August 2012

20. Önemli Bir Kurban

20. Önemli Bir Kurban

Tüm aile çevresine toplanır.

Zorla boyun eğdirilen yaratık yere yatırılır.

Yaşlılar ve gençler bir arada ellerini koyunun üzerine ya da bıçağı tutan babanın elinin üzerine koyarlar.

Hızlı bir bıçak darbesinin ardından hayvanın yaşamı kumun üzerinde nabız gibi atar.

Kurban sunusu yerine getirilmiştir – bir sonraki yıl tekrarlanıncaya kadar.

“Kurban Bayramı’nda” –Eyd el-Adha– Müslümanlar dört bin yıl önce meydana gelmiş olan bir Kutsal Kitap olayına işaret ederler; bu olayda Tanrı, İbrahim’in oğlunun yerine ölmesi için bir koç sağlamıştı.183 Kuran bu klasik öykünün kısa özetini şu sözlerle tamamlar: “Biz (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık. (Sure 37:107)

Bu dramatik öykünün önemini tam olarak anlamak için Yaratılış kitabına geri dönelim.

İBRAHİM

İbrahim184 günümüzde Irak adını taşıyan Ur ülkesinde M.Ö. yaklaşık 2000 yılında dünyaya geldi. Adem’in soyundan gelen her insan gibi o da günah doğası ile doğdu. İbrahim, putlara tapınanlar arasında büyümesine rağmen, tek gerçek Tanrı’ya iman eden biri oldu. İbrahim, bugün pek çok insanın aksine, anne-babasının inancı ne olursa olsun, onların inancına bağlı kalması gerektiğini düşünmüyordu.

İbrahim de Habil gibi, Tanrı’ya, kurban edilen hayvanların dökülen kanları aracılığıyla tapınarak yaklaştı.

İbrahim yetmiş beş, karısı altmış beş yaşına geldiklerinde, RAB ona görünerek şöyle dedi:

“Ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git. Seni büyük bir ulus yapacağım ve seni kutsayacağım. Sana ün kazandıracağım, bereket kaynağı olacaksın. Seni kutsayanları kutsayacak, seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Ve yeryüzündeki tüm halklar senin aracılığınla kutsanacak. (Yaratılış 12:1-3)

Tanrı, İbrahim’den yeryüzündeki tüm uluslar için aracılığıyla kurtuluş sağlayacağı “büyük bir ulus” yapacağını vaat etti. Bu ulus, “büyük” olacaktı, ama sayıca değil, sahip olacağı önem açısından büyük olacaktı.

Bu yeni ulusun gerçekleşmesi için Tanrı, İbrahim’e ve çocuğu olmayan karısı Saray’a onların soylarına –henüz hiç çocukları olmamasına rağmen– vermeyi vaat etmiş olduğu bir ülkeye doğru yola çıkmalarını buyurdu.

İbrahim, Tanrı’nın görünürde gerçekleşmesi imkansız gibi olan bu vaatlerine nasıl karşılık verdi? İbrahim Tanrı’ya güvendi ve itaat etti, baba evini bıraktı ve bugün İsrail ve Filistin olarak bilinen Kenan ülkesine doğru yola çıktı.

İBRAHİM’İN İMANI

İbrahim Kenan’a vardıktan sonra Tanrı, ona şöyle dedi:”Bu toprakları senin soyuna vereceğim. İbrahim (Avram) kendisine görünen RAB’be orada bir sunak yaptı.” (Yaratılış 12:7)

Tanrı’nın vaadi, o ülkenin koşulları düşünüldüğünde insanı şaşırtıyordu, çünkü Kenan ülkesinde birbirlerinden farklı, çok sayıda insan grupları yaşamaktaydılar. İbrahim ve soyu bu ülkeye nasıl sahip olabilirlerdi? Onun ve karısının soyu yoktu.

Yaşlı bir çiftin uzak bir ülkeden sizin ülkenize ziyaret amacı ile geldiğini gözünüzün önünde canlandırın. Ülkenize geldikleri zaman, bu yaşlı çifte şunları söylersiniz: “Bir gün siz ve soyunuz bu ülkenin tamamına sahip olacaksınız!” Yaşlı adam güler ve size şöyle der: “Çok komik doğrusu! Ben bir soya bile sahip değilim! Ben yaşlı bir adamım; çocuklarım yok ve karım kısır ve siz bana benim soyumun çoğalacağını ve bu ülkeye sahip olacağını söylüyorsunuz! Siz hasta mısınız?”

İşte Tanrı’nın İbrahim’e vermiş olduğu vaat insanı böylesine hayrete düşürecek türden bir vaatti. İbrahim’in bu vaade verdiği tepki nasıldı? Kutsal Yazılar, onun “Rab’be iman ettiğini ve Rab’bin bunu ona doğruluk saydığını” bildirirler. (Yaratılış 15:6) İbrahim, Tanrı’nın vaadine bir çocuğunkine benzer bir iman ile iman ettiği için Tanrı bu imanını ona doğruluk saydı. İbrahim öldükten sonra Cennette RAB ile sonsuza kadar yaşayacaktı.

Orijinal İbranice metinde, “iman etti” sözcüğünün karşılığı, aman’dır ve “Amin!” ifadesi bu sözcükten gelir; “Öyle olsun!” ya da “Söylenilen güvenilir ve gerçektir!” anlamına gelir.

Bu önemli noktayı lütfen gözden kaçırmayın; Rab’be iman etmek, O’nun bildirdiğini işitmek ve yürekten inanarak “Amin!” karşılığını vermektir. Bu iman, Tanrı ile ilişki kuran bir çocuğun imanı kadar saf ve kuşku duymayan bir imandır. Tanrı’nın Sözü’nü gerçek olarak kabul edip etmediğimiz, eylemlerimiz aracılığıyla beli olacaktır. İbrahim’i imanı, zor olan yolu seçmesi aracılığıyla doğrulandı; İbrahim RAB’bi izlemek için babasının inancına sırt çevirdi.

İbrahim Tanrı’ya iman etti ve böylece aklanmış sayıldı ve İbrahim’e Tanrı’nın dostu dendi.” (Yakup 2:23)

İbrahim, Tanrı’nın dostuydu, çünkü Tanrı’nın Sözü’ne inandı. Ancak yine de bu durum, İbrahim’in Tanrı’ya her zaman yaşamının her alanında güvenmiş olduğu anlamına gelmez. Tanrı onun yasal olarak mükemmel bir biçimde doğru olduğunu duyurdu, ama İbrahim günlük yaşamındaki eylemlerinde mükemmel değildi. Kutsal Yazılar, peygamberlerin günahlarını ve hatalarını gizlemezler.

İSMAİL

İbrahim ve Saray, Kenan ülkesinde göçebe olarak yaşadılar, çadırlarda oturdular, bir yerden bir yere hareket ederek yaşamlarını sürdürdüler. Zaman içinde İbrahim’in sürülerindeki hayvanlar çoğaldıkça çoğaldılar.

Tanrı’nın İbrahim’i büyük bir ulus yapacağına ilişkin verdiği vaadin üzerinden on yıldan fazla zaman geçmişti. Şimdi İbrahim seksen altı, karısı ise yetmiş altı yaşına gelmişlerdi ve hala hiç çocukları yoktu. Eğer soyu olmazsa İbrahim büyük bir ulus haline nasıl gelecekti? İbrahim ve karısı, Vaadini yerine getirmesi için Tanrı’ya “yardım etmeye” karar verdiler.

İbrahim ve karısı, RAB’bin Kendi Planını Kendi Zamanında gerçekleştirmesini beklemek yerine, sağ duyularına ve yerel kültürlerine uygun olarak hareket etmeyi tercih ettiler. Saray, Mısırlı cariye kız Hacer’i kocası İbrahim’e verdi; İbrahim Hacer ile yatacak ve böylece bir çocukları olacaktı. Hacer, İbrahim’e bir oğul doğurdu, adını İsmail koydular.

Aradan on üç yıl geçti, İbrahim doksan dokuz yaşına geldiğinde, Her Şeye Gücü Yeten Tanrı, İbrahim’e göründü ve ona karısı Saray’dan bir oğlu olacağını söyledi:

“İbrahim yüz üstü yere kapandı ve güldü. İçinden, ‘Yüz yaşında bir adam çocuk sahibi olabilir mi?’ dedi. ‘Doksan yaşındaki Sara doğurabilir mi?’ Sonra Tanrı’ya, ‘Keşke İsmail’i mirasçım kabul etseydin!’ dedi. Tanrı, ‘Hayır, ama karın Sara sana bir oğul doğuracak, adını İshak koyacaksın’ dedi. ‘Onunla ve soyu ile antlaşmamı sonsuza dek sürdüreceğim. İsmail’e gelince, seni işittim. Onu kutsayacak, verimli kılacak, soyunu alabildiğince çoğaltacağım. On iki beyin babası olacak. Soyunu büyük bir ulus yapacağım. Ancak antlaşmamı gelecek yıl bu zaman Sara’nın doğuracağı oğlun İshak ile sürdüreceğim.(Yaratılış 17:17-21)

İSHAK

Tanrı, vaadini yerine getirdi. Doksan yaşındaki Sara İbrahim’e bir oğul doğurdu, adını İshak koydular.

“Çocuk büyüdü. Sütten kesildiği gün İbrahim büyük bir şölen verdi. Ne var ki Sara, Mısırlı Hacer’in İbrahim’den olma oğlu İsmail’in alay ettiğini gördü.” (Yaratılış 21:8-9)

İsmail Tanrı’nın İshak ile ilgili planını takdir etmedi; Tanrı, dünyaya gerçeğini iletmek ve kurtuluşunu sağlamak amacıyla kuracağı ulus için İshak’ı kullanacaktı. İsmail, Tanrı’nın bu planını takdir etmek yerine üvey kardeşi İshak ile alay etti. Bu durumun neden olduğu gerginlik o kadar büyüdü ki, İbrahim sonunda İsmail’i ve Hacer’i göndermek zorunda kaldı. Oğlu İsmail’i çok seven İbrahim için bu olay çok acı veren bir tecrübe oldu.

“Ancak Tanrı İbrahim’e, ‘Oğlun (İsmail) ile cariyen (Hacer) için üzülme’ dedi. ‘…çünkü senin soyun İshak ile sürecektir.’ Çocuk (İsmail) büyürken Tanrı onunlaydı. Çocuk çölde yaşadı ve okçu oldu. Paran Çölü’nde yaşarken annesi ona Mısırlı bir kadın aldı.” (Yaratılış 21:12, 20-21)

RAB’bin söz vermiş olduğu gibi, İsmail Tanrı’nın pek çok şekilde bereketlemiş olduğu büyük bir ulusun babası oldu. Ancak RAB yine de İbrahim’e, dünya için sağlayacağı kurtuluşla ilgili antlaşmayı “İshak ile” yerine getireceğini net bir şekilde belirtti.

İSRAİL

Daha sonra İshak evlendi ve Esav ile Yakup adında ikiz oğulları oldu. Tanrı, “Bundan böyle adın İsrail olacak” (Yaratılış 35:10) diyerek Yakup’a sonunda yeni bir ad verdi. Yakup on iki oğula sahip oldu, Tanrı, Musa’nın zamanında İsrail’in on iki oymağının ataları olan bu on iki oğuldan bir ulus organize etti. RAB, İbrahim, İshak ve Yakup’un bu soylarını “Kendi seçilmiş halkı” olarak adlandırdı.185

Tanrı neden onları seçti? Onlar diğer uluslardan daha mı iyiydiler? Hayır. Aslında Tanrı onlara,”sayıca öbür halklardan az olduklarını” (Yasanın Tekrarı 7:7) söyledi. RAB, bu zayıf, güçsüz ve küçümsenen İbrani halkını seçti, çünkü Tanrı, tamamlamayı planladığı kurtarışında hiçbir insanın çabasının olmamasını ve hiç kimsenin övünmemesini istiyordu.

Tanrı, bu şekilde çalışmaktan zevk alır.

“Dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için dünyanın önem­siz, soysuz, değersiz gördüklerini seçti. Öyle ki, Tanrı’nın önünde hiçbir insan övünemesin. (1. Korintli­ler 1:28-29)

BİR HABERLEŞME KANALI

Tanrı, bu yeni ulus aracılığıyla mesajını yeryüzünün dört bir yanına ulaştırmayı tasarlamıştı. Tanrı, radyo ve televizyon henüz ortada yokken, bu “haberleşme kanalını” yarattı, ama Tanrı’nın haberleşme kanalı radyo ve televizyondan daha fazla etkili olacaktı. Bu ulusun arasındaki tek gerçek Tanrı’nın kudretli işleri, tüm dünyada işitilecekti. Örneğin, Kutsal Yazılar’a bakacak olursak, Kenanlı bir kadının şu tanıklığının yazılı olduğunu görürüz: “Mısır’dan çıktığınızda, RAB’bin Kızıldeniz’i önünüzde nasıl kuruttuğunu işittik… Tanrınız Rab, hem yukarda göklerde hem de aşağıda yeryüzünde Tanrı’dır.” (Yeşu 2:10-11)

Tanrı ayrıca bu ulustan Kutsal Yazılar’ı yazacak olan peygamberleri de seçecekti.

En önemlisi ise, dünyaya bereket kanalı olacak olan bir Soyu Tanrı yine bu ulus aracılığıyla sağlayacaktı. Daha önce görmüş olduğumuz gibi (16. bölümde), bu Soy, bakire olan, yoksul bir Yahudi genç kızdan doğmak için göklerden gelen, kadının vaat edilen Soyu’ndan başkası değildi.

Bizler onaylasak ta onaylamasak ta bu eski ulus, Tanrı’nın gerçeğini ve sonsuz bereketlerini yeryüzündeki her ulusa sunabilmek için Tanrı tarafından kurulmuş olan bir haberleşme kanalıydı. Ve her şey, RAB’bin İbrahim’e baba evini terk etmesi ve Kenan diyarına gitmesini söylemesiyle başladı.

Tanrı’nın İbrahim ile yaptığı büyük antlaşmanın iki önemli kısmı vardı:

1)   “Seni büyük bir ulus yapacağım ve kutsayacağım…”

2)   “Ve yeryüzündeki tüm uluslar senin aracılığınla kutsanacaklar.”

Tanrı’nın sevgisi yalnızca tek bir özel grup ile sınırlı değildir. Tanrı yalnızca İbrahim’i ya da İsrail’i bereketlemek istemedi. O’nun şefkat dolu yüreği, “yeryüzündeki tüm insanları” özler. Eski Antlaşma, Tanrı’nın yeryüzündeki tüm uluslara ve dil gruplarına Lütfu’nu sunmak için sayıca az ve dik başlı İsrail ulusunu kullandığını anlatan öykülerle doludur.186 Tanrı’nın, bu hor görülen ulus aracılığıyla diğer tüm ulusları bereketleme amacı, Kutsal Kitap’ta, RAB’bin İsraillileri kendilerini yok etme girişiminde bulunanlardan koruduğunu anlatan her bölüm okunduğunda hatırlanmalıdır.

Tanrı, onları savunuyordu, ama bunun nedeni, İsraillilerin diğer uluslardan daha iyi olmaları değildi, onları savunuyordu, çünkü onlar aracılığıyla gücünü ve görkemini göstermeye ve dünyaya kurtuluş sağlamaya kararlıydı; İsrailliler Tanrı’nın bu amacını gerçekleştirecek olan kanaldılar. Tanrı, İbrahim, İshak ve Yakup’un soylarını korumakla, aynı zamanda “yeryüzündeki tüm insanlara” sunmak istediği Bereketlerini de korumuş oluyordu.

Daha da önemlisi, RAB Tanrı’nın adının ünü tehlikede bulunuyordu. O, bu zayıf ve hor görülen ulus aracılığıyla tüm ulusları bereketleyeceğine dair Kendi büyük adı üzerine ant içmişti.187

Tanrı vaat ettiğini Adının onuru uğruna titizlikle ve kesinlikle yerine getirecekti. Eğer adımızın ünü, ya da ailemizin onuru tehlikede bulunsaydı, bizler de aynı şekilde davranmaz mıydık?

TANRI İBRAHİM’İ DENER

Gelin şimdi İbrahim’in büyük ve önemli kurbanı hakkındaki klasik öyküye geri dönelim.

Öykünün ortamı şudur: İbrahim çok yaşlanmıştı. İsmail’i göndereli yıllar olmuştu. Evde kalan yalnızca İbrahim’in oğlu İshak’tı.

Tanrı, İbrahim’in imanına çok güçlü bir deneme uygulamak üzereydi. RAB Tanrı aynı zamanda Adem’in çocuklarını günahın ölüm cezasından kurtarmak için yapmayı planladığı şey hakkında dünyaya bazı örnekler ve peygamberlikler göstermek üzereydi.

“Daha sonra Tanrı İbrahim’i denedi. ‘İbrahim!’ diye seslendi. İbrahim, ‘Buradayım!’ dedi. Tanrı, ‘İshak’ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git’ dedi.’Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.’” (Yaratılış 22:1-2)

Tanrı, İbrahim’i belirli bir dağ sırtına yolculuk etmesi ve orada biricik oğlunu öldürmesi ve sonra bir sunakta yakması için yönlendirdi! Ne kadar dehşet verici bir talep! Bu talep, Tanrı’nın daha önce bir insandan hiçbir zaman yapmasını istemediği ve daha sonra da hiçbir zaman istemeyeceği türde bir talepti. Ama yine de, İshak’ın –Adem’in tüm soyu gibi– bir günah-borcu vardı, bu nedenle hakkında verilen yargı adildi: ölüm.

“İbrahim sabah erkenden kalktı. Eşeğine palan vurdu. Yanına uşaklarından ikisini ve oğlu İshak’ı aldı. Yakmalık sunu için odun yardıktan sonra, Tanrı’nın kendisine belirttiği yere doğru yola çıktı.” (Yaratılış 22:3)

İbrahim Tanrı’ya güvendi, ama kolay değildi. Büyük acılar içinde geçen üç gün süreyle İbrahim, oğlu ve iki uşağı yolculuk ettiler, attıkları her adım onları infaz yerine daha da yaklaştırmaktaydı.

“İbrahim, üçüncü gün gideceği yeri uzaktan gördü. Uşaklarına, ‘Siz burada, eşeğin yanında kalın’ dedi. ‘Tapınmak için oraya gidip oğlum ile birlikte döneceğiz.’” (Yaratılış 22:4-5)

İbrahim, uşaklarına, ‘Oğlum ile birlikte yanınıza döneceğiz’ dedi.

Eğer İshak öldürülecek ve bir sunak üzerinde yakılacaksa, İbrahim ve oğlu, birlikte nasıl geri dönebilirlerdi? Kutsal Yazılar’ın bir bölümünde bu sorunun yanıtı verilir. Tanrı, İshak’tan büyük bir ulus yapacağını vaat ettiği için, İbrahim, oğlunu kurban ettikten sonra Tanrı’nın onu tekrar dirilteceğine inandı.188 İbrahim, RAB Tanrı’nın vaatlerini her zaman yerine getirdiğini öğrenmişti!

TANRI İSHAK’IN YERİNE GEÇEN BİR KURBAN SAĞLAR

“İbrahim yakmalık sunu için yardığı odunları İshak’a yükledi. Ateşi ve bıçağı kendisi aldı, birlikte yürüdüler.” (Yaratılış 22:6)

Baba ve oğul dağda birlikte yürürlerken İshak, İbrahim’e seslendi:

‘Baba!’

İbrahim onu, ‘Evet, oğlum!’ diye yanıtladı.

İshak, ‘Ateş ile odun burada, ama yakmalık sunu kuzusu nerede?’ diye sordu.

İbrahim, ‘Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak’ dedi. İkisi birlikte yürümeye devam ettiler.

Tanrı’nın kendisine belirttiği yere varınca İbrahim bir sunak yaptı. Üzerine odun dizdi. Oğlu İshak’ı bağlayıp sunaktaki odunların üzerine yatırdı. Onu boğazlamak için uzanıp bıçağı aldı.

Ama RAB’BİN meleği göklerden, ‘İbrahim, İbrahim!’ diye seslendi. İbrahim, ‘İşte buradayım!’ diye karşılık verdi.

Melek, ‘Çocuğa dokunma’ dedi. ‘Ona hiçbir şey yapma. Şimdi Tanrı’dan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin.’

İbrahim, gözlerini kaldırıp çevresine bakınca, arkasında duran, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. (Yaratılış 22:7-13a)

Rab müdahale etti. İbrahim’in oğlu, ölüm cezasından esirgenecekti!

İbrahim çevresine baktı ve uzakta aynı dağın sırtında, ağaçların altındaki çalıların içinde hareket eden bir şey dikkatini çekti. Neydi bu? Yoksa, yoksa…olabilir miydi? Evet! Tanrı’ya övgüler olsun! “Boynuzları sık çalılara takılmış, kusursuz bir koç!”

Tanrı, ‘kurban sunusu yasası’ ile uyumlu olarak günahkârın yerine geçen bir kurban sağlamıştı.

“İbrahim gitti ve koçu alıp getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu. (Yaratılış 22:13b)

İbrahim’in oğlu, üzerinde hüküm süren bu ölüm yargısından neden kurtuldu? “İbrahim’in oğlunun yerine” koç ölmüştü.

Tanrı, günahkârın yerine geçen bir kurban sağlamıştı.

RAB SAĞLAYACAKTIR

“Ve İbrahim oraya, Yahve yire (RAB – Sağlar) adını verdi. ‘Rab’bin dağında sağlanacaktır’ sözü bu yüzden bugün de söyleniyor.” (Yaratılış 22:14)

İbrahim, oğlunun yerine koçu öldürdükten sonra, neden o yere, ‘RAB – Sağlaya – caktır” adını verdi? İbrahim o yere neden ‘RAB – Sağla’ adını vermedi?

İbrahim peygamber “RAB sağlayacaktır,” sözleriyle o günden yaklaşık iki bin yıl sonra gerçekleşecek olan gelecekteki bir olayı ilan ediyordu. Çünkü Rab, yalnızca tek bir insanı ölümden kurtarmak için değil, tüm dünyaya eksiksiz ve nihai bir kefaret sağlamak için bu aynı dağın sırtında (daha sonra Yeruşalim kenti burada kuruldu) başka bir kurban tedarik edecekti.

İbrahim, oğlu İshak ile birlikte kurbanın sunulacağı dağa varmak için yavaş yavaş ve zorlukla yürürken oğluna ne söylediğini hatırlıyor musunuz? Ona şöyle dedi:

“Yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak.”

İbrahim’in söz ettiği şey neydi? Tanrı, İbrahim’in oğlunun yerine geçerek ölmesi için bir kuzu mu sağlamıştı? Hayır, Tanrı bir kuzu sağlamadı. Tanrı bir koç sağladı. O zaman İbrahim peygamber Tanrı’nın kendisi için bir kuzu sağlayacağından söz ettiğinde ne demek istedi?

Bu sorunun şaşırtıcı yanıtı çok yakında ortaya çıkacak, ama daha önce birkaç öykünün daha anlatılması gerekiyor.

21. Daha Çok Dökülen Kan

21. Daha Çok Dökülen Kan

Gelin, dürüst olalım.

Konu ruhsal gerçek olduğu zaman, öğrenmekte yavaş davranırız.

Tanrı, şu gerçeği bilir:

“Şimdiye dek öğretmen olmanız gerekirken, Tanrı sözlerinin temel ilkelerini size yeni baştan öğretecek birine ihtiyacınız var. Size yine süt gerekli, katı yiyecek değil.” (İbraniler 5:12)

Ah!

Tanrı, merhameti sayesinde öğretmenlerin en sabırlısıdır. Uzun zaman önce öğrenmiş olmamız gereken temel ilkeleri tekrarlamaktan ve yeniden ifade etmekten asla kaçınmaz. Tanrı, bize yardımcı olmak için Kitabına, en önemli gerçeklerden birini grafiksel olarak resmeden yüzlerce öykü dahil etmiştir.

“Kan dökülmeden bağışlama olmaz.” (İbraniler 9:22)

Günahın bağışlanması, kutsallığı mükemmel olan Yaratıcımız tarafından, hiçbir zaman basit bir mesele olarak görülmemiştir. Tanrı, günahın dünyaya girdiği günden itibaren günahkârlara, yalnızca uygun bir kurbanın kanının günaha kefaret edebileceğini (günahı örtebileceğini) öğretmeye başladı. Adil Yargıç olan Tanrı, günahı, günahkârı cezalandırmadan ancak bu şekilde yargılayacaktı.

