August 2012

66. Büyük Öğretmen

Büyük Öğretmen

The Great Teacher

Matta 5-7

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun!

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda Mesih İsa’nın Filistin’in kentlerini ziyaret ederek kalabalıklara öğrettiğini, hastaları iyileştirdiğini ve kötü ruhları kovduğunu gördük. İnsanlar şaşakaldılar ve birbirlerine sordular; “Bu nasıl şey? Yepyeni bir öğreti! Kötü ruhlara bile yetki ile buyruk veriyor, onlar da sözünü dinliyorlar!”  (Markos 1:27)

Bugün Müjde (İncil) kitabında devam etmeyi ve Rab İsa bir gün öğrencileri ve büyük bir kalabalık ile bir dağ kenarında otururken O’nun ağzından çıkan harika sözleri işitmeyi planlıyoruz. İsa’nın, o gün, öğrencilerine öğrettiği her şeyi okumaya ayıracak zamanımız yok; ama yine de okumak isteyen olursa, Matta Müjdesi’ndeki mesajın tamamını—beşinci bölümden yedinci bölüme kadar—okuyarak İsa’nın mesajının tamamını öğrenebilir.

Sevgili dostlar, şu anda her nerede olursanız olun, sizi, Rab İsa’nın yaklaşık iki bin yıl önce verdiği vaaz olan “Dağdaki Vaaz”ını dinlemeye davet ediyoruz.

Kutsal Yazılar şöyle der:

(Matta 5) 1İsa kalabalıkları görünce dağa çıktı. Oturunca öğrencileri yanına geldiler. 2İsa konuşmaya başlayıp onlara şunları öğretti:

3Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.

4“Ne mutlu yaslı olanlara! Çünkü onlar teselli edilecekler.

5“Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü olar yeryüzünü miras alacaklar.

6“Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara! Çünkü onlar doyurulacaklar.

7“Ne mutlu merhametli olanlara! Çünkü onlar merhamet bulacaklar.

8“Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Çünkü onlar Tanrı’yı görecekler.

9“Ne mutlu barışı sağlayanlara! Çünkü onlara tanrı oğulları denecek.

10“Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.

11Benim yüzümden insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! 12Sevinin, sevinç ile coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür. Sizden önce yaşayan peygamberlere de böyle zulmettiler.

17Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. 18Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf yayacak. 19Bu nedenle, bu buyruklardan en küçüklerinden birini kim çiğner ve başkalarına öyle yapmayı öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak. 20Size şunu söyleyeyim: Doğruluğunuz din bilginleri ile Ferisiler’inkini aşmadıkça, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz.

21Atalarımıza, ‘Adam öldürmeyeceksin. Öldüren yargılanacak’ dendiğini duydunuz. 22Ama ben size diyorum ki, kardeşine öfkelenen herkes yargılanacaktır. Kim kardeşine aşağılayıcı bir söz söylerse, Yüksek Kurul’da yargılanacaktır. Kim kardeşine ahmak derse, cehennem ateşini hak edecektir. 27Zina Etmeyeceksin’ dendiğini duydunuz. 28Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvet ile bakan her adam, yüreğinde o kadın ile zina etmiş olur. 33Yine, atalarımıza, ‘Yalan yere ant içmeyeceksin, ama Rabbin önünde içtiğin antları yerine getireceksin’ dendiğini duydunuz. 34Oysa ben size diyorum ki, hiç ant içmeyin: Ne gök üzerine, çünkü orası Tanrı’nın tahtıdır; ne yer üzerine, çünkü orası O’nun ayak taburesidir; ne de Yeruşalim üzerine, çünkü orası Büyük Kral’ın kentidir. Evet’iniz evet, ‘hayır’ınız hayır’ olsun. Bundan fazlası Şeytan’dandır.

38‘Göze göz, dişe diş’ dendiğini duydunuz. 39Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin. 40Size karşı davacı olup mintanınızı almak isteyene abanızı da verin. 41Sizi bin adım yol yürümeye zorlayan ile iki bin adım yürüyün. 43‘Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin’ dendiğini duydunuz. 44Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. 45Öyle ki, göklerdeki Babanızın oğulları olasınız. Çünkü O, güneşini hem iyilerin hem de kötülerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem doğruların hem de eğrilerin üzerine yağdırır. 46Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur? Vergi görevlileri de öyle yapmıyorlar mı? 47Eğer yalnız kardeşlerinize selam verirseniz, fazladan ne yapmış olursunuz? Bu nedenle, göksel Babanız yetkin olduğu gibi, siz de yetkin olun.

(Matta 6) 1Doğruluğunuzu insanların gözü önünde gösteriş amacı ile sergilemekten kaçının. Aksi takdirde göklerdeki Babanız’dan ödül alamazsınız. 2Bu nedenle, birisine sadaka verirken, bunu borazan çaldırarak ilan etmeyin. İki yüzlüler, insanların övgüsünü kazanmak için havralarda ve sokaklarda böyle yaparlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 3Siz sadaka verirken, sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin. 4Öyle ki, verdiğiniz sadaka gizli kalsın. Gizlice yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir.

5Ve dua ettiğiniz zaman iki yüzlüler gibi olmayın. Onlar herkes kendilerini görsün diye havralarda ve caddelerin köşe başlarında dikilip dua etmekten zevk alırlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 6Ama siz dua edeceğiniz zaman, iç odanıza çekilip kapınızı örtün ve gizlide olan Babanıza dua edin. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir. 7Dua ettiğiniz zaman, putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın. Onlar söz kalabalığı ile seslerini duyurabileceklerini sanırlar. 8Siz onlara benzemeyin! Çünkü Babanız nelere gereksinmeniz olduğunu siz daha O’ndan dilemeden önce bilir.

9Bunun için siz şöyle dua edin:

Göklerdeki Babamız, adın kutsal kılınsın.

10Egemenliğin gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin olsun.

11Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.

12Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de bizim suçlarımızı bağışla.

13Ayartılmamıza izin verme. Bizi kötü olandan kurtar.

Çünkü egemenlik, güç ve yücelik sonsuzlara dek senindir! Amin!

16Oruç tuttuğunuz zaman, iki yüzlüler gibi surat asmayın. Onlar oruç tuttuklarını insanlara belli etmek için kendilerine perişan bir görünüm verirler. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 17Siz oruç tuttuğunuz zaman, başınıza yağ sürüp yüzünüzü yıkayın. 18Öyle ki, insanlara değil, gizlide olan Babanıza oruçlu görünesiniz. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir.

19Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. 20Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin.Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar.21Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır.

22Bedenin ışığı gözdür. Gözünüz sağlam ise, bütün bedeniniz aydınlık olur. 23Gözünüz bozuk ise, bütün bedeniniz karanlık olur. Buna göre, içinizdeki ‘ışık’ karanlık ise, ne korkunçtur o karanlık! 24Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Tanrı’ya hem de paraya kulluk edemezsiniz.

25Bu nedenle, size şunu söylüyorum: ‘Ne yiyip ne içeceğiz?’ diye canınız için, ‘Ne giyeceğiz?’ diye bedeniniz için kaygılanmayın! Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemli değil mi? 26Gökte uçan kuşlara bakın! Ne eker, ne biçer, ne de ambarlarda yiyecek biriktirirler. Göksel Babanız yine de onları doyurur. Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz? 27Hangi biriniz kaygılanmak ile ömrünü bir anlık uzatabilir?

28Giyecek konusunda neden kaygılanıyorsunuz? Kır zambaklarının nasıl büyüdüklerine bakın! Ne çalışırlar ne de iplik eğirirler. 29Ama size şunu söyleyeyim, bütün görkemine karşın Süleyman bile bunlardan biri gibi giyinmiş değildi. 30Bugün var olup yarın ocağa atılacak olan kır otunu böyle giydiren Tanrı’nın sizi de giydireceği çok daha kesin değil mi, ey kıt imanlılar? 31Öyleyse, ‘Ne yiyeceğiz?’ ‘Ne içeceğiz?’ ya da ‘Ne giyeceğiz?’ diyerek kaygılanmayın. 32Uluslar hep bu şeylerin peşinden giderler. Oysa göksel Babanız bütün bunlara gereksinmeniz olduğunu bilir. 33Siz öncelikle O’nun egemenliğinin ve doğruluğunun ardından gidin, o zaman size bütün bunlar da verilecektir.

(Matta 7) 1Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız! 2Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçek ile verirseniz, aynı ölçek ile alacaksınız. 3Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği fark etmezsin? 4Kendi gözünde mertek varken, kardeşine nasıl, ‘İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin? 5Seni iki yüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün. (12İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. Çünkü Kutsal Yasa’nın ve peygamberlerin söylediği budur.)

7Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. 8Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı, çalana açılır.

13 Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. 14Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.

15Sahte peygamberlerden sakının. Onlar size kuzu postuna bürünerek yaklaşırlar, ama özde yırtıcı kurtlardır. 16Onları meyvelerinden tanıyacaksınız. Dikenli bitkilerden üzüm, deve dikenlerinden incir toplanabilir mi? 17Bunun gibi, her iyi ağaç iyi meyve verir, kötü ağaç ise kötü meyve verir. 18İyi ağaç kötü meyve, kötü ağaç da iyi meyve veremez. 19İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır. 20Böylece sahte peygamberleri meyvelerinden tanıyacaksınız.

21Bana, ‘Ya Rab, ya Rab!’ diye seslenen herkes Göklerin Egemenliği’ne girmeyecek. Ancak göklerdeki Babamın isteğini yerine getiren girecektir. 22O gün bir çokları bana diyecek ki, ‘Ya Rab, ya Rab!’ Biz senin adın ile peygamberlik etmedik mi? Senin adın ile cinler kovmadık mı? Senin adın ile bir çok mucize yapmadık mı? 23O zaman ben de onlara açıkça, ‘Sizi hiç tanımadım, uzak durun benden, ey kötülük yapanlar!’ diyeceğim.

24İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes evini kaya üzerine kuran akıllı bir adama benzer. 25Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, eve saldırır; ama ev yıkılmaz. Çünkü kaya üzerine kurulmuştur. 26Ama bu sözlerimi duyup da uygulamayan herkes, evini kum üzerine kuran budala bir adama benzer. 27Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, evi sarsar. Ev yıkılır; yıkılışı da korkunç olur.

28İsa konuşmasını bitirdiği zaman, halk O’nun öğretişine şaşıp kaldı. Çünkü onlara kendi din bilginleri gibi değil, yetkili biri gibi öğretiyordu.

Sevgili dostlar, bugünkü programımıza burada son vermemiz gerekiyor, çünkü zamanımız doldu. Bir sonraki dersimizde bize katılacağınızı umuyoruz, öyle ki, göklerden gelen Büyük Öğretmen İsa’nın bu gün işittiğimiz derin ve harika sözleri üzerinde birlikte düşünebilelim. Eğer b gün dinlemiş olduklarınıza bir kaset halinde sahip olmak isterseniz, lütfen bize yazın ve bu kaseti ücretsiz olarak sizlere gönderelim.

Bu gün dinledikleriniz konusunda Tanrı size anlayış versin. Programımızı bitirirken, sizleri Rab İsa’nın dağda söylemiş olduğu bu harika sözler ile baş başa bırakıyoruz:

“Siz öncelikle Tanrı’nın egemenliğinin ve O’ndaki doğruluğun ardından gidin,  o zaman size bütün bunlar da verilecektir.”  (Matta 6:33)

67. Yeniden Doğmanız Gerekir!

Yeniden Doğmanız Gerekir!

You Must Be Born Again!

Yuhanna 3

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun!

Ön gördüğü doğruluk yolunu herksin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Kutsal Müjde’deki (İncil) çalışmamızda, İsa Mesih’in doğumunun, karakterinin ve işlerinin eşsiz olduklarını gördük. Ve son programımızda, İsa’nın öğretişlerinin de eşsiz olduklarının farkına vardık. Hiç kimse hiç bir zaman O’nunkiler gibi net ve derin anlamlı sözler ile konuşmadı. O’nun söylediklerini işitenler şaşakaldılar, çünkü İsa onlara kendi kahinlerinin (Tanrı adamı sayılan bir tür dervişler) ve yasa öğretmenlerinin (imamlar) sahip olmadıkları bir yetki kullanarak öğretti. İsa’nın ağzından çıkan bir kaç sözcük onların din önderlerinin ağızlarından çıkan bir çok sözden daha değerliydi. İşte bu yüzden Yahudi önderlerden çoğu İsa’dan hoşnut değillerdi. İsa yalnızca onların gelenekleri ile çelişen şeyler öğretmekle kalmıyor, aynı zamanda onların iki yüzlülüklerini herkesin gözü önünde açığa da vuruyordu.

Son dersimizde, İsa’nın bir dağa çıkarak öğrencileri ile birlikte oturduğunda, onlara öğrettiği vaazı dinledik. O’nun bu vaazı dört sözcük ile özetlenebilir. Bu dört sözcük şunlardır: İki yüzlüler gibi olmayın!” İki yüzlülük Tanrı’nın gözünde iğrençtir ve insanı yıkıma uğratır. İsa bu nedenle kalabalığa şöyle dedi: “İki yüzlüler gibi olmayın!” İki yüzlü olmanın ne anlama geldiğini bilirsiniz. Eğer biri yüreğindeki ile çelişen bir karakter özelliğine sahip olmadığı halde bu özelliğe sahipmiş gibi davranırsa, iki yüzlü biridir. İsa, iki yüzlü birinin dıştan güzel görünen, ama içi her türlü pislik ile dolu badanalı bir mezara benzediğini söyledi. (Matta 23:27)

Tanrı’yı hiç kimse aldatamaz! Tanrı Sözü şöyle der: “Kendisine hesap vereceğimiz Tanrı’nın gözü önünde her şey çıplak ve açıktır.”  (İbraniler 4:13) İnsan yüreğini çok iyi bilen İsa, din önderlerindeki, Ferisilerdeki ve yasa öğretmenlerindeki iki yüzlülüğü gördü. Dıştan bakıldıklarında dua etmek, oruç tutmak ve sadaka vermek gibi konularda gayetliydiler, ama yüreklerinde, Tanrı’yı ve Tanrı’nın Sözü’nü gerçekten sevmiyorlardı. Ve bunun sonucu olarak da yaptıkları tüm “doğru” işler ve uyguladıkları törenler değersiz ve boştu. Bu nedenle, İsa öğrencileri ile konuşarak onlara şunları öğretti:

Dua ettiğiniz zaman iki yüzlüler gibi olmayın. Onlar, herkes kendilerini görsün diye havralarda ve caddelerin köşe başlarında dikilip dua etmekten zevk alırlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır.” (Matta 6:5) “İhtiyacı olana sadaka verirken bunu borazan çaldırarak ilan etmeyin. İki yüzlüler, insanların övgüsünü kazanmak için havralarda ve sokaklarda böyle yaparlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır.”  (Matta 6:2) Oruç tuttuğunuz zaman, iki yüzlüler gibi surat asmayın. Onlar oruç tuttuklarını insanlara belli etmek için kendilerine perişan bir görünüm verirler. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır.” (Matta 6:16)

“İki yüzlüler gibi olmayın. Size şunu söyleyeyim: Doğruluğunuz din bilginleri ile Ferisiler’inkini aşmadıkça, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz.”  (Matta 6:5; 5:20) ruhta yoksul olanlara ne mutlu, çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır. Doğruluğa acıkıp susayanlara ne mutlu, çünkü onlar doyurulacaklar. Yüreği temiz olanlara ne mutlu, çünkü onlar Tanrı’yı görecekler. Bu nedenle göksel Babanız yetkin olduğu gibi siz de yetkin olun!” (Matta 5:3,6,8,48) “Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa, yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır. (Matta7:13, 14)

Burada Rab İsa’nın insanları, sonsuz yaşama götüren dar yolu seçmeleri için yönlendirdiğini görüyoruz. İsa’nın, kurtuluş yolu ile ilgili olarak ne söylediğini kavradınız mı? Bu gerçeği kavramanız çok önemli. Eğer bir kişi bir gün Tanrı’yı görecekse, ve bu kişi (kadın ya da erkek) bir gün Tanrı’nın huzurunda sonsuza kadar yaşayacaksa nasıl bir kişi olması gerekir? İsa bu konu ile ilgili ne söyledi? İsa, kısaca, şöyle dedi: “Saf ve mükemmel bir yüreğe sahip olmanız gerekir.”

Ancak günah içinde doğan Adem soyundan gelen biri, saf ve mükemmel bir yüreğe nasıl sahip olabilir? Bu kişinin, kötü yüreğini Tanrı’nın talep ettiği o saf yüreğe dönüştürmek için yapabileceği bir şey var mıdır? Hayır! İnsanın, kendi gücünü kullanarak yüreğini saflaştırmak için yapabileceği hiç bir şey yoktur. “Bir ağaç kütüğü uzun zaman suyun içinde kalsa bile, asla bir timsaha dönüşmeyecektir.” (Wolof atasözü: Türkçe karşılığı; Eşeğe altın semer vursalar, yine eşektir.) Benzer şekilde, biz günahkarlar, Tanrı’nın huzurunda kendimizi saf kılmak için hiç bir şey yapamayız. Ama bugünkü programımızın kalan bölümünde insan için imkansız olanın Tanrı için mümkün olduğunu göreceğiz!

Şimdi Müjde’yi okumaya devam edelim ve Yeruşalim’deki Nikodim adlı bir din önderinin bir gece nasıl O’nun ile konuşmak için İsa’nın yanına geldiğini görelim. İsa, Nikodim’e bir günahkarın saf bir yüreğe ve Tanrı’nın sonsuz yaşam armağanına nasıl sahip olabileceğini gösterdi. Yuhanna Müjdesi’nin üçüncü bölümünden okuyoruz. Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Yuhanna 3) 1Yahudiler’in Nikodim adlı bir önderi vardı. 2Ferisiler’den olan bu adam bir gece İsa’ya gelerek, ‘Rabbi, senin Tanrı’dan gelmiş bir öğretmen olduğunu biliyoruz. Çünkü Tanrı kendisi ile olmadıkça kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz’ dedi. 3  İsa, ona şu karşılığı verdi:Sana doğrusunu söyleyeyim: Bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ni göremez.

4Nikodim, ‘Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? Annesinin rahmine ikinci kez girip doğabilir mi?’ diye sordu. 5İsa şöyle yanıt verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim; bir kimse sudan ve Ruh’tan doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ne giremez. 6Bedenden doğan bedendir, Ruh’tan doğan ruhtur. 7Sana ‘Yeniden doğmalısınız!’ dediğime şaşma. 8Yel dilediği yerde eser; sesini işitirsin, ama nereden gelip nereye gittiğini bilemezsin. Ruh’tan doğan herkes böyledir.

9Nikodim İsa’ya, ‘Bunlar nasıl olabilir?’ diye sordu. 10İsa, ona şöyle yanıt verdi: “Sen İsrail’in öğretmeni olduğun halde bunları anlamıyor musun? 11Sana doğrusunu söyleyeyim, biz bildiğimizi söylüyoruz, gördüğümüze tanıklık ediyoruz. Sizler ise bizim tanıklığımızı kabul etmiyorsunuz. 12Sizlere yeryüzü ile ilgili şeyleri söylediğim zaman inanmazsanız, gök ile ilgili şeyleri söylediğim zaman nasıl inanacaksınız? Gökten inmiş olan İnsanoğlu’ndan başka hiç kimse göğe çıkmamıştır. 14Musa çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdıysa, İnsanoğlu’nun da öylece yukarı kaldırılması gerekir. 15Öyle ki, O’na iman eden herkes sonsuz yaşama kavuşsun. Amin.

