August 2012

6. Adem ve Havva Ve Cennet Bahçesi

Adem ve Havva Ve Cennet Bahçesi

Adam and Eve and the Garden of Paradise

Yaratılış 2

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun. Ön görmüş olduğu doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenlik içinde yaşamasını isteyen esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak için bugün tekrar sizler ile beraber olduğumuz için mutluyuz.

Başlangıçta olup bitenler hakkındaki çalışmamıza devam ediyoruz. Bu günkü dersimizde Adem ve Havva ile karşılaşacağız ve yeryüzündeki ilk günleri hakkında bilgi edineceğiz.

Daha önce Tevrat’ta okumuştuk: “RAB yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattı.” (Mısır’dan Çıkış 20:11) Aynı zamanda Tanrı’nın ilk insanı altıncı günde nasıl yarattığını da görmüştük. Tanrı, insanı bir beden ve bir can ile yarattı. Tanrı insanın bedenine toprağın tozundan şekil verdi ve sonra bu bedenin içine sonsuz bir can yerleştirdi. Tanrı insanın canını Kendi benzeyişinde yarattı. Bunun anlamı şudur: Tanrı insanın canına, insanın Tanrı’yı bilebilmesi için özel bir zihin (ruh) yerleştirdi. Tanrı insana aynı zamanda Kendisini sevebilmesi için bir yürek (duygular) verdi. Ve Tanrı insana bir irade (özgür seçim) emanet etti, öyle ki insan Tanrı’ya itaat edip etmeyeceğine kendisi karar vermek zorunda kalsın.

Tanrı’nın, ilk insanı yaratmayı bitirdikten sonra, yaratma eyleminden dinlenmeden önce yapması gereken başka şeyler vardı. İşte bugün öğrenmek istediğimiz konu, tanrı’nın yapması gereken bu başka şeylerdir. Tevrat’ta, Yaratılış’ın ikinci kitabında ilerlemeye devam edelim. Yedinci ayet ile başlıyoruz. Kutsal Yazılar şöyle der:

“RAB Tanrı Adem’i topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu. RAB Tanrı, doğuda, Aden’de bir bahçe dikti. Yarattığı Adem’i oraya koydu. (Yaratılış 2:7, 8)

Kutsal Yazılar bize Tanrı’nın, insan için yarattığı harika bir bahçeyi nasıl hazırladığını anlatırlar. Bahçe Aden (birebir anlamı ile keyif) ya da Cennet Bahçesi olarak adlandırıldı. Bazı kişiler Tanrı’nın yarattığı ilk insanı yerleştirdiği bu bahçenin cennet olduğunu düşünürler. Ancak yine de Kutsal Yazılar bize Aden Bahçesi’nin, burada yeryüzünde olduğunu gösterirler. Bahçe, büyük olasılıkla doğuda, bugün Irak ülkesinin bulunduğu yerdeydi. Tanrı’nın peygamberlerinin Yazıları, yeryüzünde bulunan Cennet Bahçesi (Aden) ile yukarda Tanrı’nın huzurunda bulunan göksel Cennet’i asla birbirleri ile karıştırmazlar.

Kutsal Yazılar bu ayetleri izleyen diğer ayetlerde şöyle der:

“RAB Tanrı bahçede iyi meyve veren türlü türlü güzel ağaç yetiştirdi. Bahçenin ortasında yaşam ağacı ile iyiyi ve kötüyü bilme ağacı vardı. Aden’den bir ırmak doğuyor, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrılıyordu. RAB Tanrı Aden Bahçesi’ne bakması, onu işlemesi için insanı (yani Adem’i) oraya koydu.” (Yaratılış 2: 9,10, 15)

Böylece Tanrı’nın ilk insan Adem için gerçek bir refah içinde yaşayabileceği harika bir yer yaptığını görüyoruz. Tanrı onu bakılışı güzel ve yemesi lezzetli meyveler veren ağaçlar ile dolu çok keyifli bir bahçeye yerleştirdi. İnsanın aklını başından alacak kadar güzel olan bu yerde, her şey mükemmel ve harikaydı. Adem’in duyuları canlıydı; gözleri çevresindeki güzelliği içine çekti; kulakları ağaçlarda şarkı söyleyen kuşların melodisini içine aldı ve duyuları çiçeklerin bahçenin içine yayılan kokusunu zapt etti. Tanrı Adem’e zevk alması için gerekli olan her şeyi verdi. Aynı zamanda, Tanrı’nın, İyiliği sayesinde Adem’e nasıl tatmin edici bir görev emanet ettiğini de okuduk: mutlu bir meşguliyete sahip olması için Adem’den bahçe ile ilgilenmesini istedi.

Aden Bahçesi’nde gerçekleşen en harika şey, Tanrı’nın Kendisinin Kendi benzeyişinde yaratmış olduğu insan ile yürüyebilmek için günün serinliğinde bahçeye gelmesiydi. (Bakınız Yaratılış 3:8) Tanrı neden Adem’i ziyarete geldi? Tanrı Adem’i ziyaret etti, çünkü daha önce öğrenmiş olduğumuz gibi, Tanrı insanı paydaşlık için yarattı. Tanrı’nın niyeti Kendisinin ve insanların birlikte paydaşlık edebilmeleri, birlikte yürüyebilmeleri, birlikte sevinebilmeleri ve birleşmiş zihinler ve yürekler ile birlikte sonsuzluğu birlikte geçirmeleriydi. Evet, Tanrı, insanın (birebir anlamı ile: insanları) Kendisi ile birlikte derin ve harika bir ilişki içinde büyümesini istedi.

Şimdi Tanrı’nın ilk insanı yerleştirmiş olduğu bahçe hakkında bilmemiz gereken başka bir şey daha var. Tanrı bahçenin ortasına iki tane çok önemli ağaç dikti. Bu ağaçlardan birinin adı yaşam ağacı ve diğerinin adı ise iyilik ve kötülüğü bilme ağacıydı. Tanrı, yaşam ağacını bahçenin ortasına yerleştirdi, çünkü Kendi sonsuz yaşamını insan ile paylaşmayı amaçladığını Adem’e hatırlatmak istiyordu. Tanrı, iyilik ve kötülüğü bilme ağacını Adem’i denemek için bahçenin ortasına koydu. Kutsal Yazıların ne dediğine kulak verelim: “Rab Tanrı, Adem’e, ‘Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin’ diye buyurdu, ama iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yememelisin. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” (Yaratılış 2:16, 17)

Tanrı, Adem’e iyilik ve kötülü bilme ağacından yemesini neden yasakladı? Tanrı cimri midir? Hayır, değildir! Aslında O’nun adlarından bir tanesi, “Cömert Olan”dır. (Wolof dilinde Yakup 1:5) Tanrı, Adem’e, “Bahçedeki bir ağacın dışında her ağaçtan yiyebilirsin” dedi. Bu, yerine getirilmesi zor bir buyruk muydu? Hayır, değildi. Tanrı, lütfu sayesinde Adem’e mutlu olma için ihtiyaç duyduğu her şeyi verdi. Tanrı, Adem’den ihtiyacı olan hiç bir şeyi esirgemedi. Ancak yine de Tanrı, mükemmel planı dahilinde Adem’in önüne basit bir deneme koydu, öyle ki, Adem Tanrı’ya O’nu, buyruğuna itaat edecek kadar sevdiğini gösterme fırsatına sahip olabilsin. Rab Tarı, Sözü’nde böyle der: “Beni seven sözüme uyar. Beni seven sözlerime uymaz.” (Yuhanna 14:23,24) Tanrı, Adem’in sevgisini ve sadakatini (Wolof dilinde: yüreğinin nerede olduğunu görmek) denemek istedi. Ona bu yüzden bu buyruğu verdi. Tanrı, mekanik bir insan (robot) yaratmadı. Tanrı bir zihin, bir yürek ve özgür bir irade ile bir insan yarattı, öyle ki bu insan kendi seçimi ile Tanrı’yı sevebilsin ve O’na itaat edebilsin.

Tanrı, Adem’e yasak ağacın meyvesinden yediği takdirde ona ne olacağını söyledi? Kutsal Yazıları yeniden okuyalım. Tanrı şöyle dedi: “İyi ile kötüyü bilme ağacından yememelisin. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün! Böylece Tanrı, Adem’i, Buyruğuna itaatsizliğin ölüm getireceği konusunda bilgilendirmiş oldu. Tanrı, yarattığı insanı sevdi; ve onu yanlış anlaşılması imkansız olan, açık sözler ile uyardı: Adem, eğer bana itaatsizlik edersen, öleceksin, çünkü benim kutsal yasam, “günah işleyen canın” (Hezekiel 18:20) ölümünü talep eder.

Belki birinin aklına şöyle bir soru gelebilir: Günah nedir? Kutsa Yazılar’da bu sorunun yanıtı şöyledir: “Günah, yasaya karşı gelmektir. (1.Yuhanna 3:4) Her kötülük günahtır.” (1.Yuhanna 5:17) “Yapılması gereken iyi şeyi bilip de yapmayan günah işlemiş olur.” (Yakup 4:17) Günah, “Kendi yoluna” dönmektir. (Yeşaya 53:6) Günah, Tanrı’nın söylediği ile aynı fikirde olmayan herhangi bir şeydir. Tanrı’ya karşı günah işleyen kişilere ne olacak? Tanrı Sözü şöyle der: “Günah işleyen can ölecektir.” (Hezekiel 18:20) Ve tanrı Sözü bir başka ayete şöyle der: “Günahın ücreti ölümdür. (Romalılar 6:23) Ölüm nedir? Bazı kişiler ölümün var oluşun sona ermesi olduğunu düşünürler; öldüğünüz zaman her şey sona erer ve artık hiç bir şey bilmezsiniz. Ama eğer Peygamberlerin Yazılarına güvenirsek, ölümün bu anlama gelmediğini görürüz. İbranice dilinde yazılmış olan Kutsal Yazılarda ölüm ayrılık anlamına gelir. Ölüm yaşamdan ayrılmaktır.

Tanrı Adem’e, “eğer iyiliği ve kötülüğü bilme ağacının meyvesinden yersen, kesinlikle ölürsün” dediği zaman, Adem’e söylediği şuydu: Adem, eğer yasakladığım ağacın meyvesinden yersen, aynı gün öleceksin, yani: Benden ayrılacaksın. Eğer bana itaatsizlik edersen, artık benim ile yakın bir ilişkiye sahip olamazsın. Ben kutsalım ve günahı ya da benim yolumu reddedenleri hoş göremem. Lüsifer ve melekleri günah işledikleri zaman onları kovdum ve eğer sen günah işlersen seni de huzurumdan atacağım. Aynı zamanda yasak ağacın meyvesinden yediğin takdirde, bedenin yaşlanmaya başlayacak ve sonunda ölecek, yani, canın bedeninden ayrılacak. Hepsi bu kadarla da kalmayacak. Eğer bana itaatsizlik edersen, yalnızca bedenin ölmeyecek, aynı zamanda canın da Şeytan ve melekleri için yaratılmış olan yere gidecek. Ve sen o yerde benden sonsuza kadar ayrı kalacaksın!

Böylece, günahın üç korkunç ayrılığa neden olduğunu görüyoruz. Birincisi, canınız burada yeryüzünde Tanrı’dan ayrı kalacak. Yani, Kutsal Olan Tanrı ile yüreğinizdeki günahtan dolayı ilişkiniz olmayacak. İkincisi, öldüğünüz gün canınız bedeninizden ayrılacak. Yani, bedeniniz ölecek ve canınız, yargılanmak üzere, Tanrı ile karşılaşacak. Üçüncüsü, canınız ve bedeniniz ateş gölünde Tanrı’dan sonsuza kadar ayrı kalacaklar.

Tanrı Sözü’nün yetkisi temelinde, ölüm nedir? Kısaca, ölüm Yaşam Tanrısı’ndan ayrılıktır. Günah, insanı, gerçek yaşamın kaynağı olan Tanrı’dan ayırır. Tanrı kutsaldır ve günah ile bir arada olamaz. Günah işleyen can, kesilmiş ve atılmış bir ağacın dallarından birine benzer. Bir dal artık bir ağacın parçası olmadığı zaman, o dala ne olur? Kesilmiş olan bir dal canlı mıdır? Hayır, ölüdür! Dalın yaprakları hemen kurumazlar, ama ölmeye başlamışlardır. Aynı şekilde, Tanrı’nın sağlamış olduğu günah bağışlaması yolunu kabul etmediğiniz takdirde, canlı olduğunuzu düşünebilirsiniz, ama Peygamberlerin Yazıları sizin Tanrı’nın önünde “suçlarınızdan ve günahlarınızdan ötürü ölü” olduğunuzu söylerler. (Efesliler 2:1) “Ama suçlarınız sizi Tanrınızdan ayırdı; günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez oldunuz.” (Yeşaya 59:2) “Dışarı atılan ve kuruyan bir çubuk gibisiniz; böyle çubukları toplar, ateşe atıp yakarlar.” (Yuhanna 15:6)

Artık ağaç ile bağlantısı kalmayan dal, meyve üretemez. Bir günahkarın Tanrı’nın önündeki durumu da böyledir. Tanrı’yı hoşnut edecek hiç bir şey üretemez., çünkü “Gerçek Ağaç”, gerçek yaşamın kaynağı olan Tanrı ile ilişkisi yoktur. Günahkarların bekleyecekleri tek şey, Tanrı’nın adil yargısıdır. Ancak yine de Tanrı, Peygamberlerin Yazılarında bizlerin O’nun önünde nasıl doğru kılınacağını günahlarımızın bizden uzaklaştırıldıklarını kesin olarak bilebileceğimizi ilan etmiştir. Önümüzdeki derslerde üzerinde duracağımız koular bunlar olacaktır.

Bu konuya son vermeden önce, bu bölümün geri kalan kısmında bulunanı okumak isteriz. Kutsal Yazılar bize, Tanrı’nın ilk kadını nasıl yarattığını söylerler. Dinleyin:

“RAB Tanrı şöyle dedi:’Adem’in yalnız kalması iyi değil. Ona uygun bir yardımcı yaratacağım.’ RAB Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini et ile kapadı. Adem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi. Adem,’İşte bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir’ dedi.’Ona kadın denilecek, çünkü o adamdan alındı.’ Bu nedenle Adem annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak. Adem de karısı da çıplaktılar, henüz utanç nedir bilmiyorlardı.” (Yaratılış 2:18,21-25)

Böylece, evliliğin Tanrı tarafından tasarlandığını keşfediyoruz. Tanrı, birbirlerini sevebilmeleri, yaşamlarını birlikte paylaşabilmeleri ve Tanrı’yı yücelten mutlu bir aileye sahip olabilmeleri için bir erkek ve bir kadın yarattı. Adem’i seven ve onun mükemmel bir şekilde mutlu olmasını isteyen Tanrı, ona harika bir armağan verdi: bir eş! Tanrı, Adem’in karısını bağrına basmasını, onun için sağlayışta bulunmasını ve onu kendisini sevdiği gibi sevmesini istedi. Daha da önemlisi, Tanrı erkeğin ve kadının O’nu sonsuza kadar tanıyacakları, sevecekleri ve O’na itaat edecekleri, ve böylelikle Kendisi ile derin bir ilişkinin tadını çıkarmalarını istedi. (Bakınız Efesliler 5:21-33; 6:1-4)

Böylece, Tanrı yaratılış eylemine son verdi. Kutsal Yazılar şöyle der:

“Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü.Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.Böylece gök ve yer bütün öğeleri ile tamamlandı. Yedinci güne gelindiğinde, tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. Tanrı yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip dinlendi.” (Yaratılış 1:31-2:3)

Tanrı neden yedinci günde dinlendi? Yorgun olduğu için mi? Hayır, Tanrı asla yorulmaz! Kutsal Yazılar, Tanrı’nın dinlendiğini, çünkü “işini tamamladığını” söylerler. Her şey mükemmeldi. Tanrı’nın yedinci günde, yaptığı işten dinlenmesinin (durmasının) nedeni buydu. Aynı zamanda bir haftada yedi gün bulunmasının nedeni de budur.

Dostlar, dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Tanrı isterse, bir sonraki programda günahın dünyaya nasıl girdiğini öğreneceğiz…

Tanrı, siz O’nun şu Sözü hakkındaki beyanını düşünürken, sizi bereketlesin.

“Günahın ücreti ölümdür, ama Tanrı’nın armağanı sonsuz yaşamdır..!” (Romalılar 6:23a)

7. Günah Dünyaya Nasıl Girdi

Günah Dünyaya Nasıl Girdi

How Sin Entered the World

Yaratılış 3

Dinleyici dostlarımız, size esenlik olsun. Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini ve O’nun ile birlikte sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını isteyen esenlik Rabbi, Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak için bugün tekrar sizler ile bir arada olabildiğimiz için mutluyuz.

Geçen iki dersimizde, Tanrı’nın ilk iki insanı nasıl yarattığını öğrendik. Kutsal Yazılar şöyle der: “Tanrı insanı Kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. Onları erkek ve dişi olarak yarattı.” (Yaratılış 1:27) Tanrı erkeğin ve kadının canına Tanrı’yı tanımaya muktedir bir ruh ve O’nu sevme gücüne sahip bir yürek yerleştirdi. Tanrı aynı zamanda onlara Kendisine itaat edip etmeyeceklerini seçebilmeleri için özgür bir irade emanet etti. Tanrı’nın insanı aynı zamanda yeryüzünde hazırlamış olduğu Aden adlı güzel bir bahçeye, Cennet Bahçesi’ne yerleştirdiğini gördük. Tanrı ilk erkek Adem’e ve ilk kadın Havva’ya esenlik ve gerçek refah içinde yaşamak için ihtiyaç duyacakları her şeyi verdi. Tanrı, insanların O’nu bilmelerini, sevmelerini ve O’na sonsuza kadar tapınmalarını istedi.

Böylece Tanrı, mükemmel planını uygulayarak, yaratmış olduğu insanın önüne basit bir deneme koydu. Tanrı, bahçenin ortasına iyilik ve kötülüğü bilme ağacını dikti ve sonra insana, şu sözler ile buyrukta bulundu: “Bahçede istediğin ağacın meyvesinden yiyebilirsin, ama iyi ile kötüyü bilme ağacından yememelisin. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” (Yaratılış 2:16)

Tanrı Adem’i neden bu şekilde denedi? Tanrı, Adem’e yüreğinin durumunu göstermek istedi. Tanrı, Adem’i günah işlemesine neden olmak için denemedi, aksine, amacı onu bereketlemek ve güçlendirmekti. Yaratmış olduğu insanın kusuru yoktu ve günahsızdı, ama bu durum, insanın mükemmel bir sevgiye ya da olgun bir karaktere sahip olduğu anlamına gelmiyordu. Tanrı’nın Adem’in önüne koyduğu denemenin amacı, Adem’in sevgisini denemekti. Eğer Adem denemeyi geçerek Tanrı’ya itaat etseydi. Tanrı’yı yürekten sevdiğini kanıtlamış olacaktı. Aynı zamanda eğer Adem denemeyi başarılı olarak geçseydi ve günah işlemeyi reddetmiş olsaydı, bu deneme onu güçlendirmiş olacaktı, çünkü Kutsal Yazılar, “deneme zamanında gösterilen sabrın dayanma gücü (karakter) yarattığını” söyler. (Romalılar 5:4)

Bugün, Yaratılış kitabında dördüncü bölüme geldik. Bu bölüm, bize, günahın dünyaya nasıl girdiğini gösteren bölümdür. Eğer bu bölümün öğretişini bilirsek, o zaman insan yüreğinin neden çarpık ve kötü olduğunu, ve dünyanın neden sıkıntı ve acı ile dolu bulunduğunu bilebiliriz.

Başlangıçta Adem ve Havva’nın yetkin bir doyuma ve zevk almaları için gerekli olan her şeye sahip oldukları Cennet Bahçesi’nde bulunduklarını daha önce görmüştük. Bu öğrendiklerimiz arasındaki en güzeli, Rab Tanrı’nın her gün, günün serinliğinde Adem ve Havva ile yürüyüş yapabilmek için bahçeyi ziyaret etmesiydi.