RAB, Adem ve Havva’nın günahlarını örtmek için uyguladıkları kişisel çabaları reddetti. Günahın ücreti ölüm ile ödenmedikçe, Tanrı günahı bağışlayamazdı. Kayin ve Habil’in öyküsü bize aynı dersi öğretti. İbrahim ve İshak’ın öykülerinde de aynı öğretişi gördük.

Yaratılış kitabını izleyen, Mısır’dan Çıkış ve Levililer gibi Eski Antlaşma kitapları bu kurban yasasına boyun eğen erkeklerin ve kadınların öyküleriyle doludurlar.189

“ÜZERİNİZDEN GEÇECEĞİM”

Mısır’dan Çıkış kitabı, Tanrı’nın daha önce vaat etmiş olduğu gibi, İbrahim’in soyunu bir ulus olarak organize etmesi hakkında yazılmış olan çok çekici bir öykü içerir.

Tanrı’nın, İbrahim’e daha önceden söylemiş olduğu gibi190, tanrısal bir biçimde düzenlenmiş olan olaylar dizisi aracılığıyla, İsrail soyu, Mısırlı firavunların yönetimi altında baskı gören köleler haline geldiler. Tanrı, belirlediği zaman geldiğinde onları bu kölelikten kurtaracağını vaat etti ve Tanrı bu süreç içinde dünyaya, Adem’in çocuklarını günaha olan tutsaklıklarından kurtarmak için yaptığı Planının “resimlerini” aktaracaktı.

Fısıh’ın öyküsü işte budur.

M. Ö. 1490 yılı sıralarında, RAB, Musa’nın sözü aracılığıyla Mısır ülkesinin üzerine on korkunç bela getirdi. Bu mucizevi belirtilerin ilk dokuz tanesi –Rab, bu dokuz bela ile çok tanrılı Mısır’ın sahte tanrılarına meydan okudu ve onları yenilgiye uğrattı– Firavun’un Tanrı’nın sözüne boyun eğmesini ve İsraillilere gitmeleri için izin vermesini sağlamadı.191 Tanrı, bunun üzerine Musa’ya, Mısırlı ve İsrailli her ailenin ilk doğan erkek çocuğunun ölüme mahkum edildiğini insanlara bildirmesini söyledi. Gece yarısı belirlenen zaman geldiğinde, ölüm meleği ülkeden geçecek ve her evde bulunan ilk doğan erkek çocuğu öldürecekti.

Bu duyuru, kötü haberdi.

İyi haber ise şuydu: Tanrı, bu ölüm belasından kurtulmak için bir yol sağlamıştı. RAB Musa’ya, her aileye, ‘koyun ya da keçilerden, kusursuz, erkek ve bir yaşında bir kuzu” (Mısır’dan Çıkış 12:5) seçmelerini söylemesini buyurdu. Sonra belirlenen zaman geldiğinde, kuzunun öldürülmesi ve kanının her evin yan ve üst kapı sövelerine sürülmesi gerekecekti. Kuzunun kanını yan ve üst kapı sövelerine süren ve ölüm belası ülkeden geçtiğinde o evin içinde kalan herkes kurtulacaktı.

RAB vaat etti:

Kanı görünce üzerinizden geçeceğim; Mısır’ı cezalandırırken ölüm saçan size hiçbir zarar vermeyecek.” (Mısır’dan Çıkış 12:13)

Her şey Tanrı’nın söylemiş olduğu gibi gerçekleşti. Tanrı o gece kan altında olan tüm ilk doğan erkek çocukları korudu; diğerlerinin hepsi mahvoldular. Ölüsü olmayan ev yoktu.

Evet, her evde bir ölü vardı.

Ya bir kuzu ya da ilk doğan erkek çocuk ölmüştü.

O gece, evlerinin yan ve üst kapı sövelerine kan sürmüş olanlar baskı ve tutsaklık yaşamından kurtuldular; kölelikleri sona erdi ve özgür ve kurtarılmış bir halk haline geldiler.

Kurtuluşlarının kefaret bedeli neydi?

Bir kuzunun kanı.

Kurban yasası, bir kez daha günah ve ölüm yasası üzerinde zafer kazanmıştı. Bu olayı izleyen yıllarda Yahudiler Fısıh’ı kutlayacaklardı; Tanrı’nın bir kuzunun kanı aracılığıyla kendilerine sağlamış olduğu büyük kurtarışı hatırlamaları gerektiği için Fısıh, Yahudiler tarafından her yıl bir bayram olarak kutlanacaktı.

HALKINA ÖNDERLİK EDEN TANRI

Tanrı, ilk Fısıh gecesinde, İsrailoğullarını Mısır’daki dört yüz otuz yıllık tutsaklıklarından kurtardı ve onları Mısır’dan çıkartarak çöle götürdü. Tanrı’nın planı, onları İbrahim, İshak ve Yakup’a ve onların soylarına vaat etmiş olduğu ülkeye geri götürmekti. Yolculuk ettikleri süre zarfında Tanrı’nın Kendisi onlara gözle görünen ve onları rahatlatan bir şekilde eşlik etti.

“Gece gündüz ilerlemeleri için RAB gündüzün bir bulut sütunu içinde yol göstererek ve geceleyin bir ateş sütunu içinde ışık vererek onlara öncülük ediyordu.(Mısır’dan Çıkış 13:21)

Rab çöldeki halkına yalnızca önderlik etmekle ve onlara ışık vermekle kalmadı, aynı zamanda Kudretli Kolu aracılığıyla Kızıldeniz’in ortasında onlara bir yol açtı ve peşlerinde olan Firavun’un ordusundan onları kurtardı. Ve sonra aynen Musa’ya söz vermiş olduğu gibi onları Sina Dağı’na getirdi.192

Orada, bu dağın eteklerinde sayıları iki milyonun üzerinde olan bu yeni ulus tam bir yıl kamp kurdu. Bu kurak çölde nasıl ayakta kalabileceklerdi? İyiliği sınırsız, lütfu sonsuz olan Tanrı, onlar için gökyüzünden ekmek ve kayadan su sağladı.193 İsrailliler, kendilerini tutsaklıktan kurtaran Tanrı’ya teşekkür etme, O’na güvenme ve itaat etme gibi konularda sürekli başarısız oldular, ama Rab yine de onlara her zaman sadık kaldı. O’na karşı günah işlediklerinde onları yargıladı ve O’na iman ettiklerinde onları bereketledi. RAB, seçmiş olduğu ulus ile bu şekilde çalıştı, öyle ki çevredeki uluslar O’nun kurtarış yolunu görebilsinler, üzerinde düşünebilsinler ve bu yolun nasıl olduğunu bilebilsinler. Tanrı, aynı zamanda insanların Kendisini kişisel bir şekilde tanıyabileceklerini anlamalarını da istedi.

RAB, İsrail’e On Buyruğu ve diğer yasaları verdikten sonra, halkına Konut ya da Buluşma Çadırı olarak adlandırılan eşsiz bir kutsal yer yapmalarını buyurdu.

KONUT

Aralarında yaşamam için Bana kutsal bir yer yapsınlar. Konutu ve eşyalarını sana göstereceğim örneğe tıpatıp uygun yapın.” (Mısır’dan Çıkış 25:8-9)

Tanrı’nın eski halkının bu özel çadırı yapmasının amacı neydi? Ve bu çadırın Tanrı tarafından gösterilecek “örneğe tıpatıp uygun” yapılması neden bu kadar çok önemliydi?

Tanrı, bu çadırı onlara, Kendisinin nasıl olduğunu ve Kendisine nasıl yaklaşılması gerektiğini çok görsel bir şekilde öğretmek için kullanmayı tasarladı.

Kutsal Kitap, çadır ve çadır ile ilgili konular hakkında elli bölüm içerir; bu nedenle bu konuların hepsinin burada açıklanması mümkün değildir. Biz, yalnızca en temel konuların bazılarına işaret etmekle yetineceğiz.

TEK YOL

Tanrı çadırı dünyaya, Kendisi mükemmel kutsallığa sahip olmasına rağmen hala insanlarla bir arada oturmak istediğini öğretmek için tasarladı. Ancak yine de Tanrı ve insan arasında çok büyük bir engel mevcuttur.

Bu engel GÜNAHTIR.

Tanrı’nın insanlar arasındaki mevcudiyetini sembolize eden özel çadırın çevresinde, dikdörtgen şeklinde çok büyük bir avlu vardı. Bu avlunun etrafındaki çit, özenle dokunmuş ince keten perdelerden ve perdeler için yapılmış tunç direklerden oluşturulmuştu. Perdelerin boyunun yüksekliği iki buçuk metreydi – böylece dışarıdan hiç kimse içeriyi göremeyecekti. Tanrı, insanların Kendi yüce katının dışında bırakıldıklarını anlamalarını istiyordu. İşte kötü haber buydu.

İyi haber ise, Tanrı’nın, günahkârların Kendisine yaklaşabilmeleri için bir yol hazırlamış olduğuydu. Duvarın, lacivert, mor ve kırmızı iplikle dokunmuş ince ketenden perdesi olan bir kapısı vardı. Günahkârların bir kuzu ya da diğer uygun olan kan kurbanları ile Tanrı’nın huzuruna girebilecekleri tek yol, bu tek kapı194 aracılığıyla sağlanıyordu.

RAB, İsraillilere akasya ağacından büyük bir sunak yapmalarını ve bu sunağın üzerini tunç ile kaplamalarını söyledi. Bu sunak, kapı ile Tanrı’nın özel çadırının arasında bir yere konması gerekiyordu. Bir günah sunusu getiren kişiler ellerini masum hayvanın başına koyacak ve içinde bulundukları konumu, yani çaresiz günahkârlar olduklarını itiraf edeceklerdi. Sonra hayvan öldürülecek ve bedeni sunağın üzerinde yakılacaktı. Tanrı, günah ve ölüm yasasını yalnızca kurban yasasının yenebileceğini, insanlara bu buyrukları aracılığıyla bir kez daha söylemiş oluyordu.195

Tanrı’nın kuralı açık ve netti: Kan dökülmeksizin, günahın örtülmesi mümkün değildi. Günaha kefaret edilmediği takdirde, Tanrı ile barışmak (doğru ilişki) imkansızdı.

Tanrı aynı zamanda Musa’ya içi ve dışı saf altınla kaplanmış, akasya ağacının tahtasından eşsiz bir sandık yapmasını da söylemişti. Tanrı’nın konutuna ait bu eşyanın adı Antlaşma Sandığı’ydı. Bu Antlaşma Sandığı, Tanrı’nın gökteki tahtını sembolize ediyordu. Tanrı’nın On Buyruğu yazdığı taş levhalar bu altın sandığın içine kondu. Sandığın, Bağışlanma Kapağı olarak adlandırılan saf altından yapılmış kapağının iki yanında dövme altından birer Keruv figürü yer alıyordu. Keruvlar, Tanrı’nın gökteki tahtının etrafını çevreleyen görkemli meleklerdir. Tanrı, Musa’ya Antlaşma Sandığı’nı konutun en iç bölümüne (En Kutsal Yer’e) koymasını söyledi.

EN KUTSAL YER

Tanrı’nın konutu, iki odaya ayrılmıştı. Öndeki oda Kutsal Yer ve en iç bölümdeki oda En Kutsal Yer ya da Kutsallar Kutsalı olarak adlandırılmıştı. Bu iç bölümdeki kutsal yer, “asıl kutsal yerin, yani asıl göğün yalnızca bir örneğiydi.” (İbraniler 9:24)

En Kutsal Yer, Tanrı’nın oturduğu yer olan Cenneti sembolize ediyordu. Bu özel oda, kübü andıran bir biçimde yapılmıştı – odanın uzunluğu, genişliği ve yüksekliği birbirlerine eşittiler. Kutsal Yazılar’da yaptığımız yolculuğun sonuna yaklaşırken, bir gün tüm imanlıların evi olacak olan ve yine aynı şekilde bir küp biçiminde bina edilmiş bu göksel kenti göreceğiz.

Günümüzde pek çok kişi bir katedralin, kilise binasının, caminin, havranın ya da bir türbenin kutsal yerler olduklarını ileri sürer, ve bu tür yerler genellikle Tanrı’nın kurtarış planını reddeden kişilerle dolup taşar. Gerçek kutsallık, bir yerde bulunmaz. Gerçek kutsallık, yalnızca Tanrı’nın bağışlama ve doğruluk sağlayışını almakla bulunabilir.

PERDE

Konutun dış görünüşü sadeydi: hayvan derilerinden yapılmış çok büyük bir çadır. Konuta dışardan bakıldığında, hiç de etkileyici değildi, ama iç kısmı insanı hayrete düşürecek kadar güzeldi.196 Konutun iki odası perde olarak adlandırılan ince ketenden kalın bir kumaş ile ikiye ayrılmıştı.

Lacivert, mor, kırmızı iplik ile özenle dokunmuş ince ketenden bir perde yap; üzerini Keruvlar ile ustaca süsle.” (Mısır’dan Çıkış 26:31)

Perde, insanı, Tanrı’nın Varlığı’nın görkemini ve ışığını barındıran En Kutsal Yer’den uzak tutacaktı.Perdenin herkese bildirdiği buyruk şuydu: UZAK DUR yoksa ÖLÜRSÜN!

Bu özel perde Tanrı’nın doğruluk standardını sembolize ediyordu. Tanrı Musa’ya On Buyruğu vererek insanlığa, Kendi doğruluk standardı hakkında bilgi vermişti. Yine de her şeye rağmen bu on buyruk Tanrı’nın talep ettiği hakkında yalnızca sınırlı bir görüş sağlamaktaydı. Tanrı’nın nihai planı, talep etiği şeyi sergileyecek olan Oğlu’nu yeryüzüne göndermekti. Tanrı’nın istediği, MÜKEMMELLİKTİ.

Tanrı’nın Standardı, Mesih olacaktı. Tanrı perdeyi bize Kendisini düşündürmek için tasarladı.

Bu güzel perde saf keten kumaştan yapılmıştı ve Mesih’in saflığına örnek oluşturuyordu. Mesih günahsız; kutsal olacaktı.

Saf keten üç parlak renkli iplik ile dokunmuştu – lacivert, mor ve kırmızı.

Lacivert = göklerin rengi. Mesih, göğün Rabbi olacaktı.

Kırmızı = yeryüzünün, insanın ve kanın rengi.197 Mesih günahkârların yerini alarak acı çekmek ve ölmek için et ve kandan oluşan bir beden alacaktı.

Mor = mavi ve kırmızı renklerin karışımı. Mesih, Tanrı-İnsan olacaktı. Mor, kraliyeti sembolize eden bir renktir; Mesih, Kendisine güvenen herkesin yüreğinde ruhsal krallığını kuracaktı. Daha sonra ise yeryüzünde fiziksel krallığı ile hüküm sürecekti.

Mor, nasıl mavi ve kırmızı renkleri arasında bulunan bir renk ise, Mesih de aynı şekilde Tanrı ve insan arasında aracılık etmek için yeryüzüne gelecekti.

“Çünkü tek Tanrı ve Tanrı ile insanlar arasında tek Aracı vardır. O da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa’dır. Uygun zamanda verilen tanıklık budur.” (1. Ti­moteos 2:5-6)

GÖRKEM BULUTU

Konutun yapımı tamamlandıktan ve her şey Tanrı’nın planına uygun olarak konutun içine yerleştirildikten sonra, Tanrı, göklerdeki tahtından Varlığı’nın görkemini büyük bir bulutun içine koyarak yeryüzüne gönderdi ve bu görkem bulutu konutu doldurdu.

“O zaman bulut buluşma Çadırı’nı kapladı ve
RAB’bin görkemi konutu doldurdu.
Musa, Buluşma Çadırı’na giremedi,
Çünkü bulut her yeri kaplamış,
RAB’bin görkemi konutu doldurmuştu.”

(Mısır’dan Çıkış 40:34-35)

Rab, Varlığı’nın göz kamaştıran ışığını, Antlaşma Sandığı’nın Bağışlama Kapağı üzerindeki iki Keruv arasında bulunan En Kutsal Yer’e yerleştirdi.

Tanrı, halkı ile bir arada olabilmek için halkının arasına gözle görülebilir bir şekilde gelmişti.Tabernacle

“RAB egemenlik sürüyor, titresin halklar! Keruvlar arasında tahtına oturmuş, sarsılsın yeryüzü!” (Mezmur 99:1)

Görkemi ile en kutsal yeri doldurarak ve Bulutunu çadırın üstüne yerleştirerek Yaratıcı, dünya uluslarına ve doğacak olan kuşaklara çok önemli bir ders öğretiyordu: tek gerçek Tanrı günahkârları Kendisi ile bir ilişkiye sahip olmaya davet eder, ama bu daveti yalnızca belirli koşullar altında geçerlidir.

GÖRSEL ÖRNEKLER

Konut, Tanrı’yı ve Tanrı’nın insanlar hakkındaki planını bilmek isteyen kişilere çok sayıda görsel malzeme sağladı.

Şu görüntüyü gözlerinizin önünde canlandırın.

Tanrı’nın titiz ve kesin talimatları ile uygun olarak bu kurtarılmış köle ulus –İsrail’in on iki oymağı– çadırlarını Sina Dağı’nın eteklerinde bir çarmıh biçiminde düzenlenmiş bir tarzda kurmuşlardı. Konut, tam merkezde yer alıyordu. Konutun güneyinde üç oymak, kuzeyinde üç oymak, batısında üç oymak ve doğusunda üç oymak olmak üzere on iki oymak konutun çevresine çadırlarını kurmuşlardı.198 Üzerlerinde duran parlak görkem bulutu nedeniyle tek gerçek Tanrı’nın aralarında bulunduğunu hiç kimse inkar edemezdi.

Konut-çadırın yalnızca tek bir kapısı olan yüksek, beyaz keten kumaştan yapılmış bir kapı ile çevrelendiği gerçeği bize başka görsel dersler de öğretebilirdi. Kapının iç tarafında bir sunak vardı. Günahkârlar Tanrı’ya sembolik mükemmellikteki bir kurbanın dökülmüş kanı temelinde yaklaşmadıkları takdirde Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalırlardı.

“Canlılara yaşam veren kandır. Ben onu size sunakta kendinizi günahtan bağışlatmanız için verdim. Çünkü kan, yaşam karşılığı günah bağışlatır.” (Levililer 17:11)

Bir ölüm cezası ödenmedikçe, günah bağışlaması olamazdı. Ve insanların her günah işledikleri zaman konuta bir kurban getirmeleri imkansız olduğu için Tanrı, yılın her gününde bir kuzunun öldürülmesini ve sunakta yakılmasını buyurdu: her sabah ve her akşam. RAB’be ve O’nun planına güvenen herkes bu günlük sunuların yararlarının keyfini çıkartabilir ve Yaratıcısı ile yenilenmiş bir ilişkiden tat alması mümkün olabilirdi.

Düzenli olarak her gün sunağın üzerinde bir yaşında iki erkek kuzu sunacaksınız. Kuzunun birini sabah, öbür kuzuyu akşamüstü sunun.Bu yakmalık sunu Buluşma Çadırı’nın giriş bölümünde, Rab’bin huzurunda kuşaklar boyu sürekli sunulacaktır. Sizinle konuşmak için orada buluşacağım.” (Mısır’dan Çıkış 29:38-39,42)

KEFARET GÜNÜ

Tanrı, Gerçeğini halkına daha fazla gösterebilmek amacı ile, onlara, En Kutsal Yer’e – asıl göğü sembolize eden o özel oda) girilmesinin tek bir şekilde mümkün olabileceğini söyledi. Yılda bir gün, başkâhin olarak adlandırılan özel bir şekilde seçilmiş bir kişiye, içerideki bu kutsal yere girmesi için izin verilecekti. Bu Kefaret Günü’nde199 perdenin arkasındaki iç bölüme geçecekti. Yanına kurban edilmiş bir keçinin kanını alacak ve bu kanı yedi kez Bağışlama Kapağı’nın, yani Antlaşma Sandığı’nın kapağının üzerine serpecekti. Eğer bu başkâhin bu uygulamanın dışında herhangi bir şekilde Tanrı’nın Huzuru’na girerse, o anda ölecekti.

O’na ve Sağlayışına bir çocuk gibi güvendikleri takdirde, Tanrı, İsraillilerin günahlarını bu serpilen kan uygulaması sayesinde bir yıl boyunca bağışlayacağına söz vermişti.

Çadırın tüm ayrıntıları, eşyaları ve uygulamalarının tasarlanmasındaki amaç şuydu: dünyaya, suçlu günahkârların günahları için nasıl kefaret edileceği ve mükemmel kutsallığa sahip Yaratıcıları ile bozulmuş ilişkilerinin nasıl yenileneceği bu canlı örnekler aracılığıyla aktarılacaktı. Çadır ve çadır ile ilgili her şey, vaat edilen Mesih’i ve O’nun görevini işaret ediyordu.

Rab, böylece, yüzyıllar boyunca seçmiş olduğu Ulusu’nun kanalını kullanarak günah içinde kaybolmuş bir dünyaya yüzlerce resim ile pek çok harika vaadin haberini iletti.

TAPINAK VE TAPINAK KURBANLARI

Musa’nın ve İsrailoğullarının RAB’bin Huzuru’nun barınması için kurdukları bu özel çadırın yapılmasından beş yüz yıl sonra, Tanrı Kral Süleyman’ı bu taşınabilir çadırın yerine daha kalıcı bir tapınak inşa etmesi için yönlendirdi. Yeruşalim’deki bu yeni yapının planı çadırınkine benziyordu, ama bu yeni yapı eskisine kıyasla daha büyük ve hatta eskisinden daha güzeldi. Süleyman’ın Tapınağı, eski dünyanın mimarlık harikalarından biri haline geldi.

Çadırın açılış töreninin yapıldığı günde, Tanrı’nın görkemi En Kutsal Yer’i doldurmak için nasıl gökten indiyse, tapınağın açılış gününde de Tanrı’nın Varlığı’nın görkemli ve yaratılmamış ışığı gökten aşağı indi ve tapınağı doldurdu.

“Süleyman duasını bitirince gökten ateş yağdı, yakmalık sunular ile kurbanları yiyip bitirdi. Ve Rab’bin görkemi tapınağı doldurdu. Tapınağı O’nun görkemi ile dolunca kâhinler tapınağa giremediler.” (2. Tarihler 7:1-2)

Tapınak, bin yıl önce, İbrahim’in, oğlunun yerine bir koç kurban etmiş olduğu aynı dağın sırtında bina edildi.200

Bu özel tapınağı Tanrı’ya adamak amacıyla Kral Süleyman, 120.000 koyun ve 22.000 boğanın kurban edilmesini buyurdu.201 Bu aşırılık, bin yıl sonra bu dağ sırtının yakındaki bir tepede dökülecek değerli kanın paha biçilmez kıymetini sembolize ediyordu.

Böylece, Adem’in, Habil’in, İbrahim’in ve diğerlerinin zamanlarında günaha kefaret etmeleri için sunaklarda milyonlarca sembolik kan kurbanları sunuldu – yıldan yıla sürekli sunulan son bulmayan kan kurbanları.

Sonra Mesih geldi.

22. Kuzu

22. Kuzu

“Tanrı, sevgidir.(1.Yuhanna 4:8)
“Tanrı, büyüktür.(Eyüp 36:26)

Sevgi olan Tanrı, halkı ile yakın bir ilişki kurmak ister. Tanrı’nın sosyal ilişkilerle ilgili doğasının konusu Kitabının ilk bölümünde açıklanır.

Tanrı, Adem ve Havva’yı, onlarla paydaşlığın tadını çıkarabilmek için “Kendi benzeyişinde” yarattı (Yaratılış 1:27). Bu aynı “Tanrı bizimle” konusu202 Tanrı’nın kurtarılmış halkının “O’nun yüzünü göreceği” ve O’nunla birlikte sonsuza kadar yaşayacağı (Vahiy 22:4) zamanlardan söz eden, Tanrı’nın kitabının son bölümüne kadar devam eder.

Büyük olan Tanrı, yapmak istediği her şeyi yapabilir:

“Bütün insanlığın Tanrısı RAB benim. Var mı yapamayacağım bir şey?” (Yeremya 32:27)

Tektanrıcı biri, eğer içtense, Tanrı’nın, istediği takdirde insan olabileceğini kabul eder. Eğer Her Şeye Gücü Yeten’in yapamayacağı bir şey olsaydı (Kendisi ile çelişmesinin dışında), o zaman Tanrı olamazdı.

