yaratmasından binlerce yıl sonra bakire bir kızdan dünyaya gelmesinin çok, ama çok önemli bir nedeni vardır! Bu nedeni biliyor musunuz? Kutsal Yazılar şu sözler ile bize bu nedeni açıklarlar: “Mesih İsa, günahkarları kurtarmak için dünyaya geldi.”  (1. Timoteos 1:15) İsa, Adem’in kaybolmuş, günahkar, lekeli ve mahkum soyunu kurtarmak için dünyaya gelerek doğdu – bu nedenle günah ile lekelenmiş bir erkekten doğamazdı! Daha önce de görmüş olmamıza rağmen, Mesih, Tanrı’nın planına uygun olarak günahın bedelini ödeyecek bir kurban oldu ve bu yüzden kanını dökmesi gerekti. Kurtarıcı’nın, Mükemmel Kurban olması için her yıl Kurban Bayramı’nda (İd el-Adha) kurban edilen sağlıklı, masum koyunlar gibi günahsız ve lekesiz olması gerekliydi.

Bu konu hakkında düşünün! Çok büyük borcu olan biri diğerlerinin borçlarını ödeyebilir mi? Hayır! Yalnızca hiç borcu olmayan biri diğerlerinin de borçlarını ödeyebilecek niteliktedir. Benzer şekilde Mesih’in de Adem oğullarının günah borcunu ödeyebilmesi için hiç günah borcu olmayan biri olması gerekiyordu. Tanrı, bizlerin, Mesih’in ve Adem’in çocuklarının birbirlerinden tamamen farklı olduklarını bilmemizi istiyor. Bizler, Adem’in oğullarıyız. Ama İsa, Tanrı’nın Oğlu’dur. Adem’in çocukları olan bizler, günahımız yüzünden kirli toprağa benzeriz.  Ama İsa, gökyüzünden gelen yağmura benzer. O, aynı Tanrı’nın saf ve kutsal olduğu gibi, saf ve kutsaldır! Tanrı, bu nedenle O’nu Oğlu olarak adlandırmaktan utanmaz. Ve böylece dostlarımız, umuyoruz ki bugün bu programdan ayrılırken, sorularınızın yanıtları zihninizde daha açıklık kazandı ve Mesih İsa’nın neden bakire bir kızdan doğması gerektiğini ve “Tanrı Oğlu” adının ne anlama geldiğini ve ne anlama gelmediğini daha iyi anladınız!

Bugünkü yayınımıza, Mata Müjdesi’nden Mesih’in doğumu hakkındaki öyküyü okuyarak son veriyoruz. Meryem, Tanrı’nın Ruhu’nun gücü aracılığı ile gebe kaldıktan bir kaç ay sonra Tanrı, Meryem’in kocası olacak olan Yusuf’a meleğini gönderdi. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle yazar:

(Matta 1) 18İsa Mesih’in doğumu şöyle oldu: Annesi Meryem Yusuf ile nişanlıydı. Ama birlikte olmalarından önce Meryem’in Kutsal Ruh’tan gebe olduğu anlaşıldı.19 Nişanlısı Yusuf doğru bir adama olduğu ve onu herkesin önünde utandırmak istemediği için ondan sessizce ayrılmak niyetindeydi. 20Ama böyle düşünmesi üzerine Rabbin bir meleği rüyada ona görünerek şöyle dedi: ‘Davut oğlu Yusuf, Meryem’i kendine eş olarak almaktan korkma! Çünkü onun rahminde oluşan Kutsal Ruh’tandır. 21Meryem bir oğul doğuracak, adını İsa koyacaksın. Çünkü halkını günahlarından O kurtaracak. 22Bütün bunlar Rabbin peygamber aracılığı ile bildirdiği şu söz yerine gelsin diye oldu: 23‘İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacaklar.’ İmmanuel, ‘Tanrı bizimle’ demektir. 24Yusuf uyanınca Rabbin meleğinin buyruğuna uydu ve Meryem’i eş olarak yanına aldı. 25Ama oğlunu doğuruncaya dek Yusuf ona dokunmadı. Doğan çocuğun adını İsa koydu.

Bugünkü yayınımıza burada son vermemiz gerekiyor. Tanrı isterse, bir sonraki programda İsa Mesih’in doğumu hakkındaki şaşırtıcı öyküyü okumaya devam edeceğiz.

Siz, meleğin Yusuf’a Mesih ile ilgili söylediklerini hatırlarken, Tanrı sizi bereketlesin:

“Adını İsa koyacaksın, çünkü halkını günahlarından O kurtaracak.”  (Matta 1:21)

62. Mesih Doğdu

Mesih Doğdu

The Messiah is Born

Luka 2; Matta 2

Dinleyici dostlarımız, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuz bir esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizlerle beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Kutsal Müjde’de (İncil’de) yapmış olduğumuz çalışmanın son dersinde Tanrı’nın, meleğini Filistin ülkesindeki Nasıra kentinde yaşayan Meryem adındaki bir bakireye nasıl gönderdiğini görmüştük. Meleğin bu bakireye görünmesinin amacı, ona şu sözleri bildirmekti: Meryem, Tanrı’nın gücü ve Ruh’u aracılığı ile gebe kalacak, bir oğul doğuracak ve ona İsa adını verecekti. İsa, Rab kurtarır anlamına gelir. Böylece, Tanrı halkının uzun zamandan beri beklemekte olduğu zamanın artık gelmiş olduğunu gördük. Tanrı’nın, Adem ve Havva’nın günah işlemiş olduğu günde vaat etmiş olduğu Kurtarıcı, dünyaya gelmek üzere hazır olarak bir bakirenin rahmindeydi.

Bugünkü programımızın adı, “Mesih doğdu!” İsa Mesih’in nasıl doğduğunu görmek için Müjde’ye dönmeden önce, O’nun doğmuş olduğu zamanı tanımlayalım. Roma İmparatoru (Kralı) Sezar Avgustus, Yahudilerin yaşadığı ülke dahil olmak üzere pek çok ülke üzerinde egemenlik sürüyordu. Ama Roma İmparatorluğu (Krallığı) Tanrı’nın dünyaya Kurtarıcı gönderme planına engel olamayacaktı. Aslında Tanrı, peygamberlerin sözlerini yerine getirmek için Romalıları kullanmayı tasarlamıştı.

Mesih’ten yedi yüz yıl önce gelen peygamber Mika’nın sözlerini hatırlıyor musunuz? Mika, Mesih’in Kral Davut’un kenti olan Beytlehem’de doğacağını bildirdi. Ama İsa’yı dünyaya getirecek olan Meryem Beytlehem’de değil, Nasıra’da yaşıyordu. Nasıra kenti, Beytlehem kentinin yaklaşık yüz elli kilometre kuzeyindeydi.  O zaman bu durumda Mesih nasıl Beytlehem’de doğacaktı?

Ah, dostlar! Sizin de bildiğiniz gibi, Rab Tanrı için hiç bir şey zor değildir! O, Tanrı’dır ve yeryüzünde olup biten her konuda son sözü O söyler. O, olacak olan her şeyi önceden bilir. Bugün, Meryem’in doğum yapacağı zaman yaklaştığında, büyük Roma İmparatoru’nun bir nüfus sayımı yapılmasını buyurduğunu okuyacağız. İmparator’un verdiği ferman şöyleydi: “Her kadın ve erkek kaydolmak için atalarının kentine gitsin ve vergi ödesinler!” Bunun anlamı, hem Meryem’in hem de Yusuf’un Beytlehem kentine gitmeleri gerektiğiydi, çünkü her ikisi de Davut’un soyundan geliyorlardı. Şimdi Luka kitabının ikinci bölümüne geri dönelim ve Mesih olan İsa’nın Tanrı’nın uzun zaman önce vaat etmiş olduğu gibi nasıl Beytlehem’de doğduğunu dinleyelim.

Kutsal Yazılar şöyle der:

(Luka 2) 1O günlerde Sezar Avgustus, bütün roma dünyasında bir nüfus sayımının yapılması için buyruk çıkardı. 2Bu ilk sayım, Kirinius’un Suriye Valiliği zamanında yapıldı. 3Herkes yazılmak için kendi kentine gitti. 4Böylece Yusuf da Davut’un soyundan ve torunlarından olduğu için Celile’nin Nasıra kentinden Yahudiye bölgesine, Davut’un kenti Beytlehem’e gitti. 5Orada hamile olan nişanlısı Meryem ile birlikte yazılacaktı. 6-7Onlar oradayken, Meryem’in doğurma vakti geldi ve ilk oğlunu doğurdu. Onu kundağa sarıp bir yemliğe yatırdı. Çünkü handa yer yoktu.

Burada biraz ara vermemiz gerekiyor. Mesih’in doğduğu yerdeki koşulların nasıl olduklarına dikkat ettiniz mi? Mesih bir köylü gibi çok zor koşullar içinde dünyaya geldi. Bir hayvan ahırında doğdu, çünkü Beytlehem’deki handa yer yoktu. Dünyanın Kurtarıcısı ve Yargıcı olacak kişi kötü kokan bir ahırda doğdu. Belki bazılarınız şöyle düşünüyor olabilirsiniz: “Bu, inanılmaz bir durum! Eğer İsa dünyanın Kurtarıcısı ve Adem’in tüm çocuklarını yargılayacak olan Yücelik Rabbi ise, o zaman neden herkesin O’nun kralların Kralı ve rablerin Rabbi olduğunu bilebilmesi için büyük bir görkem içinde bir sarayda doğmadı?”