Rab İsa’nın din önderi Nikodim’e söylediği sözler üzerinde biraz düşünelim. Sonsuz yaşama ve Tanrı ile sonsuza kadar birlikte yaşama hakkına sahip olabilmesi konusunda İsa Nikodim’e ne söyledi? İsa şöyle dedi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ni göremez. Yeniden doğmanız gerekir!”  Nikodim, yeniden doğmanın ne anlama geldiğini biliyor muydu? Hayır! Bu yüzden İsa ona şu sözleri söyledi: “Sen İsrail’in öğretmeni olduğun halde bunları anlamıyor musun? Bedenden doğan bedendir. Ruh’tan doğan ruhtur. Sana, ‘Yeniden doğmalısınız!’ dediğime şaşma!” (Yuhanna 3:10, 6 ,7)

Kısaca, İsa Nikodim’e, Tanrı’yı görmek ve O’nun kutsal huzurunda sonsuza kadar yaşamak isteyen kişinin ili kez doğması gerektiğini söylüyordu. Ancak bu gerçek, annenizin rahmine ikinci kez girerek tekrar doğmanız (fiziksel olarak) anlamına gelmez. Yeniden doğmanın anlamı şudur: Tanrı’nın Ruhu’nun sizi yeniden yaratması, yüreğinizi yıkaması ve Gücü aracılığı ile sizi yenilemesi gerektiği anlamına gelir. (Titus 3:5) Dinin dışsal ya da şekilsel biçiminden tamamen farklı olan, gökyüzünden gelen Güç aracılığı ile doğmanız gerekir. İçinizde, yüreğinizde değişim yaşamanız gerekir. Adem’den doğan herkes günah ile lekelenmiştir ve Tanrı’nın Egemenliği’nde, bir yere sahip olamaz. Adem’in çocukları yüreklerinde büyüyen günah tohumunun kökünü uzaklaştırmak konusunda tamamen güçsüzdürler. Nasıl bir ağaç kütüğünün uzun süre suyun içinde kalması onu bir timsaha dönüştüremezse, aynı şekilde dini törenler uygulayarak ve sevap işleyerek zaman geçirmek de kötü bir yüreği asla saf hale getiremez. Bunun için Tanrı’nın Kendisinin yüreğinizde bir mucize yapması ve yüreğinizi yenilemesi gerekir, çünkü çürüyen çürümezliği miras alamaz! (Bakınız 1. Korintliler 15:50) Kısaca, “Yeniden doğmalısınız!”

İsa’nın, din önderi Nikodim’e öğrettiği gerçek buydu. Ama Nikodim bu gerçeği anlamakta güçlük çekti.Bu nedenle, İsa’ya şunu sordu: bu nasıl mümkün olabilir? Nasıl yeniden doğabilirim ve yeni ve saf bir yürek alabilirim?

İsa ona şu yanıtı verdi:

“Musa çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdıysa, İnsanoğlu’nun da öylece yukarı kaldırılması gerekir. Öyle ki, O’na iman eden hiç kimse mahvolmasın, ama sonsuz yaşama kavuşsun!” (Yuhanna 3:14-16)

İsa, Nikodemus’a cehennem yargısından nasıl kaçabileceğini ve sonsuz yaşamı nasıl alabileceğini göstermek için ona Musa peygamber zamanında çöldeki atalarının başına neler geldiğini hatırlattı. Tevrat’ta gördüğümüz gibi, İsrail oğulları bir kez Tanrı’ya ve Musa’ya karşı şikayet edip mızmızlandıklarında Tanrı, onları ısırmaları için aralarına zehirli yılanlar gönderdi ve İsrail oğullarından pek çok kişi öldü. Ama tüm bunlara rağmen, İsrail oğulları tövbe ettikten sonra Tanrı, Musa’ya, tunçtan bir yılan yapmasını ve onu bir sopanın üzerine takarak yukarı kaldırmasını buyurdu, öyle ki, bu yılana bakan herkes iyileşsin ve ölmesin.

Böylece, İsa Nikodim’e bu örneği vererek onun anlamasına yardımcı oldu; İsrail oğullarının ölümden kurtarılmaları için nasıl sopanın üzerindeki tunç yılana nasıl yalnızca bakmaları yeterliyse, aynı şekilde Adem çocuklarının da Tanrı’nın kendilerini sonsuz cezadan kurtarmak için sağladığı çözüme yalnızca inanmaları yeterliydi. Bizler de yılanlar tarafından ısırılmış olan İsrail çocukları gibiyiz. Şeytan, zehirli bir yılana benzer ve günah insanın mahvolmasına neden olan bir zehir gibidir. Şeytan, Adem’in çocuklarının hepsini ısırmıştır ve günahın zehiri eğer Tanrı bize bir çözüm vermediği takdirde, cehennemde sonsuza kadar mahvolmamıza neden olacaktır. Kendimizi, kendi gücümüz ile Tanrı’nın yargısından kurtarmamız imkansızdır, çünkü günahın ücreti ölüm ve cehennemdir. Ama Rab Tanrı’ya övgüler oldun—çünkü İsrail oğullarını günahın zehirinden kurtarmak için bir çözüm sağladığı gibi—aynı şekilde Adem oğullarını da günahın “zehirinden” kurtarmak için bir çözüm sağlamıştır.

Tanrı’nın, Adem oğullarının günah ile dolu yüreklerini onarmak ve yenilemek için nasıl bir plan yaptığını biliyor musunuz? Rab İsa bu konu ile ilgili neler söyledi? İsa, kutsal Kurtarıcı’nın günahkarların günahının cezasını çekmek için bir sopanın (çarmıh) üzerine kaldırılması gerektiğini söyledi—“öyle ki, O’na iman edenlerin hiç biri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun!”

O zaman kim kurtulabilir? Kutsal Yazılar bu konu hakkında ne diyor? Şöyle yazıyorlar: O’na iman edenlerin hiç biri mahvolmasın!” İnanmamız gereken kimdir? Tanrı’nın gönderdiği Kurtarıcı’ya inanmamız gerekir. O’na inanıyor musunuz? Hiç kimsenin mahvolmasını istemeyen Tanrı’nın Kurtarıcı İsa’yı göklerden yeryüzüne sizin için, günah borcunuzu sizin için çekmesi amacı ile gönderdiğine yürekten inanıyor musunuz? Tanrı’nın günah sorunumuz ile ilgili adil çözümü, İsa’nın çarmıhta ölmesidir. Kutsal Yazılar şöyle der: “Tanrı, günahı bilmeyen Mesih’i bizim için günah sunusu yaptı. Öyle ki, Mesih sayesinde Tanrı’nın doğruluğu olalım.”  (2. Korintliler 5:21)

Sevgili dostlar, Tanrı değişmemiştir. Yaklaşık iki bin yıl önce Rab İsa Nikodim’e söylediklerini bugün hala size de söylüyor: “Yeniden doğmalısınız!”  Tanrı, yüreğinizi Gücü aracılığı ile temizlemek, yeniden yaratmak ve yenilemek istiyor. Ama bunu yapabilmesi için sizin İyi Haber’e inanmanız gerekiyor. O’nun gönderdiği Mesih’e inanmalısınız. Asla günah işlememiş olan İsa’nın sizin Tanrı’nın huzurunda sonsuza kadar yaşayabilmeniz için günah borcunuzu ödemiş olduğuna iman etmelisiniz. “Yeniden doğmalısınız! Bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ni göremez.” Amin.

Dinlediğiniz için teşekkürler. Tanrı isterse bir sonraki programımızda, Müjde kitabını okumaya devam edeceğiz ve Rab İsa’nın beş kocası olan bir kadın ile neler konuştuğunu dinleyeceğiz.

Siz, İsa Mesih’in ilan ettiği sözler üzerinde düşünürken, Tanrı sizi bereketlesin.

“Sana, ‘Yeniden doğmalısınız!’ dediğime şaşma!” (Yuhanna 3:7) “Ne mutlu yüreği temiz olanlara, çünkü onlar Tanrı’yı görecekler!” (Matta 5:8)

68. Dünyanın Kurtarıcısı

Dünyanın Kurtarıcısı

The Savior of the World

Yuhanna 4; Luka 4

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Kutsal Müjde’deki çalışmamızın bu bölümüne kadar, Mesih İsa’nın doğumunu, karakterinin, işlerinin ve öğretişlerinin eşsiz olduklarını gördük.

·         O’nun doğumu ile ilgili olarak şimdiye kadar hiç kimsenin İsa’nın doğduğu şekilde doğmadığını gördük. Çünkü O, Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nun gücü aracılığı ile bir bakireden doğdu.

·         Aynı zamanda İsa’nın karakterinin de eşsiz olduğunu gördük, çünkü şimdiye kadar hiç kimse O’nun sahip olduğu kutsal doğa gibi bir doğaya sahip olarak doğmadı.

·         İsa aynı zamanda yaptığı işler konusunda da kimse ile kıyaslanamazdı, çünkü şimdiye kadar hiç kimse O’nun yaptığı mucizeleri yapmamıştı. O, yalnızca bir tek söz söylerdi ve hastalar iyileşirdi, Şeytan ve kötü ruhları kaçarlardı ve günahlar uzaklaştırılırdı.

·         İsa’nın aynı zamanda öğretişinde de eşsiz olduğunu keşfettik. Öğretişinin eşsizliğini son programımızda O’nun, Nikodim adlı bir din önderi ile yaptığı konuşmada söylediği sözleri ile gözlemledik. İsa, Nikodim’e, Tanrı’nın Ruhu onun yüreğini yenilemediği sürece, Tanrı’nın huzuruna asla giremeyeceğini gösterdi. Rab İsa’nın ona, “Yeniden doğmalısınız!” demesinin nedeni buydu.

Bugün, İsa Mesih’in Nikodim’den çok farklı biri ile konuştuğunu işiteceğiz. Nikodim bir Yahudi’ydi. Ancak bu günkü dersimizde göreceğimiz kişi, bir Yahudi değildi. Nikodim bir erkekti; bugün göreceğimiz kişi ise, bir kadın. Nikodim bir din önderiydi, ama bu kadın beş kocası olan büyük bir günahkardı. Bir insanın bakış açısına göre, din önderi olan Nikodim ahlaksız bir kadından daha iyi biriydi. Ancak Tanrı insan gözü ile görmez, çünkü dindar halk ve büyük günahkarlar, yani Adem soyundan gelen herkes eşit şekilde günahın egemenliği altındadır. İşte bu nedenle Adem çocuklarının hepsinin yukardan gelen Güç aracılığı ile yeniden doğmaları gerekir.

Şimdi Müjde kitabına geri dönelim ve İsa’nın Samiriyeli ahlaksız kadın ile yaptığı konuşmaya kulak verelim. Samiriye, Yahudiler’in ülkesindeki Yahuda ve Celile arasındaki kalan bölgeydi. Samiriyelilerin çoğu yabancılardan oluşmaktaydı; Yahudiler onların putperestler olduklarını düşündüklerinden onlar ile iyi geçinmezlerdi. Ama tüm bunlara rağmen İsa Mesih ayırımcılık yapmadı, çünkü Tanrı ayırımcılık yapmaz. İsa, yeni ve saf bir yüreğe sahip olmak isteyen her günahkarı aramak ve kurtarmak için dünyaya geldi. İsa, bu yüzden beş kocası olan Samiriyeli kadın ile konuşmaktan utanç duymadı.

Şimdi Yuhanna Müjdesi’nin dördüncü bölümünde yazılı olanları dinleyelim. Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Yuhanna 4) 4Giderken İsa’nın Samiriye’den geçmesi gerekiyordu. 5Böylece Samiriye’nin Sihar denilen kentine geldi. Burası, Yakup’un kendi oğlu Yusuf’a vermiş olduğu toprağın yakınındaydı. 6Yakup’un kuyusu da oradaydı. İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için kuyunun yanına oturmuştu. Saat on iki sularıydı. 7Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi. İsa, ona, ‘Bana su ver, içeyim’ dedi. 8İsa’nın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi. 9Samiriyeli kadın, ‘Sen bir Yahudi’sin, ben ise Samiriyeli bir kadınım’ dedi. “Nasıl olur da benden su istersin?” Çünkü Yahudilerin Samiriyeliler ile ilişkileri yoktur. 10 İsa kadına şu yanıtı verdi: ‘Eğer sen Tanrı’nın armağanını ve sana, ‘Bana su ver içeyim’ diyenin kim olduğunu bilseydin, sen O’ndan dilerdin, O da sana yaşam suyunu verirdi.’ 11 Kadın, ‘Efendim’ dedi, ‘Su çekecek bir şeyin yok, kuyu da çok derin, yaşam suyunu nereden bulacaksın? 12Sen, bu kuyuyu bize vermiş, kendisi, oğulları ve davarları ondan içmiş olan atamız Yakup’tan daha mı büyüksün?’ 13İsa şöyle yanıt verdi: “Bu sudan her içen yine susayacak. 14Oysa, benim vereceğim sudan içen sonsuza kadar susamaz. Benim vereceğim su, içende sonsuz yaşam için fışkıran bir pınar olacak.” 15 Kadın, ‘Efendim’ dedi, ‘Bu suyu bana ver. Böylece ne susayayım ne de su çekmek için buraya kadar geleyim.’ 16 İsa, ‘Git, kocanı çağır ve buraya gel!’ dedi. 17 Kadın, ‘Kocam yok’ diye yanıtladı. İsa, ‘Kocam yok demekle doğruyu söyledin’ dedi. 18 Beş kocaya vardın. Şimdi birlikte yaşadığın adam kocan değil. Doğruyu söyledin.’ 19 Kadın, ‘Efendim anlıyorum’ dedi, ‘sen bir peygambersin.’ 20 ‘Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapınılması gereken yerin Yeruşalim’de olduğunu söylüyorsunuz.’ 21 İsa ona şöyle dedi: ‘Kadın, bana inan, öyle bir saat geliyor ki, Baba’ya ne bu dağda ne de Yeruşalim’de tapınacaksınız! 22 Siz bilmediğinize tapıyorsunuz, biz bildiğimize tapıyoruz. Çünkü kurtuluş Yahudiler’dendir. 23 Ama içtenlikle tapınanların Baba’ya ruhta ve gerçekte tapınacakları saat geliyor. İşte, o saat şimdidir. Baba da kendisine böyle tapınanları arıyor. 24 Tanrı ruhtur, O’na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar.’ 25 Kadın İsa’ya, ‘Mesih denilen meshedilmiş Olan’ın geleceğini biliyorum’ dedi. ‘O gelince bize her şeyi bildirecek.’ 26 İsa, ‘Senin ile konuşan ben, O’yum’ dedi

27Bu sırada İsa’nın öğrencileri geldiler. O’nun bir kadın ile konuşmasına şaştılar. Bununla birlikte hiç biri, ‘Ne istiyorsun?’ ya da ‘O kadın ile neden konuşuyorsun?’ demedi. 28-29Sonra kadın su testisini bırakarak kente gitti ve halka şöyle dedi: “Gelin, yaptığım her şeyi bana söyleyen adamı görün. Acaba Mesih bu mudur?30Halk da kentten çıkıp İsa’ya doğru gelmeye başladı.

39O kentten bir çok Samiriyeli, ‘Yaptığım her şeyi bana söyledi’ diye tanıklık eden kadının sözü üzerine İsa’ya iman etti. 40Samiriyeliler O’na gelip yanlarında kalması için O’na rica ettiler. O da orada iki gün kaldı. 41O’nun sözü üzerine daha bir çokları iman etti. 42Bunlar kadına, ‘Bizim iman etmemizin nedeni artık senin sözlerin değil’ diyorlardı. “Kendimiz işittik. O’nun gerçekten dünyanın Kurtarıcısı olduğunu biliyoruz.”

Samiriyeli kadının öyküsü burada sona eriyor. Bu öykü gerçekten de önemli bir öyküdür, çünkü ahlaksız bir kadının, İsa’nın nasıl Tanrı’nın yeryüzüne gönderdiği Kurtarıcı olduğunu keşfedebildiğini gösterir. Yaptığı keşif, bu kadının yaşamını değiştirdi. Kadın, konuşmanın başlangıcında kendisi ile konuşanın kim olduğunu bilmiyordu. İsa’yı yalnızca diğer Yahudilerden biri olarak gördü. Ama konuşma ilerledikçe İsa, ona bir insanın bilmesinin mümkün olamayacağı bazı şeyler söyledi. Ve bunun üzerine kadın İsa’nın bir peygamber olduğu sonucuna vardı. Ama her şeye rağmen sonunda, kendisi ile konuşan İsa’nın bir peygamberden daha fazlası olduğunu anladı. O, Mesih’ti hakkında tüm peygamberlerin peygamberlikte bulunduğu dünyanın Kurtarıcısı Mesih!

Kadın bir kez, kuyunun kenarında oturan ve kendisi ile konuşan bu adamın Mesih olduğunun farkına vardığı zaman, su testisini bir kenara bırakıp kente koştu ve halka şunları anlattı: “gelin, yaptığım her şeyi bana söyleyen adamı görün. Bu adam Mesih olabilir mi?”

Bu olaydan sonra halk kentten dışarı çıkıp İsa’nın yanına geldi ve O’ndan bir süre kendileri ile kalmasını istediler. İsa, orada iki gün kaldı ve onlara yeni ve saf bir yüreğe nasıl sahip olabileceklerini ve Tanrı’ya doğru bir şekilde nasıl tapınacaklarını öğretti. Kutsal Yazılar bu konuda şunları yazar:

“O’nun sözü üzerine daha bir çokları iman etti. Bunlar , kadına, ‘Bizim iman etmemizin nedeni artık senin sözlerin değil. Kendimiz işittik. O’nun gerçekten dünyanın Kurtarıcısı olduğunu biliyoruz. (Yuhanna 4:41, 42)

Şimdi Müjde kitabında devam edelim ve İsa’nın Samiriye’ye yaptığı ziyaretten sonra neler olduğunu birlikte görelim. Herkesin İsa’yı dünyanın Kurtarıcısı olarak kabul etmediğini göreceğiz. Luka Müjdesi’nin dördüncü bölümünde Kutsal Yazılar şöyle der:

(Luka 4) 14İsa Ruh’un gücü ile donanmış olarak Celile’ye döndü. Haber bütün bölgeye yayıldı. 15Oranın havralarında öğretiyor, herkes tarafından övülüyordu. 16-17İsa, büyüdüğü Nasıra kentine geldiği zaman her zaman yaptığı gibi Şabat Günü havraya gitti. Kutsal Yazıları okumak için ayağa kalkınca, O’na peygamber Yeşaya’nın kitabı verildi. Kitabı açarak şu sözlerin yazılı olduğu yeri buldu: 18-19 “Rabbin Ruh’u üzerimdedir. Çünkü O beni yoksullara Müjde’yi iletmek için meshetti. Tutsaklara serbest bırakılacaklarını, körlere gözlerinin açılacağını duyurmak için, ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak ve Rabbin lütuf yılını ilan etmek için beni gönderdi. 20Sonra kitabı kapattı, görevliye geri verip oturdu. Havradakilerin hepsi dikkat ile O’na bakıyorlardı. 21İsa, ‘Dinlediğiniz bu Yazı bu gün yerine gelmiştir’ diye konuşmaya başladı.

İsa, söylediği bu sözler ile Kendisinin, peygamber Yeşaya’nın yedi yüz yıl önce hakkında yazmış olduğu Mesih ve Kurtarıcı olduğunu ileri sürmüş oldu. Ancak yine de Nasıra’da yaşayan Yahudiler, aralarında büyümüş olan bu İsa’nın gökyüzünden gönderilen, dünyanın Kurtarıcısı olduğunu kabul edemediler. O’nu küçümseyerek, ‘Yusuf’un oğlu değil mi bu?’ demelerinin nedeni buydu.

Kutsal Yazılar İsa’nın, Nasıra halkını, Tanrı’nın kendileri için gönderdiği Mesih’i küçümsememeleri için onları nasıl uyardığını anlatmaya devam ederler. Ama İsa’nın kendilerini bu konuda uyarması onları daha da çok öfkelendirdi. Kutsal yazılar bu konuda şu bilgileri aktarırlar:

(Luka 4) 28 Havradakiler bu sözleri duydukları zaman öfkeden kudurdular. 29 Ayağa kalkıp İsa’yı kentin dışına kovdular. O’nu uçurumdan aşağı atmak için kentin kurulduğu tepenin yamacına götürdüler. 30 Ama İsa onların arasından geçerek oradan uzaklaştı.

Böylece, Nasıra halkının İsa’yı öldürmek istediğini görüyoruz. O’nu neden öldürmek istediler? O’nu öldürmek istediler, çünkü İsa hakkında tüm peygamberlerin yazmış oldukları Mesih olduğunu iddia etti. “Gerçek, acı biberdir.” (Wolof atasözü: Türkçe karşılığı; “Gerçek, acıdır.”) İsa’nın gerçek ile ilgili sözleri, Nasıra halkını öylesine öfkelendirdi ki, O’nu uçurumdan aşağı atmaya çalıştılar. Ama bunu yapamadılar, çünkü İsa’nın ölmesi için Tanrı tarafından belirlenmiş olan zaman henüz gelmemişti. Wolof bilgeliği şöyle der: “Oduncu, köydeki en önemli ağacı (halın gölgesinde bir araya gelip oturduğu) kesmez.” (Türkçe karşılığı: “altın yumurtlayan tavuk kesilmez.”) Mesih İsa, Tanrı’nın “En Önemli Ağacı’ydı!”  İnsanların, Tanrı tarafından dünyanın Yargıcı ve Kurtarıcısı olarak atanan Kişi’yi “kesmek” istemeleri ne kadar büyük bir akılsızlık ve kötülüktü! Daha sonra, insanlar O’nu öldüreceklerdi—ama Tanrı O’nu üç gün sonra ölümden diriltecekti. Bu konu ile ilgili olarak daha ilerdeki bir derste ayrıntılı bilgi edineceğiz.