Soru şu değildir: Tanrı insan olabilir mi?

Soru şudur: Tanrı insan olmayı seçti mi?

TANRI’NIN GERÇEK TAPINAĞI

Tanrı’nın İsrailoğullarına, “aralarında yaşayabilmesi için” (Mısır’dan Çıkış 25:8) eşsiz bir tapınak-çadır yapmalarını buyurmasından bin beş yüz yıl sonra Kutsal Yazılar şu beyanda bulunurlar:

“Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı ile birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı… Söz insan oldu ve aramızda yaşadı. O’nun yüceliğini –Baba’dan gelen, lütuf ve gerçek ile dolu biricik Oğul’un yüceliğini– gördük.” (Yuhanna 1:1,14)

“Aramızda konut kurdu – aramızda yaşadı” şeklinde dilimize çevrilen bu ifade, bir çadır ya da tapınak kurmak anlamına gelen Grekçe bir sözcükten türetilmiştir. Birebir anlamı ile şu şekilde çevrilebilir: “Aramızda Çadırını kurdu.” Kutsal Yazılar, bir kişinin bedenini, içinde canının ve ruhunun yaşadığı “çadır” ya da “tapınak” olarak tanımlarlar.203 16. bölümde öğrenmiş olduğumuz gibi, Tanrı’nın sonsuz Oğlu, bir erkek bebek olarak dünyaya geldi. O’nun insan bedeni, içinde yaşamayı seçtiği “çadır”dı.

Musa’nın zamanında, Tanrı’nın, Varlığının görkemli ve yaratılmamış ışığını içine yerleştirdiği tapınağın binası, hayvan derileri ile örtülüydü. Ama İsa’nın Kişiliğinde Tanrı’nın görkemli, yaratılmamış ışığı ve Varlığı insan derisinin içinde konut kurmak için gelmişti. Bu nedenle O’nun öğrencileri, “Baba’dan gelen biricik Oğul’un yüceliğini gördük!” diyebiliyorlardı.

Kutsal Yazılar, İsa’nın, “insanın değil, Tanrı’nın kurduğu asıl tapınma çadırıolduğunu beyan ederler. (İbraniler 8:2)

Eski Antlaşma zamanında, tapınma çadırı ve daha sonra tapınak günahkârların günahlarını örtmek için hayvan kurbanları sunabildikleri bir yerdi. İsa küçük bir çocukken ve ergenlik çağına girdiğinde, Yeruşalim’deki tapınağı pek çok kez ziyaret etti, ama O’nun günah için bir kurban sunduğu hiçbir yerde yazılı değildir. İsa neden kurban sunmadı? Çünkü O’nun günahı yoktu. İsa, “Kendisini bir kez kurban ederek günahı ortadan kaldırmak için” ortaya çıkmıştı (İbraniler 9:26). İsa, kurban sunusu ve bir Roma çarmıhı da sunak olacaktı.

İsa, sembollerin ardındaki gerçeklikti.

Tanrı bedende göründü.” (1.Timoteos 3:16)

İsa, bir gün, Yeruşalim’deki büyük tapınağın yanında ayakta duruyordu; yanında toplanmış olan bir grup erkeğe şunları söyledi:

“‘Bu tapınağı yıkın, üç günde onu yeniden kuracağım.’ Yahudi yetkililer, ‘Bu tapınak kırk altı yılda yapıldı, sen onu üç günde mi kuracaksın?’ dediler.

Ama İsa’nın sözünü ettiği tapınak kendi bedeniydi. Bu nedenle İsa ölümden dirilince öğrencileri bu sözü söylediğini hatırladılar. Kutsal Yazı’ya ve İsa’nın söylediği bu söze iman ettiler.” (Yuhanna 2:19-22)

Yahudiler, İsa’nın sözünü ettiği tapınağın O’nun bedeni olduğunu anlamadılar. Onlar, İsa’nın Yeruşalim’deki harika tapınağın binası hakkında konuştuğunu düşündüler. Ama Tanrı Varlığı’nın ışığı ve görkemi artık insan eli ile yapılmış olan o En Kutsal Yer’de değildi.

Tanrı’nın Varlığı şimdi, İsa’nın bedeninin “tapınağındaydı.”

İsa, yeryüzündeki görevinin sonuna doğru öğrencilerinden üçüne, Tanrı’nın bu görkemli yüceliğine tanıklık etmeleri için izin verdi.

“İsa yanına yalnız Petrus, Yakup ve Yakup’un kardeşi Yuhanna’yı alarak yüksek bir dağa çıktı. Onların gözü önünde İsa’nın görünümü değişti. Yüzü güneş gibi parladı, giysileri ışık gibi bembeyaz oldu. O anda, parlak bir bulut onlara gölge saldı, buluttan gelen bir ses,
     ‘Sevgili Oğlum budur,
          O’ndan hoşnudum.
              O’nu dinleyin!’
dedi.” (Matta 17:1-5)

Cennetteki meleklerin yüzlerini örtmelerine neden olan Tanrı’nın parlak, göz kamaştıran, saf ışığı İsa’daydı.Mount Sinai

Bir zamanlar tapınağa gölge salan parlak bulut, şimdi İsa’nın durduğu yerin üzerine gölge salıyordu.

İsa, Tanrı’nın yeryüzünde gözle görülebilen Varlığı’ydı.

Tanrı Oğlu’nun yüceliğinin bu parlaklığına, Baba’nın göklerden gelen sesi eşlik ediyordu:

Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum. O’nu dinleyin!

Tanrı, bu söyledikleri konusunda ciddidir.

Tanrı Oğlu, İnsanoğlu olmadan bin yıl önce, peygamber Davut şunları yazdı:

Oğul’u öpün ki öfkelenmesin, yoksa izlediğiniz yolda mahvolursunuz. Çünkü öfkesi bir anda alevleniverir, ne mutlu O’na sığınanlara!” (Mezmur 2:12)

“Oğul’u öpün” Oğul’u onurlandırın anlamına gelir.

Arada bir insanların din önderlerinin başlarını ve ellerini öptüklerini görüyorum – din önderleri de kendileri gibi çaresiz ve günahkâr insanlar. Yine bu aynı insanların bedenleri toprağa geri dönen insanları onurlandırmak için yolculuklar yaptıklarını görüyorum. Bu arada Tanrı’nın dünyaya şu duyuruda bulunmuş olduğunu ekleyelim: Herkes Baba’yı onurlandırdığı gibi Oğul’u onurlandırsın. Oğul’u onurlandırmayan O’nu gönderen Baba’yı da onurlandırmaz… Çünkü Baba Oğul’u sever.” (Yuhanna 5:23, 20)

HABERCİ

Yeşaya, ‘Rab’bin yolunu hazırlayacak olan’ (Yeşaya 40:3) özel olarak seçilmiş bir haberci hakkında yazan iki peygamberden biridir.

Bu haberci, Zekeriya’nın oğlu peygamber Yahya’ydı.204 daha önceki peygamberler, “Tanrı Mesih’i dünyaya gönderecek,” ifadesini kullanarak konuşmuşlardı, ama Yahya peygamber bu konuda farklı bir onura sahipti, Yahya peygamberin duyurusu şöyleydi: “Vaat edilen Mesih, Rab’bin kendisi buradadır!”

“O günlerde Vaftizci Yahya Yahudiye Çölü’nde ortaya çıktı. Şu çağrıyı yapıyordu: ‘Tövbe edin! Göklerin egemenliği yaklaşmıştır.’ Nitekim peygamber Yeşaya aracılığıyla sözü edilen kişi Yahya’dır. Yeşaya şöyle demişti: ‘Çölde haykıran, ‘Rab’bin yolunu hazırlayın, geçeceği patikaları düzleyin’ diye sesleniyor.” (Matta 3:1-3)

TÖVBE

Yahya’nın, insanları Rab’bin gelişine hazırlamak için onlara verdiği mesaj basitti.

“Tövbe edin!”

Tövbe sözcüğü, Grekçe’deki metanoeo sözcüğünden gelir. Bu sözcük, iki kısımdan oluşur: meta ve neo. Sözcüğün ilk kısmının anlamı, “hareket” ya da “değişim”dir. Sözcüğün ikinci kısmı, zihindeki düşüncelere işaret eder. Bu nedenle tövbe sözcüğünün temel olarak, bir zihniyet değişimine sahip olmak; yanlış düşüncelerin yerine doğru düşünceleri koymak anlamına gelir.

“Tövbe” sözcüğünü, her gün içinde yaşadığımız çevre ve koşulların içine yerleştirelim: Bir kentten bir başka kente otobüsle yolculuk etmek istediğimi varsayalım – diyelim ki Beyrut’tan Amman’a gitmek istiyorum. Doğru olduğuna inandığım otobüse biniyorum ve koltuğuma yerleşip uykuya dalıyorum. Bir süre sonra otobüs ana yolda hızla ilerlerken, otobüsün güneye, Amman’a doğru değil, kuzeye, İstanbul’a doğru yol aldığının farkına varıyorum. Bu durumda ne yapmam gerekir?

İki seçim hakkım var:

Ya hata yaptığımı kabul edemeyecek kadar gururlu davranır ve otobüste kalabilirim; bu davranışım sonucunda yanlış yere varırım.

Ya da kendimi alçaltabilirim ve tövbe ederim, yani düşüncemi değiştirir ve yanlış otobüse bindiğimi kabul ederim. Tövbemin içtenliği bir sonraki durakta otobüsten inerek doğru otobüse binmemle ortaya çıkar.

Gerçek tövbe bir kişiyi yanlıştan dönmeye ve gerçeğe güvenmeye yönlendirir.

Tövbe, bir paranın iki tarafı ile karşılaştırılabilir.

Bir tarafı: ‘TÖVBE ET!’ der.

Diğer tarafı ise: ‘İMAN ET!’ der.

İki taraf da aynı gerçeğin parçalarıdır:

…tövbe edip Tanrı’ya dönmeye ve Rabbimiz İsa’ya inanmaya… (Elçilerin İşleri 20:21)

Tövbe, kurtuluş için güvendiğiniz şey hakkındaki düşüncenizin değişmesi anlamına gelir. İman, Tanrı’nın sağladığı kurtuluşa güvenmek anlamına gelir.

Ancak tövbe edildiği takdirde gerçek iman mevcut olabilir.

Bu gerçek ile uyumlu olarak peygamber Yahya’nın ilettiği mesaj, şu anlamı içeriyordu: “Yanlış düşüncenizden tövbe edin! Kendinizi kurtaramayacağınızı kabul edin ve Cennet’ten gelen, vaat edilen Mesih-Kralı kabul edin! O, sizi, en kötü düşmanlarınızdan kurtarmak için geldi – eğer kendinize güvenmekten vazgeçer ve O’na güvenmeye başlarsanız!”

Tanrı’nın önündeki günahlı tutumlarını kabul eden kişiler, Yahya tarafından nehirde vaftiz edildiler. Yahya’nın, Vaftizci Yahya olarak bilinmesinin nedeni budur. Suda vaftiz olmak günahı yıkayamazdı ve yıkayamaz. Nehirdeki suya batırılarak vaftiz olan kişilerin dışsal bir şekilde ifade ettikleri şuydu: tövbe eden ve inanan günahkârları murdar konumlarından temizlemek için gelen Mesih hakkındaki Tanrı mesajını içsel olarak benimsediklerine tanıklık etmek.

SEÇİLMİŞ OLAN

İsa, yeryüzündeki görevinin başlangıcında Yahya tarafından vaftiz edilmek üzere Şeria Nehri’ne geldi. Günahsız Mesih’in herhangi bir şey için tövbe etmeye ihtiyacı yoktu, ama vaftiz olarak, kurtarmak için gelmiş olduğu insan soyu ile Kendisini özleştirdi.

İsa’nın vaftizini izleyen olay asla unutulamaz. Bu olay bize tek ve gerçek Tanrı’nın birleşik birliğinin ve görkeminin bir diğer görünümünü sunar.

İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı; o anda gökler açıldı ve İsa, Tanrı’nın Ruhu’nun güvercin gibi inip üzerine konduğunu gördü. Göklerden gelen bir ses, Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum’ dedi.” (Matta 3:16-17)

Yaratılış’ın ilk gününde olduğu gibi, bu öyküde de Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un Varlığı açıklanır. Ancak yine de tarihin bu çok önemli anında Tanrı, çoğul tekliğini daha belirgin bir biçimde açıklıyordu. Kutsal Yazılar’da yaptığımız yolculuğumuzda, şimdi öyle bir yerdeyiz ki, yolculuğu yapmakta olan her birimizin bu noktada durmamız, birkaç fotoğraf çekmemiz ve düşünmemiz gerekmektedir.

Bulunduğumuz bu yeri gözlerinizin önüne getirin. Dramatik görünümlü, parlak gökyüzünün altında, Tanrı’nın Oğlu (aracılığıyla gökyüzünün ve yeryüzünün yaratıldığı Söz), batırıldığı nehrin sularından dışarı çıkarak yürür. Aynı anda, Tanrı’nın Ruh’u (Yaratılışın ilk gününde suların üzerinde dalgalanan Ruh) gökyüzünden iner, havada süzülür ve bir güvercin şeklinde İsa’nın üzerine iner. Ve son olarak, gökyüzünden Baba Tanrı’nın sesi duyulur: “Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum.”

İlk otuz yıl boyunca İsa mütevazi Nasıra kentinde yoksul bir ailede yaşamıştı. İnsanların dikkatini çekmediği bu dönemde Göklerdeki Baba, gözlerini biricik Oğlu’ndan hiç ayırmamıştı. Ve şimdi Tanrı’nın, İsa’nın yaşamı ile ilgili düşüncesini işitiyoruz: “O’ndan hoşnudum.”

Tanrı, bu ifadeyi şimdiye kadar dünyaya gelmiş olan hiçbir insan için söyleyemezdi. Tanrı’yı yalnızca İsa –hem içsel hem de dışsal anlamda– yaşamının her ayrıntısı ile hoşnut etti. Cennet’teki Oğul olarak O, kutsaldı, lekesizdi ve yerine getirmek için gelmiş olduğu görevi tamamlayacak niteliklere sahipti. O, Mesih’ti –Meshedilmiş Olan– Tanrı’nın Seçilmişi’ydi. Tanrı, O’nu yağ ile değil (kâhinler ve krallar yağ ile meshedilirlerdi205) Kutsal Ruh’un Kendisi ile meshetti.

“Tanrı Nasıralı İsa’yı Kutsal Ruh ile ve kudretle meshetti…” (Elçilerin İşleri 10:38)

İsa, tüm peygamberlerin kendisi hakkında yazmış olduğu Kişi’ydi.

TANRI’NIN KUZUSU

“Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi:‘İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!” (Yuhanna 1:29)

Peygamber Yahya’nın duyurusu, çok anlamlıdır.

“İşte! Tanrı’nın Kuzusu…”

Yahya’yı dinleyenler, kuzunun ne anlama geldiğini bir dereceye kadar anladılar. Günah dünyaya girdikten sonra insanlar yakmalık sunular olarak kuzular getirmişlerdi.

On beş yüzyıl gibi uzun bir zaman boyunca pirinç sunak üzerinde her sabah ve her akşam kuzular kurban edilmişlerdi. Ve şimdi Tanrı’nın Kendi Kuzusu gelmişti! İkibin yıl önce İbrahim İshak’a, “Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı’nın Kendisi sağlayacak!” demişti. (Yaratılış 22:8)

Tanrı gerçekten de, İbrahim’in oğlunun yerine geçecek bir kurban sağladı, ama bu kurban, “kuzu” değildi. Bir “koç”tu. (Yaratılış 22:13) İbrahim’in, peygamberliğinde sözünü ettiği “Kuzu”, Mesih’in kendisiydi. İbrahim’in peygamberliği İsa’yı işaret ediyordu. İsa bu nedenle şöyle dedi: “Babanız İbrahim Günümü göreceği için sevinçle coşmuştu. Gördü ve sevindi.” (Yuhanna 8:56)

“…günahı kaldıran..”

Adem’in zamanından beri masum hayvan kanı Tanrı’ya ve Tanrı’nın Planına güvenen kişilerin günahını sembolik olarak örttü. O, günahı tamamen ve sonsuza kadar kaldıracaktı.

“…dünyanın…”

Günah için kanları dökülen önceki kurbanlar bir kişi, bir aile ya da bir ulus adına sunulmuşlardı. Ama İsa’nın kanı tüm dünyanın geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki günah-borcunun tam ve nihai olarak ödenmesini mümkün kılacaktı.

Tanrı’nın Kuzusu’nun dünyanın günahını ortadan kaldırması, dünyaya gelen herkesin Tanrı tarafından kendiliğinden bağışlandığı anlamına mı gelir? Hayır. Günahın insan soyuna girdiği andan itibaren Tanrı her zaman Kendisine ve Sağlayışına kişisel olarak iman edilmesini talep etti.206

“Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi. Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi.“ (Yuhanna 1:11-12)

GÖLGELER VE SEMBOLLER

Geçen yıllar zarfında günah için kurban edilen her masum ve lekesiz kuzu, “gelecek iyi şeylerin sadece bir gölgesiydi.(İbraniler 10:1)

Bir gölge, gölgeyi meydana getiren nesne ile karıştırılmamalıdır. Eğer bir arkadaşınız size doğru yürürken yere doğru bakarsanız, arkadaşınızı görmeden önce onun gölgesini görebilirsiniz, ama arkadaşınız gelip sizin önünüzde durduğu zaman, arkadaşınıza bakar ve gölgesi yerine arkadaşınızın kendisi ile konuşursunuz, öyle değil mi?

Eski Antlaşma kurbanları gelecek olan Mesih’in ana hatlarını çizen ve O’nu duyuran, Tanrı tarafından tasarlanmış gölgelerdi.

Tanrı’nın Kuzusu İsa bu gölgeleri savurup attı.

“Boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz. Bunun için Mesih dünyaya gelirken şöyle diyor:’Kurban ve sunu istemedin, ama bana bir beden hazırladın. Yakmalık sunudan ve günah sunusundan hoşnut olmadın. O zaman şöyle dedim (Mesih): ‘Kutsal Yazı tomarında benim için yazıldığı gibi, senin isteğini yapmak üzere ey Tanrı, işte geldim!’… İkinciyi geçerli kılmak için (Kendi kurbanını), birinciyi (hayvan kurbanlarını) ortadan kaldırıyor. Tanrı’nın bu isteği uyarınca İsa Mesih’in bedeninin ilk ve son kez sunulması ile kutsal kılındık.” (İbraniler 10:4-7,9-10)

Hayvan-kanı kurbanları Tanrı’nın nihai talebinin yalnızca sembolleriydiler. Hayvanlar Tanrı’nın benzeyişinde yaratılmamışlardı. Bir kuzunun değeri bir insanın değeriyle eşit değildir. Nasıl bir oyuncak model arabayı bir araba satıcısına götürüp gerçek bir arabanın bedeli olarak sunamazsanız, bir kuzunun kanı da yanı şekilde insanın günah-borcunu ödeyemez. İnsanın günah-borcu karşılığında eşit ya da daha büyük bir değer talep ediliyordu.

İsa, bu Kurban’ı sağlamak için geldi.

TANRI, BAŞARISIZ BİR PLANCI MI?

Birkaç yıl önce, bir felsefe doktoruyla yazıştım. İsa’nın “dünyanın günahını kaldırmak için geldiği” duyurusuna karşılık olarak bana şunları yazdı:

Subject: Email Feedback

Tanrı yalnızca 2000 yıl önceki bu pandomim oyununu düzenlemek için karar vermeden önce doğan ve ölen insanlara ne olacak? Öyle görünüyor ki, Hristiyan Tanrısı, başarısız planlar yapan biri ve bazı şeyleri sonradan düşünüyor, çünkü insanlığın ‘günahlarını’ bağışlamak için bir yol bulması onun milyonlarca olmasa da binlerce yılını aldı.

Time lineArtık hayatta olmayan bu adamın, kurban edilen milyonlarca kuzunun ve yüzlerce peygamberliğin ardındaki anlamı fark edememiş olduğu görülüyor; kurban edilen kuzuların ve yazılan peygamberliklerin hepsi, Mesih’in, insanlığın, geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki günahlarının cezasına katlanacağı güne işaret ettiklerini anlamamıştı. Tanrı’nın kurtuluş planı başlangıçtan itibaren, “şimdiki zamanda kendi adaletini göstermek amacıyla, daha önce işlenmiş günahların cezalarının” da ödenmesini içeriyordu. (Romalılar 3:25-26)

Tanrı, Mesih’in zamanından önceki günahkârları aynı bugünkü günahkârları bağışladığı şekilde –Tanrı’nın vaatlerine ve sağlayışına iman aracılığıyla– bağışladı.

Ama elbette, bir farklılık mevcuttu.

İsa Mesih’in zamanından önce yaşayan imanlıların günahları örtülüydü. Bir günahkârın borcunun, yazılı kitaplardan sonsuza kadar iptal edilmesi ancak İsa’nın kanını dökmesinden ve ölümü yenmesinden sonra mümkün olabilecekti.

Tanrı’nın Kuzusu İsa, yeryüzüne gelmeden önce, sunakta bir hayvan kurbanı sunan kişi, bankadan ödünç para almak için mücadele veren bir iş adamına benzetilebilir.

Varlıklı bir arkadaşı aldığı borç için ortak imza atmayı kabul eder ve böylece iş adamı ödünç aldığı parayı ödeyemediği takdirde, borcu kendisinin ödeyeceğine dair söz vermiş olur. Her geçen yıl iş adamı borcunu ödeme konusunda daha çok zorlanmaya başlar ve borç büyüdükçe büyür. Ve her yıl iş adamının zengin arkadaşı sıkıntı içindeki arkadaşının borcunu örtmek için bankada bir başka senet daha imzalamak zorunda kalır. Başarısız iş adamını iflas etmekten ve hapse girmekten koruyan nedir? Yalnızca zengin ve güvenilir dostunun onun borcunu örten garanti senetleri.

Eski Antlaşma’daki hayvan kurbanları, bir günahkârın,Tanrı tarafından geçici olarak kabul edilen, “garanti senetleri” gibiydiler. Antlaşmalarını onaylama ve Kitaplarını dengede tutma konusunda lekesiz bir tarihçeye sahip olan evrenin Kayıt Tutucusu lekesiz hayvanların kanını günah için bir örtü olarak kabul edeceğini vaat etti. Ama hayvan kanı insanın birikmiş günah-borcunu iptal edemezdi. Hayvan kanı yalnızca “yıldan yıla günahları anımsatmaya” hizmet ederdi. “Çünkü boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz.” (İbraniler 10:3-4)

Günah, yalnızca Tanrı’nın sonsuz Oğlu’nun kanının dökülmesi ile çözümlenebilecek, ciddi bir sorundur. Tanrı’nın Kuzusu İsa, insanlığın günah-borcunu ödemek için geldi.

Sizin düşünceniz nedir?

Tanrı, “Başarısız planlar yapar mı, bazı şeyler aklına sonradan gelir mi?” Ya da Yahya peygamber ve onun izleyicileri Nasıralı İsa’yı “Musa’nın yasasında ve aynı zamanda peygamberlerin kitaplarında yazmış oldukları Mesih” ve dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı kuzusu” olarak kabul etmekte haklı mıydılar? (Yuhanna 1)

Plan yapanların En İyisi olan Tanrı’nın, günahın üstesinden gelebilecek herhangi başka bir planı hiç olmadı. Tanrı’nın zamanın dışındaki sonsuz görüş açısına göre, O’nun biricik Oğlu, dün, bugün ve sonsuza kadar:

“…dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzu’dur. (Vahiy 13:8)

23. Kutsal Yazılar’ın Yerine Gelmesi

23. Kutsal Yazılar’ın Yerine Gelmesi

 “Bir vaat, bir buluttur, vaadin yerine gelmesi yağmurdur.”
--Arap atasözü

Peygamberler binlerce yıl süreyle Tanrı’nın, Kurtarıcı’yı yeryüzüne gönderme planını duyurdular, “ama zaman dolunca, Tanrı, Oğlu’nu gönderdi.” (Galatyalılar 4:4)

Tanrı’nın peygamberleri, vaat bulutlarını sağladılar.

Nasıralı İsa, Tanrı’nın yerine gelen vaadinin yağmuruydu.