Dostlar, şunu hatırlamamız gerekir: “Tanrı’nın düşünceleri insanın düşüncelerinden farklıdır, ve Tanrı’nın yüceliği dünyanın yüceliğinden fraklıdır. Aslında İsa’nın doğumuna elbette büyük bir görkem eşlik ediyordu, ama Adem oğullarının çoğu bunun farkına varmadılar, çünkü Tanrı’nın yüceliği ve dünyanın yüceliği birbirlerinden öylesine farklıdırlar ki.

Bu farklılık konusunda bir örnek verelim: belki büyük ve güzel evlerde yaşayan, pahalı giysiler giyen ve her isteklerini karşılayan hizmetkarları ile lüks bir yaşam süren varlıklı insanlar görmüşsünüzdür. Bu koşullar, dünyanın yüceliğine bir örnek oluştururlar. Ama yine de Tanrı’nın yüceliği, dünyanın yüceliğinden farklıdır. Bu”  nedenle Tanrı’nın huzurundan gelen Mesih, refah ve lüks içinde dünyaya gelmedi. O, yoksulların sefaletini ve sıkıntılarını anlamayan zengin kişilerin çoğu gibi değildi. Hayır. Tanrı’nın Adem oğullarını Şeytan’ın ve günahın gücünden kurtarmak için gönderdiği Kişi, çok yoksul koşullar içinde, hatta bir ahırda doğdu. Böylece hiç kimse Mesih’in yalnızca zenginleri kurtarmak için geldiğini ya da yoksulların duygularını anlamadığını söyleyemeyecekti. Tanrı, O’na inanan herkesi – genç ve yaşlı, erkek ve kadın, zengin ve yoksul, özgür ve tutsak – kurtarmak için dünyaya gelen Kurtarıcı’yı tanımasını ister. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle yazar: “Rabbimiz İsa Mesih’in lütfunu bilirsiniz. O’nun yoksulluğu ile siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde sizin uğrunuza yoksul oldu! “ (2.Korintliler 8:9) Mesih İsa doğmayı seçen tek kişidir. Ve O, yoksul bir insan olarak doğmayı seçti. (Not: Belki İsa’nın bir hayvan ahırında doğmasının bir başka nedeni de bize O’nun “Tanrı’nın Kuzusu” olduğunu hatırlatmak içindi. Kuzular, ahırlarda doğarlar. 64. derste İsa’nın, “Tanrı Kuzusu” ünvanı hakkında daha çok şey öğreneceğiz.)

Şimdi Mesih’in doğumu ile ilgili öyküsüne devam edelim ve bu öykünün en harika kısmını okuyalım. İsa’nın bir hayvan ahırında doğduğu o gece, Tanrı, meleklerini, Beytlehem çevresindeki tarlalarda sürülerini güden bazı çobanlara gönderdi. Tanrı’nın bu çobanlara Mesih’in doğumu ile ilgili iyi haberi nasıl bildirdiğine kulak verelim.

Kutsal Yazılar bu konuda şunları yazar:

(Luka 2) 8Aynı yörede sürülerinin yanında nöbet tutarak geceyi kırlarda geçiren çobanlar vardı. 9Rabbin bir meleği onlara göründü ve Rabbin görkemi çevrelerini aydınlattı. Büyük bir korkuya kapıldılar. 10Ama melek onlara, ‘Korkmayın’ dedi, ‘Size bütün halkı çok sevindirecek bir haber müjdeliyorum. 11Bugün size Davut’un kentinde bir Kurtarıcı doğdu. Bu, Rab olan Mesih’tir! (Hristo, İbranice’deki Mesih sözcüğünün Grekçe’deki karşılığıdır; Mesh Edilmiş Olan anlamına gelir.) 12İşte size bir işaret: Kundağa sarılmış ve yemlikte yatan bir bebek bulacaksınız.”

13Birdenbire meleğin yanında göksel ordulardan oluşan büyük bir topluluk belirdi. Tanrı’yı överek, 14En yücelerde Tanrı’ya yücelik olsun, yeryüzünde O’nun hoşnut kaldığı insanlara esenlik olsun!” dediler.

15Melekler yanlarından ayrılıp göğe çekildikten sonra, çobanlar birbirlerine, ‘Haydi Beytlehem’e gidelim, Rabbin bize bildirdiği bu olayı görelim’ dediler. 16Acele ile gidip Meryem ile Yusuf’u ve yemlikte yatan bebeği buldular. 17Onları görünce, çocuk ile ilgili kendilerine anlatılanları bildirdiler. 18Bunu duyanların hepsi çobanların söylediklerine şaşırıp kaldı. 19Meryem ise, bütün bu sözler üzerinde derin derin düşünerek onları yüreğinde saklıyordu. 20Çobanlar işitip gördüklerinin tümü için Tanrı’yı yüceltip överek geri döndüler. Her şeyi kendilerine anlatıldığı gibi bulmuşlardı. Amin.

Tanrı, Mesih’in doğumu ile ilgili iyi haberi önce kime bildirdi? İyi Haber’i önce Roma İmparatoru’na, zenginlere ya da din önderlerine mi verdi? Hayır. Tanrı, Mesih’in doğumu ile ilgili iyi haberi önce köylülere duyurdu; O’nun gelmesini bekleyen alçakgönüllü çobanlara haber verdi. Çobanlar bebek İsa’yı gördükleri zaman duydukları heyecan ne kadar da büyüktü! Kendilerine ne muhteşem bir ayrıcalık verilmişti! Tüm peygamberlerin hakkında yazmış olduğu Kişi’yi görmüşlerdi: Dünyanın kurtarıcısı Mesih, Tanrı’nın Sonsuz Sözü küçük bir bebeğin minik bedenindeydi!

Müjde’yi okumaya devam edelim ve İsa doğduktan yaklaşık bir yıl sonra neler olduğunu görelim. Biraz önce Tanrı’nın nasıl gökyüzünde beliren Melekleri aracılığı ile Mesih’in doğduğunu bazı köylülere duyurduğunu dinledik. Şimdi de Tanrı’nın Mesih’in doğumunu nasıl bazı yıldızbilimcilere (ya da bilge adamlara/ Wolof dilinde: bilgi ustalarına) gökyüzünde beliren güzel ve büyük bir yıldız aracılığı ile duyurduğunu dinleyeceğiz. Matta Müjdesi’nin ikinci bölümünde yazılı olanlara kulak verelim.

Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Matta 2) 1-2İsa’nın Kral Hirodes devrinde Yahudiye’nin Beytlehem kentinde doğmasından sonra bazı yıldızbilimciler doğudan Yeruşalim’e gelip şöyle dediler: “Yahudiler’in kralı olan çocuk nerede? Doğuda O’nun yıldızını gördük ve O’na tapınmaya geldik. 3Kral Hirodes bunu duyunca kendisi de bütün Yeruşalim halkı da tedirgin oldu. 4Bütün baş kahinleri ve halkın din bilginlerini toplayarak onlara Mesih’in nerede doğacağını sordu. 5‘Yahudiye’nin Beytlehem kentinde’ dediler, ‘çünkü peygamber aracılığı ile şöyle yazılmıştır: 6Ey sen, Yahuda’daki Beytlehem, Yahuda önderleri arasında hiç de en önemsizi değilsin! Çünkü halkım İsrail’i güdecek önder, senden çıkacak!’ 7Bunun üzerine Hirodes yıldızbilimcileri gizlice çağırıp onlardan yıldızın göründüğü anı tam olarak öğrendi. 8‘Gidin, çocuğu dikkatle arayın, bulunca bana haber verin, ben de gelip O’na tapınayım’ diyerek onları Beytlehem’e gönderdi. (Ancak, Kral Hirodes’in yüreğindeki gerçek niyet, çocuğu öldürmekti, çünkü kendisinin dışında hiç kimsenin kral olmasını istemiyordu!)

9Yıldızbilimciler kralı dinledikten sonra yola çıktılar. Doğuda görmüş oldukları yıldız onlara yol gösteriyordu, çocuğun bulunduğu yerin üzerine varınca durdu. 10Yıldızı gördükleri zaman olağanüstü bir sevinç duydular. 11Eve girip çocuğu annesi Meryem ile birlikte yere kapanarak O’na tapındılar. Hazinelerini açıp O’na armağan olarak altın, günnük ve mür sundular. 12Sonra gördükleri bir düşte Hirodes’in yanına dönmemeleri için uyarılınca ülkelerine başka yoldan döndüler.

Mesih’in doğumu ile ilgili öykü kısaca budur. Bugün işittiğimiz tüm bu konular hakkında ne söyleyebiliriz? Kesinlikle emin olarak söyleyeceğimiz bir şey vardır, o da, Mesih olan İsa’nın doğumunun dünya tarihinde eşinin benzerini bulunmadığıdır! Dünyadaki tüm peygamberler, krallar ve insanlar arasında İsa’nın doğduğu gibi dünyaya gelen başka birinin asla bulunmadığıdır!

