August 2012

26. Yusuf’un Yükseltilmesi

Yusuf’un Yükseltilmesi

Joseph's Exaltation

Yaratılış 40-42

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere sizlerle tekrar beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dersimizde, Yakup’un on iki oğlundan on birincisi olan Yusuf’u tanımaya başladık. Yusuf’un, bir gün, kardeşlerinin onun önünde nasıl eğileceklerini bildiren düşünü okuduk. Yusuf’un kardeşleri onun düşüne inanmadılar. Ama yine de biz bugün erkek kardeşlerinin gelip Yusuf’un önünde eğilmelerini sağlayarak Tanrı’nın Yusuf’un düşünü nasıl yerine getirdiğini göreceğiz.

Daha önce öğrenmiş olduğumuz gibi, Yusuf’un ağabeyleri gördüğü düşlerden ötürü ondan nefret ettiler ve ona zulmettiler. Ona öylesine büyük öfke ve kıskançlık duyuyorlardı ki, İsmail’in soyundan olan bazı tüccarlara onu bir köle olarak satacak kadar ileri gittiler. İsmaililer Yusuf’u alarak Mısır’a götürdüler ve onu Mısır kralı Firavun’un görevlilerinden birine sattılar. Yusuf’a gelince, o yaptığı işte sadık ve dürüst bir hizmetkar oldu, çünkü Tanrı ile yürüdü. Yusuf aynı zamanda çok da yakışıklıydı, ve bu yüzden efendisinin karısı ona şehvet duydu ve onun ile yatmak istedi. Ama Yusuf reddetti, ve kadına şöyle karşılık verdi: “Nasıl böyle bir kötülük yapar ve Tanrı’ya karşı günah işlerim?” Yusuf, onun ile zina etmeyi reddettiği zaman kadın Yusuf’un aleyhinde konuştu ve onu zindana attırdı. Ama Yusuf yine de, kısa bir süre için günahın verdiği zevkleri tatmaktansa zindana gitmeyi tercih etti. Yusuf, Tanrı’ya yaşamındaki ilk yeri verdi. Yusuf iki yıl boyunca zindanda kaldı, ama Tanrı onu unutmamıştı.

O zaman şimdi Tevrat’ta devam edelim ve Tanrı’nın, Yusuf’un koşullarını nasıl değiştirdiğini görelim. Yaratılış kitabının kırk birinci bölümünü okuyoruz. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 41) 1(Böylece, Yusuf zindana atıldıktan tam iki yıl sonra, Mısır kralı Firavun, bir düş gördü): Nil ırmağının kıyısında duruyordu. 2Irmaktan güzel ve semiz yedi inek çıktı. Sazlar arasında otlamaya başladılar. 3Sonra yedi çirkin ve cılız inek çıktı. Irmağın kıyısında öbür ineklerin yanında durdular. 4Çirkin ve cılız inekler güzel ve semiz yedi ineği yiyince, firavun uyandı. 5Yine uykuya daldı, bu kez başka bir düş gördü: Bir sapta yedi güzel ve dolgun başak bitti.6 Sonra cılız ve doğu rüzgarı ile kavrulmuş yedi başak daha bitti. 7Cılız başaklar, yedi güzel ve dolgun başağı yuttular. Firavun uyandı, düş gördüğünü anladı. 8Sabah uyandığında, kaygılıydı. Bütün Mısırlı bilgeleri, büyücüleri çağırttı. Onlara gördüğü düşleri anlattı. Ama hiç biri firavunun düşlerini yorumlayamadı.

9Bu arada baş saki firavuna, ‘Bugün suçumu itiraf etmeliyim’ dedi, 10‘Kullarına – bana ve fırıncı başına – öfkelenince bizi zindana, muhafız birliği komutanının evine kapattın. 11Bir gece ikimiz de düş gördük. Düşlerimiz farklı anlamlar taşıyordu. 12Orada bizimle birlikte muhafız birliği komutanının kölesi İbrani bir genç vardı. Gördüğümüz düşleri ona anlattık. Bize bir bir yorumladı. 13Her şey onun yorumladığı gibi çıktı: Ben görevime döndüm, fırıncı başı ise asıldı.

14Firavun Yusuf’u çağırttı. Hemen onu zindandan çıkarttılar. Yusuf traş olup giysilerini değiştirdikten sonra firavunun huzuruna çıktı. 15Firavun Yusuf’a, ‘Bir düş gördüm’ dedi, ‘Ama kimse yorumlayamadı. Duyduğun her düşü yorumlayabildiğini işittim.’ Yusuf, 16Ben yorumlayamam’ dedi, ‘ama Firavuna en uygun yorumu Tanrı yapacaktır.

Sonra Firavun düşünü Yusuf’ tekrar anlattı. Anlattıktan sonra Yusuf’a şöyle dedi:

24Büyücülere bunu anlattım. Ama hiç biri yorumlayamadı. 25Yusuf, ‘Efendim, iki düş de aynı anlamı taşıyor’ dedi, ‘Tanrı ne yapacağını sana bildirmiş. 26Yedi güzel inek yedi yıl demektir. Yedi güzel başak da yedi yıl anlamına gelir. İki düş de aynı anlama geliyor. 27Daha sonra çıkan yedi cılız, çirkin inek ve doğu rüzgarının kavurduğu yedi solgun başak ise yedi yıl kıtlık olacağı anlamına gelir. 28Söylediğim gibi, Tanrı ne yapacağını sana göstermiş. 29Mısır’da yedi yıl bolluk olacak. 30Sonra yedi yıl öyle bir kıtlık olacak ki, bolluk yılları hiç anımsanmayacak. Çünkü kıtlık ülkeyi kasıp kavuracak. 31Ardından gelen kıtlık bolluğu unutturacak, çünkü çok şiddetli olacak. 32Bu konuda iki kez düş görmenin anlamı, Tanrı’nın kesin kararını verdiğini ve bu kararını en kısa zamanda uygulayacağını gösteriyor. 33Şimdi firavunun akıllı, bilgili bir adam bulup onu Mısır’ın başına getirmesi gerekir. 34Ülke çapında adamlar görevlendirmeli, bu adamlar yedi bolluk yılı boyunca ürünlerin beşte birini toplamalı. 35Gelecek verimli yılların bütün yiyeceğini toplasınlar, firavunun yönetimi altında kentlerde depolayıp korusunlar. 36Bu yiyecek, gelecek yedi kıtlık yılı boyunca Mısır’da ihtiyat olarak kullanılacak, ülke kıtlıktan kırılmayacak.’

37Bu öneri firavun ile görevlilerine iyi göründü. 38Firavun görevlilerine, ‘Bu adam gibi Tanrı Ruhu’na sahip birini bulabilir miyiz?’ diye sordu. 39Sonra Yusuf’a, ‘Madem Tanrı bütün bunları sana açıkladı, senden daha akıllısı, bilgilisi yoktur’ dedi, 40‘Sarayımın yönetimini sana vereceğim. Bütün halkım buyruklarına uyacak. Tahttan başka senden üstünlüğüm olmayacak.

41Seni bütün Mısır’a yönetici atıyorum.42Sonra, mührünü parmağından çıkarıp Yusuf’un parmağına taktı. Ona ince ketenden giysi giydirdi. Boynuna altın zincir taktı. 43Onu kendi yardımcısının arabasına bindirdi. Yusuf’un önünde, ‘Yol açın!’ diye bağırdılar. Böylece Firavun ona bütün Mısır’ın yönetimini verdi. 44Firavun Yusuf’a, ‘Firavun benim’ dedi, ‘Ama Mısır’da senden izinsiz kimse elini ayağını oynatmayacak.’ 45Yusuf’un adını Safenat-Paneah ( Yaşam-Koruyucusu anlamına gelir) koydu. On kentinin (Heliopolis olarak da bilinir) kahini Potifera’nın kızı Asenat’ı da ona karı olarak verdi. Yusuf ülkeyi boydan boya dolaştı. 46Yusuf firavunun hizmetine girdiğinde otuz yaşındaydı. Firavunun huzurundan ayrıldıktan sonra bütün Mısır’ı dolaştı. 47Yedi bolluk yılı boyunca toprak çok ürün verdi. 48Yusuf Mısır’da yedi yıl içinde yetişen bütün ürünleri toplayıp kentlerde depoladı. Her kente o kentin çevresinde yetişen tarlalarda yetişen ürünleri koydu. 49Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu. 50Kıtlık yılları başlamadan, On kentinin kahini Potifera’nın kızı Asenat Yusuf’a iki erkek çocuk doğurdu. 51Yusuf, ilk oğlunun adını Manaşşe koydu. ‘Tanrı bana bütün acılarımı ve babamın ailesini unutturdu’ dedi.’52Tanrı, sıkıntı çektiğim ülkede beni verimli kıldı’ diyerek ikinci oğlunun adını Efrayim koydu.

53Mısır’da yedi bolluk yılı sona erdi. 54Yusuf’un söylemiş olduğu gibi yedi kıtlık yılı baş gösterdi. Bütün ülkelerde kıtlık vardı, ama Mısır’ın her yanında yiyecek bulunuyordu. 55Mısırlılar aç kalınca Firavun’a yakardılar. Firavun, ‘Yusuf’a gidin’ dedi, ‘O size ne derse öyle yapın.’ 56Kıtlık bütün ülkeyi sarınca, Yusuf depoları açıp Mısırlılara buğday satmaya başladı. Çünkü kıtlık Mısır’ı boydan boya kavuruyordu. 57Bütün ülkelerden insanlar da buğday satın almak için Mısır’a, Yusuf’a geliyorlardı. Çünkü kıtlık bütün dünyayı sarmıştı ve şiddetliydi.

(Yaratılış 42) 1Yakup Mısır’da buğday olduğunu öğrenince, oğullarına, ‘Neden birbirinize bakıp duruyorsunuz?’ dedi, ‘2Mısır’da buğday olduğunu duydum, gidin satın alın ki, yaşayalım, yoksa öleceğiz.’ 3Böylece Yusuf’un on kardeşi buğday almak için Mısır’a gittiler. 4Ancak Yakup Yusuf’un kardeşi Benyamin’i onlar ile birlikte göndermedi, çünkü oğlunun başına bir şey gelmesinden korkuyordu. 5Buğday satın almaya gelenlerin arasında İsrail’in oğulları da vardı. Çünkü Kenan ülkesinde de kıtlık hüküm sürüyordu.

6Yusuf ülkenin yöneticisiydi, herkese o buğday satıyordu. Kardeşleri gelip onun önünde yere kapandılar. 7Yusuf kardeşlerini görünce tanıdı, ama onlara yabancı gibi davranarak sert konuştu: ‘Nereden geliyorsunuz?’ ‘Kenan ülkesinden’ diye yanıtladılar, ‘Yiyecek satın almaya geldik.’ 8Yusuf kardeşlerini tanıdıysa da kardeşleri onu tanımadılar. 9O zaman Yusuf onlar ile ilgili düşlerini anımsadı.

Ne olduğunu anlıyor musunuz? Yusuf’un ağabeylerinin, aynı Yusuf’un uzun zaman önce düşünde görmüş olduğu gibi küçük kardeşleri Yusuf’un önünde yere kadar eğildiklerini görüyoruz. Nefret duydukları, inkar ettikleri ve sonunda öldürmek istedikleri bu Yusuf’un önünde şimdi yere kapandılar. Yusuf, kardeşlerini hemen tanıdı, ama onlar Yusuf’u tanımadılar, çünkü onu yirmi yıldır görmemişlerdi. Tanrı isterse, bir sonraki dersimizde, Yusuf’un öyküsünü bitireceğiz ve kendisini kardeşlerine nasıl tanıttığını göreceğiz.

Ama şimdi bugünkü dersimize dönelim. Tanrı Yusuf ve onun ağabeylerinin öyküsü aracılığı ile bize ne öğretmek istiyor? Tanrı, bizlerin, Yusuf ve ağabeyleri arasında geçen olayların dünyanın Kurtarıcısı ve Adem’in soyu arasında olacakların bir örneği olduğunu bilmemizi istiyor. Dostlar, eğer bugünkü dersimizden hatırlamamız gereken bir şey varsa, o da şudur: Yusuf, Tanrı’nın dünyaya göndermeyi vaat etmiş olduğu Kurtarıcı’nın bir gölgesiydi (bir resmiydi). Yusuf’un öyküsünde, bu olaydan yaklaşık bin sekiz yüz yıl sonra dünyaya gelen Kurtarıcı’nın öyküsünde önceden ima eden (simge ile gösteren, resmeden) en az yüz unsur (olay, kıyaslama) mevcuttur. Hak vereceğiniz gibi, bu programda, yüz kıyaslamanın hepsinden söz etmek için ayıracak zamanınız yok. Ama üç tanesine değineceğiz.

1.)    Önce Yusuf’un ağabeylerinin nasıl hem Yusuf’u hem de onun gördüğü düşleri reddettiklerini gördük. Ağabeyleri Yusuf’tan nefret ettiler, ona hakaret ettiler ve hatta onu sattılar. Tanrı’nın dünyaya gönderdiği Kurtarıcı da aynı durumlar ile karşı karşıya kaldı. Dünya insanları hem Kurtarıcı’yı hem de çağrısını reddettiler – O’na hakaret ettiler, zulmettiler, O’nu sattılar ve hatta O’nu bir çarmıha çivilediler.

2.)    Konu ile ilgili ikinci resim şudur: İnsanlar önce, Yusuf’u küçümsediler, önemsemediler, haksızlık ettiler ve zindana attılar. Ama yine de Tanrı’nın belirlediği zaman geldiğinde, Mısır kralı Yusuf’u, tüm ülkeye en üstün yönetici olarak atadı ve açlık ve ölümden kurtarılmak isteyen herkese şöyle dedi: “ Yaşam Koruyucusu Yusuf’a gidin!” Aynı şekilde, Tanrı’nın dünyaya göndermiş olduğu Kurtarıcı ile ilgili olarak RAB Tanrı şöyle der: Atamış olduğum Kurtarıcı’ya gidin! Yaşam Koruyucusu O’dur! Yaşam Kaynağı O’dur! Eğer O’na boyun eğerseniz, yüreğinizde ve canınızda bir daha asla açlık duymayacak ve sonsuza kadar yaşayacaksınız.

3.)    Yusuf ve Kurtarıcı arasındaki üçüncü benzerlik, ciddi bir benzerliktir. Yusuf’un ağabeyleri sonunda Yusuf’un yetkisine boyun eğdiler. İnkar ettikleri ve hor gördükleri kişinin önünde onun ayaklarına kapanmaktan başka bir çareleri kalmamıştı. Aynı şekilde Tanrı Sözü de, bu güne kadar pek çok kişinin reddettiği ve hor gördüğü Kurtarıcı’nın bir gün dünyayı adalet ile yargılamak için geri döneceğini bildirir. O gün dünyadaki tüm insanlar, O’nun önünde yere eğilecekler; herkes O’nun Tanrı tarafından atanan Kurtarıcı ve dünyanın Yargıcı olduğunu bilecek!

Dinleyici dostumuz, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Tanrı’nın sizi sonsuz yargıdan kurtarmak için atamış olduğu Kurtarıcı’ya boyun eğdiniz mi? Yoksa, iş işten geçene kadar, yani O’nun önünde yere eğilmek için zorlanacağınız Yargı Günü’ne kadar bekleyecek misiniz?

Bugünkü programımıza burada son vermemiz gerekiyor, ama bu, artık bu günkü ders hakkında düşünmeniz gerekmediği anlamına gelmiyor!

Tanrı bu gün işittiğiniz her konuda sizi bereketlesin ve anlayış versin. Tanrı Sözü şöyle der:

“Peygamberlerin sözleri bizim için daha büyük kesinlik kazandı. Gün ağarıp sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek, karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz.” (2.Petrus 1:19)

27. Yusuf: Öykünün Devamı

Yusuf: Öykünün Devamı

Joseph: The Rest of the Story

Yaratılış 42-50

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sizlere sunmak üzere bugün tekrar sizlerle birlikte olabildiğimiz için mutluyuz.

Son iki programımızda Yakup’un oğlu Yusuf’un öyküsünü okuduk. Bugün Yusuf’un öyküsünün tamamını dinlemeyi ve böylelikle Tevrat’ın ilk kısmının Yaratılış kitabının sonuna gelmeyi planlıyoruz. Daha önce İbrahim’in torunu Yakup’un on iki oğlu olduğunu görmüştük. Yusuf, on birinci oğuldu. Hepsi Kenan ülkesinde yaşadılar. Kenan ülkesi bildiğiniz gibi, Tanrı’nın İbrahim, İshak ve Yakup’un soyuna vermeyi vaat etmiş olduğu ülkeydi. Yusuf genç bir delikanlıyken, bir gün düşünde ağabeylerinin onun nünde yere eğileceklerini görmüştü. Ama ağabeyleri onu ve onun düşlerini küçümsediler ve Yusuf’u bir Mısır ülkesine köle olarak sattılar. Ama Tanrı Yusuf’u tüm sıkıntılarından kurtardı ve ona Mısır kralı olan firavunun düşünü yorumlaması için bilgelik verdi. Yusuf Tanrı’nın yardımı ile firavunun düşünü yorumladı ve Yusuf tüm ülkeye gelecek olan yedi yıllık büyük bir kıtlığı önceden haber verdi. Böylece firavun Yusuf’u tüm Mısır ülkesi üzerine en üst yönetici olarak atadı.

Yedi bolluk yılı sona erdikten sonra, Yusuf’un önceden bildirmiş olduğu kıtlık Mısır’ın ve Kenan ülkesinin üzerine geldi. Ama yine de Mısır ülkesinde Tanrı’nın Yusuf’a verdiği lütuf ve bilgelik sayesinde ölçülemeyecek kadar bol miktarda buğday depolandı.

Yakup Mısır’da buğday (Wolof dilinde: millet (Senegal’de yetiştirilen başlıca yiyecek)) olduğunu duyduğu zaman, Yusuf’un on ağabeyini buğday satın almaları için Mısır’a gönderdi. Ama birinin ona zarar vermesinden korktuğu için Yusuf’un küçük kardeşi Benyamin’i onlarla birlikte göndermedi. Daha sonra on kardeşin Mısır’a vardıklarını ve kardeşleri Yusuf’un ayaklarına kapandıklarını ve böylelikle Yusuf’un çok uzun zaman önce görmüş oldukları düşü yerine getirdiklerini gördük. Yusuf ağabeylerini tanıdı, ama onlar Yusuf’u tanımadılar, çünkü onu yirmi yıldır görmemişlerdi ve Yusuf’un ölmüş olduğunu düşünüyorlardı.

Bugün, Yusuf’un, kardeşlerine kendisini nasıl tanıttığını görmek için öykünün sonunu okuyacağız. Yusuf, ağabeylerine kendisini hemen tanıtmadı, çünkü önce, onların hilekar ve kötü yüreklerinin değişip değişmediğini bilmek için onları denemek istedi. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: “Yusuf kardeşlerini görür görmez onları tanıdı. Ama onlara yabancı gibi davranarak sert konuştu: “Nereden geliyorsunuz?” ‘Kenan ülkesinden’ diye yanıtladılar, ‘Yiyecek satın almaya geldik.’”  (Yaratılış 42:7)

Yusuf onlara pek çok soru sordu, onları casus olmak ile suçladı ve zindana atarak gözaltında tuttu. Yusuf, ağabeylerinin, yaşamları ve Tanrı’nın önündeki yürekleri hakkında düşünmelerini sağlamak istiyordu. Üç gün sonra, Yusuf, ağabeylerinin Mısır’dan ayrılmalarına izin verdi, ama içlerinden bir tanesini zindanda bıraktı, diğerlerine ise babalarının en küçük çocuğu (birebir anlamı: son çocuk) olan küçük kardeşleri Benyamin’i alarak Mısır’a getirmelerini söyledi.