O zaman şimdi bu günkü dersimizi nasıl özetleyebiliriz? İki grup insan hakkında iki öykü işittik. Her iki grup da İsa’nın Mesih olduğunu iddia ettiğini işitti, ama O’nun bu iddiasına verdikleri karşılıklar çok farklıydılar.

1.)    Önce, İsa’nın kuyunun başında görüştüğü günahkar kadın ve Samiriye halkı ile ilgili öyküyü işittik. Bu kişiler İsa’nın sözlerini büyük bir sevinç ile kabul ettiler ve İsa’nın dünyanın Kurtarıcısı Mesih olduğuna inandılar.

2.)    Ama ikinci öykümüzde, Nasıra’nın dindar halkını gördük. İsa’nın sözlerini küçümsediler. Kentlerinde büyümüş olan İsa’nın Mesih olduğuna inanmadılar.

Kısaca özetlemek gerekirse, Samiriye kentinde yaşayan günahkarların İsa’yı gökyüzünden gönderilen Kurtarıcı olarak kabul ettiklerini, ama Nasıra’da yaşayan dindar halkın O’nu reddettiklerini gördük.

Sizin bu konuda düşünceniz nedir? Siz bu iki gruptan hangisine daha çok yakınsınız? İsa’yı Rab ve Kurtarıcıları olarak kabul eden Samiriye halkı gibi mi düşünüyorsunuz? Yoksa onları günahlarından kurtarmak için gökyüzünden gönderilen İsa’nın Mesih olduğuna inanmayı reddeden Nasıra halkına mı benziyorsunuz? İsa’nın, hakkında tüm peygamberlerin yazmış olduğu Kurtarıcı olduğunun farkında mısınız? O’nu Kurtarıcınız olarak kabul ettiniz mi?

Kutsal Yazıların İsa Mesih ile ilgili neler söylediklerine kulak verelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

“Işık karanlıkta parlar, karanlık onu alt edemedi (ya da anlamadı). O, dünyadaydı, dünya O’nun aracılığı ile var oldu, ama dünya O’nu tanımadı. Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi. Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi. Onlar, ne kandan, ne beden ne de insan isteğinden doğdular; tersine Tanrı’dan doğdular.”  (Yuhanna 1:5, 10-13)

Dinleyici dostumuz, siz Tanrı’dan doğdunuz mu? İsa’ya gerçekten inanıyor musunuz? O’nu Rabbiniz ve Kurtarıcınız olarak kabul ettiniz mi?

Bu günkü programımızı burada sona erdirmemiz gerekiyor. O’nun dünyanın tek gerçek Kurtarıcısı olduğunu herkesin bilebilmesi için İsa’nın göstermiş olduğu belirtileri görmek üzere sizi bir sonraki dersimize katılmaya davet ediyoruz.

Siz, Samiriye halkının İsa ile ilgili şu tanıklığını hatırlarken, Tanrı sizi bereketlesin:

“Bu adam gerçekten dünyanın Kurtarıcısıdır!” (Yuhanna 4:42)

69. İsa’nın Yetkisi

İsa’nın Yetkisi

The Authority of Jesus

Matta 12; Yuhanna 5

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen  ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Çoğunuzun bildiği gibi, Kutsal Yazılarda yaptığımız yolculukta şu anda İsa Mesih hakkındaki İyi Haber’i anlatan Müjde kitabından okumaktayız. İsa Mesih, Adem çocuklarını Şeytan, günah ve sonsuz yargının egemenliğinden kurtarmak için dünyayı ziyaret eden Kurtarıcı’dır.

Son bir kaç programımızda, İsa’nın nasıl Yahudiler’in ülkesindeki her yere yolculuk ettiğini, kalabalıklara öğrettiğini, ve hastaları iyileştirdiğini görmüştük. Bu nedenle, O’nu büyük bir kalabalık izledi. Ama her şeye rağmen, din önderlerinin çoğu O’nu kıskandılar. Çünkü hem O’nun konuştuğu bilgeliği yalanlayamadılar hem de yaptığı mucizeleri inkar edemediler.

Bugün, Müjde kitabını okumaya devam edeceğiz ve din önderlerinin Şabat Günü ile ilgili olarak Rab İsa’ya nasıl karşı çıktıklarını göreceğiz. Şabat, haftanın yedinci günüydü; Tanrı bu günü Yahudiler’e, altı gün çalıştıktan sonra bir dinlenme günü olarak verdi. Ama o dönemin din önderleri olan Ferisiler, İsa’yı Şabat Günü’nü ihlal etmekle suçladılar, çünkü İsa Şabat Günü iyi işler yaptı. Bu suçlamayı O’nun itibarını düşürmek için bir bahane olarak kullanıyorlardı, çünkü O’nu suçlamak için herhangi kötü bir davranışını bulamıyorlardı.

Matta Müjdesi’nin on ikinci bölümünü okuyalım. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Matta 12) 1O sıralarda bir Şabat günü, İsa ekinler arasından geçiyordu. Öğrencileri acıkınca, başakları koparıp yemeye başladılar. 2Bun gören Ferisiler İsa’ya, ‘Bak, öğrencilerin Şabat günü yasak olanı yapıyor’ dediler. 3İsa onlara,, ‘Davut ile yanındakiler acıkınca Davut’un ne yaptığını okumadınız mı?’ diye sordu. 4“Tanrı’nın evine girdi, kendisinin ve yanındakilerin yemesi yasak olan, ancak kahinlerin yiyebileceği adak ekmeklerini yedi. 5Ayrıca kahinlerin her hafta tapınakta Şabat Günü ile ilgili buyruğu çiğnedikleri halde suçlu sayılmadıklarını Kutsal Yasa’da okumadınız mı? 6Size şunu söyleyeyim, burada tapınaktan daha üstün bir şey var. 7Eğer siz, ‘ Ben kurban değil, merhamet isterim’ sözünün anlamını bilseydiniz, suçsuzları yargılamazdınız. 8Çünkü İnsanoğlu Şabat Günü’nün de Rabbidir!

İsa’ya, Kutsal Yazılarda yüzlerce ad ve unvan verilmiştir. Kendisine verilen bu ünvanlardan biri olan İnsanoğlu ünvanı İsa tarafından sık sık kullanıldı. Bu “İnsanoğlu” ünvanı, bize, Mesih’in Adem’in bir oğlu biçimine bürünerek Kendisini alçalttığını hatırlatır. Ve aynı zamanda bize O’nun yüceliğini de açıklar, çünkü bir insana benzeyerek Kendisini alçaltan bu Kişi, Adem’in bütün çocukları üzerinde tüm yetki ve yargıya sahip Olan ile aynı Kişi’dir! Bu konu üzerinde düşünün! Tanrı’nın Sözü, Ruh’u, gücü ve yüceliği yeryüzüne geldi ve bir insanın bedenini aldı! Evet, İsa Mesih İnsanoğlu’dur, Şabat Günü’nün Rabbidir ve her şeyin Rabbidir! Ama tüm bu gerçeklere rağmen Ferisiler, İsa’nın gerçek kimliğini kabul etmediler.

Şimdi bundan sonra olanlara kulak verelim. Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Matta 12) 9İsa oradan ayrılıp onların havrasına gitti. 10Orada eli sakat bir adam vardı. İsa’yı suçlamak amacı ile kendisine, ‘Şabat Günü bir hastayı iyileştirmek Kutsal Yasa’ya uygun mudur?’ diye sordular. 11İsa onlara şu karşılığı verdi: “Hanginizin bir koyunu olur da, Şabat Günü çukura düşerse onu tutup çıkarmaz?12İnsan koyundan çok daha değerlidir. Demek ki Şabat Günü iyilik yapmak Yasa’ya uygundur!13Sonra adama, ‘Elini uzat!’ dedi. Adam elini uzattı. Eli öteki gibi yine sapasağlam oluverdi. 14Bunun üzerine Ferisiler dışarı çıktılar, İsa’yı yok etmek için anlaştılar. 15İsa bunu bildiği için oradan ayrıldı. Bir çok kişi ardından gitti. İsa hepsini iyileştirdi.

Ferisilerin İsa’yı yanlış yapmakla nasıl suçladıklarını görüyoruz, çünkü İsa onların geleneklerine saygı göstermedi. Ne büyük bir iki yüzlülük! Bu din önderleri açlara ya da hastalara hiç merhamet duymuyorlardı, ama yine de insanların Şabat Günü iyi işlerin yapılmasını yasaklayan kendi insan geleneklerinin Tanrı’dan geldiğine inanmalarını istiyorlardı. Ama onların kötü yüreklerini bilen İsa onlara, Tanrı’nın, Kutsal Yazılarda duyurduklarını şu sözler ile hatırlattı: “Eğer siz, ‘Ben kurban değil, merhamet isterim!’ sözünün anlamını bilseydiniz, suçsuzları yargılamazdınız. Çünkü İnsanoğlu, Şabat Günü’nün de Rabbidir.”

Kutsal Yazılarda söylenenleri okumaya devam edelim:

(Matta 1222Daha sonra İsa’ya kör ve dilsiz bir cinli getirdiler. İsa adamı iyileştirdi. Adam konuşmaya, görmeye başladı. 23Bütün kalabalık şaşırıp kaldı. “Bu Davut’un Oğlu olabilir mi?” diye soruyorlardı. 24Ferisiler bunu duyunca, ‘Bu adam cinleri, ancak cinlerin önderi Baalzevul’un gücü ile kovuyor’ dediler. 25 Onların ne düşündüğünü bilen İsa şöyle dedi: “Kendi içinde bölünen ülke yıkılır. Kendi içinde bölünen kent ya da ev ayakta kalamaz.26 Eğer Şeytan Şeytan’ı kovarsa, kendi içinde bölünmüş demektir. Bu durumda onun egemenliği nasıl ayakta kalabilir? 27Eğer ben cinleri Baalzevul’un gücü ile kovuyorsam, sizin adamlarınız kimin gücü ile kovuyor? Bu durumda sizi kendi adamlarınız yargılayacak. 28 Ama ben cinleri Tanrı’nın Ruhu ile kovuyorsam, Tanrı’nın Egemenliği üzerinize gelmiş demektir.

(Yuhanna 5) 1İsa bundan sonra Yahudiler’in bir bayramı nedeni ile Yeruşalim’e gitti. 2Yeruşalim’de Koyun Kapısı yanında İbranice’de Beytesta denilen beş eyvanlı bir havuz vardır. 3-4 Bu eyvanların altında kör, kötürüm, felçli hastalardan bir kalabalık yatardı

5Orada otuz sekiz yıldır hasta olan felçli bir adam vardı. 6 İsa hasta yatan bu adamı görünce, ve uzun zamandır bu durumda olduğunu anlayınca, ‘İyi olmak ister misin?’ diye sordu. 7Hasta şöyle yanıt verdi: “Efendim, su çalkalandığı zaman beni havuza indirecek bir kimsem yok, tam gireceğim an benden önce bir başkası giriyor.” 8İsa ona, ‘Kalk, şilteni topla ve yürü’ dedi. 9Adam o anda iyileşti. Şiltesini toplayıp yürümeye başladı. O gün Şabat Günü’ydü. 10 Bu yüzden Yahudi yetkililer iyileşen adama, ‘Bugün Şabat Günü’ dediler, ‘Şilteni toplaman yasaktır.’ 11Ama adam onlara şöyle yanıt verdi: “Beni iyileştiren kişi bana, ‘Şilteni topla ve yürü’ dedi. 12Sana, şilteni topla ve yürü diyen adam kim? diye sordular. 13İyileşen adam ise O’nun kim olduğunu bilmiyordu. Orası kalabalıktı, İsa da çekilip gitmişti.

14İsa daha sonra adamı tapınakta buldu. ‘Bak, iyi oldun. Artık günah işleme de başına daha kötü bir şey gelmesin’ dedi. 15Adam gidip Yahudi yetkililere kendisini iyileştirenin İsa olduğunu bildirdi. 16Şabat Günü böyle şeyler yaptığı için İsa’ya zulmetmeye başladılar. 17Ama İsa onlara şu karşılığı verdi: “Babam hala çalışmaktadır. Ben de hala çalışıyorum.” 18İşte bu nedenle, Yahudi yetkililer O’nu öldürmek için daha çok gayret ettiler. Çünkü yalnız Şabat Günü düzenini bozmak ile kalmamış, Tanrı’nın kendi Babası olduğunu söyleyerek kendisini Tanrı’ya eşit kılmıştı.

Burada duralım ve biraz ara verelim. Din önderleri İsa’ya neden zulmettiler ve O’nu öldürmek istediler? İsa, Şabat Günü felçli adamı iyileştirdiği için mi? Hayır, gerçek neden bu değildi. İsa’yı öldürmek istiyorlardı, çünkü İsa, Tanrı’nın kendi Babası  olduğunu söylemişti. Din önderleri, İsa’nın, Tanrı’nın huzurundan gelen Mesih olduğunu kabul edemediler. Bu yüzden İsa’yı Tanrı’ya hakaret ve küfür etmek ile suçladılar ve O’nu yok etmek istediler.

Ama Kutsal Yazılar şöyle yazar:

(Yuhanna 5) 19İsa, Yahudi yetkililere şöyle karşılık verdi: “Size doğrusunu söyleyeyim, Oğul Baba’nın yaptıklarını görmedikçe, kendiliğinden bir şey yapamaz. Baba ne yaparsa Oğul da aynı şeyi yapar. 20Çünkü Baba Oğul’u sever ve yaptıklarının hepsini Oğul’a gösterir. Siz şaşasınız diye O’na bunlardan daha büyük işler de gösterecektir. 21Baba nasıl ölüleri diriltip onlara yaşam veriyorsa, Oğul da dilediği kimselere yaşam verir. 22Baba kimseyi yargılamaz, bütün yargılama işini Oğul’a veriştir. 23Öyle ki, herkes Baba’yı onurlandırdığı gibi Oğul’u da onurlandırsın. Oğul’u onurlandırmayan, O’nu gönderen Baba’yı da onurlandırmaz.

24Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir.

31Eğer kendim için ben tanıklık edersem, tanıklığım geçerli olmaz. 32ama benim için tanıklık eden başka biri vardır. O’nun benim için ettiği tanıklığın geçerli olduğunu bilirim. 33Siz Yahya’ya adamlar gönderdiniz, o da gerçeğe tanıklık etti. 34İnsanın tanıklığını kabul ettiğim için değil, kurtulmanız için bunları söylüyorum. 35Yahya, yanan ve ışık saçan bir çıraydı. Sizler onun ışığında bir süre için coşmak istediniz. 36Ama benim, Yahya’nınkinden daha büyük bir tanıklığım var. Tamamlamam için Baba’nın bana verdiği işler şu yaptığım işler beni Baba’nın gönderdiğine tanıklık ediyor. 37Beni gönderen Baba da benim için tanıklık etmiştir. Siz hiç bir zaman ne O’nun sesini işittiniz, ne de şeklini gördünüz. 38O’nun sözü sizde yaşamıyor. Çünkü O’nun gönderdiği kişiye iman etmiyorsunuz.39 Kutsal Yazıları araştırıyorsunuz. Çünkü bunlar aracılığı ile sonsuz yaşama sahip olduğunuzu sanıyorsunuz. Bana tanıklık eden de bu yazılardı!40 Öyleyken siz, yaşama kavuşmak için bana gelmek istemiyorsunuz. 41İnsanlardan övgü kabul etmiyorum. 42Ama ben sizi bilirim, içinizde Tanrı sevgisi yoktur. 43Ben Babamın adına geldim, ama beni kabul etmiyorsunuz. Oysa başka birisi kendi adına gelirse, onu kabul edeceksiniz. 44Birbirinizden övgüler kabul ediyor, ama tek olan Tanrı’nın övgüsünü kabul etmeye çalışmıyorsunuz. Bu durumda nasıl iman edebilirsiniz?

45Babanın önünde sizi suçlayacağımı sanmayın. Sizi suçlayan, umut bağladığınız Musa’dır. 46Musa’ya iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz. Çünkü O benim hakkımda yazmıştır. 47Ama onun yazılarına iman etmezseniz, benim sözlerime nasıl iman edeceksiniz?

Rab İsa’nın O’nu öldürmek isteyen Ferisileri nasıl payladığını işittiniz mi? Rab İsa, onlara Tanrı’nın gökyüzünden gönderdiği Mesih’i reddeden kişinin Mesih’in benzersiz sözlerini ve eşsiz işlerini, Yahya peygamberin tanılığını, Musa peygamberin tanıklığını ve Kutsal Yazıların tanıklığını reddettiğini anlattı. Kısaca, Mesih’i reddeden kişi, Tanrı’nın Kendisini reddeder. Oğul’u onurlandırmayan O’nu gönderen Baba’yı da onurlandırmıyor demektir. İsa’nın sözünü ve yetkisini reddetmek, Tanrı’nın sözünü ve yetkisini reddetmektir. Çünkü İsa Tanrı’nın, kendisine tüm yargı ve yetkiyi emanet ettiği Kişi’dir ve Tanrı’nın Sözü’dür.

Tanrı’ya ve O’nun peygamberlerine gerçekten inanan herkes, aynı zamanda İsa’nın gökyüzünden gelen Mesih olduğuna da inanacaktır. Çünkü Tanrı’nın tüm peygamberleri O’na tanıklık ettiler. Peygamberlerin yazılarını bilen ve onlara inanan kişiler, aynı zamanda Meryem oğlu İsa’nın Tanrı’nın dünyanın Kurtarıcısı olması için seçtiği Kişi olduğuna da inanırlar. İsa, din önderleri ile konuşurken onlara söylediği buydu.

(Yuhanna 5) 39 Kutsal Yazıları araştırıyorsunuz. Çünkü bunlar aracılığı ile sonsuz yaşama sahip olduğunuzu sanıyorsunuz. Bana tanıklık eden de bu Yazılardır.40 Öyleyken siz yaşama kavuşmak için bana gelmek istemiyorsunuz. 45Baba’nın önünde sizi suçlayacağımı sanmayın. Sizi suçlayan umut bağladığınız Musa’dır! 46 Musa’ya iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz. Çünkü o benim hakkımda yazmıştır. 47 Ama onun yazılarına iman etmezseniz, benim sözlerime nasıl iman edeceksiniz?

Ah keşke, her birimiz bu sözlerin üstünde özenle düşünebilsek! Çünkü Tanrı bu sözlerin anlamlarını kavrayabilmemiz için bize anlayış vermek istiyor! Tanrı, yüreklerimizde gerçeğin egemen olmasını istiyor. Eğer peygamberlere inandığımızı söylüyorsak, o zaman onların tanıklık ettiği Kişi’ye, yani, İsa Mesih’e inanmamız gerekir! Sevgili dostlar, sizleri şu soru ile baş başa bırakıyoruz: Peygamberlere gerçekten inanıyor musunuz?  (“ler” çoğul eki vurgulanmıştır). Pek çok kişi, insanların tanıklığına hemen inanır, ama ne gariptir ki, Kutsal Yazıları yazan Tanrı’nın pek çok peygamberinin onaylanan tanıklığına inanan kişilerin sayısı çok azdır. Bu konuda siz nasıl düşünüyorsunuz? “Peygamberlere inanıyor musunuz?” (Elçilerin İşleri 26:27)

Sevgili dinleyiciler, bugün burada sizler ile vedalaşmamız gerekiyor, çünkü zamanımız doldu. Ancak yine de, bir sonraki derste İsa Mesih’in harika öyküsünü okumaya devam ederken bize katılmanız için size davette bulunuyoruz.

Siz, Rab İsa’nın Ferisiler’e söylediği sözler üzerinde düşünürken, Tanrı sizi bereketlesin ve size konuşsun.

“Ama peygamber Musa’nın yazılarına iman etmezseniz, benim sözlerime nasıl iman edeceksiniz?”  (Yuhanna 5:47)

70. İsa’nın Gücü

İsa’nın Gücü

The Power of Jesus

Markos 4-6; Matta 9, 10

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuz bir esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda, Yahudilerin din önderlerinin İsa’yı mahvetmek istediklerini gördük, çünkü İsa, Tanrı’nın Babası olduğunu söyledi ve bu nedenle Tanrı ile eşit olduğunu iddia etmiş oldu. Büyük bir kalabalık Rab İsa’nın gittiği her yere O’nun ardından gitti. İsa’yı izleyen bu kalabalığın arasında O’nun sözlerine inananlar vardı, ama O’na inanmayan bazı kişiler de O’nu izlemekteydiler. İsa, O’na inananların arasından on iki elçi (haberci) seçti, amacı, öğrencileri ile birlikte olmak, onlara öğretmek ve onları kurtuluşun İyi Haberi’ni duyurmaları için diğer insanlara göndermekti.