  • Bugün Mesih’in aynı Tanrı’nın peygamberlerinin önceden bildirmiş oldukları gibi Tanrı’nın gücü aracılığı ile bir bakireden doğduğunu gördük.
  • İsa’nın aynı Mika peygamberin yedi yüz yıl önce bildirmiş olduğu gibi Beytlehem kentinde doğduğunu dinledik.
  • Aynı zamanda Tanrı’nın gökyüzünden Meleğini ve görkemli bir ışığı bazı çobanlara nasıl gönderdiğini ve onlara bu şekilde iyi haberi nasıl duyurduğunu da gördük. Melek şöyle dedi: Size bütün halkı çok sevindirecek olan bir haber müjdeliyorum: Bugün size Davut’un kentinde bir Kurtarıcı doğdu. Bu, Rab olan Mesih’tir!
  • Sonra nasıl birdenbire meleğin yanında göksel ordulardan oluşan büyük bir topluluk belirdiğini ve bu topluluğun Tanrı’yı şu sözler ile övdüğünü gördük: “En yücelerde Tanrı’ya yücelik olsun, yeryüzünde O’nun hoşnut kaldığı insanlara esenlik olsun!’
  • Aynı zamanda Tanrı’nın uzak bir ülkede yaşayan bazı bilge adamlara kralların Kralı olan Mesih’in, günahkarların Kurtarıcısının doğmuş olduğunu ilan etmek için gökyüzüne büyük bir yıldız yerleştirdi!

Dostlar, o zaman tüm bunlar ile ilgili ne söyleyebiliriz? Şunu söyleyebiliriz: Hiç kimse hiç bir zaman bu  Adam’ın dünyaya geldiği şekilde dünyaya gelmedi. İsa’nın doğumu eşsizdir! İsa’nın doğumu hiç bir şey ile kıyaslanamaz! O’nu diğer kişiler ile kıyaslamamız mümkün değildir. İsa, bir peygamberden çok daha fazlasıydı. O, tüm peygamberlerin Kendisinden söz ettiği Kişi’dir. O, gökyüzünden gelen Mesih’tir.

Dostlar, eğer İsa yalnızca diğer peygamberlerden biri olsaydı, o zaman Tanrı’nın tüm peygamberleri O doğmadan önce O’nun gelişini neden duyurdular? Melekler O’nun doğumunu kutlamak için gökyüzünden yeryüzüne neden geldiler? Eğer İsa yalnızca diğer peygamberlerden biri olsaydı, Tanrı  O’nun doğumunu duyurmak için gökyüzüne neden büyük bir yıldız yerleştirdi? Ve O, hangi nedenden dolayı bir bakireden doğdu? Bu önemli soruların üzerinde özenle düşünün.

Dinlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki derste Tanrı isterse, Mesih olan İsa’nın yeryüzündeki görevine nasıl başladığını göreceğiz.

Siz, meleğin çobanlara verdiği mesaj üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:

“Korkmayın. Size bütün halkı çok sevindirecek bir haber müjdeliyorum. Bugün size Davut’un kentinde bir Kurtarıcı doğdu. Bu, Rab olan Mesih’tir.” (Luka 2:10, 11)

63. Kutsal Oğul

Kutsal Oğul

The Holy Son

Luka 2; Matta 3, 4

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ise sonsuz bir esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dersimizde kutsal Müjde (İncil) kitabının çalışmasını yaparken, Mesih’in doğumu ile ilgili heyecanlı öyküyü dinledik. Şimdiye kadar hiç kimse Mesih’in doğduğu şekilde doğmamıştı. O, Tanrı’nın gücü ile Beytlehem kentinde aynen daha önceden bildirildiği gibi bir bakireden doğdu. İsa’nın doğduğu gece Tanrı, geceyi Beytlehem çevresindeki tarlalarda geçiren bazı çobanlara ışık içinde parlayan bir melekler topluluğu gönderdi. Meleklerden biri çobanlara şöyle dedi: “Size bütün halkı çok sevindirecek bir haber müjdeliyorum: Bugün size Beytlehem kentinde bir Kurtarıcı doğdu. Bu, Rab olan Mesih’tir.”  (Luka 2:10, 11)

Bugün, İsa’nın nasıl bir çocuk olduğunu ve bir yetişkin haline nasıl geldiğini incelemeyi planlıyoruz. Müjde kitabı bize, İsa’nın doğumundan sonra Yusuf ve Meryem’in dört oğlu ve bazı kızları olduğunu bildirir. Çocuk İsa Filistin’in kuzeyindeki Nasıra kentinde kendisinden küçük kardeşleri ile kalabalık bir evde büyüdü. Bildiğiniz gibi, İsa’nın babası Yusuf değildi, ama insanların gözünde İsa, Yusuf’un oğluydu. Yusuf bir marangoz olduğu için aynı zamanda İsa da evde yaşadığı yıllarda bir marangoz olarak çalıştı. Ve bu şekilde İsa ağır iş yapmaya alıştı. Kutsal Yazılar bu konuda şunu yazarlar: “İsa bilgelikte ve boyda gelişiyor, Tanrı’nın ve insanların beğenisini kazanıyordu.” (Luka 2:52)

Diğer tüm çocukların yaptıkları gibi İsa da yemek yedi, uyudu ve ders çalıştı. Ancak her şeye rağmen yine de O’nu diğer çocuklardan farklı kılan bir şey vardı. Bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Farklı yanı şuydu: İsa hiç bir zaman günah işlemedi! Ağzından adil olmayan tek bir söz bile çıkmadı. (1.Petrus 2:22) O birine, asla, ‘Hatamı bağışla!’ demedi. (Wolof dilinde özür dilemek için kullanılan klişe formül), çünkü O asla hiç kimseyi üzecek bir yanlış yapmadı. Günah işleyemezdi, çünkü O’nda günah kökü yoktu. O, kutsal bir doğaya (karaktere) sahipti. O’nda hiç bir kötülük bulunmuyordu. O, yalnızca Tanrı’yı hoşnut eden şeyler yaptı. Bizim gibi fiziksel bir bedene sahipti, ama bizim sahip olduğumuz kötü doğaya sahip değildi. Kutsal Yazıların bu konu ile ilgili söyledikleri şöyledir: “Baş kahinimiz (aracı, ruhsal önder) zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan biri değildir; tersine her alanda bizim gibi denenmiş, ama günah işlememiştir.” (İbraniler 4:15)

İsa, otuz yaşına geldiği zaman, dünyanın Kurtarıcısı olarak çalışmaya(görev, hizmet) başlama zamanı geldi. Bir gün ailesi ile vedalaştı ve Nasıra kentinden ayrıldı ve peygamber Yahya’nın vaaz verdiği ve vaftiz ettiği yer olan Şeria Irmağı’na doğru yola çıktı.

Yahya’yı hatırlıyor musunuz? Yahya, İsa’dan altı ay önce doğmuştu. Yahya, Tanrı’nın, insanların Tanrı’nın gönderdiği Mesih’i karşılayabilmeleri ve günahlarından tövbe etmeleri amacı ile yüreklerini hazırlayabilmeleri için gönderdiği peygamberdi. Müjde’de peygamber Yahya ile ilgili yazılı olanlara ve Yahya’nın, Mesih’in yolunu nasıl hazırladığına kulak verelim.

Matta Müjdesi’nin üçüncü bölümünde Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Matta 3) 1-2 O günlerde Vaftizci Yahya, Yahudiye Çölü’nde ortaya çıktı. Şu çağrıyı yapıyordu: ‘Tövbe edin! Göklerin Egemenliği yaklaşmıştır.’ 3 Nitekim Peygamber Yeşaya aracılığı ile sözü edilen kişi Yahya’dır. Yeşaya şöyle demişti: “Çölde haykıran, ‘Rabbin yolunu hazırlayın, geçeceği patikaları düzleyin’ diye sesleniyor.” 4 Yahya’nın deve tüyünden giysisi, belinde deri kuşağı vardı. Yediği, çekirge ve yaban balıydı. 5 Yeruşalim, bütün Yahudiye ve Şeria yöresinin halkı ona geliyor, günahlarını itiraf ediyor, onun tarafından Şeria Irmağı’nda vaftiz ediliyordu.

Şimdi burada biraz ara verelim ve ne okuduğumuz hakkında düşünelim. Yahya’nın mesajını duydunuz mu? Kısaca ifade edecek olursak, Yahya şunu vaaz etti: “Günahlarınızdan tövbe edin! Kötü işlerinizden vazgeçin! Ve gökyüzünden size gelmiş olan kutsal Mesih ile karşılaşmaya hazırlanın.!” Günahlarını Tanrı’nın önünde itiraf eden kişiler, ırmakta, Yahya tarafından vaftiz edildiler. Peygamber Yahya’nın, Vaftizci Yahya olarak tanınmasının nedeni budur. İnsanlar, suda vaftiz olarak günahlarından yıkanamazlar. Su vaftizi, yalnızca onların günahlarından tövbe ettiklerini ve Mesih’i Kurtarıcıları olarak kabul etmeye hazır olduklarını gösteren bir belirtidir (işaret, gösteri).