Aylar geçti ve Yusuf’un ağabeyleri daha fazla buğday satın almak ve küçük kardeşleri Benyamin’i yanlarında getirmek için Mısır’a geri döndüler. Mısır’a vardıklarında, ülkenin yöneticisi Yusuf ile tekrar görüştüler – ama onu hala tanımadılar. Yusuf, ağabeylerini çok korkutan bir şey yaptı ve onları kendi evine götürdü. Onlar içi bir ziyafet sofrası hazırlattı ve onları masada kendi önünde büyükten küçüğe doğru yaş sırasına göre oturttu. Yusuf’un masasından onlara yemek dağıtıldı. Benyamin’e verilen yiyecek ötekilerinkinden beş kat fazlaydı. Yusuf, ağabeylerinin Benyamin’i, kendisini kıskandıkları gibi kıskanıp kıskanmadıklarını görmek için belki de onları deniyordu. Ancak, hiç biri, küçük kardeşleri Benyamin’e karşı bir kıskançlık belirtisi göstermedi.

Ziyafet sona erdikten sonra, Yusuf kahyasına, ağabeylerinin torbalarına taşıyabilecekleri kadar yiyecek doldurmasını ve Benyamin’in torbasına buğdayının parasını ve kendisine ait olan gümüş bir kaseyi koymasını buyurdu. Yusuf’un ağabeyleri Mısır’dan ayrıldıktan sonra, Yusuf, ağabeylerinin ardından gitmesi e onları hırsızlıkla suçlaması için baş kahyasını gönderdi. Baş kahya Yusuf’un ağabeylerine yetiştiği zaman, onlara şöyle dedi: Niçin iyiliğe karşı kötülük yaptınız? Efendimin şarap içmek için kullandığı kase değil mi bu? Adamlar, “Kaseyi biz almadık. Kase torbalarımızdan birinde çıkarsa öldürülsün, geri kalanlar efendimin kölesi olsun!” diye karşılık verdiler. Baş kahya şöyle dedi: “Kase, kimde çıkarsa kölem olacak, geri kalanlar suçsuz sayılacak ve yolarına devam edecekler.”

Baş kahya tüm torbaları aradı, önce en büyük kardeşin torbasını aradı ve son olarak da en küçük kardeşin torbasına baktı – ve kaseyi Benyamin’in torbasında buldu! Bunun üzerine Yusuf’un ağabeyleri elbiselerini yırttılar ve kente geri döndüler, Yusuf’un önünde yere kapandılar. Yusuf onlara şöyle dedi: “Nedir bu yaptığınız? Beni aldatabileceğinizi mi düşündünüz?” Yakup’un dördüncü oğlu ona şöyle karşılık verdi: “Ne diyelim efendim? Nasıl anlatalım? Kendimizi nasıl temize çıkaralım? Tanrı suçumuzu ve kötülüğümüzü ortaya çıkardı! Hepimiz köleniz artık; hem biz hem de kendisinde kase bulunan kardeşimiz!”

Yusuf onu şöyle yanıtladı: “Yalnız kendisinde kase bulunan kişi kölem olacak. Siz esenlikle babanızın yanına dönün.” Yahuda bunun üzerine Yusuf’un yanına geldi ve ona abasının Mısır’a dönerlerken Benyamin’i de yanlarında götürmelerine ölüm derecesinde üzüldüğünü tekrar anlattı. Yahuda sonra Yusuf’a kendilerine merhamet etmesi ve Benyamin’in evine, babasının yanına dönmesine izin vermesi için yalvardı. Yusuf, ağabeylerinin geçmişte işledikleri günah nedeni ile üzüldüklerini ve babalarına ve küçük kardeşlerine ne kadar çok acıdıklarını gördüğü zaman, ağabeylerinin gerçekten tövbe etmiş olduklarını anladı. Ve artık ağabeylerine kendisini tanıtma zamanının geldiğini fark etti.

Kutsal Yazılar bu konu hakkında şöyle yazarlar:

(Yaratılış 45) 1 Yusuf adamlarının önünde kendini tutmayıp, ‘Herkesi çıkarın buradan!’ diye bağırdı. Kendini kardeşlerine tanıttığı zaman yanında kimse olmasın istiyordu. 2O kadar yüksek ses ile ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı. 3Yusuf kardeşlerine, ‘Ben Yusuf’um!Babam yaşıyor mu?’ dedi. Kardeşleri donup kaldı, yanıt veremediler.

4Yusuf, ‘Lütfen bana yaklaşın’ dedi. Onlar yaklaşınca Yusuf şöyle devam etti: ‘Mısır’a sattığınız kardeşiniz Yusuf benim. 5Beni buraya sattığınız için üzülmeyin. Kendinizi suçlamayın. Tanrı insanlığı korumak için beni önden gönderdi. 6Çünkü iki yıldır ülkede kıtlık var ve bu kıtlık beş yıl daha sürecek. Kimse çift süremeyecek ve ekin biçemeyecek. 7Tanrı yeryüzündeki soyunuzu korumak ve harika biçimde canınızı kurtarmak için beni önünüzden gönderdi. 8Beni buraya gönderen siz değilsiniz, Tanrı’dır. Beni firavunun baş danışmanı, sarayının efendisi, bütün Mısır ülkesinin yöneticisi yaptı. 9Hemen babamın yanına gidin, ona oğlun Yusuf şöyle diyor deyin, ‘Tanrı beni Mısır ülkesine yönetici yaptı. Durma, yanıma gel.10 Goşen bölgesine yerleşirsin; çocukların, torunların, davarların, sığırların ve sahip olduğun her şey ile birlikte yakınımda olursun. 11Orada sana bakarım, çünkü kıtlık beş yıl daha sürecek. Yoksa sen de, ailen de, sana bağlı olan herkes de perişan olursunuz. 12‘Hepiniz gözleriniz ile görüyorsunuz, kardeşim Benyamin, sen de görüyorsun konuşanın gerçekten ben olduğumu. 13Mısır’da ne denli güçlü olduğumu ve bütün gördüklerinizi babama anlatın. Babamı hemen buraya getirin.’ 14Sonra kardeşi Benyamin’in boynuna sarılıp ağladı. Benyamin de ağlayarak ona sarıldı. 15Yusuf ağlayarak bütün kardeşlerini öptü. Sonra kardeşleri Yusuf ile konuşmaya başladılar.”

Bunun üzerine Yusuf’un kardeşleri babalarının evine geri dönmek için hazırlandılar. Yusuf onlara, firavunun buyruğu üzerine atlı yük arabaları verdi ve aynı zamanda onlara yol için gerekli olacak her türlü tedariği sağladı.

25“Yusuf’un kardeşleri Mısır’dan ayrılıp Kenan ülkesine, babaları Yakup’un yanına döndüler. 26Ona, ‘Yusuf yaşıyor!” dediler, ‘Üstelik Mısır’ın yöneticisi olmuş.’ Babaları donup kaldı, onlara inanmadı. 27Yusuf’un kendilerine bütün söylediklerini anlattılar. Kendisini Mısır’a götürmek için Yusuf’un gönderdiği arabaları görünce, Yakup’un keyfi yerine geldi. 28‘Tamam’ dedi, ‘Oğlum Yusuf yaşıyor. Ölmeden önce gidip onu göreceğim.’

Bu olaydan sonra, Kutsal Yazılar bize Yakup ve ailesinin nasıl Kenan ülkesinden çıktıklarını ve Mısır’a gitmek üzere harekete geçtiklerini anlatır. Yaku, yolda giderken bir kurban sundu ve Tanrı orada onunla konuşarak öyle dedi:

“Ben Tanrı’yım, babanın Tanrısı. Mısır’a gitmekten çekinme. Soyunu orada büyük bir ulus yapacağım. Seninle birlikte Mısır’a gelecek, soyunu bu ülkeye geri getireceğim. Senin gözlerini Yusuf’un elleri kapacak.” (Yaratılış 46:3, 4)

Uzun bir yolculuktan sonra, Yakup ve ailesi Mısır ülkesine vardılar. Yakup, sevgili oğlu Yusuf’u bunca yıl sonra tekrar görebildiği için ne kadar da mutluydu! Böylece, aynı zamanda İsrail adını da taşıyan Yakup Mısır’da Goşen bölgesinde yerleşti. Bu bölgede yaşayarak sayıca çoğaldılar ve geniş bir kabile haline geldiler. Yakup Mısır’da on yedi yıl yaşadı. Ömrü toplam yüz kırk yedi yıl sürdü. Böylece İsrail oymaklarının babası olan Yakup öldü ve Tanrı ile birlikte olmak üzere göklere gitti. Yakup, Yakup’un kardeşleri ve tüm Mısır halkı, yetmiş gün süre ile Yakup için yas tuttular. Yakup’un oğulları, babalarını büyükbabası İbrahim’in Kenan ülkesindeki mezarına gömdüler.

Yaratılış kitabının son bölümü olan ellinci bölümde Kutsal Yazılar şöyle der:

(Yaratılış 50) 15Babalarının ölümünden sonra Yusuf’un kardeşleri, ‘Belki Yusuf bize kin besliyordur’ dediler, ‘Ya ona yaptığımız kötülüğe karşılık bizden öç almaya kalkarsa?’ 16-17Böylece Yusuf’a haber gönderdiler: ‘Babamız, ölmeden önce Yusuf’a şöyle deyin diye buyurmuştu: ‘Kardeşlerin sana kötülük yaptılar, lütfen onların suçunu, günahını bağışla.’ Ne olur şimdi günahımızı bağışla. Biz babanın Tanrısı’nın kullarız.’ Yusuf bu haberi alınca ağladı. 18Bunun üzerine kardeşleri gidip onun önünde yere kapanarak, ‘Senin köleniz’ dediler. 19Yusuf, ‘Korkmayın’ dedi, ‘Ben Tanrı mıyım? Siz bana kötülük düşündünüz, ama Tanrı’nın bugün olduğu gibi bir çok halkın yaşamını korumak için o kötülüğü iyiliğe çevirdi. 20Korkmanıza gerek yok, size de çocuklarınıza da bakacağım.’ Yüreklerine dokunacak güzel sözler ile onlara güven verdi. 22Yusuf ile babasının ev halkı Mısır’a yerleştiler. Yusuf yüz on yıl yaşadı. 23Efrayim’in üç göbek çocuklarını gördü. Manaşşe’nin oğlu Makir’in çocukları onun elinde doğdu. 24Yusuf yakınlarına, ‘Ben ölmek üzereyim’ dedi, ‘Ama Tanrı kesinlikle size yardım edecek; sizi İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a ant içerek söz verdiği topraklara götürecek. 25Sonra onlara ant içirerek,’Tanrı kesinlikle size yardım edecek’ dedi, ‘O zaman kemiklerimi buradan götürürsünüz.’ 26Yusuf yüz on yaşında öldü. Onu mumyalayıp Mısır’da bir tabuta koydular.

Yaratılış kitabı bu şekilde sona erer. “Böylece Yusuf öldü ve onu Mısır’da bir tabuta koydular.” Tanrı’nın yaşamı nasıl yarattığı öyküsü ile başlayan bu kitap, bir ölüm öyküsü ile sona erer. Adem’in günahı nedeni ile tüm insanlara ölüm geldi. Hoşunuza gitse de gitmese de, “günahın ücreti ölümdür!” (Romalılar 6:23) Yaşam Koruyucusu ünvanını taşıyan Yusuf gibi iyi bir adam bile ölmek zorundaydı, çünkü o da yüreğinde günah kökleri bulunan Adem’in bir soyuydu. Yusuf, Tanrı’nın yardımı ile, Mısır halkını ve ailesini açlıktan ölmekten koruyabildi, ama onları ölümün kendisinden koruyamadı. Yine de sevinçli yürekler ile Tanrı’yı övebiliriz (Wolof dilinde: soğuk yürekler), çünkü Yaratılış kitabında aynı zamanda bize ölümün kendisini yenecek olan her şey için yeterli bir Kurtarıcı gönderme konusunda Tanrı’nın harika vaadini okuduk. Ölüm, günahın bir sonucudur. Tanrı’nın göndermeyi vaat ettiği Kurtarıcı, Adem’in soyunu, günahın kökünden ve günahın cezasından kurtaracaktı. Günahın kökü, Şeytan ve insanın kötü yüreğidir. Günahın cezası ölüm ve cehennemdir. Tanrı’nın göndermeyi vaat ettiği Kurtarıcı, bunların hepsini endi ve O’na inananların yaşamlarını değiştirebilir.

Bugün bizi dinlemekte olan sizler, Şeytanı ve günahı, ölümü ve cehennemi yenmiş olan ve Adı’na inanan herkese sonsuz yaşam sunan bu her şey için yeterli Kurtarıcı’yı tanıyor musunuz? Kutsal Müjde (İncil) bu Kurtarıcı’dan şu sözler ile bahseder: “İsrail’in Tanrısı Rabe övgüler olsun! Çünkü halkının yardımına gelip onları fidye ile kurtardı. Eski çağlardan beri kutsal peygamberlerinin ağzından bildirdiği gibi, bizim için güçlü bir kurtarıcı (kurtuluş boynuzu) çıkardı. (Luka 1:68-70) Amin!

Bir sonraki programımızda Tanrı isterse, Tevrat’ın Mısır’dan Çıkış olarak adlandırılan ikinci kitabını okumaya başlayacağız.

Tanrı, iz, Yaratılış kitabını özetleyen şu ayet üzerinde düşünürken, sizi bereketlesin:

Günahın çoğaldığı yerde, Tanrı’nın lütfu daha da çoğaldı.” (Romalılar 5:20)

28. Tevrat’ın İlk Kitabının Yeniden Gözden Geçirilmesi

Tevrat’ın İlk Kitabının Yeniden Gözden Geçirilmesi

Review of the First Book of the Torah

Yaratılış 1–Mısır’dan Çıkış 1

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün sizler ile tekrar beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Tevrat’taki çalışmamız hala devam ediyor. Bildiğiniz gibi, Tevrat, Peygamberlerin Yazılarındaki ilk kitaptır ve beş kısma ya da kitaba ayrılır. Birinci kısım Yaratılış (birebir anlamı: Başlangıç) olarak adlandırılır. Son programımızda, Yaratılış kitabındaki çalışmalarımızı tamamladık. O zaman bu gün Tevrat’ın Mısır’dan Çıkış olarak adlandırılan ikinci kısmına başlıyoruz. Mısır’dan Çıkış kitabı, Tanrı’nın İsrailoğullarını Mısır ülkesindeki köleliğin boyunduruğundan nasıl özgür kıldığını anlatan şaşırtıcı ve harika öyküyü kapsar.

Mısır’dan Çıkış kitabına başlamadan önce, Kutsal Yazıların ilk kitabında neler öğrendiğimizi bir kez daha gözden geçirelim. Yaratılış kitabı hakkında tam bir bilgiye sahip olmamız çok önemlidir, çünkü bu kitap peygamberlerin daha sonra gelen diğer kitaplarında yazılı olan her şeyi anlayabilmemiz ve bunlara inanabilmemiz için Tanrı’nın yerleştirmiş olduğu bir temele benzer.

Yaratılış kitabının ilk ayetini hatırlıyor musunuz? Şöyle der: “Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.” Bu önemlidir. “Başlangıçta Tanrı!” Henüz hiç bir şey var olmamışken – var olan tek Biri vardı. Bu Biri, Tanrı’ydı! Sonra Tanrı’nın sonsuz Sözü’nün gücü ve Kutsal Ruh’u aracılığı ile milyonlarca kutsal meleği nasıl yarattığını öğrendik. Tanrı melekleri, O’na sonsuza kadar hizmet etmeleri ve O’nu övmeleri için yarattı. Bu melekler arasında üstün bilgeliğe ve güzelliğe sahip olan bir melek vardı. Meleklerin başı olan Lüsifer! Ancak yine de Kutsal Yazılar bize Lüsifer’in yüreğinde gururlandığı ve Tanrı’yı hor gördüğü bir günün geldiğini bildirirler. Lüsifer ve diğer pek çok melek Tanrı’yı tahtından devirmek için bir plan kurmaya başladılar. Ancak Tanrı’yı tahtından hiç kimsenin indiremeyeceği açıktır. Tanrı, kendisini hor görenleri hoş göremez. (birebir anlamı: egemenliğini reddedemez.) Sonuç olarak Tanrı Lüsifer’i ve onun kötü meleklerini kovdu ve Lüsifer’in adını Düşman anlamına gelen Şeytan koydu. Ve Tanrı Şeytan’ı ve onun meleklerini kovduktan sonra onlar için cehennem ateşini yarattı. Kutsal Yazılar, adil olan Tanrı’nın Yargı Günü’nde Şeytan’ı onu izleyen herkes ile birlikte bu ateşe atacaktır.

Daha sonra, Tanrı’nın yaratmayı tasarladığı insanlar için dünyayı nasıl yarattığını okuduk. Adam (cinsiyet belirtmeyen: bir insan) Tanrı’nın yarattıklarının arasındaki en önemli yaratıktır, çünkü insan Tanrı’nın benzeyişinde yaratıldı! Tanrı insan ile derin ve harika bir ilişkiye sahip olmayı istedi. Bu nedenle insanın canına Tanrı’yı tanıyabileceği bir zihin yerleştirdi, ona Tanrı’yı sevebileceği bir yürek verdi ve ona Tanrı’ya itaat edebilmesi için bir irade emanet etti.

Sonra, Tanrı’nın yaratmış olduğu erkek ve kadının önüne nasıl bir deneme koyduğunu gördük. Tanrı Adem’i şu sözleri ile uyardı: “Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin. Ama iyi ile kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” Yani: Benden sonsuza kadar ayrı kalırsın!

Ama yine de, atalarımız Adem ve Havva’nın Tanrı’nın yasaklamış olduğu ağaçtan yiyerek Şeytan’a itaat etmeyi seçtiklerini gördük. Tanrı Sözü, sonuç olarak şöyle der: Günah bir insan aracılığı ile, ölüm de günah aracılığı ile dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. (Romalılar 5:12) “Bir salgın hastalık, o hastalığın ilk ortaya çıktığı kişi ile sınırlı kalmaz” (Wolof atasözü) sözü ne kadar da doğrudur! Adem’in günahı nedeni ile hepimiz günahkarız. Adem’in tek suçu ile hepimiz ölmeyi ve Tanrı’nın yargısına uğramayı hak ettik.

Daha sonra Tanrı’nın Adem ve Havva’yı günahları yüzünden Cennet Bahçesi’nden nasıl kovduğunu öğrendik. Ama yine de Tanrı onları kovmadan önce, Adem’in çocuklarını Şeytan’ın gücünden ve günahın cezasından kurtarmak için dünyaya bir Kurtarıcı göndermeyi nasıl planladığını duyurdu. Tanrı günahkarları kurtarmak için harika bir plan tasarlamıştı. Planı, dünyaya Adem’in günahından lekelenmeyecek mükemmel bir İnsan göndermekti. Bu doğru İnsan, Adem’in çocuklarının günah borcunu ödemek için kendi isteği ile kanını dökecekti. Ve Tanrı böylece adaletinden ödün vermeksizin, insanların günahlarını bağışlayabilecekti. Tanrı’nın, gelecek olan Kurtarıcı ile ilgili vermiş olduğu vaat gerçekten de şaşırtıcı bir vaatti.

Sonra Tanrı’nın bu harika vaadi, bazı hayvanları kurban ederek Adem ve Havva’ya deriden giysiler yapması aracılığı ile nasıl onayladığını gördük. Tanrı, Adem ve Havva’ya “günahın ücretinin ölüm olduğunu” ve “kan dökülmeden günah bağışlaması olmayacağını” öğretiyordu.