Ama Kutsal Yazılar bize bahçede aynı zamanda başka birinin daha var olduğundan söz ederler. Bu kişinin kim olduğunu biliyor musunuz? Bu kişi, Tanrı’nın düşmanı olan Şeytan, iblisti. Tanrı, dünyayı ve içindekileri yarattığı zaman, Şeytan olup bitenleri izliyordu. Tanrı, Adem’e, iyilik ile kötülüğü bilme ağacından yememesini buyurduğu zaman, Şeytan dinliyordu. Ve yalnızca izlemek ve dinlemek ile yetinmedi, ama aynı zamanda Tanrı’nın harika işlerini bozmak için bir plan da kurdu. Şeytan, Tanrı’nın yarattığı insanın Tanrı’ya itaatsizlik etmesi, günah işlemesi, Tanrı’dan ayrılması ve mahvolması için insanı ayartmayı tasarladı! Tanrı’ya gelince, Tanrı, Şeytan’ın yapmayı planladığı her şeyi biliyordu, ama Adem ve Havva’nın Şeytan’ın planından haberleri yoktu.

Bir gün, Adem ve Havva yasaklanmış ağacın yanında dururlarken, Şeytan bir yılan olarak geldi ve onlar ile konuşmaya başladı. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: “RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, ‘Tanrı gerçekten bahçedeki ağaçların hiç birinin meyvesini yemeyin’ dedi mi? diye sordu.” (Yaratılış 3:1)

Burada kısa bir süre için ara verelim. Şeytan neden yılan görünümünde ortaya çıktı? Kutsal Yazılar şu ifade ile bize yanıt verirler: “RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı.” Şeytan ayartıcıdır ve bu nedenle kendisini çok bilge biri gibi sundu. Şeytan, Adem ve Havva’nın yanına çok büyük kırmızı bir canavar olarak gelerek şöyle demedi: “Size esenlik olsun, Adem ve Havva. Ben, Tanrı’nın düşmanı olan Şeytan’ım! Bugün yaşam Rabbi olan Tanrı’ya sırt çevirmeniz ve böylelikle sonsuza kadar mahvolmanız için sizi ayartmak üzere geldim!” Şeytan bu şekilde çalışmadı. O zaman Şeytan, Adem ve Havva’ya nasıl göründü? Güzel ve bilge bir yaratık olarak. Onlar ile bir yılan görünümüne bürünerek konuşmaya karar verdi, çünkü o zaman günah henüz dünyaya girmeden önce, yılan tüm hayvanların en kurnazıydı.

Şeytan hala aynıdır, değişmemiştir. Kurnazdır. Sunması gereken şeyi, iyi bir şeymiş gibi takdim etme alışkanlığını sürdürür. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: Şeytan kendisine ışık meleği süsünü verir.” (2.Korintliler 11:14) Tanrı, Sözü’nde bizi şu sözler ile uyarır: “Sahte peygamberlerden sakının. Onlar size kuzu postuna bürünerek yaklaşırlar, ama özde yırtıcı kurtlardır.” (Matta 7:15) Şeytan bir aldatıcıdır. Adem ve Havva’ya bilge bir yılan olarak görünmesinin nedeni budur. Aynı zamanda Adem’in kendisi ile konuşmak yerine konuşmak için Havva’yı seçmesi de Hava’yı ayartmanın Adem’i ayartmaktan daha olay olacağını ümit etmiş olmasıdır. Şeytan Tanrı’nın Adem’e Havva’yı yaratmadan önce vermiş olduğu buyruğu biliyordu.Ama yine de aynı zamanda Havva da Tanrı’nın buyruğundan haberdardı. Şeytan’ın zeka derecesi çok yüksektir ve o ne başarmak istediğini çok iyi biliyordu. Şöyle düşündü: Eğer kadını iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemesi için ikna edebilirse, o zaman Adem belki de Tanrı’ya itaatsizlik etme konusunda kadını izleyecekti.

Kutsal Yazılar bu konu ile ilgili olarak şunu yazar: Yılan kadına, ‘Tanrı gerçekten bahçedeki ağaçlardan hiç birinin meyvesini yemeyin’ dedi mi? diye sordu.” (Yaratılış 3:1) Şeytan’ın Havva’ya ne dediğini duydunuz mu? Şeytan şöyle dedi: “Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçlardan hiç birinin meyvesini yemeyin’ dedi mi? Şeytan’ın ne yapmaya çalıştığını anlıyor musunuz? Tanrı Sözü’nün kesinliği ile ilgili olarak Havva’nın zihnine kuşku sokmaya çalışıyordu. Bu nedenle, “Tanrı dedi mi? Tanrı gerçekten dedi mi? ifadesini kullanarak konuştu. Şeytan hala bu yöntemi kullanır. Gerçeğin Sözü’ne karşı savaşır, çünkü Tanrı’nın Sözü’nün onun silahlarını elinden alacak ve yalanlarını ortaya koyacak güce sahip olduğunu bilir. Şeytan, ışığın karanlığı alt ettiği gibi, gerçeğin de yalanları alt ettiğini bilir.

Şimdi Şeytan ve kadın arasında geçen konuşmanın sonunu dinleyelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

“Kadın yılanı, ‘Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz’ diye yanıtladı. ‘Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesinden yemeyin, ona dokunmayın, yoksa ölürsünüz’ dedi. Yılan, ‘Kesinlikle ölmezsiniz’ dedi. ‘Çünkü, Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğiniz zaman, gözleriniz açılacak, iyi ile kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.’” (Yaratılış 3:2-5)

Bu, çok hayret vericidir! Tanrı, Adem ve Havva’ya yasak ağacın meyvesinden yedikleri takdirde onlara ne olacağını söylemişti? “Kesinlikle ölürsünüz!Şeytan ne dedi? “Kesinlikle ölmezsiniz!Şeytan bu sözleri ile yalnızca Tanrı’nın Sözü hakkında kuşku uyandırmak ile kalmadı, ama daha da ileri giderek Tanrı’nın Sözü’nü inkar etti! Bu konu hakkında sizin düşünceniz nedir? Gerçeği söyleyen kimdi? Tanrı mı, yoksa Şeytan mı? Kutsal yazılar, Tanrı’nın Gerçek Olan olduğunu ve yalan söyleyemeyeceğini bildirirler. Şeytan’a gelince, o gerçeği konuşamaz, “çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylemesi doğaldır, çünkü o yalancıdır ve yalanın babasıdır.(Yuhanna 8:44)

Ama yine de aynı zamanda hatırlamamız gereken, Şeytan2ın yalnızca bir yalancı olmadığıdır. O aynı zamanda aldatıcıdır da. Kurnazdır, gerçek olmayanı alır ve onu gerçek olan ile karıştırır. Bu özelliğini Adem ve Havva’ya söylediği şu sözlerde görebiliriz: “Bu ağacın meyvesini yediğiniz zaman gözleriniz açılacak, iyi ile kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.” Şeytan’ın, “Tanrı gibi olacaksınız” sözleri bir yalandı, çünkü günah işleyen biri Tanrı gibi değil, Şeytan gibidir. Ama Şeytan, “İyiyi ve kötüyü bileceksiniz” dediği zaman, gerçeği konuşuyordu, çünkü Adem ve Havva günah işledikten sonra kötünün ne olduğunu öğrendiler. Ama Şeytan onlara bu bilginin yaşamlarına getireceği acılığı söylemedi. Tanrı, “Ağaçtan yerseniz, kesinlikle öleceksinizdedi. Ama Şeytan, “Ağaçtan yerseniz, kesinlikle ölmeyeceksiniz” dedi. Şeytan bir yalancıdır. Bu nedenle, Tanrı, “Öleceksiniz!” dediği zaman, Şeytan, “Ölmeyeceksiniz!”diyerek Tanrı’nın Sözü’nü inkar etti.

Şimdi Adem ve Havva için Tanrı’nın Sözü ile Şeytan’ın Sözü arasında seçim yapmanın zamanı gelmişti. Seçim yapmaları gereken nokta şuydu: Tanrı’nın sözlerine mi yoksa Şeytan’ın sözlerine mi inanacaklardı? Gerçeği mi yoksa yalanı mı kabul edeceklerdi? Işığın Rabbini mi yoksa karanlığın Rabbini mi izleyeceklerdi?

Şimdi hangi seçimi yaptıklarını görmek için okumaya devam edelim. Kutsal Yazılar şöyle der: “Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü, meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi.” (Yaratılış 3:6)

Ne kadar şaşırtıcı bir durum! Tanrı, insanı O’nu tanıyabilmesi, sevebilmesi ve O’na sonsuza kadar itaat edebilmesi için Kendi benzeyişinde yarattı. Ama insan ne yaptı? Tanrı’yı O’nun buyruğuna itaat edecek kadar çok sevdi mi? Hayır! İnsan sevgi Tanrısına itaatsizlik etmeyi ve Tanrı’nın ve insanın düşmanı olan Şeytan’ı izlemeyi seçti!

O gün ne kadar da üzücü bir gündü! Atalarımız Adem ve Havva, O’nun yasaklamış olduğu ağacın meyvesinden yiyerek sırtlarını Rab Tanrı’ya çevirdiler. Wolof halkı şöyle der:”Bir salgın hastalık, o hastalığın ilk ortaya çıktığı kişi ile sınırlı kalmaz!” Tanrı’nın Sözü de aynı şeyi söyler: “günah, bir insan aracılığı ile, ölüm de günah aracılığı ile dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi!” (Romalılar 5:12) Hoşumuza gitse de gitmese de gerçek budur!

“Sıçrayarak giden ceylan tünel kazan bir soy doğurmaz.” (Wolof atasözü; İngilizce’deki karşılığı: “Tıpkı babasına benzer”; Türkçe’deki karşılığı: “Hıh demiş babasının burnundan düşmüş.”) Sizler, ben ve tüm insanlar Adem’e benzeriz. Doğuştan günahkarlarız ve ölmemiz gerekir, çünkü Adem’in soyundan geliriz. Tanrı’nın buyruğuna itaatsizlik eden ilk insan bizim atamızdır ve biz de aynı ona benzeriz. Aramızda kim Tanrı’nın her buyruğuna her zaman itaat etiğini söyleyebilir? Hiç birimiz! O zaman biz Tanrı’nın buyruklarına itaatsizlik eden bu doğamızı nereden miras aldık? Adem’den! Adem’deki günah, korkunç bir bulaşıcı hastalık gibi hepimize yayıldı. Gerçekten de, “bir salgın hastalık, o hastalığın ilk ortaya çıktığı kişi ile sınırlı kalmaz.”

Her şeye rağmen tüm ümitler yitirilmemiştir, çünkü Tanrı’nın Sözü aynı zamanda şunu da beyan eder: “İşte tek bir suçun bütün insanların mahkumiyetine yol açtığı gibi, bir doğruluk eylemi de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı.” (Romalılar 5:18) Bu konuya bugün bakamıyoruz, ama önümüzdeki derslerde Tanrı’nın günahkarların Kendisine geri dönebilmeleri için hazırlamış olduğu kurtuluşun doğru yolunu inceleyeceğiz.

Dostlar, Doğruluk Yolu programınızı dinlediniz. Bundan sonraki programda, bu önemli bölümde ilerlemeyi planlıyoruz; amacımız, Adem ve Havva’nın doğruluk yolundan ayrılıp kötülük yolunu izledikleri zaman, neler olduğunu göreceğiz. Şu temel gerçeği her hatırlayışınızda Tanrı sizi bereketlesin:

“Günah bir insan aracılığı ile, ölüm de günah aracılığı ile dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.” (Romalılar 5:12)

8. Adem’in Günahının Sonucu

Adem’in Günahının Sonucu

What Adam's Sin Produced

Yaratılış 3

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun. Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Tevrat’ta yaptığımız çalışmada, Rab Tanrı’nın ilk insanları Kendi benzeyişinde yarattığını öğrenmiştik. Aynı zamanda Tanrı’nın onları neden yarattığını da öğrendik. Tanrı, yarattığı insanların Kendisini tüm akılları, tüm yürekleri ve tüm güçleri ile sevmelerini istedi ve tüm bunların bir sonucu olarak insanlar Tanrı ile sonsuza kadar harika ve derin bir ilişkinin tadını çıkaracaklardı.

Böylece Tanrı’nın, Adem’in Tanrı’yı O’na itaat edecek kadar sevip sevmediğini görmek amacı ile nasıl Adem’in önüne basit bir deneme koyduğu görmüş olduk. Tanrı ilk kadın yaratılmadan önce Adem’e buyruk vermişti: “Bahçede istediğin ağacın meyvesinden yiyebilirsin. Ama iyi ile kötüyü bilme ağacından yememelisin. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” (Yaratılış 2:16,17) Böylece Tanrı Adem’i denedi ve itaatsizliğinin cezasının ölüm ve O’ndan ayrılık olacağı konusunda Adem’i uyardı. Tanrı Adem’i sevdi ve O’nun Kendisi ile paydaşlıktan sonsuza kadar zevk almasını istedi. Ama her şeye rağmen, son programımızda Adem ve Havva’nın şeytanı dinlediklerini ve Tanrı’nın yasaklamış olduğu ağacın meyvesinden yiyerek Tanrı’ya itaatsizlik ettiklerini okuduk.

Bugünkü planımız, çalışmamıza Tevrat’ta Yaratılış kitabının üçüncü bölümünde devam etmek ve Adem ve Havva Tanrı’ya karşı günah işledikten sonra ne olduğunu görmek. Kutsal Yazılar, yedinci ayette şöyle der: sonra ikisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.” (Yaratılış 3:7)

Adem ve Havva’nın Tanrı’ya itaatsizlik etikten sonra yaptıkları ilk şey nedir? Duydukları utancı ve suçluluğu örtmeye çalıştılar! Adem ve Havva’nın, iyilik ile kötülüğü bilme ağacından yemeden önce, “her ikisinin de çıplak olduklarını, ama henüz utanç nedir bilmediklerini” (Yaratılış 2:25) daha önce öğrenmiştik. Ama şimdi bedenleri ile ilgili bu düşünceleri değişmişti. Şimdi onları yargılaması gereken Kutsal Olan’ın önünde utandılar ve kendilerini suçlu hissettiler. Bundan dolayı utançlarından kurtulmak amacı ile bir incir ağacından koparttıkları yaprakları birbirlerine birleştirerek kendilerine önlükler yaptılar ve çıplak bedenlerini örttüler. Ancak bedenlerine giydikleri bu yaprak önlükler yüreklerindeki suçu ortadan kaldırmak konusunda hiç bir şeye yaramadı.

Kutsal Yazılar daha sonra şöyle der: Derken Adem ve Havva günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.” (Yaratılış 3:8) günah işlemelerinden sonra her şey Adem ve Havva için öylesine farklı olmuştu ki! Tanrı’ya itaatsizlik etmeden önce, onlar ile yürüyüş yapmak için Tanrı’nın bahçeye her gelişinde büyük sevinç duyarlardı. Ama şimdi O’nun yaklaştıklarını duydukları zaman korku ve utanç ile sarsıldılar ve Tanrı’dan kaçıp ağaçların arasına gizlenmeye çalıştılar. Adem neden korktu ve saklandı? Bunun nedenini anlamak zor değildir. Eğer biri hırsızlık yaparak bir başkasının tarlasından çalarsa, tarlanın sahibinin sesini duyduğu takdirde ne yapacaktır? Saklanma girişiminde bulunacaktır. Aynı şekilde, Tanrı’nın yasakladığından almış olan Adem de saklanmaya çalışıyordu. Adem, Tanrı’ya karşı suç işlemiş olduğunu çok iyi biliyordu.

Adem’in, Tanrı’nın buyruğuna itaatsizlik ettikten sonra korkması gerekiyor muydu? Kesinlikle, evet! Neden? Çünkü Tanrı onunla çok açık konuşmuştu: “İyilik ve kötülüğü bilme ağacından yediğin gün, kesinlikle ölürsün! Tanrı, Sözü’nü uygulayacak mıydı? Adem gerçekten ölecek miydi? Bu konuda sizin düşünceniz nedir? Tanrı, yaratmış olduğu insanları gerçekten cezalandıracak mıydı? Woloflar, bir soruya başka bir soru ile yanıt verilmemesi gerektiğini söylerler, ama bir soruya verebileceğimiz en iyi yanıt bir başka sorudur. Rab, eski adı Lüsifer olan Şeytan’a üzerindeki Tanrı egemenliğini reddettikten sonra ne yaptı? Tanrı, günah işleyen Şeytan’ı ve meleklerini beraat ettirdi mi? Hayır, onları beraat ettirmedi! Tanrı, onları kutsal Huzurundan kovdu. Ve yalnızca bunu yapmakla kalmadı, aynı zamanda onlar için sonsuz ateşi de yarattı! Adem de aynı Şeytan gibi Tanrı’nın kendi üzerindeki egemenliğini reddetmişti. Tanrı,”O kadar önemli bir mesele değil!” diyerek Adem’i yargılamadan onun özgürce çekip gitmesine izin verebilir miydi? Asla! Tanrı kutsaldır ve günahı yargılamak zorundadır! Şimdiye kadar var olmuş en harika insanlardan biri olan Leonardo da Vinci’nin bir sözünü aktaralım: “Kötülüğü cezalandırmayan kişi, kötülüğün yapılmasını buyurmuş olur!” Tanrı kötülüğü hiç bir zaman onaylayamaz. Kötülüğü cezalandırmak zorundadır. Peygamber Habakkuk şöyle yazdı: “Ya RAB, kutsal Tanrım..kötüye bakamayacak kadar saftır gözlerin, haksızlığı hoş göremezsin!” (Habakkuk 1:12,13) “Rab, halkını yargılayacak. Diri Tanrı’nın eline düşmek, korkunç bir şeydir!” (İbraniler 10:30,31) Tanrı’nın kutsal doğası, O’nun her günahı yargılamasını ve cezalandırmasını talep eder. Bundan dolayı O’nun günahları nedeni ile Adem ve Havva’yı yargılaması gerekliydi. Bir sonraki ayette okuduğumuz şu ifade ayette bu nedenle yer alır: “Rab Tanrı, Adem’e ‘Neredesin?’ diye seslendi.” (Yaratılış 3:9)

Adem günah işledikten sonra Tanrı ne yaptı? Tanrı Adem’e seslenerek onun peşinden gitti: Neredesin?” Adem mi Tanrı’yı aradı? Hayır! Adem Tanrı’dan saklanmaya çalışıyordu! Tanrı Adem’e neden seslendi? Adem’in nerede olduğunu bilmiyor muydu? Her şeyi gören ve bilen Tanrı Adem’in nerede saklandığını çok iyi biliyordu. Tanrı, Adem’e seslendi, çünkü Adem’in işlediği günahı O’nun önünde fark etmesini ve itiraf etmesini istedi. İtaatsizlik etmiş olmasına rağmen Tanrı Adem’i hala seviyordu.

Tanrı, “Neredesin?”dediği zaman Adem nasıl karşılık verdi? Kutsal Yazılar bu konuya şöyle değinirler:

“Adem, ‘Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim’ dedi. RAB Tanrı, ‘Çıplak olduğunu sana kim söyledi?’ diye sordu, ‘Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?’ Adem, ‘Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim’ diye yanıtladı. RAB Tanrı kadına, ‘Nedir bu yaptığın?’ diye sordu. Kadın, ‘Yılan beni aldattı, o yüzden yedim’ diye karşılık verdi.” (Yaratılış 3:10-13)

Adem ve Havva’nın Tanrı’ya nasıl yanıt verdiklerini duydunuz mu? Her biri diğerini suçlamaya çalıştı. Adem söylediği sözler ile hem Tanrı’yı hem de Havva’yı suçladı: Benim suçum değildi! Senin bana verdiğin kadın – o kadının suçu! Havva ise söyledikleri ile yılanı suçladı: Beni suçlama – beni yılan aldattı. Her şeye rağmen insanın yüreğini bilen Tanrı, her ikisinin de suçlu olduklarını biliyordu. Onlara ağacın meyvesini yediren Tanrı değildi. Aynı şekilde Şeytan da bunu yapmamıştı. Şeytan insanları ayartabilir ve kandırabilir, ama o hiç kimseyi günah işlemesi için zorlayamaz. Şeytan Hava’yı aldattı, ama Havva’nın yaptığı Tanrı’nın gözünde yine de hala günahtı. Adem’e gelince, Kutsal Yazılar bize aldatılanın, o olmadığını söylerler. (1.Timoteos 2:14) Adem kendi yolundan yürümeyi bilinçli olarak seçti. Adem Tanrı’nın ne buyurmuş olduğunu çok iyi biliyordu, ama doğruluk yolundan sapmayı ve kötülük yolundan yürümeyi seçti. Ve yalnızca Tanrı’ya itaatsizlik etmek ile yetinmedi, aynı zamanda suçu diğerlerinin üzerine atarak işlediği günaha bir günah daha ekledi.