Kendilerini vaftiz etmesi için Yahya’nın çağrısına karşılık veren kişiler, çok ünlü iki Yahudi mezhebine – Sadukiler ve Ferisiler – mensuptular. Sadukiler en zengin ve varlıklı Yahudilerdi ve Roma yönetimi üzerinde nüfuza sahiplerdi. Ama peygamberlerin Yazılarına, yüreklerinde hiç önem vermiyorlardı. Ferisiler ise, dua etme, oruç tutma, sadaka ve ondalık verme konusunda çok gayret gösteren din bilginleriydiler. Ancak bu şekilde tapınmaları yetersiz ve değersizdi, çünkü Tanrı katında kendi çabalarına güvenerek doğru olmaya çalışıyorlardı. Ferisiler, aynı zamanda gerçek Tanrı Sözü ile kendi geleneklerini bir araya getirerek karıştırıyorlardı. Bunun sonucu olarak Tanrı’ya olan tapınmaları kendi gruplarına ait olmayan kileri aşağılayan bir gösteriden başka bir şey değildi. Özetleyecek olursak, Ferisiler ve Sadukiler, Tanrı’yı dudakları ile onurlandırıyorlardı, ama yürekleri O’ndan uzaktı.

Şimdi Müjde’yi okumaya devam edelim ve Yahya’nın bu din bilginlerini ikiyüzlü oldukları için nasıl azarladığını dinleyelim. Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Matta 3) 7Ne var ki, bir çok Ferisi ile Saduki’nin vaftiz olmak için kendisine geldiklerini gören Yahya onlara şöyle seslendi: “Ey engerekler soyu! Gelecek olan gazaptan kaçmak için sizi kim uyardı? 8Bundan böyle tövbeye yaraşır meyveler verin. 9Kendi kendinize, ‘Biz İbrahim’in soyundanız’ diye düşünmeyin. Ben size şunu söyleyeyim: Tanrı, İbrahim’e şu taşlardan da çocuk yaratabilir. 10Balta ağaçların köküne dayanmış bile. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır. 11Gerçi ben sizi tövbe için su ile vaftiz ediyorum, ama benden sonra gelen benden daha güçlüdür. Ben O’nun çarıklarını çıkarmaya bile layık değilim. O sizi Kutsal Ruh ve ateş ile vaftiz edecek. 12Yabası elindedir. Harman yerini  temizleyecek, buğdayını toplayıp ambara yığacak, samanı ise sönmeyen ateşte yakacak.’

13Bu sırada İsa, Yahya tarafından vaftiz edilmek üzere Celile’den Şeria Irmağı’na, Yahya’nın yanına geldi. 14Ne var ki Yahya, ‘Benim senin tarafından vaftiz edilmem gerekirken sen mi bana geliyorsun?’ diyerek O’na engel olmaya çalıştı. 15İsa ona şu karşılığı verdi: ‘Şimdilik buna razı ol! Çünkü doğru olan her şeyi bu şekilde yerine getirmemiz gerekir.’ (O zaman Yahya O’nun dediğine razı oldu.)

Böylece Yahya Rab İsa’yı Şeria Irmağı’nda vaftiz etti. Bazılarınızın aklına belki şöyle bir soru gelebilir: “Günahsız olan İsa Yahya’dan neden O’nu vaftiz etmesini istedi?” Rab İsa’nın hiçbir konuda tövbe etmesinin gerekmediği gerçektir, çünkü hiç bir zaman günah işlemedi. O zaman İsa neden günahkarları vaftiz etmekte olan Yahya’nın O’nu da vaftiz etmesi için Yahya’nın yanına geldi? İsa, bu konuda ne söyledi? İsa Yahya’ya şöyle dedi: “Şimdilik buna razı ol! Çünkü doğru olan her şeyi bu şekilde yerine getirmemiz gerekir.” İsa vaftiz olarak, önümüze izlememiz için yalnızca bir örnek koymak ile kalmadı, ama aynı zamanda bizlerden biri olarak yaşamak ve bizim yerimize ölmek için gelmiş olduğunu da gösterdi.

Bölümün sonunda Kutsal Yazılar şöyle der:

(Matta 3) 16İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı. O anda gökler açıldı ve İsa Tanrı’nın Ruhu’nun güvercin gibi inip üzerine konduğunu gördü. 17Göklerden gelen bir ses, ‘Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum’ dedi.

Dostlar, göklerden yankılanan ses kime aitti? Bu ses, Rab Tanrı’nın sesiydi. Tanrı ne dedi? Tanrı İsa hakkında şunları söyledi: “Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum!” Daha önce Kutsal Yazılarda peygamber Davut’un ve melek Cebrail’in Mesih’i “Tanrı’nın Oğlu” olarak adlandırdıklarını gördük. Şimdi Tanrı’nın kendisinin İsa’yı: “hoşnut olduğum sevgili Oğlum” olarak çağırdığını okuyoruz. Tanrı İsa’yı neden Oğlum diye adlandırdı? Daha önce görmüş olduğumuz gibi, İsa Tanrı’nın Oğlu olarak adlandırılır, çünkü O doğrudan gökyüzünden geldi. İsa’nın yersel bir babası yoktu. Tanrı, Sonsuz Sözü’nü bir bakirenin rahmine yerleştirdi. Burada İsa’nın Tanrı Oğlu olarak adlandırılması için başka bir neden daha görüyoruz. Tanrı, O’nu diğer insanlardan fraklı bir yere koymak için Oğlu olarak adlandırdı.

İsa’nın Adem oğullarından farkı nedir? Adem soyundan gelen herkes, günah tarafından lekelenmiş bir doğaya sahiptir, ama İsa’nın doğasında günah lekesi yoktu. O tek bir günah bile işlemedi, çünkü Tanrı’nın Kutsal Ruhu’ndan geldi. Mesih bizimkine benzeyen fiziksel bir beden aldı, ama günahlı doğamızı almadı. O, kutsal ve mükemmel bir doğaya sahipti. Bu nedenle kutsal olan Tanrı, aynı bir babanın itaatkar ve sadık oğlundan hoşnut olduğu gibi, O’ndan hoşnut olabilirdi. Bir oğlun babasının gölgesi olduğu söylenir. Oğlu gören biri onun babasının nasıl olduğunu anlar. Benzer şekilde İsa’yı tanıyan herkes, Tanrı’nın nasıl olduğunu bilir, çünkü İsa Tanrı’nın doğasını göstermek için Tanrı’dan gelen biridir. Tanrı’yı şimdiye kadar hiç kimse görmemiştir, ama Mesih O’nu bize tanıttı! İsa, kutsal bir doğaya sahip olan tek bir insandı, çünkü yalnızca O, Tanrı’nın Kutsal Ruhu’ndan geliyordu! Tanrı, bu yüzden gökyüzünden seslenerek şu sözleri söylemekten utanmadı: “Sevgili Oğlum budur; O’ndan hoşnudum!

Bugünkü programımızın geri kalan zamanında, Yahya İsa’yı vaftiz ettikten sonra neler olduğunu görmek için dördüncü bölümü okumaya başlayacağız. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Matta 4) 1Bundan sonra İsa, İblis tarafından denenmek üzere ruh aracılığı ile çöle götürüldü. 2İsa kırk gün kırk gece oruç tuttuktan sonra acıktı. 3O zaman Ayartıcı yaklaşıp, “Eğer Tanrı’nın Oğlu’ysan, söyle, şu taşlar ekmek olsun’ dedi. 4İsa ona şu karşılığı verdi: ‘İnsan yalnız ekmek ile yaşamaz, ama Tanrı’nın ağzından çıkan her bir söz ile yaşar’ diye yazılmıştır.5-6Sonra İblis O’nu kutsal kente götürdü. Tapınağın tepesine çıkarıp, “Eğer Tanrı’nın Oğlu’ysan , kendini aşağı at!’ dedi. ‘Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Tanrı senin için meleklerine buyruk verecek.’ ‘Ayağın bir taşa çarpmasın diye seni elleri üzerinde taşıyacaklar.’ 7İsa, İblis’e şu karşılığı verdi: ‘Tanrın Rabbi denemeyeceksin’ diye de yazılmıştır. 8İblis bu kez İsa’yı çok yüksek bir dağa çıkardı. O’na bütün görkemi ile dünya ülkelerini göstererek, 9‘Yere kapanıp bana taparsan, bütün bunları sana vereceğim’ dedi. 10İsa ona şöyle karşılık verdi: ‘Çekil git, Şeytan! ‘Tanrın Rabbe tapacak, yalnız O’na kulluk edeceksin’ diye yazılmıştır. 11Bunun üzerine İblis İsa’yı bırakıp gitti. Melekler gelip İsa’ya hizmet ettiler.

Şeytan, üç kez İsa’yı ona itaat etmesi ve günah işlemesi için ayartmayı denedi. Her üç seferinde de İsa ona Tanrı Sözü’nden aktarmalar ile karşılık verdi. Şeytan Adem ve Havva’yı Aden Bahçesi’nde günah işlemeleri için nasıl ayarttıysa, aynı şekilde Rab İsa’yı da çölde ayarttı. Ama İsa günah işlemedi.

İblis, İsa’yı neden ayarttı? Çünkü İsa’nın Adem oğullarını kendi egemenliğinden kurtarmak için gökyüzünden yeryüzüne gelmiş olan kutsal Kurtarıcı olduğunu biliyordu. Şeytan aynı zamanda şunu da biliyordu: Eğer İsa tek bir günah işlerse, Adem oğullarını günahın egemenliğinden kurtaramazdı. Şeytan işte bu yüzden İsa’yı rahatsız etti ve O’nu aldatmaya çalıştı. Ama İsa Şeytan’ın tuzağına düşmedi.