İsa’nın seçtiği on iki elçinin adları şöyleydi: Aynı zamanda Petrus olarak da adlandırılan Simun ve Andreas, Zebedi’nin oğulları Yakup ve onun küçük erkek kardeşi Yuhanna, bu dört kişi balıkçılık yapıyorlardı. Diğer elçiler, Filipus, Bartalmay, Tomas, vergi görevlisi Matta, Alfay oğlu Yakup, Taday, Yurtsever Simun ve İsa’ya ihanet eden Yahuda İskaryot. (Bakınız Matta 10:2-4) İsa’ya eşlik eden on iki öğrenci bunlardı. Aynı zamanda İsa’nın her gittiği yere O’nun ile birlikte giden bir çok kadın da vardı: İçinden yedi cin çıkmış olan Mecdelli Meryem. Hirodes’in kahyası Kuza’nın karısı Yohanna, Suzanna ve daha bir çokları. Bu kadınlar kendi olanakları ile İsa’ya ve öğrencilerine yardım ediyorlardı. (Bakınız Luka 8:2, 3)

Daha önce görmüş olduğumuz gibi, insanlar Rab İsa’nın öğretişine şaşıp kalıyorlardı. Çünkü İsa onlara kendi yasa öğretmenlerinin sahip olmadığı bir yetki ile öğretiyordu. İsa’nın yetkisi yalnızca sözler ile sınırlı değildi, ama aynı zamanda sergilediği güçlü işler aracılığı ile de kanıtlanıyordu. Çünkü Kutsal Yazılar şöyle der: “Çünkü Tanrı’nın Egemenliği lafta değil, güçtedir. (1. Korintliler 4:20) Bu günkü dersimizde, Rab İsa’nın yeryüzündeki her yaratık ve her güç üzerinde nasıl kudret ve yetkiye sahip olduğunu göreceğiz.

Okumamıza Markos Müjdesi’nin dördüncü bölümü ile başlıyoruz. Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Markos 4) 35İsa, o gün akşam olunca öğrencilerine, ‘Karşı yakaya geçelim’ dedi. 36Öğrenciler kalabalığı geride bırakarak İsa’yı içinde bulunduğu tekne ile götürdüler.Yanında başka tekneler de vardı. 37 Bu sırada büyük bir fırtına koptu. Dalgalar tekneye öyle bindirdi ki, tekne neredeyse su ile dolmuştu. 38İsa, teknenin kıç tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu. Öğrenciler O’nu uyandırıp, ‘Öğretmenimiz,öleceğiz! Hiç aldırmıyor musun?’ dediler. 39İsa kalkıp rüzgarı azarladı, göle, ‘Sus, sakin ol!’ dedi. Rüzgar dindi, ortalık sütliman oldu. 40İsa öğrencilerine, ‘Neden korkuyorsunuz? Hala imanınız yok mu?’ dedi. 41 Onlar ise büyük korku içinde birbirlerine, ‘Bu adam kim ki, rüzgar da göl de O’nun sözünü dinliyor?’ dediler.

(Markos 5) 1Gölün karşı yakasına, Gerasalılar’ın memleketine vardılar. 2 İsa tekneden iner inmez, kötü ruha tutulmuş bir adam mezarlık mağaralardan çıkıp O’nu karşıladı. 3 Mezarların içinde yaşayan bu adamı artık hiç kimse zincir ile dahi bağlı tutamıyordu. 4 Bir çok kez zincir ve köstekler ile bağlandığı halde, zincirleri koparmış, köstekleri parçalamıştı. 5Hiç kimse onun ile başa çıkamıyordu. Gece gündüz mezarlarda, dağlarda bağırıp duruyor, kendini taşlar ile yaralıyordu. 6 Uzaktan İsa’yı görünce, koşup geldi. O’nun önünde yere kapandı. 7 Yüksek ses ile haykırarak, ‘Ey İsa, yüce Tanrı’nın Oğlu, benden ne istiyorsun? Tanrı hakkı için sana yalvarırım, bana işkence etme’!’ dedi. 8Çünkü İsa, ‘Ey kötü ruh, adamın içinden çık!’ demişti. 9Sonra İsa adama, ‘Adın ne?’ diye sordu. ‘Adım Tümen. Çünkü sayımız çok’ dedi. 10Ruhları o bölgeden çıkarmaması için İsa’ya yalvarıp yakardı. 11 Orada dağın yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı. 12 Kötü ruhlar İsa’ya, ‘Bizi şu domuzlara gönder, onlara girelim’ diye yalvardılar. 13 İsa’nın izin vermesi üzerine de kötü ruhlar adamdan çıkıp domuzların içine girdiler. Yaklaşık iki bin domuzdan oluşan sürü, dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu. 14 Domuzları güdenler kaçıp kentte ve köylerde olayın haberini yaydılar. Halk olup biteni görmeye çıktı. 15İsa’nın yanına geldikleri zaman, önceleri bir tümen cine tutulmuş olan adamı giyinmiş, aklı başına gelmiş, oturmuş görünce korktular. 16 Olayı görenler, cinli adama olanları ve domuzların başına gelenleri halka anlattılar. 17 Bunun üzerine halk, bölgelerinden ayrılması için İsa’ya yalvarmaya başladı. 18İsa tekneye binerken, önceleri cinli olan adam O’na, ‘Senin ile geleyim’ diye yalvardı. 19 Ama İsa adama izin vermedi. Ona, ‘Evine, yakınlarının yanına dön’ dedi. ‘Rabbin senin için neler yaptığını, sana nasıl merhamet ettiğini onlara anlat.’ 20Adam da gitti. İsa’nın kendisi içineler yaptığını Dekapolis’te duyurmaya başladı. Anlattıklarına herkes şaşıp kalıyordu.

21İsa tekne ile karşı yakaya dönünce, çevresinde büyük bir kalabalık toplandı. Kendisi gölün kıyısında duruyordu. 22-23 Bu sırada havra yöneticilerinden Yair adlı biri geldi. İsa’yı görünce ayaklarına kapandı, ‘Küçük kızım can çekişiyor. Gelip ellerini onun üzerine koy da kurtulsun, yaşasın!’ diye yalvardı. 24 İsa adam ile birlikte gitti. Büyük bir kalabalık da ardından gidiyor, O’nu sıkıştırıyordu. 25 Orada on iki yıldır kanaması olan bir kadın vardı. 26 Bir çok hekimin elinden çok çekmiş, varını yoğunu harcamış, ama iyileşeceğine daha da kötüleşmişti. 27 Kadın İsa hakkında anlatılanları duymuştu. Bu nedenle, kalabalıkta O’nun arkasından gelip giysisine dokundu. 28İçinden, ‘Giysilerine bile dokunsam, kurtulurum’ diyordu. 29 O anda kanaması kesiliverdi. Kadın, bedeninin derinliğinde acıdan kurtulduğunu hissetti. 30 İsa ise, kendisinden bir gücün akıp gittiğini hemen anladı. Kalabalığın ortasında dönüp, ‘Giysilerime kim dokundu?’ diye sordu.31 Öğrencileri O’na, ‘Seni sıkıştıran kalabalığı görüyorsun! Nasıl oluyor da, ‘Bana kim dokundu diye soruyorsun’ dediler. 32 İsa, kendisine dokunanı görmek için çevresine bakındı. 33 Kadın da kendisindeki değişikliği biliyordu. Korku ile titreyerek geldi. İsa’nın ayaklarına kapandı ve O’na bütün gerçeği anlattı. 34 İsa, ona, ‘Kızım’ dedi. ‘İmanın seni kurtardı. Esenlik ile git. Acıların son bulsun.’

35 İsa daha konuşurken, havra yöneticisinin evinden adamlar geldiler; yöneticiye, ‘Kızın öldü!’ dediler, ‘Öğretmeni neden hala rahatsız ediyorsun?’ 36İsa bu sözlere aldırmadan havra yöneticisine, ‘Korkma, yalnız iman et!’ dedi. 37 İsa, Petrus, Yakup ve Yakup’un kardeşi Yuhanna’dan başka hiç kimsenin kendisi ile birlikte gitmesine izin vermedi. 38Havra yöneticisinin evine vardıkları zaman, İsa acı acı ağlayıp feryat eden gürültülü bir kalabalık ile karşılaştı. 39İçeri girerek onlara, ‘Niye gürültü edip ağlıyorsunuz?’ dedi. ‘Çocuk ölmedi, uyuyor.’ 40 Onlar ise kendisi ile alay ettiler. Ama İsa hepsini dışarı çıkardıktan sonra, çocuğun annesini, babasını ve kendisi ile birlikte olanları alıp çocuğun bulunduğu odaya girdi. 41 Çocuğun elini tutarak ona, ‘Talita kumi!’ dedi. Bu söz, ‘Kızım, sana söylüyorum, kalk!’ anlamına gelir. 42 On iki yaşında olan kız, hemen ayağa kalktı, yürümeye başladı. Oradakileri derin bir şaşkınlık aldı. 43 İsa onlara, ‘Bunu kimse bilmesin’ diyerek uyardı ve kıza yemek verilmesini buyurdu.

(Matta 9) 27İsa oradan ayrılırken, iki kör ‘Ey Davut Oğlu, halimize acı!’ diye feryat ederek O’nun ardından gittiler. 28İsa eve girince körler yanına geldiler. Onlara, ‘İstediğinizi yapabileceğime inanıyor musunuz?’ diye sordu.Körler, ‘İnanıyoruz, ya Rab!’ dediler. 29Bunun üzerine İsa, ‘İmanınıza göre olsun!’ dedi. 30 Ve adamların gözleri açıldı. İsa, ‘Sakın bunu kimse bilmesin’ diyerek onları sıkı sıkı uyardı. 31 Onlar ise çıkıp İsa ile ilgili haberi bütün bölgeye yaydılar.

32Adamlar çıkarken İsa’ya, dilsiz bir cinli getirdiler.33 Cin kovulunca adamın dili çözüldü. Halk hayret içinde, ‘İsrail’de böylesi hiç görülmemiştir!’ diyordu. 34 Ferisiler ise, ‘Cinleri, cinlerin önderinin gücü ile kovuyor’ diyorlardı.

(Markos 6) 1İsa oradan ayrılarak kendi memleketine gitti. Öğrencileri de ardından gittiler. 2 Şabat Günü olunca İsa havrada öğretmeye başladı. Söylediklerini işiten bir çok kişi şaşıp kaldı. “Bu adam bunları nereden öğrendi?” diye soruyorlardı. “Kendisine verilen bu bilgelik nedir? Nasıl böyle mucizeler yapabiliyor?” 3 Meryem’in oğlu, Yakup, Yose, Yahuda ve Simun’un kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kız kardeşleri burada aramızda yaşamıyorlar mı? ‘ Ve gücenip O’nu reddettiler. 4İsa da onlara, ‘Bir peygamber, kendi memleketinden, akraba çevresinden ve kendi evinden başka yerde hor görülmez.’ dedi. 5 Orada bir kaç hastayı üzerlerine ellerini koyarak iyileştirmekten başka hiç bir şey yapamadı. 6Halkın imansızlığına şaşıyordu.

İsa çevredeki köyleri dolaşıp öğretiyordu. 7 On iki öğrencisini yanına çağırdı ve onları ikişer ikişer halk arasına göndermeye başladı. Onlara kötü ruhlar üzerinde yetki verdi. Verdiği talimatlar şunlardı: (Matta 10) 16İşte, sizi koyunlar gibi kurtların arasına gönderiyorum. Yılan gibi zeki, güvercin gibi saf olun. 17 İnsanlardan sakının. Çünkü sizi mahkemelere verecek, havralarında kamçılayacaklar. 28 Bedeni öldüren, ama canı öldüremeyenlerden korkmayın. Canı da bedeni de cehennemde mahvedebilen Tanrı’dan korkun. 34 Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın. Barış değil, kılıç getirmeye geldim. 35Çünkü ben baba ile oğlun, anne ile kızın, gelin ile kaynananın arasına ayrılık sokmaya geldim. 36İnsanın düşmanı kendi ev halkı olacak. 37Annesini ya da babasını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. Oğlunu ya da kızını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. 39Canını kurtaran onu yitirecek. Canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır. Amin.

Böylece, bugün Rab İsa’nın hem sözlerinin hem de işlerinin Tanrı’nın gücü ile dolu olduğunu görmüş olduk. O’nu izleyen kalabalıklar şaşıp kalıyor ve şöyle diyorlardı: “Bu adam bunları nereden öğrendi? Kendisine verilen bu bilgelik nedir? Nasıl böyle mucizeler yapabiliyor?” (Markos 6:2)

İsa, gücünü ve bilgeliğini nereden alıyordu? Aslında hiç bir yerden almıyordu! Çünkü O’nun Kendisi Tanrı’nın Gücü ve Bilgeliğidir. Rab İsa, nereden geldiğini ve kim olduğunu insanlara göstermek için Tanrı’nın tüm güçlü işlerini yeryüzünde yaptı. Rab İsa, yaratılmış olan her varlığın ve varolan her gücün üzerinde yetkiye sahipti. Çünkü O, “Ruhullah” ve “Kalimat Allah”tır (Arapça) Yani, O, Tanrı’nın Ruh’u ve Tanrı’nın Sözü’dür. İsa’nın şiddetli fırtınayı sakinleştirmesinin ve vahşi, cine tutsak adamı söylediği tek bir söz ile iyileştirebilmesinin nedeni de budur. Tanrı’nın sınırsız gücünün tümü, Rab İsa’da konut kurmuştu. Kadını on iki yıldır kanaması nedeni ile çektiği acıdan kurtarabilmesinin sebebi de budur. Bu kanamalı kadın tüm parasını doktorlara ve ilaçlara harcamıştı, ama İsa’nın giysisinin eteğine dokunduğu anda iyileşiverdi. Aynı şekilde, İsa iki kör adamın gözlerine dokunduğu zaman, anında görmeye başladılar. Ve İsa’nın yetkisi, yalnızca yaşayan kişilerin üzerinde olmakla sınırlı değildi. O’nun aynı zamanda ölüler üzerinde de yetkisi vardı. Bu nedenle, ölmüş olan kızı yaşama geri getirebildi. İsa’nın gücü yalnızca bir peygamberin gücü değildi, bir peygamberin gücünün çok ötesindeydi. Çünkü O’nun Kendisi, beden almış olan Tanrı’nın Sözü’ydü.

Evet, Tanrı’nın Sözü bize, tüm gücün ve tüm yetkinin İsa Mesih’e verilmiş olduğunu söyler. İşte bu nedenle eğer İsa’ya Kurtarıcınız ve Rabbiniz olarak güvenirseniz, artık hiç bir şeyden – ölüm, yaşam, kötü ruhlar, büyücüler, şimdiki zaman, gelecek zaman - korkmanız gerekmez. Artık okunmuş muska taşımanıza gerek kalmaz ya da kişisel bir koruyucu ruha kurban sunmanız gerekmez. Çünkü Rab İsa sizi koruyacaktır. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle yazar: “Çünkü Tanrı’nın bütün doluluğu bedence Mesih’te bulunuyor. Ve siz de her yönetim ve hükümranlığın baş olan Mesih’te doluluğa kavuştunuz.”  (Koloseliler 2:9, 10)

Sevgili dostlar, “her yönetim ve hükümranlığın başı olan” Mesih’e güveniyor musunuz? Yoksa hala bu dünyanın zayıf ve yetkisiz güçlerini yatıştırmak için çaba mı gösteriyorsunuz?

Bizi dinlediğiniz için teşekkürler. Rab isterse bir sonraki dersimizde, Müjde kitabında okumaya devam edeceğiz ve İsa’nın, kalabalıklara benzetmeler kullanarak nasıl öğrettiğini dinleyeceğiz.

Tanrı, Mesih ile ilgili ilan ettiğinin derin anlamını size öğretsin ve sizi bereketlesin:

“Tanrı’nın bütün doluluğu bedence Mesih’te bulunuyor!” (Koloseliler 2:9, 10)

71. İki Önemli Benzetme

İki Önemli Benzetme

Two Important Parables

Luka 8; Matta 13

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuz bir esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda İsa Mesih’in bir peygamberin sahip olduğu yetkinin çok ötesinde bir yetkiye sahip olduğunu keşfetmiştik. İsa, Tanrı’nın gücü ile doluydu. O, Tanrı’nın bir insanın bedenindeki Gücü’ydü! Fırtınayı sakinleştirebilmesinin, kötü ruhları kovabilmesinin, hastaları ve körleri iyileştirebilmesinin ve hatta ölüleri diriltebilmesindeki gücün nedeni buydu!

Bugün Müjde (İncil) kitabını okumaya devam edeceğiz ve Rab İsa’nın kalabalığa nasıl benzetmeler (öyküler) kullanarak öğretiş verdiğini dinleyeceğiz. İsa, gerçeği, genellikle benzetmeler kullanarak açıkladı, çünkü çevresindeki O’nu izleyen kişilerin çoğu kişinin gerçek isteği Tanrı Sözü’nü bilmek değildi. İsa’dan istedikleri bedenlerini hastalıktan iyileştirmesiydi, ama O’ndan günahlı canlarını iyileştirmesini istemediler. Aynı zamanda bir sırtlan sürüsü gibi İsa’nın peşine takılan din önderlerinin O’nun sözlerini dinlemelerinin nedeni, yalnızca O’nu suçlamak amacı ile bir fırsat arıyor olmalarıydı. Bu tür kişiler kendisini dinlerlerken, İsa benzetmeler ile konuştu. Anlattığı benzetmelerin amacını açıklamak için O’nu gerçekten izleyen kişiler ile yalnız kalacağı zamanları bekledi.

Tanrı herkesin gerçeği bilmesini ve kurtulmasını ister, ama eğer yüreklerimiz inatçı ise Tanrı, gerçeğini bizlere açıklamayacaktır. İnsanlar nasıl zenginliklerin peşinden koşuyorlarsa, Tanrı da aynı şekilde bizlerin, O’nun gerçeğinin peşinden koşmamızı ister. Peygamber Süleyman şöyle yazar: “Eğer gümüş ararcasına gerçeği ararsan, gerçeği ararsan define arar gibi, Rab korkusunu anlar ve Tanrı’yı yakından tanırsın.”  (Süleyman’ın Özdeyişleri 2:4, 5)

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Tanrı’nın gerçeğini paradan ya da herhangi başka bir zenginlikten daha çok mu bağrınıza basıyorsunuz? Tanrı’nın gerçek olan Sözü, zihninizin ve yüreğinizin en önemli yerinde mi bulunuyor? Belki de yüreğinizin Tanrı’nın önündeki gerçek durumunu bilmiyorsunuz? O zaman Rab İsa’nın Tohum Benzetmesi’ni dikkatle dinleyin.

Luka Müjdesi’nin sekizinci bölümünü okuyoruz. Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Luka 8) 4-5 Büyük bir kalabalığın toplandığı insanların her kentten kendisine akın akın geldiği bir sırada İsa şu benzetmeyi anlattı: “Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü, ayak altında çiğnenip gökteki kuşlara yem oldu. 6 Kimi kayalık yere düştü, filizlenince susuzluktan kuruyup gitti. 7 Kimi, dikenler arasına düştü. Filizler ile birlikte büyüyen dikenler filizleri boğdu. 8 Kimi ise iyi toprağa düştü, büyüdüğü zaman yüz kat ürün verdi.” Bunları söyledikten sonra, ‘İşitecek kulağı olan işitsin!’ diye seslendi.

9-10 İsa bu benzetmenin anlamını kendisinden soran öğrencilerine, ‘Tanrı’nın Egemenliği’nin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi’ dedi. ‘Ama başkalarına benzetmeler ile sesleniyorum. Öyle ki…11 Benzetmenin anlamı şudur: Tohum, Tanrı’nın Sözü’dür. 12 Yol kenarına düşenler sözü işiten kişilerdir. Ama sonra İblis gelir, inanıp kurtulmasınlar diye sözü yüreklerinden alıp götürür. 13 Kayalık yere düşenler, işittikleri sözü sevinç ile kabul eden, ama kök salamadıkları için ancak bir süre inanan kişilerdir. Böyleleri denendikleri zaman imandan dönerler. 14 Dikenler arasına düşenler, sözü işiten, ama zaman içinde yaşamın kaygıları, zenginlikleri ve zevkleri içinde boğulan, dolayısıyla olgun ürün vermeyenlerdir. 15 İyi toprağa düşenler ise, sözü işitince onu iyi ve sağlam bir yürekte saklayanlardır. Bunlar sabır ile dayanarak ürün verirler.