Aynı şey günümüze kadar gelmiştir ve devam edip gitmektedir; insanlar kendi işledikleri suçlar için hala başkalarını suçlamayı sürdürürler, ama Tanrı gerçeği bilir. Kutsal Yazılar aracılığı ile Tanrı, insanlara seslenerek, ‘Neredesiniz?’ demektedir. Bana yanıt verin. Ne yaptınız? Sözüme inanmayı ve itaat etmeyi neden reddediyorsunuz? İyiliğimi neden hor görüyorsunuz? Kendi işlediğiniz günahlar için neden başkalarını suçlamaya çalışıyorsunuz? “Rab şöyle diyor:’Varlığım hakkı için her diz önümde çökecek, her dil Tanrı olduğumu açıkça söyleyecek.’ Böylece her birimiz kendi adına Tanrı’ya hesap verecektir.”  (Romalılar 14:11, 12)

Şimdi Tanrı’nın, yılanı, Havva’yı ve Adem’i nasıl yargıladığını görmek için okuduğumuz üçüncü bölümde ilerleyelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

“Bunun üzerine RAB Tanrı yılana, ‘Bu yaptığından ötürü bütün evcil ve yabanıl hayvanların en lanetlisi sen olacaksın’ dedi. ‘Karnının üzerinde sürünecek, yaşamın boyunca toprak yiyeceksin. Senin ile kadını, onun soyu ile senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.’ RAB Tanrı kadına,’Çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim’ dedi, ‘ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, seni o yönetecek.’ RAB Tanrı Adem’e,’Karının sözünü dinlediğin ve sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi’ dedi, ‘yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. Toprak sana diken ve çalı verecek, yaban otu yiyeceksin. Toprağa dönünceye dek, ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin.’” (Yaratılış 3:14-19)

İşledikleri günahın neden olduğu sonuçları görüyor musunuz? Üzüntü ve acı, dikenler ve çalılar, zahmet ve ter, hastalık ve ölüm. Evet, “günahın ücreti ölümdür!”  (Romalılar 6:23) Tanrı, yasak ağacın meyvesinden yedikleri takdirde Adem ve Havva’ya ne olacağını söylemişti? Ondan yediğiniz gün, kesinlikle ölürsünüz. Adem ve Havva yasaklanmış meyveyi yedikleri gün gömüldüler mi? Hayır. Ama o gün öldüler mi? Aslında öldüler! O aynı günde, Adem ve Havva, canlarının içinde öldüler, çünkü Tanrı ile olan ilişkileri sona erdi.

Daha önce öğrenmiş olduğumuz gibi, ölüm Tanrı’dan ayrılmaktır. Adem ve Havva Tanrı’ya itaatsizlik ettikleri zaman, kendilerini Yaşam Kaynağından, Tanrı’dan ayırdılar. Şeytan’ın söylediklerine inanmayı seçtikleri ve onun ile yürüdükleri zaman, bir ceza olarak Tanrı ile olan ilişkilerini kaybettiler ve Tanrı’nın yaşamında ortak oldukları paylarını yitirdiler. Tanrı’nın düşmanları haline geldiler, çünkü Tanrı’nın düşmanı olan Şeytan’ın tarafına geçtiler. Tanrı ile olan ilişkileri ölmüştü. Bu konuyu örnekleyecek olursak, diyelim ki bir düşmanınız var ve arkadaşınız onun tarafına geçiyor, o zaman arkadaşınızın düşmanınıza dönüştüğü doğru değil midir? Arkadaşınız ile olan ilişkiniz ölmüştür. Kullandığımız şu atasözündeki ifade gibi: “Arkadaşınızın düşmanı, sizin düşmanınızdır.” (Wolof atasözü; Türkçe’deki karşılığı: “Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”) Aynı şekilde, Şeytan’a itaat eden kişi, Tanrı’nın düşmanıdır. Günah, insanı Tanrı’dan ayırır.

Bugünkü programımıza son vermeden önce, anlamamız ve hatırlamamız gereken bir şey var. O da şudur: Her birimiz bu dünyaya suçlarımızın ve günahlarımızın içinde ölü olarak” geldik (Efesliler 2:1) ve “Tanrı’nın yaşamına yabancıydık(Efesliler 4:18) Bundan hoşlanmayabiliriz, ama Tanrı’nın Sözü’nde söylenen budur. Adem, Tanrı’ya itaatsizlik ettiği gün bir günahkar haline geldi. Günah işleyen Adem, insan soyunun babasıdır. Bu nedenle, Adem’in günahının sonucu, tüm soyunun günahkarlar haline gelmesidir. “Bir sıçan yalnızca yeri kazan başka bir sıçanı doğurur.” (Wolof atasözü; Türkçe’deki karşılığı: “Armut dalının dibine düşer.”) Aynı zamanda, Adem’in günahı, onun Tanrı’dan ayrılmasına neden oldu. Üzerindeki tanrı egemenliğini reddeden Adem, tüm yaşayanların babasıdır. Bunun sonucu olarak, Adem’in tüm soyu Tanrı’dan ayrı olarak dünyaya gelir. Wolof atasözünün dediği gibi: “Bir salgın hastalık, o hastalığın ilk ortaya çıktığı kişi ile sınırlı kalmaz.” Tanrı Sözü’nde beyan edilen gerçek tam olarak bunun gibidir: “Günah bir insan aracılığı ile, ölüm de günah aracılığı ile dünyaya girdi, böylece ölüm bütün insanlara yayıldı, çünkü hepsi günah işledi.” (Romalılar 5:12)

Kendisini Tanrı’dan ayıran atamız Adem, bir ağaçtan kesilmiş bir dala benzer. Dal eğer ağaçtan ayrılırsa ne olur? Kurur ve ölür. Ve kesilen dalın parçaları olan dallara ne olur? Onlar canlı mıdır? Hayır, onlar da ölüdürler, çünkü kuru dala ait olan parçalardır. Aynı şekilde, Adem’in tüm çocukları kesilmiş olan dalın küçük parçalarına benzerler. Adem, işlediği günah nedeni ile kurumuş dala benzer ve biz onun ile birizdir. Atamız Adem’in günahı, hepimizi etkilemiştir. Hepimiz onun karakterine ve mahkumiyetine ortak olduk.

Peygamber Davut, Mezmurlar’da şöyle yazdı: “Nitekim suç içinde doğdum ben, günah içinde annem bana hamile kaldı.”  (Mezmur 51:5) Günah daha çok AİDS hastalığına benzer – bu korkunç hastalık dünyanın her tarafına yayılmıştır. AİDS bir kez birinin bedenine girdiği zaman, o bedeni asla terk etmeyecektir. AİDS hastalığı olan kişi, bu hastalığı çocuklarına bulaştırabilir. AİDS bir katildir ve insan bu hastalığın tedavisini henüz bulamamıştır. Günah da buna benzer. AİDS tüm yeryüzüne yayılmış olan korkunç bir felakettir. Günah bir katildir, insanın sonsuza kadar mahvolmasına neden olur ve insan kendi başına ölüme çözüm bulamamıştır.

Ama yine de, bugün Tanrı’yı mutlu yürekler ile övüyoruz, çünkü Tanrı’nın Kendisi bizi günahın cezasından ve günahın gücünden kurtarmak için bir çözüm hazırlamıştır. Tanrı isterse, bir sonraki programımızda, Tanrı’nın, Adem ve Havva’ya ve onların tüm soyuna, günahkarları günahtan, Şeytan’dan ve cehennemden kurtarmak için dünyaya gelecek olan güçlü Kurtarıcı ile ilgili olarak nasıl harika bir vaat verdiğini göreceğiz.

Dinlediğiniz için teşekkürler…

Peygamber Davut tarafından kaleme alınan şu sözler üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:

“Nitekim suç içinde doğdum ben, günah içinde annem bana hamile kaldı.” (Mezmur 51:5)

9. Harika Vaat

Harika Vaat

The Wonderful Promise

Yaratılış 3

Dinleyici dostlarımız, size esenlik diliyoruz.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını isteyen esenlik Rabbi, Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere sizler ile tekrar beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda Adem ve Havva’nın, Tanrı’nın yasaklamış olduğu ağacın meyvesinden yiyerek Tanrı’nın yolundan nasıl ayrıldıklarını gördük. Böylece, Tanrı’nın Kendi benzeyişinde yarattığı insan Tanrı’nın düşmanı Şeytan’ı izlemeyi seçti. Adem ve Havva günah işlemeden önce Tanrı’nın bahçeye onlar ile yürüyüş yapmak için her gelişinde çok sevinirlerdi. Ama şimdi, Tanrı’nın sesini duydukları zaman korktular, utandılar ve O’ndan kaçmak için bahçenin ağaçları arasına saklanmaya çalıştılar. Ama Tanrı Adem ve Havva’nın peşlerinden gitti, onlar ile konuştu ve onlara işledikleri günahın dünyaya neler getireceğini bildirdi: zahmet ve acı, dikenler ve çalılar, hastalık ve ölüm.

O günden bu güne tüm bunların bir sonucu olarak ölümün gölgesi, Adem’in soyu üzerinde asılı durur. Adem’in tüm çocuklarına günah içinde gebe kalındı ve hepsi de kötü bir doğa ile dünyaya geldiler. Hoşumuza gitse de gitmese de, hepimiz ilk atamız Adem’in karakterine ortak oluruz. “Bir sıçan yalnızca yeri kazan bir başka sıçan doğurabilir.” Adem’in günahından dolayı hepimiz doğuştan günahkarlarız. Gerçekten de, “Bir salgın hastalık, o hastalığın ilk ortaya çıktığı kişi ile sınırlı kalmaz.” (Wolof atasözleri) Ve Adem’in günahı onu Tanrı’dan nasıl ayırdıysa, aynı şekilde bizim günahımız da bizi Tanrı’dan ayırdı. Kutsal Yazılar şöyle der:

“Günah bir insan aracılığı ile, ölüm de günah aracılığı ile dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi. (Romalılar 5:12) “Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 3:23) “Ama suçlarınız sizi Tanrınızdan ayırdı; günahlarınız yüzünden O’nun yüzünü göremez oldunuz.” (Yeşaya 59:2)

Bu mesajı işitmek hoş değildir, ama gerçek böyledir. “Gerçek, acı bir biberdir.” (Wolof atasözü; Türkçe karşılığı: “Doğru söz, acıdır.”)

Böylece Adem’in tek bir günahının insan soyunun tamamını Tanrı’dan nasıl ayırdığını gördük. Adem’in Tanrı’ya itaatsizlik ettiği gün, Adem (ve dünyaya gelecek olan tüm insan soyu) ışık krallığından ayrıldı ve karanlık krallığına girdi. Artık Tanrı’nın Krallığında hiç bir payları kalmamıştı. İşledikleri günah nedeni ile kendilerini tutsağı ve kölesi olarak almış olan Şeytan’ın payına ortak oldular. Artık bu yaşamda, günaha ve ölüm korkusuna tutsaklığın dışında – ve öbür dünyada sonsuz ateşin içinde sonsuz cezanın dışında ümit edecekleri hiç bir şeyleri kalmamıştı!

Eğer Kutsal Yazılar burada sona erselerdi, yapabileceğimiz tek şey kitabı kapatmak ve denizin ortasında kurtarılma umudunu yitirmiş biri gibi acı acı ağlamak olurdu. Eğer Tanrı, Adem’in çocuklarını kurtarmak için bir kurtuluş yolu açmamış olsaydı, hepimiz sonsuza kadar mahvolacaktık! Ama Tanrımız Rabbe övgüler olsun ki, Peygamberlerin Yazıları Adem’in günahının öyküsü ile sona ermez. Merhameti sonsuz olan Tanrı, Adem’in çocukları için bir kurtuluş kapısı açmıştır! Bu nedenle Tanrı Sözü şöyle der:

“Günahın çoğaldığı yerde Tanrı’nın lütfu daha da çoğaldı.” (Romalılar 5:20)  “Korkmayın, çünkü size bütün halkı çok sevindirecek bir haber müjdeliyorum.” (Luka 2:10) “Çünkü Tanrı’nın bütün insanlara kurtuluş sağlayan lütfu ortaya çıkmıştır.” (Titus 2:11)

Daha önce öğrenmiş olduğumuz gibi Tanrı kutsaldır ve bu nedenle günahkarları yargılamak zorundadır. Tanrı adildir ve günahı “unutamaz.” Her günahı cezalandırması gerekir. Günahın cezası, ölüm ve Tanrı’dan sonsuz ayrılıktır. Tanrı hiç bir zaman değişmez ve günahın cezası da hiç bir zaman değişmez. Ama biz yine de bugün Kutsal Yazılarda Kutsal Olan Tanrı’nın günahkarları günahın cezasından kurtarmak için nasıl bir plan tasarladığını (dokuduğunu) okumaya başlayacağız. Böylece, Tanrı’nın yalnızca Kutsal Olan değil, aynı zamanda Merhametli Olan da olduğunu öğreneceğiz! Yargıcımız Tanrı, Kurtarıcımız olmak istiyor!

Bugün Adem ve Havva’nın günah işledikleri gün, Tanrı’nın günahkarları kurtarmak için yaptığı harika Planını bildirmeye nasıl başladığını göreceğiz. Şimdi Tanrı’nın İyi Haberi ile ilgili bilgi alabilmek için Tevrat’taki yaratılış kitabını okumaya devam edelim. Üçüncü bölümün 15.ayetini okuyoruz: Tanrı, yılanın içinde bulunan Şeytan’a şöyle dedi, “senin ile kadını, onun soyu ile senin soyunu birbirinize düşman edeceğim Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.”

Bu anlaşılması zor ayet, Tanrı’nın peygamberlerinin daha sonra ayrıntılı olarak açıklayacakları pek çok derin ve önemli gerçeği içerir. Bu ayetin içeriği şu şekilde özetlenebilir: Tanrı dünyaya Adem’in çocuklarını Şeytan’ın egemenliğinden kurtaracak olan bir Kurtarıcı gönderme planını duyurmaya başlıyordu. Bu ayet, kutsal Kurtarıcı’nın (ya da Aracı) gelişinden söz eden ilk ayettir. Bu ayette yer alan, Tanrı’nın göndermeyi vaat ettiği Kurtarıcı ile ilgili dört gerçek üzerinde düşünelim.

1.)    Birinci gerçek şudur: Tanrı, bu Kurtarıcının yalnızca, bakire olan bir kadından nasıl doğacağını ilan ediyordu. Hepimizin bir erkek ve bir kadından oluşan anne-babaları vardır. Ama gelecek olan Kurtarıcı Tanrı’nın gücü aracılığı ile yalnızca bir kadından doğacaktı. Yersel bir babası olmayacaktı. Dünyanın Kurtarıcısı Adem’den gelemezdi, çünkü Adem’in tüm soyu günah ile lekelenmişti. Günahkarların Kurtarıcısının günahsız olması gerekiyordu. O, göklerden, Tanrı’dan gelmeliydi. Bu nedenle, bu ayetten öğrenebileceğimiz ilk şey şudur: Tanrı, bir erkeğin değil bir kadının soyundan gelecek olan kutsal bir Kurtarıcı vaat etti.

2.)    Adem ve Havva’nın günah işlediği gün, Tanrı’nın ilan ettiği bir başka şey daha vardı. Tanrı, vaat edilen Kurtarıcı ile ilgili Şeytan’a şöyle dedi: “sen onun topuğuna saldıracaksın.”  Tanrı, böylece göklerden göndereceği Kurtarıcıya Şeytan’ın nasıl işkence edeceğini ilan etmeye başladı. Gelecek derslerde, peygamberlerin  Şeytan’ın Kurtarıcıya zulüm ve işkence etmesi ve O’nu öldürmesi için insanları tahrik edeceğini nasıl önceden bildirdiklerini göreceğiz. Kurban edilecek olan bir Kurtarıcı Tanrı’nın planının bir parçası olacaktı. Dünyanın Kurtarıcısının bizi Tanrı’ya geri götürmek için günah uğruna bir kurban olarak ölmesi gerekecekti; Doğru Olan, doğru olmayan bizlerin uğruna ölecekti.Günahın cezası olan ölümü tadacak ve Yaşamını kendi isteği ile verecekti.

3.)    Kurtarıcı ile ilgili üçüncü gerçek, Tanrı’nın yılanın içindeki Şeytan’a,” onun (Kurtarıcının), onun (Şeytan’ın) başını ezeceğini” söylemesiydi. Bu, Şeytan için kötü haberdi, ama Şeytan’ın, günahın ve cehennemin gücünden kurtarılmayı isteyen herkes için iyi haberdi. Böylece Tanrı, Kurtarıcının sonunda şeytanı yeneceğini ve günahın köleleri haline gelmiş olan Adem’in çocuklarını özgür kılacağını ilan etmeye başladı.

4.)    Sonunda, Tanrı dünyada iki grup insanın var olacağını bildirmeye başladı: Şeytan’ın halkı ve Tanrı’nın halkı. Tanrı’nın Sözü’ne inanmayı reddeden kişiler, Şeytan’ın halkı olacaklardı. Tanrı’nın Sözü’ne inanan ve vaat edilen Kurtarıcıya iman eden kişiler ise Tanrı’nın halkı olacaklardı. (Yuhanna 1:9-13)

Böylece, Adem ve Havva’nın günah işlediği gün, Tanrı, günahkarları kurtarmak için yaptığı harika planını ilan etmeye başladı. Gelecek programlarda, Tanrı’nın tüm peygamberlerinin günahkarları Şeytan’ın elinden kurtaracak bir kutsal Kurtarıcının geleceğini nasıl duyurduklarını birer birer göreceğiz. Eğer şimdi öğrettiğimiz konu zihninizde henüz tam olarak netleşmediyse, kaygıya kapılmayın, çünkü kronolojik çalışmamızda ilerledikçe, her şey netleşecek. Şu Wolof atasözünü hatırlayın: “ Su kovası, kuyu başında gayret ile bekleyen kişiyi bulacaktır.” Tanrı Sözü’nün “kuyu” başında bekliyor musunuz? İyi! Tanrı şöyle der: “Gümüş ararcasına onu ararsan, onu ararsan define arar gibi..o zaman Tanrı’yı yakından tanırsın.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 2:4,5)

O zaman şimdi Tevrat’ın ilk kitabının üçüncü bölümünü okumayı bitirelim. Kutsal Yazılar şöyle der:

“Rab Tanrı Adem ile karısı için deriden giysiler yaptı. Onları giydirdi. Sonra, ‘Adem iyi ile kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu’ dedi. ‘Artık yaşam ağacına uzanıp meyve almasına, yiyip ölümsüz olmasına izin verilmemeli. ‘ Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Adem’i Aden bahçesinden çıkardı. Onu kovdu. Yaşam ağacının yolunu denetlemek için de Aden bahçesinin doğusuna Keruvlar ve her yana dönen alevli bir kılıç yerleştirdi.” (Yaratılış 3:21-24)

Üçüncü bölüm burada sona erer. Bugünkü programa son vermeden önce, bu ayetlerde yer alan bazı önemli gerçekler üzerinde düşünelim.

Kutsal Yazılar şöyle der: “RAB Tanrı Adem ile karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi.” Adem ve Havva’nın, iyilik ile kötülüğü bilme ağacından yedikten sonra ne yaptıklarını hatırlıyor musunuz? İncir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar ve Tanrı’nın önünde duydukları utançtan gizlenmek için bu önlükleri bellerinin etrafına sardılar. Tanrı, onların kendileri için yapraklardan yapmış oldukları giysileri kabul etti mi? Hayır, kabul etmedi. Tanrı, onların kendileri için yapmış oldukları giysileri neden kabul etmedi? Çünkü Tanrı Adem ve Havva’ya O’nun mükemmel olduğunu ve insanın mükemmel olmayan işlerini kabul edemeyeceğini öğretmek istedi. Kutsal Yazılar bu konu hakkında şöyle der: “Hepimiz murdar olanlara benzedik, bütün doğru işlerimiz kirli adet bezi gibi. (Yeşaya 64:6)İnsanın Tanrı’nın önündeki günahlarını örtmek için yapabileceği hiç bir şey yoktur.