Bu olaydan sonra Adem’in ilk iki oğlu olan Kayin ve Habil hakkında bilgi edindik. Habil’in Tanrı’ya nasıl lekesiz bir kuzu sunduğunu ve bu kuzuyu nasıl boğazladığını ve bu davranışı ile dünyaya gelecek ve günahkarlar uğruna ölecek olan Kurtarıcı’yı sembolize ettiğini gördük. Kayin ise, Tanrı’ya kendi çabaları aracılığı ile yaklaşmayı denedi ve O’na kendi yetiştirdiği ürünlerden sunu götürdü. Kutsal Yazılar bu durumun sonucu hakkında şunu belirtirler: “Rab Habil’i kabul etti, ama Kayin’i reddetti.” Tanrı, Kayin’in kurbanını neden kabul etmedi? Çünkü Tanrı’nın Yasası, “günahın ücreti iyi işlerdir demez. Aksine, şöyle der: “Günahın ücreti ölümdür!ve kan dökülmeden günah bağışlaması olmaz.” Tanrı Kayin’e tövbe etmesi ve ön görmüş olduğu doğruluk yolunu kabul etmesi için ricada bulundu, ama Kayin öfkelendi, ve küçük kardeşi Habil’i öldürdü.

Adem’in soyunun çoğu, Kayin’in adımlarını izledi. Öyle ki, Nuh’un dönemi geldiğinde, Kutsal Yazılar, Tanrı’nın “yeryüzünde insanın yaptığı kötülüğün çok ve aklının ve fikrinin hep kötülükte olduğunu gördüğünü” bildirirler. İnsanın kötü yüreği nedeni ile Tanrı, isyankar günahkarları silip yok etmek için bir tufan göndermeyi amaçladı.

Ahlaksızlığın kol gezdiği bu dönemde Tanrı’ya yalnızca Nuh inanıyordu. Tanrı, Nuh’a, içine girecek olan herkes için sığınak olacak büyük bir gemi inşa etmesini söyledi. Nuh gemiyi inşa ederken Tanrı günahkarlara uzun süre sabır ile katlandı. Ama yine de Nuh ve ailesinden başka hiç kimse tövbe etmedi ve gemiye binmedi.

Nuh’un Sam, Ham ve Yafet adlı üç oğlu vardı. İbrahim peygamber Sam’ın soyundan geliyordu. Tanrı’nın İbrahim’e nasıl babasının evini terk etmesini ve Kenan (Filistin) ülkesine gitmesini buyurduğunu okuduk. Tanrı, İbrahim’den Tanrı’nın peygamberlerinin ve dünyanın Kurtarıcısı’nın geleceği yeni bir ulus meydana getirmeyi planladı. Bu nedenle Tanrı İbrahim’e şöyle dedi: “Bereket kaynağı olacaksın. Yeryüzündeki bütün halklar senin aracılığın ile kutsanacak.” (Yaratılış 12:2, 3)

Böylece İbrahim, aynen Tanrı’nın vaat etmiş olduğu gibi, kocamış yaşında İshak’ın babası oldu. Tanrı’nın, adını İsrail olarak değiştirdiği Yakup ise on iki oğul babası oldu. Ve Yakup’un on iki oğlundan Tanrı’nın İbrahim’e vaat etmiş olduğu İsrail ulusu, yani yeni ulus meydana geldi.

Son üç programımızda, Yakup’un oğullarının, özellikle on birinci oğlu Yusuf’un ilgi çekici öyküsüne baktık. Yusuf’un ağabeyleri ondan nefret ettiler, ama Tanrı onu bereketledi ve onu tüm Mısır ülkesinin en üst yöneticisi yaptı. Bundan sonra Mısır ülkesinin ve Kenan diyarının üzerine büyük felakete neden olan bir kıtlık geldi. Bu kıtlığın neden olduğu sonuçlarından biri de Yakup’un ve oğullarının yiyeceklerinin tükenmesiydi. Yakup, Mısır’da buğday olduğunu duyduğu zaman, oğullarını Mısır’ gönderdi. Sonra Yusuf’un, ağabeylerine kendisini nasıl tanıttığını, onları bağışladığını ve babasını ve tüm ailesini yola çıkıp Mısır’a yerleşmeye çağırdığını gördük. Böylece, Yaratılış kitabının sonunda İsrailoğullarının artık Tanrı’nın İbrahim’e vaat ettiği Kenan ülkesinde değil, Mısır’da bulunduklarını görüyoruz. Ancak yine de, tüm bu olaylar, Tanrı’nın uzun zaman önce İbrahim’e söylediği şu sözlerin yerine gelmesi için meydana geldi:

Şunu iyi bil ki, senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl kölelik edip baskı görecek. Ama soyuna kölelik yaptıran ulusu cezalandıracağım. Sonra soyun oradan büyük mal varlığı ile çıkacak.”  (Yaratılış 15:13, 14)

İsrailoğullarının başına gelen tüm olayların üzerinde Tanrı’nın eli vardı. Tanrı, İbrahim’in torunları olan İsraillilere Kenan ülkesini vaat etmişken onların Mısır’a yerleşmelerine neden izin verdi? Çünkü Tanrı Mısır ülkesinde yaşayacak olan İsrailliler aracılığı ile Yüceliğini ve Gücünü açıklamak niyetindeydi. Tanrı, İsrailoğullarını müthiş gücü aracılığı ile kurtarmayı planladı, öyle ki, O’nun kralların Kralı; rablerin Rabbi, Gücü Her Şeye Yeten olduğunu herkes bilebilsin!

Dinleyici dostlar, şimdi, bugün kalan zamanımızın bir kaç dakikası içinde Mısır’dan Çıkış kitabının ilk bölümünü okuyalım. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 1) 6Zamanla Yusuf, kardeşleri ve o kuşağın hepsi öldü. 7Ama soyları arttı; üreyip çoğaldılar, gittikçe büyüdüler, ülke onlar ile dolup taştı. 8Sonra Yusuf hakkında bilgisi olmayan yeni bir kral Mısır’da tahta çıktı. 9Halkına, ‘Bakın, İsrailliler sayıca bizden daha çok’ dedi, 10‘Gelin, onlara karşı aklımızı kullanalım, yoksa daha da çoğalırlar; bir savaş çıkarsa, düşmanlarımıza katılıp bize karşı savaşır, ülkeyi terk ederler.’

11Böylece Mısırlılar İsraillilerin başına onları ağır işlere koşacak angaryacılar atadılar. İsrailliler firavun için Pitom ve Ramses adında ambarlı kentler yaptılar. 12Ama Mısırlılar baskı yaptıkça İsrailliler daha da çoğalarak bölgeye yayıldılar. Mısırlılar korkuya kapılarak 13İsraillileri amansızca çalıştırdılar.14 Her türlü tarla işi, harç ve kerpiç yapımı gibi ağır işler ile yaşamı onlara zehir ettiler. Bütün işlerinde onları amansızca kullandılar.

15Mısır kralı Şifra ve Pua adındaki İbrani ebelere şöyle dedi: “16İbrani kadınlarını doğum sandalyesinde doğurturken iyi bakın; çocuk erkek ise öldürün, kız ise dokunmayın.” 17Ama ebeler Tanrı’dan korkan kimselerdi, Mısır kralının buyruğun uymayarak erkek çocukları sağ bıraktılar. 18Bunun üzerine Mısır kralı ebeleri çağırtıp, ‘Niçin yaptınız bunu?’ diye sordu, ‘Neden erkek çocukları sağ bıraktınız?’ 19Ebeler, ‘İbrani kadınları Mısırlı kadınlara benzemiyorlar’ diye yanıtladılar, ‘Çok güçlüler. Daha ebe gelmeden doğuruyorlar.’ 20Tanrı ebelere iyilik etti. Halk çoğaldıkça çoğaldı. 21Ebeler kendisinden korktukları için Tanrı onları ev bark sahibi yaptı. 22Bunun üzerine firavun bütün halkına buyruk verdi: ‘Doğan her İbrani erkek çocuk Nil’e atılacak, kızlar sağ bırakılacak.’

Mısır’dan Çıkış kitabının ilk bölümü burada sona erer. Bir sonraki yayınımızda Tanrı isterse, bu olağanüstü öyküyü okumaya başlayacağız ve Tanrı’nın bir adamı nasıl çağırdığını ve onu İsrailoğullarını Mısır’ın kötü yürekli kralı Firavun’un elinden kurtarmak için nasıl hazırladığını göreceğiz. Bu adamın adını biliyor musunuz?  Evet, Musa, bu adam Tanrı’nın peygamberi Musa’dır.

Dinlediğiniz için teşekkürler. Tanrı sizi bereketlesin. Ve şu sözleri hatırlayın:

“Önceden ne yazıldıysa, bize öğretmek için, sabır ile ve Kutsal Yazıların verdiği cesaret ile umudumuz olsun diye yazıldı.”   (Romalılar 15:4)

29. Musa Peygamber

Musa Peygamber

The Prophet Moses

Mısır’dan Çıkış 1, 2

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile birlikte olabildiğimiz için mutluyuz.

Bildiğiniz gibi, Tevrat’ta Tanrı’nın peygamberi Musa’nın yazdığı beş kitap bulunur. Son programımızda, Yaratılış kitabını bitirdik ve Mısır’dan Çıkış olarak adlandırılan ikinci kitaba başladık. Tanrı’dan dileğimiz,  çok değerli bilgiler ile dolu bu engin kitapta okuduğumuz her konuda zihinlerimizi ve yüreklerimizi aydınlatmasıdır.

Daha önce Tevrat’ın ilk kitabının bittiği yerde ikinci kitabının nasıl başladığını görmüştük. Böylece, İbrahim, İshak ve Yakup’un soyunun, yani, İsrailoğullarının Tanrı’nın onlara vermeyi vaat etmiş olduğu Kenan ülkesinden çok uzakta bulunan Mısır’a nasıl yerleştiklerini gördük.

Mısır’dan Çıkış kitabının ilk bölümünde şunu okuduk:

(Mısır’dan Çıkış 1) 1Yakup ile birlikte aileleriyle Mısır’a giden İsrailoğulları’nın adları şunlardır: 2Ruben, Şimon,Levi, Yahuda.3 İssakar, Zevulun, Benyamin. 4Dan, Naftali, Gad, Aşer. 5Yakup’un soyundan gelenler toplam yetmiş kişiydi. Yusuf zaten Mısır’daydı. 6Zamanla Yusuf, kardeşleri ve o kuşağın hepsi öldü. 7Ama soyları arttı; üreyip çoğaldılar, gittikçe büyüdüler, ülke onlar ile dolup taştı.

8 Sonra Yusuf hakkında bilgisi olmayan yeni bir kral Mısır’da tahta çıktı. 9Halkına, ‘Bakın, İsrailliler sayıca bizden daha çok’ dedi, 10‘Gelin, onlara karşı aklımızı kullanalım, yoksa daha da çoğalırlar; bir savaş çıkarsa, düşmanlarımıza katılıp bize karşı savaşır, ülkeyi terk ederler.’ 11Böylece Mısırlılar İsrailliler’in başına onları ağır işlere koşacak angaryacılar atadılar. İsrailliler firavun için Pitom ve Ramses adında ambarlı kentler yaptılar. 12Ama Mısırlılar baskı yaptıkça İsrailliler daha da çoğalarak bölgeye yayıldılar. Mısırlılar korkuya kapılarak 13İsrailliler’i amansızca çalıştırdılar. 14Her türlü tarla işi, harç ve kerpiç yapımı gibi ağır işler ile yaşamı onlara zehir ettiler. Bütün işlerinde onları amansızca kullandılar.

Burada biraz ara verelim. Yusuf’un ölümünden bu yana üç yüz yıldan fazla zaman geçmişti. Mısır tahtına Yusuf’un Mısır halkı için tüm yaptıklarını unutmuş olan bir kral, başka bir firavun geçti. Bu firavun İsrail’i kölesi yaparak ona çok ağır işler ile zulmederek baskı yaptı. İsraillileri çok ağır işlere koştu! Belki de İsrailliler, Tanrı’nın ataları İbrahim’e onları güçlü bir ulus yapacağı konusunda verdiği vaadi unutmuş olduğunu düşündüler. Ama yine de, Tanrı hiç bir şeyi unutmamıştı! Aslında Tanrı, uzun zaman önce verdiği vaadi yerine getirme süreci içindeydi.

Gerçekten de Tanrı sadıktır! O, antlaşmalarını yerine getirir! Tanrı, biri O’nun yavaş hareket ettiğini düşünse dahi O, yapmayı vaat ettiği şeyleri yapacaktır! Tanrı, peygamberlerin ve Kurtarıcı’nın geleceği yeni bir ulus yaratmak için plan yapan Kişi’ydi.  Ve O’nun bu planının yerine gelmesine hiç bir şey engel olamayacaktı!

Hatırlayacağınız gibi, Tanrı bu yeni ulusu yaratma planını ilk kez İbrahim ve Sara adlı yaşlı bir çifte açıkladı. İbrahim yüz yaşındayken İshak doğdu; İshak’tan Yakup ve Yakup’tan İsrail’in oymaklarını meydana getiren on iki oğul doğdu. Mısır ülkesine yerleştiklerinde yetmiş kişiydiler. Ama şimdi yaklaşık üç yüz yıl sonra sayıları çoğaldı, bir milyonu geçti! Tanrı uzun zaman önce vaat etiğini yerine getirdi mi? Tanrı, İbrahim’den yeni ve büyük bir ulus yaptı mı? Evet, yaptı! Tanrı sadıktır ve Sözü’nden caymaz. O, sonsuza kadar yüceliğe layıktır!

Bugünkü okumamızda, Firavun’un İsrail oymaklarını köle yaparak onlara nasıl zulmettiğini gördük. Ama yine de aynı zamanda Firavun’un İsrail oymaklarına baskı yapmayı ve onları zayıflatmayı denediği her zaman, Tanrı’nın İsrail oymaklarının büyümelerini ve çoğalmalarını sağladığını gördük. Bu yüzden Kutsal Yazılar Firavun’un çok öfkelendiğini ve İsrailliler’e şu buyruğu verdiğini kaydederler: “Doğan her İbrani erkek çocuk Nil’e atılacak!” (Mısır’dan Çıkış 1:22) Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu kötü plan için Firavun’u yönlendiren kimdi? Şeytan’dı! Şeytan İsrail halkına neden zulmetmek ve onları yok etmek istedi? Çünkü Şeytan Tanrı’nın Adem’in çocuklarını günahın gücünden ve cehennemden kurtarmak için dünyaya bir Kurtarıcı göndereceğini biliyordu. Ve Şeytan gelecek olan bu Kurtarıcı’nın İsrail ulusunun soyundan ortaya çıkacağından da haberdardı! Şeytan bu yüzden Firavun’u İsrail halkına zulmetmesi ve hatta onların tüm erkek bebeklerini Nil nehrine attırarak yok etmesi için tahrik eti.

Ama Şeytan’dan güçlü olan Tanrı, İsrail oymakları içinden bir adamı, seçmiş olduğu halkı Firavun’un elinden kurtarması için kullanmayı tasarladı. Bu kahramanın adını biliyor musunuz? Evet, bu adam Tanrı’nın ünlü peygamberi Musa’dır. Ama Musa’nın anne-babası Amram ve Yokevet de kahramanlar olarak anılmalıdırlar, çünkü “kralın fermanından korkmadılar.” (İbraniler 11:23; Mısır’dan Çıkış 6:20) Mısır’dan Çıkış kitabının ikinci bölümünde Musa’nın yaşamının ilk yılları hakkında yazılanları okuruz.

Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 2) 1Levili bir adam kendi oymağından bir kız ile evlendi. (Levi, Yakup’un üçüncü oğluydu) 2Kadın gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. Güzel bir çocuk olduğunu görünce, onu üç ay gizledi. 3Daha fazla gizleyemeyeceğini anlayınca, hasır bir sepet alıp katran ve zift ile sıvadı. İçine çocuğu yerleştirip Nil kıyısındaki sazlığa bıraktı. 4Çocuğun ablası kardeşine ne olacağını görmek için uzaktan gözlüyordu.

5O sırada Firavun’un kızı yıkanmak için ırmağa indi. Hizmetçileri ırmak kıyısında yürüyorlardı. Sazların arasındaki sepeti görünce, firavunun kızı onu getirmesi için hizmetçilerinden birini gönderdi. 6Sepeti açınca ağlayan çocuğu gördü. Ona acıyarak, ‘Bu bir İbrani çocuğu’ dedi. (Mısırlılar İsrail halkına İbraniler derlerdi.)

7Çocuğun ablası, firavunun kızına, ‘Gidip bir İbrani sütnine çağırayım mı?’ diye sordu, ‘Senin için bebeği emzirsin. 8Firavunun kızı, ‘Olur’ diye yanıtladı. Kız gidip bebeğin annesini çağırdı. 9Firavunun kızı kadına,’Bu bebeği al, benim için emzir, ücretin neyse veririm’ dedi. Kadın bebeği alıp emzirdi. 10Çocuk büyüyünce onu geri getirdi. Firavunun kızı çocuğu evlat edindi. ‘Onu sudan çıkardım’ diyerek adını Musa koydu.

Musa’nın doğumunun öyküsü budur. Bu konuda düşünün! Diğer erkek bebekler öldürülürlerken, bebek Musa kendi annesi tarafından emzirildi ve kötü kral Firavun’un kendisi tarafından korundu. Musa’nın yaşamında olup biten her şeyin üzerinde Tanrı’nın eli vardı. Tanrı, Musa’yı İsrailoğullarını köleliklerinden kurtarmak için kullanmayı planladı. Tanrı’nın bilgeliği, Şeytan’ın ve insanın bilgeliğinin çok ötesinde olup insan kavrayışını aşan derinliktedir. Musa’nın, sütten kesildikten sonra nerede büyüdüğünü biliyor musunuz? Firavun’un evinde büyüdü ve bildiğiniz gibi Firavun İsrail halkına zulmeden kişiydi! Ama Tanrı’nın amacı, Musa’yı, İsrail halkını firavunun elinden kurtarmak için kullanmaktı. Tanrı, yaptığı plan uyarınca, Musa’yı koruması için zalim kral firavunun kızını kullanmayı seçti. Tanrı, kralın evinin Musa için en iyi ve en güvenilir yer olacağını biliyordu. Tanrı aynı zamanda Musa’nın, İsrailoğullarına önderlik etmesi için uygun şekilde hazırlanabilmesi amacı ile öğrenmesi ve anlaması gereken çok şey olduğunun da farkındaydı. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: “Musa, Mısırlıların bütün bilim dallarında eğitildi. Gerek sözde gerek eylemde güçlü biri oldu.” (Elçilerin İşleri 7:22) Ama her şeye rağmen Musa’nın öğrenmesi gereken daha pek çok şey vardı.

Kutsal Yazılar’ı okuyalım:

(Mısır’dan Çıkış 2) 11 Musa büyüdükten sonra bir gün soydaşlarının yanına gitti. Yaptıkları ağır işleri seyrederken bir Mısırlının bir İbraniyi dövdüğünü gördü. 12Çevresine göz gezdirdi; kimse olmadığını anlayınca, Mısırlıyı öldürüp kuma gizledi. 13Ertesi gün gittiğinde iki İbraninin kavga ettiğini gördü. Haksız olana, ‘Niçin kardeşini dövüyorsun?’ diye sordu. 14Adam, ‘Kim seni başımıza yönetici ve yargıç atadı?’ diye yanıtladı, ‘Mısırlıyı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun?’ O zaman Musa korkarak, ‘Bu iş ortaya çıkmış!’ diye düşündü. 15Firavun olayı duyunca Musa’yı öldürtmek istedi. Ancak Musa ondan kaçıp Midyan yöresine gitti.

Böylece, Musa’nın, İsrailoğullarını kurtarmak için önce nasıl kendi gücü ile uğraştığını görüyoruz. Ancak, Musa’nın kendi gücü ile kurtarmayı denemesi, Tanrı’nın istediği yol değildi. Tanrı, İsrailoğullarını özgür kılmak için Musa’yı bir araç olarak kullanmak istiyordu. İsrail’in kurtuluşu Musa’dan değil, Tanrı’dan gelecekti. Musa, tek başına yalnızca bir insandı ve Tanrı bu gücü Musa’ya vermedikçe, Musa, İsrailoğullarını firavunun elinden kurtaracak güce sahip değildi.