Tohum eken ekinci benzetmesinin anlamını kavradınız mı? Bu benzetmede, tohumu ve toprağı görüyoruz. Burada ‘tohum’ neyi temsil etmektedir? Rab İsa bu konuda ne dedi? Şöyle dedi: “Tohum, Tanrı’nın gerçek Sözü anlamına gelir. Peki ya toprak? Toprak, ne anlama gelir? Toprak, insan yüreğini sembolize eder.

Evet, Tanrı’nın Sözü, iyi tohuma benzer, çünkü canlıdır ve yüreğinizde ve yaşamınızda sonsuz yaşam ve gerçek bereket sağlayacak güce sahiptir. Ancak, insan yüreği çok katı ve kuru olabilen toprak gibidir. Bu konu üzerinde biraz düşünelim. Benzetmede kaç tür toprak görüyoruz? Tohumun, dört farklı toprak üzerine düştüğünü gördük.

1.)    Yol kenarına düşen tohum vardı.

2.)    Kayalık yere düşen tohum vardı.

3.)    Dikenler arasına düşen tohum vardı. (Wolof dilinde: arasında bazı meyve tohumlarının dikenli kabukları bulunan bir tür çimen)

4.)    Aynı zamanda bir de iyi toprağa düşen tohum vardı.

Öncelikle, İsa dünyada insanların üzerinde yürüdükleri sert yola benzeyen bir yüreğe sahip olan kişilerden söz etti. Bazı insanların yürekleri beton kadar serttir. Eğer bir tohum toprağı katı olan bir yola düşerse ne olacaktır? Filizlenecek ve meyve verecek midir? Hiç bir zaman! Tohum böyle bir toprakta kök salmaya bile başlayamaz. İnsanlar tohumun üzerinde yürüyüp geçecek ve havada uçan kuşlar tohumu yiyeceklerdir. Pek çok kişinin yüreği işte bunun gibidir. Katı toprağa benzeyen yüreğe sahip olan insanlar Peygamberlerin Yazılarına önem vermeyen kişilerdir ve bunun bir sonucu olarak İsa’nın dünyanın Kurtarıcısı olduğuna inanmazlar. Onların önem verdikleri tek şey, kendi düşünceleri ya da atalarının gelenekleridir. Tanrı’nın gerçek Sözü, onların yüreklerinde, aynı sert toprak yola düşen ve yaşam üretemeyen bir tohum örneğinde olduğu gibi, yaşam üretemeyecektir.

İsa’nın sözünü ettiği ikinci toprak türü, üzerinde bir çok kayalıkların bulunduğu ince bir topraktır. Üzerinde kayalıkların bulunduğu toprak, Tanrı’nın Sözü’nü işiten ve hemen sevinç ile kabul eden birinin yüreğini sembolize eder; ama tohum kök salamaz, çünkü Tanrı’nın Sözü, kişinin yüreğinde gerçekten kök salamamıştır. Bu tür bir insan, inandığını söyler, ama bazı denemeler geldiği zaman ya da Gerçeğin Sözü nedeni ile zulüm gördüğünde, gerçeğe inanmaktan vazgeçer. Çoğu kişi böyledir. Tanrı’nın Sözü, onların yüreklerinin derinliklerinde kök salamaz, çünkü Tanrı’nın övgüsü yerine insanın övgüsünü tercih ederler. Bunun bir sonucu olarak da Tanrı’nın Sözü onlara, aynı kayalık yere düşen tohumun yararsızlığı gibi, boş ve yararsız gelir.

Üçüncü toprak türü, dikenler ile doludur. Tohum dikenler arasına düştüğü zaman, ne olur? Ürün verir mi? Hayır, vermez. Tohum ürün veremeden önce dikenler onu boğacaktır. Dikenler ile dolu olan toprak, Tanrı’nın Sözü’nü işiten, ama zaman içinde yaşamın kaygıları, zenginlikleri ve zevkleri ile aldatılan birinin yüreğini sembolize eder; tüm bunlar Sözü boğarlar ve tohum üretken olamaz. Adem çocuklarının çoğunun yüreği dikenli toprağa benzer. Onlar şöyle düşünürler: “Evet, bir gün Peygamberlerin Yazılarını okumaya başlayacağım. Zamanım olduğunda Tanrı’nın Sözü’nü dinleyeceğim ‘inşaallah’ (Arapça dilindeki anlamı: eğer Tanrı isterse!) Ancak Şeytan bu tür kişilerin Tanrı’nın Sözü’nü anlamak için hiç bir zaman vakit ayırmayacaklarını çok iyi bilir. Bu tür kişilerin sorunları ve ihtiyaçları, onların zihinlerine ve yüreklerine egemen olacaktır. Bu kişilerin çalışmaları, para kazanmaları, alış verişe gitmeleri, satın almaları, satmaları, ders çalışmaları, uyumaları ve daha bir çok şey yapmaları gerekir. Sizin durumunuz da bu kişilere mi benziyor? Yaşamınız, ihtiyaçlarınız ve ilgi alanlarınız yüzünden tüm yüreğiniz ile Tanrı’nın Gerçeği’ni aramak için zaman ayıramayacak kadar dolu mu? Bir gün, ölümün aniden geleceğini ve sizi sonsuzluğa götüreceğini hatırlayın. O gün geldiği zaman, neyin gerçek neyin yalan olduğunu bileceksiniz, ama dünyada yaşadığınız dönem içinde aramadığınız ya da itaat etmediğiniz gerçeği o gün bilmek artık size hiç bir yarar sağlamayacak, çünkü tövbe etmek için geçerli olan zaman sona ermiş olacak ve siz sonsuzluk boyunca kaybolacaksınız!

Dördüncü toprak türü, iyi topraktı. Çiftçinin iyi ve verimli toprağa ektiği tohum kök saldı, filizlendi ve öylesine bol ürün verdi ki, çiftçi ektiğinden yüz kat fazlasını biçti. Tohumu alan iyi toprak, Tanrı’nın Sözü’nü işiten ve onu iyi ve sağlam bir yürekte saklayan, böylece doğruluk ve sonsuz yaşam üreten bir insanın yüreğini sembolize eder. Tanrı’nın Sözü diridir, güçlüdür ve bu Sözü alçakgönüllülük ile ve içten bir şekilde kabul eden herkeste sonsuz yaşam ve doğruluk üretecektir.

İsa’nın, ekincinin ektiği tohum benzetmesinde öğrettikleri kısaca bunlardır. Tanrı Sözü, iyi tohuma benzer ve yüreklerimiz ise sert toprak gibidir. Tohumun sert toprağa ekilebilmesinden önce ne olması gerekir? Her çiftçinin mutlaka bildiği gibi, toprağı saban ile işlemek gerekir. Buna benzer şekilde, Tanrı’yı hoşnut eden yürek de Tanrı Sözü’nün İyi Tohumu’nu kabul etmek için hazırlanmış olan kırılmış ve pişman bir yürektir. Tanrı’yı hoşnut eden yürek, Tanrı’nın Sözü’nü alçalarak ve iman ederek kabul eden yürektir. Kutsal Yazılar bu konuyu şu sözler ile bildirirler: “”Şunu aklınızda tutun: herkes dinlemekte çabuk, konuşmakta yavaş olsun. Her türlü pisliği ve her tarafa yayılmış olan kötülüğü üstünüzden sıyırıp atarak,içinize ekilmiş, canlarınızı kurtaracak güçte olan sözü alçakgönüllülük ile kabul edin. (Yakup 1:19, 21)

Sizin yüreğinizin durumu nedir? Tanrı’nın, peygamberleri aracılığı ile Kutsal Yazılarda söylediklerini kabul etmek için hazırlanmış alçakgönüllü bir yüreğe sahip misiniz? Tanrı’nın Sözü yüreğinizde büyüyor mu? Yoksa yüreğiniz, sert, kayalıkların bulunduğu, dikenli bir toprağa mı benziyor? Tanrı’nın Sözü İyi Tohum’dur, ama yaşam ve bereketi yalnızca Söz’e gerçekten inanan ve O’na itaat eden kişilerin yüreklerinde üretecektir.

Şimdi İsa’nın kalabalığa anlattığı bir başka “çiftçi benzetmesine” kulak verelim. Bu benzetme Deliceler Benzetmesi olarak adlandırılır. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Matta 13) 24 İsa onlara başka bir benzetme anlattı: “Göklerin Egemenliği, tarlasına iyi tohum eken adama benzer. 25 Herkes uyurken adamın düşmanı geldi, buğdayın arasına delice ekip gitti. 26 Ekin gelişip başak salınca, deliceler de göründü. 27 Mal sahibinin köleleri gelip ona şöyle dediler: “Efendimiz, sen tarlana iyi tohum ekmedin mi? Bu deliceler nereden çıktı? 28 Mal sahibi, “Bunu bir düşman yapmıştır” dedi. ‘Gidip deliceleri toplamamızı ister misin?’ diye sordu köleler. 29 ‘Hayır,’ dedi adam. ‘Deliceleri toplarken belki buğdayı da sökersiniz. 30 Bırakın biçim vaktine dek birlikte büyüsünler.. Biçim vakti orakçılara, önce deliceleri toplayın diyeceğim, yakmak için demet yapın. Buğdayı ise toplayıp ambarıma koyun.’

36Bundan sonra İsa halktan ayrılıp eve gitti. Öğrencileri yanına gelip, ‘Tarladaki deliceler ile ilgili benzetmeyi bize açıkla’ dediler. 37 İsa, ‘İyi tohumu eken İnsanoğlu’dur’ (Yani, Mesih olan Kendisidir) diye karşılık verdi. 38 ‘Tarla ise dünyadır. İyi tohum, göksel egemenliğin oğulları, deliceler de kötü olanın oğullarıdır. 39 Deliceleri eken düşman İblis’tir. Biçim vakti, çağın sonu; orakçılar ise meleklerdir. 40 Deliceler nasıl toplanıp yakılırsa, çağın sonunda da böyle olacaktır. 41-42 İnsanoğlu meleklerini gönderecek, onlar da insanları günaha düşüren her şeyi kötülük yapan herkesi O’nun egemenliğinden toplayıp kızgın fırına atacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır. 43 Doğru kişiler o zaman Babaları’nın Egemenliği’nde güneş gibi parlayacaklar. Kulağı olan işitsin!’ Amin.

Rab İsa, deliceler benzetmesinde, dünyayı bir buğday tarlası ile kıyasladı. Tohum Eken Kişi, İsa Mesih’i sembolize eder. Tarlada büyüyen buğday Mesih ile ilgili İyi Haber’e iman ettikleri için Tanrı’nın çocukları olan imanlıları sembolize eder. Buğdayın arasına deliceleri eken düşman, Şeytan’dır. Deliceler, Tanrı’ya ait olmayan kişileri sembolize ederler, çünkü Mesih ile ilgili İyi Haber’i kabul etmemişlerdir. Biçim zamanı, Yargı Günü’dür. Ambarda toplanan buğday, Tanrı’nın huzurunda sonsuza kadar yaşama hakkına sahip olanları sembolize eder. Ama yine de, toplanan ve yakılan deliceler, sonsuz ateşe atılacak olan kişileri ifade ederler.

Dinleyici dostlarımız, sizin durumunuz nedir? Sizler buğday gibi misiniz? Yoksa deliceler gibi mi? Yüreğiniz araştırın. Yargı Günü geliyor! Yargıç kapıda! Yargı Günü’nde Yargıç ile yüz yüze gelecek güvene sahip misiniz? Sizi cehennem ateşinden kurtarmak için gelmiş Olan’ın hakkındaki İyi Haber’e yüreğinizde inandıysanız, korkmanıza gerek yok! İsa Mesih’in Yargı Günü ile ilgili ilan etmiş olduğuna kulak verin. O, şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim. Sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir!” (Yuhanna 5:24) Amin!

Dinlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki derste, Tanrı isterse, Müjde kitabında devam edeceğiz ve İsa’nın nasıl mucizevi bir şekilde yalnızca beş somun ekmek ve iki balık ile beş bin kişinin karnını doyurduğunu göreceğiz.

Sizler, Rab İsa’nın bugün işittiğiniz sözlerini hatırlarken, Tanrı size bol anlayış versin:

“Kulağı olan işitsin!”  (Matta 13:43)

72. Yaşam Ekmeği

Yaşam Ekmeği

The Bread of Life

Markos 6; Yuhanna 6

Dinleyici dostlarımız, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sileri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dersimizde, Rab İsa’nın kalabalıklara konuştuğunu dinledik. Öğretişini, sonsuz gerçek ile dolu olan benzetmeler aracılığı ile sundu. Ama yine de, kalabalığın çoğu benzetmelerin anlamını kavramadı, çünkü yürekleri katılaşmıştı. Göksel konuları değil, yalnızca yersel konuları takdir ettiler. Çoğu İsa’yı izlemedi, çünkü O, günahkarların Kurtarıcısıydı. Kalabalıktakilerin çoğunun O’nun ardından gitmelerinin nedeni, O’ndan elde ettikleri fiziksel yararlardan ötürüydü.

Bugün Rab İsa tarafından söylenmiş olan başka bir çok söz daha dinleyeceğiz. Aynı zamanda, O’nun,  söylediği sözleri, mucizevi bir belirti aracılığı ile nasıl onayladığını da göreceğiz. Bugünkü dersimizin adı Yaşam Ekmeği. (Wolof dilinde: sonsuz yaşam veren yiyecek)

Şimdi kutsal kitabın Markos Müjdesi’nin altıncı bölümünü okumaya devam edelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Markos 6) 30 Elçiler İsa’nın yanına dönerek yaptıkları ve öğrettikleri her şeyi O’na anlattılar. 31 İsa onlara ‘Gelin, tek başımıza tenha bir yere gidelim de biraz dinlenin’ dedi. Gelen giden öyle çoktu ki, yemek yemeye bile vakit bulamıyorlardı. 32 Tekneye binip tek başlarına tenha bir yere doğru yol aldılar. 33 Gittiklerini gören bir çok kişi onları tanıdı. Halk, civardaki bütün kentlerden yaya olarak yola dökülüp onlardan önce oraya vardı. 34 İsa tekneden inince büyük bir kalabalık ile karşılaştı. Çobansız koyunlara benzeyen bu insanlara acıdı ve onlara bir çok konuda öğretmeye başladı.

35-36Vakit ilerlemişti. Öğrencileri, İsa’ya gelip, ‘Burası ıssız bir yer’ dediler, ‘Vakit de ilerledi. Halkı salıver de çevredeki çiftlik ve köylere gidip kendilerine yiyecek alsınlar.’ 37 İsa ise, ‘Onlara siz yiyecek verin’ diye karşılık verdi. Öğrenciler, İsa’ya, ‘Gidip iki yüz dinarlık ekmek alıp onlara yedirelim mi yani?’ diye sordular. 38 İsa onlara, ‘Kaç ekmeğiniz var, gidin bakın’ dedi. Öğrenip geldiler, ‘Beş ekmek ile iki balığımız var’ dediler. 39 İsa herkesi küme küme yeşil çayıra oturtmalarını buyurdu. 40 Halk, yüzer, ellişer kişilik bölükler halinde oturdu.

41 İsa beş ekmek ile iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti; sonra ekmekleri böldü ve halka dağıtmaları için öğrencilerine verdi. İki balığı da hepsinin arasında paylaştırdı. 42-43 Herkes yiyip doydu. Arta kalan ekmek ve balıkları on iki sepet dolusu topladılar. 44 Yemek yiyen erkeklerin sayısı beş bin kadardı. 45 Bundan hemen sonra İsa öğrencilerine, tekneye binip kendisinden önce karşı yakada bulunan Beytsayda’ya geçmelerini buyurdu. Bu arada kendisi halkı evlerine gönderecekti. 46 Onları uğurladıktan sonra dua etmek için dağa çıktı. 47-48 Akşam olduğu zaman, tekne gölün ortasına varmıştı. Yalnız başına karada kalan İsa, öğrencilerinin kürek çekmekte çok zorlandıklarını gördü. Çünkü rüzgar onlara karşı esiyordu. Sabaha karşı İsa, gölün üstünde yürüyerek onlara yaklaştı. Yanlarından geçip gidecekti. 49 Onlar ise gölün üstünde yürüdüğünü görünce, O’nu hayalet sanarak bağrıştılar. 50 Hepsi O’nu görmüş ve dehşete kapılmıştı. İsa hemen onlara seslenerek, ‘Cesur olun, benim, korkmayın!’ dedi. 51 Tekneye binip onlara katılınca rüzgar dindi. Onlar ise büyük bir şaşkınlık içindeydiler. 52 Ekmek ile ilgili mucizeyi bile anlamamışlardı; zihinleri körelmişti. 53 İsa ile öğrencileri gölü aştılar, Ginnesar’da karaya çıkıp tekneyi bağladılar.

(Yuhanna 6) 22 Ertesi gün, gölün karşı yakasında kalan halk, önceden orada sadece tek bir tekne bulunduğunu, İsa’nın kendi öğrencileri ile birlikte bu tekneye binmediğini, öğrencilerinin yalnız gittiklerini anladı. 23 Rabbin şükretmesinden sonra halkın ekmek yediği yerin yakınına Taberiye’den başka tekneler geldi. 24 Halk, İsa’nın ve öğrencilerinin orada olmadıklarını görünce, teknelere binerek Kefarnahum’a, İsa’yı aramaya gitti. 25 O’nu gölün karşı yakasında buldukları zaman, ‘Rabbi, buraya ne zaman geldin?’ diye sordular. 26 İsa şöyle yanıt verdi: ‘Size doğrusunu söyleyeyim, doğaüstü belirtiler gördüğünüz için değil, ekmeklerden yiyip doyduğunuz için beni arıyorsunuz. 27 Geçici yiyecek için değil, sonsuz yaşam boyunca kalıcı yiyecek için çalışın. Bunu size İnsanoğlu verecek. Çünkü Baba Tanrı O’na bu onayı vermiştir.

Burada biraz ara verelim. İsa, kalabalığa neden, Geçici yiyecek için çalışmayın! dedi? Bu sözler, yiyecek bir şeylere sahip olmak için çalışmamamız anlamına mı gelir? Hayır, bu anlama gelmez. Çünkü Tanrı’nın Sözü, aynı zamanda şöyle de der: “Eğer biri çalışmak istemezse yemek de yemesin!” (2. Selanikliler 3:10) O zaman İsa neden, ‘Geçici yiyecek için çalışmayın!” dedi? İsa’nın kast ettiği şuydu: “Yalnızca karnınızı doyurmak için çalışır ve sadece dünyasal değerlerin ardından giderseniz, sonunda her şeyi kaybedersiniz, çünkü bedeniniz ölecek ve toprağa dönecektir. Ama yine de bedeninizde hiçbir zaman mahvolmayacak olan bir şey mevcuttur: Canınız. İnsanın canı, sonsuza kadar—Gökler (Cennet) olarak adlandırılan görkemli yerde ya da Cehennem olarak adlandırılan dehşet verici yerde—var olacaktır. İsa işte bu nedenle, “Geçici yiyecek için değil, sonsuz yaşam boyunca kalıcı yiyecek için çalışın!” dedi. İsa kalabalığı, yalnızca geçici olan yiyeceği değil, ama hiç bir zaman ortadan kaybolmayacak olan Tanrı’nın Sözü’nü arzu edebilmesi için bu sözler ile uyarmak istedi. Çünkü, “İnsan yalnız ekmek ile yaşamaz, ama Tanrı’nın ağzından çıkan her bir söz ile yaşar.” (Matta 4:4) İşte, İsa Mesih’in bu sözler ile kast ettiği buydu!

Ama ne yazık ki, İsa’nın çevresindeki kişilerin çoğu, Tanrı’nın Sözü’nü önemsemedi ve Tanrı tarafından gönderilmiş Olan’a inanmadı. Bu tür kişiler için midelerini yiyecek ile doldurmak, yüreklerini Tanrı’nın yargısından kurtarabilecek olan gerçek ile doldurmaktan daha önemliydi. İsa, bu nedenle onlara şunları söyledi: (Yuhanna 6) 27 Geçici yiyecek için değil, yaşam boyunca kalıcı yiyecek için çalışın..28 O zaman onlar da şunu sordular: ‘Tanrı’nın istediği işleri yapmak için ne yapmalıyız?’ 29 İsa,’Tanrı’nın işi, O’nun gönderdiği Kişiye iman etmenizdir’ diye yanıt verdi.