Ama her şeye rağmen Tanrı insan için bir şey yaptı. Tanrı bir kaç hayvan öldürdü, derilerini yüzdü ve Adem ve Havva için deriden giysiler yaptı. Evet, ilk hayvan kurban Tanrı tarafından kesildi. Tanrı’nın öldürmüş olduğu hayvanların akan kanlarını izleyen Adem ve Havva, bu görüntü yüzünden şok geçirmiş olmalılar! Tanrı, hayvanların dökülen kanı aracılığı ile Adem ve Havva’ya “günahın ücretinin ölüm olduğunu” (Romalılar 6:23) ve kan dökülmeksizin, günah bağışlaması olmayacağını” (İbraniler 9:22) öğretmek istedi. Bugün bu konuyu ayrıntılı olarak anlatamayız, ama ancak Tanrı’nın temel bağışlama yasasının belirttiği şu ifadeye değinebiliriz: “Kan dökülmeksizin günah bağışlaması olmaz.”  Günahın cezasının ödenmesi gerekir. Günahın cezası ölümdür. Tanrı ancak cezaları ödenmiş günahları bağışlayabilir. Saf ve masum bir kurban, suçlu günahkarın yerine geçerek ölmek zorundadır. Tanrı ancak bu şekilde adaletinden ödün vermeksizin (Wolof dilindeki birebir anlamı: ve hala adil kalarak), günah işleyen insanları bağışlayabilir.

Tanrı böylece günahın cezasının ölüm olduğunu günahkarlara hatırlatmak için hayvan kurbanları ön gördü. Hayvan kurbanı, günaha karşılık bir ödeme olarak Kanını dökmek için dünyaya gelecek olan kutsal Kurtarıcıyı sembolize ediyordu. Birazdan bu konu hakkında daha fazla bilgi edineceğiz. Ama yine de bugün için Tanrı’nın Adem ve Havva’nın utancını örtmek için hayvanların kanını döktüğünü hatırlayalım.

Tanrı bunu yaptıktan sonra, Adem ve Havva’yı Aden’deki Cennet Bahçesinden kovdu. Yaşam ağacına giden yolu denetlemek için Aden bahçesinin doğusuna her yana dönen alevli bir kılıç tutan bir melek koydu. Adem ve Havva Tanrı’nın yasaklamış olduğu meyveyi yedikleri zaman, ölüme giden yolu seçmişlerdi. Bundan dolayı harika Cennet Bahçesinin bereketlerinden artık zevk alamazlardı. Tanrı’nın Lüsifer’i, yani Şeytan’ı günah nedeni ile Huzurundan nasıl kovduğunu daha önce görmüştük. Ve şimdi Tanrı’nın işledikleri günah nedeni ile Adem ve Havva’yı kovduğunu görüyoruz. Tanrı Kutsal Olan’dır ve kutsal olmayan her şeyi cezalandırmak zorundadır.

İşte bundan dolayı sevgili dostlarımız, aklımızda şu iki şeyi tutalım: Birincisi, Tanrı Adil Olan’dır. Günahı hoş göremez. Adem ve Havva’yı yargılamasının ve onları bahçeden kovmasının nedeni budur. İkincisi, Tanrı Merhametli Olan’dır. Adem ve Havva Tanrı’nın merhametini hak etmediler. Hak ettikleri, Tanrı’nın yargısıydı. Ancak Tanrı her şeye rağmen insanların mahvolmasını istemez. Günahkarları, Şeytan’ın krallığının karanlığından kurtarabilecek ve onları Tanrı’nın Krallığı’nın ışığına ve görkemine aktarabilecek bir Kurtarıcı vaat etmesinin nedeni buydu.

Aldatılmayın: Tanrı’nın merhameti Tanrı’nın adaleti ile hiç bir zaman çelişemez. Tanrı’nın bu iki özelliği birlikte işlemek zorundadırlar. Gelecek derslerde, Tanrı’nın günahkarlara, adaleti ile çelişmeksizin nasıl merhamet gösterebileceğini daha net bir şekilde göreceğiz.

Dinleyici dostlarımız, Doğruluk Yolu programınızı dinlediniz. Sizlere, Adem ve Havva’nın Tanrı’nın yolundan saptıkları gün, Tanrı’nın verdiği harika vaat hakkında konuştuk. Tanrı’nın, sizi günahlarınızdan kurtarmak için göndermiş olduğu Kurtarıcı hakkındaki harika vaadini tam olarak anlayıncaya kadar bu programları dinlemeye devam edeceğinizi umuyoruz.

Dinlediğiniz için teşekkürler. Adem ve Havva’nın Habil ve Kayin adlarındaki iki oğlu ile ilgili bazı önemli konuları öğrenmek için sizi bir sonraki programımızda bizlere katılmaya davet ediyoruz.

Kutsal Yazılarda bildirilenler üzerinde düşünürken Tanrı sizleri bereketlesin:

“Günahın çoğaldığı yerde, Tanrı’nın lütfu daha da çoğaldı.” (Romalılar 5:20)

10. Kayin ve Habil: Kurban Tarzı

Kayin ve Habil: Kurban Tarzı

Cain and Abel: The Way of Sacrifice

Yaratılış 4

Dinleyici dostlar, sizlere esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu adlı programınızı sunmak üzere bugün sizler ile tekrar beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Tevrat’ta yaptığımız en son çalışmada Tanrı’nın Adem ve Havva günah işledikten sonra Adem’in çocuklarını günahın, Şeytan’ın ve cehennemin gücünden kurtaracak Olan’ı dünyaya göndermek için yapmış olduğu Planını ilan etmeye başladığını gördük. Aynı zamanda Tanrı’nın Adem ve Havva’nın kendileri için incir yapraklarından yaptıkları giysileri kabul etmeyi nasıl reddettiğini de görmüştük. Tanrı, onlara günahkarların, kendilerini yargılaması gereken Kutsal Olan’ın önünde duydukları utancı örtmeleri için hiç bir çareleri olmadığını öğretmek istedi. Günahkarları suçlarından kurtarabilecek olan yalnızca Tanrı’dır. Böylece Tanrı’nın Kendisinin bazı hayvanları nasıl kurban ettiğini, deriden giysiler yaptığını ve bunları Adem ve Havva’ya giydirdiğini gördük. Kanı dökülen ilk hayvan kurbanını Tanrı kesti. Aynı zamanda Tanrı’nın nasıl yeryüzünde iki grup insan bulunacağını ilan etiğini de okuduk: Tanrı’nın Sözü’ne inanmayı reddedenler ve Tanrı’nın Sözü’ne inananlar.

Bugün Adem ve Havva’nın ilk iki oğlu hakkında bilgi edineceğiz: Tanrı’ya inanmayı reddeden Kayin ve Tanrı’ya inanan Habil. Gördüğümüz gibi, Adem ve Havva şimdi Cennet Bahçesinin (Aden) dışında yaşıyorlardı. İşledikleri günah nedeni ile Tanrı onları Huzurundan dışarı çıkarmıştı. Günah işledikleri için artık Cennet Bahçesinin bereketlerinin içinde yaşayamazlardı. Günahları, Tanrı ile olan ilişkilerini bozmuştu. Ama yine de Tanrı onları sevdi ve onlar ile ilgilendi.

O zaman şimdi gelin birlikte Tevrat’ı okuyalım. Yaratılış kitabının dördüncü bölümünde, şunlar yazılıdır: “Adem karısı Havva ile yatı. Havva hamile kaldı ve Kayin’i doğurdu. ‘Rabbin yardımı ile bir oğul dünyaya getirdim’ dedi. Daha sonra Kayin’in kardeşi Habil’i doğurdu. Habil çoban oldu, Kayin ise çiftçi.” (Yaratılış 4:1,2)

Adem ve Havva iki oğul dünyaya getirdiler: Kayin ve Habil. Bu oğullar da aynı anne-babaları gibi günahkardılar. Adem’in günahı bulaşıcı bir hastalık gibi, çocuklarına yayıldı. Anneleri Kayin ve Habil’e günah içinde gebe kaldı. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: “Adem’in kendisine benzer oğulları oldu.” (Yaratılış 5:3) “Baba nasılsa, oğlu da aynıdır.” Kayin ve Habil günahkar bir doğa ile dünyaya geldiler. Çocuklar fiziksel olarak büyüdüler ve bilgileri çoğaldı. Kayin bir çiftçi oldu. Ciddi bir işçiydi ve ağır işten korkmuyordu. Habil bir çobandı. Her ikisi de Tanrı’yı biliyorlardı. Tanrı’nın var olduğundan ve kutsal olduğundan ve günahtan nefret ettiğinden haberdardılar. Ve her ikisi de, Tanrı’ya yaklaşmak için Tanrı’nın buyurduğu şekilde bir hayvan kurbanın kanının dökülmesi aracılığı ile hareket etmek zorunda olduklarını bilmeliydiler.

Kayin’in ve Habil’in yaşamlarında Tanrı’ya tapınmaya ve O’na bir kurban sunmaya karar verdikleri bir gün geldi. Kutsal Yazılar bu konuda şunu yazar:

“Günler geçti. Bir gün Kayin toprağın ürünlerinden Rabbe sunu getirdi. Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. RAB, Habil’i ve sunusunu kabul etti. Kayin ile sunusunu ise reddetti. Kayin çok öfkelendi, suratını astı.”(Yaratılış 4:3-5)

Neler olduğu üzerinde düşünelim. İki kişi Tanrı’ya tapınmak istedi. Her ikisi de Tanrı’ya kurbanlar sundu. Ama Kutsal Yazılar şöyle der: “RAB, Habil’i ve sunusunu kabul etti. Kayin ile sunusunu ise reddetti.” Tanrı Habil’in kurbanını neden kabul etti ve Kayin’in kurbanını neden reddetti? Bu iki kurban arasındaki fark neydi?

Kayin’in kurbanının ve Habil’in kurbanının birbirlerinden çok farklı oldukları doğruydu. Kayin Tanrı’ya, güzel sebzeler ve lezzetli meyveler getirdi. Habil ise Tanrı’ya lekesiz bir kuzunun kanını getirdi. Tanrı, Habil’in günahlarını bağışladı, ama Kayin’in günahlarını bağışlamadı.

Tanrı neden bir kuzunun kanını getiren Habil’in günahlarını bağışlarken, sebze ve meyve getiren Kayin’in günahlarını bağışlamadı? Bunun nedeni, Tanrı’nın sebze ve meyveden hoşlanmayışı olabilir miydi? Hayır, nedeni bu değildi. O zaman Tanrı, neden Habil’i doğru ilan etti ve Kayin’i günahının içinde bıraktı? Nedeni şudur: Habil Tanrı’nın talep ettiği kurbanı getirdi, ama Kayin Tanrı’ya başka bir şey getirdi. Tanrı’nın, adaletinden ödün vermeden günahlarını bağışlayabilmesi için talep ettiği şey neydi? Tanrı, lekesiz bir hayvanın kanını – yaşamını – talep etti. Habil Tanrı’ya inandı ve aynen Tanrı’nın istediği şekilde kanı dökülmüş bir kurban getirdi. Kutsal Yazılar bu konu hakkında şöyle yazar: “Habil’in Tanrı’ya Kayin’den daha iyi bir kurban sunması iman sayesinde oldu. Habil, imanı sayesinde doğru biri olarak Tanrı’nın beğenisini kazandı.” (İbraniler 11:4) Hail Tanrı2ya inandı, ama Kayin O’na inanmadı.

Tanrı’ya inanmak ne anlama gelir? Tanrı’ya inanmak, O’nun Sözü’ne inanma noktasına kadar Tanrı’ya güvenmek demektir. Tanrı’ya inanmak, Tanrı’nın söylediğini gerçek olarak kabul etmektir. Eğer, ‘Tanrı’ya inanıyorum’ diyorsanız, ama Tanrı’nın Kutsal Yazılarda söylediklerine inanmıyorsanız, o zaman Tanrı’ya gerçekten inanmıyorsunuz. Tanrı ve Sözü birdir. Eğer Tanrı’ya inanıyorsanız, o zaman Sözü’ne inanacak ve itaat edeceksiniz. Eğer Tanrı’nın ne söylediğine inanmıyorsanız, reddettiğiniz Tanrı’nın Kendisidir.

Tanrı Habil’i kabul etti, çünkü o O’nun sözüne inandı ve O’nun buyurduğu gibi bir kuzunun kanı ile Tanrı’nın önüne geldi. Tanrı, Kayin’i kabul etmedi, çünkü o Tanrı’nın Sözü’ne içtenlikle inanmadı. Kayin, Tanrı’ya inandığını ileri sürdü, ama eylemleri söylediğini inkar etti, çünkü o Tanrı’nın buyurduğu gibi, kanı dökülmüş bir kurban getirmedi.

Belki biri şöyle bir soru sorabilir, “Tanrı neden hayvan kurbanlar buyurdu? Tanrı neden, “Kan dökülmeksizin günah bağışlaması olmaz” dedi? Nedeni şudur: Tanrı’nın kutsal Yasası, günahın bedelinin (ücretinin, cezasının) ölüm olduğunu bildirir! Kan dökülmesinin talep edilmesinin nedeni budur. Tanrı, “Günahın cezası meyveler ve sebzeler ile ödenebilir” demedi. Ya da “Günahın bedeli, dua etmek, oruç tutmak ve sevap işlemektir” de demedi. Hayır! Kutsal Tanrı’nın söylediği şuydu: Günah için talep edilen bedel, ölümdür!

Tanrı, Peygamberlerin yazılarında bize, her kişinin, Adem’in her çocuğunun günah işlediğini ve her günahkarın Kutsal Olan Tanrı’nın önünde büyük bir borcu olduğunu gösterir. Günahkarın ölmesi ve bu günah borcunu cehennemde sonsuza kadar ödemesi gerekir. Günah borcu muazzam büyük bir borçtur ve bu borcu Tanrı’nın önünde iptal etmek için yeterince sevap işlemeniz imkansızdır. Günahın cezası ölüm ve cehennemdir, bu borcun sevaplar ile asla ödenememesinin nedeni budur!

Bu konuya bir örnek getirmeye çalışalım. Bir alacaklıya çok yüksek miktarda bir borcum olduğunu hayal edelim ve ben ona giderek şöyle diyorum: “Sana çok miktarda para borcum olduğunu biliyorum. Ancak, iflas etmiş durumdayım. Ve borcumu para ile ödemem mümkün değil. Ama sana ödeme yapmak için bir başka planım var. Planım şu: Her gün evinin verandasını süpüreceğim. Bu şekilde, borcumun tamamını ödeyinceye kadar senin için çalışacağım.”  Alacaklı kişi, sizce benim bu önerime nasıl bir karşılık verirdi? Belki kızardı ya da bana gülerdi, yine de benim bu önerimi kesinlikle kabul etmezdi. Alacaklı benim bu planımı neden kabul etmezdi? Çünkü benim güçsüz “iyi işlerim” ile, ona olan muazzam borcumu ödeyebilmem mümkün değildir.

Benzer şekilde, hiç kimse günah borcunu yapacağı iyi işler ile ödeyemez. Günahın bedelini ödeyebilecek yalnızca tek bir şey vardır – para ya da iyi işler değil – o da ölüm’dür. Günahın cezası ölüm ve yargıdır. Bu gerçeğin sonucu olarak Tanrı, Kayin’in ve Habil’in günah borcunu kendi elleri ile yaptıkları işleri temel alarak iptal edemezdi. Tanrı’nın, onların günah borçlarını iptal etmek konusunda yaptığı plan, bir kurbanın dökülen kanı aracılığı ile uygulanmalıydı. Masum olanın suçlu olanın yerine geçerek ölmesi gerekiyordu.

Günahın bağışlanması, insanın değil, Tanrı’nın planı temel alınarak gerçekleşir. Tanrı, (yerimize geçen) kurbanı temel alarak Adem’in çocukları için bir bağışlama ve kurtuluş kapısı açtı. Daha önceki kuşaklarda Tanrı, her günahkarın lekesiz bir hayvan sunmasını ve bu hayvanı boğazlamasını buyurdu. Masum hayvan, günahkarın yerine geçerek ölecekti. Böyle bir kurbanın kanı nedeni ile Tanrı, Adem’in soyuna sabırlı davranabilir ve onların günahlarını bir süre için örtebilirdi. Ama hayvanların kanı, insanın günahının borcunu iptal edemezdi, çünkü bir hayvanın değeri bir insanın değeri ile eşit değildir. Kutsal Yazılar bundan dolayı hayvan kurbanlar hakkında onların “gelecek iyi şeylerin sadece gölgesi olduklarını, aslı olmadıklarını, çünkü hayvanların kanının günahları ortadan kaldıramayacağını (İbraniler 10:1,4) yazar.

Böylece hayvan kurbanlar hakkında hatırlanacak en önemli şey, onların, Adem’in soyunun günah borcunu ödemek üzere dünyaya gelecek olan Kurtarıcının yalnızca örnekleri olduklarıdır. Tanrı’nın vaat etiği bu Kurtarıcı, “doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olup onları Tanrı’ya ulaştırmak amacı ile ilk ve son kez” ölecekti. (1.Petrus 3:18) Aynı konu Müjde’de (İncil) de yazılıdır: “Peygamberlerin hepsi O’nun ile (Kurtarıcı) ilgili tanıklıkta bulunuyorlar. Şöyle ki, O’na inanan herkesin günahları O’nun adı ile bağışlanır.(Elçilerin İşleri 10:43)

Ancak yine de Tanrı’nın kurtuluş planı daha önceki kuşaklarda hayvan kurbanlar sunulmasını talep etti. Ama Kayin Tanrı’nın planını önemsemedi. Kayin, kendi çabalarının sonucu olan bir dini, yani Tanrı’nın ön gördüğü yolun dışında başka bir yol öne sürdü. Kayin, ilk sahte dini yarattı. Tanrı’ya kendi elinin işlerini getirdi. Kendi yetiştirmiş olduğu şeyi Tanrı’ya kurban etti, yani Tanrı’ya, O’nun talep ettiği dökülen kana sahip olmayan, lanetlenmiş toprağın ürününü getirdi. Tanrı, böyle kansız bir “kurbanı” kabul etti mi? Hayır, Tanrı böyle bir “kurbanı” kabul etmedi.

Habil ise, Tanrı’ya lekesiz bir kuzu getirdi ve kan dökülmesi için bu kuzuyu boğazladı. Sonra da bu boğazladığı kurbanı yaktı. Bu kurban sayesinde Habil, Tanrı’nın önünde temiz bir vicdana sahip oldu. Habil, kendi içinde ölmeyi hak ettiğini biliyordu, ama onun yerine masum kuzu ölmüştü. Habil, bu davranışı ile günahkarların yerine geçerek onların günahının cezasını yüklenmek üzere ölmek için dünyaya gelecek olan Kurtarıcıya iman ettiğine tanıklık etmiş oldu.

Bugünün öyküsünü çok önemli bir soru sorarak özetlemek istiyoruz. Tanrı, Kayin’in kurbanını neden kabul etmedi? Kayin, Habil’den daha büyük bir günahkar mıydı? Hayır, neden bu değildi. Her ikisi de günahkardı. Tanrı’ya her ikisi de kurban sundu. Kayin dindar bir kişiydi. Yüzeysel bir bakış açısı ile belki Kayin’in sunduğu kurbanın, Habil’in kurbanından daha saygıdeğer olduğunu bile söyleyebiliriz. Sebzeler ve meyveler çok güzeldir, ama boğazlanmış bir kuzu ve bu kuzunun kanı, göze hoş gelen bir görüntü arz etmez! Ama yine de günah, Tanrı’yı ve Tanrı’nın duyurduğu bağışlama yolunu gücendiren bir şeydir: Kan dökülmeksizin günah bağışlaması olmaz.”  Böylece, Tanrı Kayin’i ve onun sunusunu reddetti, çünkü Kayin Tanrı’nın doğru kurtuluş yoluna saygı göstermedi.

Tanrı’nın buyurmuş olduğu doğru yol aracılığı ile gelmediği takdirde, hiç kimse Tanrı’ya gelemez! Tanrı’nın yolu mükemmel ve kesindir! Aynı matematiğe benzer. Okulda bir öğretmen bir öğrencisine, “İki artı iki kaç eder?” diye sorduğu takdirde, verilecek yalnızca tek bir doğru yanıt vardır. İki artı iki dört eder. Bu soruya “üç” yanıtını veren öğrenci yanlış cevap vermiş olur. “Beş” yanıtını veren öğrenci de yanlış cevap vermiş olur. “Dört buçuk” diyen de soruyu diğerleri gibi hatalı yanıtlamıştır. İki artı iki yalnızca dörde eşittir! Tanrı’nın ön gördüğü kurtuluşun doğru yolu için de aynı durum geçerlidir. Yalnızca tek bir Tanrı ve günahkarların kutsal Olan Tanrı ile barışmaları için de yalnızca tek bir yol vardır! Ve bu yol, kesinlikle mükemmel olan Kurban’ın yoludur!