Yaratıcı’nın planı sonradan düşünülmüş bir plan değildi. “Tanrı, Oğlu İsa Mesih ile ilgili bu Müjde’yi, peygamberleri aracılığıyla Kutsal Yazılar’da önceden vaat etti. (Romalılar 1:2-3)

Kutsal Yazılar bulutlar, Mesih ise yağmurdur.

YERUŞALİM’E BİR EŞEK ÜSTÜNDE GİRMEK

Mesih, Görevi’ni biliyordu. Peygamber Zekeriya beş yüz yıl önce, O’nun çarmıh yolunda ilerlerken yaşayacağı pek çok olaydan bir tanesi hakkında şunları yazmıştı:

“Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı! İşte kralın! O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür. Eşeğe, evet, sıpaya, eşek yavrusuna binmiş sana geliyor!(Zekeriya 9:9)

İsa bu peygamberliği yerine getirdi. Dört Müjde’nin hepsinde bu olay yazılıdır. İsa’nın bir tanığı ve öğrencisi olan Matta şöyle yazdı:

“Yeruşalim’e yaklaştıklarında… İsa iki öğrencisini önden gönderdi. Onlara, ‘Karşınızdaki köye gidin’ dedi.’ Hemen orada bağlı bir dişi eşek ve yanında bir sıpa bulacaksınız. Onları çözüp bana getirin. Size bir şey diyen olursa, ‘Rab’bin bunlara ihtiyacı var, hemen geri gönderecek’ dersiniz.. bu olay, peygambr aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu: ‘İşte alçakgönüllü Kralın, eşeğe, evet sıpaya, eşek yavrusuna binmiş sana geliyor.’” (Matta 21:1-5)

Böylece İsa, Kendisini ulusa Kralları olarak sunmuş oldu – ama ulusu, peygamberlerin önceden bildirmiş oldukları gibi, O’nu reddetti.207

Müjdeler, İsa bir eşek sırtında Yeruşalim’e girdikten sonra neler olduğunu ayrıntılarıyla yazarlar. İsa tapınağa girdi ve tapınağı para kazanmak için kullanan herkesi dışarı attı. Sonra korkup şaşıran satıcılara şunları söyledi: “‘Evime dua evi denecek’ diye yazılmıştır. Ama siz onu haydut evine çevirdiniz!’ Sonra İsa tapınaktayken, kendisine gelen kör ve kötürümleri iyileştirdi.” (Mata 21:13-14)

İsa birkaç gün süreyle tapınakta oturdu ve insanlara Tanrı’nın gerçek sözlerini öğretti. Din önderleri, O’nu suçlayabilmek ve öldürmek amacıyla O’na tuzak sorular sorarak şaşırtmak istediler. Ama başarılı olamadılar.

İsa onların sorularına göksel bilgelikle karşılık verdi, bu bilgeliği karşısında şaşkına döndüler.208

Sonra, zaman geldi.

SAAT GELMİŞTİ

İsa, ne zaman öleceğini,
    nerede öleceğini,
        nasıl öleceğini,
            ve neden öleceğini kesin olarak bilen tek Kişi’dir.

“İsa bütün bunları anlattıktan sonra öğrencilerine, ‘İki gün sonra Fısıh Bayramı olduğunu biliyorsunuz’ dedi, ‘İnsanoğlu çarmıha gerilmek üzere ele verilecek.’

Bu sırada başkâhinlerle halkın ileri gelenleri, Kayafa adındaki başkâhinin sarayında toplandılar. İsa’yı hile ile tutuklayıp öldürmek için düzen kurdular. ‘Ama bayramda olmasın da halk arasında kargaşalık çıkmasın’ diyorlardı.” (Matta 26:1-5)

Kendilerine hizmet eden din önderleri çaresizlik içindeydiler. Çeşitli zamanlarda,’O’nu yakalamak istediler, ama kimse O’na el sürmedi. Çünkü O’nun saati henüz gelmemişti. (Yuhanna 7:30)

Sonra istedikleri fırsatı ellerine geçirdiler.

İsa’nın içsel değil dışsal bir öğrencisi olan Yahuda tapınak kâhinlerine gitti ve İsa’yı onların ellerine teslim etmeyi teklif etti. Kâhinler, bu ihanetinin karşılığı olarak Yahuda’ya otuz gümüş altın ödemeyi kabul ettiler. Yahuda’nın bu hainlik eylemi Eski Antlaşma’daki pek çok peygamberliğin yerine gelmesine neden oldu.209

Böylece, İsa’nın, öğrencilerine, “Saat geldi!” dediği gün geldi çattı. Tanrı Kuzusu’nun ölme zamanıydı.

FISIH HAFTASI

Yeruşalim’in dar sokakları yerel halk ve kenti ziyarete gelmiş olan yabancılarla doluydu. Meleyen koyunların ve böğüren boğalarla öküzlerin sesleri havayı doldurdu. Alıcılar, uygun bir kuzunun fiyatı konusunda satıcılarla sıkı bir pazarlığa giriştiler. Fısıh haftasıydı.

Fısıh, Tanrı tarafından on beş yıl önce düzenlenmiş olan bir haftalık bir kutlamanın bir parçasıydı. Fısıh, İsraillilere şu fırsatı veriyordu: geçmişe bakmak ve Tanrı’nın “iletişim içinde olduğu ulusunu”, tarihi önem taşıyan o gecede tutsaklık ve ölümden nasıl kurtardığını hatırlamak; o gece, İsraillilerin ataları kuzunun kanını evlerinin kapı sövelerine sürerek kurtulmuşlardı. Tanrı’nın bakış açısına göre Fısıh, aynı zamanda Mesih’in, Fısıh’ın anlamını daha derin bir şekilde yerine getireceği günü özlemle beklemekti.

Ama yine de az da olsa birkaç kişi, Nasıralı İsa’nın nihai Fısıh Kuzusu olarak kanını dökmek ve Musa’nın zamanından beri her yıl kurban edilmiş olan tüm kuzuların sembolizmini yerine getirmek üzere olduğunu anlamıştı. Musa’nın insanları, insan angaryacılarının fiziksel baskısından kurtarma görevinin karşıtı olarak Mesih’in görevi, insanları Şeytan’ın, günahın ve ölümün ruhsal baskısından kurtarmaktı.

Burada ilginç olan, din önderlerinin İsa’yı öldürme konusunda kararlı olmalarına rağmen, “bunu halk arasında kargaşalık çıkmaması amacı ile bayram sırasında yapmak istememeleriydi. (Matta 26:5) Ama İsa tam bu bayram sırasında ölmeyi tasarlamıştı! Tanrı’nın Kuzusu Fısıh Bayramı esnasında boğazlanmalıydı.210 Her şey Tanrı’nın planlamış olduğu şekilde gerçekleşecekti.

Tanrı’nın planını reddeden kişiler istihzalı bir şekilde Tanrı’nın planının yerine getirilmesi konusunda en büyük rolü üstleneceklerdi!

Şeytan –din önderlerini İsa’yı öldürmeleri için tahrik etmekle– kendi felaketini hazırladığının farkında değildi. Kutsal Yazılar, bu olayların çarpıtılmasını, “zamanın başlangıcından önce Tanrı’nın belirlediği bu bilgeliği bu çağın önderlerinden hiçbirinin anlamadığı; eğer anlasalardı yüce Rab’bi çarmıha germezlerdi” (1.Korint­liler 2:7-8) ifadesi ile açıklarlar.

EKMEK VE KASE

Önceden belirlenmiş olan akşam geldiğinde, İsa ve öğrencileri Fısıh yemeği için üst kattaki özel bir odada toplandılar. Kuzu ve acılı otlardan oluşan bir yemeği paylaştıktan sonra Rab bir parça ekmek aldı, şükretti, ekmeği böldü, öğrencilerine dağıttı ve onlara bu ekmekten yemelerini söyleyerek, “Bunu Beni anmak için yapın” dedi. (Luka 22:19)

Kırılan ekmek, onların uğruna ezilecek ve ceza görecek olan Bedenini sembolize ediyordu.

Daha sonra, içinde ezilmiş üzüm­lerden yapılmış şarabın bulunduğu bir kaseyi elden ele dolaştırdı. Öğrencilerine şöyle dedi: “Bu kase günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır.” (Matta 26:28)

Kase, İsa’nın, vaat edilen Yeni Antlaşma’nın resmen başlatılması için dökülen kanını temsil ediyordu.

Bu iki basit sembol, Tanrı’nın peygamberlerinin şu ana mesajına işaret ederler: Yaratıcımız, Adem’in günahlı soyu için acı çekmek ve Kanını dökmek için insan bedenine bürünecekti.

İsa, öğrencilerini eşsiz harikalıktaki vaatler ve gerçekler211 ile teselli ettikten sonra onları yakında bulunan Getsemani adındaki bir bahçeye götürdü. İsa, orada yüzü koyun yere uzandı, çok terledi ve canı yoğun bir acı içindeydi, şöyle dua etti, “Baba, mümkünse bu kase Benden uzaklaştırılsın; yine de Benim değil, Senin isteğin olsun.” (Matta 26:39)

İsa’yı bu kadar büyük dehşete düşüren “bu kase” neydi? Bu kase, İsa’nın günah için çekeceği acı kasesiydi. Kısa bir süre sonra Babası ile yaşayacağı, katlanması gereken benzeri görülmemiş bir ayrılık ve sizin ve benim için çekeceği yoğun cehennem dehşeti.

Aynı duayı üç kez tekrarladıktan sonra Oğul, Babasının arzusuna isteyerek boyun eğdi. Peygamber Davut’un önceden bildirmiş olduğu gibi, Mesih almadığını geri verecekti. “Çalmadığım malı nasıl geri verebilirim?” (Mezmur 69:4)

İsa, günah uğruna verilen eksiksiz ve nihai Kurban olacaktı.

TUTUKLAMA

İsa, Babası ile yaptığı konuşmayı bitirir bitirmez, başkâhinler, yazıcılar ve ileri gelenler tarafından gönderilmiş olan bir müfreze asker bahçeden içeri yürüdü. El fenerleri, sopaları ve kılıçları ile fırtınaları dindiren, kötü ruhları kovan, ve ölüleri dirilterek tekrar yaşama döndüren Kişi’yi tutuklamaya gelmişlerdi.

İsa başına geleceklerin hepsini biliyordu, öne çıkıp onlara, ‘Kimi arıyorsunuz?’ diye sordu.

‘Nasıralı İsa’yı’ diye karşılık verdiler.

İsa onlara,‘Ben’im’ dedi… İsa, ‘Ben’im’ deyince gerileyip yere düştüler. Bunun üzerine İsa onlara yine, ‘Kimi arıyorsunuz?’ dedi.

‘Nasıralı İsa’yı’ dediler.

İsa, ‘Size söyledim, Ben’im’ dedi.” (Yuhanna 18:4-8)

İsa, O’nu tutuklamak için gelen kişilere, Kendisini Tanrı’nın adı ile özdeşleştirerek karşılık verdi, ‘BEN’İM.”212 Eğer İsa onlar ile birlikte gidecekse, bunu ancak Kendisi böyle karar verdiği için yapacağı aşikardı.

Askerler yaklaştıkları zaman, öğrenci Petrus kılıcını çekti, ama tek yapabildiği başkâhinin kölesine vurup sağ kulağını koparmak oldu. İsa lütfederek adamın kulağını iyileştirdi ve sonra Petrus’a şöyle dedi:

“Kılıcını kınına koy! Kılıç çekenlerin hepsi kılıç ile ölecek. Yoksa Babam’dan yardım isteyemez miyim sanıyorsun? İstesem hemen şu anda bana on iki tümenden fazla melek gönderir. Ama böyle olması gerektiğini bildiren Kutsal Yazılar o zaman nasıl yerine gelir?” (Matta 26:52-54)

İsa burada din adına vahşet kullanan herkese nasıl da tazeleyici bir karşıtlık sağlamaktadır! İsa bu adamların Kendisi ile alay edeceklerini, işkence yapacaklarını ve O’nu öldüreceklerini bilmesine rağmen, onlara nefret ve öç alma yerine sabır ve iyilik sundu.

PEYGAMBERLER BU OLAYI ÖNCEDEN BİLDİRDİLER

Sonra İsa, Kendisini tutuklamaya gelenlere şunları söyledi: “Niçin bir haydutmuşum gibi Beni kılıç ve sopalar ile yakalamaya geldiniz? Her gün tapınakta oturup öğretiyordum, beni tutuklamadınız.” Ve Kutsal Yazılar İsa’nın bu sözlerine şu yorumu eklerler:

“Ama bütün bunlar peygamberlerin yazdıkları yerine gelsin diye oldu.”

O zaman öğrencilerin hepsi O’nu bırakıp kaçtı. İsa’yı tutuklayanlar O’nu başkâhin Kayafa’ya götürdüler. Din bilginleri ile ileri gelenler de orada toplanmışlardı.” (Matta 26:55-57)

Fırtınayı ve dalgaları kontrol eden, neden Kendisinin tutuklanmasına, bağlanmasına ve götürülmesine izin verdi?

Babası’na olan sevgisi ve itaati nedeniyle bunu yaptı.

Sizi ve beni sonsuz yargıdan kurtarmak için tüm bunlara izin verdi.

“Peygamberlerin Kutsal Yazılar’ının yerine gelebilmesi için” böyle davranmalarına izin verdi.

Yüzlerce yıl önce, peygamber Yeşaya şunu yazmıştı: “Kesime götürülen kuzu gibi ağzını açmadı.” (Yeşaya 53:7)

İbrahim peygamber, “Yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı’nın Kendisi tedarik edecek” demişti. (Yaratılış 22:8)

Ve Musa peygamber, “Sonra kâhin, erkek kuzulardan birini alıp sunacak… Erkek kuzuyu günah sunusunun kesildiği kutsal yerde kesecek.” (Levililer 14:12-13)

Buradaki istihzayı kaçırmayın.

Tapınağın pirinç sunağında kuzuları öldürmek ve yakmakla sorumlu olan kâhinler, İsa’yı öldürmek için tutuklayan kişilerdi. Ama yine de tüm peygamberlerin hakkında yazmış olduğu Kuzu’yu kurban etmek üzere oldukları hakkında en ufak bir ipucuna bile sahip değillerdi.

DİN ÖNDERLERİ TARAFINDAN YARGILANDI

“İsa’yı görevli başkâhine götürdüler. Bütün başkâhinler, ileri gelenler ve din bilginleri de orada toplandı.” (Mar­kos 14:53)

Yahudiler’in din önderleri gece vaktinde yasal olmayan bir duruşma düzenlemişlerdi.

“Başkâhinler ve Yüksek Kurul’un öteki üyeleri, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak için kendisine karşı tanık arıyor, ama bulamıyorlardı. Birçok kişi O’na karşı yalan yere tanıklık ettiyse de, tanıklıkları birbirini tutmadı.

Sonra başkâhin topluluğun ortasında ayağa kalkarak İsa’ya, ‘Hiç yanıt vermeyecek misin? Nedir bunların sana karşı ettiği bu tanıklıklar?” diye sordu.

Ne var ki İsa susmaya devam etti, hiç yanıt vermedi

Başkâhin O’na yeniden, ‘Yüce Olan’ın Oğlu Mesih sen misin?’ diye sordu

İsa, ‘Ben’im’ dedi. Ve sizler İnsanoğu’nun, kudretli Olan’ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları ile geldiğini göreceksiniz’ dedi.

Başkâhin giysilerini yırtarak, ‘Artık tanıklara ne ihtiyacımız var?’ dedi. ‘Küfürü işittiniz!” (Markos 14:55-56,60-63)

Başkâhin neden hiddete kapıldı, giysilerini yırttı ve İsa’yı küfretmekle suçladı? Çünkü İsa Kendisinin Tanrı’nın Oğlu ve İnsanoğlu –hakkında tüm peygamberlerin yazmış olduğu Mesih– olduğunu söyledi. İsa aynı zamanda Kendisini Tanrı’nın kendi özel ismi ile de adlandırmıştı. “BEN’İM!” Ve İsa, peygamberlerin Yazıları’ndan alıntılar yapmış ve Kendisini tüm yeryüzünün Yargıcı olarak ilan ederek. “İnsanoğlu’nun Kudretli Olan’ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları ile geldiğini göreceklerini” beyan etmişti.213 Başkâhin bu nedenle giysilerini yırtmış ve şu sözleri söylemişti:

“‘Artık tanıklara ne ihtiyacımız var? Küfürü işittiniz. Buna ne diyorsunuz?’

Hepsi İsa’nın ölüm cezasını hak ettiğine karar verdiler.

Bazıları O’nun üzerine tükürmeye, gözlerini bağlayarak O’nu yumruklamaya başladılar. ‘Haydi, peygamberliğini göster!’ diyorlardı. Nöbetçiler de O’nu aralarına alıp tokatladılar.” (Markos 14:63-65)

Yedi yüz yıl önce Yeşaya peygamber Mesih’in gönüllü olarak çekeceği acıları önceden bildirdi: “Bana vuranlara sırtımı açtım. Yanaklarımı uzattım sakalımı yolanlara. Aşağılamalardan, tükürükten yüzümü gizlemedim.” (Yeşaya 50:6)

POLİTİK ÖNDERLER TARAFINDAN YARGILANDI

Gün doğarken, kâhinler ve din önderleri İsa’yı Yahudiye’nin Roma Valisi Pontius Pilatus’a götürdüler. Din önderleri Pilatus’dan İsa’yı çarmıha gererek öldürülmesi için hüküm vermesini talep ettiler. Tarihin o döneminde Yahudiler Roma İmparatorluğu’nun egemenliği altındaydılar ve bir suçluyu ölüm cezasına çarptırma yetkisine sahip değildiler.

“Yargılama” sırasında Pilatus üç kez, “O’nda hiçbir suç bulamıyorum!” dedi, ama kalabalık, Şeytan’ın tahrik ettiği kâhinler tarafından kışkırtıldı ve seslerini daha da yükselterek bağırdılar,Öldürülsün, öldürülsün! Çarmıha gerilsin! O’nu çarmıha ger!214

Pilatus din önderlerinin baskılarına teslim oldu ve İsa’yı, Roma Yasasının en ağır cezasına mahkum etti: deriyi parçalayarak kemikleri ortaya çıkartan vahşi bir kırbaçlama ve ardından çarmıha gerilme.

“Ve İsa’yı kamçılattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti.

Sonra Vali’nin askerleri İsa’yı Vali’nin konağına götürüp bütün taburu başına topladılar. O’nu soyup üzerine kırmızı bir kaftan geçirdiler. Dikenlerden bir taç örüp başına koydular. Sağ eline de bir kamış tutturdular. Önünde diz çöküp, ‘Selam ey Yahudiler’in Kralı!’ diyerek O’nunla alay ettiler.

Sonra üzerine tükürdüler, kamışı alıp başına vurdular. O’nunla böyle alay ettikten sonra kaftanı üzerinden çıkarıp kendi giysilerini giydirdiler ve çarmıha germeye götürdüler.(Matta 27:26-31)

RAB’BİN DAĞI

Böylece Yücelik Rabbi –parçalanmış bir et ve kan yığını haline gelen kutsal Bedeni, dikenlerden örülmüş bir taç taşıyan Başı, ve sırtında ağır tahta bir çarmıh ile– kentin dışına çıkarıldı ve yaklaşık iki bin yıl önce İbrahim’in peygamberlikte bulunmuş olduğu aynı dağın tepesine götürüldü:

Yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak… Rab’bin dağında sağlanacaktır.(Yaratılış 22:8,14)

Tüm unsurlar bir noktada birleşmişlerdi – insanlar, yargılama usulleri, Kişi, yer.

Her şey peygamberlerin daha önceden bildirmiş oldukları gibi gelişiyordu.

Çağların işi için zaman gelmişti.

24. Tamamı Ödendi

24. Tamamı Ödendi

Çarmıha germe, şimdiye kadar tasarlanmış olan ve devlet tarafından desteklenen en zalim ölüm yöntemiydi. Roma İmparatorluğu, bu ölüm cezasını en tehlikeli suçlulara verirdi.

Biz insan soyu, Yaratıcımız bizi ziyaret etmeye geldiği zaman, O’nu çarmıha gererek öldürmeyi seçtik.215

“İsa ile birlikte idam edilmek üzere ayrıca iki suçlu da götürülüyordu. Kafatası216 denilen yere vardıklarında İsa’yı, biri solunda biri sağında olmak üzere, iki suçlu ile birlikte çarmıha gerdiler.” (Luka 23:32-33)

ÇARMIHA GERİLDİ!

Çarmıha germe, bir kurbana ıstırabın en büyüğünü ve mümkün olan en kötü aşağılanma cezasını vermek için tasarlandı. İsa, çarmıhta asılıyken katlandığı utanç ve acıyı tam olarak sergileyen bir filmi ya da bir ressamın tablosunu şimdiye kadar ne gördüm ne de görmek istedim. Örneğin, ressamlar ve senaryo yazarları İsa’yı her zaman üzerinde bir parça giysi ile resmederler, ama aslında tarihi gerçek, Romalı askerlerin yargılanmış suçluları, bir ağaca ya da çarmıha sadistçe yatırıp bağlayarak bileklerine ve topuklarına büyük çiviler çakmadan önce üzerlerindeki giysileri çıkartarak soyduklarıdır.

Çarmıha gerilerek ölmek utanç ve acı vericiydi ve kurbanın ölümü yavaş olurdu.

İsa bu cezaya –utanca ve acıya– sizin için, benim için ve Adem’in bütün soyu için gönüllü olarak katlandı. İsa’nın üzerine yığılan yoğun işkence, günahımızın hak ettiği ciddi cezayı anlamamıza yardım etmek için amaçlandı.

Romalılar daha çarmıhı icat etmeden yüzlerce yıl önce peygamber Davut Mesih’in çarmıh acılarını şöyle tanımladı:

“Kötüler sürüsü çevremi sarıyor. Ellerimi, ayaklarımı deliyorlar. Bütün kemiklerimi sayar oldum. Gözlerini dikmiş bana bakıyorlar. Giysilerimi aralarında paylaşıyor, elbisem için kura çekiyorlar… ‘Sırtını RAB’BE dayadı, kurtarsın bakalım O’nu, madem O’nu seviyor, yardım etsin!” (Mezmur 22:16-18,8)

Ve peygamber Yeşaya şu ön bildiride bulundu:

“Canını feda ettiği için gördükleri ile hoşnut olacak. Rab’bin doğru kulu kendisini kabul edenlerin birçoklarını aklayacak, çünkü onların suçlarını O üstlendi.” (Yeşaya 53:12)

Müjde’den alınmış aşağıdaki seçme parçada, biraz önce okumuş olduğumuz peygamberliklerin temelinde yerine gelen kaç peygamberlik olduğunu tanımlayabilirsiniz.

 “İsa’yı biri sağında biri solunda olmak üzere iki suçlu ile birlikte çarmıha gerdiler. Sonra İsa, ‘Baba, onları bağışla’ dedi. ‘Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.” O’nun giysilerini aralarında paylaşmak için kura çektiler. Halk orada durmuş, olanları seyrediyordu. Yöneticiler İsa ile alay ederek, ‘Başkalarını kurtardı, eğer Tanrı’nın Mesih’i, Tanrı’nın seçtiği O ise, kendisini de kurtarsın’ diyorlardı. Askerler de yaklaşıp İsa ile eğlendiler.Nail pierced hand

Sonra çarmıha asılan suçlulardan biri, ‘Sen Mesih değil misin? Haydi, kendini de bizi de kurtar’ diye küfür etti.

Ne var ki öbür suçlu onu azarladı. ‘Sende Tanrı korkusu da mı yok?’ diye karşılık verdi.’Sen de aynı cezayı çekiyorsun. Nitekim biz haklı olarak cezalandırılıyor, yaptıklarımızın karşılığını alıyoruz. Oysa bu adam hiçbir kötülük yapmadı.’

Sonra, ‘Ey İsa, kendi egemenliğine girdiğinde beni an’ dedi.

Ve İsa ona, ‘Sana doğrusunu söyleyeyim, sen bugün benim ile birlikte cennette olacaksın’ dedi.