İsa’nın verdiği yanıtı duydunuz mu? Günah içinde dünyaya gelmiş olan bir Adem çocuğu, Tanrı’yı nasıl hoşnut edebilir? Tanrı’yı hoşnut edecek şekilde çalışabilir ve iyi işleri yerine getirebilir miyiz? Kendimizi bir şekilde Şeytan’ın, günahın ve cehennemin gücünden kurtarabilir miyiz? Tanrı’nın talep ettiği mükemmel ve saf yüreği kendi gücümüz ile üretebilir miyiz? Asla, hiç bir zaman! “Bir ağaç kütüğü, uzun bir zaman suyun içinde kalsa bile, hiç bir zaman bir timsaha dönüşmeyecektir.” (Wolof atasözü) O zaman bu durumda Adem soyundan biri Tanrı’yı nasıl hoşnut edebilir? Rab İsa bu konu hakkında ne dedi? Rab İsa’nın sözlerini okuyalım: Tanrı’nın işi şudur: O’nun gönderdiği Kişi’ye iman etmek. Tanrı’nın göndermiş olduğu kutsal Kurtarıcı’ya inanmadıkça, hiç bir kadın ya da erkek Tanrı’yı hiç bir zaman hoşnut edemez.

Ne üzücüdür ki, kalabalıkta bulunan kişilerin çoğu, İsa’nın Tanrı’nın göndermiş olduğu Kurtarıcı olduğuna inanmadı.

(Yuhanna 6) 30Bunun üzerine, ‘Görüp sana iman etmemiz için nasıl bir belirti gerçekleştireceksin? Ne yapacaksın?’ dediler. 31‘Atalarımız çölde ‘man’ yediler. Yazılmış olduğu gibi, ‘Yemeleri için onlara gökten ekmek verdi. 32İsa onlara dedi ki, ‘Size doğrusunu söyleyeyim, gökten ekmeği size Musa vermedi, gökten size gerçek ekmeği Babam verir. 33 Çünkü Tanrı’nın ekmeği, gökten inen ve dünyaya yaşam verendir.’ 34Onlar da, ‘Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!’ dediler. 35 İsa, ‘Yaşam ekmeği Ben’im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiç bir zaman susamaz’ dedi.

İsa, bu sözleri ile şunu kast ediyordu: Tanrı nasıl kırk yıl boyunca çölde ölmemeleri için İsrail oğullarını beslemek için gökten ekmek gönderdiyse, bizler günahımız içinde mahvolmayalım diye Adem oğullarına da sonsuz yaşam veren “Yiyeceği” göndermiştir.

Bu “Yiyecek” nerededir? Yeryüzünde, eğer yediğiniz takdirde, Tanrı’nın huzurunda sonsuza kadar yaşamanızı sağlayacak olan bir yiyecek mevcut mudur? Hayır, böyle bir yiyecek mevcut değildir! Sonsuz yaşam veren bu “Yiyecek” nedir? Rab İsa bu konu ile ilgili ne dedi? O’nun sözlerine kulak verelim:

(Yuhanna 6) 35Yaşam ekmeği Ben’im! Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiç bir zaman susamaz.’ 36‘Ama ben size dedim ki, ‘Beni gördünüz, yine de iman etmiyorsunuz.’ 37 Baba’nın bana verdiklerinin hepsi bana gelecek ve bana geleni asla kovmam. 38 Çünkü kendi isteğimi değil, beni gönderenin isteğini yerine getirmek için gökten indim. 39 Beni gönderenin isteği, bana verdiklerinden hiç birini yitirmemem, son gün hepsini diriltmemdir. 40 Çünkü Babamın isteği, Oğul’u gören ve O’na iman eden herkesin sonsuz yaşama kavuşmasıdır. Ben de böylelerini son günde dirilteceğim.’

41 ‘Gökten inmiş olan ekmek Ben’im’ dediği için Yahudiler O’na karşı söylenmeye başladılar. 42 ‘Yusuf oğlu İsa değil mi bu?’ diyorlardı? ‘Annesini de babasını da tanıyoruz. Şimdi nasıl oluyor da, ‘Gökten indim’ diyor?

43 İsa, ‘Aranızda söylenmeyin’ dedi. 44 ‘Beni gönderen Baba bir kimseyi Bana çekmedikçe, o kimse bana gelemez. Bana geleni de son günde dirilteceğim. 45 Peygamberlerin yazdığı gibi, ‘Tanrı, onların hepsine kendi yollarını öğretecektir.’ Baba’yı işiten ve O’ndan öğrenen herkes, bana gelir. 46 Bu, bir kimsenin Baba’yı gördüğü anlamına gelmez. Baba’yı sadece Tanrı’dan gelen görmüştür. 47 Size doğrusunu söyleyeyim, iman edenin sonsuz yaşamı vardır. 48 Yaşam Ekmeği Ben’im. 49 atalarınız çölde man yediler, yine de öldüler. 50 Gökten inen öyle bir ekmek var ki, ondan yiyen ölmeyecek. 51 Gökten inmiş olan diri ekmek Ben’im. Bu ekmekten yiyen sonsuza dek yaşayacak. Dünyanın yaşamı uğruna benim vereceğim ekmek de bedenimdir.’ 52 Bunun üzerine Yahudiler, ‘Bu adam yememiz için bedenini bize nasıl verebilir?’ diyerek birbirleri ile çekişmeye başladılar. 53 İsa onlara şöyle dedi, ‘Size doğrusunu söyleyeyim, İnsanoğlu’nun bedenini yiyip kanını içmedikçe sizde yaşam olmaz. 54 Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim. 55 Çünkü bedenim gerçek yiyecek ve kanım gerçek içecektir. 56 Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda. 57 Yaşayan Baba beni gönderdiği ve ben Babanın aracılığı ile yaşadığım gibi, bedenimi yiyen de benim aracılığım ile yaşayacak. 58 İşte gökten inmiş olan ekmek budur. Atalarınızın yediği man gibi değildir. Atalarınız öldüler. Oysa, bu ekmeği yiyen sonsuza kadar yaşar.’ 59 İsa bu sözleri Kefranahum’da havrada öğretirken söyledi.

60 Öğrencilerinin bir çoğu bunu işitince, ‘Bu söz çok çetin, kim kabul edebilir?’ dediler. 61 Öğrencilerinin buna karşı söylendiğini anlayan İsa, ‘Bu sizi şaşırtıyor mu? dedi. 62 Ya İnsanoğlu’nun önceden bulunduğu yere yükseltildiğini görürseniz? 63 Yaşam veren Ruh’tur. Beden bir yarar sağlamaz. Sizlere söylediğim sözler ruhtur, yaşamdır. 64 Yine de aranızda iman etmeyenler var.’ İsa, iman etmeyenlerin ve kendisine ihanet edecek olan kişinin kim olduğunu baştan beri biliyordu. 65 Sizlere, ‘Babanın bana yöneltmediği hiç kimse bana gelemez’ dememin nedeni budur’ dedi.

66 Bunun üzerine öğrencilerinin bir çoğu geri döndüler ve artık O’nun ile dolaşmaz oldular. 67 İsa o zaman, Onikiler’e, ‘Siz de mi ayrılmak istiyorsunuz?’ diye sordu. 68 Simun Petrus şu yanıtı verdi: “Rab, biz kime gidelim? Sonsuz yaşamın sözleri sendedir. 69 İman ediyor ve biliyoruz ki, sen Tanrı’nın Kutsalı’sın!’

Böylece, şimdiye kadar İsa’ya eşlik eden pek çok öğrenci vazgeçerek O’ndan ayrıldı, çünkü İsa’nın öğretişleri onları zorluyordu. Ama her şeye rağmen, İsa’yı izleyenler arasında O’nu terk etmeyecek olanlar da vardı, çünkü İsa’nın, Tanrı’dan gönderilen kutsal Olan Mesih olduğuna inanıyorlardı. O, sonsuz yaşam veren, “Gerçek Yiyecek”—Yaşam Ekmeği’ydi!

Evet, işte gerçek budur. Eğer bir kez İsa’nın kim olduğunu gerçekten bilirseniz, O’nun nasıl olduğunu tanırsanız ve sizin için ne yaptığını anlarsanız, başka bir efendi ile hiçbir zaman tatmin olmayacaksınız! İsa, sonsuz yaşamın tek Kaynağıdır! Kurtuluş güvencesine ve Tanrı ile yakın bir ilişkiye susamış olan bir yüreği yalnızca O tatmin edebilir.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sonsuz yaşam için acıkıp susuyor musunuz? Burada yeryüzündeki yaşamda ve gelecek olan yaşamda Tanrı’nın huzurunda tam güvenceye sahip olmayı özlüyor musunuz? O zaman Rab İsa’nın bu büyük çağrısı üzerinde düşünün. Rab İsa sizi şu sözleri ile sonsuz yaşama davet ediyor: Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahatlık veririm.  Yaşam Ekmeği Ben’im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiç bir zaman susamaz!  (Matta 11:28; Yuhanna 6:35)

Sevgili dostlar, bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Tanrı isterse, bir sonraki dersimizde, Müjde kitabını okumaya devam edeceğiz ve kalabalığın İsa’dan ötürü nasıl bölündüğünü dinleyeceğiz.

Siz, Rab İsa’nın şu sözlerini hatırlarken, Tanrı sizi bereketlesin.

“Yaşam Ekmeği Ben’im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiç bir zaman susamaz.!” (Yuhanna 6:35)

73. İsa Ayrılmalar Neden Oluyor

İsa Ayrılmalar Neden Oluyor

Jesus Causes Division

Matta 15,16; Yuhanna 7

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuz esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda Rab İsa’nın beş bin kişiden fazla insandan oluşan bir kalabalığın karnını doyurmak için beş ekmeği ve iki balığı nasıl çoğalttığını gördük. Ertesi gün İsa’nın çevresine büyük bir kalabalık toplandı, ama onların yüreklerini bilen İsa, onlara şöyle dedi:

“Size doğrusunu söyleyeyim, doğaüstü belirtiler gördüğünüz için değil, ekmeklerden yiyip doyduğunuz için beni arıyorsunuz. Geçici yiyecek için değil, sonsuz yaşam boyunca kalıcı yiyecek için çalışın! Yaşam Ekmeği Ben’im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiç bir zaman susamaz!”  (Yuhanna 6:26, 27, 35)

Ama ne yazık ki, pek çok kişi kalabalıktan ayrıldı, çünkü bedenlerini besleyen yiyeceğe, canlarını besleyen yiyecekten daha fazla değer veriyorlardı. Ama kalabalık içindeki kişilerden bazıları, İsa’yı izlemeye devam ettiler, çünkü yüreklerinde, İsa’nın Tanrı’dan gelen Kutsal Olan ve sonsuz yaşam kaynağı olduğuna inandılar.

Bugün kutsal Müjde’yi okumaya devam etmeyi ve İsa’nın Yahudiler’in din önderleri ile nasıl karşı karşıya kaldığını ve Yahudiler’in İsa nedeni ile nasıl iki gruba ayrıldıklarını göreceğiz. Okumaya başlamadan önce, Ferisiler olarak bilinen din uzmanlarının ve Yahudiler’in çoğunun kendilerinin ve atalarının bina etmiş oldukları gelenekleri izlediklerini bilmek yararlı olacaktır. Örneğin, Yahudiler dışardan eve geldikleri zaman, belirlenmiş bir usul ile kendilerini yıkamadıkça yemek yemezlerdi. Aynı zamanda buna benzer daha bir çok gelenekleri vardı; bardakların, kapların ve su testilerinin “temiz” olabilmeleri için belirli bir usul ile yıkanmış olmaları gerekirdi.

Matta Müjdesi’nin on beşinci bölümünde neler yazılı olduğuna kulak verelim. Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Matta 15) 1-2Bu sırada Yeruşalim’den bazı Ferisiler ve din bilginleri İsa’ya gelip, ‘Öğrencilerin neden atalarımızın töresini çiğniyorlar?’ diye sordular. ‘Yemekten önce elerini yıkamıyorlar. 3 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‘Ya siz, neden töreniz uğruna Tanrı buyruğunu çiğniyorsunuz? 4 Çünkü Tanrı şöyle buyurdu:’Annene ve babana saygı göstereceksin’; ‘annesine ya da babasına söven, kesinlikle öldürülecektir.’ 5-6 Ama siz, ‘Her kim anne ya da babasına, benden alacağın bütün yardım Tanrı’ya adanmıştır’ derse, artık babasına saygı göstermek zorunda değildir’ diyorsunuz. Böylelikle Tanrı’nın Sözü’nü geçersiz kılmış oluyorsunuz. 7-8 Ey iki yüzlüler! Yeşaya’nın sizin ile ilgili şu peygamberlik sözü ne kadar yerindedir: Bu halk dudakları ile beni sayar, ama yürekleri benden uzak. Bana boşuna taparlar, çünkü öğrettikleri sadece insan buyruklarıdır.

İsa’nın tüm halkın gözleri önünde Ferisilerin ve Yasa öğretmenlerinin iki yüzlülüğünü nasıl ortaya çıkarttığı dikkatinizi çekti mi? Din önderleri insanların önünde doğru olmaya çalışıyorlardı, ama Rab İsa onların yüreklerinde gerçekten ne olduğunu biliyordu. Onların elleri, ayakları ve yüzleri temiz olabilirlerdi, ama yürekleri günah ile lekelenmişti. Temiz bir yürek, temiz ellerden daha önemlidir! Törensel yıkanmalar (aptest) yüreği temizlemez. Eğer bir tencerenizin içi kirli ise, tencerenin yalnızca dışını yıkamak onu temiz yapar mı? Hayır, elbette temiz yapmaz! Benzer şekilde Yahudiler’in izlediği dini törenler de yasa öğretmenlerinin yüreklerindeki günahı da uzaklaştıramazdı. İsa, bu nedenle onlara şunları söyledi:

(Matta 15) 7Ey iki yüzlüler! Yeşaya’nın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne kadar yerindedir: 8‘Bu halk dudakları ile beni sayar, ama yürekleri benden uzaktır.9 Bana boşuna taparlar, çünkü öğrettikleri sadece insan buyruklarıdır.

10 İsa, halkı yanına çağırıp onlara, ‘Dinleyin ve belleyin’ dedi, ’11 Ağızdan giren şey insanı kirletmez. İnsanı kirleten ağızdan çıkandır. 12 Bu sırada öğrencileri O’na gelip, ‘Biliyor musun?’ dediler, ‘Ferisiler bu sözü duyunca gücendiler.’ 13 İsa şu karşılığı verdi: ‘Göksel Babam’ın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir. 14 Bırakın onları; onlar körlerin kör kılavuzlarıdır. Eğer bir kör başka bir köre kılavuzluk ederse, ikisi de çukura düşer.

15 Petrus, ‘Bu benzetmeyi bize açıkla’ dedi. 16 Siz de mi hala anlamıyorsunuz?’ diye sordu İsa. 17 ‘Ağza giren her şeyin mideye indiğini, oradan da helaya atıldığını bilmiyor musunuz? 18 Ne var ki, ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur. 19 Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır. 20 İnsanı kirleten bunlardır. Yıkanmamış eller ile yemek yemek insanı kirletmez.

29 İsa oradan ayrıldı. Celile Gölü’nün kıyısından geçerek dağa çıkıp oturdu. 30 Yanına büyük bir kalabalık geldi. Beraberlerinde kötürüm, çolak, kör, dilsiz ve daha bir çok hasta getirdiler. Hastaları O’nun ayaklarının dibine bıraktılar. O da onları iyileştirdi. 31 Halk, dilsizlerin konuştuğunu, çolakların iyileştiğini, körlerin gördüğünü, kötürümlerin yürüdüğünü gördüğü zaman şaştı ve İsrail’in Tanrısı’nı yüceltti.

(Matta 16) 1Ferisiler ile Sadukiler, İsa’nın yanına geldiler. O’nu denemek amacı ile kendilerine gökten bir belirti göstermesini istediler. 2 İsa onlara şu karşılığı verdi: ‘Akşam, gök yüzü kızıl olduğuna göre, hava iyi olacak’ dersiniz. 3 Sabah, ‘bugün gök kızıl ve bulutlu, hava bozacak’ dersiniz. Gök yüzünün görünümünü yorumlayabiliyorsunuz da, zamanın belirtilerini yorumlayamıyor musunuz? 4 Kötü ve vefasız kuşak bir belirti istiyor! Ama ona Yunus’un belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecek.’ Sonra İsa onları bırakıp gitti.

(Matta 12) 40 Yunus nasıl üç gün üç gece o koca balığın ağzında kaldıysa, İnsanoğlu da üç gün üç gece yerin bağrında kalacaktır. 41 Ninova halkı, yargı günü bu kuşak ile birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü Ninovalılar, Yunus’un çağrısı üzerine tövbe ettiler. Bakın, Yunus’tan daha üstün olan buradadır.

İsa böylelikle yunus peygamber nasıl büyük bir balığın karnında üç gün kaldıysa, İsa’nın da aynı şekilde mezarda üç gün geçireceğini önceden bildirdi. Ve nasıl Yunus üçüncü günde balığın içinden dışarı çıktıysa, İsa da üçüncü gün ölümden dirilecek ve böylece Kendisinin bizi günahın, ölümün, ve cehennemin gücünden kurtarmak için gök yüzünden gelen Mesih olduğuna dair inkar edilmesi imkansız bir kanıt vermiş olacaktı!

Programımızın geri kalan zamanında Müjde kitabını okumaya devam edeceğiz ve din uzmanlarının imansızlıkları konusunda nasıl inat ile direndiklerini göreceğiz. Yuhanna Müjdesi’nin yedinci bölümünde Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yuhanna 7) 1Bundan sonra İsa Celile’de dolaşmaya başladı. Yahudi yetkililer O’nu öldürmeyi amaçladıkları için Yahudiye’de dolaşmak istemiyordu. 2 Ama Yahudiler’in Çardak Bayramı yaklaşmıştı. 3 Bu nedenle, İsa’nın kardeşleri, O’na, ‘Buradan ayrıl,Yahudiye’ye git!’ dediler, ‘öğrencilerin de yaptığın işleri görsünler. 4 Çünkü kendini açıkça tanıtmak isteyen bir kimse, yaptıklarını gizlemez. Madem ki bu şeyleri yapıyorsun, kendini dünyaya göster!’ 5 Kardeşleri bile O’na iman etmiyorlardı.

6 İsa, onlara, ‘Benim zamanım daha gelmedi’ dedi. ‘Oysa sizin için zaman hep uygundur. 7 Dünya sizden nefret edemez, ama benden nefret ediyor. Çünkü yaptıklarının kötü olduğuna tanıklık ediyorum. 8 Siz bu bayramı kutlamaya gidin. Ben şimdilik gitmeyeceğim. Çünkü benim zamanım daha dolmadı.’ 9 İsa bu sözleri söyleyip Celile’de kaldı. 10 Ne var ki, kardeşleri bayramı kutlamaya gidince, kendisi de gitti. Ancak, açıktan açığa değil, gizlice gitti. 11 Yahudi yetkililer O’nu bayram sırasında arıyor, ‘O nerede?’ diye soruyorlardı. 12 kalabalık arasında O’nun ile ilgili bir sürü laf fısıldanıyordu. Bazıları, ‘İyi adamdır’, bazıları da, ‘Hayır, tam tersine, halkı saptırıyor’ diyorlardı. 13 Bununla birlikte yetkililerden korktukları için, hiç kimse O’ndan açıkça söz etmiyordu.

14 Bayramın yarısı geçmişti. İsa tapınağa gidip öğretmeye başladı. 15 Yahudiler şaşırdılar. ‘Bu adam hiç öğrenim görmediği halde, nasıl bu kadar bilgili olabilir?’ dediler. 16 İsa onlara, ‘Benim öğretişim benim değil, beni gönderenindir’ diye karşılık verdi. 17 ‘Eğer bir kimse Tanrı’nın isteğini yerine getirmek istiyorsa, bu öğretişin Tanrı’dan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir. 18 Kendiliğinden konuşan kendini yüceltmek ister, ama kendisini göndereni yüceltmek isteyen doğrudur ve O’nda haksızlık yoktur. 19 Musa size Kutsal Yasa’yı vermedi mi? Yine de hiç biriniz Yasa’yı yerine getirmiyor. Neden beni öldürmek istiyorsunuz?’