Evet, Şeytan atalarımız Adem ve Havva’yı yendi ve lekelenmelerine neden oldu, ama Tanrı’nın kutsal Oğlu’nu yenemedi. Rab İsa günah işleyemezdi, çünkü Tanrı günah işleyemezdi. Baba nasılsa, Oğul da öyledir. İsa, insan bedenindeki yaşayan ve güçlü Tanrı Sözü’ydü. Tanrı O’nu dünyaya Adem’in çocuklarını Şeytan’ın gücünden ve günahın cezasından kurtarması için gönderdi. Bu nedenle Kutsal Yazılar Mesih’ten şöyle söz ederler:

“Böyle bir baş kahinimiz –kutsal, suçsuz, lekesiz, günahkarlardan ayrılmış, göklerden daha yücelere çıkarılmış bir baş kahinimiz – olması uygundur. O, öbür baş kahinler gibi, her gün önce kendi günahları, sonra da halkın günahları için kurbanlar sunmak zorunda değildir. Çünkü kendini sunmakla bunu ilk ve son kez yaptı.”  (İbraniler 7:26, 27)

Dostlar, bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Bir sonraki dersimizde İsa’yı izlemek amacı ile peygamber Yahya’dan ayrılan öğrencilerin neden böyle yaptıklarını öğrenmek için bizler ile tekrar buluşmanızı bekliyoruz.

Tanrı, bugün okuduğumuz konular ile ilgili size anlayış versin. Programımıza son verirken sizleri Kutsal Yazılardaki şu ayetle baş başa bırakıyoruz:

“Mesih’in günahları kaldırmak için ortaya çıktığını ve kendisinde günah olmadığını bilirsiniz.”  (1. Yuhanna 3:5)

64. Tanrı Kuzusu

Tanrı Kuzusu

The Lamb of God

Yuhanna 1, 3

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuz esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınız sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son iki dersimizde, Mesih olan İsa’nın doğumu ve karakteri (doğası) açısından eşsiz olduğunu gördük.

  • O’nun Doğumu ile ilgili olarak, şimdiye kadar hiç kimsenin İsa gibi doğmadığını keşfettik, çünkü O’nun yersel bir babası yoktu. Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nun gücü aracılığı ile bir bakireden doğdu.
  • O’nun karakteri hakkında söylenecek olanlar, İsa’nın bu konuda da eşsiz olduğudur. Hiç kimse hiçbir zaman O’nun kutsal doğasına sahip olarak doğmadı. Bizimkine benzeyen bir bedene sahipti, ama bizim kötü doğamız ile hiç bir ilgisi yoktu. İsa günah ile lekelenmemişti, çünkü O, bizim günahımızın cezasını yüklenmek üzere Tanrı tarafından gönderilen Kurtarıcıydı.

Bugün, Müjde’yi (İncil’i) okumaya devam etmeyi ve peygamber Yahya’nın İsa hakkında yaptığı tanımlamayı işitmek istiyoruz. Yahya, Mesih’in önündeki yolu hazırlaması için Tanrı’nın göndermiş olduğu bir peygamberdi.

Şimdi Yuhanna Müjdesi’nin birinci bölümünü okuyoruz (Not: Wolof dilindeki Yeni Antlaşma’da Vaftizci olarak anılan peygamberin adı Yahya’dır. Ve şimdi okuduğumuz Müjde’deki Yuhanna Wolof dilinde Yowanna olarak anılır. Açıklamamızın nedeni bu iki adamın birbirleri ile karıştırılmalarına engel olmaktır.) Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yuhanna 1) 19-20Yahudi yetkililer, Yahya’ya, ‘Sen kimsin?’ diye sormak üzere, Yeruşalim’den kahinleri ve Levilileri gönderdikleri zaman, Yahya’nın tanıklığı şöyle oldu – açıkça konuştu, inkar etmedi – ‘Ben Mesih değilim’ diye açıkça konuştu. 21Onlar da kendisine, ‘Öyleyse sen kimsin? İlyas mısın? Diye sordular. O da, ‘Değilim’ dedi. ‘Sen beklediğimiz peygamber misin?’ sorusuna, ‘Hayır ‘ yanıtını verdi. 22Bu kez, ‘Kim olduğunu söyle de bizi gönderenlere bir yanıt verelim’ dediler. Kendin için ne diyorsun?’ 23Yahya, ‘Peygamber Yeşaya’nın dediği gibi, ‘Rabbin yolunu düzleyin’ diye çölde haykıranın sesiyim ben’ dedi. 26Yahya onlara şöyle bir yanıt verdi: ‘Ben su ile vaftiz ediyorum, ama aranızda tanımadığınız biri duruyor. 27Benden sonra gelen O’dur. Ben O’nun çarığının bağını çözmeye bile layık değilim.’ 28Bütün bunlar Şeria Irmağı’nın ötesinde bulunan Beytanya’da, Yahya’nın vaftiz ettiği yerde oldu. 29Yahya, ertesi gün, İsa’nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: ‘İşte dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu! Kendisi için, ‘Benden sonra biri geliyor. O, benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı’ dediğim kişi işte budur.

Burada biraz ara verelim ve peygamber Yahya’nın tanıklığı hakkında düşünelim. Yahya’nın Mesih’ten söz ederken nasıl bir ifade kullandığını duydunuz mu? Gelin, Kutsal Yazıları yeniden dinleyelim. Kutsal Yazılar şöyle diyor: Yahya, İsa’nın, kendisine doğru geldiğini gördüğü zaman, şöyle dedi: ‘İşte, dünyanın günahını kaldıran Tanrı Kuzusu!’ Daha önce Tanrı’nın peygamberlerinin Mesih’i Kefaret Eden, Kurtarıcı, Kral, Rab, Tanrı Sözü ve Tanrı Oğlu gibi bir çok ad ile çağırdıklarını görmüştük.Şimdi ise O’nun “Tanrı Kuzusu” olarak da adlandırıldığını görüyoruz. Bu unvan öylesine önemlidir ki, açıklanmayı hak eder.

Yahya, İsa’yı neden Tanrı Kuzusu olarak adlandırdı? İsa,bir kuzu muydu? Hayır, İsa bildiğimiz anlamda gerçek bir kuzu elbette değildi. Biz Senegalliler de aslında aslanlar değiliz, ama buna rağmen birbirimize çoğu zaman bu unvan ile hitap ederiz. (Senegal’in maskoyu, aslan’dır.) Hepimizin çok iyi bildiği gibi bu yalnızca konuşmada kullanılan bir ifade şeklidir, çünkü her birimiz bir aslanın gücüne ve cesaretine sahip olmaktan hoşlanırız. Ama Yahya peygamber İsa’yı neden Tanrı’nın Kuzusu olarak adlandırdı? Biri, bir kuzuya benzemeyi neden istesin? Yahya, neden İsa’yı işaret ederek öğrencilerine, “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!’ dedi?

“Tanrı Kuzusu” unvanının ne anlam ifade ettiğini kavramak için, Tanrı’nın, Adem ve Havva günah işledikten sonra nasıl bir buyruk verdiğini hatırlamak gerekir. Tanrı, günahın cezasının ölüm ve cehennem olduğunu ve lekesiz bir kurbanın kanının dökülmemesi halinde günahın bağışlanmasının mümkün olamayacağını bildirdi. Böylece, Adem ve Havva’nın ikinci oğlu olan Habil’in Tanrı’ya inandığını ve bir kuzu boğazladığını ve onu Tanrı’ya günahını örtecek bir kurban olarak nasıl bir sunakta sunduğunu okuduk. Tanrı, kuzunun dökülen kanını gördüğü zaman, Habil’in günahının cezasını iptal etti ve onu doğru saydı, çünkü masum bir kuzu onun yerini alarak ölmüştü. Tanrı, her şeye rağmen, aynı zamanda bir kuzunun kanının günah için yeterli bir ceza olarak sonsuza kadar kabul edilemeyeceğini de sözlerine eklemişti. Çünkü bir hayvanın değeri ile bir insanın değeri eşit değildir. Günahkarları Tanrı’nın adil yargısından kurtarmak için dünyaya gelecek ve kanını dökecek olan kutsal Kurtarıcı’nın yalnızca bir gölgesi ve bir örneğiydi.

İsa’nın doğumundan yedi yüz yıl önce, peygamber Yeşaya Mesih’in bizim günahlarımızı ortadan kaldıran bir günahkar olarak “kesime götürülen bir kuzu” gibi ölüme gideceğini bildirmişti. (Yeşaya 53:7) Böylece, Habil’in zamanı ve Mesih’in zamanı arasındaki dönemde Tanrı’ya inanan herkes Tanrı’ya kurban edilen kuzulara saygı duydu ve bu kurbanları sundu. Nuh, İbrahim, Musa, Davut, Süleyman ve tüm peygamberler ve Tanrı’nın Sözü’ne inanan herkes Tanrı’ya lekesiz kuzular kurban ederek sunmak gibi bir alışkanlığa sahipti. Bu davranışları ile Tanrı’nın, günahı sonsuza kadar ortadan kaldıracak bir kurban olarak Kanını dökecek olan nihai kurbanı, yani kutsal Kurtarıcı’yı göndereceği günü özlem ile bekliyorlardı.