Bugün, dinlemekte olan sizler,Tanrı’nın sizin günah borcunuzu sürekli olarak iptal etmek için sağlamış olduğu kutsal Kurban ile ilgili olarak Tanrı Sözü’nün ne söylediğini biliyor musunuz? Tanrı’nın Kendisinin, sizin günahlarınızdan bağışlanabilmeniz ve Tanrı’nın önünde temiz bir yüreğe sahip olabilmeniz için gücü sınırsız bir Kurtarıcıyı yeryüzüne gönderdiğini biliyor musunuz? Gelecek derslerde bu harika Kurtarıcı ile ilgili çok şey öğreneceğiz. Kutsal Yazılar O’nun hakkında şöyle der: “Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiç bir ad yoktur.” (Elçilerin İşleri 4:12)

Dostlar, bugün burada bitirmemiz gerekiyor. Tanrı’nın isteği ile bir sonraki programda Habil ve Kayin hakkındaki çalışmamızı tamamlayacağız.

O’nun “Kan dökülmeden bağışlama olmaz” (İbraniler 9:22) diyen temel yasası üzerinde düşünmek için zaman ayırdığınızda, Tanrı sizi bereketlesin.

11. Tövbe Etmeyen Kayin

Tövbe Etmeyen Kayin

Unrepentant Cain

Yaratılış 4

Dinleyici dostlar, sizlere esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile birlikte gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile birlikte olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda Adem ve Havva’nın ilk iki oğlu olan Kayin ve Habil hakkında bilgi edindik. Her birinin Tanrı’ya, nasıl tapınmak istediğini ve O’na sundukları kurbanların nasıl olduklarını gördük. Kayin, kendi yetiştirmiş olduğu ürünlerden bazılarını aldı ve onları Tanrı’ya sundu. Ama Habil Tanrı’ya lekesiz bir kuzu sundu ve bu kuzuyu günahı örten bir kurban olarak boğazladı. Ve Kutsal Yazılar şunu beyan eder:

“RAB, Habil’i kabul etti, ama Kayin’i reddetti.”

Tanrı, Habil’i kabul etti, ama Kayin’i neden kabul etmedi? Çünkü Tanrı’nın ön gördüğü doğruluğun yolu, kanı dökülen bir kurban talep etti. Tanrı, Habil’i doğru olarak kabul etti, çünkü o Tanrı’nın Sözü’ne inandı ve Tanrı’nın talep ettiği sunuyu getirdi. Kayin ise, Tanrı’nın onu kabul etmemesine neden olan kendi çabaları aracılığı ile Tanrı’ya yaklaşma girişiminde bulundu.

Bugün Kayin ve Habil konusundaki çalışmamızı sona erdirmeyi planlıyoruz. Tanrı, Kayin’in getirdiği sunuyu reddettikten sonra ne olduğunu biliyor musunuz? Yaratılış kitabının dördüncü bölümünün beşinci ayetinde Kutsal Yazılar şöyle der: “Kayin çok öfkelendi, suratını astı.” (Yaratılış 4:5) Kayin neden öfkelendi? Bunun nedenini anlamak hiç de zor değil. Bir örnek verecek olursak, diyelim ki, ben kötü bir şey yapıyorum ve biri bana şöyle diyor: “Yanlış yaptın! Yollarını değiştir ve doğru olanı yap!” Beni bu şekilde azarlayan birine nasıl karşılık verebilirim? Ya kendimi alçaltır ve söylediği sözleri kabul ederim ve yollarımı değiştiririm ya da bu kişiye kızarım ve hatalı davranışımı devam ettiririm.

Bir kurban olarak sunduğu ellerinin işlerinin O’nun önünde değersiz olduğunu fark edebilmesi için Tanrı Kayin’i azarladı. Tanrı, Kayin’in tövbe etmesini ve Habil’in yaptığı gibi lekesiz bir kuzuyu kurban olarak getirmesini istedi. Tanrı, Kayin’i doğru yol olan bağışlama yoluna yönlendirmek istedi. Ama Kayin gururlu davranarak Tanrı’nın önündeki suçunu itiraf etmeyi reddetti. Böyle yapmak yerine kızdı ve morali bozuldu.

 

Böylece, Rab Kayin’e şöyle dedi: “‘Niçin öfkelendin?’ diye sordu. ‘Niçin surat astın? Doğru olanı yapsan seni kabul etmez miyim? Ancak doğru olanı yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmış bekliyor, ama sen ona egemen olmalısın.” (Yaratılış 4:6,7) Tanrı, Kayin’i neden bu şekilde sorguladı? Ona bu soruları sordu, çünkü Kayin’in mahvolmasını istemedi. Tanrı, Kayin’in günahlarından tövbe etmesini ve doğru yolu izlemesini arzuladı. Tanrı, Kayin’i, onu ve soyunu yok etmek ile tehdit eden korkunç bir düşman konusunda uyarıyordu. Bu düşmanın adı, Günah’tır!

Günah nedir? Günah, tüm dünyanın problemidir. Günah bizim en kötü düşmanımızdır. Öldürücü zehir ile dolu bir yılana benzer. Büyük bir ormanı yakabilecek küçük bir kıvılcıma benzer. Günah, Şeytan’ın dünyayı yaktığı bir meşaledir. Tanrı Sözü şöyle der: “Yapılması gereken iyi şeyi bilip de yapmayan, günah işlemiş olur.” (Yakup 4:17) Günah, yasaya karşı gelmek demektir. Günah işleyen İblis’tendir. Çünkü İblis başlangıçtan beri günah işlemektedir. (1.Yuhanna 3:4,8) Günah, bedenlerimizin üyelerinde hareket eden ve gerçek ve iyi olana karşı savaşan güçtür. Günah, Tanrı’nın isteği ile uyuşmayan herhangi bir şeydir. Günah, Tanrı’nın Sözü’ne inanmayı ve ona itaat etmeyi reddetmektir. Kendi yoluma dönmek günahtır. (Yeşaya 53:6)

Kendi yollarına dönen ve Tanrı’ya inanmayı ve O’na itaat etmeyi reddedenlerin sonu ne olacak? “Böyleleri RAB’bin varlığından ve yüce gücünden uzak kalarak sonsuza dek mahvolma cezasına çarptırılacaklar. (2.Selanikliler 1:9) Tanrı’nın buyurduğu kurtuluş yolu aracılığı ile gelenlere sonsuz yaşam ihsan edilecek. Ama gerçeğe karşı yüreklerini sertleştirenler, Tanrı’nın gazap ve yargısı ile karşı karşıya kalacaklar. Ancak yine de Kutsal Yazılar, Tanrı’nın “kimsenin mahvolmasını istemediğini, herkesin tövbe etmesini istediğini” (2.Petrus 3:9) bildirirler. Tanrı, Kayin’in günahının içinde mahvolmasını istemedi. Kayin’den yapmasını istediği, tövbe etmesi, seçmiş olduğu kötülük yolundan vazgeçmesi ve doğruluk yolunu seçmesiydi.

Son programda görmüş olduğumuz gibi, Rab Tanrı, günahkarların O’nun önünde doğru kılınmalarını sağlayacak bir plan açıklamıştı. Habil, Tanrı’nın planına inandı ve günahı örten bir kurban olarak lekesiz bir kuzu boğazladı. Habil, Tanrı’nın söylediklerine inandı: “Günahın cezası ölümdür” ve “kan dökülmeden günah bağışlaması olmaz.” Kuzunun dökülen kanı nedeni ile Habil, Tanrı’nın önünde temiz bir vicdana sahip oldu. Habil, Tanrı’nın vereceği cezayı hak eden suçlu bir günahkar olduğunu biliyordu, ama aynı zamanda Tanrı’nın talep etmiş olduğu gibi, O’na masum bir kuzu sunmuş olduğunu da biliyordu. Habil’in sunduğu kuzu, insanın günahını sonsuza kadar iptal edecek olan bir kurban olarak Yaşamını sunmak üzere dünyaya gelecek olan Kurtarıcının bir örneğiydi. Kayin ise Tanrı’ya inanıyormuş gibi yaptı, ama eylemleri bu tutumunu inkar ettiler. Kayin Tanrı’yı ağzı ile onurlandırdı, ama yüreği Tanrı’dan çok uzaklardaydı. Tanrı’nın talep ettiği bir kuzunun dökülen kanıydı, ama Kayin O’na ellerinin işini sundu. Kayin’in tapınması Tanrı’nın önünde kesinlikle değersizdi, çünkü Kayin Tanrı’nın ön gördüğü yolu kabul etmedi.

Gelin şimdi, Tanrı Kayin’i sunduğu değersiz kurban nedeni ile azarladıktan sonra, Kayin’in ne yaptığını görmek için bir sonraki ayeti okuyalım. Kutsal Yazı’da şöyle der: “Kayin kardeşi Habil’e, “Haydi tarlaya gidelim’ dedi. Tarlada birlikteyken kardeşine saldırıp onu öldürdü.” (Yaratılış 4:8) Kayin ne yaptı? Tövbe etti mi? Tanrı’ya inanıp, O’na günah için bir kurban olarak bir kuzunun dökülen kanını getirdi mi? Hayır! Kayin kardeşi Habil’e saldırarak ve onu öldürerek günaha başka bir günah daha ekledi.

İnanılmaz bir şey! Günahlarını bağışlayabilmesi için Tanrı’ya bir kuzunun dökülen kanını sunmayı reddeden Kayin şimdi doğru kardeşinin kanını döktü! Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Kayin’in zihnine kardeşini öldürme fikrini kim koydu? Kayin kimin söylediğini dinliyordu? Kayin, Şeytan’ı dinliyordu. Kutsal Yazılar, Kayin’in, kardeşini öldürmesinin nedenini şöyle açıklar: “Kayin, Şeytan’a ait olduğu için kardeşini öldürdü.” (1.Yuhanna 3:12) Daha önce, Tanrı’nın, dünyada iki grup insan olacağını nasıl duyurduğunu görmüştük; Tanrı’nın halkı ve Şeytan’ın halkı. Habil Tanrı’ya aitti, çünkü Tanrı Sözü’ne, ona itaat edecek kadar inandı. Kayin Şeytan’a aitti, çünkü Tanrı’nın Sözü’ne inanmadı.

Gelin şimdi Kayin küçük kardeşini öldürdükten sonra Tanrı’nın ona ne söylediğine kulak verelim:

“Rab Kayin’e, ‘Kardeşin Habil nerede?’ diye sordu. Kayin, ‘Bilmiyorum, kardeşimin bekçisi miyim ben?’ diye karşılık verdi. RAB, ‘Ne yaptın?’ dedi, ‘Kardeşini kanı topraktan bana sesleniyor. Artık döktüğün kardeş kanını içmek için ağzını açan toprağın laneti altındasın. İşlediğin toprak bundan böyle sana ürün vermeyecek. Yeryüzünde aylak aylak dolaşacaksın.” (Yaratılış 4:9-12)

Tanrı, şu sözleri ile Kayin’i cezalandırdı: “İşlediğin toprak bundan böyle sana ürün vermeyecek.” Wolof bilgeliği bu konuda şöyle der: “İnek buzağısını tekmeler, ama ondan nefret etmez.” (Türkçe’deki karşılığı:”Dostun attığı taş baş yarmaz”) Aynı şekilde Tanrı, Kayin’i yargılamak için cezalandırmadı, sadece onun günahından tövbe etmesini, gerçeğe inanmasını ve kurtulmasını istedi. Ama Kayin ne yaptı? Tövbe etti mi? Hayır, tövbe etmedi. Kutsal Yazılar şöyle der: “Kayin Rabbin huzurundan ayrıldı ve Aden bahçesinin doğusunda Nod topraklarına yerleşti.” (Yaratılış 4:16) Tanrı’nın Sözü’nü önemsemeyen Kayin O’nu yaşamından çıkartarak Tanrı’ya sırt çevirdi. Kendisini Kayin’den ayıran Tanrı değildi, ama Kayin kendisini Tanrı’dan ayırdı.

Bugün, Adem’in soyunun çoğu kendi yollarında devam ederek ve yüreklerini Tanrı’nın sesine kapatarak Kayin gibi davranırlar. Dudakları ile “Tanrı yücedir!” derler, ama yüreklerinde “Tanrı çok uzaklarda! O’nu hiç kimse tanıyamaz!” diye düşünürler. Ama Tanrı Sözü yine de bize, Tanrı’nın hiç birimizden uzak olmadığını gösterir. Çünkü herkese, yaşam, soluk ve her şeyi veren O’dur. Tanrı bize, kendi yürek atışlarımızdan daha yakındır. Tanrı sizi kişisel olarak tanır ve sizin de O’nu kişisel olarak tanımanızı ister! (Bakınız Elçilerin İşleri 17:24-31; Romalılar 10:1-13)

O zaman neden insanların çoğu Tanrı’yı (kişisel) olarak tanımıyorlar? Tanrı Sözü, bu sorunun yanıtını verir. Tanrı, “Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü. Kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder ve yaptıkları açığa çıkmasın diye ışığa yaklaşmaz.” (Yuhanna 3:19,20)

İnsanlar Tanrı’yı tanımazlar, çünkü Kayin gibi, Tanrı’nın Sözü’ne sırtlarını dönmüşlerdir. Tanrı’nın peygamberi Davut şöyle yazdı: “(Tanrı’nın) Sözü adımlarım için çıra, yolum için ışıktır.”  Eğer Tanrı’nın Sözü’nün ışığına sırtınızı döndüyseniz, günahın karanlığı içinde kalacak ve Tanrı’yı hiç bir zaman tanıyamayacaksınız. Tanrı size sizden uzakmış gibi görünecek. Ama Tanrı her şeye rağmen O’nun size uzak olmadığını bilmenizi ister. Tanrı sizin arkanızdadır. Tanrı sizin yanınızdadır. Tanrı sizin tam önünüzdedir. Tanrı sizi seviyor ve sizin ile yakın bir ilişkiye sahip olmak istiyor. Ama yüreğini sertleştiren ve Tanrı’nın doğruluk yolunu kabul etmeyi reddeden Kayin gibi olmamalısınız. Tanrı, Kayin’in tövbe etmesini istedi. Tanrı hala bugüne kadar her kişiye tövbe etmesini, O’na dönmesini ve O’nun Sözü’ne inanmasını istiyor.

Tövbe etmenin anlamını biliyor musunuz? Düşüncelerinizi ve eylemlerinizi değiştirmeniz anlamına gelir. Tövbe etmek, Tanrı’nın önünde şu itirafta bulunmanızdır, “Senin ön gördüğün kurtuluş yolu ile ilgili düşüncem yanlıştır!” Tövbe etmek, kendinizi O’nun adil yargısından kurtarmanız için hiç bir çarenizin bulunmadığı konusunda Tanrı ile aynı fikirde olmak ve sonra O’na dönmek ve O’nun kurtuluş yoluna boyun eğmektir.

Gerçekten tövbe eden bir kişi, Thies’den (Senegal’in ikinci büyük kenti) kalkıp Dakar’a (Başkent)giden trene binmek isteyen bir yolcuya benzer. Bu yolcu bir bilet satın alır ve trene biner. Daha sonra trendeki yolculuğu sırasında Dakar’a değil, Bamako’ya (Mali’de, aksi yöne) giden bir trene bindiğinin farkına varır! Eğer Dakar’a gitmek istiyorsa yapması gereken nedir? “Tövbe etmelidir” – yani, yanlış yöne gitmekte olduğunu itiraf etmelidir, bir sonraki istasyonda trenden inmeli ve Dakar’a giden bir başka trene binmelidir. Böylece, içten tövbenin iki yönlü olduğunu görürüz: yanlışı reddetmek ve doğruyu kabul etmek. Gerçek tövbe iki eylemi içerir. Birincisi, kendinizden, günahlarınızdan, putlarınızdan ve Tanrı’nın iyiliğini kazanmak için kendi çabalarınızdan dönmeniz gerekir. Sonra Tanrı’ya ve size nasıl kurtulacağınızı söyleyen Tanrı Sözü’ne dönmelisiniz. Gerçek tövbe budur.

Kayin’e gelince, o asla tövbe etmedi. Kayin, kendi yolunda yürümeye devam etmeye karar verdi. Tanrı’nın ön gördüğü kurtuluş yoluna boyun eğmeyi reddetti. Bu nedenle Kutsal Yazılar şöyle der: Kayin kötülük yolunda mahvoldu. Onu sonsuza kadar sürecek koyu karanlık bekliyor.” (Yahuda 11,13)

Sevgili dostlar, Kayin gibi olmayalım! Tanrı’nın, “Tövbe etmezseniz hepiniz böyle mahvolacaksınız!” (Luka 13:3) diyen ciddi uyarısına kulak verelim. Tanrı’nın yargısı kesindir ve bu yargı, günahlarından hiç bir zaman temizlenmemiş olan tüm bu kişilerin üzerine inecektir.

Bu konu hakkında hiç bir yanılgı ya da hata olmamalıdır: kendi iyi işleriniz temel alınarak Tanrı’nın önünde doğru kabul edilmeniz hiç bir zaman gerçekleşmeyecektir. Kayin gibi pek çok kişi, kendi dinlerinin kuralarını ve uygulamalarını izledikleri takdirde, Tanrı’nın yargısından kaçacaklarına inanırlar. Ama dindar olmak kişiyi doğru yapmaz. Tanrı’nın Sözü şöyle der:

“Yasa’nın gereklerini yapmak ile hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır.Hepimiz murdar olanlara benzedik, bütün doğru işlerimiz kirli adet bezi gibi. İman yolu ile lütuf ile kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Romalılar 3:20; Yeşaya 64:6; Efesliler 2:8,9)

Dinlediğiniz için teşekkürler. Tanrı isterse, bir sonraki programda, Tanrı’nın peygamberi Hanok dahil olmak üzere Adem’in soyundan bazı kişiler hakkında bilgi edineceğiz.

Bugün işittikleriniz üzerinde dikkatle düşünürken, Tanrı sizi bereketlesin. Kutsal Yazılar şöyle der:

“Tanrı size karşı sabrediyor, çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor. Ama tövbe etmezseniz, hepiniz mahvolacaksınız!” (2.Petrus 3:9; Luka 13:3)

12. Peygamber Hanok

Peygamber Hanok

The Prophet Enoch

Yaratılış 4, 5

Dinleyici dostlarımız, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola herkesin boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmanızı arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son iki programımızda Adem ve Havva’nın ilk iki oğlu Kayin ve Habil hakkında bilgi edindik. Her ikisinin de Tanrı’ya tapınmak amacı ile O’na nasıl kurban sunduklarını gördük. Habil Tanrı’ya inandı ve sunu olarak bir kuzunun kanını getirdi, ama Kayin Tanrı’ya kendi çabaları aracılığı ile yaklaşmaya çalıştı. Tanrı Habil’in sunusunu kabul etti, ama Kayin’in kurbanını reddetti. Tanrı, Kayin’i tövbe etmeye çağırdı, ama Kayin yalnızca öfkelendi ve kardeşi Habil’i öldürdü.

Bugün Tevrat’ta devam etmeyi ve Yaratılış kitabının dördüncü ve beşinci bölümlerini çalışmayı planlıyoruz. Tanrı Sözü bize Adem ve Havva’nın “başka oğulları ve kızları olduğunu” anlatır (Yaratılış 5:4). Ama Tanrı yine de Adem’in soyundan bize yalnızca iki aile soyunun öyküsünden söz eder: Kayin’in aile soyu ve Kayin’in küçük kardeşlerinden biri olan Şit’in aile soyu.

Önce Kayin’in aile soyuna bakacağız. Kayin, kendisine akrabalarının arasından bir eş seçti ve çocukları oldu. Ama yine de nasıl “Sıçrayarak giden ceylan tünel kazan bir soy doğurmazsa” (Wolof atasözü) aynı şekilde Kayin’in soyu da babalarının düşünce, konuşma ve davranış biçimlerinden kaçamazlar. Babaları gibi onlar da Tanrı’nın Sözü’ne saygı göstermediler. Bilgileri çoktu ve çok zekiydiler, ama Tanrı’yı tanımıyorlardı. Yalnızca yersel şeylere değer veriyorlardı. Bir kent inşa ettiler, tunç ve demirden çeşitli kesici aletler yaptılar, lir ve ney gibi müzik aletleri icat ettiler.Kayin’in soyundan olanlardan birinin adı Tuval-Kayin idi. Bu adam çok hünerli bir ustaydı ve tunç ve demir madenlerini işledi. Ama yine de, güzel el sanatları güzel yürekler oluşturmaz!