20Kalabalık, ‘Cin çarpmış seni! ‘dedi, ‘Seni öldürmek isteyen kim?’ 21 İsa, ‘Ben bir mucize yaptım, hepiniz şaşkına döndünüz’ diye yanıt verdi. 22 ‘Musa size sünneti buyurduğu için – aslında bu, Musa’dan değil, atalarınızdan kalmadır – Şabat günü birini sünnet edersiniz. 23 Musa’nın Yasası bozulmasın diye Şabat Günü biri sünnet ediliyor da, Şabat günü bir adamı iyileştirdim diye bana neden kızıyorsunuz?  24 Dış görünüşe göre yargılamayın, yargınız adil olsun. 25 Yeruşalimliler’den bazıları, ‘Öldürmek istedikleri adam bu değil mi?’ diyorlardı. 26 ‘Bakın, açıkça konuşuyor. O’na bir şey demiyorlar. Yoksa önderler O’nun Mesih olduğunu gerçekten kabul ettiler mi? 27 Ama biz bu adamın nereden geldiğini biliyoruz. Oysa Mesih geldiği zaman, O’nun nereden geldiğini kimse bilmeyecek.’ 28 O sırada tapınakta öğreten İsa yüksek ses ile şöyle dedi, ‘Hem beni tanıyorsunuz, hem de nereden olduğumu biliyorsunuz! Ben kendiliğimden gelmedim. Beni gönderen gerçektir. O’nu siz tanımıyorsunuz. 29 Ben O’nu tanırım. Çünkü ben O’ndanım, beni o gönderdi.’ 30 Bunun üzerine O’nu yakalamak istediler, ama kimse O’na el sürmedi. Çünkü O’nun saati henüz gelmemişti. 31 Halktan bir çok kişi ise O’na iman etti.’Mesih gelince, bunun yaptıklarından daha mı çok mucize yapacak?’ diyorlardı. 32 Ferisiler halkın İsa hakkında böyle fısıldaştığını duydular. Baş kahinler ve Ferisiler O’nu yakalamak için görevliler gönderdiler.

37Bayramın son ve en önemli günü, İsa ayağa kalktı, yüksek ses ile şöyle dedi: ‘Bir kimse susamışsa bana gelsin, içsin. 38 Kutsal Yazı’da dendiği gibi bana iman edenin içinden diri su ırmakları akacaktır. 39 Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Ruh ile ilgili olarak söylüyordu. Ruh henüz verilmemişti. Çünkü İsa henüz yüceltilmemişti. 40 Halktan bazıları bu sözleri işitince, ‘Gerçekten beklediğimiz peygamber budur’ dediler. 41 Bazıları da, ‘Bu Mesih’tir’ diyorlardı. Başkaları ise, ‘olamaz! Mesih Celile’den mi gelecek?’ dediler. 42 Kutsal Yazı’da, ‘Mesih, Davut’un soyundan, Davut’un yaşadığı Beytlehem kentinden gelecek’ denmemiş midir?’ 43 Böylece İsa’dan dolayı halk arasında ayrılık doğdu. 44 Bazıları O’nu yakalamak istedilerse de, kimse O’na el sürmedi.

45Görevliler geri döndükleri zaman, baş kahinler ile Ferisiler, ’Niçin O’nu getirmediniz?’diye sordular?’ 46 Görevliler, ‘Hiç kimse, hiç bir zaman bu adamın konuştuğu gibi konuşmamıştır’ karşılığını verdiler. 47 Ferisiler,’Yoksa siz de mi aldandınız?’ dediler. 48 Önderlerden ya da Ferisler’den O’na iman eden oldu mu hiç? 49 Kutsal Yasa’yı bilmeyen bu halk lanetlidir. 50-51 İçlerinden biri, daha önce İsa’ya gelen Nikodim, onlara şöyle dedi: ‘Yasamıza göre, bir adamı dinlemeden, ne yaptığını öğrenmeden onu yargılamak doğru mu?’ 52 Ona, ‘Yoksa sen de mi Celile’densin?’ diye karşılık verdiler, ‘Araştır bak, Celile’den peygamber çıkmaz’ 53 Bundan sonra herkes evine gitti.

Burada bu günkü programımıza son vereceğiz. Kahinlerin, yasa öğretmenlerinin ve Ferisilerin İsa’yı nasıl taciz ettiklerini gördük. O’nu tutuklamak ve öldürmek istediler, ama O’na hiç bir şey yapamadılar. Çünkü Tanrı’nın, İsa için günah uğruna bir kurban olarak ölmesini tasarladığı zaman henüz gelmemişti.

Ne yazık ki, Yahudi din önderlerinin çoğunun yüreği sertti. İsa’yı küçümsediler ve İsa’nın Mesih olduğunu kabul eden kişileri havradan kovmak ile tehdit ettiler. Böylece İsa nedeni ile kalabalığın arasında bir ayrılık oluştu. İsa hakkında hiç kimse açıkça konuşamıyordu, çünkü din önderlerinden ve kahinlerden korkuyorlardı. Bazıları aralarında gizlice fısıldaşarak, ‘O, iyi bir adam!’ diyorlardı. Bazıları ise, ‘Hayır, o insanları aldatıyor’ diyerek sertçe karşılık veriyorlardı. Geri kalan diğerleri ise, ‘Mesih geldiği zaman, bu adamın yaptığından daha fazla mucize mi yapacak?’ diye merak ile soruyorlardı.

Sevgili dostlar, İsa hakkında siz ne diyorsunuz? O’nun ile ilgili ne düşünüyorsunuz? İsa’nın, hakkında tüm peygamberlerin yazmış oldukları Mesih olduğuna inanıyor musunuz? Yoksa İsa’nın yalnızca diğer peygamberlerden biri olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bu konuda hiç kimsenin sizi yanıltmasına izin vermeyin. Bu dünyadan sonraki yaşamınız bu soruya verdiğiniz yanıta bağlıdır. İsa’nın gerçekten kim olduğunu biliyor musunuz? İsa’nın dünyaya neden geldiğini biliyor musunuz? İsa’nın Kendisi hakkında neler söylediğine kulak verin:

“Yol, Gerçek ve Yaşam Ben’im’ dedi. Ben gerçeğe tanıklık etmek için doğdum, bunun için dünyaya geldim. Gerçekten yana olan herkes benim sesimi işitir. (Yuhanna 14:6; 18:37)

Sevgili dostum, siz hangi taraftasınız? Aileniz tarafından reddedilmeniz pahasına bile olsa, Gerçeğin yanında olmaya mı isteklisiniz? Bir Wolof atasözü şöyle der: “Bal isteyen, arılara cesaret ile göğüs germelidir.” (Türkçe karşılığı: “Gülü seven dikenine katlanır.”) Rab İsa şöyle dedi:

“Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Ben baba ile oğlun, anne ile kızın, gelin ile kaynananın arasına ayrılık sokmaya geldim. Annesini ya da babasını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir.(Matta 10:34-37)

Bizi dinlediğiniz için teşekkürler. Tanrı isterse devam edeceğimiz bir sonraki dersimize,  İsa’nın, gözleri doğuştan görmeyen kör bir adamı nasıl iyileştirdiğini görmek için siz de katılın.

Siz, İsa Mesih’in şu sözleri üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin.

“Gerçekten yana olan herkes beni işitir.” (Yuhanna 18:37)

74. Dünyanın Işığı

Dünyanın Işığı

The Light of the World

Yuhanna 8, 9

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenlik içinde yaşamasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda, kahinlerin, Yasa öğretmenlerinin ve Ferisilerin İsa’yı nasıl tedirgin ettiklerini, ve O’nu öldürebilmek amacı ile İsa’yı nasıl tutuklamaya çalıştıklarını gördük. Ama tüm çabalarına rağmen hiç kimse İsa’ya dokunamadı bile, çünkü Tanrı’nın O’nun için belirlemiş olduğu, günah uğruna bir kurban olarak öleceği zaman henüz gelmemişti. Bugün Müjde kitabını okumaya devam edeceğiz ve İsa’nın kendisine karşı çıkan kişileri nasıl payladığını ve doğuştan kör olan bir adamın gözlerini açarak onu nasıl iyileştirdiğini göreceğiz. Bu günkü dersimizin adı: “Dünyanın Işığı.”

Yuhanna Müjdesi’nin sekizinci bölümünden okuyoruz:

(Yuhanna 8) 2 İsa, ertesi sabah yine erkenden tapınağa döndü. Bütün halk O’nun yanına geliyordu. O da oturup onlara öğretmeye başladı. 12 İsa halka seslenip şöyle dedi: “Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur. 13 Ferisiler, ‘Sen kendin için tanıklık ediyorsun, tanıklığın geçerli değil’ dediler. 14 İsa, onlara şu karşılığı verdi: ‘Kendim için tanıklık etsem bile tanıklığım geçerlidir. Çünkü nereden geldiğimi ve nereye gideceğimi biliyorum. Oysa siz nereden geldiğimi, nereye gideceğimi bilmiyorsunuz. 23 Siz aşağıdansınız, ben ise yukardanım. Siz bu dünyadansınız, ben bu dünyadan değilim. 24 İşte bu nedenle size, ‘Günahlarınızın içinde öleceksiniz’ dedim. ‘Benim O olduğuma iman etmezseniz, günahlarınızın içinde öleceksiniz.  25 O’na, ‘Sen kimsin?’ diye sordular. İsa, ‘Başlangıçtan beri size ne söyledimse, ben O’yum’ dedi. 28 İnsanoğlu’nu yukarı kaldırdığınız zaman benim O olduğumu, kendiliğimden hiç bir şey yapmadığımı, ama tıpkı Baba’nın bana öğrettiği gibi konuştuğumu anlayacaksınız. 32 O zaman gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak!

33’Biz İbrahim’in soyundanız’ diye karşılık verdiler, ‘Hiç bir zaman kimseye kölelik etmedik. Nasıl olur da sen ’Özgür olacaksınız?’ diyorsun. 34 İsa, ‘Size doğrusunu söyleyeyim, günah işleyen herkes günahın kölesidir. ‘ dedi. 35 ‘Köle ev halının sürekli bir kölesi değildir, ama oğul sürekli üyesidir. 36 Bunun için eğer Oğul sizi özgür kılarsa, gerçekten özgür olursunuz. 37 İbrahim’in soyundan olduğunuzu biliyorum. Yine de beni öldürmek istiyorsunuz. Çünkü yüreğinizde sözüme yer vermiyorsunuz. 38 Ben Babam’ın yanında gördüklerimi söylüyorum, siz de babanızdan işittiklerinizi yapıyorsunuz.’ 39 ‘Bizim babamız İbrahim’dir’ diye karşılık verdiler. İsa, ‘İbrahim’in çocukları olsaydınız, İbrahim’in yaptıklarını yapardınız’ dedi. 40 ‘Ama şimdi beni—Tanrı’dan işittiği gerçeği sizlere bildireni—öldürmek istiyorsunuz. İbrahim bunu yapmadı. 41 Siz babanızın yaptıklarını yapıyorsunuz.’

‘Biz zinadan doğmadık. Bir tek Babamız var, o da Tanrı’dır’ dediler. 42 İsa, ‘Eğer Tanrı Babanız olsaydı, beni severdiniz’ dedi. ‘Çünkü ben Tanrı’dan çıkıp geldim. Kendiliğimden gelmedim.Beni O gönderdi. 43 Söylediklerimi neden anlamıyorsunuz? Benim sözümü dinlemeye dayanamıyorsunuz da ondan. 44 Siz babanız İblis’tensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz. O, başlangıçtan beri katildi. Gerçeğe bağlı kalmadı. Çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylemesi doğaldır, çünkü o yalancıdır ve yalanın babasıdır. 45 Ama ben gerçeği söylüyorum. İşte bunun için bana iman etmiyorsunuz. 46 Hanginiz bana günahlı olduğumu kanıtlayabilir? Eğer gerçeği söylüyorsam, o zaman niçin bana iman etmiyorsunuz? 47 Tanrı’dan olan, Tanrı’nın sözlerini dinler. İşte siz Tanrı’dan olmadığınız için dinlemiyorsunuz.

48Yahudiler O’na şu karşılığı verdiler: ‘Sen cin çarpmış bir Samiriyeli’sin’ demekte haklı değil miyiz? 49 İsa, ‘Beni cin çarpmadı’ dedi, ‘Ben Babamı onurlandırıyorum, ama siz beni aşağılıyorsunuz. 50 Ben kendimi yüceltmek istemiyorum, ama bunu isteyen ve yargılayan biri vardır. 51 Size doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla görmeyecektir. 52 Yahudiler, ‘Seni cin çarptığını şimdi anlıyoruz’ dediler. ‘İbrahim öldü, peygamberler de öldüler. Oysa sen, ‘Bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla tatmayacaktır’ diyorsun. 53 Yoksa sen babamız İbrahim’den üstün müsün? O öldü, peygamberler de öldüler. Sen kendini kim sanıyorsun?’ 54 İsa şu karşılığı verdi:’Eğer ben kendimi yüceltirsem, yüceliğim hiçtir. Beni yücelten, ‘Tanrımız’ diye çağırdığınız Babam’dır. 55 Siz O’nu tanımıyorsunuz, ama ben O’nu tanıyorum. O’nu tanımadığımı söylersem sizin gibi yalancı olurum. Ama ben O’nu tanıyor ve sözüne uyuyorum. 56 Babanız İbrahim, günümü göreceği için sevinç ile coşmuştu. Gördü ve sevindi. 57 Yahudiler, ‘Sen daha elli yaşında bile değilsin. İbrahim’i de mi gördün?’ dediler. 58 İsa, ‘Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce Ben Var’ım’ dedi.  59 O zaman İsa’yı taşlamak için yerden taş aldılar, ama O gizlenip tapınaktan çıktı.

(Yuhanna 9) 1 İsa yolda giderken, doğuştan kör bir adam gördü. 2 Öğrencileri İsa’ya, ‘Rabbi, kim günah işledi de bu adam kör doğdu? Kendisi mi, yoksa annesi babası mı?’diye sordular. 3 İsa şu yanıtı verdi: ‘Ne kendisi, ne de annesi babası günah işledi. Tanrı’nın işleri O’nun yaşamında görülsün diye kör doğdu. 4 Beni gönderenin işlerini vakit daha gündüz iken yapmalıyız. Gece geliyor, o zaman kimse çalışamaz. 5 Dünyada olduğum sürece dünyanın ışığı Ben’im.’

6Bu sözleri söyledikten sonra yere tükürdü, tükürük ile çamur yaptı ve çamuru adamın gözlerine sürdü. 7 Adama, ‘Git, Şiloah Havuzu’nda yıkan’ dedi. Şiloah, gönderilmiş olan anlamına gelir. Adam gidip yıkandı, gözleri açılmış olarak döndü. 8 Komşuları ve onu daha önce dilenirken görenler, ‘Oturup dilenen adam değil mi bu?’ dediler. 9 Kimi, ‘Evet, odur’ dedi, kimi de,’Hayır, ama ona benziyor’ dedi. Kendisi ise, ‘Ben oyum’ dedi. 10’Öyleyse gözlerin nasıl açıldı?’ diye sordular. 11 O da şöyle yanıt verdi: ‘İsa adındaki adam çamur yapıp gözlerime sürdü ve bana ‘Şiloah’a git, yıkan!’ dedi. Ben de gidip yıkandım ve gözlerim açıldı.’ 12 Ona, ‘Nerede o?’ diye sordular. ‘Bilmiyorum’ dedi.

13 Eskiden kör olan adamı Ferisiler’in yanına götürdüler. 14 İsa’nın çamur yapıp adamın gözlerini açtığı gün, Şabat Günü’ydü. 15 Bu nedenle, Ferisiler de adama gözlerinin nasıl açıldığını sordular. O da, ‘İsa gözlerime çamur sürdü, yıkandım ve şimdi görüyorum’ dedi. 16 Bunun üzerine Ferisiler’in bazıları, ‘Bu adam Tanrı’dan değildir’ dediler, ‘çünkü Şabat Günü’nü tutmuyor.’ Ama başkaları, ‘Günahkar bir adam nasıl bu tür belirtiler gerçekleştirebilir?’ dediler. Böylece aralarında ayrılık doğdu. 17 Eskiden kör olan adam yeniden sordular: ‘Senin gözlerini açtığına göre, O’nun hakkında sen ne diyorsun?’ Adam, ‘O bir peygamberdir’ dedi.

18 Yahudi yetkililer, gözleri açılan adamın annesi ile babasını çağırmadan, onun daha önce kör olduğuna ve gözlerinin açıldığına inanmadılar. 19 Onlara, ‘Kör doğdu’ dediğiniz oğlunuz bu mu? Peki, şimdi nasıl görüyor?’ diye sordular. 20 Adamın annesi ve babası şu karşılığı verdiler: ‘Bunun bizim oğlumuz olduğunu ve kör doğduğunu biliyoruz. 21 Ama şimdi nasıl gördüğünü, gözlerini kimin açtığını bilmiyoruz, ona sorun. Ergin yaştadır, kendisi için kendisi konuşsun. 22 Yahudi yetkililerden korktukları için böyle konuştular. Çünkü yetkililer, İsa’nın Mesih olduğunu açıkça söyleyen herkesi havra dışı etmek için aralarında söz birliği etmişlerdi. 23 Bundan dolayı adamın annesi ile babası, ‘Ergin yaştadır, ona sorun’ dediler.

24 Eskiden kör olan adamı ikici kez çağırıp, ‘Tanrı hakkı için doğruyu söyle’ dediler, ‘Biz bu adamın günahkar olduğunu biliyoruz.’ 25 O da şöyle yanıt verdi: ‘O’nun günahkar olup olmadığını bilmiyorum. Bildiğim bir şey var, kördüm, şimdi görüyorum.’ 26 O zaman ona, ‘Sana ne yaptı? Gözlerini nasıl açtı?’ dediler. 27 Onlara, ‘Size demin söyledim, ama dinlemediniz’ dedi. Niçin yeniden işitmek istiyorsunuz? Yoksa siz de mi O’nun öğrencileri olmak niyetindesiniz?’ 28 Adama söverek, ‘O’nun öğrencisi sensin!’ dediler. ‘Biz Musa’nın öğrencileriyiz. 29 Tanrı’nın Musa ile konuştuğunu biliyoruz. Ama bu adamın nereden geldiğini bilmiyoruz.’

30 Adam onlara şu karşılığı verdi: ‘Şaşılacak şey! O’nun nereden geldiğini bilmiyorsunuz, ama gözlerimi O açtı. 31 Tanrı’nın, günahkarları dinlemediğini biliriz. Ama Tanrı kendisine tapan ve isteğini yerine getiren kişiyi dinler. 32 Dünya var olalı bir kimsenin doğuştan kör olan birinin gözlerini açtığı duyulmamıştır. 33 Bu adam Tanrı’dan olmasaydı, hiç bir şey yapamazdı.’ 34 Onlar buna karşılık, ‘Tamamen günah içinde doğdun, sen mi bize ders vereceksin?’ diyerek onu dışarı atılar.

35İsa adamı kovduklarını duydu. Onu bularak, ‘Sen İnsanoğlu’na iman ediyor musun?’ diye sordu. 36 Adam şu yanıtı verdi: ‘Efendim, O kimdir? Söyle de kendisine iman edeyim.’ 37 İsa, ‘O’nu gördün. Şimdi senin ile konuşan O’dur’ dedi. 38 Adam, ‘Rab, iman ediyorum!’ diyerek İsa’ya tapındı. 39 İsa, ‘Görmeyenler görsün, görenler kör olsun diye yargıçlık etmek üzere bu dünyaya geldim’ dedi. 40 O’nun yanında bulunan bazı Ferisiler bu sözleri işitince, ‘Yoksa biz de mi körüz?’ diye sordular. 41 İsa, ‘Kör olsaydınız, günahınız olmazdı’ dedi, ‘ama şimdi ‘Görüyoruz’ dediğiniz için günahınız duruyor.’

Böylece Rab İsa doğuştan kör olan adamı iyileştirdi. Ve Ferisileri zihinleri kör olduğu için azarladı. Bu din uzmanlarının körlüğü fiziksel bir körlükten çok daha kötüydü. Ferisiler fiziksel olarak görebiliyorlardı, ama ruhsal olarak görmek istemiyorlardı. Bu nedenle İsa’yı taşlamak için yerden taşlar aldılar. Bu dindar adamlar İsa ile ilgili gerçeğe zihinlerini kapatmışlardı. O’nun Mesih ve dünyanın Işığı olduğuna inanmak istemediler. İsa’nın İbrahim peygamberden önce var olduğuna inanmak istemediler. O’nun, başlangıçta Tanrı ile birlikte olan Söz olduğunu kabul etmek istemediler. Gerçeği görmek istemediler.

Bu günkü öyküde, iki tür kör kişi gördük: Gözleri kör olanlar ve zihinleri kör olanlar. Kör bir zihnin karanlığı, kör gözlerin karanlığından daha korkunçtur. Eğer kör olan gözleriniz ise, dünyada var olan şeyleri göremezsiniz, ama eğer yüreğiniz ve zihniniz kör ise, o zaman sonsuzluk ile ilgili şeyleri göremez ya da anlayamazsınız.