Sevgili dostlar, işte Yahya peygamberin İsa’nın, kendisine doğru geldiğini gördüğü zaman, O’nu işaret ederek öğrencilerine, ‘Bakın, işte dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu! demesinin nedeni budur. Yahya peygamber, bu sözleri ile öğrencilerine, onların önlerinde duran İsa’nın, tüm peygamberlerin önceden bildirdikleri Mükemmel Kurban, Tanrı’nın gökyüzünden gönderdiği “Kuzu” yani, Mesih olduğunu bildirdi. Tanrı’nın, bizim günahlarımızı sonsuza kadar bağışlayabilmesi için Adem oğullarının yerine dünyaya gelecek olan kutsal kurbandır!

Bu olaydan sonra Kutsal Yazılar şöyle devam ederler:

(Yuhanna 1) 35Ertesi gün Yahya yine öğrencilerinden ikisi ile birlikteydi.36Oradan geçen İsa’ya bakarak: ‘İşte Tanrı Kuzusu!’ dedi. 37Onun söylediklerini duyan iki öğrenci İsa’nın ardından gitti. 38İsa, arkasına dönüp ardından geldiklerini gördüğü zaman, ‘Ne arıyorsunuz?’ diye sordu. Onlar da, ‘Rabbi, nerede oturuyorsun?’ dediler. Rabbi, öğretmenim anlamına gelir. 39İsa, ‘Gelin görün’ dedi. Gidip O’nun nerede oturduğunu gördüler ve o gün O’nun ile kaldılar. Saat, dört sularıydı. 40Yahya’yı işitip İsa’nın ardından giden iki kişiden biri Simun Petrus’un kardeşi Andreas’tı. 41Andreas önce kendi kardeşi Simun’u bularak ona, ‘Biz Mesih’i bulduk!’ dedi. Mesih, mesh edilmiş anlamına gelir. 42Andreas, kardeşini İsa’ya götürdü. İsa ona baktı, ‘Sen Yuhanna’nın oğlu Simun’sun. Kefas diye çağrılacaksın’ dedi. Kefas, ‘kaya’ anlamına gelir. 43Ertesi gün İsa, Celile’ye gitmeye karar verdi. Filipus’u bulup, ona ‘Ardımdan gel!’ dedi. 44Filipus da Andreas ile Petrus’un kenti olan Beytsayda’dandı. 45Filipus, Natanel’i bularak ona, ‘Musa’nın Kutsal Yasa’da hakkında yazdığı, peygamberlerin de sözünü ettiği kişiyi, Yusuf oğlu Nasıralı İsa’yı bulduk’ dedi. 46Natanel, Filipus’a, ‘Nasıra’dan iyi bir şey çıkabilir mi?’ diye sordu. Filipus, ‘Gel de gör!’ dedi.

Böylece, Yahya’nın öğrencilerinin İsa’ya nasıl izlemeye başladıklarını görüyoruz. Yahya’nın öğrencileri, Rab İsa’yı izlemek için peygamber Yahya’dan neden ayrıldılar? Bu öğrenciler İsa’yı izlemeye başladılar, çünkü Yahya onlara, ‘İsa’nın Tanrı’nın tüm peygamberlerinin önceden bildirmiş olduğu Mesih ve Tanrı Kuzusu olduğunu! Söylediği zaman Yahya’nın sözlerine inandılar. Böylece, Yahya’nın öğrencilerinden biri olan Andreas İsa’nın Mesih olduğunu fark etti ve erkek kardeşi Simun Petrus’u bulmaya gitti ve ona şunları anlatı: “Biz, Mesih’i bulduk!!!”  Ve yine bir başka öğrenci, İsa’nın kim olduğunu anladı zaman, çok sevindi ve arkadaşı Natanel’e: “Musa’nın Kutsal Yasa’da hakkında yazdığı ve peygamberlerin de sözünü ettiği kişiyi, Yusuf oğlu Nasıra’lı İsa’yı bulduk!” dedi.

Evet, Andreas ve Petrus, Filipus ve Natanel İsa’yı gördükleri zaman çok büyük bir sevinç duydular, çünkü peygamberlerin binlerce yıldır Mesih’in gelişini önceden bildirmiş olduklarını biliyorlardı. Ve şimdi Mesih’i kendi gözleri ile görüyorlardı!!  Tanrı’ya övgüler olsun! Tanrı’nın tüm peygamberlerinin önceden bildirmiş oldukları güçlü Kurtarıcı, gelmişti ve aralarındaydı! Tanrı’ya övgüler olsun ki, Mesih nihayet gelmişti! Böylece, Yahya’nın bu dört öğrencisi O’nun ilk öğrencileri olarak İsa’yı izlemeye başladılar.

Bu bölümden sonra Kutsal Yazılar şöyle yazarlar:

(Matta 4) 21İsa daha ileri gidince başka iki kardeşi, Zebedi’nin oğulları Yakup ile Yuhanna’yı gördü. Babaları Zebedi ile birlikte teknede ağlarını onarıyorlardı. Onları da çağırdı. 19Onlara, ‘ardımdan gelin!’ dedi, ‘Sizleri insan tutan balıkçılar yapacağım!’ 22Hemen tekneyi ve babalarını bırakıp, İsa’nın ardından gittiler. 23İsa, Celile bölgesinin her tarafını dolaştı. Buradaki havralarda öğretiyor, göksel egemenliğin müjdesini duyuruyor, halk arasında rastlanan her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu. 24Ünü, bütün Suriye’ye yayılmıştı. Türlü hastalıklara yakalanmış bütün hastaları, acı çekenleri, cinlileri, saralıları, felçlileri O’na getirdiler; hepsini iyileştirdi. 25Celile, Dekapolis, Yeruşalim, Yahudiye ve Şeria Irmağı’nın karşı yakasından gelen büyük kalabalıklar O’nun ardından gidiyordu.

Bir sonraki dersimizde, Tanrı isterse, Rab İsa’nın kalabalıklara nasıl öğrettiğini ve O’nun nasıl büyük mucizeler yaptığını anlatan öyküleri okumaya devam etmeye cesaret edeceğiz. İsa’nın, söylediği Sözleri ve yaptığı İşleri aracılığı ile olduğu iddia edilen Kişi olduğunu kanıtladığını göreceğiz. O, tüm peygamberlerin hakkında yazmış olduğu Mesih’ti. Ancak bugünkü programımızın geri kalan zamanında peygamber Yahya’ya ne olduğunu görmek için onun hakkında okumaya devam edeceğiz. Biraz önce görmüş olduğumuz gibi, Yahya, İsa’nın Mesih olduğunu ilan ettikten sonra Yahya’nın öğrencileri Rab İsa’yı izlemek amacı ile birer birer ondan ayrılmaya başladılar. Bu durum, Yahya’nın hoşuna gitti mi? Yahya peygamber öğrencilerinin İsa’yı izlemek için kendisinden ayrılmalarından hoşnut oldu mu? Bu konuda sizin düşünceniz nedir?

Yuhanna Müjdesi’inin üçüncü bölümünde yazılı olanlara kulak verelim:

(Yuhanna 3) 26Öğrencileri, Yahya’ya gelerek, ‘Rabbi’ dediler, ‘Şeria Irmağı’nın karşı yakasında birlikte olduğun ve kendisi için tanıklık ettiğin adam var ya, işte O vaftiz ediyor, herkes de O’na gidiyor.’ 27Yahya şöyle yanıt verdi: ‘İnsan, kendisine gökten verilmedikçe hiç bir şey alamaz. 28Ben Mesih değilim, ama O’nun öncüsü olarak gönderildim’ dediğime siz kendiniz tanıksınız. 29Gelin kimin ise, güvey odur. Ama güveyin yanında duran ve onu dinleyen dostu onun sesini işitince çok sevinir. İşte benim sevincim böylece tamamlandı. 30O büyümeli, ben ise küçülmeliyim.

Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yahya, öğrencilerinin Mesih’i izlemek amacı ile kendisinden ayrılmalarından büyük sevinç duyduğunu ifade etti! Yahya’nın sevinci tamamlandı, çünkü kendi görevini yerine getirmişti. Mesih’in önündeki yolu hazırlamıştı! Tanrı’nın gerçek peygamberi olarak Yahya’nın tek arzusu insanları Mesih’e yönlendirmekti. Peygamber Yahya, bugünkü din önderlerinden ne kadar da farklı biriydi! Gerçek bir ruhsal önder her zaman Rab İsa’yı yüceltecektir, çünkü İsa, sizi Tanrı’nın Cennetteki kutsal huzuruna çıkartabilecek olan tek Kişi’dir! Yahya, Tanrı’nın pek çpk peygamberi olduğunu biliyordu, ama yalnızca tek bir Kurtarıcı olduğundan da haberdardı. Yahya bu nedenle, ‘Oğul’a iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Ama Oğul’un sözünü dinlemeyen, yaşamı görmeyecektir. Tanrı’nın gazabı böylesinin üzerinde kalır’ dedi.  (Yuhanna 3:36)

Yahya’nın yaşamının nasıl sona erdiği konusunda Kutsal Yazılar şöyle der:

“Yahya başka bir çok konuda halka çağrıda bulunuyor, Müjde’yi duyuruyordu. Ne var ki, bölgenin kralı Hirodes, kardeşinin karısı Hirodiya ile ilgili olayı ve kendi yapmış olduğu bütün kötülükleri yüzüne vuran Yahya’yı hapse attırarak kötülüklerine bir yenisini ekledi.”  (Luka 3:18, 19)

Hirodes bu nedenle, Yahya’nın tutuklanmasını, zincire vurulmasını ve hapse atılmasını buyurdu. Hirodes, sonunda karısını hoşnut etmek için Yahya’nın başının kesilmesi için emir verdi. (Bakınız Markos 6:17, 27) Böylece Yahya Tanrı’nın göklerdeki yüceliğinin huzuruna girdi.