Böylece, Kutsal Yazılar’dan öğrendiğimiz bilgiye göre Musa’nın Midyan yöresinde kırk yıl boyunca çölde yaşadığını görüyoruz. Tanrı’nın, bu kızgın ve kurak çölde Musa’ya öğreteceği pek çok önemli ders vardı. Tanrı Sözü’nde şöyle bir ayet bulunur: “En küçük işte güvenilir olan kişi, büyük işte de güvenilir olur. En küçük işte dürüst olmayan kişi, büyük işte de dürüst olmaz.” (Luka 16:10) Tanrı’nın Musa’ya, tüm İsrail halkına çobanlık etmek gibi zorlu bir görev vermeden önce, Musa’nın küçük işlerde güvenilir olduğunu göstermesi gerekiyordu. Böylece, Kutsal Yazılar bize, Musa’nın, Mısır’dan çok uzak bir ülkede çobanlık yaptığını, evlendiğini ve iki çocuğu olduğunu bildirirler. Musa, kırk yıl boyunca sadık bir çoban oldu. Musa, çölde kayınpederinin sürüsünü güderken Tanrı Musa’yı İsrail ulusuna çobanlık edeceği gün için hazırlıyordu. Tanrı’nın Musa ve Halkı İsrail için büyük planları vardı!

Daha sonra Kutsal Yazılar şöyle yazar:

(Mısır’dan Çıkış 2) 23Aradan yıllar geçti, bu arada Mısır kralı öldü. İsrailliler hala kölelik altında inliyor, feryat ediyorlardı. Sonunda yakarışları Tanrı’ya erişti. 24Tanrı iniltilerini duydu. İbrahim, İshak ve Yakup ile yaptığı antlaşmayı anımsadı. 25İsraillilere baktı ve onlara ilgi gösterdi.

İsrailoğulları çok uzun bir süre köle olarak yaşadılar. Gördükleri baskı çok büyüktü! Ama Tanrı onları unutmamıştı. Tanrı İsrail halkını kölelikten kurtarmayı planladı. Aklımıza şöyle bir soru gelebilir: Tanrı, İsrailoğullarını firavunun elinden özgür kılmayı neden planladı? Onlar diğer insanlardan daha iyi oldukları için mi? Hayır! İsrailliler de diğer tü insanlar ve Mısır halkı gibi günahkardılar. O zaman Tanrı’nın İsrailoğulları için neden böyle özel planları vardı? Yanıt çok basit: çünkü Tanrı sadıktır ve merhametlidir! Son ayeti tekrar okuyalım. Okuyoruz: “Tanrı iniltilerini duydu ve İbrahim, İshak ve Yakup ile yaptığı antlaşmayı anımsadı (Tanrı’nın sadakatine dikkat edin!) Tanrı İsraillilere baktı ve onlara ilgi gösterdi. (Tanrı’nın merhametine dikkat edin!) (Mısır’dan Çıkış 2:24, 25)

Evet, sadık ve merhametli Tanrı, İbrahim ile yapmış oldu antlaşmayı anımsadı; İbrahim’e şöyle demişti:

Seni büyük bir ulus yapacağım..Bereket kaynağı olacaksın, yeryüzündeki bütün halklar senin aracılığın ile kutsanacak.” (Yaratılış 12:2, 3) “Şunu iyi bil ki, senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl kölelik edip baskı görecek. Ama soyuna kölelik yaptıran ulusu cezalandıracağım. Sonra soyun oradan büyük mal varlığı ile çıkacak.” (Yaratılış 15:13, 14)

Bir sonraki derste Rab isterse, Tanrı’nın Musa’ya nasıl alışılmamış bir şekilde göründüğünü ve onu daha önce aynen İbrahim’e söz vermiş olduğu gibi, İsraillileri Mısır’daki köleliklerinden kurtarmaya nasıl çağırdığını göreceğiz.

Dinlediğiniz için teşekkürler…

Tanrı sizi bereketlesin. Bugün size Mezmurlardaki şu sözler ile veda ediyoruz:

“Rab’be şükredin, O’na yakarın, halklara duyurun yaptıklarını! O, antlaşmasını, bin kuşak için verdiği sözü, İbrahim ile yaptığı antlaşmayı, İshak için içtiği andı sonsuza dek anımsar.” (Mezmur 105: 1,8, 9)

30. Musa Tanrı ile Karşılaşıyor!

Musa Tanrı ile Karşılaşıyor!

Moses Meets God!

Mısır’dan Çıkış 3, 4

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun!

Ön gördüğü kurtuluş yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dersimizde Mısır kralı firavunun İbrahim’in soyu olan İsraillileri köle yaparak ve amansızca çalıştırarak onlara nasıl zulmettiğini gördük. Ama aynı zamanda şu ifadeyi de okuduk: “Ama Mısırlılar baskı yaptıkça, İsrailliler daha da çoğalarak bölgeye yayıldılar, öyle ki Mısırlılar korkuya kapıldı.” (Mısır’dan Çıkış 1:12) Firavun en sonunda doğan her İsrailli erkek çocuğun ölmesi için ırmağa atılması konusunda ferman verdi.

Ama yine de Şeytan’dan daha güçlü olan Tanrı’nın firavunun yaptığı kötülüğü tersine çevirecek bir planı vardı. Böylece firavunun kızının ırmaktaki sepetin içinde bulduğu İsrailli bir bebeğe nasıl sahip çıktığını okuduk. Firavunun kızı, bebeğe acıdı ve ona Musa adını vererek onu evlat edindi. Böylece Musa firavunun yani, İsrail halkını yok etmeyi en çok isteyen kişinin evinde büyüdü! Bilgelik kaynağı olan Tanrı, İsraillileri kötü kralın elinden kurtarmak için Musa’yı kullanmayı planladı. Musa kırk yaşına geldiğinde, kendisini öldürmek isteyen firavunun yanından kaçtı. Musa, kırk yıl süre ile evlendiği ve kayınpederinin sürüsünü güttüğü çölde yaşadı.

Şimdi öykümüze devam edelim ve İsrail halkının Mısır’dan çıkmasına önderlik etmesi amacı ile Tanrı’nın Musa’yı firavuna gönderebilmesi için Tanrı’nın, Kendisini Musa’ya nasıl açıkladığını görelim. Tevrat’ta Mısır’dan Çıkış kitabının üçüncü bölümünü okuyoruz. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 3) 1Musa, kayınbabası Midyanlı Kahin Yitro’nun sürüsünü güdüyordu. Sürüyü çölün batısına sürdü ve Tanrı Dağı’na, Horev’e vardı. 2Rab’bin meleği bir çalıdan yükselen alevlerin içinde ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor, ama tükenmiyor. 3‘Çok garip’ diye düşündü, ‘Gidip bir bakayım çalı neden tükenmiyor?’

4RAB Tanrı Musa’nın yaklaştığını görünce, çalının içinden, ‘Musa, Musa!’ diye seslendi. Musa, ‘Buyur’ diye yanıtladı. 5Tanrı, ‘Fazla yaklaşma’ dedi, ‘Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır. 6Ben babanın Tanrısı, İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısıyım.’ Musa yüzünü kapadı, çünkü Tanrı’ya bakmaya korkuyordu. 7RAB, ‘Halkımın Mısır’da çektiği sıkıntıyı yakından gördüm’ dedi, ‘Angaryacılar yüzünden ettikleri feryadı duydum. Acılarını biliyorum. 8Bu yüzden onları Mısırlıların elinden kurtarmak için geldim. O ülkeden çıkarıp geniş ve verimli topraklara, süt ve bal akana ülkeye, Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus topraklarına götüreceğim. 9İsraillilerin feryadı bana erişti. Mısırlıların onlara yapmakta olduğu baskıyı görüyorum. 10Şimdi gel, halkım İsrail’i Mısır’dan çıkarmak için seni firavuna göndereyim.

11Musa, ‘Ben kimim ki, firavuna gidip İsraillileri Mısır’dan çıkarayım?’ diye karşılık verdi. 12Tanrı, ‘Kuşkun olmasın, ben seninle olacağım’ dedi, ‘Seni benim gönderdiğimin kanıtı şu olacak: halkı Mısır’dan çıkardığın zaman bu dağda bana tapınacaksınız.’ 13Musa şöyle karşılık verdi: ‘İsrailliler’e gidip, ‘Beni size atalarınızın Tanrısı gönderdi’ dersem, ‘Adı nedir?’ diye sorabilirler. O zaman ne diyeyim?’ 14Tanrı, ‘Ben Ben’im’ dedi, ‘İsrailliler’e de ki, ‘Beni size, ‘Ben Ben’im’ diyen gönderdi. 15İsrailliler’ de ki, ‘Beni size atalarınızın Tanrısı, İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı RAB gönderdi.’ Sonsuza dek adım bu olacak. Kuşaklar boyunca böyle anılacağım.’”

Tanrı’nın, Sina Dağı’ndaki yanan çalılığın içinden Musa’ya söylediği sözler aracılığı ile,  Tanrı’nın karakteri hakkında en azından dört şey öğrenebiliriz.

1.)    Öncelikle, Tanrı’nın kutsal olduğunu öğreniriz! Musa, yanan çalının alevlerini gördüğü zaman, çok şaşırdı, ne olduğunu anlamak için yaklaştığında, Tanrı’nın ona seslendiğini işitti. Musa dehşete kapılarak titredi ve bakmaya cesaret edemedi. Musa neden korktu? Çünkü Kutsal Olan’ın, Tanrı’nın yüce huzurunda duruyordu! Tanrı, kutsal olduğunu Musa’ya söylediği şu sözler ile ilan etti: “Fazla yaklaşma. Çarıklarını çıkar, çünkü bastığın yer kutsal topraktır!”

Musa’ya alevlerin içinden görünen Tanrı, gerçekten de kutsaldır. Tanrı, Kutsallığının herkes tarafından fark edilmesini ister. Tanrı’nın huzurunda duran melekler konusunda Kutsal Yazılar şöyle der: “Kutsal, kutsal, kutsaldır! Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı, var olmuş, var olan ve gelecek olan.”  (Vahiy 4:8) Melekler, Tanrı’nın kutsallığının farkındadırlar. Bugün bu programı dinlemekte olan sizler, Tanrı’nın kutsallığının farkında mısınız?

Bunun ne anlama geldiği konusunda biraz düşünelim. Daha önceki derslerimizde görmüş olduğumuz gibi, Tanrı’nın kutsallığı, Adem ve Havva’nın günah işledikten sonra Cennet Bahçesi’nden kovulmalarına neden oldu. Tanrı’nın kutsallığı O’nun Kayin’in sunusunu reddetmesine neden oldu. Nuh’un zamanındaki insanların bir tufan ile silip yok edilmelerinin nedeni de yine Tanrı’nın kutsallığıydı. Bu olayı izleyen dönemde Tanrı dünyanın dilini karıştırdı ve Kendisine karşı isyan etmeye çalışan Babil halkını yeryüzüne dağıttı. Ve İbrahim’in zamanında Tanrı’nın kutsallığı kötülükten zevk alan Sodom halkının üzerine gökten ateş yağdırmasına neden oldu.

Bugüne kadar insanların çoğunun Tanrı’nın kutsallığına saygı göstermemeleri çok üzücüdür. Bu insanlar O’nun kusursuz saflığının farkına varamadılar. Bu durum, insanlar günah işledikleri ve bu günahtan zevk aldıkları zaman ortaya çıkar. Aynı zamanda insanlar, dini bir manto gibi üzerlerinde taşıdıklarında, ama Kutsal Yazıları Tanrı’nın gerçeğini anlamak amacı ile incelemediklerinde de, Tanrı’nın kutsallığına önem vermediklerini görürüz. Pek çok insan Tanrı’nın adını içtenlikle değil, yalnızca bir alışkanlık olarak kullanır. Aslında Tanrı’nın isteği zihinlerinden çok uzak olmasına rağmen, “Bismillah” (Arapça anlamı: Tanrı’nın adı ile) ya da “İnşallah” (eğer Tanrı isterse) gibi sözleri dualarında kullanırlar, ama bunun hiç bir yararı yoktur. İnsanların Tanrı’nın kutsallığını anlamak konusundaki başarısızlıklarını, Tanrı’nın huzurunda kendi doğruluklarını kurmak istemeleri ve Tanrı’nın ön gördüğü doğruluk yolunu kabul etmeyi reddetmeleri gibi davranışları aracılığı ile gözlemleriz. Bazı kişiler uzun süre oruç tutarak, sürekli dua ederek ya da yıkanma ve temizlenme törenleri (aptes) aracılığı ile kendilerini Tanrı’nın önünde temiz kılabileceklerini düşünürler. Ama Peygamberlerin Yazılarında çok net olarak gördüğümüz gibi, bu tür dışsal eylemler kişinin iç varlığında temiz olmasını talep eden Kutsal Olan’ı, Tanrı’yı tatmin etmez. Sevgili dostlar, Tanrı kutsaldır! Musa’ya, “Çarıklarını çıkar, çünkü bastığın yer kutsal topraktırdemesinin nedeni de budur.

2.)    Sonra, Tanrı’nın yanan çalıda Musa’ya söylediğini temel alarak Tanrı’nın yalnızca Kutsal Olan değil, aynı zamanda Sadık Olan (birebir anlamı: antlaşmalarını yerine getiren) da olduğunun farkına varırız! Tanrı’nın Musa’ya ilk söylediği şeyi işittiniz mi? Şöyle dedi: “Ben babanın Tanrısı, İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı’yım.”  (Mısır’dan Çıkış 3:6) Bu sözler, Tanrı’ya yaklaşmak ve O’nun ile bir ilişki yaşamanın zevkine varmak isteyen herkesin yüreğini sevinç ile doldurmalıdır. Kutsal Olan Tanrı, İbrahim, İshak ve Yakup ile bir antlaşma yapmış Olan’dır. Tanrı Sadık Olan’dır: dostlarını asla terk etmez ve onlara hiç bir zaman ihanet etmez! Aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen Tanrı, İbrahim, İshak, Yakup ve onların soyuna verdiği vaadi unutmamıştı.

Bu konuda sizin düşünceniz nedir? Tanrı’nın sadakatini takdir ediyor musunuz? İbrahim, İshak ve Yakup ile konuşan Tanrı’yla yakın bir ilişkinin tadını çıkartıyor musunuz? Bu yaşamda ve gelecek yaşamda gerçekten mutlu olmak isteyen herkes için bu, önemli bir sorudur. Size, ‘Bir dine sahip misiniz?’ diye sormuyoruz; Sorduğumuz şu: Tanrı ile doğru bir ilişkiye sahip misiniz? Tanrı’nın ön gördüğü kurtuluş yolunun mesajına inandınız mı? Bir dini izlemek ve Tanrı’nın Kendisi ile bir ilişkiye sahip olmanın birbirlerinden farklı iki şey olduklarını anladınız mı?

Günümüzde, dünyada binlerce din mevcuttur. Örneğin, uzmanlar bize yalnızca Brezilya ülkesinde birbirlerinden farklı dört bin din ve mezhep var olduğunu söylerler! Dört bin tane din!?! Çok şaşırtıcı! Dört bin tane tanrı mı var? Ya da Tanrı’ya ulaştıran dört bin tane yol mu mevcut? Kutsal Yazılar şöyle der: “Tek Tanrı ve Tanrı ile insanlar arasında tek bir Aracı vardır. “  (1.Timoteos 2:5) O zaman neden bugün dünyada binlerce din ve bu dinlerin birbirlerinden farklı binlerce mezhebi mevcuttur? Nedeni şudur: Adem soyunun çoğu Tanrı’nın İbrahim, İshak ve Yakup ile bina etmiş olduğu gerçeğin temelini önemsememişlerdir. Adem’in soyunu günahın cezasından ve gücünden kurtarmak için dünyaya gelecek olan Aracı hakkında verdiği vaatleri bilmezler. Tanrı’nın asla değişmeyen Sözü’nden haberdar değildirler. Sadık Olan’ı tanımazlar.

3.)    Tanrı, Musa’ya, yanan çalıda göründüğü zaman, bir başka özelliğini sergiledi. Bu özeliği, merhametiydi. Tanrı yalnızca Kutsal Olan, Sadık Olan değil, ama aynı zamanda Merhametli Olan’dır. Tanrı, bu nedenle Musa’ya İsrail halkı ile ilgili şunları söyledi: “Halkımın Mısır’da çektiği sıkıntıyı yakından gördüm. Angaryacılar yüzünden ettikleri feryadı duydum. Acılarını biliyorum. Bu yüzden onları Mısırlıların elinden kurtarmak için geldim. Onları o ülkeden çıkarıp geniş ve verimli topraklara götüreceğim.” (Mısır’dan Çıkış 3:7, 8)

Tanrı neden İsrail halkını özgür kılmayı ve onları verimli bir ülkeye götürmeyi planladı? İsrailliler Tanrı’nın merhametini hak ettiler mi? Ya da diğer uluslardan daha mı iyiydiler? Hayır, değildiler! O zaman Tanrı neden onları kurtarmayı ve bu şekilde bereketlemeyi planladı? Tek neden şudur: Tanrı’nın sadakati ve merhameti. Kutsal Yazılar bu konu hakkında şöyle der: “Tanrı iniltilerini duydu. İbrahim, İshak ve Yakup ile yaptığı antlaşmayı anımsadı. İsrailliler’e baktı ve onlara ilgi (merhamet) gösterdi. “ (Mısır’dan Çıkış 2:24, 25)

Evet, Tanrı, Merhametli Olan’dır.

4.)    En son olarak, yanan çalı öyküsünde gözlemleyebileceğimiz bir konuya daha değineceğiz. Musa’nın Tanrı’ya O’nun adının ne olduğunu sorduğunu işittik. Sonsuz Tanrı’nın doğası tek bir ad ile tanımlanabilir mi? Böylesine yüce ve kutsal, sadık ve merhametli bir Tanrı; insanın gözleri ile göremeyeceği, her şeyi yaratan, her şeyi gören, her şeyi bilen ve her şeyi yapabilen bu Tanrı’nın Adı nedir? Bazı kişiler, Tanrı’nın adının sadece “Tanrı” (Allah)  olduğunu düşünürler. Doğrudur, Tanrı Tanrı’dır. Ama yine de adı Tanrı değildir.  O, Tanrı’dır. Ben de bir insanım, ama adım İnsan değildir. Hepimiz tanındığımız bir ada sahibiz. Tanrı’nın adı nedir? Tanrı, Musa’nın sorusuna ne yanıt verdi? Ayetleri tekrar okuyalım. Tanrı Musa’ya şöyle dedi:

BEN BEN’İM. İsraillerle de ki, ‘beni size Ben Ben’im diyen gönderdi. Tanrı aynı zamanda Musa’ya şöyle dedi: ‘İsraillilere de ki, ‘Beni size atalarınızın Tanrısı, İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı RAB gönderdi. Sonsuza dek adım bu olacak.!”  (Mısır’dan Çıkış 3:14,15) (Not: İbranice’deki YHWH & İngilizce’deki “Rab” Wolof diline, Sonsuz Olan sözleri ile çevrilir.)

Sonsuz doğasını tanımlayan Tanrı’nın adı nedir? Adını duydunuz mu? Adı: Rab’dir! (Sonsuz Olan) Kutsal Yazılarda peygamberler, yüzlerce isim ve unvan atfederler, ama bu isim, yani Rab diğer isimler arasında en çok – altı bin beş yüz kezden daha çok – kullanılanıdır. Tanrı Rab’dir, Sonsuz “BEN BEN’İM’dir; var olmuş olan, var olan ve sonsuza kadar var olacak Olan’dır. O, Sonsuz Olan’dır! Başlangıcı yoktur. Sonu yoktur. Sınırları yoktur. Eşi benzeri yoktur. O, Kendi gücü aracılığı ile var Olan’dır. Dün ve bugün nasılsa, sonsuza kadar aynı olacaktır. O, asla değişmez. O’nun adı, Rab’dir (Sonsuz Olan’dır)!