Adı Lemek olan Kayin’in soyundan biri, Adem’den sonraki yedinci kuşakta yer alıyordu. Lemek, atası Kayin’in izinden yürüdü – ama Kayin’den daha da kötüydü. Lemek, iki kadın ile birlikte evlenen ilk erkekti ve Lemek de Kayin gibi bir katildi. Kutsal Yazılar, Lemek’in iki kişiyi öldürdüğünü ve sonra Kayin’den daha kötü bir insan olduğunu söyleyerek bununla övündü. Kayin ve onun tüm soyu gibi Lemek de Tanrı’nınisteğini umursamadı. Lemek bencildi ve para seviyordu. Gururlu ve kibirliydi. Tanrı’yı sevmek yerine eğlence ve sefahati seviyordu. Lemek’in efendisi Şeytan’dı, ama Lemek bunun farkında değildi. Lemek böyleydi, çünkü Kayin’in yolundan yürümeyi seçti. Lemek’in adını akılarımızda tutalım, çünkü bugünkü dersimizi bitirmeden önce Lemek konusuna tekrar geri döneceğiz.

Tanrı’ya övgüler olsun ki, Kutsal Yazılar Kayin’in ve onun kötü soyunun öyküsü ile sona ermezler. Söz bize aynı zamanda Şit’in aile soyundan de söz eder ve Tanrı’nın, Adem ve Havva’ya “Kayin’in öldürdüğü Habil’in yerine” başka bir oğul bağışladığını bildirir. (Yaratılış 4:25) Bu oğulun adı, Şit idi. Şit, seçilmiş anlamına gelir. Tanrı, Habil’in yerini alması için Şit’i seçti. Şit’in neden Habil’in yerini alması gerekti? Yanıt şudur: Cennet Bahçesinde (Aden), Tanrı Şeytan’ı yenmek ve Adem’in soyunu Şeytan’ın gücünden kurtarmak için dünyaya gelecek olan Biri’ni vaat etmişti. Bu Kurtarıcı, Tanrı’ya inanan Habil’in aile çizgisi aracılığı ile dünyaya gelebilirdi. Her şeye rağmen Şeytan Kayin’i Habil’i öldürmesi için kışkırttı. Şeytan, Tanrı’nın dünyaya Kurtarıcı gönderme planına engel olmaya çalışıyordu. Ama Tanrı’nın bilgeliği, Şeytan’ınkinden üstündür. Tanrı’nın Adem’in çocuklarını günahlarından kurtarmak için harika bir planı vardı ve hiç kimse, Şeytan bile bu plana engel olamazdı! Bu nedenle, Tanrı, planı ile uyumlu olarak Adem ve Havva’ya Kayin’in öldürdüğü Habil’in yerine geçmesi için Şit’i verdi. Böylelikle, Tanrı’nın Kurtarıcı ile ilgili planı ilerlemeye devam etti.

Şit, gerçek bir imanlıydı. Büyük ağabeyi Habil gibi Şit de Tanrı’nın ön gördüğü kurtuluş yolunu seçti. Şit de Adem’in tüm soyu gibi, günah içinde doğdu. Ama yine de, gelecek olan Kurtarıcı ile ilgili Tanrı’nın vaat etmiş olduğuna inandı ve bu imanını Tanrı’nın önüne günahları örtmek için bir kurban olarak bir kuzunun kanını getirmek aracılığı ile sergiledi. Şit ile ilgili dikkat çekici bir başka nokta şuydu: Şit, çocuklarını Tanrı gerçeğinin bilgisinde yetiştirdi. Bu nedenle Kutsal Yazılarda şunu okuruz: “Şit’in de bir oğlu oldu, adını Enoş koydu. O zaman insanlar RAB’bi adı ile çağırmaya başladı.” (Yaratılış 4:26)

Böylece Adem’den gelen iki aile çizgisini görüyoruz: Kayin’in aile soyu ve Şit’in aile soyu. Bu iki soyun neyin örneğini oluşturduklarını biliyor musunuz? Bu iki soy, Adem’in zamanından bugüne kadar dünyada var olmuş olan, iki tür insan grubunun örneğini oluştururlar. Tanrı’nın gözünde yeryüzünde yalnızca iki tür insan grubu mevcuttur. Tanrı, siyah ya da beyaz derili insanlar ya da Wolof ve Sereer’ler (Senegal’deki iki etnik grup), erkekler ve kadınlar, ya da zenginler ve yoksullar arasında ayırım yapmaz. Tanrı, ön yargılı değildir, ama yine de dünya insanlarını iki farklı gruba ayırır. Bu iki farklı grupta bulunan insanlar kimlerdir? Tanrı’nın Sözü’ne inananlar ve Tanrı’nın Sözü’ne inanmayanlar. Tanrı’yı tanıyanlar ve O’nu tanımayanlar; ışıkta yürüyenler ve karanlıkta yürüyenler; günahlarından bağışlanmış olanlar ve günahlarından bağışlanmamış olanlar. Tanrı’ya inanan ve O’nun ön gördüğü doğruluk yolunu seçen herkes aynı Şit ve ailesinin kurtarıldığı gibi kurtarılacak (ve cennete gidecek). Tanrı’nın ön gördüğü doğruluk yolunu kabul etmeyenler ise, aynı Kayin ve ailesinin mahvoldukları gibi mahvolacaklar (ve cehenneme gidecekler).

Kutsal Yazılar Adem’in 930 yıl yaşadığını ve sonra öldüğünü söylerler. Bu erken dönemlerde insanlar oldukça uzun yaşarlardı – ama tüm insanların öldükleri gibi sonunda öldüler. Tanrı’nın söylemiş olduğu gibi, Adem ve Havva öldüler. Tanrı, ilk iki insanı yarattığı zaman, onların ölmelerini değil, yaşamalarını istedi. O zaman Adem ve Havva neden öldüler? Çünkü Tanrı’ya karşı günah işlediler – ve günah, ölüm üretir.

O zaman şimdi kalan zamanımız içinde Tanrı’ya inanan Şit’in aile soyundan gelen bir Tanrı adamının öyküsüne bakacağız. Bu adam Hanok’tur..Tanrı’nın peygamberi olan Hanok. Bazı kişiler onu “İdris” (Kur’an’daki adı) olarak bilirler. Yaratılış’ın beşinci bölümünde, Hanok’un soyunu görürüz. Kutsal Yazılar şöyle der: Adem, Şit’in babası oldu; Şit Enoş’un babası oldu; Enoş Kenan’ın babası oldu; Kenan Mahalalel’in babası oldu; Mahalalael, Yeret’in babası oldu; Yeret, Hanok’un babası oldu. Böylece, Hanok Şit’in aile soyunda Adem’den sonra yedinci kuşak oluyordu.

Tüm insanlar gibi Hanok da doğuştan günahkardı. Ama altmış beş yaşına geldiğinde, Hanok günahlarından tövbe etti, Tanrı’ya döndü ve Tanrı’nın, günahı ortadan kaldıracak olan Mükemmel Kurban olarak ölmek üzere dünyaya gelecek olan Kurtarıcı ile ilgili verdiği vaade güvendi. Hanok, imanını Tanrı’ya, günahı örten bir kurban olarak bir hayvanın kanını sunmakla gösterdi. Bunun sonucu olarak Tanrı, Hanok’un imanını ona doğruluk saydı, onun günahlarını bağışladı ve yüreğini temizledi. Kutsal Yazılar bu konu hakkında şöyle yazarlar:”Hanok, üç yüz yıl Tanrı yolunda yürüdü” (Yaratılış 5:22)

Her şeye rağmen Hanok’un gününde Tanrı ile yürümek kolay bir iş değildi, çünkü aynı günümüzdeki gibi ahlaksızlık ve kötülük her yanı sarmış durumdaydı. Hanok’un zamanında yaşayan kişilerin çoğu, yalnızca eğlence peşindeydiler ve murdar yaşamlar sürdürüyorlardı. Hanok ise, Tanrı’nın, insanı murdarlık içinde değil, kutsallık içinde yaşaması için yaratmış olduğunu biliyordu. Hanok bu nedenle, Tanrı’yı tanımayan komşularının yaptıkları gibi yapmadı ve açgözlülüğün kendisini kontrol etmesine izin vermedi. Hanok, Tanrı’nın Kendisi gibi, doğruluğu sevdi ve günahtan nefret etti. İnsanlar, Hanok’un sürdüğü doğru yaşam biçimi nedeni ile ona hakaret ve zulüm ettiler, ama Hanok onların bu davranışlarının kendisini rahatsız etmesine izin vermedi, çünkü Tanrı ile barışmış olmaktan daha önemli hiç bir şeyin olamayacağını biliyordu.

Tanrı, bu kötü dönem sırasında Hanok’u Hizmetkarı ve Peygamberi olarak seçti. Tüm peygamberler gibi Hanok da gelecek olan Kurtarıcı hakkında tanıklık etti. Aynı zamanda Kurtarıcının bir gün tövbe etmeyi ve O’na inanmayı reddeden tüm bu insanları cezalandırmak için geri döneceğini de duyurdu. Hanok’un insanlara söylediklerine kulak verelim:

“İşte Rab herkesi yargılamak üzere on binlerce kutsalı ile geliyor. Tanrı yoluna aykırı, tanrısızca yapılan bütün işlerden ve tanrısız günahkarların kendisine karşı söylediği bütün ağır sözlerden ötürü Rab insanlara suçluluklarını gösterecektir.” (Yahuda 1:14:15)

Peygamber Hanok hakkında bilmemiz gereken bir başka şaşırtıcı nokta, onun ölmediğidir. Evet, doğru. Tanrı Sözü bize Hanok’un ölmediğini söyler! Şöyle der: “Hanok üç yüz yıl Tanrı yolunda yürüdü, sonra ortadan kayboldu, çünkü Tanrı onu yanına almıştı.” (Yaratılış 5:24) Güçlü Tanrı, planladığı şekilde Hanok’u ölüm kapısından geçirmeden doğrudan cennete transfer etti.

Tanrı Hanok’u neden bu şekilde yukarı aldı? Tanrı, Hanok’un yaşamı aracılığı ile bize, O’na gerçekten inananlar ve O’nu her konuda hoşnut etmek isteyenler hakkında ne düşündüğünü öğretmek istiyor. Kutsal Yazılar şöyle der:

İman sayesinde Hanok ölümü tatmamak üzere yukarı alındı. Kimse onu bulamadı, çünkü Tanrı onu yukarı almıştı. Yukarı alınmadan önce, Tanrı’yı hoşnut eden biri olduğuna tanıklık edildi. Ve iman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır. Çünkü Tanrı’ya yaklaşan O’nun var olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendireceğine iman etmelidir.” (İbraniler 11:5,6)

Hanok, üç yüz yıl süre ile Tanrı’yı hoşnut etti, çünkü O’na inandı, O’nu sevdi ve insanların çoğunun Tanrı’nın ne istediğine aldırış etmedikleri bir zamanda O’na itaat etti. Böylece, bir gün Tanrı onun adını seslendi; Hanok kendisini aniden sonsuza kadar Cennette, Tanrı’nın evinin görkemi içinde buldu. Bu konu ile ilgili olarak Tanrı bize çok önemli bir şey göstermek istiyor. O da şudur: Eğer Hanok’un imanı gibi bir imana sahip değilseniz, Tanrı’yı hiç bir zaman hoşnut edemeyeceksiniz! Ama eğer Hanok’un imanı gibi bir imana sahipseniz, Tanrı sizi doğru sayacak ve artık ölümden korkmanız gerekmeyecek. Tanrı’nın, ölümü sizin için yenmiş olduğunu bilebilirsiniz, çünkü eğer Tanrı’nın Sözü’nü dinlerseniz ve ona itaat ederseniz, yeryüzündeki yaşamınız sona erdiğinde, aynı Hanok gibi siz de sonsuza kadar Rab’bin huzurunda yaşamaya gideceksiniz! Ama yine de, O’nun günahkarlar için sağlamış olduğu doğru kurtuluş yolu ile ilgili söylediklerini anlamanız ve bunlara inanmanız gerekir.

Çalışmamızı özetleyecek olursak, bugün haklarında okumuş olduğumuz Lemek ve Hanok adlı Adem’in iki soyu arasında birkaç kıyaslama yapmak isteriz.

Hem Lemek hem de Hanok Adem’den sonraki yedinci kuşakta yer alıyorlardı. Lemek, Kayin’in aile soyundan, Hanok ise Şit’in aile soyundan geliyordu. Lemek ve Hanok, aynı kuşakta (dönemde) yer aldılar, ama aynı ilgi alanlarını paylaşmadılar. Onların yaşam biçimleri, gece ve gündüz kadar birbirlerinden farklıydı.

Lemek Tanrı’ya ve O’nun Sözü’ne inanmadı, ama Hanok Tanrı’ya inandı ve O’nun sözünü sevdi.

Lemek murdarlık içinde Şeytan ile yürüdü, oysa Hanok kutsallık içinde Tanrı ile yürüdü.

Lemek, Tanrı tarafından buyrulan kurtuluş yolunu önemsemedi, ama Hanok bu kurtuluş yolunu bağrına baysı ve Tanrı’ya, günahlarını örtmesi için bir kuzunun kanını getirdi.

Lemek, parayı, kadınları, yiyeceği, giysileri ve zevki şiddetle arzu etti, oysa Hanok kendisine yaşam vermiş Olan ile yakın paydaşlıktan oluşan bir yaşamı arzuladı.

Lemek, günahlarının içinde öldü ve aşağıya cehenneme gitti, ama Tanrı Kendisi ile birlikte Cennette olması için Hanok’u yukarı aldı.

Programı bitirmeden önce önemli bir soru sormak istiyoruz: Siz Lemek’e mi, yoksa Hanok’a mı benziyorsunuz?Kayin ve Lemek’in mi yoksa Şit ve Hanok’un soyuna mı aitsiniz? Yaşamınız Hanok’un imanını mı kapsıyor yoksa Lemek gibi kendi yolunuza dönerek mi yürüyorsunuz? Tanrı’nın Sözü şöyle der: “İman yolunda olup olmadığınızı anlamak için kendinizi sınayıp yoklayın”..çünkü “iman olmadan (Tanrı’ya ve Sözü’ne güvenmeden) Tanrı’yı hoşnut etmek imkansızdır.(2.Korintliler 13:5; İbraniler 11:6)

Dostlar, bugün burada son vermemiz gerekiyor. Bundan sonraki programda Tanrı isterse, Tanrı’nın peygamberlerinden bir başkasını, Nuh peygamberi incelemeye başlayacağız.

Siz, O’nun kutsal Sözü üzerindeki şu ayet üzerinde gayret ile düşünürken Tanrı sizi bereketlesin.

İman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır. Tanrı’ya yaklaşan O’nun var olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendireceğine iman etmelidir. (İbraniler 11:6)

13. Nuh Peygamber: Tanrı’nın Sabrı ve Gazabı

Nuh Peygamber:
Tanrı’nın Sabrı ve Gazabı

The Prophet Noah: God's Patience And Wrath

Yaratılış 6

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile birlikte sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmanızı isteyen esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün tekrar sizler ile beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Kutsal Yazılar üzerindeki düşüncelerimizde daha önce, başlangıçta Tanrı dünyayı yarattığı zaman her şeyin iyi olduğunu görmüştük. Ama yine de, atamız Adem Tanrı’ya itaatsizlik ettiğinde, onun aracılığı ile dünyaya kötü girdi ve tüm insanlara yayıldı. Gerçekten de, “Bir salgın hastalık, o hastalığın ilk ortaya çıktığı kişi ile sınırlı kalmaz.” (Wolof atasözü) Son programımızda Adem’den gelen iki zürriyet hakkında bilgi edindik: Kayin’in soyu ve Şit’in soyu. Kayin’in soyu, Tanrı’ya inanmadı. Ama yine de Şit’in soyu arasında Tanrı’nın Sözü’ne inanan kişiler vardı. Ve bunun bir sonucu olarak, Tanrı onların günahlarını bağışladı. Şit’in soyundan gelenlerin birinin adı, Hanok’tu. Hanok’un zamanında yaşayanların çoğu, murdar yaşamlar sürerek Şeytan’ı izlemelerine rağmen, Hanok kutsallık içinde Tanrı ile yürüdü.

Bugün sahtekarlık dolu, baştan çıkmış bir dönemde Tanrı ile yürümüş olan bir başka insan hakkında bilgi edinmeye başlayacağız. Bu kişi, Hanok’un büyük torunu peygamber Nuh’tu. İnsanların eskiden bugün bizim yaşadığımızdan daha uzun süre yaşadıklarını daha önce öğrenmiştik. Dünyada en uzun süre yaşamış olan insanın kim olduğunu biliyor musunuz? Bu kişi, Hanok’un oğlu Metuşelah idi. Metuşelah 969 yaşına kadar yaşadı. Metuşelah, Nuh’un babası olan Lemek’in babasıydı. Nuh’un babası olan bu Lemek, geçen programda öğrenmiş olduğumuz Kayin’in soyundan olan Lemek ile aynı kişi değildir. Nuh, Adem’den sonraki onuncu kuşağa aitti. Nuh, beş yüz yaşına geldiğinde, Sam, Ham ve Yafet adlı üç oğula sahip oldu.

Nuh ile ilgili çalışmayı planladığımız konu, bizler için çok yararlı olacak, çünkü Nuh’un yaşadığı günler, bugün bizim yaşadığımız günlere çok benziyorlardı. Nuh’un zamanında dünya, ağzına kadar günah ile doluydu. Kutsal Yazılar, “yeryüzünde insanın yaptığı kötülüklerin çok olduğunu, insanın aklının fikrinin hep kötülükte olduğunu” söylerler. (Yaratılış 6:5) Adem’in çocuklarının yürekleri kötü düşünceler, açgözlülük, hile, uçarılık, kıskançlık, iftira, kibir, çekişme, kavga, zina, hırsızlık, cinayet ve ahmaklık (Markos 7:21,22’ye göre) ile doluydu. İnsanlar, Tanrı’nın, kendileri için yaratmış olduğu dünyayı mahvediyorlardı. Çoğu bir dine inanıyordu, ama bu inançları yalnızca gösterişten ibaretti. Bedensel zevk tanrılarıydı ve günahları biriktikçe birikiyordu!

Tevrat’taki Yaratılış kitabının altıncı bölümünde Kutsal Yazıların ne dediğine kulak verelim:

(Yaratılış 6) 3 RAB, ‘Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak, çünkü o ölümlüdür’ dedi. ‘İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak.’ 5 Rab baktı, insanın yeryüzünde yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. 6 İnsanı yarattığına pişman oldu, yüreği sızladı. 7 ‘ Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım’ dedi, ‘çünkü onları yarattığıma pişman oldum.’

Böylece, Tanrı’nın Adem soyunu kötülükleri nedeni ile nasıl yeryüzünden silmeyi amaçladığını görüyoruz. Ama yine de aynı zamanda, Tanrı’nın merhamet ederek mahvolmasınlar diye günahkarlara tövbe etmeleri için zaman vermek amacıyla bir 120 yıl daha sabırlı davranmaya niyetlendiğini de görüyoruz. Ancak her şeye rağmen bu sınırlı zaman dolduğunda, Tanrı tövbe etmeyi reddeden ve O’nun ön gördüğü doğruluk yolunu kabul etmeyen herkesi yargılayacak.

Bu 120 yıllık yaşam sınırı ifadesinden Tanrı’nın karakteri hakkında bir şey öğrenebiliriz; o da şudur: Tanrı çok sabırlıdır, ama Sabrının bir sınırı vardır! Tanrı, insanın tövbe edebilmesi için onun ile konuşacak ve mücadele edecektir, ama bu sonsuza kadar sürmeyecektir. Tanrı’nın, Nuh’un zamanında “Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak. İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak’ demesinin nedeni budur. Böylece Tanrı’nın nasıl bir süre için günahkarlar ile sabırlı olmayı planladığını ve sonra tövbe etmeyi reddettikleri takdirde, onları yargılayacağını görüyoruz. Bu durum bize Tanrı’nın iki özelliği hakkında fikir veriyor. Sabrı ve gazabı. Tanrı iyidir ve çok sabırlı olabilir; ama O aynı zamanda adildir ve çok öfkelenebilir!