Tanrı’nın Sözü bize, Adem’in tüm çocuklarının zihinlerinin ve yüreklerinin doğuştan kör olduğunu öğretir. Adem’in işlediği tek bir günah nedeni ile hepimiz günahın ve bilgisizliğin karanlığında dünyaya geldik. Tanrı bilgisine sahip olmadığımız gibi, O’nun gerçeğini öğrenmek için doğal bir arzuya da sahip değiliz. Işık yandığı zaman etrafa kaçışan hamam böcekleri gibi yaşamlarımızı karanlıkta sürdürmeye razı olarak Tanrı’nın Sözü’nün ışığından uzak dururuz. Ne üzücüdür ki, Adem soyunun çoğu, günahın ve bilgisizliğin karanlığında ölüp gider. Bir Wolof atasözü şöyle der: “Siz onu bilmeden önce, bilgisizlik (bilgi eksikliği) sizi öldürecektir!” Benzer anlam taşıyan sözleri peygamber Hoşea da yazdı: “dinleyin Rabbin Sözü’nü! Yok oldu halkım bilgisizlikten, sen bilgiyi reddettiğin için ben de seni reddedeceğim.” (Hoşea 4:1, 6)

İyi haber Tanrı’nın hiç birimizin günahın ve bilgisizliğin karanlığında mahvolmamızı istemediğidir. Bu nedenle, bize Rab İsa Mesih’i göndererek dünyamızı ziyaret etti. Peygamber Zekeriya, Rab İsa’dan “karanlıkta ve ölümün gölgesinde yaşayanlara ışık saçmak ve ayaklarımızı esenlik yoluna yöneltmek üzereTanrı’nın göndereceği “Yücelerden Doğan Güneş”  olarak söz etti. (Luka 1:79) Peygamberler geceyi aydınlatan yıldızlara benziyorlardı, ama Rab İsa O’na inanan herkese ışık ve yaşam getiren doğan bir güneşe benziyordu. Tanrı, dünyamızı aydınlatmak için kaç tane güneş yarattı? Yalnızca bir tane. Tanrı, günahkarları günahın ve sonsuz cehennemin karanlığından kurtarmak için gökyüzünden kaç tane Kurtarıcı gönderdi? Yalnızca bir tane. Tüm bu gerçeklere rağmen Adem çocuklarının çoğu bunları anlamazlar, bu yüzden hala günahın karanlığında sendeleyip dururlar. Kutsal Yazılar, şu sözler ile Rab İsa Mesih ile ilgili duyuruda bulunurlar: “Işık karanlıkta parlar, karanlık onu alt edemedi (anlamadı). O dünyadaydı, dünya O’nun aracılığı ile var oldu, ama dünya O’nu tanımadı. (Yuhanna 1:5,10)

Dinleyici dostlarımız, Rab İsa, zihninizin ve yüreğinizin “gözlerini” açtı mı? yoksa hala günah ve bilgisizliğin karanlığı içinde sendeleyip duruyor musunuz?

Bizi dinlediğiniz için teşekkürler. Tanrı isterse, bir sonraki dersimizde, Müjde kitabını okumaya devam edecek ve Tanrı’nın görkeminin İsa’dan nasıl güneş gibi parladığını göreceğiz.

Sizler, Rab İsa’nın söylediği şu sözler üzerinde düşünürken, Tanrı sizi bereketlesin:

Dünyanın ışığı Ben’im. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur!”  (Yuhanna 8:12)

75. Rabbin Yüceliği

Rabbin Yüceliği

The Lord of Glory

Matta 16, 17

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar esenliğe sahip olmasını arzu eden esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınız sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dersimizde, Müjde kitabında çalışırken, İsa Mesih’in doğuştan kör olan bir adamın gözlerini nasıl açtığını işittik. İsa için imkansız olan hiç bir şey yoktur, çünkü O, yeryüzünde bir insan olarak görünen, Tanrı’nın gerçek Sözü’dür. İsa, bu nedenle yeryüzündeki her gücü – rüzgarı, denizi, cinleri, hastalığı ve ölümü kontrol edebiliyordu. Kalabalıklar İsa’yı gittiği her yerde izliyorlardı, ama O’nun kim olduğunu gerçekten fark eden kişilerin sayısı azdı. O’nun bir peygamber olduğunu düşündüler, ama Tanrı’nın tüm doluluğunun O’nda konut kurmuş olduğunu anlamadılar. İsa’nın gökyüzünden gelen Yücelikler Rabbi olduğunu kavrayamadılar. Tanrı isterse, bu günkü dersimizde, Rab İsa’nın nasıl Tanrı’nın yüceliğinin ışığı ile dolu olduğunu ve bu Yüceliğini bir gün üç öğrencisi ile birlikte dağdayken kısa bir an için nasıl gözler önüne serdiğini göreceğiz.

Şimdi kutsal Müjde’ye geri dönelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Luka 9) 18 Bir gün İsa, tek başına dua ediyordu, öğrencileri de yanındaydı. İsa, onlara, “Halk benim kim olduğumu söylüyor?” diye sordu. 19 Şöyle yanıtladılar: “Vaftizci Yahya diyorlar. Ama kimi İlyas kimi de eski peygamberlerden biri dirilmiş diyor.” (Matta 16) 15 İsa onlara, ‘Siz ne dersiniz’ dedi, ‘Sizce ben kimim?’ 16 Simun Petrus, ‘Sen yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin’ yanıtını verdi. 17 İsa ona, ‘Ne mutlu sana, Yunus oğlu Simun!’ dedi, ‘Bu sırrı sana açan insan değil, göklerdeki Babam’dır.’

Burada biraz duralım ve İsa’nın bir gün öğrencileri ile baş başayken onlara sorduğu soru üzerinde kalarak biraz düşünelim. İsa onlara şu soruyu sordu: “Halk benim kim olduğumu söylüyor?” Öğrencileri İsa’ya, halk arasındaki pek çok kişinin O’nun, peygamberlerden biri olduğunu söyledikleri yanıtını verdiler. Sonra İsa şu sözler ile aynı soruyu onlara sordu: “Sizce ben kimim?” Öğrencilerden biri olan Simun Petrus, İsa’nın sorusunu şöyle yanıtladı: “Sen, yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin!”

İsa’nın öğrencilerine sormuş olduğu sorunun, her birimizin yanıtlaması gereken çok önemli bir soru olduğu gerçektir. Bugün programımızı dinlemekte olan sizler, siz, İsa’nın kim olduğunu düşünüyorsunuz? O’nun hakkındaki fikirleriniz nelerdir? O’nu yalnızca peygamberlerden biri olarak mı sınıflandırıyorsunuz? Yoksa İsa’nın “yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih” olduğunu belirten Petrus ile aynı fikirde misiniz? Siz İsa’nın kim olduğunu düşünüyorsunuz? İsa’nın, Tanrı’nın uzun zaman önce, atalarımız Adem ve Havva’nın günah işledikleri o günde göndereceğini vaat ettiği Kurtarıcı olduğuna inanıyor musunuz? İsa’nın, Yaşayan Tanrı’nın Oğlu, göklerden yeryüzüne gelen Tanrı Sözü olduğuna inanıyor musunuz?

Bildiğiniz gibi, bu güne kadar, pek çok insan İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğunu inkar etmeye devam ediyor, çünkü bu ünvanın Tanrı’nın bir karısı olduğu ve ondan bir çocuğa sahip olduğu anlamına geldiğini düşünüyorlar. Ancak, bu ünvan onların düşündüğü anlamı kast etmiyor. Tanrı’nın yüceliği böyle bir düşünceden çok daha büyüktür! Tanrı Ruh’tur ve bir insanın doğurduğu gibi doğurmaz, ama bu durum, Tanrı’nın İsa’yı, Oğlu olarak çağırmasına engel değildir. Daha önce bu konu ile bağlantılı olarak şöyle bir örnek vermiştik: Eğer ben (Senegalli radyo konuşmacısı), ülke dışına çıkarsam, ve insanlar beni “Senegal’in bir olu” olarak çağırırlarsa, bu durum, Senegal’in bir karısı olduğu ve ondan bir oğula sahip olduğu anlamına gelmez! Hayır, bana “Senegal’in bir oğlu” derler, çünkü Senegal benim geldiğim ülkedir.

Aynı durum, bir bakireden doğan İsa Mesih için de geçerlidir. İsa, doğmadan önce de zaten gökyüzündeydi. O, “Allah’ın Kelimesi” ve “Ruhullah” tır, yani Tanrı’nın Sözü ve Canı’dır. (Bu Arapça terimlerin açıklaması için 61.derse bakınız.) En Yüce Olan’ın Oğlu olarak adlandırılmaya layık olan tek Kişi yalnızca O’dur, çünkü yalnızca O, başlangıçta Tanrı ile birlikte olan Söz’dür. Bu, büyük bir sırdır. Ama bir sır olmanın da ötesinde, büyük bir gerçektir! Tanrı, İsa’yı dünyaya O’nun bizi yalnızca günahlarımızdan kurtarması için göndermedi, ama aynı zamanda Kendisinin nasıl olduğunu bize göstermek için de gönderdi. İsa, yeryüzünde Tanrı’nın karakterini sergiledi. Oğul’u gören herkes, Baba’nın nasıl olduğunu bilir. İsa’yı gören herkes Tanrı’nın nasıl olduğunu bilir. İsa, Tanrı’nın Oğlu olarak adlandırılır, çünkü O, Tanrı’dan geldi, çünkü O, Tanrı gibidir, ve çünkü O, Tanrı’nın Sözü ve Tanrı’nın Canı’dır. Sevgili dostlar, bizler inansak da inanmayı reddetsek de, gerçek aynı kalır; değişmez: İsa, Yaşayan Tanrı’nın Oğlu’dur!

Şimdi Matta Müjdesi’nde okumaya devam edelim ve Petrus, İsa’nın Yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih olduğunu söyledikten sonra neler olduğunu dinleyelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Matta  16) 21Bundan sonra İsa Kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, baş kahinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı. 22 Bunun üzerine Petrus O’nu bir kenara çekip azarlamaya başladı. “Tanrı korusun ya Rab! Senin başına asla böyle bir şey gelmeyecek!’ dedi. 23 Ama İsa Petrus’a dönüp, ‘Çekil önümden Şeytan’ dedi, ‘Bana engel oluyorsun! Senin düşüncelerin Tanrı’ya değil, insana özgüdür.

İsa’nın öğrencilerine ne dediğini duydunuz mu? Öğrencilerine, Kendisinin Yeruşalim’e gitmesi ve ileri gelenlerin, baş kahinlerin ve yasa öğretmenlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve sonra üçüncü gün tekrar dirilmesi gerektiğini anlattı. İsa böylelikle günahımızın borcunu ödemek için Kanını dökeceğini ilan etmiş oldu.

Ama Petrus tüm güce ve tüm yetkiye sahip olan Rab İsa’nın Yahudiler’in kötü önderlerinin O’nu tutuklamasına, O’na işkence etmesine ve O’nu öldürmesine izin vereceğini kabul edemedi. Petrus işte bu nedenle İsa’ya: “Tanrı korusun ya Rab! Senin başına asla böyle bir şey gelmeyecek!”dedi. Ama İsa her şeye rağmen, dünyaya gelmesinin nedeninin günahı ortadan kaldıracak olan bir kurban olarak Kanını dökeceği olduğunu biliyordu. Bu yüzden Petrus’a şöyle dedi: “Çekil önümden Şeytan! Sen bana engel oluyorsun; senin düşüncelerin Tanrı’ya değil, insana özgüdür.”

İsa dünyaya neden geldiğini biliyordu. Tanrı’nın peygamberlerinin çok uzun zaman önce bildirmiş oldukları gibi günahkarlar için kutsal Kanını dökerek onların uğruna yaşamını vermek için geldi. Kurban edilen koyunların sembolünün O’nda yerine ge lmesi için dünyaya geldi. Ah, sevgili dinleyiciler, eğer bu günkü dersimizden aklımızda tek bir şey kalacak olursa, o da şu olmalıdır: Mesih olan İsa, benim ve sizin günahınızın borcunu ödeyecek olan bir kurban olarak ölmek üzere dünyaya geldi! Tanrı isterse, bundan birkaç ders sonra, İsa’nın Kendi ölümü ile ilgili yaptığı peygamberliğin Yeruşalim’de eksiksiz olarak nasıl gerçekleştiğini göreceğiz. Ve böylece sevgili dostlar, eğer bazı kişiler Rab İsa’nın ve peygamberlerin uzun zaman önce bildirdikleri gerçeği kabul etmeyen bir başka mesajın doğru olduğunu ileri sürüyorlarsa, , bu iddia, İsa’nın ölümü ve dirilişi ile ilgili gerçeği değiştirmez. Mesih’in çarmıhtaki ölümünü buyuran Kişi, Tanrı’nın Kendisidir. Ve Tanrı’nın buyruklarını hiç kimse değiştiremez. İsa, en üstün Kurban olarak ölmeyi seçti. Bunu yaptı, çünkü O sizi ve beni çok seviyor ve mahvolmamızı istemiyor.

Şimdi İsa’nın öğrencilerine, Yeruşalim’de Yaşamı’nı sunacağını ilan etmesinden bir hafta sonra neler olduğunu görelim. Kutsal Yazılar şöyle diyor:

(Matta 17) 1Altı gün sonra İsa, yanına yalnız Petrus, Yakup ve Yakup’un kardeşi Yuhanna’yı alarak yüksek bir dağa çıktı. 2 Orada onların gözü önünde İsa’nın görünümü değişti. Yüzü güneş gibi parladı, giysileri ışık gibi bembeyaz oldu.

(Luka 9) 30-31 O anda görkem içinde beliren iki kişi İsa ile konuşmaya başladılar. Bunlar Musa ile İlyas’tı. İsa’nın yakında Yeruşalim’de gerçekleşecek olan ayrılışını konuşuyorlardı. (Matta 17) 4 Petrus İsa’ya, ‘Ya Rab’ dedi, ‘Burada bulunmamız ne iyi oldu! İstersen burada üç çardak kurayım: biri sana,, biri Musa’ya, biri de İlyas’a.’ 5 Petrus daha konuşurken, parlak bir bulut onlara gölge saldı. Buluttan gelen bir ses, ‘Sevgili Oğlum budur. O’ndan hoşnudum. O’nu dinleyin!’ dedi. 6 Öğrenciler bunu işitince, dehşet içinde yüz üstü yere kapandılar. 7 İsa gelip onlara dokundu, ‘Kalkın, korkmayın!’ dedi. 8 Başlarını kaldırdıkları zaman, İsa’dan başka kimseyi göremediler. 9 Dağdan inerlerken, İsa, onlara, ‘İnsanoğlu ölümden dirilmeden, gördüklerinizi kimseye söylemeyin’ diye buyurdu.

Sözü edilen o yüksek dağda neler olduğunu kavradınız mı? Şaşırtıcı ve harika bir olay oldu. İsa’nın dış görünümünün değiştiğini okuduk. Yüzü güneş gibi parladı ve giysileri parlak bir ışık ile bembeyaz oldu. O dağda İsa’dan parlayan o muhteşem, göz kamaştırıcı saf ışık, Tanrı’dan parlayan ve Tanrı’nın Cennetteki tahtını çevreleyen o görkemli ışığın aynısıydı. Musa ve İsrail oğullarının çölde oldukları dönemde, Buluşma Çadırı’ndaki En Kutsal Yeri dolduran görkemli ışık, insanların görememesine rağmen İsa’daki ışığın aynısıydı. Ama İsa’nın öğrencilerinin gözleri önünde Tanrı kısa süren bir kaç saniye için İsa’nın bedeninde saklı bulunan Kendi muhteşem görkemi üzerindeki peçeyi kaldırdı. Ve Tanrı aynı anda, göklerden, Musa ve İlyas adlı iki peygamberi İsa’nın Yeruşalim’deki ölümü hakkında O’nun ile konuşmaları için gönderdi. Aynı zamanda parlak bir bulutun dağın üzerini örttüğünü ve Her Şeye Egemen Tanrı’nın sesinin bulutun içinden şu sözler ile konuştuğunu okuduk: “Sevgili Oğlum budur! O’ndan hoşnudum. O’nu dinleyin!

Tüm bu olup bitenlerin amacı neydi? Tanrı bu görkemli olayları neden Petrus, Yuhanna ve Yakup’un gözlerinin önünde yaptı? Amacı şuydu: Tanrı, bu üç tanığa, İsa’nın, Tanrı’nın, göklerden gelen Sonsuz Oğlu olduğuna ve herkesin O’nu dinlemesi gerektiği gerçeğini sarsılmaz bir şekilde kanıtlamak istedi. Kutsal Yazılar bu konu ile ilgili olarak şu sözleri duyururlar:

“Oğul’u onurlandırmayan, O’nu gönderen Baba’yı da onurlandırmaz. (Yuhanna 5:23) “Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığı ile bir çok kez çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. Bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığı ile evreni yarattığı kendi Oğlu ile bizlere seslenmiştir. Oğul, Tanrı yüceliğinin parıltısı, O’nun varlığının öz görünümüdür. Güçlü sözü ile her şeyi devam ettirir. Günahlardan arınmayı sağladıktan sonra, yücelerde ulu Tanrı’nın sağında oturdu.” (İbraniler 1:1-3)

Bugün bizi dinlemekte olan sizler, İsa hakkında ne düşünüyorsunuz? O’nun hakkında ne söylüyorsunuz? İsa’nın göklerden gelen Yücelikler Rabbi olduğuna inanıyor musunuz? Yoksa dünyadaki pek çok insanın yaptığı gibi O’nu bir peygamber sınıfına mı koyuyorsunuz? Bu gün sizler ile vedalaşmadan önce, dağın üzerinde İsa’dan parlayan Tanrı’nın yüceliğini gören Petrus ve Yuhanna’nın olayın üstünden bir kaç yıl geçtikten sonra, Kutsal Yazılar’da yazmış oldukları bölümlerden bazı kısa parçalar dinleyelim.

Elçi Petrus bu konuda şöyle yazdı:

“Rabbimiz İsa Mesih’in kudretini ve gelişini size bildirirken uydurma masallara baş vurmadık. O’nun görkemini kendi gözlerimiz ile gördük. Mesih, yüce ve görkemli Olan’dan kendisine ulaşan ses ile: ‘Sevgili Oğlum budur! O’ndan hoşnudum’  diyen ses ile Baba Tanrı’dan onur ve yücelik aldı. Kutsal dağda O’nun ile birlikte bulunduğumuz  için gökten gelen bu sesi biz de işittik! (2.Petrus 1:16-18)

Elçi Yuhanna aynı konuda şunları yazdı:

“Yaşam Sözü ile ilgili olarak başlangıçtan beri var olanı, işittiğimizi, gözlerimiz ile gördüğümüzü, seyredip ellerimiz ile dokunduğumuzu duyuruyoruz. Yaşam açıkça göründü, O’nu gördük ve O’na tanılık ediyoruz.O’nun yüceliğini – Baba’dan gelen, lütuf ve gerçek ile dolu biricik Oğul’un yüceliğini -  gördük!”  (1.Yuhanna 1:1-2; Yuhanna 1:14)

Ve Yuhanna, Müjdesi’nin sonunda şöyle yazdı:

“İsa, öğrencilerinin önünde bu kitapta yazılı olmayan başka bir çok doğaüstü belirti gerçekleştirdi.Ne var ki, yazılanlar, İsa’nın Tanrı’nın Oğlu Mesih olduğuna iman edesiniz ve iman ederek O’nun adı ile yaşama kavuşasınız diye yazılmıştır. (Yuhanna 20:30, 31)

Tüm bu dinlediklerinizi, anlamak size zor geliyor mu? Tanrı, bu harika gerçekleri kavramanız için size anlayış vermek istiyor. Kutsal Yazılar şöyle diyor:

“Doğal kişi, Tanrı’nın Ruh’u ile ilgili gerçekleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir, ruhça değerlendirildikleri için bunları anlayamaz. Gerçi olgun kişiler arasında bilgece sözler söylüyoruz; ama bu bilgelik ne şimdiki çağın, ne de bu çağın gelip geçici önderlerinin bilgeliğidir. Tanrı’nın saklı bilgeliğinden gizemli biçimde söz ediyoruz. Zamanın başlangıcından önce Tanrı’nın bizim yüceliğimiz için belirlediği bu bilgeliği bu çağın önderlerinden hiç biri anlamadı. Eğer anlasalardı, yüce Rabbi çarmıha germezlerdi.” (1. Korintliler 2:14, 6-8)

Tanrı, bu gün okuduklarımız konusunda sizleri aydınlatsın…

Bir sonraki dersimize kadar Gücü Her Şeye Yeten Tanrı’nın o yüksek dağın tepesinde Rab İsa ile ilgili olarak ne açıkladığı üzerinde düşünmeye devam edin. Tanrı şunu açıkladı:

“Sevgili Oğlum budur! O’ndan hoşnudum! O’nu dinleyin!” (Matta 17:5)

Pages