Dinleyici dostumuz, Rabbi tanıyor musunuz? O’nun kutsallığının farkında mısınız? O’nun, sadakati  (ilişkilerde; antlaşmalarını yerine getirdiği için) ile seviniyor musunuz? O’nun merhametini kabul ettiniz mi? O’nun Sözü’ne inanıyor musunuz? İbrahim, İshak ve Yakup’un Tanrısı ile yakın bir ilişkiye girdiniz mi? Yanan çalıdan Musa’ya konuşan Rabi tanıyor musunuz?

Dinlediğiniz için teşekkürler. Tanrı isterse, bir sonraki programımızda Musa’nın öyküsüne devam edeceğiz ve Tanrı’nın onu nasıl kötü yürekli Mısır kralı firavuna gönderdiğini göreceğiz.

Siz, Tanrı’nın Musa’ya söylediği şu sözler üzerinde düşünmeye devam ederken Tanrı sizi bereketlesin:

“BEN BEN’İM!..Ben Rab’bim..Sonsuza dek adım bu olacak!” (Mısır’dan Çıkış 3:14, 15; 6:2)

31. Firavun, “Rab Kim Oluyor?”

Firavun, “Rab Kim Oluyor?”

Pharaoh, "Who Is The Lord?"

Mısır’dan Çıkış 4-7

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün sizler ile tekrar beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Bugün, Tanrı’nın peygamberi Musa ve Mısır’daki Tanrı halkının öyküsünü anlatan Tevrat’ın ikinci kitabında devam ediyoruz. Daha önceki derslerimizde, Mısır kralı firavunun İsraillileri köleleri haline getirerek onlara nasıl zulmettiğini gördük. Ama yine de, Tanrı’nın firavunun yaptığı kötülüğü alt üst etmek için bir planı vardı. Tanrı, İsrailoğulları arasından bir adam olan Musa’yı İsraillileri firavunun elinden kurtarmak için kullanmayı planladı.

Musa’nın, Mısır uygarlığının tüm bilgisine sahip olarak eğitildiğini öğrendik. Musa kırk yaşına geldiği zaman, halkını kendi yöntemleri ile kurtarma girişiminde bulundu. Ancak yine de Musa’nın çabaları, yalnızca sorunların ortaya çıkmasına neden oldu ve Musa firavundan kaçmak ve çölde gizlenmek zorunda kaldı. Musa’nın öğrenmesi gereken şuydu: o kendi başına yalnızca bir insandı ve Tanrı tarafından kendisine verilmedikçe, İsrail halkını kurtarmak için hiç bir güce sahip değildi. Böylece Musa çölde kayınbabasının sürüsünü güderek, kırk yıl yaşadı.

Bir gün Musa seksen yaşına geldiği zaman, Tanrı ona Siz olarak adlandırılan bir dağda bir çalıdan yükselen alevlerin içinden ona göründü. Çalı yanıyor, ama tükenmiyordu. Musa bu durumun farkına vardığında çok şaşırdı. Neler olup bittiğini araştırmak için çalıya yaklaştığı zaman, Tanrı’nın sesini duydu; Tanrı şöyle diyordu: “Ben babanın Tanrısı, İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısıyım.” M usa dehşete düştü, yüzünü kapadı, çünkü bakmaya korkuyordu. Sonra Tanrı sözlerine devam etti: “Çarıklarını çıkar, çünkü bastığın yer kutsal topraktır. Halkımın Mısır’da çektiği sıkıntıyı yakından gördüm. Ettikleri feryatları duydum, acılarını biliyorum. Bu yüzden onları kurtarmak için aşağı geldim. Şimdi git, seni Mısır’a gönderiyorum.

Şimdi Tanrı’nın Musa ile yaptığı konuşmasını nasıl sona erdirdiğini ve onu nasıl Mısır kralına gönderdiğini görmek için Tevrat’ı okumaya devam edelim. Üçüncü bölümde, Tanrı’nın nasıl Musa ile birlikte olacağını, ona firavunun ve Mısır halkının önünde nasıl bilgelik ve yetki vereceğini vaat ettiğini işittik. Ama dördüncü bölümde Musa’nın Mısır’a gitmekten korktuğunu göreceğiz.

Mısır’dan Çıkış kitabının dördüncü bölümünde Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 4) 1Musa, ‘Ya bana inanmazlarsa?’ dedi, ‘Sözümü dinlemez, ‘Rab sana görünmedi’ derlerse, ne olacak?’ 2RAB, ‘Elinde ne var?’diye sordu. Musa, ‘Değnek’ diye yanıtladı. 3RAB, ‘Onu yere at’ dedi. Musa değneğini yere atınca değnek yılan oldu. Musa yılandan kaçtı. 4RAB, ‘Elini uzat, kuyruğundan tut’ dedi. Musa elini uzatıp kuyruğunu tutunca yılan tekrar değnek oldu. 5RAB, ‘Bunu yap ki, ataları İbrahim’in, İshak’ın, Yakup’un Tanrısı Rab’bin sana göründüğüne inansınlar’ dedi.

10Musa Rabbe, ‘Aman ya Rab!’ dedi, ‘Ben kulun ne geçmişte, ne de benim ile konuşmaya başladığından bu yana iyi bir konuşmacı oldum. Çünkü ben dili ağır, tutuk biriyim.’ 11Rab,’Kim ağız verdi insana?’ dedi. ‘İnsanı sağır, dilsiz, görür ya da görmez yapan kim? Ben değil miyim? 12Şimdi git, ben konuşmana yardımcı olacağım. Ne söylemen gerektiğini sana öğreteceğim.’ 13Musa, ‘Aman ya Rab!’ dedi, ‘Ne olur, benim yerime başkasını gönder.’ 14 RAB, Musa’ya öfkelendi ve, ‘Ağabeyin Levili Harun var ya!’ dedi, ‘Bilirim, o iyi konuşur. Hem şu anda seni karşılamaya geliyor. Seni görünce sevinecek. 15Onunla konuş, ne söylemesi gerektiğini anlat. İkinizin konuşmasına da yardımcı olacak, ne yapacağınızı size öğreteceğim. 16O sana sözcülük edecek, senin yerine halk ile konuşacak. Sen de onun için Tanrı gibi olacaksın. 17Bu değneği eline al, çünkü belirtileri onun ile gerçekleştireceksin.’

18Musa kayınbabası Yitro’nun yanına döndü. Ona, ‘İzin ver, Mısır’daki soydaşlarımın yanına döneyim’ dedi, ‘Bakayım hala yaşıyorlar mı?’Yitro, ‘Esenlik ile git’ diye karşılık verdi. 19Rab Midyan’da Musa’ya, ‘Mısır’a dön, çünkü canını almak isteyenlerin hepsi öldü’ demişti. 20Böylece Musa karısını, oğullarını eşeğe bindirdi; Tanrı’nın buyurduğu değneği de eline alıp Mısır’a doğru yola çıktı. 21Rab Musa’ya, ‘ Mısır’a döndüğün zaman sana verdiğim güç ile bütün şaşılası işleri firavunun önünde yapmaya bak’ dedi, ‘Ama ben onu inatçı yapacağım. Halkı salıvermeyecek. 22Sonra firavuna de ki, ‘Rab şöyle diyor: İsrail benim ilk oğlumdur. 23Sana, bırak oğlum gitsin, bana tapsın dedim. Ama sen onu salıvermeyi reddettin. Bu yüzden senin ilk oğlunu öldüreceğim.’

27Rab Harun’a, ‘Çöle, Musa’yı karşılamaya git’ dedi. Harun gitti, Musa’yı Tanrı Dağı’nda karşılayıp öptü. 28Musa, duyurması için Rab’bin kendisine söylediği bütün sözleri ve gerçekleştirmesini buyurduğu bütün belirtileri Harun’a anlattı. 29Musa ile Harun, varıp İsrail’in bütün ileri gelenlerini topladılar. 30Harun Rab’bin Musa’ya söylermiş olduğu her şeyi onlara anlattı. Musa da halkın önünde belirtileri gerçekleştirdi. 31Halk inandı. RAB’bin kendileri ile ilgilendiğini, çektikleri sıkıntıyı görmüş olduğunu duyunca eğilip tapındılar.

Bölüm beş: (Mısır’dan Çıkış 5) 1Sonra Musa ile Harun firavuna gidip şöyle dediler: ‘İsrail’in Tanrısı Rab diyor ki, ‘Halkımı bırak gitsin, çölde bana bayram yapsın.’ 2Firavun, ‘RAB kim oluyor ki, O’nun sözünü dinleyip İsrail halkını salıvereyim?’ dedi, ‘Rabbi tanımıyorum, İsraillilerin gitmesine izin vermeyeceğim.

Burada kısa bir süre için duralım. Tanrı’nın Musa ve Harun’un ağızları aracılığı ile firavuna nasıl konuştuğunu gördük. Firavun Tanrı’nın Sözü’ne inandı mı? Hayır, inanmadı. Musa ve Harun’a ne yanıt verdiğini duydunuz mu? Şöyle dedi: “Rab kim oluyor ki, O’nun Sözü’nü dinleyip İsrail halkını salıvereyim? Rabbi tanımıyorum. İsraillilerin gitmesine de izin vermeyeceğim.”

Firavun, Rabbi (Sonsuz Olan’ı) tanımıyordu. Firavunun ve tüm Mısır halkının bir dini vardı, ama Tanrı’yı tanımıyorlardı. İlgilendikleri tek şey, atalarının dinini izlemekten ibaretti. İbrahim, İshak ve Yakup’un Tanrısı olan diri ve gerçek Tanrı’yı tanımak için ilgi göstermediler. Firavun ve Mısırlılar, kendi adetlerine, putlarına, fetişlerine ve din önderlerine güveniyorlardı, ama Rabbe ve O’nun Sözü’ne güvenmiyorlardı.

Böylece, altıncı bölümde şunları okuruz:

(Mısır’dan Çıkış 6) 1RAB Musa’ya, ‘Firavuna ne yapacağımı şimdi göreceksin’ dedi, ‘Güçlü elimden ötürü İsrail halkını salıverecek, güçlü elimden ötürü onları ülkesinden kovacak.’ 2Tanrı ayrıca Musa’ya, ‘Ben Rab’bim!’ dedi, 3‘İbrahim’e, İshak’a ve Yakup’a Her Şeye Gücü yeten Tanrı olarak göründüm, ama onlara kendimi Rab adı ile tanıtmadım. 4Yabancı olarak yaşadıkları Kenan ülkesini kendilerine vermek üzere onlar ile antlaşma yaptım. 5Mısırlılar’ın köleleştirdiği İsrailliler’in iniltilerini duydum ve antlaşmamı hep andım. 6Onun için İsrailliler’e de ki, ‘Ben Rab’bim! Sizi Mısırlılar’ın boyunduruğundan çıkaracak, onların kölesi olmaktan kurtaracağım. Onları ağır biçimde yargılayacak  ve kudretli elim ile sizi özgür kılacağım.7 Sizi kendi halkım yapacak ve Tanrınız olacağım. O zaman sizi Mısırlılar’ın boyunduruğundan çıkaran Tanrınız RAB’bin ben olduğumu bileceksiniz. 8Sizi İbrahim’e, İshak’a ve Yakup’a vereceğime ant içtiğim topraklara götüreceğim. Orayı size mülk olarak vereceğim. Ben RAB’bim.

(Mısır’dan Çıkış 7) 4Firavun sizi dinlemeyecek. O zaman elimi Mısır’ın üzerine koyacağım ve onları ağır biçimde cezalandırarak halkım İsrail’i ordular halinde Mısır’dan çıkaracağım. 5Mısır’a karşı elimi kaldırdığım ve İsrailliler’i aralarından çıkardığım zaman, Mısırlılar benim Rab olduğumu anlayacaklar.’ 6Musa ile Harun RAB’bin buyurduğu gibi yaptılar. 7Firavun ile konuştuklarında Musa seksen, Harun ise seksen üç yaşındaydı.

Böylece, Rabbin firavunu ve Mısır halkını güçlü işleri ile yargılamak için nasıl plan yaptığını görüyoruz. Adil olan Tanrı, Mısırlılar’ın İsrailliler’e çektirdiği yüzlerce yılık sıkıntının bedelini Mısırlılar’a ödetmeyi amaçladı. Aynı zamanda Tanrı’nın Musa’nın elini kullanarak yapmayı planladığı mucizeler aracılığı ile Rab gücünü ve yüceliğini de göstermek istedi. Böylelikle Mısır halkına ve tüm dünyaya İbrahim, İshak, Yakup ve Musa’ya konuşan Rab Tanrı’nın diri ve gerçek Tanrı olduğunu gösterecekti!

Daha önce öğrenmiş olduğumuz gibi, Tanrı Merhametli Olan’dır ve hiç kimsenin mahvolmasını istemez, ama herkesin tövbe etmesini ve gerçeği bilerek kabul etmesini arzular. Musa aracılığı ile konuştuğu sözü onaylayacak olan mucizeler planlamasının nedeni budur. Rab, herkesin Musa aracılığı ile konuşan Tanrı’nın tek gerçek Tanrı olduğunu, hiç bir kuşkuya kapılmadan bilmesini istedi.

Mısır’da Mısırlılar’ın tanrı olarak kabul ettikleri yüzlerce putun mevcut olduğunu hatırlamamız gerekir. Ama Tanrı onların yalnızca tek bir gerçek Tanrı’nın var olduğunu bilmelerini istedi. Tanrı, peygamberleri Musa ve Harun aracılığı ile firavuna konuşmak istediği zaman, firavunun şu sözler ile karşılık vermesinin nedeni de budur: Rab kim oluyor ki, O’nun sözünü dinleyip İsrail halkını salıvereyim? Rabbi tanımıyorum ve İsrailliler’in gitmesine izin vermeyeceğim.” (Mısır’dan Çıkış 5:2)

Firavun, Rabbi tanımadığını söylerken doğruyu söylüyordu! İbrahim, İshak ve Yakup ile sonsuz bir antlaşma yapmış olan Tanrı’yı tanımıyordu. Firavunun bir dini vardı, ama Tanrı ile bir ilişkiye sahip değildi. Firavun’un yüreği tek gerçek Tanrı’dan gelen gerçeğe kapalıydı. Bu nedenle Tanrı’nın, Musa ve Harun aracılığı ile konuştuğu mesajı önemsemedi.

Bu güne kadar dünyadaki pek çok insan firavunun yolunu izledi. Bu tür insanlar Tanrı hakkında konuşurlar, ama Tanrı’nın Sözü’ne önem vermezler. Bunun sonucu olarak da, Tanrı’yı tanımazlar. Tanrı hakkında bazı bilgilere sahiptirler, ama Tanrı’nın kendisini tanımazlar. Kendilerine atalarından devredilmiş olan bir dine sahiptirler, ama Musa’ya Kendisini açıklayan diri Tanrı ile gerçek bir ilişkiye sahip değildirler.

Sizin durumunuz nedir? Rabbi tanıyor musunuz? Peygamberleri aracılığı ile ne söylediğini gerçekten biliyor musunuz? Tanrı’nın peygamberlerinin Yazılarını hiç şimdiye kadar içtenlik ile incelediniz mi? Rab Tanrı’yı gerçekten tanıyor musunuz? O’nu tüm yüreğiniz ile seviyor musunuz? O’na itaat etmek istiyor musunuz? Ya da siz de firavun gibi, yalnızca atalarınızın dinini mi izliyorsunuz?

Ah sevgili dostlar, içimizden tek kişi bile Sonsuz Tanrı’nın Sözü’nü dinlemeyi ve bu Söz’e itaat etmeyi reddeden firavun gibi olmasın! Tanrı’nın Sözü’ndeki şu uyarıya kulak verin: “Ey kardeşler, hiç birimizde diri Tanrı’yı terk eden, kötü, imansız bir yüreğin bulunmamasına dikkat edin! (İbraniler 3:12) bugün, eğer O’nun sesini duyarsanız, “Rab kim oluyor ki, O’nun sözünü dinleyeyim?” diyen firavun gibi yüreklerinizi katılaştırmayın.

Dinlediğiniz için teşekkürler. Tanrı isterse, bundan sonraki dersimizde bu çekici öyküyü okumaya devam edeceğiz ve Tanrı’nın O’nun Rab olduğunu bilebilmeleri için firavunun ve Mısırlılar’ın üzerine nasıl on bela gönderdiğini göreceğiz.

O’nun kutsal Sözü’ndeki şu ciddi uyarı üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:

“Bugün, O’nun sesini duyarsanız, yüreklerinizi nasırlaştırmayın!” (İbraniler 3:15)

32. Belalar

Belalar

The Plagues

Mısır’dan Çıkış 7-10

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere sizler ile tekrar beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

“Bir yumurta bir kaya ile güreşmemelidir.” Bu Wolof atasözü, bugün Kutsal Yazılarda çalışacağımız konuyu özetler. Bir yumurta ve bir kaya çarpıştıklarında ne olur? Yumurta kırılır ve kaya değişmeden, olduğu gibi kalır. Bugün, Mısır kralı firavunun Rab Tanrı’ya karşı savaşmayı denediğinde başına neler geldiğini göreceğiz. Peygamber Musa Rab Tanrı hakkında şöyle yazar: “O, Kaya’dır, işleri kusursuzdur, bütün yolları doğrudur.” (Yasa’nın Tekrarı 32:4)

Son derste Tanrı’nın Musa ve Harun’u nasıl İsrailoğullarını Mısır’daki köleliklerinden özgür kılmaları için gönderdiğini gördük. Musa ve Harun firavuna şöyle dediler: “İsrail’in Tanrısı Rab şöyle diyor, ‘Halkımı bırak, gidip çölde bana tapınsın!’ Ama buna rağmen, firavun onlara şu yanıtı verdi: “Rab kim oluyor ki, O’nun sözünü dinleyip İsrail halkını salıvereyim? Rab’bi tanımıyorum, İsrailliler’in gitmesine izin vermeyeceğim.” (Mısır’dan Çıkış 5:2) Özetleyecek olursak, Tanrı İsrail halkını özgür kılmakta kararlıydı, oysa Firavun onları köle olarak alıkoymakta ısrarlıydı. Ama yine de, “Bir yumurta bir kaya ile güreşmemelidir (kavga etmemelidir, çarpışmamalıdır)!”

Şimdi Tevrat’ın ikinci kitabı olan Mısır’dan Çıkış’ın yedinci bölümüne geri dönelim ve firavunun Tanrı ile nasıl güreşmeyi denediğini görelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 7) 10Böylece Musa ile Harun firavunun yanına gittiler ve Rab’bin buyurduğu gibi yaptılar. Harun değneğini firavun ve görevlilerinin önüne attı. Değnek yılan oluverdi. 11Bunun üzerine firavun kendi bilgelerini, büyücülerini çağırdı. Mısırlı büyücüler de büyüleri ile aynı şeyi yaptılar. 12Her biri değneğini attı, değnekler yılan oldu. Ancak Harun’un değneği, onların değneklerini yuttu.

Firavun ve Tanrı arasındaki “Güreş maçının” nasıl başladığına dikkat edin. (Not: Güreş, Senegal’in geleneksel sporudur.) Bir yanda firavunu bilgeleri ve büyücüleri (Wolof dilindeki birebir çevirisi: dervişler, ruhsal rehberler) ile, diğer yanda ise Musa’yı ve Harun’u görüyoruz. Harun’un değneği mucizevi bir şekilde bir yılana dönüştüğü zaman, firavun’un büyücüleri (dervişler) mucizeyi kendi sihirleri ile taklit etiler. “Her biri kendi değneğini atı ve değnek bir yılana dönüştü. Ama Harun’un değneği onların değneklerini yuttu.

Tüm bu olup bitenler hakkında ne söyleyebiliriz? Musa ve Harun’un yaptıkları mucizelerin Tanrı’dan geldiklerini biliyoruz. Ama her şeye rağmen firavunun dervişleri de mucize yaptılar. Bu dervişler güçlerini nereden aldılar? Tanrı’dan mı? Hayır! Tanrı, Kendisine karşı savaşmaz. O zaman bu büyücülerin güçleri nereden geldi. Firavun’un dervişleri Şeytan’dan gelen hilekarlık sanatına ve Şeytan’ın gücüne güvendiler.