Bazı kişiler, Tanrı’nın elinde büyük bir sopa ile üzerlerinde dolaştığını ve Tanrı’nın öfkelenmekte çabuk davrandığını ve insanlara vurmaktan ve onları yaralamaktan zevk aldığını düşünürler. Ama Tanrı düşündükleri gibi değildir. Diğerleri ise, Tanrı’nın hiç bir zaman öfkelenmediğini, ve yalnızca insanların günahlarını bağışlayacağını ve unutacağını düşünürler.  Tüm bildikleri:”Tanrı iyidir! Tanrı iyidir!” demekten ibarettir. Ama tanrı, bu kişilerin düşündükleri gibi de değildir.

Kutsal Yazılar Tanrı’nın karakteri hakkındaki gerçek ile ilgili bilgi verirler. Tanrı iyidir ve adildir! Hem sabırlı hem de öfkeli olabilir. Günahkarlara sabırlı davranmasının nedeni, İyiliği ve Merhametidir, ama aynı zamanda günahlarına öfkelenmesinin nedeni de Adaleti ve Kutsallığıdır. Tanrı bir Kurtarıcı ve bir Yargıçtır. Peygamberler, Tanrı’nın sabrı ve gazabı ile ilgili bir çok şey yazdılar. Onların sözlerinden bazılarına kulak verelim.

Kutsal Yazılar şöyle der:

“Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab’bin gözünde bir gün bin yıl, bin yıl ise bir gün gibidir. Bazılarının düşündüğü gibi Rab vaadini yerine getirmekte gecikmez; ama size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor. Herkesin tövbe etmesini istiyor. Ama Rabbin günü bir hırsız gibi gelecek.” (2.Petrus 3:8-10) “Rab halkını yargılayacak. Diri Tanrı’nın eline düşmek korkunç bir şeydir. Bunları söyleyeni reddetmemeye dikkat edin. Çünkü Tanrımız yakıp eden bir ateştir.” (İbraniler 10:30,31; 12:25,29)

Mezmurlarda şunu okuruz: “Tanrı adil bir yargıçtır, öyle bir Tanrıdır ki, yola gelmeyen günahkara her gün gazabını gösterir.” (Mezmurlar 7:11,12)

Müjde’de (İncil’de) şöyle yazar:

“Haksızlık ile gerçeğe engel olan insanların bütün tanrısızlığına ve haksızlığına karşı Tanrı’nın gazabı açıkça gösterilmektedir. Böyle davrananları Tanrı’nın haklı olarak yargıladığını biliriz. O zaman sen Tanrı’nın yargısından kaçabileceği mi sanıyorsun?Ya da Tanrı’nın sınırsız iyiliğini, hoşgörüsünü, sabrını hor mu görüyorsun? O’nun iyiliğinin seni tövbeye yönelttiğini bilmiyor musun? İnatçılığın ve tövbesiz yüreğin yüzünden Tanrı’nın adil yargısının açıklanacağı gazap günü için kendine karşı gazap biriktiriyorsun. Tanrı, herkese yaptıklarının karşılığını verecektir.” (Romalılar 1:18; 2:2-6)

Tanrı’nın gazabı, insanın gazabına benzemez. İnsan çok öfkelenebilir, ama öfkesi zaman içinde geçebilir ve hatta kendisini kızdıran şeyi bile unutabilir. Tanrı’nın öfkesi böyle değildir! Geçen zaman Tanrı’nın öfkesini azaltmaz. Tanrı, adil bir yargıçtır ve hiç bir şeyi unutmaz! Öfkesi, tövbe etmeyi reddedenlere karşı azalmaz; aksine çoğalır! Biraz önce Kutsal Yazılarda okuduğumuz ifade budur: “İnatçılığın ve tövbesiz yüreğin yüzünden Tanrı’nın adil yargısının açıklanacağı gazap günü için kendine karşı gazap biriktiriyorsun.”

Nuh’un zamanındaki insanlar kendilerine karşı Tanrı’nın gazabını “biriktiriyorlardı.” Ancak o dönemde Tanrı’yı yine de tüm yüreği ile seven ve Tanrı’nın Sözü’ne inanan bir insan vardı. Bu adam, Nuh’tu. Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der: Ama Nuh RAB’bin gözünde lütuf buldu. Nuh doğru bir insandı, çağdaşları arasında kusursuz biriydi. Tanrı yolunda yürüdü.” (Yaratılış 6:8, 9)

Tanrı, Nuh’A neden lütfunu gösterdi? Nuh, Tanrı’nın lütfunu mu kazandı? Hayır! Kazanılan lütuf, artık lütuf değildir. Lütuf, “hak edilmemiş iyilik” anlamına gelir. Tanrı lütfunu Nuh’a gösterdi, ama neden diğerlerine göstermedi? Kutsal Yazılar bu konuda ne söyler? Nuh’un Tanrı’ya inandığını, ama diğerlerinin inanmadıklarını anlatır. Nuh Tanrı’nın Sözü’ne inandı. Tanrı’nın, günahkarları kurtarmak için dünyaya gelecek olan Kurtarıcı ile ilgili vaadine inandı. Adem’in tüm soyunda olduğu gibi Nuh’un içinde de günah vardı, ama Tanrı Nuh’u doğru bir kişi olarak saydı, çünkü Nuh Tanrı’ya inandı ve Tanrı’nın buyurmuş olduğu gibi günahının karşılığı olarak O’na bir kurbanın kanını sundu. Bu nedenle Kutsal Yazılar, “Nuh doğru bir insandı. Çağdaşları arasında kusursuz biriydi” der.

Tanrı, bir gün Nuh’a şöyle der:

(Yaratılış 6) 13 İnsanlığa son vereceğim, çünkü onlar yüzünden yeryüzü zorbalık ile doldu.Onlar ile birlikte yeryüzünü de yok edeceğim. 14 Kendine gofer ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap. 15 Gemiyi şöyle yapacaksın: uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak. 16 Pencere de yap, boyu yukarı doğru bir arşını bulsun. Kapıyı geminin yan tarafına koy. Alt, orta ve üst güverteler yap. 17 Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek. 18 Ama senin ile bir antlaşma yapacağım. Oğulların, karın ve gelinlerin ile birlikte gemiye bin. 19 Sağ kalabilmeleri için her canlı türünden bir erkek, bir dişi olmak üzere birer çifti gemiye al. 20 Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar, sürüngenler sağ kalmak için çifter çifter sana gelecekler.”

Böylece Tanrı Nuh’a tövbe etmeyi ve gerçeğe inanmayı reddeden herkesi mahvetmek için yeryüzüne nasıl tufan göndereceği hakkındaki planını açıkladı. Tanrı Nuh’a tufandan kaçabilmesi için büyük bir gemi (tekne) inşa etmesini söyledi. Geminin uzunluğu 150 metre olmalıydı; 150 metre bir buçuk futbol sahasının uzunluğudur. Bu gemi, Nuh ve ailesi ve pek çok hayvan ile Tanrı’nın Sözü’ne inanacak olan herkes için bir sığınak olacaktı. Tanrı, Nuh’a geminin içinde bir çok kamaralar yapmasını buyurdu, ama geminin dışında yalnızca tek bir kapı olacaktı. Böylece, tanrı’nın Nuh’un zamanındaki insanlara verdiği mesaj şuydu: Tufanın yargısından kaçmak isteyen kişi, gemideki tek kapıdan içeri girmek zorundaydı. Kapıdan geçen herkes kurtulacaktı. Kapıdan geçmeyenler ise mahvolacaklardı!

Böylece Nuh gemiyi inşa etmeye başladı. Bu çok büyük bir görevdi. Nuh ve üç oğlunun yüzlerce büyük ağacı kesmeleri, onları kalın tahtalar halinde kesmeleri, şekil verip çivilemeleri ve içlerini ve dışlarını ziftlemeleri gerekiyordu. Aynı zamanda Nuh’un eşi ve gelinleri de bu ağır işte Nuh’a ve oğullarına yardım ettiler. Yüz yıl boyunca Nuh ve ailesi her gün geminin inşa edilişinde çalıştılar. Ama Nuh çalışmasını yalnızca geminin inşa edilmesi ile sınırlamadı. Aynı zamanda o günün insanlarına Tanrı’nın Sözü’nü de duyurdu. Nuh belki şöyle bir konuşma yaptı: “Dinleyin! Rab, bana sizi, O’nun gazabı ile ilgili uyarmamı söyledi. Tanrı’nın öfkesi günahınız nedeni ile kaynıyor! Tövbe etmeyi reddeden herkesi mahvetmek için yeryüzüne bir tufan göndermeye karar verdi. Ama yine de ben size İyi Haberi bildirdim! Tanrı, merhameti nedeni ile günahlarından tövbe eden ve Tanrı’nın Sözü’ne inanan herkes için bir sığınak olması amacı ile bana bir gemi inşa etmemi buyurdu! “ Böylece Nuh, pek çok söz söyleyerek insanları uyardı. Ve onlara ahlaksız kuşaklarının kötü yollarından dönmeleri için ısrar etti.

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Nuh’un dönemindeki insanlar Tanrı’nın, peygamberi aracılığı ile kendilerine duyurulan söze inandılar mı? Bu sorunun yanıtını şimdi vermeyeceğiz, çünkü zamanımız doldu. Ama Tanrı’nın isteği ile bir sonraki programda Nuh peygamberin öyküsüne devam edeceğiz ve Tanrı’nın, Sözü’ne inanan herkesi nasıl koruduğunu ve Sözü’ne inanmayanları ise büyük bir tufanın sularında boğulmaya terk ederek nasıl yargıladığını göreceğiz.

Dinlediğiniz için teşekkürler.

Bugün Kutsal Yazılar hakkında okuduğumuz konu üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin:

“Bazılarının düşündüğü gibi Rab vaadini yerine getirmekte gecikmez; ama size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor,herkesin tövbe etmesini istiyor. Ama Rabbin günü hırsız gibi gelecek.” (2.Petrus 3:9,10)

14. Nuh ve Büyük Tufan

Nuh ve Büyük Tufan

Noah and the Great Flood

Yaratılış 7

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün sizler ile tekrar beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Son programımızda, Adem’den on kuşak sonra dünyaya gelmiş olan Nuh peygamber’in hayranlık uyandıran öyküsüne bakmaya başladık. Ahlakın  tamamen bozulmuş olduğu bir dönemde Nuh Tanrı ile yürüdü. Adem’in soyunun günahları nedeni ile Rabbin yüreğinin nasıl üzüldüğünü gördük. Kutsal Yazılar, “Yeryüzünde insanın yaptığı kötülüğün çok, ve aklının fikrinin hep kötülükte” olduğunu (Yaratılış 6:5) söylerler. Tanrı’nın, kutsal gazabı ile günahkarları (tövbe etmeyen) yeryüzünden silip atmayı planlamasının nedeni budur.

Ancak yine de Tanrı’nın lütfu Nuh ile birlikteydi, çünkü Nuh tanrı’yı sevdi ve O’nun sözüne inandı. Böylece Tanrı bir gün Nuh’a şöyle dedi: “Tüm insanlığın ölmesini amaçladım, çünkü yeryüzü kötülük ile doldu. Göklerin altında yaşayan her şeyi yok etmesi için yeryüzüne büyük bir tufan göndereceğim. Sana gelince, sen, kendine ve ailene bir sığınak olması için büyük bir gemi (tekne) inşa etmelisin.

Nuh ve ailesi yüz yıl boyunca bu büyük gemiyi inşa etmek için çalıştılar. Ama Nuh yalnızca gemiyi inşa ederek çalışmak ile yetinmedi, aynı zamanda çevresindeki insanlara şu sözler ile vaaz etti: günahlarınızdan tövbe edin ve sonra Tanrı’ya dönün! Adil Olan Tanrı, dünyayı yargılayacaktır!

Nuh’un zamanındaki insanlar günahlarından tövbe ettiler ve Tanrı’nın, peygamberi aracılığı ile kendilerine duyurduğu söze inandılar mı? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Adem’in yeryüzünde bulunan binlerce çocuğu arasından kaç tanesi tövbe etti ve gemiye binecek kadar Tanrı’ya inandı? Bu soruya Kutsal Yazılar şu yanıtı verir: Yalnızca bir kaç kişi, daha doğrusu sekiz kişi kurtuldu” (1.Petrus 3:20).

Tanrı’ya kaç kişi inandı? Sadece sekiz kişi: Nuh ve karısı, üç oğulları ve onların karıları. Diğerlerinin hiç biri Tanrı’nın sözüne inanmadı. Bazıları Nuh’un sözlerini umursamadılar, bazıları ise onun ile alay ettiler. Suyun bulunmadığı yerde bir tekne inşa ettiği için onun delirmiş olduğunu düşündüler. İnsanlar Nuh ile şu şekilde alay etmiş olabilirler: “Hey, sizler, hepiniz buraya gelin! Çölün ortasında kocaman bir tekne inşa eden şu adama bir bakın! Nuh, aklını kaçırmış olmalı! Çöle tufan seli mi gelecek? İmkansız! Ayrıca, Tanrı iyidir; Yarattığı insanları yok etmeyecektir! Sen çıldırmışsın, Nuh!” Her şeye rağmen Nuh, onların hakaretlerine aldırış etmedi, çünkü Tanrı’nın söylemiş olduğuna inanmıştı. Gemiyi inşa etmeye ve şu sözler ile vaaz vermeye devam etti: “Tövbe edin! Tanrı, dünyayı adalet ile yargılayacak! Tanrı’nın sözüne inanmayı neden reddediyorsunuz? Neden mahvolmak istiyorsunuz?”

Sonunda Nuh’un ve ailesinin geminin inşaatini bitirdikleri gün geldi. Yaratılış kitabının altıncı bölümünün son ayetinde şunu okuruz: “Nuh Tanrı’nın bütün buyruklarını yerine getirdi.” (Yaratılış 6:22). Gemi hazırdı. Her şey tamamlanmıştı. Geriye kalan tek bir şey vardı: Nuh’un ve ailesinin gemiye girmeleri gerekiyordu. Nuh’un son bir kez daha insanları ikna etmeye çalıştığını işitiyoruz: “Tanrı’yı dinleyin! Tövbe edin ve O’nun sözüne inanın! Tufan çok yakında gelmek üzere. Önünüzde hala zaman varken gemiye binin! Kapı açık! Bu kapıdan giren herkes kurtulacak. Ama girmeyi reddettiğiniz takdirde, Tanrı’nın yargısından nasıl kaçacaksınız?” Nuh bu şekilde gayretle insanları uyardı. Ama onlar dinlemeyeceklerdi.

Sonuç olarak, Kutsal Yazılar yedinci bölümde şöyle der:

(Yaratılış 7) 1 Rab Nuh’a,’Bütün ailen ile birlikte gemiye bin’ dedi, ‘çünkü bu kuşak içinde yalnız seni doğru buldum.’ 2–3 Yeryüzünde soyları tükenmesin diye yanına temiz sayılan hayvanlardan erkek ve dişi olmak üzere yedişer çift, kirli sayılan hayvanlardan birer çift, kuşlardan yedişer çift al. 4 Çünkü yedi gün sonra yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdıracağım. Yarattığım her canlıyı yeryüzünden silip atacağım. 5 Nuh Rabbin bütün buyruklarını yerine getirdi.”

Nuh ve ailesi neden gemiye bindi? Gökyüzünde bulutlar gördükleri için mi? Gelmekte olan yağmurun kokusunu aldıkları için mi? Hayır! Gemiye bindikleri zaman gördükleri tek şey, pırıl pırıl bir gökyüzüydü. O zaman gemiye neden bindiler? Bunun yalnızca tek bir nedeni vardır: Gemiye bindiler, çünkü Tanrı’nın söylemiş olduğu söze inandılar. Belki geminin dışında şöyle düşünen kişiler vardı: “Tanrı’ya ben de inanıyorum. Ama Nuh’un vaazinde söylediği sözleri kabul edemem!” Bu insanlar hakkında ne diyebiliriz? Onların Tanrı’ya gerçekten inanmadıklarını söyleyebiliriz. Çünkü Tanrı’nın, peygamberi aracılığı ile tanıklık etiği söze inanmadılar. Günahlarından tövbe etmeyi ve Tanrı’nın Nuh aracılığı ile kendilerine sağlamış olduğu kaçış yolunu kabul etmeyi reddettiler. Tanrı’yı dudakları ile onurlandırmış olabilirlerdi, ama yürekleri Tanrı’dan çok çok uzaktaydı.

Kutsal Yazılar bu konuda şöyle der:

“Nuh, oğulları, karısı, gelinleri tufandan kurtulmak için hep birlikte gemiye bindiler. Tanrı’nın Nuh’a buyurduğu gibi temiz ve kirli sayılan her hayvan, kuş ve sürüngenden erkek ve dişi olmak üzere birer çift Nuh’a gelip gemiye bindiler. Sonra Rab Nuh’un ardından kapıyı kapadı.(Yaratılış 7:7-9,16)

Nuh ve ailesi gemiye bindikten sonra Tanrı’nın neler yaptığını duydunuz mu? Kutsal Yazılar bu soruyu şöyle yanıtlar: “Rab, onların ardından kapıyı kapadı!”  Tanrı’nın büyük öfke gününün zamanı gelmişti. Tanrı, uzun bir süre, o kuşağın insanlarına sabırlı davrandı, ama şimdi O’nun sabrı tükenmişti. Geriye kalan yalnızca Gazabıydı. Tanrı kapıyı kapatmıştı; ve Tanrı kapıyı kapattığı zaman, o kapıyı hiç kimse açamaz.

Böylece Tanrı, söz vermiş olduğu gibi yeryüzüne tufan sularını gönderdi. Gökyüzü kararmaya başladı; rüzgar hızlandı. Bulutlar ortaya çıktı, gök gürültüsü, şimşek ve depremler oldu. Adem’in çocukları şimdi korku ve dehşet içinde titriyorlardı. Her şey yolunda giderken, Tanrı’ya hakaret dolu sözler ve işler ile meydan okumaları çok kolaydı. Ama şimdi Tanrı’nın yargısı üzerlerine inmeye başladığında, ağızları kapandı! Tanrı’nın adil yargısı ile yüzleşme zamanları gelmişti ve artık saklanabilecekleri hiçbir yerleri yoktu!

Şiddetli bir yağmur başladı, yeryüzünün derin kaynaklarından sular fışkırdı ve okyanus ve nehirler taştı. Sel suları öylesine yükseldi ki, kent ve köylerin hepsi silinip gittiler. Bir anda sular altında kalarak yok olup gitmeyenler ise korku içinde daha yüksek dağlara ulaşmaya çalıştılar. Nuh ile alay edenler ve Tanrı’nın Sözü’nü reddedenler, şimdi, Tanrı’nın, peygamberi aracılığı ile söylemiş olduğunun gerçek olduğunu anladılar. Ama yine de, bu bilginin onlara artık hiç bir yararı yoktu, çünkü artık tövbe etme fırsatına sahip değildiler; kurtuluş dönemi geçmişte kalmıştı. Belki de aralarından bazıları Nuh’a şöyle bağırıyorlardı: “Nuh! Nuh! Kapıyı aç. Nuh, bize yardım et! Kurtar bizi! Nuh, sana inanıyoruz. Söylediklerinde haklıydın! İnanıyoruz! İnanıyoruz! Ama artık çok geçti! Tanrı kapıyı kapatmıştı. Kurtuluş gününün zamanı geçmişti. Artık yargı günü gelmişti. Dua etmek, ağlamak, kapıya vurmak, hatta gerçeği bilmek – Tanrı’nın düşüncesinin değişmesi imkansızdı. Tanrı kurtuluş kapısını kapattığı zaman onu hiç kimse açamaz.

Böylece Kutsal Yazıları okuduğumuz zaman, yükselen suların dağları yaklaşık yedi metre aştığını, çünkü kırk gün süre ile aralıksız olarak yağmur yağdığını görüyoruz. Ama gemi çoğalan suların üzerinde yerden yukarı kaldırıldı.

“Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu;  kuşlar, evcil ve yabanıl  hayvanlar, sürüngenler, insanlar, soluk alan bütün canlılar öldü. Yalnız Nuh ile gemidekiler kaldı.” (Yaratılış 7:21, 23)

Tanrı, söz vermiş olduğunu yaptı mı? Elbette! Tövbe etmeyi reddeden bu günahkarları yargıladı mı? Kesinlikle, evet! Daha önceden söylemiş olduğu gibi, gemiye binmemiş olan herkesi yargıladı.

Dinleyici dostlar, bugün Nuh’un öyküsüne ara verme zamanımız geldi. Tanrı isterse, bir sonraki programımızda, gemideki Nuh ve ailesine ne olduğunu görmek için bu öykünün tamamına bakacağız. Ama yine de bugün sizler ile vedalaşmadan önce, Tanrı’nın büyük tufan yargısı öyküsü aracılığı ile bize öğretmek istediği önemli bir ders var. Bu ders şudur: Tanrı, dünyadaki insanları yargılamak için başka bir gün planlamıştır. Ve bu Yargı Gününün gelişi, Nuh’un kuşağının üzerine gelen yargıdan daha dehşetli olacaktır!