Öğleyin on iki sularında güneş karardı, üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü…” (Luka 23:33-36,39-45)

TAMAMLANAN İŞ

Yüzlerce yıl boyunca sayısız kurban, çarmıha gerilmenin acılarına katlandı. M.S. 70 yılında Yeruşalim’in düşmesinden önce Romalı askerler bir günde beş yüz Yahudi’yi çarmıha geriyorlardı.217 Bazı kurbanlar ölmeden önce çarmıhta günlerce baygın halde asılı kalıyorlardı. İsa, ölmeden önce çarmıhta, diğer ölenlere kıyasla daha kısa bir süre –altı saat– acı çekti. İsa’nın acılarını eşsiz kılan neydi?

Peygamberlerin İsa’nın acılarını ve ölümünü önceden bildirmeleri, önemli bir farklılık oluşturmaktadır. Diğer bir farklılık ise –pek çok kişi bir çarmıha çakılıyken kanlarını döktüler– yalnızca Rab İsa’nın dökülen kanının mükemmel olmasıydı. Ve şimdi okuduğumuz öykü, İsa’nın ölümü hakkında nihai eşsizliğe sahip bir diğer boyutu açıklar.

“Öğleyin on iki sularında güneş karardı ve üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü.(Luka 23:44)218

İsa, sabah dokuzda çarmıha çivilendi. Öğlen saat on ikiden saat üçe kadar tüm yeryüzünü karanlık kapladı. Neden? Bu üç saat boyunca dünyanın gözlerinden gizlenmiş olarak tüm zamanların en önemli olayı gerçekleşiyordu. Tanrı, biz günahımız ile sonsuzlukta uğraşmak zorunda kalmayalım diye günahımızın icabına şimdi yani zaman içinde bakıyordu.

Bu doğaüstü karanlığın hakim olduğu saatlerde göklerdeki Tanrı biricik, doğru Oğlu’nun üzerine bizim günahlarımızın talep ettiği yoğun ve sonsuz cezayı yüklemekteydi. Tanrı Oğlu’nun et ve kandan oluşan bir beden almasının nedeni bu amaç içindi.

“O, günahlarımızı, yalnız bizim günahlarımızı değil, bütün dünyanın günahlarını da bağışlatan (Tanrı’nın gazabını kendi içine çeken yeterli günah sunusu) kurbandır.” (1. Yuhanna 2:2)

Yedi yüz yıl önce peygamber Yeşaya bu çağların olayını daha önceden tanımlamıştı:

“Bizim isyanlarımız yüzünden O’nun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden O eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza O’na verildi. Bizler O’nun yaraları ile şifa bulduk… Rab hepimizin cezasını O’na yükledi… bir kuzu gibi kesime götürüldü… Rab O’nun ezilmesini uygun gör­dü, acı çekmesini istedi. Canını suç sunusu olarak sunarsa… canını feda ettiği için gördükleri ile hoş­nut olacak. Rab’bin istemi aracılığıyla Rab’bin doğru Kulu kendisini kabul eden birçoklarını aklayacak.” (Yeşaya 53:5-7,10-11)

Gezegenin karanlık tarafından çevrelendiği bu çarmıhta geçen saatler sırasında RAB günahlarımızın kirliliğini ve cezasını gönüllü ve günahsız Oğlu’nun üzerine koydu. Baba ve Oğul arasında tam ola­rak neler geçtiğini biz hiçbir zaman tam olarak anlayamayız, ancak kesin olan şey şudur: Gerçekleşen olay, tüm zamanların en büyük olayıydı.

TEK BAŞINA

Koyu karanlık yeryüzünü kapladığı zaman, “İsa, yüksek sesle, ‘Eli, Eli, lema şevaktani?’ yani, ‘Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?’ diye bağırdı.” (Matta 27:46)

İsa çarmıhta neden bu insanın içini burkan feryat ile bağırdı? Bu şekilde bağırdı, çünkü Tanrı O’nu günahın cezasını ödemesi için tek başına bıraktı.

İsa, herkesin uğruna, günahın neden olduğu ayrılığın üç seviyeli acısını çekti.

 

  • Ruhsal ölüm deneyimi yaşadı. Göklerdeki Tanrı, yeryüzündeki Olu’ndan kutsal Yüzü’nü çevirdi. Çünkü O’na tüm insan soyunun günahlarını eklemişti.
  • Fiziksel ölümden geçti. İsa, kendi isteği ile öldüğü anda, Ruhu ve Canı Bedeninden ayrıldı.
  • Aynı zamanda ikinci ölümü de tattı. Sizin ve benim için cehennemin acısını çekti.

 

Cehennem, Tanrı’nın terk etmiş olduğu karanlık ve kişilerin tek başlarına bırakıldıkları bir yerdir. Cehennem, iyi olan her şeyden mahrum bir yerdir. Göksel Baba’nın Varlığı’ndan ve sevgisinden ayrı düşülen bir yerdir. Sonsuz Oğul çarmıhtayken, sonsuzlukta ilk ve son kez olarak Sonsuz Babasından ayrıldı. Biz bu dehşetli ayrılığı hiçbir zaman yaşamayalım diye onun dehşetine katlandı.

Tanrı’nın kutsal Kuzusu, bizim Günah-Taşıyıcımız oldu: Bizim yerimize geçti. Utancı, acıyı, dikenleri ve çivileri kabul ederek günahın lanetinin tüm ağırlığını üstünde taşıdı. Çarmıh sunağında günah için tam ve nihai “yakmalık sunu” oldu.219

BİRKAÇ SAAT İÇİNDE CEHENNEM?

İsa, bizim cehennemimizi aldı.

Bir İnsan tüm insan soyunun cezasını nasıl ödeyebilirdi? İsa, birkaç saatlik bir zaman içinde ceza ile dolu bir sonsuzluğun acısını nasıl çekebilirdi?

Tüm bunları yapabilmesinin nedeni Kim olduğundan kaynaklanıyordu.

O’nun, Kimliği nedeniyle bizim yapmak zorunda kalacağımız gibi tüm sonsuzluk boyunca günahlarımızın bedelini ödemeye devam etmesi gerekmiyordu. Tanrı’nın sonsuz oğlu ve Sözü olarak Kendisinin ödemesi gereken hiçbir günah-borcu yoktu. Ve aynı zamanda O, bizler gibi zamana bağımlı da değildi.

O, Kimliği nedeniyle sınırlı bir zaman süresi içinde “herkes için ölümü tadabilecek” (İbraniler 2:9) kudretteydi.

Rab Tanrı nasıl karmaşık dünyamızı yaratmak için herhangi bir zaman süresine ihtiyaç duymadıysa (dünyayı altı günde yaratmayı seçmiş olmasına rağmen) insanlığı kurtarmak için çarmıhta da aynı şekilde herhangi belirli bir zaman süresine ihtiyacı olmadı (çarmıhta altı saat kalmayı seçmiş olmasına rağmen).

Tanrı için zaman, hiçbir şey gibidir.

“Öncesizlikten sonsuzluğa dek Tanrı sensin!... Çünkü senin gözünde bin yıl geçmiş bir gün, dün gibi, bir gece nöbeti (bir bekçinin birkaç saatlik görevi) gibidir. (Mezmur 90:1,4)

“TAMAMLANDI!”

Daha sonra İsa her şeyin artık tamamlandığını bilerek Kutsal Yazı yerine gelsin diye, ‘Susadım!’ dedi. Orada ekşi şarap dolu bir kap vardı. Şaraba batırılmış bir süngeri mercanköşk dalına takarak O’nun ağzına uzattılar. İsa, şarabı tadınca, ‘Tamamlandı!’ dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti.” (Yuhanna 19:28-30)

İsa, tam ölmeden önce şu duyuruda bulundu:

“Tamamlandı!”

Bu ifade, Grekçe’deki tek bir sözcükten çevrilmiştir, ‘Tetelestai.” Bu Roma iş dünyasında çok sık kullanılan bir ifadeydi. Bir borcun tamamının ödendiğini belirtmek için kullanılırdı. Üzerlerinde ‘tetelestai’ yazılı olan eski makbuzlar bulunmuştur, tamamen ödendianlamını taşırlar.

Tetelestai ifadesi, aynı zamanda bir görevin yerine getirildiğini bildirmek için de kullanılırdı. Bir hizmetkâr, kendisini bir görev için göndermiş olankişiye geri dönüp rapor verdiğinde, Görev yerine getirildianlamına gelen ‘Tetelestai’ sözcüğünü söyleyebilirdi.

Diğer tüm Müjde yazarlarının hepsi aynı kayda yer vermişlerdir. “İsa yüksek sesle bağırarak son nefesini verdi.” (Markos 15:37)

Bu ifade bir zafer çığlığıydı!

Tanrı’nın kurban edilecek Kuzusu’na işaret eden peygamberlikler ve semboller yerine gelmişlerdi.

İsa, lanetin nedeni olan günahı etkili bir şekilde bozguna uğratmıştı. Adem’in kirli, küstah, lanetlenmiş soyunu kurtarmak için Tanrı’nın talep ettiği fidyeyi ödemişti. Tanrı’nın adil doğası ve günaha karşı olan gazabı, bütünüyle tatmin edilmişti. Yasaları yerine getirilmişti.

Tamamlandı! Borcun tamamı ödendi! Görev başarı ile yerine getirildi!

“Boş yaşayışınızdan altın ya da gümüş gibi boş şeyler ile değil, kusursuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in değerli kanının fidyesi ile kurtuldunuz. Dünyanın kuruluşundan önce bilinen Mesih, çağların sonunda sizin yararınıza ortaya çıktı.” (1. Petrus 1:18-20)

Yüzlerce yıl boyunca kan kurban edilen milyonlarca lekesiz hayvandan akmıştı. Ama şimdi İsa’nın Kendi kanı günahtan özgür bedeninden akmıştı.

“İsa Mesih’in sınırsız değerdeki kanı” günahı yalnızca geçici olarak örtmeyecekti. Günahın kaydını sonsuza kadar silecekti.

Bu, Tanrı’nın ilk antlaşmasının önceden bildirmiş olduğu müjdeydi.

Yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor’ diyor Rab… Suçlarını bağışlayacağım ve günahlarını artık anmayacağım. (Yeremya 31:31,34)

Sonra Yeni antlaşma Kutsal Yazılar’ı şu açıklamayı yaparlar: “Tanrı ‘Yeni bir antlaşma demekle ilkini eskimiş saymıştır.” (İbraniler 8:13) Artık günah sunularına ihtiyaç duyulmayacaktı. Sunakta kurban edilen hayvanların sunulması, Mesih’in çarmıhtaki ölümü aracılığıyla ortadan kalkmış ve geçersiz kılınmıştı.

RAB Tanrı nasıl ilk kan kurbanını uyguladıysa (Adem ve Havva’nın günah işledikleri gün), aynı şekilde kabul edilebilir son kan kurbanını da yine Kendisi sağlamıştı.

İbrahim’in önceden bildirmiş olduğu gibi, Tanrı, ‘yakmalık sunu için kuzuyu Kendisi’ sağlamıştır.

(Yaratılış 22:8) İbrahim’in oğlunu esirgeyen Tanrı, öz Oğlu’nu bile esirgememiş, O’nu hepimiz için ölüme teslim etmiştir.” (Romalılar 8:32)

İsa’nın dökülen kanı, günah ve ölüm yasasını tatmin etti ve kurban yasasını yerine getirdi.”

Rab İsa’nın, Tamamlandı!diye bağırması şaşılacak bir şey değildir.

YIRTILAN PERDE

İsa, ‘Tamamlandı!’ diye bağırdıktan sonra ne oldu?

“Ve İsa yüksek sesle bağırarak son nefesini verdi. O anda tapınaktaki perde yukardan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü.” (Markos 15:37-38)

Eski tarihçiler tapınak perdesinin bir elin avucu kadar kalın olduğunu yazarlar ve perdenin çevrilmesi için 300 adama ihtiyaç duyulduğunu belirterek onu çok ağır bir perde olarak tanımlarlar.220

Bu kalın ve ağır perdeyi ikiye bölerek yırtan neden neydi? 21. bölüme geri döndüğümüz zaman, orada Tanrı’nın, halkına bu özel perdeyi önce çadırda ve daha sonra tapınakta asmalarını buyurmuş olduğunu öğrendiğimizi hatırlarız. Perde, insanı, bir zamanlar Tanrı’nın, Varlığının gözleri kör eden ışığını yerleştirdiği o iç bölümdeki kutsal yerin –En Kutsal Yer– dışında bırakırdı. Lacivert, mor ve kırmızı ipliklerle dokunmuş olan bu perde, gökyüzünden yeryüzüne gelecek olan Tanrı’nın biricik Oğlu’nu sembolize ediyordu. Aynı zamanda günahkârlara kutsal Yaratıcılarından ayrı olduklarını hatırlatma görevini görüyordu. Yalnızca Tanrı’nın mükemmel doğruluk ölçüsünü yerine getirenlere Tanrı’nın sonsuz konutuna girebilme izni ihsan edilirdi.

Yılda bir kez –Kefaret Günü’nde– perdeyi geçme ve En Kutsal Yer’e girmesi için yalnızca özel olarak mesh edilmiş başkâhine izin verilirdi. Başkâhin için Tanrı’nın Huzuru’na yok olmadan girebilmenin tek yolu, bir kase içindeki kurban edilmiş bir keçinin kanını (Mesih’in dökülen kanını sembolize eden) yanına almasıydı. Başkâhinin aynı zamanda saf ketenden bir tünik giymesi (Mesih’in doğruluğunu sembolize eden) de gerekiyordu. Başkâhin En Kutsal Yere girdikten sonra, Antlaşma Sandığı’nın Bağışlama Kapağı’nın üzerine bu kanı yedi kez (bütünlüğün sembolize edilmesi) serpmesi gerekiyordu. Sandık’ın içinde tüm günahkârları ölüme mahkum eden Tanrı’nın Yasası bulunurdu. Ama Tanrı, günahkârlara merhamet gösterdi ve onların yerine masum bir hayvanın ölmesine izin verdi.

On beş yüz yıl boyunca, perde Tanrı’nın mutlak kutsallığına ve Mesih’in dökülen kanı olmaksızın günah için kalıcı bir kefaretin mümkün olamayacağına tanıklık etti.

Yalnızca perdenin sembolize ettiği Tanrı’nın günahsız, Seçilmiş Olan’ı günahın ücretini tam olarak ödeyebilirdi. Tanrı, bu nedenle zaman dolduğunda, Kendisinin yasalarına mükemmel bir şekilde itaat eden bir yaşam sürmesi ve sonra Adem’in yasayı ihlal eden soyunun hak ettiği cezanın tamamını Kendi kanı ile gönüllü olarak ödemesi için biricik, öz Oğlu’nu gönderdi.

O zaman tapınak perdesini yukardan aşağıya doğru kim yırttı? Tanrı yırttı. Baba Tanrı, bu eylemi ile, Oğlu’nun, ‘Tamamlandı!’ sözlerine ‘Amin!’ dedi.221

Tanrı, tatmin oldu.

ARTIK GÜNAH KURBANLARINA GEREK KALMADI

İsa’nın çarmıhta kurban olması ile, tam kefaret (günahın bağışlanması ve Tanrı ile barışma) sağlanmıştı. Yerimize Geçen Mükemmel Kurban dünyanın günahı için gönüllü olarak Kanını döktü.

Artık bundan böyle Tanrı’nın halkı her yıl günah kurbanı sunma sıkıntısına girmeyecekti.

Tanrı artık bundan sonra tapınak törenleri ya da başkâhinler talep etmeyecekti.

İlk-ve-son Kurban sunulmuştu. Gölgelerin ve sembollerin arkasındaki Gerçeklik konuşmuştu: “Tamamlandı!” 222

Tanrı’nın Kendisi, inanan herkese şöyle der:

“‘Onların günahlarını ve suçlarını artık anmayacağım.’ Bunların bağışlanması durumunda artık günah için sunuya gerek yoktur. Bu nedenle ey kardeşler, İsa’nın kanı sayesinde perdede, yani kendi bedeninde bize açtığı yeni ve diri yoldan kutsal yere girmeye cesaretimiz vardır. Tanrı’nın evinden sorumlu büyük bir kâhinimiz vardır. Öyleyse, imanın verdiği tam güvence ile, yürekten bir içtenlikle Tanrı’ya yaklaşalım.” (İbraniler 10:17-22)

ÖLDÜ

İsa’nın öldüğü anda, yalnızca tapınak perdesi ikiye bölünerek yırtılmakla kalmadı, aynı zamanda yer sarsıldı ve dehşete düşen kalabalık kaçarak dağıldı:

“İsa’yı bekleyen yüzbaşı ve beraberindeki askerler depremi ve öbür olayları görünce dehşete kapıldılar. ‘bu, gerçekten Tanrı’nın Oğlu’ydu’ dediler.” (Matta 27:54)

Daha sonra Romalı bir asker, İsa’nın gerçekten öldüğünden emin olmak için İsa’nın böğrüne bir kargı soktu. İsa’nın böğründen kan ve su aktı. Bu durum, O’nun gerçekten ölmüş olduğuna tıbbi kanıt sağladı. Bu Romalı askerin eylemi aynı zamanda birçok başka peygamberliği de yerine getirmiş oldu.

GÖMÜLDÜ

“Akşama doğru Yusuf adında zengin bir Aramatyalı geldi. O da İsa’nın bir öğrencisiydi. Pilatus’a gidip İsa’nın cesedini istedi. Pilatus da cesedin ona verilmesini buyurdu. Yusuf cesedi aldı, temiz keten beze sardı, kayaya oydurduğu kendi yeni mezarına yatırdı. Mezarın girişine büyük bir taş yuvarlayıp oradan ayrıldı.” (Matta 27:57-60)

Peygamber Yeşaya, Mesih’in mezarının, “öldüğünde zenginin ya­nında olacağını” (Yeşaya 53:9) önceden bildirmişti. Tanrı’nın pla­nı tüm ayrıntıları ile yerine getiriliyordu. Böyle olmasına rağmen İsa’nın öğrencileri bu planı hala anlamadılar. Onlar, İsa’nın, krallığını yeryüzünde kuracak olan Mesih olduğuna gerçekten inanmışlardı, ama O’nun öldüğünü gördükleri zaman umutlarının da O’nunla birlikte ölmesine izin verdiler. Mucizeler yapan Efendileri ve sevgili Dostları öldürülmüş ve gömülmüştü.

Her şey bitmişti, ya da onlar böyle düşünüyorlardı.

İsa’nın öğrencileri O’nun üçüncü gün yaşama tekrar geri döneceği konusundaki vaadini unutmuşlardı, ama buna rağmen ne gariptir ki, İsa’nın ölümünü planlamış olan din önderleri O’nun bu vaadini hatırlıyorlardı.

Three crosses on the hill of Golgotha

“Başkâhinlerle Ferisiler Pila­tus’un önünde toplanarak, ‘Efendimiz,’ dediler, ‘O aldatıcının, daha yaşar­ken, Ben öldükten üç gün sonra dirileceğim dediğini hatırlıyoruz. Onun için buyruk ver de üçüncü güne dek mezarı kontrol altına alsınlar. Yoksa öğrencileri gelir, cesedini çalar ve halka, ‘Ölümden dirildi’ derler. Son aldatmaca ilkinden beter olur.’ Pilatus onlara, ‘Yanınıza asker alın, gidip mezarı dilediğiniz gibi güvenlik altına alın’ dedi. Onlar da askerlerle birlikte gittiler, taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına aldılar.” (Matta 27:62-66)

İsa’nın cesedinin yattığı soğuk mezarın taş kapısı mühürlendi. Silahlı Roma askerleri mezarın çevresinde nöbet tutarak güvenliği sağladılar.

Sonra, Pazar sabahı geldi!

25. Ölüm Yenildi

25. Ölüm Yenildi

Kutsal Yazılar, Adem’in öldüğünü” söylerler. (Yaratılış 5:5) ve onun yersel öyküsü böylece son bulur. Aynı durum Adem’in soyu için de geçerlidir. Yaratılış kitabının beşinci bölümünde onların mezar kitabeleri de yazar:

   “Ve o öldü.

          …o öldü.

                 … o öldü.

                        …o öldü.

                                …o öldü.”

Günah hastalığının bulaşmış olduğu erkeklerin ve kadınların tarihi böyledir. Yaşadılar, öldüler ve gömüldüler; bu durum her kuşak ve her yüzyıl için geçerliliğini sürdürdü.

Ama Mesih’in öyküsü bir mezarda sona ermedi!

BOŞ MEZAR

“Şabat Günü’nü izleyen haftanın ilk günü, tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem, mezarı görmeye gittiler. Ansızın büyük bir deprem oldu. Rab’bin bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı. Nöbetçiler korkudan titremeye başladılar, sonra ölü gibi yere yıkıldılar.HIll of Golgotha with 3 crosses

Melek kadınlara şöyle seslendi: ‘Korkmayın! Çarmıha gerilen İsa’yı aradığınızı biliyorum. O burada yok; söylemiş olduğu gibi dirildi. Gelin, O’nun yattığı yeri görün. Çabuk gidin, öğrencilerine şöyle deyin: ‘İsa ölümden dirildi. Sizden önce Celile’ye gidiyor, kendisini orada göreceksiniz.’ İşte, ben size söylemiş bulunuyorum.

Kadınlar korku ve büyük sevinç içinde hemen mezardan uzaklaştılar; koşarak İsa’nın öğrencilerine haber vermeye gittiler. İsa ansızın karşılarına çıktı, ‘Selam!’ dedi.

Yaklaşıp İsa’nın ayaklarına sarılarak O’na tapındılar. O zaman İsa, ‘Korkmayın!’ dedi. ‘Gidip kardeşlerime haber verin, Celile’ye gitsinler, beni orada görecekler.’” (Matta 28:1-10)

Ölüm, Mesih’i tutsak alamazdı. İsa’nın hiçbir günahı olmadığı için Tanrı O’nu ölümden diriltti. İsa, yalnızca dünyanın günahının cezasını ödemekle kalmadı, aynı zamanda bu cezanın üzerinde zafer kazandı. O, ölümün kendisini yendi!

Şeytan ve cinlerinin ürpermeleri ve korkudan titremiş olmaları gerekir.

Din önderleri çileden çıkarak kendilerini kaybettiler.

“Kadınlar (biraz önce dirilmiş Rablerini görmüş olan) daha yoldayken nöbetçi askerlerden bazıları kente giderek olup bitenleri başkâhinlere bildirdiler. Başkâhinler ileri gelenlerle birlikte toplanıp birbirlerine danıştıktan sonra askerlere yüklü para vererek dediler ki: ‘Siz şöyle diyeceksiniz: ‘Öğrencileri geceleyin geldi, biz uyurken O’nun cesedini çalıp götürdüler.’ Eğer bu haber valinin kulağına gidecek olursa biz onu yatıştırır, size bir zarar gelmesini önleriz.’ Böylece askerler parayı aldılar ve kendilerine söylendiği gibi yaptılar. Bu söylenti Yahudiler arasında bugün de yaygındır.” (Matta 28:11-15)

İsa’nın düşmanları mezarın boş olduğunu biliyorlardı. Gerçeği gizlemek için ne yapacaklarını şaşırdılar. Öldürmüş oldukları Adam’ın, yaşama geri dönmüş olduğunu insanların bilmesini istemiyorlardı.

ÖLÜM YENİLDİ

Tanrı, Aden Bahçesi’nde Adem’i, Yaratıcısı’nın tek bir kuralına dahi itaatsizlik ettiği takdirde, kesinlikle öleceğikonusunda uyarmıştı. Şeytan’ın yanıtı, Tanrı’nın yanıtının tam aksiydi: “Kesinlikle ölmeyeceksin!ve Adem’i ve tüm insan soyunu bir ölüm ve yıkım yolundan aşağıya doğru yönlendirmeye devam etti. Ölüm, binlerce yıl erkekleri, kadınları ve çocukları, acımasız pençelerinin elinde tuttu. Sonra Tanrı’nın Oğlu ölüme meydan okudu, onu yenilgiye uğrattı ve sonsuz yaşama giden kapıyı açtı.

Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşama kavuşacak.” (1. Korintliler 15:22)

Dün, yaşlı bir hanım komşumuz bana, ‘Yaşamda korktuğum tek şey, ölüm’ dedi. Bu hanıma ölerek ve tekrar dirilerek o korkunç düşmanı yenen Sonsuz Kişi’den söz edebildiğim için öyle çok sevindim ki!

“Tanrı’nın Kendisine verdiği çocuklar etten ve kandan oldukları için, İsa ölüm gücüne sahip olanı, yani İblis’i ölüm aracılığıyla etkisiz kılmak üzere onlar ile aynı insan yapısını aldı. Bunu, ölüm korkusu yüzünden yaşamları boyunca köle olanların hepsini özgür kılmak için yaptı.” (İbraniler 2:14-15)

İsa’nın günahımız uğruna yalnızca öldüğünü, ama ölümden dirilmediğini varsayalım. O zaman ölüm hala korkulacak bir şey olurdu.