Kutsal Yazılar bize Şeytan’ın çok hilekar olduğunu ve insanları aldatmaktan zevk aldığını gösterirler; Şeytan aynı zamanda çok güçlüdür ve mucizeler yapabilir. Ama yine de, Tanrı’nın Şeytan’dan daha güçlü olduğu kesindir. Böylece Harun’un değneği firavunun dervişlerinin değneklerini yuttu. Ama her şeye rağmen, tüm bu olup bitenler firavunun tövbe etmesini ve Tanrı Sözü’nü dinlemesini sağlamadı.

Kutsal Yazıların ne dediğine kulak verelim:

(Mısır’dan Çıkış 7) 14RAB Musa’ya, ‘Firavun inat ediyor, halkı salıvermeyi reddediyor’ dedi. 15‘Sabah git, firavun Nil’e inerken onu karşılamak için ırmak kıyısında bekle. Yılana dönüşen değneği eline al 16ve ona de ki, ‘Halkımı salıver, çölde bana tapsınlar, demem için İbraniler’in Tanrısı Rab beni sana gönderdi. Ama sen şu ana kadar kulak asmadın.17 Benim Rab olduğumu şundan anla, diyor Rab. İşte elimdeki değneği ırmağın sularına vuracağım, sular kana dönecek. 18Irmaktaki balıklar ölecek, ırmak leş gibi kokacak. Mısırlılar artık ırmağın suyunu içemeyecekler.’ 19Sonra Rab Musa’ya şöyle buyurdu: ‘Harun’a de ki, ‘Değneğini al ve elini Mısır’ın suları üzerine – ırmakları, kanalları, havuzları, bütün su birikintileri üzerine – uzat, hepsi kana dönsün. Bütün Mısır’da tahta ve taş kaplardaki sular bile kana dönecek.’ 20Musa ile Harun Rab’bin buyurduğu gibi yaptılar. Harun firavun ile görevlilerinin gözü önünde değneğini kaldırıp ırmağın sularına vurdu. Bütün sular kana dönüştü. 21Irmaktaki balıklar öldü, ırmak kokmaya başladı. Mısırlılar ırmağın suyunu içemez oldular. Mısır’ın her yerinde kan vardı. 22Mısırlı büyücüler de kendi büyüleri ile aynı şeyi yaptılar. Rab’bin söylediği gibi firavun inat etti, ve Musa ile Harun’u dinlemedi. 23Olanlara aldırmadan sarayına döndü. 24Mısırlılar içecek su bulmak için ırmak kıyısını kazmaya koyuldular. Çünkü ırmağın suyunu içemiyorlardı.

25RAB’bin ırmağı vurmasının üzerinden yedi gün geçti. 8:1RAB Musa’ya şöyle dedi: ‘Firavunun yanına git ve ona de ki, 2‘Rab şöyle diyor: Halkımı salıver, bana tapsınlar. Eğer halkımı salıvermeyi reddedersen, bütün ülkeni kurbağalar ile cezalandıracağım.3 Irmak kurbağalar ile dolup taşacak, Kurbağalar çıkıp saraya, yatak odana, yatağına, görevlilerinin ve halkının evlerine, fırınlarına, hamur teknelerine girecekler.

Ama firavun yine de, Musa’nın uyarılarını dinlemedi. (Yaratılış 8) Sonra Rab Musa’ya şöyle dedi: 5‘Harun’a de ki, ‘Elindeki değneği, ırmakların, kanalların, havuzların üzerine uzatıp kurbağaları çıkart; Mısır’ı kurbağalar kaplasın.’ 6Böylece Harun elini Mısır’ın suları üzerine uzattı; kurbağalar çıkıp Mısır’ı kapladı. 7Ancak büyücüler de kendi büyüleri ile aynı şeyi yaptılar ve ülkeye kurbağaları saldılar. 8Firavun Musa ile Harun’u çağırtıp, ‘Rab’be dua edin, benim ve halkımın üzerinden kurbağaları uzaklaştırsın’ dedi, ‘O zaman halkınızı Rab’be kurban kessinler diye salıvereceğim.’ 9Musa, ‘Sen karar ver’ diye karşılık verdi, ‘Bunu sana bırakıyorum. Kurbağalar senden ve evlerinden uzak dursun, yalnız ırmakta kalsınlar diye senin, görevlilerinin ve halkın için ne zaman dua edeyim?10Firavun, ‘Yarın’ dedi. Musa, ‘Peki, dediğin gibi olsun’ diye karşılık verdi, ‘Böylece bileceksin ki, Tanrımız RAB gibisi yoktur. 11Kurbağalar senden, evlerinden, görevlilerinden, halkından uzaklaşacak, yalnız ırmakta kalacaklar. 12Musa ile Harun firavunun yanından ayrıldılar. Musa, Rab’bin firavunun başına getirdiği kurbağa belası için Rab’be feryat etti. 13Rab Musa’nın isteğini yerine getirdi. Kurbağalar evlerde, avlularda, tarlalarda öldüler. 14Kurbağaları yığın yığın topladılar. Ülke kokudan geçilmez oldu. 15Ancak firavun ülkesinin rahatladığını görünce, RAB’bin söylediği gibi inatçılık etti. Ve Musa ile Harun’u dinlemedi.

16Rab Musa’ya şöyle dedi: ‘Harun’a de ki, ‘Değneğini uzatıp yere vur, yerdeki toz sivrisineğe dönüşsün, bütün Mısır’ı kaplasın. 17Öyle yaptılar. Harun elindeki değneği uzatıp yere vurunca, insanlar ile hayvanların üzerine sivrisinekler üşüştü. Mısır’da yerin bütün tozu sivrisineğe dönüştü. 18Büyücüler de kendi büyüleri ile tozu sivrisineğe dönüştürmek istedilerse de başaramadılar. İnsanların ve hayvanların üzerlerini sivrisinek kapladı. 19Büyücüler firavuna, ‘Bu işte Tanrı’nın parmağı var’ dediler. Ne var ki, Rab’bin söylediği gibi, firavun inat etti. Musa ile Harun’u dinlemedi.

Firavunun dervişlerine ve büyücülerine ne olduğunu gördünüz mü? Daha önce Şeytan’dan aldıkları belirli bir güce sahip olduklarını görmüştük. Yaptıkları büyü ile Tanrı’nın gücünü taklit etmeyi ve küçük bir miktar suyu kana dönüştürmeyi ve bir kaç kurbağayı ortaya çıkarmayı becermişlerdi (sanki Mısırlıların sularında daha fazla kana ya da yataklarında daha fazla kurbağaya ihtiyaçları varmış gibi!) ancak yine de, güçleri sınırlıydı. Firavunun dervişleri Gücü Her Şeye Yeten Tanrı’nın Mısır ülkesi üzerine getirdiği belaları uzaklaştıracak güce asla sahip değillerdi. Harun, değneği ile yere vurduktan sonra, erin tozu sivrisineğe dönüştü, büyücüler de kendi büyüleri ile tozu sivrisineğe dönüştürmek istediler, ama başaramadılar. Bu nedenle, firavuna, ‘Bu işte Tanrı’nın parmağı var’ dediler.

Büyücülerin gücünün sınırlı olduğu çok açıktı. Şeytan’ın güce sahip olduğu ve insana belirli güçler verebildiği doğrudur, ama bu güçler Tanrı tarafından belirlenmiş olan sınırların dışına asla taşamazlar! Yalnızca Tanrı Gücü Her Şeye Yeten’dir. Her şeyi yapabilen yalnızca O’dur. Sınır tanımayan tek Kişi yalnızca O’dur. Firavunun dervişleri Tanrı’nın sınırsız gücü ile ilgili bir şeyler öğrenmeye başlıyorlardı, ama Firavun Tanrı’ya boyun eğmeyi hala reddediyordu. Firavun yüreğini katılaştırmaya devam etti ve İsrail’in Tanrısı ile güreşebileceğini ve kazanabileceğini düşündü!

Böylece, Kutsal Yazılar bize, Tanrı’nın nasıl Musa ve Harun’un elleri aracılığı ile firavunun ve Mısır ülkesinin üzerine yedi bela daha gönderdiğini anlatırlar. Ne yazık ki, bu belaların her birini teker teker okuyacak zamanımız yok. Yalnızca neler olduklarını söyleyebiliriz.

Dördüncü bela, at sinekleriydi. At sinekleri ülkeyi doldurdular, insanların evleri at sinekleri ile dolup taştı, ve çok büyük bir yıkıma neden oldular. Beşinci bela, hayvanların üzerine korkunç bir hastalık gelmesiydi. Mısırlıların hayvanları büyük çapta öldüler. Ama tüm bunlara rağmen, İsrailoğulları’nın hayvanlarından hiç biri ölmedi. Ama firavun yine de inat etti ve İsrail halkının gitmesine izin vermeyi reddetti. Sonra, ülkenin her yanındaki insanların, hayvanların bedenlerinde irinli çıbanlar çıktı. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle yazar: “Büyücüler çıbanlardan ötürü Musa’nın karşısında duramaz oldular. Çünkü bütün Mısırlılar’da olduğu gibi onlarda da çıbanlar çıkmıştı.” (Mısır’dan Çıkış 9:11) Yedinci belada, Mısır’ın her yerine, insanların, hayvanların, tarlaların, kırdaki bütün bitkilerin üzerine daha önce Mısır’da hiç görülmemiş bir şekilde dolu yağdı. Tüm tarlalar mahvoldu. Bu bela sona erdikten sonra, ülke, doludan arta kalan her şeyi yiyen çekirgeler ile doldu. Bu, sekizinci belaydı.

Dokuzuncu bela, meydana gelmeden önce, Tanrı Musa’ya şöyle dedi: “Elini göğe doğru uzat, öyle ki, Mısır’ı hissedilebilir bir karanlık kaplasın.” (Mısır’dan Çıkış 10:21) Böylece üç gün boyunca hiç kimse hiç bir şey göremedi. Ancak, İsrailoğullarının yaşadıkları bölgede ışık vardı. Belalardan hiç biri onların üzerine gelmemişti. Kutsal Yazılar şöyle der: “Firavun Musa’ya şöyle dedi: ‘Git başımdan. Sakın bir daha karşıma çıkma.Yüzümü gördüğün gün öleceksin.” (Mısır’dan Çıkış 10:28)

Tanrı’nın firavunun ve Mısırlılar’ın üzerine gönderdiği bir bela daha vardır, ama zamanımız bitmek üzere olduğu için bu bela hakkında bilgi edinmek için bir sonraki dersimizi bekleyeceğiz.

Bugünkü dersimizi nasıl özetleyebiliriz? Belki şu şekilde: Firavun Rab Tanrı ile kavga etmeyi denedi. Firavun ve büyücüleri Her Şeye Gücü Yeten’i yenebildiler mi? O’nun gücünün üstünde güç sergileyebildiler mi? Hiç kimse Tanrı ile savaşamaz ve O’nu yenemez! Bir yumurta bir kaya ile çarpışamaz ve kayayı yenemez!

Bugün okuduklarımız aracılığı ile Tanrı bize ne söylemek istiyor? Kutsal Yazılar şöyle der: “Bu olaylar başkalarına ders olsun diye onların başına geldi ve bizleri uyarmak için yazıya geçirildi.”  (1.Korintliler 10:11) Tanrı bizi uyarmak istiyor. Tanrı kendimize bakmamızı ve O’nun öğütlerine kulak vermemizi istiyor.

Bugün bizi dinlemekte olan sizler, Tanrı’nın Sözü’nü önemsiyor musunuz? O’na itaat ediyor musunuz? Yoksa siz de firavun gibi, Tanrı ile savaşıyor musunuz? Bu soruları yüreğinizin yanıtlamasına izin verin. Tanrı’nın Sözü’ne boyun eğdiniz mi? Bu, atalarınızın dinine ya da geleneklerine boyun eğip eğmediğiniz anlamına gelmiyor – ama Rab Tanrı’nın Sözü’nü alçakgönüllülükle kabul etiniz mi? Yoksa Tanrı ile savaşmaya mı çalışıyorsunuz?

“Bir yumurta bir kaya ile güreşmemelidir!” İnsan, kırılgan bir yumurtaya benzer ve Tanrı Sözü, sağlam bir kaya gibidir. Kutsal Yazılar şöyle der: İnsan soyu ota benzer, bütün yüceliği kır çiçeği gibidir. Ot kurur, çiçek solar, ama Tanrı Sözü sonsuza dek kalır!” (1.Petrus 1:24, 25) Sonsuz Tanrı’nın Sözü, sağlam bir kayadır ve yaşamını bu Kaya üzerine kuran herkes yaşamını sağlam bir temel üzerinde bina etmiştir. Ama yine de, eğer yaşamınızı bu kaya üzerine bina etmeyi reddederseniz, Tanrı sözü’nün Kayası bir gün üzerinize düşer ve sizi ezer. Bir yumurta bir kaya ile çarpışamaz ve onu yenemez. İnsan da Tanrı’nın sonsuz Sözü ile çarpışamaz ve böyle yaptığı takdirde cezadan kaçamaz.

Bugün programımıza burada son veriyoruz. Dinlediğiniz için teşekkürler. Tanrı isterse, bir sonraki dersimizde, Tanrı’nın, firavunun İsrailoğullarının Mısır’ı terk etmelerine izin vermesi için ne yaptığını göreceğiz.

Sizler, peygamber Musa’nın Tevrat’ta yazdığı şu sözler üzerinde düşünürken, Tanrı sizi berketlesin:

“O, Kaya’dır, işleri kusursuzdur, bütün yolları doğrudur. O haksızlık etmeyen güvenilir Tanrı’dır.”  (Yasa’nın Tekrarı 32:4)

33. Fısıh Kuzusu

Fısıh Kuzusu

The Passover Lamb

Mısır’dan Çıkış 11, 12

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile birlikte gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olduğumuz için mutluyuz.

Son dersimizde, firavunun nasıl Tanrı’ya karşı savaşmaya çalıştığını gördük. Tanrı Mısır’da köle olan İsrail halkını kurtarmayı planladı, ama Mısır kralı onları köleleri olarak tutmakta kararlıydı. Ama yine de hatırlayalım: “Bir yumurta bir kaya ile güreşmemelidir.” (Wolof atasözü)  Böylece Tanrı’nın Musa ve Harun’un sözü aracılığı ile Mısır’ın üzerine nasıl dokuz korkunç bela getirdiğini gördük. Ancak tüm bu mucizeler ve belirtiler yine de firavunun Tanrı’nın Sözü’ne boyun eğmesine ve İsraillilerin ülkeden ayrılmalarına izin vermesine neden olmadı.

Bugün öyküye devam etmeyi ve Tanrı’nın nasıl firavunun üzerine, İsraillilerin Mısır’dan ayrılmalarına izin vermesi için onuncu, yani son belayı getirdiğini görmeyi planlıyoruz. Son dersimizde dokuzuncu beladan sonra firavunun Musa ve Harun’a şöyle dediğini işittik, ‘Git başımdan! Sakın bir daha karşıma çıkma! Yüzümü gördüğün gün öleceksin.’  (Mısır’dan Çıkış 10:28) Şimdi on birinci bölümü okuyalım ve Tanrı’nın Kendisinsin Musa’nın ağzı aracılığı ile firavuna nasıl karşılık verdiğini okuyalım.

Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 11) 4Musa firavuna şöyle dedi: ‘Rab diyor ki, ‘Gece yarısı Mısır2ı boydan boya geçeceğim. 5Tahtında oturan firavunun ilk çocuğundan, değirmendeki kadın kölenin ilk çocuğuna kadar, hayvanlar dahil, Mısır’daki bütün ilk doğanlar ölecek. 6Bütün Mısır’da benzeri ne görülmüş ne de görülecek büyük bir feryat kopacak. 7İsrailliler’e ya da hayvanlarına bir köpek bile havlamayacak. O zaman Rab’bin İsrailliler ile Mısırlılar’a nasıl farklı davrandığını anlayacaksınız. 8Bu görevlilerin hepsi gelip önümde eğilecek, ‘Sen ve seni izleyenler, gidin!’ diyecekler. Ondan sonra gideceğim.’ Musa firavunun yanından büyük bir öfke ile ayrıldı.”

Böylece, Tanrı’nın daha önceki diğer tüm belalardan daha kötü bir belayı Mısır ülkesinin üzerine getirmeyi nasıl planladığını gördük. Tanrı, Mısır’daki bütün ilk doğanların yakında öleceklerini duyurdu. Ne kadar korkunç bir bela! Ve İsrailliler’in ilk doğanlarına ne olacaktı? Mısırlılar’ın ilk doğanları ile birlikte onlar da ölecekler miydi? Onların da Tanrı’nın yargısından kurtulmayı hak etmedikleri kesindi, çünkü onlar da aynı tüm Mısır halkı gibi günahkardılar. Ama yine de sadık ve merhametli olan Tanrı, İsrail halkını bu beladan korumak için bir plan tasarladı.

Şimdi on ikinci bölümde devam edelim ve Tanrı’nın, İsrailliler’in ilk doğanlarının ölümden kurtulabilmeleri için Musa’ya ne yapılması gerektiğine dair yaptığı konuşmaya kulak verelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 12) 1-2Rab Mısır’da Musa ile Harun’a, ‘Bu ay sizin için ilk ay, yılın ilk ayı olacak’ dedi. 3Bütün İsrail topluluğuna bildirin. Bu ayın onunda herkes ailesine göre kendi ev halkına birer kuzu alacak. 4Eğer bir kuzu bir aileye çok geliyorsa, aile bireylerinin sayısı ve herkesin yiyeceği miktar hesaplanacak ve aile kuzuyu en yakın komşusu ile paylaşabilecek. 5Koyun ya da keçilerden seçeceğiniz hayvan kusursuz erkek ve bir yaşında olmalı. 6Ayın on dördüne kadar ona bakacaksınız. O akşamüstü bütün İsrail topluluğu hayvanları boğazlayacak. 7Hayvanın kanını alı etin yeneceği evin yan ve üst kapı sövelerine sürecekler. 8O gece ateşte kızartılmış et mayasız ekmek ve acı otlar ile yenmelidir. 9Eti çiğ ya da haşlanmış olarak değil, başı, bacakları, bağırsakları ve işkembesi ile birlikte kızartarak yiyeceksiniz. 10Sabaha kadar bitirmelisiniz. Arta kalan olursa, sabah ateşte yakacaksınız.”

11Eti şöyle yemelisiniz: Beliniz kuşanmış, çarıklarınız ayağınızda, değneğiniz elinizde olmalı. Eti çabuk yemelisiniz. Bu, Rab’bin Fısıh Kurbanı’dır. 12O gece Mısır’dan geçeceğim. Hem insanların hem de hayvanların bütün ilk doğanlarını öldüreceğim. Mısır’ın bütün ilahlarını yargılayacağım. Ben Rab’bim. 13Bulunduğunuz evlerin üzerindeki kan sizin için bir belirti olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim. Mısır’ı cezalandırırken ölüm saçan size hiç bir zarar vermeyecek.”

Burada biraz ara verelim. Tanrı’nın ilk doğanlarını ölümden kurtarmak ve tüm İsrail halkını Mısır’daki köleliklerinden özgür kılmak için buyurduğu planı görüyor musunuz? Bu plan, çok şaşırtıcıydı; insanın düşünce tarzına göre ise tamamen saçmalıktı. Tanrı, halkını bir kuzunun kanı — kusursuz bir kuzunun kanı ileile kurtarmayı amaçladı. Bu kuzunun kanı, evlerinin yan ve üst kapı sövelerine sürülecekti. İlk doğanlarını ölümden yalnızca kuzunun kanı kurtarabilirdi.