Nihai yargı günü ile ilgili olarak Tanrı’nın peygamberlerinden birinin neler söylediğine kulak verelim:

“Sonra büyük, beyaz bir taht ve tahtta oturanı gördüm.Yer ile gök önünden kaçtılar, yok olup gittiler. Tahtın önünde duran küçük büyük ölüleri gördüm. Sonra kitaplar açıldı. Yaşam kitabı denen başka bir kitap daha açıldı. Ölüler kitaplarda yazılanlara bakılarak yaptıklarına göre yargılandı. Adı yaşam kitabına yazılmamış olanlar ateş gölüne atıldılar.”  (Vahiy 20:11-12, 15)

Dinleyici dostum, bu korkunç yargı gününü düşündüğün zaman için rahat olabiliyor mu? Adın, sonsuz yaşam kitabında yazılı mı? Tanrı’nın açmış olduğu kurtuluş kapısından içeri girdin mi? Tanrı Sözü şöyle der: Tanrı’nın yardım ettiği gün şimdidir, kurtuluş günü şimdidir.”  (2.Korintliler 6:2) Tanrı’nın, Nuh’un zamanındaki insanlara tövbe etmeleri, inanmaları ve kurtulmaları için nasıl sabırlı davrandığını gördük, ama sonunda Tanrı kurtuluş kapısını kapattı. Geminin kapısı aracılığı ile içeri girmeyi reddeden herkes Tanrı’nın şiddetli yargısı ile karşı karşıya kaldı.

Tanrı’nın dünyayı adalet ile yargılayacağı, gelecek olan Yargı Günü ile ilgili olarak Kutsal Yazılar şöyle der:

“Rab’bin günü gece hırsız nasıl gelirse öyle gelecektir. İnsanlar, ‘Her şey esenlik ve güvenlik içinde’ dedikleri bir anda, gebe kadının birden sancılanması gibi, ansızın yıkıma uğrayacak ve asla kaçamayacaklar.”  (1.Selanikliler 5:2, 3) O gün, Tanrı’nın, Adem’in çocukları için açmış olduğu kurtuluş kapısından girmiş olanların dışında hiç kimse yargıdan kaçamayacaktır.

Tanrı’nın günahkarlar için açmış olduğu Kapı’dan haberdar mısınız? Tanrı’nın sizin için sağlamış olduğu kaçış yolunu biliyor musunuz? Nuh’un zamanındaki tufanın yargısından kurtulanlar kimlerdi? Yalnızca geminin kapısından içeri giren insanlar. Aynı şekilde, gelecek olan yargı günü ile ilgili olarak Kutsal Yazılar bize, açıkça Tanrı’nın, Adem’in günahkar çocukları için yalnızca tek bir kurtuluş kapısı sağladığını gösterirler. Bu kurtuluş kapısı hakkında bilginiz var mı? O zaman, Tanrı’nın dünyaya göndermiş olduğu kutsal Aracı tarafından söylenmiş olan şu kesin sözleri dinleyin: “Kapı Ben’im! Bir kimse Ben’im aracılığım ile içeri girerse kurtulur!” (Yuhanna 10:9) “Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip Beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır.” (Yuhanna 5:24)

Dostlar, bugün programımıza burada ara vermemiz gerekiyor, ama gelecek programlarda, Kapı Ben’im! Bir kimse Ben’im aracılığım ile içeri girerse kurtulacaktır!”

Dinlediğiniz için teşekkürler. Tanrı isterse, bir sonraki programda, peygamber Nuh’un öyküsünün sonunu okuyacağız.

Sözü’nde bulunan şu önemli ve etkili soru üzerinde düşünürken Tanrı sizi bereketlesin ve size öğretsin:

“Bu denli büyük kurtuluşu görmezlikten gelirsek, nasıl kurtulabiliriz?”  (İbraniler 2:3)

15. Nuh ve Tanrı’nın Sadakati

Nuh ve Tanrı’nın Sadakati

Noah and the Faithfulness of God

Yaratılış 8, 9

Dinleyici dostlar, size esenlik olsun.

Ön gördüğü doğruluk yolunu herkesin anlamasını ve bu yola boyun eğmesini isteyen ve O’nun ile birlikte sonsuza kadar gerçek esenliğe sahip olmasını arzulayan esenlik Rabbi Tanrı’nın adı ile sizleri selamlıyoruz. Doğruluk Yolu programınızı sunmak üzere bugün sizler ile tekrar beraber olabildiğimiz için mutluyuz.

Bugün Tanrı’nın peygamberi Nuh’un öyküsünü bitirmek istiyoruz. Önce son iki programımızda Nuh ve büyük tufan hakkında öğrendiklerimizi bir gözden geçirelim. Yaratılış kitabının altıncı bölümünde Nuh’un dönemindeki insanın kötülüğünün çok büyük olduğunu gördük; insanın yüreğindeki düşüncelerin hepsi kötülüğe eğilimliydiler. Tanrı, bu nedenle, günahından tövbe etmeyi reddeden ve gerçek ve diri Tanrı’ya dönmeyi kabul etmeyen her günahkarı silip yok edecek bir tufanı yeryüzüne göndermeyi amaçladı.

Bu ahlaksız ve bozulmuş kuşağın içinde yalnızca tek bir kişi Tanrı’yı hoşnut etti. Bu kişi, Nuh’tu. Nuh Tanrı’ya güvendi ve O’nu sevdi. Tanrı bundan dolayı bir gün Nuh ile konuştu ve ona, ailesine ve bir çok hayvana tufandan kaçabilmeleri için bir sığınak olacak olan büyük bir gemi (tekne) inşa etmesini buyurdu.Yüz yıl boyunca Nuh, ailesi ile birlikte gemiyi inşa etti ve insanlara tövbe etmelerini ve Tanrı’nın sözüne inanmalarını öğütledi. Ancak Nuh’un öğretişini hiç kimse umursamadı. Nuh’un gelecek olan tufan hakkında söylediklerine hiç kimse gerçekten inanmadı!

Her şeye rağmen, geminin hazır olduğu gün geldi. Tanrı’nın bu kötü dünyayı yargılama zamanı gelip çatmıştı. Tanrı, bu alaycı kişilere çok uzun bir süre sabırlı davranmıştı. Ama artık şimdi Sabrı tükenmişti. Böylece Rab Nuh’a ailesi ile birlikte gemiye binmesini ve yanlarına her tür temiz hayvandan (kurban sunusu için uygun) yedi erkek ve yedi dişi ve kirli sayılan her tür hayvandan erkek ve dişi olmak üzere birer çift almasını söyledi. Nuh, ailesi ve hayvanlar Tanrı’nın buyurmuş olduğu gibi gemiye bindiler. Ve Kutsal Yazılar şöyle yazar: “RAB onların ardından kapıyı kapadı.”  Adem’in çocukları için kurtuluş kapısını açmış olan Tanrı, aynı zamanda bu kapıyı kapatan Kişi’ydi. Tanrı’nın merhamet günü sona ermişti; dehşetli gazap günü gelip çatmıştı!

Sonra şimşekler, gök gürültüleri ve şiddetli yer sarsıntıları geldi. Büyük bir tufana neden olan muazzam bir yağmur başladı. Herkes dağlara doğru koşarak kaçtı, ama Tanrı’nın kutsal gazabından hiç kimse kaçamadı. Nuh ile alay edenler ve Tanrı’nın sözünü reddedenler, şimdi gerçeği biliyorlardı. Ama artık çok geçti! Kurtuluş zamanı sona ermişti. Tanrı kapıyı kapatmıştı.

Gökyüzünden kırk gün kırk gece yağmur boşandı ve tüm dağların tepeleri örtülene kadar yeryüzünden su kaynakları fışkırdı. Ama gemi suların üstünde, yukarda kaldı. Kutsal Yazılar şöyle der:

“Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu; kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler, insanlar, soluk alan bütün canlılar öldü. Yalnız Nuh ile gemidekiler kaldı. (Yaratılış 7:21, 23)

Böylece Kutsal Yazılar, Tanrı’nın vaat etmiş olduğu cezayı uyguladığını yazar. Geminin dışında kalan herkes mahvoldu. Tanrı, verdiği sözü yerine getirme konusunda sadıktır.

Geminin içindekilere ne oldu? Tanrı, Nuh’u ve ailesini unuttu mu? Havada uçan kuşları besleyen ve O’nun isteğinin dışında bu kuşlardan bir tanesinin bile yere düşmesine izin vermeyen Tanrı, Nuh’u ve ailesini unutmadı. Yaratılış kitabının sekizinci bölümünde neler yazdığını okuyalım. Kutsal Yazılar şöyle der:

“Sonra Tanrı Nuh’u ve gemideki evcil ve yabanıl hayvanları anımsadı. Gemi yedinci ayın on yedinci günü Ararat dağlarına oturdu.” (Yaratılış 8:1, 4)

Böylece Tanrı’nın Nuh’u ve onun ile birlikte geminin içinde bulunanları hatırladığını görüyoruz. Tanrı, suların çekilmesi için yeryüzünde bir rüzgar estirdi. Tanrı geminin Ararat adlı yüksek dağın tepesine oturması için gemiye yön verdi. Nuh ve ailesi, bir yıl ve bir hafta gemide kaldıktan sonra yeryüzünü kaplamış olan suların büyük bir bölümü çekildi. Sonra Tanrı, Nuh’a, “Sen ,karın, oğulların ve gelinlerin gemiyi terk edin” dedi. Böylece Nuh ve ailesi, tüm hayvanlar ile birlikte gemiden çıktılar. Nuh, gemiden çıktıktan sonra bir sunak yaptı ve temiz sayılan hayvanlardan bazılarını ve kuşları aldı ve onları bu sunak üzerinde Rabbe yakmalık sunu olarak sundu.

Nuh’un gemiden iner inmez ne yaptığını duydunuz mu? Bazı masum hayvanları inşa ettiği sunak üzerinde yakarak Rabbe kurban etti. Tanrı, “Kan dökülmeden bağışlama olmaz” diyen Yasasından vazgeçmemişti. Büyük tufan günahkarların çoğunu yeryüzünden silip yok ederken, Adem’in çocuklarının yüreklerinde kalan günahın kökünü ortadan kaldırmadı. Adem ve soyunun Tanrı’ya, günah için kurban sunmaya devam etmek zorunda olmalarının nedeni budur. Daha önce görmüş olduğumuz gibi bu tür hayvan kurbanları Tanrı’nın buyurmuş olduğu kurtuluş yolunun temelini oluşturur. Atalarımızın bu eski dönemlerde kestikleri kurbanlar Adem’in soyunun günah borcunu ödemek için gelerek Kendi kanını dökecek olan Kurtarıcıyı sembolize ettiler (örnek oldular). İşte bu neden ile Nuh gemiden ayrıldıktan sonra, yaptığı ilk şey, hayvan kanı dökmek oldu, böylece çocuklarına ve torunlarına Tanrı’nın yasalarının değişmediğini gösterdi – “günahın ücreti ölümdür” (Romalılar 6:23) ve “Kan dökülmeden günah bağışlaması olmaz.” (İbraniler 9:22)

Kutsal Yazılar, bu konuda şöyle der:

“Güzel kokudan hoşnut olan Rab içinden şöyle dedi, ‘İnsanlar yüzünden yeryüzünü bir daha lanetlemeyeceğim. Çünkü insan yüreğindeki eğilimler çocukluğundan beri kötüdür. Şimdi yaptığım gibi bütün canlıları bir daha yok etmeyeceğim. Tanrı, Nuh’u ve oğullarını kutsayarak, ‘Verimli olun, çoğalıp yeryüzünü doldurun’ dedi. Sizin ile ve gelecek kuşaklarınız ile antlaşmamı sürdürmek istiyorum. Sizin ile antlaşmamı sürdüreceğim: bir daha tufan ile bütün canlılar yok olmayacak. Yeryüzünü yok eden tufan bir daha olmayacak. Sizin ile ve bütün kuşaklar ile sonsuza dek sürecek antlaşmamın belirtisi şu olacak: ‘yayımı bulutlara yerleştireceğim (gökkuşağı) ve bu yeryüzü ile aramdaki antlaşmamın belirtisi olacak. Yeryüzüne ne zaman bulut göndersem, gökkuşağım bulutların arasında ne zaman göründe, sizin ile ve bütün canlı varlıklar ile yaptığım antlaşmayı hatırlayacağım. Canlıları yok eden bir tufan bir daha olmayacak.” (Yaratılış 8:21; 9:1, 9, 11-15)

Biraz önce okuduğumuz bu ayetlerde Tanrı’nın, Nuh’a tam beş kez tekrarladığı bir sözcük yer alır. Bu sözcük dikkatinizi çekti mi? “Antlaşma.” Tanrı’nın Sözü’ne göre bir antlaşma, Tanrı tarafından insana verilen özel bir sözdür. Tanrı, antlaşmaları Yerine Getiren’dir. Tanrı sadıktır ve bu sadakatini Adem’in oğullarına göstermek ister. İyiliği nedeni ile Nuh ve Nuh’un soyu ile arasında bir antlaşma yaptı ve,“Canlıları yok eden bir tufan bir daha olmayacak” dedi. Tanrı’nın vaadi böyleydi. Ve Tanrı, vaadini yalnızca sözler ile sınırlamadı, ama gökkuşağını bulutlara yerleştirerek vaadini onayladı.

Yağmur yağdıktan sonra bazen bulutlarda gördüğümüz güzel gökkuşağının Tanrı’nın sadakatini ilan eden bir belirti olduğunu biliyor muydunuz? Bulutlarda ne zaman bir gökkuşağı görsek, Tanrı bizlerin, O’nun kuşaktan kuşağa süren sadakatini hatırlamamızı ister. Tanrı, bulutlara gökkuşağını yerleştirdi, çünkü yeryüzünde canlıları yok edecek bir tufanın bir daha olmayacağını vaat eden antlaşmasını bu şekilde onaylamak istedi. Tanrı, gerçekten antlaşmaları Yerine Getiren’dir. O, sadıktır!

Nuh’un yaşamının diğer yarısı ile ilgili olarak üzerlerinde konuşabileceğimiz başka olaylar mevcuttur, ama bunun için zamanımız yok. Ama yine de sizler kendiniz, Tevrat’ın Yaratılış kitabında dokuzuncu bölümde bu olayları okuyabilirsiniz. Tufandan sonra Nuh’un 350 yıl daha yaşadığını ve çok yaşlandığı zaman yücelerde olan Rab ile birlikte olmaya gittiğini göreceksiniz.

Özetleyecek olursak, Tanrı’nın peygamberi Nuh hakkındaki konuşmamızı belki bir ya da iki soru ile sonuçlandırabiliriz. Nuh ve onun zamanındaki insanlar arasındaki fark neydi? Nuh, Tanrı’yı hoşnut etmek için ne yaptı? Sadece tek bir şey yaptı! Nuh, Tanrı’nın Sözü’ne inandı. Nuh, bu neden ile kuşağının halkı ile birlikte mahvolmadı. Tanrı’nın Kendisinin Nuh hakkında verdiği tanıklığı dinleyelim:

İman sayesinde Nuh, henüz olmamış olaylar ile ilgili olarak Tanrı tarafından uyarılınca, Tanrı korkusu ile ev halkının kurtuluşu için bir gemi yaptı. Bununla dünyayı yargıladı ve imana dayanan doğruluğun mirasçısı oldu. Ama ‘İman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır.’” (İbraniler 11:7, 6)

Bugün sizler ile vedalaşmadan önce, akıllarımızda tutmamız gereken iki düşünce vardır. Biraz önce bu iki düşüncenin ilkini gözden geçirdik. Nuh, Tanrı’yı hoşnut etmek için ne yaptı? İman etti. Nuh Tanrı’ya inandı; Tanrı’nın söylediğine inandı. Nuh, Rabbe güvenmişti ve çevresinde bulunan herkesin reddetmesine rağmen o, Tanrı’nın sözüne itaat etti. Tanrı’nın, Nuh’u, içinde yaşadığı kötü kuşaktan kurtarmasının nedeni Nuh’un imanıydı. Bugün bizleri dinlemekte olan sizler, Tanrı’nın söylediğine gerçekten inanıyor musunuz? Tanrı’nın her birimiz için isteği, Nuh’un yaptığı gibi, O’nun sözüne inanmamızdır.

Nuh’un öyküsü ile ilgili olarak hatırlamamız gereken ikinci şey, Nuh’un imanından bile daha önemlidir. Bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Tanrı’nın sadakati. Tanrı’nın sadakati neden Nuh’un imanından daha önemlidir? Çünkü eğer Tanrı antlaşmalarını ve vaatlerini yerine getirme konusunda sadık olmasaydı, Nuh’un O’na iman etmesini bir yararı olmayacaktı. Hepimiz sözünü yerine getirmeyen birine güvendiğimiz zaman, neler olduğunu biliriz. Bir arkadaşınızın size şu vaatte bulunduğunu varsayın: “Yarın sana bir çuval pirinç getireceğim.” Arkadaşınıza inanırsınız; ona güveniniz vardır. Arkadaşınız söz verdiği bir çuval pirinci getirmezse ne olur? Hayal kırıklığına uğrarsınız (ve belki aç bile kalırsınız!). Arkadaşınıza duyduğunuz güvenin boş olduğunu anlarsınız. Neden? Çünkü arkadaşınız söz vermiş olduğu şeyi yapmadı. Sadık olmayan birine güvendiniz.

Böyle bir durum Tanrı için söz konusu olamaz. Kutsal Yazılar şöyle der:

“Biz sadık kalmasak da, O sadık kalacak, çünkü Kendi özüne aykırı davranamaz.” (2.Timoteos 2:13) “Nitekim, insan soyu ota benzer, bütün yüceliği kır çiçeği gibidir. Ot kurur, çiçek solar, ama Rabbin sözü sonsuza kadar kalır. Ve O’na iman eden hiç utandırılmayacak (hayal kırıklığına uğramayacak)!” (1.Petrus 1:24, 25; 2:6) “Tanrı sadıktır.” (1.Korintliler 1:9) O, vaat ettiğini yapacaktır!

Nuh’un öyküsünde Tanrı’nın vaat ettiği her şeyi yaptığını açıkça gördük. Tanrı’nın, aynen söz vermiş olduğu gibi, geminin inde olan herkesi nasıl kurtardığını ve geminin dışında kalan herkesi nasıl yargıladığını okuduk. Aynı zamanda Tanrı’nın, Nuh’un günahlarını nasıl bağışladığını da gördük, çünkü Nuh, aynen Tanrı’nın kendisine yapmasını söylediği gibi, bir hayvanın kanını kurban olarak O’na sundu. Ve Tanrı’nın, Nuh’un ve tüm insanların “Tanrı’nın sadık olduğunu” unutmamaları için nasıl bulutlara yayını (gökkuşağını) yerleştirdiğini öğrendik.

Sevgili dinleyicilerimiz, bugün gözden geçirdiğimiz konuların hepsini unutsanız bile hatırlamanız gereken tek bir şey var: Tanrı sadıktır! O, sözünden cayamaz! O söz verdiğini, yerine getirmekte yavaş görünse bile, mutlaka yapar! “Tanrı sadıktır ve O’na güvenen hiç bir zaman utandırılmayacaktır.” (1.Korintliler 1:9; 1.Petrus 2:6) O zaman O’na inanalım ve O’nun sözünü alçakgönüllülük ile kabul edelim. Ve Nuh peygamberin öyküsünden ve büyük tufandan ders alalım ve çevresindeki herkes Tanrı’nın sözüne inanmayı reddettiğinde ve bu nedenle yok olduğunda, Tanrı’nın sözüne itaat eden Nuh’u taklit ederek onun öyküsünden yararlanalım.

Bugünkü programımıza burada son veremiz gerekiyor. Dinlediğiniz için sizlere teşekkür ederiz. Tanrı isterse, bir sonraki dersimizde, Nuh’un soyuna ne olduğunu göreceğiz ve dünyadaki bir çok dilin nereden geldiğini öğreneceğiz.

O’nun sözündeki şu gerçeği hatırladığınızda Tanrı sizi bereketlesin.

“Tanrı sadıktır ve O’na güvenen asla utandırılmayacaktır.” (1.Korintliler 1:9; 1.Petrus 2:6)

Pages