Rab İsa, ölümü yenerek Şeytan’ın en güçlü silahından ve insanın en çok korktuğu düşmandan daha büyük olduğunu sergiledi. İsa ölümü yendiği için, Ona güvenenlerin bu yaşamda ya da diğer yaşamda korkacakları hiçbir şey yoktur.

Tanrı’nın mesajı, açık sözlüdür. Eğer siz Yerinize Geçen olarak çarmıhta acı çeken, ölen ve üçüncü gün dirilen Tanrı oğlu’na güveniyorsanız, O sizi ölümün boğucu egemenliğinden özgür kılacak ve size Sonsuz Yaşamı’nı verecektir.

Günah tarafından tutsak edilmiş bir dünyaya Tanrı’nın verdiği İyi Haber budur.

Kutsal Yazılar uyarınca Mesih, günahlarımıza karşılık öldü… gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi.” (1. Korintliler 15:3-4)

İsa Mesih, inanan herkese şöyle der:

“Ben yaşadığım için siz de yaşayacaksınız… Korkma! İlk ve Son Ben’im. Diri Olan Ben’im. Ölmüştüm, ama işte sonsuzluklar boyunca diriyim. Amin. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları bendedir.” (Yuhanna 14:19; Vahiy 1:17-18)

ŞEYTAN YENİLDİ

İsa, ölüm bölgesine girdiği ve üç gün sonra bu bölgeden çıktığı zaman, savaş alanındaki yüksek yerlere çıktı; zafer O’nun asla vazgeçmeyeceği bir avantajıydı. Şeytan, yenilmiş bir düşmandır. O ve onun cinleri umutsuz bir şekilde savaşmaya devam etmelerine rağmen, savaşı kazanamazlar.

Tanrı’nın, Adem ve Havva’nın Aden Bahçesi’nde günah işledikleri o günde duyurmuş olduğu peygamberliği nasıl yerine getirdiğini anlıyor musunuz? Tanrı’nın, söz vermiş olduğu gibi, kadının Soyu (İsa) Yılan (Şeytan) tarafından yaralandı, ama aslında bu yaralar Şeytan’ın uğrayacağı felaketi mühürlemiş oldular.

“Tanrı’nın Oğlu, İblis’in yaptıklarına son vermek için ortaya çıktı.” (1. Yuhanna 3:8)

İsa, ölümü, gömülmesi ve dirilişi aracılığıyla …toprağa döneceksin” (Yaratılış 3:19) ifadesi ile belirtilen günahın laneti üzerinde zafer kazandı.

Şeytan binlerce yıl boyunca, Adem’in ölen soyunu toprağa geri döndüren ölümün çürüten sürecini küçümsedi ve alay etti. Ama şimdi karşısında bedeni toprağa geri dönmeyen Biri vardı!

O’nun bedeni mezarda neden çürümedi?

Ölümün O’nun üzerinde gücü yoktu, çünkü O, Günahsız Olan’dı. Bin yıl önce peygamber Davut şu duyuruda bulunmuştu:

“Sadık Kulu’nun çürümesine izin vermezsin.” (Mezmur 16:10)

Kutsal Olan, Şeytan’ı ve ölümü bizim için yenilgiye uğrattı.

KANIT

İsa’nın dirilişi hakkındaki kanıtların sayısı çoktur ve ikna edicidirler.223

Mezar boştu.

Ceset hiçbir yerde bulunamadı.

Mezarın boş olduğuna önce kadınlar tanık oldular, meleğin bildirisini işittiler, İsa’yı diri olarak gördüler, O’na dokundular ve O’nun­la konuştular. Eğer Müjde kayıtları gerçek değil de uydurulmuş olsalardı, bu Müjdeleri yazan dört erkek, sizce, kadınlara her konuda öncelik tanımak gibi bir ayrıcalık verirler miydi?!

İsa’nın dirildikten sonra çok sayıda kişiye görünmesi belgelerle kanıtlanmıştır. Diriliş olayını izleyen onlarca yıl güvenilir yüzlerce tanık dirilmiş Mesih ile birlikte yürüdüklerine ve O’nunla konuştuklarına tanıklık edeceklerdi.

İsa’nın öğrencileri, O’nun acı çektiğini ve öldüğünü görmüşlerdi. Hayalleri yıkılmıştı. Mesih’in asla ölemeyeceği gibi yanlış bir düşünceye sahip oldukları için umutları kırılmıştı. Evlerine korku içinde ve cesaretleri kırılmış olarak döndüler.

Sonra bir şey oldu. İsa’yı diri olarak gördüler.

İsa’nın, kendilerine çarmıha gerileceğini ve üç gün sonra dirileceğini söylemiş olduğunu aniden hatırladılar.224 Sonunda nihayet peygamberlerin sözlerinin ne anlama geldiğini anladılar.

Önce korkak davranan öğrenciler, şimdi Mesih’in cesur tanıkları haline dönüştüler. İsa’nın ölümden dirilişinden kısa bir süre sonra zihni karışmış ve korku içinde olan Petrus, Yeruşalim’in düşman sokaklarında İsa’nın çarmıha gerilmesini planlayan kişilere hiçbir korkuya kapılmaksızın şu duyuruyu yaptı:

“Kutsal ve Adil Olan’ı reddettiniz… Yaşam Önderini öldürdünüz, ama Tanrı O’nu ölümden diriltti. Biz bunun tanıklarıyız… Şimdi, ey kardeşler, yöneticileriniz gibi sizin de bilgisizlikten ötürü böyle davrandığınızı biliyorsunuz. Ama bütün peygamberlerin ağzından Mesihi’nin acı çekeceğini önceden bildiren Tanrı, sözünü bu şekilde yerine getirmiştir. Öyleyse, günahlarınızın silinmesi için tövbe edin ve Tanrı’ya dönün.” (Elçilerin İşleri 3:14-19)

İsa’nın öğrencileri için kendilerine sonsuz yaşam vermiş Olan uğruna katlanamayacakları hiçbir zorluk yoktu.

Mesih’in öğrencileri (aynı zamanda Hristiyanlar olarak da adlandırılırlar225) Rab İsa adına yaptıkları cesur tanıklıkları nedeniyle alay edilmiş, hapse atılmış, kırbaçlanmışlardı, hatta aralarından pek çoğu öldürülmüştü. Petrus işkence görmüş ve dünyasal tarih bilgilerine göre sonunda baş aşağı olarak çarmıha gerilmişti. Ama Petrus yine de diğer öğrencilerle birlikte Kurtarıcıları’nın ve Rableri’nin ölümü ve cehennemi yendiğini bildiği için bu tür işkenceleri sevinçle kabul etti.226 Onlar, Tanrı’nın, kendilerine bağışlama, doğruluk ve sonsuz yaşam vermiş olduğunu biliyorlardı. Ölüm artık onları korkutmuyordu, çünkü fiziksel bedenlerinin öldüğü anda sonsuz can ve ruhlarının, cennette “Rab ile birlikte olacağını” biliyorlardı. (2. Korintliler 5:8)

Şimdi onları hiçbir şey korkutamazdı. Dünyaya iletecekleri bir mesajları vardı – bu mesaj, onlar için yaşamlarından daha önemliydi!

Aşağıda size Mesih’in izleyicilerinden birinin eski Atina kentindeki kuşkucu ve alaycı bir topluluğa ilettiği mesajına nasıl son verdiğini aktarmak istiyorum:

“Tanrı şimdi her yerde herkesin tövbe etmesini buyuruyor, çünkü dünyayı atadığı Kişi aracılığıyla yargılayacağı günü saptamıştır. Bu Kişi’yi ölümden diriltmekle bunun güvencesini herkese vermiştir.” (Elçilerin İşleri 17:30-31)

Pavlus’un mesajının sonucu açık ve basitti: Tövbe edin! Kendi kendinizi Tanrı’nın kesin yargısından kurtarabileceğinizi düşünmeye artık bir son verin! Bunun yerine, günahlarınız uğruna Kanını dökmüş olan ve ölümden dirilen Kurtarıcınıza tamamen güvenin.

OLUMLU KANIT

Siz ve ben İsa’nın dünyanın Kurtarıcısı ve Yargıcı olduğundan nasıl emin olabiliriz? Yanıtı biraz önce okuduk. Tanrı, “O’nu ölümden diriltmekle bunun güvencesini herkese vermiştir.”

Yalnızca İsa’nın tek Kurtarıcı olduğuna ilişkin daha fazla kanıta ihtiyaç var mıdır? Sonsuz yazgımız konusunda neden başka birine güvenelim?

Ne yazıktır ki, dünya üzerindeki insanlar, Tanrı’nın öyküsüne ve mesajına, yaşadıkları süre içinde karşı çıkan ölü kişilere saygıda kusur etmezler. Neden bir insan, ölümü yenecek güce sahip olmayan ve Tanrı’nın Sözü’ne karşı çıkan kişilere güvenmeyi seçer?

Yerine getirilen peygamberliğin, Kutsal Kitap’ın Tanrı Sözü olduğuna dair tartışılmaz kanıt sağlaması gibi, İsa’nın üçüncü gün dirilişi de aynı şekilde yalnızca İsa’nın bizi sonsuz ölümden kurtarabileceği ve bize sonsuz yaşam verebileceğine dair Tanrı’nın tartışılmaz kanıtıdır.

TÜM İNSANLAR İÇİN KURTARICI

Kutsal Yazılar gayet açıktır: İsa’nın ölümü ve dirilişi hakkındaki mesaj, “her yerdeki herkes içindir.” Bu noktanın vurgulanması gerekir, çünkü bazı kişiler size İsa’nın yalnızca Yahudiler için gelmiş olduğunu söyleyeceklerdir. Söylenecek hiçbir söz gerçekten bu kadar uzak olamaz.227

Mesih’in yersel hizmetinin Yahudiler’i hedef aldığı doğrudur, ama O’nun bu ulusa gelmesindeki amaç, tüm dünyaya kurtuluş sağlamaktı. Yedi yüz yıl önce, peygamber Yeşaya, Tanrı’nın, Oğlu’na vermiş olduğu vaadi kayda geçirmişti: Seni onlara ışık yapacağım, öyle ki, kurtarışım yeryüzünün dört bucağına ulaşsın.” (Yeşaya 49:6)

Mesih dünyaya Yahudi önderlerin O’nu Kralları olarak kabul etmeyi reddedeceklerini bilerek geldi. Aynı zamanda, bu reddedilişi aracılığıyla günahın cezasını ödeyeceğini ve dünyaya kurtuluş sunacağını da biliyordu.

“O dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla var oldu, ama dünya O’nu tanımadı. Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi. Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi.” (Yuhanna 1:10-12)

İsa Mesih tüm insanların Kurtarıcısıdır, ama yalnızca O’nun adına –yani O’nun Kimliğine ve günahkârları kurtarmak için yaptığına– inananlara, “Tanrı’nın çocukları olma hakkı” ihsan edilecektir.

Dostum, Tanrı sizi seviyor ve sizi, sizden Oğlu’nun yaşamını esirgemeyecek kadar değerli görüyor. Ancak her şeye rağmen inanmanız için sizi zorlamayacaktır.

Bu seçimi size bırakıyor.

“Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.” (Yuhanna 3:16)

ZİHİN KARIŞIKLIĞI SONA ERDİ

İsa, ölümden dirildiği aynı günde aklı karışmış bir grup öğrenci ile yürüdü ve konuştu; bu öğrenciler Mesih’in Kanını dökmesinin ve yaşama geri dönmesinin neden gerekli olduğunu hala anlamış değillerdi. İsa onlara şöyle dedi:

Sizi akılsızlar! Peygamberlerin bütün söylediklerine inanmakta ağır davranan kişiler! Mesih’in bu acıları çekmesi ve yüceliğine kavuşması gerekli değil miydi?

Sonra Musa’nın ve bütün peygamberlerin yazılarından başlayarak, Kutsal Yazılar’ın hepsinde Kendisi ile ilgili olanları onlara açıkladı.” (Luka 24:25-27)

Sonunda nihayet zihinleri aydınlanmıştı. Nasıl bu kadar kör olabilirlerdi? Mesih geçici politik düşmanların egemenliğine son vermek için gelmemişti; gelişinin nedeni Şeytan, günah, ölüm ve cehennem gibi daha acımasız ruhsal düşmanlar üzerinde zafer kazanmaktı.

İsa aynı gün daha sonra Yeruşalim’de misafir kaldıkları üst kattaki odada öğrencilerine göründü. Onlara çivi deliklerinin izlerini taşıyan ellerini ve ayaklarını gösterdi, onlarla birlikte yemek yedi ve sonra onlara şunları söyledi:

“Daha sizlerle birlikteyken, ‘Musa’nın Yasası’nda, peygamberlerin yazılarında ve Mezmurlar’da benimle ilgili yazılmış olanların tümünün gerçekleşmesi gerektir’ demiştim. Ve bundan sonra Kutsal Yazılar’ı anlayabilmeleri için zihinlerini açtı. Onlara dedi ki, ‘Şöyle yazılmıştır: Mesih acı çekecek ve üçüncü gün ölümden dirilecek; günahların bağışlanması için tövbe çağrısı da Yeruşalim’den başlayarak bütün uluslara O’nun adı ile duyurulacak. Sizler bu olayların tanıklarısınız.” (Luka 24:44-48)

İsa, öğrencilerine, uluslara “bu olaylar hakkında tanıklık edeceklerini” söyledi. Tanıkların duyuracakları mesaj açıktı: Göklerin Rabbi günahın cezasını ödedi ve ölüm üzerinde herkes için zafer kazandı. Tanrı, Mesih’e ve O’nun kurtarma eylemine iman (yürek-seviyesinde güven) ile birleşmiş bir tövbe (bir düşünce değişimi) ile gelen herkese tam bağışlama ve gerçek huzur ihsan eder.

HUZUR DİYARINA DAVET

Başa dönelim ve yaratılışın yedinci günü üzerinde düşünelim.

Rab, o gün ne yaptı? Dinlendi.

Neden dinlendi? Dinlendi, çünkü İşi, tamamlandı… Yedinci güne gelindiğinde, Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi.” (Yaratılış 2:1-2)

Tanrı’nın yarattıklarına eklenmesi gereken hiçbir şey yoktu. Tanrı’nın işi tamamlanmıştı. Aynı şekilde Tanrı’nın kurtarma eylemine eklenmesi gereken hiçbir şey yoktur. “Tamamlandı!”

Tanrı yaratma eyleminden sonra nasıl dinlendiyse ve sevindiyse, aynı şekilde bizleri de tamamlamış olduğu kurtarma eyleminde dinlenmeye ve sevinmeye davet eder. Tanrı işlerinden nasıl dinlendiyse, O’nun huzur diyarına giren de kendi işlerinden öyle dinlenir.” (İbraniler 4:10)

Dünya üzerinde on binlerce din, ‘Hiçbir şey tamamlanmadı. Bunu yapın! Şunu yapın! Daha fazla gayret gösterin!’ derken İsa, ‘Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririmder. (Matta 11:28)

Tanrı’nın sizin için sağlamış olduğu kurtuluşta dinleniyor ve seviniyor musunuz?

RAB İLE KIRK GÜN

Rab İsa, ölümden dirildikten sonra kırk gün süreyle öğrencileriyle bir arada oldu. Onlara Tanrı’nın egemenliği ile ilgili birçok şey öğretti. O’na baktılar ve dirilen bedenine dokundular; Bedeni, zaman ve yerden bağımsız, kalıcı ve görkemliydi. Tüm gerçek inananlar bir gün O’nun bedeni gibi bir bedene sahip olacaklar.

Öğrenciler Rab İsa ile birlikte yürüdüler, O’nunla konuştular ve beraber yemek yediler. Onlara, yakında yanlarından ayrılacağını hatırlattı, ama O yokken Baba’nın içlerinde yaşaması için Kutsal Ruh’u göndereceğini de söyledi. O’nun Ruh’u öğrencilerine rehberlik edecek ve onlara dünyadaki uluslara yapacakları tanıklık konusunda güç verecekti. Sonra bir gün O –İsa– dünyayı mükemmel doğruluk ile yargılamak üzere geri dönecekti.

İsa’nın dirilişinin üzerinden kırk gün geçtikten sonra, İsa Yeruşalim’in doğu yakasındaki Zeytinlik Dağı’nda öğrencileriyle bir araya geldi. “Babası’nın evine” (Yuhanna 14:2) dönme zamanı gelmişti.

GÖĞE ALINDI

“Kendileriyle birlikteyken onlara şu buyruğu verdi: ‘Yeruşa­lim’den ayrılmayın. Baba’nın verdiği ve benden duyduğunuz sözün gerçekleşmesini bekleyin. Şöyle ki, Yahya su ile vaftiz etti, ama sizler birkaç güne kadar Kutsal Ruh ile vaftiz edileceksiniz… Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız. Yeruşalim’de, bütün Yahudiye ve Samiriye’de ve dünyanın dört bucağında Benim tanıklarım olacaksınız.

İsa bunları söyledikten sonra onların gözleri önünde yukarı alındı. Bir bulut O’nu alıp gözlerinin önünden uzaklaştırdı.

İsa giderken, onlar gözlerini göğe dikmiş bakıyorlardı. Tam o sırada, beyaz giysiler içinde iki adam yanlarında belirdi. ‘Ey Celileliler! Neden göğe bakıp duruyorsunuz?’ diye sordular. ‘Aranızdan göğe alınan İsa, göğe çıktığını nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir.” (Elçilerin İşleri 1:4-11)

GÖKLERDEKİ ZAFER KUTLAMASI

Böylece, aynı, peygamberlerin önceden bildirmiş oldukları gibi, Tanrı’nın Oğlu “göğe alındı.”228

Otuz üç yıl kadar önce, cennetteki meleklerin hayranlığını gönüllü olarak insanların hor görmesi ile değiştirmiş Olan eve dönüyordu! Ama şimdi O’nunla ilgili değişmiş olan bir şey vardı. İnsanı Kendi benzeyişinde yaratmış olan, şimdi insanın benzeyişini taşımaktaydı.

Kutsal Yazılar, Tanrı’nın Oğlu’nun cennete geri dönüşü hakkında çok fazla ayrıntı açıklamazlar. Ama bizler yine de bu dönüşün görkemli olduğunu biliriz!

Sayılamayacak kadar çok olan melekler ordusunun ve Adem’in soyundan kurtarılmış olanların Rab cennetin kapılarından girerken, soluklarını tutmuş olduklarını gözlerimizin önünde canlandırabiliriz. Hepsi O’nu Tanrı’nın Oğlu ve Yücelik Rabbi olarak çok iyi tanıyorlardı, ama şimdi O’nunla İnsanoğlu ve Tanrı’nın Kuzusu olarak ilk kez karşılaşacaklardı.

Cennetteki herkes soluğunu tutmuş bekliyordu.

Aniden çalan borazanların görkemli korosu ve bir meleğin yükselen sesiyle bu sessizlik bozuldu: “Kaldırın başınızı ey kapılar! Açılın, ey eski kapılar! Yüce Kral girsin içeri!” (Mezmur 24:7)

Kapılar ardına kadar açılır, ve cennetin yeri göğü inleten alkışları arasında Şampiyon, Tanrı’nın biricik Oğlu, Söz, Kuzu, savaş-yaraları taşıyan İnsanoğlu –İsa– içeri girer. Kendisine tapınan kalabalığın arasından geçerek yürür ve Babası’nın tahtına doğru gider. Dönerek, Adem’in sayılamayacak kadar çok olan kurtarılmış soyuna bakar ve yerine oturur.229

Görevini başarıyla tamamlamıştır.

Kurtarılmış olanlar O’nun önünde eğilirler ve adeta tek bir ses halinde ilan ederler:

“Boğazlanmış Kuzu övgüyü almaya layıktır!” (Vahiy 5:12)

Kim bilir nasıl harika bir kutlamaydı! Bu kutlama hala sürüyor. Bu kutlama, hiçbir zaman sona ermeyecek bir kutlama olacaktır.

26. Dindar Ve Tanrı’dan Uzak Olmak

26. Dindar Ve Tanrı’dan Uzak Olmak

Belki şu atasözünü duymuş olabilirsiniz: “Bir şeyin neden ve nasıl olduğunu o şey gerçekleştikten sonra anlama standardı her zaman 20/20’dir.” “20/20”, Kuzey Amerikalı optometristler (görme bozukluğunu ölçen gözlükçüler) tarafından net görüş için tayin edilmiş olan standarttır. Eğer görme yeteneğiniz 20/20 ise, gözlük kullanmaya ihtiyaç duymazsınız.

Bir şeyin neden ve nasıl gerçekleştiğini o şey gerçekleştikten sonra anlamak, daha önce olmuş bir şeye dönüp bakmakla ilgilidir. Bu tür bir anlayış bize, bizim ya da başka birinin yapması gereken bir eylemi görmemiz için izin verir, ama yalnızca iş işten geçtikten sonra. Bu yüzden bu tür bir anlayışın bize fazla bir yararı yoktur.

Ancak yine de, birçok yüz yıl boyunca Tanrı tarafından açıklanmış olan öyküyü ve mesajı anlamak söz konusu olduğunda, bu tür bir anlayış çok büyük yarar sağlar. Büyük engellerin üstesinden gelmemize ve gerçeği yanlıştan ayırmamıza izin verir. İsa, bu nedenle öğrencilerine şöyle dedi:

Ne mutlu size ki, gözleriniz görüyor, kulaklarınız işitiyor. Size doğrusunu söyleyeyim, nice peygamberler, nice doğru kişiler sizin gördüklerinizi görmek istediler, ama göremediler. Sizin işittiklerinizi işitmek istediler, ama işitemediler.” (Matta 13:16-17)

Mesih’in yeryüzüne ilk gelişinden sonra yaşayan kişiler olarak dönüp tarihe geri bakabildiğimiz, tamamlandığımız Kutsal Yazılar’ı inceleyebildiğimiz ve Tanrı’nın mükemmel planını açıkça görebildiğimiz için ne mutlu bize!

Şimdi zihnimizde bu düşünce ile ve Kutsal Yazılar’daki yolculuğumuz sırasında tanık olduğumuz tüm konuları hatırlayarak bir kez daha Başlangıçlar Kitabına geri dönelim.

KAYİN VE HABİL’E SONRADAN BAKMAK

Yaratılış kitabının dördüncü bölümü nettir: Hem Kayin hem de Habil bir günah sorunu ile dünyaya geldiler. Birer yetişkin olduklarında Tanrı’ya tapınmak istediler, ama yalnızca birinin tapınması kabul edildi.

“RAB, Habil’i ve sunusunu kabul etti. Kayin ile sunusunu ise reddetti.” (Yaratılış 4:4-5)

Günahkârların Kurtarıcısı İsa’nın öyküsünü işittikten sonra şimdi Kutsal Kitap’a özgü bir sonradan bakış anlayışı ile RAB’bin neden binlerce yıl önce “Habil’i ve sunusunu kabul ettiğini, ama Kayin’i ve sunusunu reddettiğinianlamak kolaylaşır.

Habil’in boğazladığı kuzu günahkârlar uğruna Kanını dökecek olan Tanrı kuzusu İsa’ya işaret ediyordu. Kayin’in sunduğu toprak ürünleri ise İsa’ya işaret etmiyordu.

Habil, ileride gerçekleşecek olan olaya doğru bakarken, bizler bugün İsa’nın ölümü ve dirilişi aracılığıyla geçmişte bizim için tamamlamış olduğu olaya bakıyoruz.

“İsa Mesih’in kanı bizi her günahtan arındırır.” (1. Yu­hanna 1:7)

KURTARAN İMAN

Tanrı Habil’i, bugün günahkârları bağışladığı şekilde bağışladı. Bir günahkâr günah işlediğini kabul eder ve Rab’be ve O’nun kurtarışına güvenirse, bağışlanır ve kendisine Tanrı’nın doğruluk armağanı ihsan edilir. Bu gerçek, her çağdaki peygamberler ve imanlılar için geçerlidir.