Kutsal Yazılar, bize Yahya’nın büyük bir peygamber, hatta kendisinden önce gelen peygamberlerin en büyüğü olduğunu söylerler. Yahya’yı diğer peygamberlerden daha büyük yapan nedir? Bu soruya yanıt verelim: Diğer tüm peygamberler şu duyuruda bulundular: ‘Mesih gelecek! O, gelecek! Gelecek!’ ancak peygamber Yahya’nın duyurusu onlarınkinden farklıydı: ‘Mesih geldi, Mesih burada! Mesih’in adı İsa! Bakın! Dünyanın günahını kaldırmak için öldürülecek olan Tanrı Kuzusu geldi! O’nu izleyin!’ Yahya bu şekilde görevini yerine getirdi; Yahya, Mesih’in yolunu hazırlayacak olan peygamber olarak ün yapmıştı ve bu hizmetini tamamladı.

Dinlediğiniz için teşekkürler. Tanrı isterse, bir sonraki programımızda, kutsal Müjde’yi okumaya devam edeceğiz ve İsa’nın neden Büyük Doktor olarak adlandırıldığını keşfedeceğiz.

Bugün çalıştıklarımız konusunda Tanrı size anlayış ihsan etsin. Yahya peygamberin, Mesih İsa ile ilgili olarak duyurduğu şu sözlerden daha önemli hiçbir şey yoktur:

“İşte, dünyanın günahını kaldıran Tanrı Kuzusu!”  (Yuhanna 1:29)

65. Büyük Şifacı

Büyük Şifacı

The Great Healer

Markos 1, 2

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun!

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuz bir esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Çoğunuzun bildiği gibi, Kutsal Yazılar’da yaptığımız yolculukta şu anda Müjde (İncil) kitabını çalışıyoruz. Bu kitap, Adem’in çocuklarını Şeytan’ın ve günahın egemenliğinden kurtarmak için dünyaya gelen Mesih hakkındaki İyi Haber ile ilgili kutsal kitaptır. Son programımızda Mesih İsa’nın kentleri ziyaret etmeye, kalabalıklara öğretiş vermeye ve halk arasındaki her türlü hastalığı ve illeti iyileştirmeye başladığını okuduk. O’nun adı tüm ülkede ün kazandı.

Bugün O’nun öğretişlerinin ve işlerinin O’ndan önce gelmiş olan herkesin öğretişinden ve işinden nasıl çok farklı olduğunu görmek için Mesih İsa’nın öyküsüne devam ediyoruz. İsa’nın bir eşi, bir evi ya da dünyasal zenginliği yoktu. O, tüm insanlar arasında eşi benzeri olmayan Biri’ydi. O’nun için önemli olan yalnızca tek bir şey vardı: O’nu gönderenin İsteğini yerine getirmek. Tanrı’nın, O’na yapması için vermiş olduğu şi tamamlamak.

Markos Müjdesi’nin birinci bölümünde Kutsal Yazılar şöyle der:

(Markos 1) 21Kefernahum’a girdiler. Şabat Günü İsa havraya gidip öğretmeye başladı. 22Halk O’nun öğretişine şaşıp kaldı, çünkü din bilginleri gibi değil, yetkili biri gibi öğretiyordu. 23-24Tam o sırada havrada bulunan ve kötü ruha tutulmuş bir adam, ‘Ey Nasıralı İsa, bizden ne istiyorsun?’ diye bağırdı., ‘Bizi mahvetmeye mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum, Tanrı’nın Kutsalı’sın sen!’ 25İsa, ‘Sus, çık adamdan!’ diyerek kötü ruhu azarladı. 26Kötü ruh adamı sarstı ve büyük bir çığlık atarak içinden çıktı. 27Herkes şaşıp kaldı. Birbirlerine, ‘Bu nasıl şey?’ diye sormaya başladılar. ‘Yepyeni bir öğreti! Kötü ruhlara bile yetki ile buyruk veriyor, onlar da sözünü dinliyorlar. 28Böylece İsa ile ilgili haber, Celile bölgesinin her yerine hız ile yayıldı.

İsa’nın öğretişleri yasa öğretmenlerinin (yazıcılar, din öğretmenleri) öğretişlerinden çok farklıydı. İsa’yı havrada (tapınmanın yapıldığı ve Kutsal Yazıların öğretildiği özel bina) dinleyen herkes O’nun söylediği sözlere çok şaşırdılar, çünkü O, halka, yasa öğretmenlerinin sahip olmadıkları bir yetki ile öğretti.

Yasa öğretmenleri hakkında bilginiz vardır. Bu öğretmenlerin Tevrat’ı, Mezmurları (Zebur) ve peygamberlerin diğer kitaplarını açıklamaları gerekirdi. Ama bu öğretmenlerin çoğu yine de Peygamberlerin Yazılarını tam olarak açıklayamazlardı, çünkü kendileri de bu yazıları gerçekten anlamış değillerdi. Dini görevleri ve atalarının gelenekleri hakkındaki her şeyi biliyorlardı, ama Rabbin Sözü’nü bilmiyorlardı. Bu dindar “uzmanlar” Tanrı’yı dudakları ile onurlandırırlardı, ama O’nun Sözü’nü sevmezlerdi. Böylece, İsa (İsa, onların okullarında hiç bir zaman din eğitimi görmemişti) havralarına girdiği zaman, Kutsal Yazıları yetki ve tam bir netlik ile açıklamaya başladığında, bu öğretmenler çok utandılar. Havradaki halk, İsa’nın sözlerinden ve işlerinden dolayı şaşkına döndüğü zaman, birbirlerine: ‘Bu adam kim? Bu yeni öğretişleri nereden öğrenmiş? Böyle bir yetki ile öğretmesi nasıl mümkün olabilir?’ diye sordukları ve, ‘Kötü ruhlara bile emrediyor ve onlar da O’na itaat ediyorlar! Böyle bir şeyi daha önce hiç görmedik! Bu güne kadar hiç kimse asla bu adam gibi bir öğretiş vermedi! Bu güne kadar hiç kimse O’nun yaptığı işleri yapmadı!’ diyerek aralarında konuştukları zaman yasa öğretmenleri kendilerini daha da kötü hissettiler.

Gerçekten de, Adem’in günah işlediği günden İsa’nın mucizeler yapmaya başladığı güne kadar insanlar böylesine güçlü biri ile hiç karşılaşmamışlardı. Ancak şimdi gördükleri Kişi, öyle biriydi ki, söylediği tek bir söz ile Şeytan’ı ve cinlerini kaçırabiliyordu. Böyle bir şeyi yalnızca gökyüzünden gelen Biri yapabilirdi. Kötü ruhların tutsak ettiği adamın İsa’ya ne söylediğini işittiniz mi? Bağırarak şöyle dedi: “Ey Nasıralı İsa, bizden ne istiyorsun? Bizi mahvetmeye mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum. Tanrı’nın Kutsalı’sın sen!Cinler, İsa’nın nereden geldiğini ve kim olduğunu gayet iyi biliyorlardı. Ama her şeye rağmen, insanların çoğu, İsa’nın kim olduğunu gerçekten bilmiyorlardı. Şeytan ve onun kötü melekleri Rab İsa’dan çok korkuyorlardı, çünkü O’nun Tanrı’nın başlangıçta aracılığı ile göğü ve yeri yaratmış olduğu Söz olduğunu kesin olarak biliyorlardı. Onlar, İsa’nın kendilerini sonsuz ateşe atma yetkisine sahip olan Kutsal Kişi olduğundan haberdardılar. İsa adını duydukları zaman korkuya kapılarak dehşete düşmelerinin nedeni budur.

O zaman şimdi birinci bölümü okuyarak devam edelim. Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Markos 1) 29İsa havradan çıkar çıkmaz, Yakup ve Yuhanna ile birlikte Simun ve Andreas’ın evine gitti. 30Simun’un kaynanası ateşler içinde yatıyordu. Durumu hemen İsa’ya bildirdiler. 31O da hastaya yaklaştı, elinden tutup kaldırdı. Kadının ateşi düştü, onlara hizmet etmeye başladı. 32Akşam olup güneş batınca, bütün hastaları ve cinlileri İsa’ya getirdiler. 33Bütün kent halkı kapıya toplanmıştı. 34İsa, çeşitli hastalıklara yakalanmış pek çok kişiyi iyileştirdi, bir çok cini kovdu. Cinlerin konuşmasına izin vermiyordu. Çünkü onlar kendisinin kim olduğunu biliyorlardı. 35Sabah çok erkenden, ortalık henüz ağarmadan İsa kalktı, evden çıkıp ıssız bir yere gitti, orada dua etmeye başladı. 36Simun ile yanındakiler İsa’yı aramaya çıktılar. 37O’nu bulunca, ‘Herkes seni arıyor!’ dediler. 38İsa onlara, ‘Başka yerlere, yakın kasabalara gidelim!’ dedi. ‘Oralarda Tanrı’nın Sözü’nü duyurayım. Bunun için çıkıp geldim.’ 39Böylece havralarında Tanrı sözünü duyurarak ve cinleri kovarak bütün Celile bölgesini dolaştı. 40İsa’ya cüzamlı biri geldi, diz çökerek, ‘İstersen beni temiz kılabilirsin’ diye yalvardı. 41İsa’nın yüreği sızladı, elini uzatıp adama dokundu, ‘İsterim, temiz ol!’ dedi. 42Adam anında cüzamdan kurtulup tertemiz oldu.