Tanrı Musa ve Harun ile konuşmasını bitirdikten sonra, İsrail’in ileri gelenlerini topladılar ve onlara kurban kuzusu ile ilgili Tanrı’nın söylediklerini anlattılar. İsrail’in ileri gelenleri Rab’bin ilk doğanları ölüm belasından nasıl kurtarmayı planladığını işittikleri zaman, yüz üstü yere kapanıp Rab’be tapındılar. Bundan sonra, ileri gelenler ve tüm İsrail halkı Tanrı’nın Musa’ya verdiği buyruğu harfi harfine uyguladılar.

Kutsal Yazılar bu konu hakkında şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 12) 29Gece yarısı Rab tahtında oturan firavunun ilk çocuğundan zindandaki tutsağın ilk çocuğuna kadar Mısır’daki bütün hayvanların ve insanların ilk doğanlarını öldürdü. 30O gece firavun ile görevlileri ve bütün Mısırlılar uyandı. Büyük feryat koptu. Çünkü ölüsü olmayan ev yoktu.

O korkunç gecede neler olduğunu duydunuz mu? Tanrı, daha önceden bildirmiş olduğu gibi, o gece Mısır ülkesini yargıladı mı? Evet, yargıladı. Gece yarısı, ölüm meleği Mısır ülkesinden geçti ve tahtında oturan firavunun ilk çocuğundan zindandaki tutsağın ilk çocuğuna kadar Mısır’daki bütün il doğanları öldürdü. O gece, bütün Mısır’da büyük feryat koptu ve gözyaşı döküldü, çünkü ölüsü olmayan ev yoktu!

Ama İsrailliler’in evlerinde ne oldu? Tanrı onların ilk doğanlarını ölüm belasından kurtardı mı? Ne dersiniz? Tanrı onlara şu vaatte bulunmuştu: “Kanı görünce üzerinizden geçeceğim.” İsrail halkı evlerinin kapılarının yan ve üst sövelerine aynen Tanrı’nın buyurduğu gibi bir kuzunun kanını sürdüler. Bunun sonucunda, ilk doğanlarından hiç biri ölmedi. Ama Mısırlılar’ın evlerindeki ilk doğanların hepsi öldü, çünkü Tanrı’nın kurtuluş yolu olan bir kuzunun kanı yolunu kabul etmediler ve bu yolu uygulamadılar.

Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 12) 31Aynı gece firavun Musa ile Harun’u çağırttı ve ‘Kalkın!’ dedi, 'siz ve İsrailliler halkımın arasından çıkıp gidin. İstediğiniz gibi Rab’be tapının. ..32ve beni de kutsayın!’ 33Mısırlılar, İsrailliler’in ülkeyi hemen terk etmesi için direttiler.’Yoksa hepimiz öleceğiz!’ diyorlardı.

Sonunda firavunun İsrailliler’in gitmelerine izin vermekten başka çaresi kalmadı. Daha önce, firavunun başlangıçta Musa ve Harun’a şöyle dediğini okuduk: “Rab kim oluyor ki, O’nun sözünü dinleyip İsrail halkını salıvereyim?’Rab’bi tanımıyorum. İsrailliler’in gitmesine izin vermeyeceğim.’ Ama sonunda firavun ve tüm Mısırlılar, İbrahim; İshak ve İsrail’in Tanrısı’nın kendi putlarından, fetişlerinden ve dervişlerinden daha güçlü olan Her Şeye Gücü Yeten Tanrı olduğunu kabul etmek zorunda kaldılar. “Bir yumurta bir kaya ile güreşmemelidir!” Hiç kimse Tanrı ile savaşamaz ve galip gelemez!

Aynı gece, İsrailliler Mısır’dan çıktılar ve yanlarında Mısırlılar’ın kendilerine vermiş olduğu altın, gümüş eşya ve giysiyi de yanlarında götürdüler. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 12) 35İsrailliler Musa’nın dediğini yapmış, Mısırlılar’dan altın, gümüş eşya ve giysi istemişlerdi. 36RAB, İsrailliler’in Mısırlılar’ın gözünde lütuf bulmasını sağladı. Mısırlılar onlara istediklerini verdiler. Böylece İsrailliler onları soydular. 40 İsrailliler, Mısır’da dört yüz otuz yıl yaşadı.

Tüm bunlar Tanrı’nın yüzlerce yıl önce İbrahim’e vermiş olduğu vaadin yerine gelmesi için oldu. Tanrı’nın söylediği şuydu:

“Şunu iyi bil ki, senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl kölelik edip baskı görecek. Ama soyuna kölelik yaptıran ulusu cezalandıracağım. Sonra soyun oradan büyük mal varlığı ile çıkacak. (Yaratılış 15:13, 14)

Bugün gördüğümüz Fısıh olarak bilinen öykü, gizli hazineler ile dolu derin ve büyük bir okyanus gibidir. Fısıh öyküsü ile ilgili söyleyebileceğimiz çok fazla konu mevcuttur. Bu öykünün kapsamında bulunan tüm gerçekleri açıklamak için yeterli zamana sahip olmadığımız aşikardır. Ama yine de, zihinlerimizde yer etmesi gereken çok önemli bir gerçek vardır. Bu gerçek de, Tanrı’nın İsrailliler’e vermiş olduğu şu vaattir: “Kanı görünce üzerinizden geçeceğim!”

İsrail’in ilk doğanları neden Mısırlılar’ın ilk doğanları ile birlikte ölmediler? Ölmediler, çünkü Tanrı onlar için bir kuzunun kanı aracılığı ile bir kurtuluş kapısı açtı. Tanrı, bir kuzunun kanı sürülmüş olan kapısı bulunan her evdeki ilk doğanın ölümden esirgeneceğini buyurdu. Ancak, kapsına kan sürülmemiş olan bir evde bulunan her ilk doğan ölecekti.

İsrail’in ilk doğanları arasındaki bir genç babasına, ‘Baba, masum kuzumuzun neden ölmesi gerekiyor? ‘ diye sorarsa, babası ona şu sözler ile karşılık verecekti: ‘Oğlum, bildiğin gibi, Tanrı ülkedeki her ilk doğanı yargıladı. Günahlarımız nedeni ile hepimiz Tanrı’nın yargısını hak ediyoruz. Ama yine de merhameti bol Tanrı bize, kusursuz bir kuzu kurban ettiğimiz ve bu kuzunun kanını kapılarımıza sürdüğümüz (Wolof dilindeki birebir karşılığı temizlemek ) takdirde, belanın bizi vurmayacağını söyledi. Kuzunun ölmesi gerekir, çünkü günahın ücreti ölümdür. Tanrı adildir ve günahları görmezden gelemez. Kuzu, senin yerine geçecektir. Kuzuyu, atamız İbrahim’in oğlunun yerine kurban ettiği koç gibi, senin yerine kurban edeceğiz. Tanrımız adildir ve günahı hafife almaz! Bize söylediği söz açıktır. Bizim evimizi atlayarak geçmesi yalnızca eğer kanı kapımızın sövelerine sürdüysek, mümkün olacaktır!”

Sevgili dostlar, bugün farkına varmamız gereken şey şudur: Tanrı’nın önünde Adem’in tüm soyu, Mısır ve İsrail halkının ilk doğanları gibidir. Tanrı’nın kutsal yasası her birimizi ölüme ve Tanrı’nın adil yargısı ile yüzleşmeye mahkum kılar. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: “Hiç ayrım yoktur. Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 3:22,23) Günahın bedeli sonsuz yargıdır, ‘Rab’bin varlığından ve yüce gücünden uzak kalmaktır.’  (2.Selanikliler 1:9)

O zaman kurtarılmamız için ne yapmamız gerekir? Tanrı, adaletinden ödün vermeksizin günahkarları günahlarının cezasından nasıl kurtarabilir? Bugün bu konu üzerinde fazla duramayacağız, ama bilmemiz gereken şey şudur: İsrailliler’in ölüm belasından kaçmak için kurban ettikleri kuzular, gelecek ve Adem’in tüm soyunun günah borcu için kanını dökecek olan Kurtarıcı’yı sembolize ettiler. Kutsal Yazılar bu Kurtarıcı ile ilgili olarak şöyle der: “Mesih bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacı ile doğru kişi olarak doğru olmayanlar için ilk ve son kez öldü..(Fısıh gününde Tanrı’ya sunulan bir kurban kuzusu gibi)  (1.Petrus 3:18; 1.Korintliler 5:7) Böylece, İsrailliler’in, ilk doğanlarını ölümden kurtarmak için kapılarına sürdükleri kuzunun kanı bir örnekti. O’na iman eden herkesin Tanrı’nın sonsuz cezasından kaçabilmesi için dünyanın Kurtarıcısı’nın çarmıhta dökeceği kanı resmetti.

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Tanrı’nın peygamberlerinin Kurtarıcı’nın kanı hakkında neler yazdığını biliyor musunuz? Tanrı’nın, adaletinden ödün vermeden sizin günahlarınızı bağışlayabilmesi için Kurtarıcı, Kanını döktü. Sizi cehennem cezasından kurtaracak ve Tanrı’nın huzurunda sonsuza kadar bir yer edinmenizi sağlayacak güce sahip kan ile ilgili yazılanlara inanıyor musunuz? Yargı Günü’nde Tanrı’nın korkunç yargısı sizin üzerinizden atlayıp geçecek mi? Yoksa,  Mısırlılar’ın üzerine inen yargı sizin üzerinize de inecek mi?

Dostlar, süremiz doldu. Dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Tanrı isterse, bir sonraki programımızda, İsrailliler’in öyküsüne devam edeceğiz ve Tanrı’nın denizin ortasından nasıl bir yol açtığını göreceğiz…

Tanrı’nın İsrail’e söylediği şu sözlerin anlamını yüreklerinize daha derin bir şekilde açıklamasını ve sizi bereketlemesini diliyoruz.

“Kanı görünce üzerinizden geçeceğim!”  (Mısır’dan Çıkış 12:13)

34. Denizin Ortasında Açılan Bir Yol

Denizin Ortasında Açılan Bir Yol

A Path Through the Sea

Mısır’dan Çıkış 13-15

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile birlikte sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizlerle beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dersimizde Tanrı’nın İsrail halkını Mısırlılar’ın tüm ilk doğanlarını öldürerek, kölelikten nasıl kurtardığını gördük. Ama yine de, Tanrı, İsrailliler’in ilk doğanlarını ölümden kurtardı, çünkü onlar kuzunun kanını evlerinin kapılarına sürdüler. Zira Tanrı’nın Kendisi şöyle demişti: “Bulunduğunuz evlerin kapılarının üzerindeki kan sizin için bir belirti olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim. (Mısır’dan Çıkış 12:13)

Böylece o gece, İsrail’in tüm oymakları Mısır’dan çıktılar. O Fısıh gecesi, İsrail halkı için büyük bir sevinç gecesi oldu. Bu konu üzerinde düşünün! Mısır halkı İsrailliler’e yüzlerce yıl adaletsizce davranmış ve onları yaşamlarından bezdirecek noktaya getirinceye dek eziyet etmişti. Ama şimdi..şimdi özgürdüler! O Fısıh gecesinde, Rab Tanrı onları kurtardı! Kölelik zincirleri kırıldı! Ve şimdi Tanrı onlara çölde rehberlik etmek ve bildiğiniz gibi, Tanrı’nın çok uzun zaman önce İbrahim, İshak ve Yakup’un soyuna vermek için ant içmiş olduğu Kenan diyarına geri götürmek için vaatte bulundu. Kenan, Yakup ve oğullarının Yusuf ile birlikte yaşamak için Mısır’a gitmeden önce oturdukları ülkeydi. Bu ülke bugün Filistin ya da İsrail olarak adlandırılır.

Bugün, Tanrı’nın İsrailliler’i firavunun ordularından nasıl kurtardığı hakkındaki şaşırtıcı öyküyü okuyacağız. Okuyacağımız kısım, Mısır’dan Çıkış kitabının on dördüncü bölümüdür. Peygamber Musa’nın Tevrat’ta yazdığı öyküye kulak verelim:

(Mısır’dan Çıkış 12) 37İsrailliler kadın ve çocukların dışında altı yüz bin kadar erkek ile yaya olarak Ramses’ten Sukkot’a doğru yola çıktılar. 38Daha pek çok kişi de onlar ile birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı. 13:19Musa, Yusuf’un kemiklerini yanına almıştı, çünkü Yusuf İsrail’in oğullarına ‘Tanrı kesinlikle size yardım edecek, kemiklerimi buradan götüreceksiniz’ diye sıkı sıkı ant içirmişti…21Gece gündüz ilerlemeleri için Rab gündüzün bir bulut sütunu içinde, yol göstererek, geceleyin bir ateş sütunu içinde ışık vererek onlara öncülük ediyordu. 22Gündüz bulut sütunu, gece ateş sütunu halkın önünden eksik olmadı.

(Mısır’dan Çıkış 14) 1RAB, Musa’ya, 2‘İsrailliler’e söyle, dönsünler’ dedi, ‘(Kızıl) deniz kıyısında konaklasınlar. 3Firavun şöyle düşünecek: ‘İsrailliler ülkede şaşkın şaşkın dolaşıyorlardır, çöl onları kuşatmıştır. 4Firavunu inatçı yapacağım. Onların peşine düşecek. Böylece firavun ile ordusunu yenerek yücelik kazanacağım. Mısırlılar bilecek ki, ben Rab’bim! ‘ İsrailliler söyleneni yaptılar.

5Halkın kaçtığı Mısır firavununa bildirilince, firavun ile görevlileri onlara ilişkin düşüncelerini değiştirdiler. ‘Biz ne yaptık?’ dediler, ‘İsrailliler’i salıvermek ile kölelerimizi kaybetmiş olduk!’ 6Firavun savaş arabasını hazırlattı. Ordusunu yanına aldı. Seçme altı yüz savaş arabasının yanı sıra Mısır’ın bütün savaş arabalarını sorumlu sürücüleri ile birlikte yanına aldı.

9Mısırlılar firavunun bütün atlıları, savaş arabaları, atlıları, askerleri ile onların ardına düştüler ve (Kızıl)deniz kıyısında konaklarken onlara yetiştiler. 10Firavun yaklaşırken İsrailliler Mısırlıların arkalarından geldiklerini görünce dehşete kapılarak RAB’be feryat ettiler. 11Musa’ya, ‘Mısır’da mezar mı yoktu da bizi çöle ölmeye mi getirdin?’ dediler. ‘Bak, Mısır’dan çıkarmakla bize ne yaptın?’ 12Mısır’dayken sana, ‘Bırak bizi Mısırlılara kulluk edelim’ demedik mi? Çölde ölmektense Mısırlılara kulluk etsek bizim için daha iyi olurdu!’

İsrail halkı ne diyordu? Tanrı’ya neden güvenmiyorlardı? Onları kölelik boyunduruğundan kurtarmış olan Tanrı, şimdi tekrar firavunun ordularından kurtulmalarını sağlayamaz mıydı? Elbette, onları tekrar kurtarabilirdi! Ancak İsrailliler bunu hiç düşünmediler, çünkü büyük bir dehşete kapılmışlardı. Önlerinde deniz vardı. Sağ ve sol yanlarında ise dağlar bulunuyorlardı. Firavunun orduları onları tekrar ele geçirmek hatta öldürmek için yaklaşmaktaydılar! Ne yapmaları gerekiyordu? Ne yapabilirlerdi? Şimdi Musa’nın sözlerini dinleyelim ve Tanrı’nın ne yaptığını görelim.

(Mısır’dan Çıkış 14) 13Musa, Korkmayın’ dedi, ‘Yerinizde durup bekleyin. Rab bugün sizi nasıl kurtaracak görün. Bugün gördüğünüz Mısırlıları bir daha hiç görmeyeceksiniz.. 14Rab sizin için savaşacak, siz sakin olun yeter.’ 15RAB Musa’ya, ‘Niçin bana feryat ediyorsun?!’ dedi, ‘İsraillilere söyle, ilerlesinler. 16Sen değneğini kaldır, elini denizin üzerine uzat. Sular yarılacak ve İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçecekler. 17Ben Mısırlıları inatçı yapacağım ki, artlarına düşsünler. Firavunu, bütün ordusunu, savaş arabalarını, atlılarını yenerek yücelik kazanacağım. 18Firavun, savaş arabaları ve atlılarından ötürü yücelik kazandığım zaman, Mısırlılar bilecek ki, ben Rab’bim . 19-201İsrail ordusunun önünde yürüyen Tanrı’nın meleği yerini değiştirip arkaya geçti. Önlerindeki bulut sütunu da yerini değiştirip arkaya geçti. Önlerindeki bulut sütunu da yerini değiştirip arkalarına, Mısır ve İsrail ordularının arasına geldi. Gece boyunca bulut bir yanı karartıyor, öbür yanı aydınlatıyordu. Bu yüzden, bütün gece iki taraf birbirine yaklaşmadı.

21Musa elini denizin üzerine uzattı. Rab bütün gece güçlü doğu rüzgarı ile suları geri itti, suları karaya çevirdi. Sular ikiye bölündü. 22İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçtiler. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturdu. 23Mısırlılar artlarından geliyordu. Firavunun bütün atları, savaş arabaları, atlıları denizde onları izliyordu. 24Sabah nöbetinde Rab ateş ve bulut sütunundan Mısır ordusuna baktı ve onları şaşkına çevirdi. 25Arabalarının tekerleklerini çıkardı, öyle ki, arabalarını zorlukla sürdüler. Mısırlılar, ‘İsraillilerden kaçalım’ dediler, ‘Çünkü Rab onlar için bizimle savaşıyor!’ 26Rab, Musa’ya, ‘ Elini denizin üzerine uzat!’ dedi, ‘sular, Mısırlıların, savaş arabalarının, atlılarının üzerine dönsün.’ 27Musa elini denizin üzerine uzattı. Sabaha karşı deniz olağan haline döndü. Mısırlılar sulardan kaçarken, RAB onları denizin ortasında silkip attı. 28Geri dönen sular, savaş arabalarını, atlıları, İsraillilerin peşinden denize dalan firavunun bütün ordusunu yuttu. Onlardan bir kişi bile sağ kalmadı. 29Ama İsrailliler denizi kuru toprakta yürüyerek geçmişlerdi. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturmuştu. 30RAB, o gün İsraillileri Mısırlıların ellerinden kurtardı. İsrailliler deniz kıyısında Mısırlıların ölülerini gördüler. 31 Rab’bin Mısırlılara gösterdiği büyük gücü gören İsrail halkı Rab’den korkup O’na ve kulu Musa’ya güvendi.

Sonra Musa ve İsrailliler Rab’be şu şarkıyı söylediler: “Ezgiler sunacağım Rab’be, çünkü yüceldikçe yüceldi. Atları da atlıları da denize döktü. Rab gücüm ve ezgimdir, O kurtardı beni. O’dur Tanrım. Övgüler sunacağım O’na. O’dur babamın Tanrısı, yücelteceğim O’nu.” (Mısır’dan Çıkış 15:1,2) böylece şarkı söylemeye  ve Tanrı’ya kendileri için başardığı büyük kurtuluş için teşekkür etmeye başladılar. Harun ve Musa’nın kız kardeşi Miryam, eline bir tef aldı ve onu izleyen bütün kadınlar tef çalarak şarkı söylediler ve dans ettiler. Miryam, onlara şu ezgiyi söyledi: ‘Ezgiler sunun Rab’be, çünkü yüceldikçe yüceldi! Atları, atlıları denize döktü.’  (Mısır’dan Çıkış 15:21)

Dostlar, Tanrı’nın İsrail halkı için nasıl denizi açarak geçecekleri bir yol yaptığı hakkındaki gerçek ve harika öykü işte budur. O zaman şimdi bugünkü dersimizden nasıl bir sonuç çıkartabiliriz? Belki şu basit soruyu sorarak bir sonuç elde edebiliriz. İsraillileri firavunun ordularından Kim kurtarabilirdi? İsrailliler kendilerini kurtarabilirler miydi? Önlerinde bir deniz bulunduğunu gördük. Sağlarında ve sollarında ise dağlar vardı. Ve firavunun orduları arkalarındaydı. İsrail halkı bu durumda kendisini kurtarabilir miydi? Denizin kurumasını ya da dağların düzleşmesini sağlayabilirler miydi? Ya da belki firavunun ordularına karşı savaşabilirler miydi? Hayır, hiç birini yapamazlardı! O zaman onları kim kurtarabilirdi? Yalnızca Tanrı! Yalnızca Rab Tanrı onları kurtarabilirdi. Ve Tanrı onları kurtardı. Denizin karşı tarafına vardıktan sonra, şarkı söylemelerinin nedeni buydu: “Rab gücüm ve ezgimdir; O kurtardı beni.