Örneğin, daha önce öğrenmiş olduğumuz gibi, İbrahim, “RAB’be iman etti ve Rab bunu ona doğruluk saydı” (Yaratılış 15:6). İbrahim, “RAB’be iman etti” ifadesi, İbrahim’in Tanrı’nın söylediği şeyin gerçek olduğuna güven duyduğu anlamına gelir. İbrahim, Tanrı’nın Sözü’ne güvendi. Yalnızca Tanrı’ya iman etti.

İbrahim peygamber gibi Kral Davut da Tanrı’nın vaatlerine inandı. Davut, sevinç dolu bir yürekle şunları yazdı: “Ne mutlu isyanı bağışlanan, günahı örtülen insana! Suçu Rab tarafından sayılmayan insana ne mutlu!” (Mezmur 32:1-2). Davut aynı zamanda şu coşkulu duygularını da kaleme aldı: “Ömrüm boyunca yalnızca sevgi ve iyilik izleyecek beni, hep RAB’bin evinde oturacağım(Mezmur 23:6).

İsa gelmeden önce yaşamış olan kişiler olarak Habil, İbrahim ve Davut gibi kişilerin günah borcu, RAB Tanrı’ya ve O’nun planına iman ettikleri için örtülmüştü. Sonra Mesih öldüğü zaman, günah borçları, kaydedilmiş olan kitaplardan sonsuza kadar geçerli olmak üzere iptal edildi.

Bugün bizler Mesih’in zamanından sonra yaşayan kişileriz. Tanrı’nın iyi haberi şudur: Rab İsa’nın sizin yerinize geçerek ölmesi ve zaferli dirilişi aracılığıyla yaptıklarına inandığınız takdirde, Tanrı, Kendisinin kayıt kitaplarından günah borcunuzu silecek, Mesih’in doğruluğunu hesabınıza geçirecek ve size “Rab’bin evinde sonsuza kadar” bir yer garantileyecektir.

İman ettiğiniz takdirde, tüm bunlar ve çok daha fazlası sizin olacaktır.

Rab İsa’ya iman etmek, O’na ve sizin için yaptıklarına tamamen inanmak demektir. İmanın anlamını daha iyi kavramak için kendinizi içinde birçok sandalye bulunan bir odadan içeri yürürken düşünün. Sandalyelerden bazıları kırıktır. Diğerleri ise çok eskidir ve kırılmak üzeredir. Bazıları ise oldukça iyi durumda görünürler, ama onlara daha yakından baktığınızda, onların da zayıf noktalarının bulunduğunu ve güvenilemeyeceklerini fark edersiniz. Tam odada sağlam hiçbir sandalye bulunmadığını düşünmeye başladığınızda, gözünüze çok iyi yapılmış ve sağlam olduğu belli olan bir sandalye ilişir. Bu sandalyeye doğru yürür ve üzerine oturursunuz. Bu sandalyeye iman edersiniz. Onun üzerinde rahatça dinlenirsiniz. Sizi taşıyacağını ve yere düşürmeyeceğini bilirsiniz.

İsa Mesih, O’nda ve O’nun tamamladığı işte dinlenenleri hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmayacaktır.

ÖLDÜRÜCÜ İMAN

İmanımız yalnızca iman ettiğimiz nesne kadar iyidir. Herkes imana sahiptir, ama herkes aynı nesneye iman etmez.

Habil Tanrı’ya ve O’nun bağışlama ve doğruluk şekline iman etti.

Kayin kendi düşüncelerine ve kendi çabalarına iman etti.

Kayin ve Kayin gibi günah sorunları hakkındaki Tanrı’nın teşhisini ve çözümünü reddeden kişiler, televizyonda izlediğim yılan oynatan bir hokkabaz ile karşılaştırılabilirler. Adam, dev bir kobra tarafından ısırıldı, ama yaşamını kurtarabilecek olan panzehir iğnesini yaptırmayı reddetti. Yılanın zehirine karşı koyabilecek kadar güçlü olduğunu düşündü.

Bu adam imana sahipti, imanı güçlüydü, ama imanı işe yaramazdı. Doktorun sunduğu çözüm yerine kendi kendisine iman etmişti.

Bu seçiminin bedelini yaşamı ile ödedi.

Kutsal Yazılar’ın ifadesi açıktır. Tanrı’nın kurtarışı yerine kendi çabalarımıza iman etmek, “Kayin’in yolundan gitmek” ve “sonsuza kadar sürecek koyu karanlık ile karşılaşmak”tır (Yahuda 1:11,13). Kayin’in düşüncesi –bir insanın Tanrı’nın iyiliğini kendi çabaları ile kazanabileceği– Tanrı’nın kurtarış planına her zaman karşı olmuştur.

Ama buna rağmen bugün yine de pek çok insan “Kayin’in yoluna” sıkıca sarılmışlardır.

İNSANIN TARTISI

Bir gün bazı dindar Yahudiler İsa’ya şunu sordular: “Tanrı’nın istediği işleri yapmak için ne yapmalıyız?” İsa, “Tanrı’nın işi, O’nun gönderdiği Kişi’ye iman etmenizdir (Yuhanna 6:28-29). Bu araştırmacılar, “iş yapmak” istiyorlardı. İsa, onlara, “Ona iman etmelerini” söyledi.

Bu Yahudiler’in, aldıkları yanıt karşısında duydukları şaşkınlık yalnızca onlara özgü olmayan, diğer insanlar arasında da yaygın olan bir şaşkınlıktır.

Kız kardeşim ve kocası Papua-Yeni Gine’nin dağlık bölgesinde yaşarlar. Onlar ve onlarla birlikte çalışan kişiler, ıssız yerlerde yaşayan kabile halklarına pratik yardımlarda bulunur ve bu insanlara tek gerçek Tanrı’yı ve O’nun sonsuz yaşam ile ilgili mesajını öğretirler. Kız kardeşim ve eşinin çalışma arkadaşlarından biri bir notunda, “Tanrı’nın Konuşması”nı (Papualılar, Kutsal Kitap’ı böyle adlandırırlar) dinlemekte olan insanlardan biri ile yaptığı bir sohbeti şöyle aktarır:

“İsa’nın ‘Yaşam Ekmeği’ olduğu hakkındaki öğretişi dinleyen adam şunu dedi: ‘Bu anlattığın gereğinden fazla kolay, ben tüm yaşamım boyunca cennete gidebilme hakkını kazanmak ve Tanrı’nın gözünde temiz olabilmek için çok çalıştım ve şimdi sen bize tüm bunlara kavuşmak için yapmamız gereken tek şeyin İsa’ya iman etmek olduğunu mu söylüyorsun?’

Ondan İsa’nın ne söylediğine tekrar kulak vermesini istedim, ‘Yaşam Ekmeği Ben’im’ (Yuhanna 6:35), sonra ona, Yuhanna 6:29’u tekrar okumam gerekti: ‘Tanrı’nın işi, O’nun gönderdiği Kişi’ye iman etmenizdir.” Aynı zamanda Yuhanna 3:16’yı da okudu: O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama sonsuz yaşama kavuşsun.’ Ona, Tanrı’nın bizi kurtaracak kadar güçlü olup olmadığını, bizim yardımımıza ihtiyaç duyup duymadığını sordum.

Adam güldü, ‘O, elbette ki yeterince güçlü! Tanrı’nın bizim yardımımıza ihtiyacı yok.’

‘O zaman, Tanrı’nın Sözü’ne göre, senin cennete gidebilmen için Tanrı’nın senin işlerine ihtiyacı var mı?’

Adam başını salladı ve susarak derin bir düşünceye daldı.”

Weight scalesTanrı’nın mesajının çok net olmasına rağmen, dünya üzerindeki insanlar –ıssız bölgelerde yaşayan kabile halklarından kültürlü havra, kilise ve cami üyelerine kadar– şu düşünceye sımsıkı sarılırlar: Yargı günü’nde Tanrı, onların yaptıkları iyi ve kötü işleri büyük bir terazinin iki kefesine yerleştirecektir. Eğer yaptıkları iyi işlerin oranı %51’i bulursa, Cennete kabul edileceklerini, ama kötü işlerinin oranı %51’i bulur ya da bu oranı geçerse, cehenneme gönderileceklerini düşünürler.

İyi işlerin kötü işlerden ağır basması –ya da sevapların günahları silmesi– gibi bir sistem insanın yersel mahkemelerinde asla kullanılmaz. Böyle bir adalet sistemi, Tanrı’nın göksel mahkemesinde de kullanılmamaktadır.

Bu konuyu iyice düşünün. İstediğiniz gerçekten Tanrı’nın sizi yargılaması ve sonsuz yazgınızın sizin kendi iyiliğinize ve adanmışlığınıza bağlı olması mıdır?

Şükürler olsun ki, bu “tartı teorisi” Tanrı’nın kitabında yer almaz.

TANRI’NIN STANDARDI

Tanrı, mükemmellik talep eder.

Yalnızca Tanrı’nın doğruluk armağanını alan kişiler O’nunla birlikte yaşayabilirler. Yargı Günü’nde, kayıtlarınızda en ufak bir leke dahi bulunduğu takdirde, Cennete giremeyeceksiniz. Tanrı mükemmel doğruluk talep eder.

Günah, Tanrı’nın gözünde evimizde çürümekte olan bir domuz leşi kadar tiksindiricidir. Çürüyen bu leşin üzerine parfüm sıkmak çürümeyi ve kokuyu yok edecek midir? Aynı şekilde uygulanan dini törenlerin sayısı ne kadar çok olursa olsun, kirliliğimizi yok edemezler ve Tanrı’nın bizi kabul etmesini sağlayamazlar.

Çayımızın içinde olan tek bir damla zehiri hoş görmemiz nasıl mümkün değilse, aynı şekilde Tanrı da tek bir günahı bile hoş göremez. Zehirli çaya daha fazla su eklemek, zehirin öldürücü özelliğini yok edebilir mi? Aynı şekilde iyi işlerimizin sayısı ne kadar çok olursa olsun, bizi saf bir hale getiremez ve sonsuz yargıdan kurtaramazlar.

Günah borcumuzdan kurtulmak ya da kendimizi Tanrı’nın önünde salih kılmak söz konusu olduğunda, çaremiz yoktur. Ama RAB’be şükürler olsun ki, umutsuz değiliz. O Kendi saf ve mükemmel katında sonsuza kadar yaşayabilmemiz için ihtiyacımız olan her şeyi sağlamıştır.

İMAN VE İŞLER

Günahın cezasını tamamen ödeyen İsa Mesih’e inanan herkese Tanrı şunu söyler: İman yolu ile (Mesih’in sizin için yaptıklarına güvenerek), lütuf ile (hak edilmemiş iyilik) kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir (Efesliler 2:8-9).

Cennette övünmeye yer olmayacaktır.

Kurtuluş, ‘lütuf aracılığıyladır.’ Kurtuluş, ‘Tanrı’nın armağanıdır.’ Minnettarlıkla alınması gereken hak edilmemiş bir armağandır; ‘hiç kimsenin övünmemesi için’ kazanılması gereken bir madalya değildir. Ama yine de ne üzücüdür ki, dindar kişilerin çoğunun bu konudaki zihin karışıklığı devam etmektedir; aşağıda, bu konu hakkında Orta Doğu’dan bize yazan birinin satırlarını aktarayım:

Subject: Email Feedback

İmanda en önemli olan şeyler, tek bir gerçek Tanrı’ya inanmak, iyilik yapmak, kötü işlerden uzak durmaktır. Bizi kurtaracak olan şeyler bunlardır.

Eğer sonsuz yargıdan kurtuluş ve Tanrı ile birlikte yaşama hakkı bizim kendi çabalarımıza bağlı olsaydı, o zaman cennette bir yer kazanabilmek için yeterince iyilik yaptığımızı ya da kötülük yapmaktan yeterince uzak kaldığımızı nasıl bilebilirdik? Kurtuluş güvencemizi asla elde edemezdik.

Yaklaşık üç bin yıl önce Yunus peygamber şu beyanda bulundu: “Kurtuluş Rab’den gelir” (Yunus 2:9).

Bu nedenle Tanrı’ya övgüler olsun!

“İman yolu ile, lütuf ile kurtuldunuz, bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Efesliler 2:8-9)

Tanrı’nın Sözü açıktır: bizi günahın cezasından kurtarmaları için kendi iyi işlerimize güvenmek, Tanrı’nın kurtuluş armağanını reddetmektir.

Bu durumda iyi işler yapmak ve günahtan uzak kalmak hangi noktada birleşirler? Bu sorunun yanıtını bir sonraki ayet bize vermektedir:

Çünkü biz Tanrı’nın yapıtıyız, O’nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa’da yaratıldık.” (Efesliler 2:10)

Aradaki farklılık açıktır: bizler, iyi işler aracılığıyla kurtulmayız. İyi işler için kurtuluruz.

“Ulu Tanrı ve Kurtarıcımız İsa Mesih… bizi her suçtan kurtarmak, arıtıp kendisine ait iyilik etmekte gayretli bir halk yapmak üzere Kendini bizim için feda etti.” (Titus 2:13-14)

Bu kitabın başlangıcında, köyün ileri gelenlerinden birinin arkadaşıma yaptığı şu yorum yer almaktaydı, “cennete gitmeyi, yaptığın iyi işler nedeniyle hak edersin…”

Tanrı Sözü, bu adamın düşüncesinin hatalı olduğunu ortaya koyar.

Kendi yaptığı “iyi işlerin” temelinde hiç kimse “cennete gitmeyi hak etmez.” Ancak yine de, Tanrı’nın sonsuz yaşam gibi büyük armağanını almış olan kişiler, kötülükten sakınmak ve Tanrı’nın yüceliği ve diğer insanların bereketi için iyilik etmek isteyeceklerdir.

MEYVE, KÖK DEĞİLDİR

İyi işler hiçbir zaman kurtuluş için bir talep olmamışlardır, ama her zaman kurtuluşun bir sonucu olmaları gerekir. Örneğin, İsa öğrencilerine şunu öğretti:

“Size yeni bir buyruk veriyorum: Birbirinizi sevin. Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin. Birbirinize sevginiz olursa, herkes bununla benim öğrencilerim olduğunuzu anlayacaktır.” (Yuhanna 13:34-35)

İnsanları, İsa’nın onları sevdiği ve onlarla ilgilendiği gibi sevmek ve onlara ilgi göstermek kurtuluşun bir ön koşulu mudur? Hayır. Eğer öyle olsaydı, diğer insanları mükemmel ve sürekli olarak seven tek Kişi yalnızca İsa olduğu için hiçbirimiz Cennete giremezdik.

İnsanları sevmek ve onlarla ilgilenmek, gerçek imanlıların yaşamlarında büyüyen bir sonuç mu olmalıdır? Kesinlikle. Eğer birbirinize sevginiz olursa, herkes bununla benim öğrencilerim olduğunuzu anlayacaktır.

Tanrı halkı, imanlarını yaşam biçimleri ile gösterirler.230

Kurtuluşun kökünü, kurtuluşun meyvesinden ayırt edebilmek çok önemlidir. Mesih’teki imanlıların, kutsal, sevecen, fedakar,ve disiplinli yaşamlar (meyve) sürdürerek, O’nun kurtuluş armağanına (kök) duydukları minnettarlığı ifade etmeleri gerekir.

Tanrı halkı, O’nun iyiliğini kazanmak için iyi işler yapmazlar; iyi işler yaparlar, çünkü Tanrı onlara hak etmedikleri iyiliği ihsan etmiştir.

SAHTE DİN

Kayin, “kendin-yap” dinini icat eden ilk kişidir. Tanrı’ya kurbanlık bir kuzunun kanı temelinde yaklaşmak yerine kendi düşünceleri ve çabaları ile yaklaştı. Bu nedenle Kayin’in duaları Tanrı’yı gücendirdi ve tiksindirdi.

“Yasaya kulağını tıkayanın duası da iğrençtir.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 28:9)

Tanrı’nın yasası günahı örtmek için bir kuzunun ya da başka uygun bir kurbanın dökülmüş kanını talep etti. Kayin, Tanrı’ya yasanın talep ettiği şekilde gelmediği için “ettiği dua bile iğrençti (nefret uyandıran bir eylem, kirletme, bozma). Kayin’in bir dini vardı, ama bu sahte bir dindi. Getirdiği sunu, vaat edilen Kurtarıcı’ya ve O’nun çarmıhtaki ölümüne işaret etmiyordu. Sonuç olarak:

“Rab Habil’i ve sunusunu kabul eti, ama Kayin ile sunusunu reddetti. Kayin çok öfkelendi, suratını astı.

RAB Kayin’e, ‘Niçin öfkelendin?’ diye sordu. ‘Niçin surat astın? Doğru olanı yapsan seni kabul etmez miyim?’ (Yaratılış 4:4-7)

RAB, Kayin’e merhamet ederek konuştu, ona yanlış işlerinden dönmesi ve Tanrı’nın adil planına boyun eğmesi için tövbe etmesi konusunda zaman tanıdı.

Kayin yalnızca öfkelendi. Kendi çabasına dayanan güzel dinini bir kuzunun iğrenç kanı ile değiştirmeyi istemedi. Tanrı’nın adı ile yapacaklarını kendi istediği şekilde yapacaktı!

Ve bu seçtiği yol onu nereye götürdü?

DÜŞMAN DİN

“Kayin kardeşi Habil’e, ‘Haydi, tarlaya gidelim’ dedi. Tarlada birlikteyken Kayin kardeşi Habil’e saldırıp onu öldürdü.(Yaratılış 4:8)

Bir kuzuyu bir günah sunusu olarak öldürmek için gereğinden fazla gururlu olan Kayin, kendi kardeşini öldürmek için gururlu değildi.

Kayin, gelecekte yasalarının ve geleneklerinin buyruklarına boyun eğmeyi reddeden kişileri aşağılayacak, zulmedecek hatta öldürecek olan dini ve politik sistemlerin temelini attı.

Bugün dünya üzerinde Kayin gibi pek çok dindar kişi dinlerini savunmak adına saldırganca davranmakta ve cinayetler işlemektedirler. Bu eylemleri ile dünyaya, imanları konusunda ne kadar güvensiz olduklarını ve sorunları çözmesi için Tanrı’larına ne kadar az güven duyduklarını ilan etmektedirler.

Elektronik posta aracılığıyla yoğun bir şekilde yazıştığımız Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan bir adam şunları yazdı:

Subject: Email Feedback

Kutsal Peygamber’e gözümün önünde küfür eden son kişi, küfrettikten üç saniye sonra iki ön dişini yuttu. Bir daha küfrettiği zaman peltekçe konuşacağı gerçeğini bilmek bana büyük zevk verdi.

Putperestler ya din değiştirsinler ya da ölsünler. Nokta.

Bu adamın sözleri ve eylemleri Rab İsa’nın şu sözleriyle tam bir karşıtlık içindedir: “Ama beni dinleyen sizlere şunu söylüyorum: Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik dileyin. Size hakaret edenler için dua edin.” (Luka 6:27-28) Ve İsa çarmıhtayken, Kendisini çarmıha gerenler için şöyle dua etti: Baba, onları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar!(Luka 23:34)231

TÖVBE ETMEYEN KAYİN

Kayin’in öyküsüne geri dönelim. Kayin erkek kardeşini öldürdükten sonra, Tanrı, Kayin’e yanlış düşüncesinden ve kötü yollarından tövbe etmesi için bir fırsat tanıdı.

“RAB, Kayin’e, ‘Kardeşin Habil nerede?’ diye sordu. Kayin, ‘Bilmiyorum, kardeşimin bekçisi miyim ben?’ diye karşılık verdi. RAB, ‘Ne yaptın?’ dedi. ‘Kardeşinin kanı topraktan bana sesleniyor. Artık döktüğün kardeş kanını içmek için ağzını açan toprağın laneti altındasın.’” (Yaratılış 4:9-11)232

Kayin, günahını itiraf etmeyi ve Tanrı’ya bir kuzunun kanı ile alçakgönüllülük ile yaklaşmayı reddetti. Bunları yapmak yerine, “Kayin, RAB’bin huzurundan ayrıldı.” (Yaratılış 4:16)

Kayin asla tövbe etmedi. Tanrı’nın öngördüğü yola boyun eğmek yerine, kendi düşüncelerini izlemeye devam etti. Kayin, güçlü bir uygarlığın temelini attı, ama bu uygarlık, Yaratıcı Tanrı’ya gerçekten boyun eğmekten yoksun bir toplumdu.233 Kayin gibi, onun soyu da ben-merkezli bir yaşamın öz-yıkıma neden olan yolundan aşağı telaşla koştu.

Yaratılış’ın dördüncü bölümü, aynı zamanda Kayin’in altıncı-kuşak soyundan gelen Lemek’in öyküsünü de içerir. Atası Kayin gibi Lemek de kibirli, nefsine düşkün, kindar ve cinayet işleyen bir adamdı. Bilim ve sanat dallarının çoğunu Lemek’in oğulları başlattılar; pek çok konuda yoğun bilgiye sahip olan kişilerdi, ama Tanrı’yı tanımıyorlardı.

İnsanlar yalnızca Tanrı’nın kurtuluş yolundan dönmekle kalmadılar; aynı zamanda Tanrı’nın istediği yaşam biçiminden de saptılar.

TÖVBE ETMEYEN İNSANLIK

Kayin’den dokuz kuşak sonra, RAB insan soyu hakkında şu değerlendirmeyi yapacaktı:

“Yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte.(Yaratılış 6:5)

Peygamber Nuh’un döneminde, yeryüzünde, Yaratıcılarına hala güvenmekte olan insanlar, yalnızca Nuh ve ailesiydi. İnsanın, Tanrı’nın sözüne kulak vermeyi reddeden inatçı tutumu, evrensel bir tufana neden oldu. Tanrı yine lütfederek bu tufandan kaçış yolu sağladı, ama bu lütuftan yalnızca sekiz kişi yararlandı. Tanrı’nın mesajına inanan bu sekiz kişi, yalnızca Nuh ve karısı, ve onların oğulları Sam, Ham, Yafet ve eşleriydi (Yaratılış 6-8).

İman sayesinde Nuh, henüz olmamış olaylarla ilgili uyarılınca, Tanrı korkusu ile ev halkının kurtuluşu için bir gemi yaptı. Bununla dünyayı yargıladı ve imana dayanan doğruluğun mirasçısı oldu.” (İbraniler 11:7)

Bugün pek çok bilim adamı, Kutsal Kitap’taki evrensel tufan234 bölümü ile alay etmelerine rağmen, hiçbiri zamanımızdaki kurak bölgelerin çoğunun bir zamanlar suyla kaplı olduğunu ve günümüzde, dünyanın büyük çöllerinde ve dağ silsilelerinde yapılan kazılarda, denize ait milyonlarca fosilin meydana çıkartılmış olduğunu inkar etmezler. Gökkuşağının, Tanrı’nın, yeryüzünü bir daha asla bir tufan ile yok etmeyeceğine dair verdiği sözün bir belirtisi olarak önem taşıdığı gerçeğini küçümseseler bile, bir yağmur fırtınasının ardından gelen gökkuşağının varlığını da inkar edemezler.

İSYANKÂR VE ZİHİNLERİ KARIŞMIŞ İNSANLAR

İnsanlar tufan yargısından sonra yepyeni bir başlangıç ile kutsanmış olmalarına rağmen, tufandan hemen birkaç kuşak sonra Yaratıcılarına-Sahiplerine karşı yine baş kaldıracaklar ve kendi düşüncelerinin ardından gideceklerdi. Örnek verecek olursak, Tanrı, insanlığa çoğalmalarını ve “yeryüzünü doldurmalarını” söylemişti. (Yaratılış 1:28, 9:1) Peki, ya insanlar, ne yapmak konusunda kararlıydılar? Tanrı’nın söylediğinin tam aksini yapmayı seçtiler!

“Gelin, kendimize bir kent kuralım ve göklere erişecek bir kule dikip kendimize ün salalım; böylece yeryüzüne dağılmayız.” (Yaratılış 11:4)

İnsanların yapmış oldukları bu planın ne kadar ben-merkezli ve isyankâr olduğuna dikkat edin. Tanrı’nın onlar için iyi ve mükemmel isteğini izlemek yerine, kendi bilgeliklerini izlemek ve kendi adlarına ün kazandırmak için planlar yaptılar. Belki de, “göklere erişecek bir kule” inşa ederlerse, başka bir tufan olduğu takdirde güvende olacaklarını düşündüler. Günümüzde kendi yoğun çabaları ile Tanrı’nın yargısından kaçmayı uman dindar insanlardan hiç farkları yoktu.