Böylece İsa her türlü hastalık ve illetten acı çeken insanları iyileştirdi, Adem’in soyuna sevgi ve şefkat gösterdi, çünkü çobanları olmayan koyunlar gibi yorgun ve çaresizdiler. Ancak İsa’nın yaptığı pek çok büyük mucizenin bir başka nedeni daha vardı. İsa, her türlü hastalığı iyileştirdi; Adem’in soyuna Tanrı’nın, peygamberleri aracılığı ile uzun zaman önce vaat etmiş olduğu Mesih olduğunu kanıtlamak için kötü ruhları kovdu. Örneğin, daha önce Yeşaya peygamberin İsa’nın doğumundan yüzlerce yıl önce Mesih geldiği zaman neler olacağını yazdığını okumuştuk. “O zaman körlerin gözleri açılacak, sağırların kulakları duyacak, topallar geyik gibi sıçrayacak, sevinç ile haykıracak dilsizlerin dili!” (Yeşaya 35:5, 6) Bu sözler ile, peygamber Yeşaya Mesih’in şimdiye kadar hiç kimsenin yapmamış olduğu mucizeler yapacağını önceden bildirmiş oluyordu. Daha önce, Tanrı’nın Musa ve İlyas’a büyük mucizeler yapma gücünü verdiğini okuduk. Ama bu iki peygamberin yapmış olduğu mucizeler, Mesih’in yaptığı mucizeler ile kıyaslanmayacak kadar önemsizdi. Aynı zamanda Musa ve İlyas’ın bu mucizeleri kendi güçleri ile yapmadıklarını biliyoruz. Ama Mesih İsa Tanrı’nın gücü ile doluydu, çünkü zaten O’nun Kendisi Tanrı’nın Gücü’ydü!

Markos’un Müjdesi’nin ikinci bölümünde devam ediyoruz ve Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Markos 2) 1Bir kaç gün sonra İsa tekrar Kefernahum’a geldiği zaman, evde olduğu duyuldu. 2O kadar çok insan toplandı ki, artık kapının önünde bile duracak yer kalmamıştı. İsa, onlara Tanrı’nın sözünü anlatıyordu. 3Bu arada O’na dört kişinin taşıdığı felçli bir adam getirdiler. 4Kalabalıktan O’na yaklaşamadıkları için, bulunduğu yerin üzerindeki damı delip açarak felçliyi üstünde yatığı şilte ile birlikte aşağı indirdiler. 5İsa, onların imanını görünce, felçliye, ‘Oğlum, günahların bağışlandı!’ dedi. 6-7Orada oturan bazı din bilginleri, ise içlerinden şöyle düşündüler: ‘Bu adam neden böyle konuşuyor? Tanrı’ya küfrediyor! Tanrı’dan başka kim günahları bağışlayabilir?’ 8Akıllarından geçeni ruhunda hemen sezen İsa, onlara, ‘Aklınızdan neden böyle şeyler geçiriyorsunuz?’ dedi. 9‘Hangisi daha kolay? Felçliye, ‘Günahların bağışlandı demek mi? 10-11Ne var ki, İnsanoğlu’nun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye …’ Sonra felçliye, ‘Sana söylüyorum, kalk, şilteni topla, evine git!’ dedi. 12Adam kalktı, hemen şiltesini topladı, hepsinin gözü önünde çıkıp gitti. Herkes şaşakalmıştı. Tanrı’yı övüyorlar,’Böylesini hiç görmemiştik’ diyorlardı.

Bu öyküde, İsa’nın gücünün bir insanın yalnızca hasta bedenini iyileştirmek ile sınırlı olmadığını, ama aynı zamanda bir insanın günahlı yüreğini iyileştirmek için de yeterli olduğunu görüyoruz. Büyük Doktor (Şifacı) olan İsa, felçli adamın en önemli sorununun onun güçsüz bacakları değil, yüreğindeki günah olduğunu biliyordu. İsa bu nedenle ona önce şöyle dedi: ‘Oğlum, günahların bağışlandı!’

İsa bunu söylediği zaman, yasa öğretmenleri ne düşündüler? Kendi kendilerine şöyle mırıldandılar: ‘İsa küfrediyor! Tanrı’dan başka hiç kimse günahları bağışlayamaz!’ Yasa öğretmenlerinin düşünceleri kısmen doğru, kısmen yanlıştı. Günahları, Tanrı’dan başka hiç kimsenin bağışlayamayacağı doğrudur. Ama her şeye rağmen, yasa öğretmenleri İsa’nın Tanrı’ya küfrettiklerini düşündükleri zaman, yanılıyorlardı, çünkü anlayamadıkları gerçek, İsa’nın, Tanrı ile günahkarları barıştırmak için gönderilen Aracı olduğuydu. İsa, Tanrı’nın Sözü’ydü. Bu nedenle, İsa, Günahların bağışlandı’ dediği zaman, Tanrı’nın Kendisi, ‘Günahların bağışlandı!’ demekteydi. Rab İsa, Tanrı’nın yeryüzündeki sesiydi! Yalnızca bu kadarı da değil, İsa aynı zamanda günahı sonsuza kadar kaldıran Mükemmel Kurban olarak da yaşamını vermek üzere doğmuş Olan’dı. Nasıl bir baba, oğluna, kendisi adına çalışma ve konuşma yetkisi ihsan ederse, Tanrı da aynı şekilde İsa’ya, günahları bağışlama yetkisi vermişti. Günahların bağışlanması yalnızca Rab İsa’da bulunur. Ama yasa öğretmenleri bu gerçeğe inanmadılar.

Çok az zamanımız kaldı. Bu nedenle, bu bölümü izleyen ayetleri okumaya biraz daha devam edelim.

“Yoldan geçerken, vergi toplama yerinde oturan Alfay oğlu Levi’yi gördü. Ona, ‘Ardımdan gel!’ dedi. Levi de kalkıp İsa’nın ardından gitti. Sonra İsa, Levi’nin evinde yemek yerken, bir çok vergi görevlisi ile günahkar, O’nun ile ve öğrencileri ile birlikte sofraya oturmuştu. O’nu izleyen böyle bir çok kişi vardı. Ferisiler’den bazı din bilginleri, O’nu günahkarlar ve vergi görevlileri ile birlikte yemek yerken görünce öğrencilerine, ‘Niçin vergi görevlileri ve günahkarlar ile birlikte yemek yiyor?’ diye sordular. Bunu duyan İsa onlara, ‘Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. Ben doğru kişileri değil, günahkarları çağırmaya geldim.’ dedi.  (Markos 2:14-17)

Büyük Doktor İsa bu sözleri ile, yasa öğretmenlerine, Tanrı’nın önünde günahları nedeni ile kendilerinin hasta olduklarını göstermek istedi. Ama bu dindar öğretmenler, günahlarını fark etmediler. Aslında, onlar İsa’yı eleştiriyorlardı, çünkü O, vergi görevlileri ve “günahkarlar” olarak tanınan kişiler ile yemek yiyordu. Çünkü İsa’nın doğmasının nedeni, günahkarlar ile birlikte olmak ve onları günahlarından iyileştirmekti.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Günah olarak adlandırılan korkunç bir hastalığa sahip olarak dünyaya gelmiş olduğunuzun farkında mısınız? Ölmenizin ve kutsal olan Tanrı’nın yargısına uğramanızın gerekmesinin nedeni, içinizdeki bu günahtır. Ama Tanrı’ya övgüler olsun ki, yüreğinizdeki günahı iyileştirecek olan Biri var! Evet, bu Kişi Mesih İsa’dır! O’nun hiç bir günahı yoktu ve Adem’in çocuklarını günahlarından kurtarmak için dünyaya geldi. Ama her şeye rağmen, Rab İsa’nın yüreğinizdeki günahı iyileştirmeden önce, sizin günah nedeni ile hasta olduğunuzun farkına varmanız gerekiyor. Doktora giden kişiler, yalnızca hasta olduklarını bilen kişilerdir. Aynı şekilde, yalnızca günahkar olduklarını bilen kişiler, günahkarların Kurtarıcısı İsa’ya döneceklerdir. İsa doğru olduklarını düşünen kişiler için değil, günahkar olduklarını bilen kişiler için geldi. Yasa öğretmenlerine de bu neden ile şu sözleri söyledi: “sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyaçları var. Ben doğru kişileri değil, günahkarları çağırmak için geldim.”

Sevgili dostlar, bugünkü yayınımıza burada son vermemiz gerekiyor. Tanrı isterse, bir sonraki programımızda, Müjde’de devam edeceğiz ve günahkarların İyileştiricisi İsa’nın ağzından çıkan bazı harika ve derin anlamlı sözler dinleyeceğiz.

Siz, Rabbin, yasa öğretmenlerine söylediği sözler üzerinde düşünürken, Tanrı sizi bereketlesin:

“Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. Ben doğru kişileri değil, günahkarları çağırmaya geldim.”  (Markos 2:17)

Pages