Tanrı’nın Kendisi, onların kurtuluşu oldu. İsraillilerin firavunun ordularından kendilerini kurtarabilmeleri için yapabilecekleri hiç bir şey yoktu – yapabilecekleri tek şey, Tanrı’nın onlar için denizin ortasında açtığı yoldan geçmek ve sonra kendilerini mutlak bir ölümden kurtardığı için O’na teşekkür etmek ve tapınmaktı!

Sevgili dostlar, Tanrı herkesin, Ademoğulları ve İsrailoğullarının birbirlerinin aynı olduklarını bilmesini ister. Aynı onlar gibi bizlerin de Tanrı bizi kurtarmadığı takdirde, üzerimize gelecek olan felaketten kurtulma konusunda hiç bir umudumuz yoktur. Belki önümüzde deniz olmayabilir, ama ölüm ve cehennem bizi beklemektedir. Belki her iki yanımızda dağlar olmayabilir, ama Tanrı’nın kutsallığı bizi kuşatır ve yargılar. Firavun ve orduları arkamızda değildir, ama Şeytan ve günah üzerimizdedir ve bizi sonsuza kadar mahvetmek ile tehdit etmektedirler.

Ademoğullarını Tanrı’nın adil yargısından kim kurtarabilir? Günahkarı tükenmeyen ateşten kim kurtarabilir? İnsanı Şeytan’ın gücünden kim kurtarabilir? Tüm bu tehditlerden bizi kim kurtarabilir? Kim bizi günah denizinin karşı yakasına geçirebilir ve Cennet olarak adlandırılan kutsal yere götürebilir? Yalnızca Tanrı! Yalnızca Tanrı bizi kurtarabilir! İnsan için kendisini ya da bir başka insanı kurtarması imkansızdır. Kutsal Yazılar bu konuda şu bilgiyi ilan ederler: “İman yolu ile lütuf ile kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Efesliler 2:8, 9)

Merhameti bol olan Tanrı, tüm Ademoğullarını, Şeytan’ın, günahın ve cehennemin gücünden kurtarmak için bir kurtuluş yolu açmıştır. Günahları içinde ölecek olan tüm insanları bekleyen yargının şiddetli gazap ateşinin yargısından kurtarmak ister, ama O’nun bizim için açmış olduğu kurtuluş yolundan geçmemiz gerekir! Şeytan’ın gücünden, günahın korkunç sonuçlarından, cehennem cezasından kaçabilmeniz amacı ile Tanrı’nın sizin için açmış olduğu kurtuluş yolunu biliyor musunuz? O’nun kutsal huzurunda sonsuza kadar bereketlenebilmeniz için Tanrı’nın ön gördüğü doğruluk yolunda mısınız?

Tanrı’nın Ademoğuları için açmış olduğu kurtuluş yolu, insanın yapabileceği iyi işleri ya da bir dinin taleplerini asla temel almaz. Tanrı, şöyle der: Kimsenin övünmemesi için iyi işler aracılığı ile değildir.Tanrı’nın bizler için ön gördüğü kurtuluş yolu nedir? Günahlarımız için ölmek ve sonra tekrar dirilmek üzere - -O’na iman eden herkesi özgür kılmak için – günahın gücü ve ölüm korkusu nedeni ile kölelerden farksız olan bizlerin günahları uğruna ölmek ve tekrar dirilmek üzere göklerden gelen Kurtarıcının yoludur. Kutsal Yazılar, bu güçlü Kurtarıcıdan şu sözler ile bahsederler: Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur, çünkü bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiç bir ad yoktur. (Elçilerin İşleri 4:12)

Evet, Tanrı günahın cezasından kaçabilmeniz ve Tanrı’nın güvenilir ve kutsal huzuru olan diğer tarafa geçebilmeniz için Tanrı “günah denizinin” içinde sizin için bir yol açmıştır. Kurtarıcı bu yol hakkında şunları söylemiştir:

“İsa, ‘Yol, gerçek ve yaşam Ben’im’ dedi. ‘Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez.’…Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip, beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir.”  (Yuhanna 14:6; 5:24)

Sevgili dost, “Ölümden yaşama geçtin mi?’

Dinlediğiniz için teşekkürler. Tanrı isterse bir sonraki programımızda, Tanrı’nın İsraillileri çölde nasıl beslediğini göreceğiz.. Musa’nın İsraillilere söylediği şu söz üzerinde düşünürken, Tanrı sizi bereketlesin.

“Korkmayın! Yerinizde durup bekleyin. Rab bugün sizi nasıl kurtaracak görün!” (Mısır’dan Çıkış 14:13)

35. Çölde Yiyecek

Çölde Yiyecek

Food in the Desert

Mısır’dan Çıkış 16, 17

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek bir esenlik içinde yaşamasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile birlikte olabildiğimiz için mutluyuz.

Son dersimizde, Tanrı’nın İsrail halkını firavunun ve ordularının elinden nasıl kurtardığını gördük. İsrailliler Kızıldeniz’in kıyısına vardıkları zaman, firavunun ordusundan kaçabilmek için hiç bir şansları yoktu. Ama yine de biz Tanrı’nın İsrail halkının denizin ortasından kuru toprak üzerinde geçerek yürüyebilmeleri için suları nasıl ikiye böldüğünü gördük. Ama Mısır orduları denizi geçmeyi denedikleri zaman, boğuldular. Böylece, Rab Tanrı İsrail’i Mısır halkının elinden kurtardı. Ve onlar Rabbin büyük gücünü gördükleri zaman, O’ndan korktular ve O’na şarkı söylediler, ‘Ezgiler sunacağım Rabbe, çünkü yüceldikçe yüceldi. O kurtardı beni.’

Şu anda İsraillilerin Mısır ve Kenan arasındaki çölde bulunduklarını anlatan Mısır’dan Çıkış kitabını okuyoruz. Kenan, Tanrı’nın, İsrail’in sahip olabilmesi için ataları İbrahim’e ve onun soyuna vermeyi vaat ettiği ülkedir. Bugün Tanrı’nın İsraillileri çölde nasıl beslediğini göreceğiz. Kutsal Yazılar bize Tanrı’nın Kendisinin onların önünde, gündüzün bir bulut sütunu ve geceleyin bir ateş sütunu içinde ışık vererek nasıl “yürüdüğünü” gösterirler. Kesin olan şey şudur: Eğer Tanrı onlara rehberlik etmeseydi ve onlar ile ilgilenmeseydi, çölde mahvolurlardı.

Bir an için İsraillilerin içinde bulundukları koşulları gözlerimizin önünde canlandırmaya çalışalım. Çok büyük bir kalabalık oluşturuyorlardı – Dakar’ın tüm nüfusundan daha büyük bir çoğunluktular (iki milyondan fazla kişi)! Suyu ve yiyeceği bulunmayan kupkuru bir çölden geçiyorlardı. Bu konu üzerinde biraz düşünün! Büyük bir kalabalık, dikenli ağaçlar ile dolu kurak bir kum çölünden geçiyor! İsrail oymakları nasıl hayatta kalacaklardı? Karşı karşıya kaldıkları açlık ve susuzluk tehdidinden onları kim kurtarabilirdi? Bu kalabalık ve yanlarındaki çok sayıda hayvan sürüleri, çölde hayatta kalabilmek için yeterli su ve yiyeceği nasıl bulabilirlerdi?  Kendi kendilerini beslemeleri mümkün müydü? Hayır! O zaman onları kim doyuracaktı? Bu soruların yalnızca tek bir yanıtı vardır. Yalnızca Tanrı, onların karınlarını doyurabilir ve onları koruyabilirdi!

İsrailliler Tanrı’ya güvendiler mi? Yoksa ne yiyecekleri ve ne içecekleri konusunda kaygılandılar mı? İsrail halkı Rab Tanrı’ya kesinlikle güvenmeliydi. Tanrı, onlar için öylesine büyük işler yapmıştı ki! Mısır halkının üzerine gönderdiği on bela aracılığı ile onları köleliğin tutsaklığından özgür kıldı. Kuzunun kanı aracılığı ile onların ilk doğanlarını ölümden kurtardı. Denizin ortasında kuru topraktan oluşan bir yol açtı. Ve şimdi uzun zaman önce ataları İbrahim’e söz vermiş olduğu gibi, onları Kenan ülkesine geri götürmek için bir bulut sütunu içinde önlerinde gidiyordu. Ne düşünüyorsunuz? İsrail halkı Tanrısına güven duydu mu? Tanrı’nın vaadini yerine getirebileceğine inandılar mı? Şimdi Kutsal Yazılara geri dönelim ve yanıtı bulalım.

Musa’nın Tevratı’ndaki Mısır’dan Çıkış kitabının on altıncı bölümünde okumaya devam ediyoruz. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 16) 1Bütün İsrail topluluğu Elim’den ayrıldı. Mısır’dan çıktıktan sonra ikinci ayın on beşinci günü Elim ile Sina arasındaki Sin Çölü’ne vardılar. 2Çölde hepsi Musa ile Harun’a yakınmaya başladı. 3‘Keşke Rab bizi Mısırdayken öldürseydi’ dediler, ‘Hiç değilse orada et kazanlarının başına oturur, doyasıya yerdik. Ama siz bütün topluluğu açlıktan öldürmek için bizi bu çöle getirdiniz.

İsrail oymaklarının Tanrı’ya güvendiklerini söyleyebilir miyiz? Hayır, güvenmediler! O’na ve peygamberi Musa’ya karşı homurdandılar. Tanrı’nın onlara verdiği yanıtı dinleyelim:

(Mısır’dan Çıkış 16) 11RAB Musa’ya şöyle dedi, 12‘İsrailliler’in yakınmalarını duydum. Onlara de ki, ‘Akşam üstü et yiyeceksiniz, sabah da ekmek ile karnınızı doyuracaksınız. O zaman bileceksiniz ki, Tanrınız Rab Ben’im!” 4Rab Musa’ya, ‘Size gökten ekmek yağdıracağım’ dedi, ‘Halk her gün gidip günlük ekmeğini toplayacak. Böylece onları sınayacağım. Benim yasama göre yaşıyorlar mı yaşamıyorlar mı göreceğim.

13Akşam bıldırcınlar geldi, ordugahı sardı. Sabah ordugahın çevresini çiy kaplamıştı. 14Çiy eriyince toprakta çölün yüzeyinde kırağıya benzer ince pulcuklar göründü. 15Bunu görünce İsrailliler birbirlerine, ‘Bu da ne?’ diye sordular. Çünkü ne olduğunu anlayamamışlardı. Musa, ‘Rabbin size yemek için verdiği ekmektir bu’ dedi. 31İsrailliler, o ekmeğe man adını verdiler. Kişniş tohumu gibi beyazımsıydı ve tadı ballı yufka gibiydi.

Tanrı İsrail oymaklarını, onlar Kenan ülkesine varıncaya kadar işte böyle besledi. Yiyeceğin nereden geldiğini duydunuz mu? Yiyecek gökten geldi. Yiyecek, Tanrı’dan geldi. İsrailliler, Tanrı’nın, kendileri için gökten gönderdiği yiyeceği hak ettiler mi? Hayır! İsraillilerin hak ettiği, imansızlık ve nankörlükleri nedeni ile yalnızca Tanrı tarafından cezalandırılmalarıydı. Çölde açıktan ölmemelerinin tek nedeni, yalnızca Tanrı’nın merhametiydi.

Şimdi çölde meydana gelen bir başka olaya geçelim ve İsraillilerin suları tükendiğinde neler olduğunu öğrenmek için okumaya devam edelim. On yedinci bölümde okuyoruz. Kutsal Yazılar şöyle der:

(Mısır’dan Çıkış 17) 1Rabbin buyruğu uyarınca bütün İsrail topluluğu Sin Çölü’nden ayrıldı, bir yerden öbürüne göçerek Refidim’de konakladı. Ancak orada içecek su yoktu. 2Musa’ya, ‘Bize içecek su ver’ diye çıkıştılar. Musa, ‘Niçin bana çıkışıyorsunuz?’ dedi, ‘Neden Rabbi deniyorsunuz?’ 3Ama halk susamıştı. ‘Niçin bizi Mısır’dan çıkardın?’ diye Musa’ya söylendiler. ‘Bizi, çocuklarımızı, hayvanlarımızı susuzluktan öldürmek için mi?’ 4Musa, ‘Bu halka ne yapayım?’ diye RAB’be feryat etti, ‘Neredeyse beni taşlayacaklar.’ 5RAB Musa’ya, ‘Halkın önüne geç’ dedi, ‘Bir kaç İsrail ileri gelenini ve Nil’e vurduğun değneği de yanına alıp yürü. 6Ben Horev Dağı’nda bir kayanın üzerinde, senin önünde duracağım. Kayaya vuracaksın, halk içsin diye su fışkıracak.’ Musa İsrail ileri gelenlerinin önünde denileni yaptı.

Böylece, kayadan çok miktarda su fışkırdı, çölde aktı ve herkes içti, sürülerine de içirdiler.

Burada biraz duralım ve bugün okumuş olduğumuz öykü üzerinde biraz düşünelim. Tanrı’nın İsrailliler için yapmış olduğu tüm bu şeylerden sonra İsrailliler O’na iman etti mi? Tanrı’nın onları düşünerek yapmış olduğu her şey için yürekleri övgü ve şükran ile doldu mu? Hayır! Tanrı’ya güvenmediler. Aksine, şikayet ettiler ve onları daha önce pek çok tehlikeden kurtarmış olan Tanrı’nın aleyhinde konuştular.

Tanrı ne yaptı? Rab Tanrı sabrı ve iyiliği nedeni ile onlara çölde yiyecek ve su verdi. İsrail halkı Tanrı’nın iyiliğini hak etti mi? Hayır! Hak ettikleri tek şey Tanrı’nın yargısıydı. Tanrı onlara neden İyiliğini gösterdi? Çünkü Tanrı sadık ve merhametlidir. O, Sadık Olan, Merhametli Olan Tanrı’dır. Merhameti nedeni ile nankör günahkarlar olmalarına rağmen, onlara yiyecek ve su sağladı. Eğer açlıktan ve susuzluktan kurtulmak insanların kendilerinin iyilik ve çabalarına dayanmış olsaydı, Tanrı’nın onların çölde ölmelerine izin vereceği kesindi.

Aynı zamanda farkına varmamız gereken bir şey daha var; Tanrı onları yalnızca merhametinden dolayı değil, aynı zamanda verdiği sözü yerine getirmek için de korudu. Tanrı, vaatlerinin tümünü yerine getirme konusunda sadıktır, ve Tanrı İsrail halkı ile ilgili önemli bir söz vermişti. Daha önce öğrenmiş olduğumuz gibi, Tanrı, İsrail ulusu aracılığı ile dünyanın tüm uluslarını bereketlemeyi vaat etmişti, çünkü peygamberler, Kutsal yazılar ve gelecek olan dünyanın Kurtarıcısı İsrail ulusu aracılığı ile ortaya çıkacaklardı. Evet, Tanrı sadıktır ve merhamet doludur. O, gerçeğin Tanrısı ve sevginin Tanrısıdır. İsrail oymaklarının Tanrı’nın sevgisini hak etmedikleri kesindi. Ancak yine de, Tanrı’ya itaatsizlik etmelerine ve O’nun aleyhinde konuşmalarına rağmen, Tanrı sadakatini ve onlara yiyecek vererek sevgisini kanıtladı.

Belki birinin aklına şöyle bir soru gelebilir: ‘Bugün, bizler için İsrail’in öykülerinin değeri nedir?’ Tanrı Sözü şöyle der: “Bu olaylar başkalarına ders ( ya da örnek ) olsun diye onların başına geldi; çağların sonuna ulaşmış olan bizleri uyarmak için yazıya geçirildi.’  (1.Korintliler 10:11) Tanrı’nın İsrailoğullarını çölün gücünden kurtardığı gibi, benzer şekilde Tanrı Adem’in her çocuğunu günahın gücünden kurtarmak ister.

Size şu soruyu soralım: İsraillilerin çölde mahvolmamaları için çölde yapmaları gereken şey neydi? Yapmaları gereken tek şey, Tanrı’nın gökyüzünden göndermiş olduğu yiyeceği toplamak ve yemekti. Kurtuluşları nereden geldi? Kendi çabaları sayesinde mi kurtuldular? Hayır, kurtuluşları Tanrı’dan geldi. Kendilerini açlık ve ölümden kurtaracak güce sahip değillerdi. Tanrı’nın onlar için gökyüzünden göndermiş olduğu yiyeceği toplayıp yemekten başka yapabilecekleri hiç bir şey yoktu.

Kutsal Yazılar, bize, hepimizin İsrail halkı gibi günahkar olduğumuzu ve kendimizi ne günahın gücünden ne de Tanrı’nın adil yargısından asla kurtaramayacağımızı gösterirler. Belki bizler, İsrailliler gibi kurak bir çöl ortasında yürümüyoruz, ama ölümün gölgesi onların üzerinde asılı durduğu gibi hala bizim üzerimizde de asılı durmakta. Rabbin Sözü açıktır: Tanrı2nın sağladığı kurtuluş yolunu kabul etmeyi reddeden herkes, kendi günahının içinde ölecek ve cehennemin sonsuz ateşine düşecektir. Bunlar hoş düşünceler değildirler. Günahın içinde ölmek! Yargılanmaya gelin! Cehennemin içine düşün! Bunlar korkunç trajedilerdir! Ama yine de iyi haber şudur ki, hiç kimse günahının içinde ölmek zorunda değildir. Tanrı’nın, çölde yaşayabilmeleri ve açlıktan ölmemeleri için İsraillilere yiyecek vermesi gibi, Tanrı da benzer bir şekilde bu yaşamda ve gelecek olan yaşamda sonsuza dek bereketlenebilmemiz için bize “Yiyecek” vermiştir.

Sonsuz yaşam veren “Yiyecek” nedir? Bir marketten, bize sonsuza kadar Tanrı’nın huzurunda yaşama gücünü verebilecek olan bir yiyecek satın alabilir miyiz? Hayır, hiç bir markette böyle bir yiyecek satılmaz. O zaman sonsuz yaşam veren bu “Yiyecek”, nerede bulunur ve nedir?

Dostlar, İsraillilerin çölde man (ekmek) yemelerinden bin beş yüz yıl sonra Tanrı, göklerden dünyanın Kurtarıcısını gönderdi. O, dünya halkını günahın gücünden, ölümden, yargı ve cehennemden kurtarmak için Tanrı’nın sağlamış olduğu “Yiyecek”tir. Kurtarıcının Kendisinin, yeryüzündeyken, neler söylediğini özenle dinleyelim ve sözlerinin üzerinde düşünelim. O, şöyle dedi:

“Size doğrusunu söyleyeyim, iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Yaşam ekmeği (birebir anlamı ile yiyecek, gıda) Ben’im. Atalarınız çölde man yediler, yine de öldüler. Gökten inen öyle bir ekmek var ki, ondan yiyen ölmeyecek. Gökten inmiş olan diri ekmek Ben’im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiç bir zaman susamaz!”  (Yuhanna 6:47-51, 35)

Sevgili dostlar, bugünkü dersimizi burada bitirmemiz gerekiyor. Tanrı isterse, bir sonraki programımızda, Tanrı’nın İsrail’e On Buyruğu nasıl verdiğini görmeye başlayacağız…

Tanrı, siz, Kurtarıcının sözleri üzerinde düşünürken, sizi bereketlesin:

“Yaşam Ekmeği Ben’im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiç bir zaman susamaz.”  (Yuhanna 6:35)

Pages