Tanrı, insanların tek bir yerde birlikte yaşama planlarına bir son verdi. RAB, böyle bir planın insan soyunu çok çabuk bir şekilde çürüteceğini ve yok edeceğini biliyordu. Bu durumda Tanrı’nın ne yaptığına bakalım ve aynı zamanda da tarihteki bu döneme kadar “dünyadaki bütün insanların aynı dili konuştuklarını, aynı sözleri kullandıklarını” (Yaratılış 11:1) aklımızda tutalım.

“RAB, ‘Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar’ dedi. ‘Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar.’ Böylece Rab onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. Bu nedenle kente Babil adı verildi, çünkü RAB bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı.” (Yaratılış 11:6-9)

İnsanlar, birbirlerini anlamayarak kulelerini tamamlamadan yarım bıraktılar ve Tanrı’nın önceden onlar için amaçlamış olduğu gibi, yeryüzünün dört bucağına dağıldılar. “Bu nedenle kente Babil adı verildi.” Babil, “kargaşa” anlamına gelir.

Tanrı’nın projesi reddedildiği takdirde, ortaya her zaman kargaşa çıkar.

HATALI ÇOĞUNLUK

Nuh’un zamanındaki insanlardan ve Babil kulesini inşa etmeye çalışan kişilerden alınacak ders şudur:

Çoğunluk hatalıydı.

Günahkârların kendileri ile aynı görüşe sahip olan milyonlarca kişinin var olduğu gerçeği ile rahatlamalarına rağmen, Tanrı’nın yargısı yine de üzerlerine geldi. Pek çok kişi bu güne kadar hala Tanrı ve Tanrı’nın mesajı konusunda sahip oldukları düşüncenin, başka pek çok kişi de aynı düşünceye inandığı için doğru olması gerektiğini zannederler.

Britanya’da yaşayan biri, elektronik posta ile aşağıdaki şu notu gönderdi:

Subject: Email Feedback

Eğer kendinizi cehennemden kurtarmak istiyorsanız, o zaman dünyadaki en hızlı büyüyen dini izleyin…

Eğer hızlı büyüme ya da sadece sayılar gerçeği kanıtlamak için yeterli olsalardı, o zaman Kayin’in soyunun, Nuh’un dönemindeki insanların ve Babil’de yaşayanların da haklı olmaları gerekirdi. Ama bu insanların hepsi hatalıydılar – tamamen hatalıydılar.

“Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.” (Matta 7:13-14)

TANRI’NIN DURDURULAMAZ PLANI

İlk aile hakkındaki öyküye geri dönerek, Kayin, Habil’i öldürdükten sonra neler olduğunu öğrenelim.

“Adem karısı ile yine yattı. Havva bir erkek çocuk doğurdu. ‘Tanrı, Kayin’in öldürdüğü Habil’in yerine bana başka bir oğul bağışladı’ diyerek çocuğa Şit adını verdi. Şit’in de bir oğlu oldu, adını Enoş koydu. O zaman insanlar RAB’bi adı ile çağırmaya başladılar.” (Yaratılış 4:25-26)

Tanrı’nın, Kendisine güvenen bir halka sahip olma arzusu ve tasarısı engellenemeyecekti.

Şit adı, “…’ın yerine bağışladı” anlamına gelir. Havva, Tanrı’nın, Kayin’in öldürdüğü Habil’in yerine, kendisi için “başka bir tohum” bağışlamış olduğunu anladı. Vaat edilen bir kadının Soyu Şit’in soyu aracılığıyla dünyaya gelecekti.

İsa’nın annesi olan bakire genç kız Meryem, Şit’in soyundan geliyordu. Meryem aynı zamanda Tanrı’nın vaat etmiş olduğu gibi, İbrahim ve Davut’un da soyundan geliyordu. Şeytan, Tanrı’nın planını bozmak için ne kadar uğraşırsa uğraşsın, RAB Tanrı’nın “dünyanın başlangıcından önce” yapmış olduğu planı işlemeye devam etti.

Hiç kimse ve hiçbir şey bu planı durduramadı.

RAB’BİN ADI

Habil gibi Şit de Tanrı’ya ve O’nun bağışlama yoluna güvendi ve “RAB’bin adını çağırdı.” (Yaratılış 4:26) Tüm çağlar boyunca, kendilerine ün yapmaya çalışan Babil halkı gibi insanların yaşadığı bir dünyada RAB’bin adına inanan ve O’nun adını çağıran Habil ve Şit gibi insanlar da var oldular.

Arkadaşlarımın bazıları bana Tanrı’nın yüz tane adı olduğunu söylerler, ama bu adlardan yalnızca doksan dokuz tanesini bilirler. Acaba listelerinde eksik olan ad, anlamı “RAB kurtarır” olan ad olabilir miydi?

Bu ad, hangi addır?

Evet, bu ad İsa’dır.

Bu ad’a güvenmemek –O’nun Kim olduğuna ve ne yaptığına– Tanrı’ya boyun eğmemektir.

Şimdi gelin Pavlus’un dindar ve isyankâr Yahudi vatandaşları için ettiği duaya kulak verelim:

“Kardeşler! İsrailliler’in kurtulmasını yürekten özlüyor, bunun için Tanrı’ya yalvarıyorum. Onlara ilişkin tanıklık ederim ki, Tanrı için gayretlidirler, ama bu, bilinçli bir gayret değildir. Tanrı’nın öngördüğü doğruluğu anlamadıkları ve kendi doğruluklarını yerleştirmeye çalıştıkları için Tanrı’nın öngördüğü doğruluğa boyun eğmediler. Oysa her iman edenin aklanması için Mesih, Kutsal Yasa’nın sonudur… İsa’nın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı’nın O’nu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen, kurtulacaksın…Çünkü Kutsal Yazı, ‘O’na iman eden, utandırılmayacak’ diyor. Çünkü Yahudi Grek ayırımı yoktur, aynı RAB hepsinin Rab’bidir. Kendisini çağıranların tümüne eli açıktır. Çünkü ‘Rab’bi adı ile çağıran herkes kurtulacak.’” (Romalılar 10:1-4,9,11-13 [Yoel 2:32])

DEĞERSİZ Mİ, DEĞERLİ Mİ?

Sizin adınıza bir milyon dolarlık bir banka çeki yazmış olduğumu varsayalım. Çek, bakıldığında harika görünürdü, ama değeri olmazdı. Neden?

Çünkü banka hesabımda bu çekin tutarını karşılayacak miktarda para yok!

Peki, ya dünyanın en zengin adamı sizin adınıza bir milyon dolarlık bir çek yazmış olsaydı?

Sorun çıkmazdı. Çünkü çekin karşılığı olacaktı.

Benim imzamı taşıyan çeki reddeden aynı banka zengin adamın imzasını taşıyan çekin karşılığını ödeyecekti.

Dünyamız, Tanrı’ya pek çok isim aracılığıyla yaklaşma girişiminde bulunan insanlarla doludur, ama insanın günah-borcunu ödemesi için Oğlu’nu göndermiş olan kutsal Tanrı’nın gözünde bu isimlerin hepsi değersiz, günahla lekelenmiş isimlerdir.

Bankanın benim imzamı taşıyan bir milyon dolarlık çekin karşılığını ödememesi gibi, Tanrı da İsa’nın adının dışında hiçbir isim aracılığıyla bağışlama ve yaşam ihsan etmeyecektir.

“Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur.” (Elçilerin İşleri 4:12)

Günah-borcunuzun Tanrı’nın kayıt kitabından silinmesini ve O’nun doğruluğunun zenginliğinin hesabınıza geçmesini ister miydiniz? Günahın laneti üzerinde zafer kazanmak ve şimdi ve sonsuzluk boyunca Yaratıcınız ile yakın bir ilişki yaşamanın keyfini çıkarmak ister misiniz?

O zaman size bunları sağlayacak olan yalnızca tek bir isimdir.

“O zaman RAB’bi adı ile çağıran herkes kurtulacak.” (Yoel 2:32)

Rab İsa Mesih’e iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz.” (Elçilerin İşleri 16:31)

Rab İsa Mesih’in sizin günah-cezanızı ödemek için acı çektiğine, öldüğüne ve günah-cezanızı ortadan kaldırdığına yüreğinizde inanıyor musunuz?

O zaman “kurtulacaksınız.”

YALNIZCA İKİ DİN

Bu yolculuğa, dünyamızda on binden fazla din sistemi bulunduğunu gözlemleyerek başladık.

Aslında yalnızca iki sistem mevcuttur.Weight Balance and Nail pierced hand

  • Size kendinizi kurtarmanızı söyleyen insan başarısı sistemi.
  • Size bir Kurtarıcı’ya ihtiyacınız olduğunu söyleyen tanrısal başarı sistemi.

Kendi kendinizi kurtarmaya çalıştığınız sürece herhangi bir din ya da isim işinize yarayabilir; ama bir Kurtarıcı’ya ihtiyacınız olduğunu fark ettiğinizde, işinize yalnızca tek bir isim yarayacaktır.

Bu isim, İsa’dır.

Peygamberlerin hepsi O’nunla ilgili tanıklıkta bulunuyorlar. Şöyle ki, O’na inanan herkesin günahları O’nun adı ile bağışlanır.” (Elçilerin İşleri 10:43)

27. Aşama 1: Tanrı’nın Önceki Programı

27. Aşama 1: Tanrı’nın Önceki Programı

“Sen bugün benimle birlikte cennette olacaksın!”
İsa Mesih (Luka 23:43)

Birkaç dakika önce diz üstü bilgisayarımın bataryası neredeyse tükenmiş ya da ölmüştü, ama şimdi yeni yaşam ile dolduruluyor. Ölmek üzere olan bu konumu nasıl tersine çevrilebildi?

Bilgisayarımın fişini bir elektrik prizine taktım.

Bir diz üstü bilgisayarı, bir cep telefonu ya da bir el feneri, bu aygıtların pilleri sürekli bitiyor ya da ölüyorlar –şarjlarını yitiriyorlar– bu durumları, üstün bir güç kaynağından tekrar şarj edilene kadar devam ediyor.

Adem’in soyunun durumu, bir şekilde bu tükenerek ölen pillerin durumuna benziyor. Anne rahmine düştüğümüz günden itibaren, günahın getirdiği laneti tersine çevirmek için hiçbir yol olmadan, ölmeye başladık.

Yolculuğumuzun son bölümüne başlarken, size, geleceği ölmekte olan bir pil kadar umutsuz görünen gezgin bir Fransız’ın öyküsünü anlatmak istiyorum.

MUTSUZ VE DERTLİ

26 yaşındaki Bruno ile 1987 yılının Mart ayında tanıştım.

Bu genç adam, pek çok yıl önce, yaşamın anlamını merak etmeye başlamıştı. İç varlığında büyük bir boşluk hissediyordu – bu boşluğu, ne Katolik inancı ile yetiştirilişi ne de dünyasal zevkler ile dolduramamıştı.

Bruno, küçük bir erkek çocuğuyken, kendisine Tanrı’yı öğreten kişilerin öğrettiklerini uygulayamadıklarının farkına vardı. İsyankar delikanlılık çağında adaletsizlikle dolu bir dünya gözlemledi. 18 yaşına geldiğinde, Bruno’nun yaşamdaki tek amacı, hafta sonlarını arkadaşlarıyla birlikte geçirmek, sarhoş olmak ve içinde yaşadığı sefil koşulları unutmaktı. Kız arkadaşı bir trafik kazasında öldüğü zaman, içinde yaşadığı umutsuzluk koyulaştı. Tanrı’ya öfke duydu.

Bruno, Hindistan’a gitmeye karar verdi. Yaşamın anlamını Hindistan’daki pek çok inançtan birinde bulabileceğini düşünüyordu. Bruno, karayolu ile yaptığı yorucu bir yolculuktan sonra, Hindistan’ın kalabalık kentlerinden birine vardı. Burada yoğun bir dinsel çaba ve sözle anlatılması mümkün olmayan bir insan mutsuzluğu ile yüz yüze geldi. Karşılaştığı bu durumu Bruno’nun kendi sözleriyle aktaralım: “Sahip oldukları dine ve inanca rağmen buradaki insanların benden daha mutsuz olduklarını gördüm.”

Bruno, Hindistan’da yaklaşık bir yıl geçirdikten sonra şu sonuca vardı: Eğer nihai gerçeği keşfedecekse, bunu ona yalnızca Tanrı açıklayabilirdi. Böylece Yaratıcısı’na şu basit dua ile hitap etti, “Eğer varsan, bana kendini açıkla!”

Bruno, bir gün Kalküta sokaklarında yürürken, kapısında KUTSAL KİTAP EVİ yazılı bir levha bulunan bir dükkan fark etti. O anda karar vererek, dükkandan içeri girdi ve görevliye, “Fransızca bir Kutsal Kitap’ınız var mı?” diye sordu. Dükkanda tek bir tane Fransızca Kutsal Kitap vardı.

Bruno, Kutsal Kitap’ı satın aldı ve okumaya başladı.

Okurken, kendisini şaşırtan pek çok şeyle karşılaştı. Örneğin, Tanrı’nın On Buyruk’ta söylediği birinci ve ikinci buyruklardan çok etkilendi: “Benden başka tanrın olmayacak. Kendine herhangi bir canlıya benzer bir put yapmayacaksın… putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın (Mısır’dan Çıkış 20:3-5). Bruno, etkilendiği bu buyruklara rağmen, çevresinde insanların önlerinde eğildikleri putlarla dolu tapınakların varlığına tanıklık etti. Ve kendisinin yetiştirilmiş olduğu din üzerinde düşünürken, tanıdığı dindar insanların da Meryem ve azizlerin heykelleri önünde eğilerek ve onlara dua ederek Tanrı’nın buyruklarını ihlal etmekten suçlu olduklarını düşündü.

Bruno, aynı zamanda şu ayetten de etkilenmişti: “Bu Yasa Kitabında yazılı olanları dilinden düşürme. Tümünü özenle yerine getirmek için gece gündüz onu düşün. O zaman başarılı olacak ve amacına ulaşacaksın.” (Yeşu 1:8)

Aradığı gerçeğin yalnızca Kutsal Kitap’ta bulunabileceğine kanaat getiren Bruno Hindistan’dan ayrıldı ve Fransa’ya geri döndü. Ama Kutsal Kitap’ını okumaya devam etmek yerine, onu kitap rafına koydu ve iş ve eğlence yaşamına tekrar başladı. Bu yaşam tarzının ona verdiği tek şey, acı bir tat ve boş bir yürekti.

Aradan dört yıl geçti.

Bruno, bir gün, anlamsız var oluşu hakkında düşünürken, Tanrı’nın vaatlerinden birinin yer aldığı bir Kutsal Kitap ayetini hatırladı: “Beni arayacaksınız. Bütün yüreğiniz ile arayınca Beni bulacaksınız.” (Yeremya 29:13) Bruno şöyle dua etti, “Tamam Tanrım, vaadinin doğru olup olmadığını anlamak için seni bütün yüreğim ile arayacağım.”

Evinin kendisini etkilemesine engel olmak amacıyla Bruno, bu kez Afrika’ya olmak üzere, bir başka yolculuk daha yapmaya karar verdi. Karayolunu kullanarak yaptığı bu yolculuk sırasında Kutsal Kitap’ını okudu ve dua etti, “Tanrım, beni senin gerçeğine yönlendir ve yanlış yollardan koru.” Sahra’yı geçtikten sonra Kuzey Senegal’e geldi. Buradaki ilk gecesini ailemin ve benim yaşadığım aynı kentte geçirdi.

Ertesi sabah Bruno kentte bir yürüyüşe çıktı. Aynı Kalküta’da olduğu gibi, bir kapının üzerinde asılı olan bir levha dikkatini çekti. Bu levhanın üzerinde şunlar yazılıydı:

ECOUTEZ! CAR L’ETERNEL DIEU A PARLE!

(Dinle! Çünkü RAB Tanrı konuştu!)

Bruno içeri girdi.

Girdiği yer benim ofisimdi. Yaptığım işten başımı kaldırıp baktığımda, elinde küçük, çok kullanılmış mavi bir kitap –Hindistan’da satın aldığı Kutsal Kitap– tutan, çalı kadar gür sakallı bir adam gördüm. Bana o zaman yöneltmiş olduğu ilk sorusu hala kulaklarımda:

“Sen nesin, Katolik mi, Protestan mı?”

“Ben yalnızca bir Hristiyan’ım – Mesih’in bir izleyicisi,” diye karşılık verdim. Bruno, yanıtımı duyduğu zaman hem şaşırdı hem de memnun oldu. Çünkü Kutsal Kitap’ı okurken, Kutsal Kitap’ın hiçbir zaman Katoliklerden ya da Protestanlardan söz etmediğini, Hristiyanlar’dan –Mesih imanlılarından– bahsettiğini gözlemlemişti. Bruno, daha sonra bana o gün eğer ben “Katoliğim” ya da “Protestanım” şeklinde bir yanıt vermiş olsaydım, dönüp hemen dışarı çıkacağını anlattı. Dinden bıkmıştı. Gerçeği istiyordu.

O günü izleyen birkaç gün boyunca Bruno beni soru yağmuruna tuttu. Ona, Tanrı’nın Kutsal Kitap’taki yanıtlarını gösterdim. Ayrılacağı günün akşamı (Güney Afrika’ya gitmeyi tasarlıyordu), ona meydan okudum, “Kutsal Kitap’ını tekrar oku ve Tanrı’nın senin için ne yaptığını oku.”

Altı hafta sonra, eşim ve ben Bruno’dan bir mektup aldık: mektubunda bir balıkçı köyünün yakınında kendisine bir oda kiraladığını, Eski ve Yeni antlaşmaları kıyaslayarak Kutsal Kitap’ın tamamını tekrar okuduğunu ve bitirdiğini açıklıyordu.

Kutsal Yazılar’ın tümünde Mesih’i görmüştü.

Bu bölümü Bruno’nun kendi sözleriyle aktarmak isterim: “Bir gece dışarıda tek başımayken, İsa’nın vaadi yüreğime güçlü bir şekilde geldi, ‘Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, Ben size rahat veririm (Matta 11:28). Yaşamımı, tüm başarısızlıkları, acılıkları ve pişmanlıkları ile tekrar gözden geçirdiğimde, yüreğimde öfkeli bir çatışma meydana geldi. Eğer Mesih’i izlersem, artık tutkularımı ve arzularımı izlemek için özgür olamayacağımı biliyordum. Sonunda teslim oldum. Tanrı, gözlerimi açtı. Mesih’in, çarmıhta, Kanını benim için döktüğüne ve ölümden benim için dirildiğine inandım. Canım, huzurla doldu. Ağlamaya başladım ve ağlamam durmak bilmedi. Günahımın ağır yükü üzerimden gitmişti!” Bruno, şu sözlerle devam etti: “En somme, je suis ne de nouveau!” (“Özetleyecek olursam, yeniden doğdum!”)

MapBruno, daha önce aramış olduğu her şeyi buldu: temizlenmiş bir yürek ve vicdan, Yaratıcısı ile bir ilişki ve sonsuz yaşam. Neden yeryüzünde bulunduğunu ve nereye gitmekte olduğunu artık anladı.

Arayışı son buldu.

Kutsal Kitap şöyle der:

“Bir kimse Mesih’teyse yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur.” (2. Korintliler 5:17)

Bruno’nun yaşamı hem küçük hem de büyük konularda süratle değişmeye başladı. Örneğin, on bir yaşından beri sigara içiyor olmasına rağmen, Rab onu bu alışkanlıktan kurtardı. Benliğine dönük, içki içmeye yer veren, ahlak dışı yaşam biçimi utanç dolu geçmişinde kalan bir anıya dönüştü. Kutsal Yazılar, artık onun için büyük anlam taşıyorlardı ve dua etmek Bruno için nefes almak kadar doğal bir hale gelmişti.

Bruno, seyahat etmeye devam etmek yerine Kutsal Yazılar’ı çalışmak, Mesih’teki imanlılarla zaman geçirmek ve diğer insanlara Tanrı’nın kendisi için ne yaptığını anlatmak amacı ile sonraki altı ay boyunca Senegal’de kaldı.

Bruno, yeni bir yaratık olmuştu.

Bruno ile ilk karşılaşmamızdan bu yana yaklaşık yirmi yıl geçmiş olmasına rağmen, hala haberleşiyoruz. “Yeni Bruno” bugün Fransa’da eşiyle birlikte yaşıyor, Tanrı ile yürüyorlar ve dört çocuklarını Rab bilgisi ve bereketiyle büyütüyorlar.

Bu söylediklerim, Bruno’nun yaşamının artık yürek acılarından, mücadele ve sıkıntılardan özgür olduğu anlamına mı geliyor? Hayır, hem o hem de ailesi çeşitli denemeler ve ayartmalarla karşılaşıyorlar, ama yalnız değiller.

Rab’bin Kendisi onlarla birlikte.

TANRI’NIN ÜÇ AŞAMALI PROGRAMI

Belki biri şöyle düşünüyor olabilir: “Durun bir dakika, eğer İsa bizim için Şeytan’ı, günahı ve ölümü yendiyse, o zaman Mesih imanlıları dahil olmak üzere insanlar neden pek çok alanda mücadele etmeye devam ediyorlar? Dünyamız neden kötülük ve çekişmelerle dolu? Vaat edilen kurtarış ve mükemmellik nerede?

Bu soruların yanıtları, Tanrı’nın, insan tarihine müdahale etmek için yaptığı uzun süreli planın üç aşamadan oluştuğu gerçeğinde bulunur:

Aşama I:  Tanrı, halkını günahın

            CEZASINDAN kurtaracaktı.

Aşama II:  Tanrı, halkını günahın

            GÜCÜNDEN kurtaracaktı.

Aşama III:  Tanrı, halkını günahın

            VARLIĞINDAN kurtaracaktı.235

Aşağıda Yeni Antlaşma’dan alınan bir aktarma, Tanrı’nın bu üç aşamalı –geçmiş, şimdi ve gelecek– programını özetlemektedir:

“Tanrı ‘bizi böylesine büyük bir ölüm tehlikesinden (Aşama I) kurtardı; daha da kurtaracaktır (Aşama II); umudumuzu O’na bağladık, bizi yine kurtaracaktır (Aşama III).” (2. Korintliler 1:10)

Kutsal Yazılar’da yaptığımız yolculuğun geri kalan bölümü, Tanrı’nın, Şeytan’ın, günahın ve ölümün etkilerini sonsuza kadar yok edeceği bu üç aşamalı programa odaklanacaktır. Yolculuğumuzun son kısmı, bize Cennetin kendisinden kısa görüntüler vereceği için harikulade manzaralar içerecektir.

LANETİ TERSİNE ÇEVİRMEK: AŞAMA BİR

Adem ve Havva Şeytan’ın söylediklerini dinledikleri zaman, Yaratıcıları-sahipleri ile olan arkadaşlıklarını, ceza olarak kaybettiler ve hem kendilerinin hem de tüm soylarının üzerine günahın lanetini getirdiler. Orijinal, mükemmel dünya aniden insanların Tanrı’dan saklanmak istedikleri ve kendi yollarında yürümeyi tercih ettikleri bir yer haline dönüştü. Yaşam, yas ve acı, hastalık ve bozulma, yoksulluk ve açlık, üzüntü ve çekişme, yaşlanma ve ölüm ile tanımlanmaya başlandı.

Günah, bir lanet getirdi. Ama zaman dolduğunda, Tanrı’nın söz vermiş olduğu gibi, Tanrı’nın Sonsuz Oğlu, Adem’in soyunu Şeytan, günah ve ölümden kurtarmak için bir kadının Soyu olarak göklerden yeryüzüne geldi.

Tanrı, eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. Bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı Kendi Oğlu ile bize seslenmiştir. Oğul Tanrı yüceliğinin parıltısı, O’nun varlığının öz görünümüdür. Güçlü sözü ile her şeyi devam ettirir. Günahlardan arınmayı sağladıktan sonra, yücelerde ulu Tanrı’nın sağında oturdu.” (İbraniler 1:1-3)

Rab İsa günah tarafından lekelenmemişti.

O, günah ile lanetlenmiş yaratılışın her unsuru üzerinde tam bir yetkiye sahip olduğunu gösterdi. Ağzından çıkan bir söz ya da Elinin bir dokunuşu ile kötü ruhların kaçmasını, kör gözlerin görmesini, cüzamlı hastaların temizlenmesini ve ölülerin dirilmesini sağladı. O, suyun üzerinde yürüdü, fırtınaları dindirdi ve aç insanları doyurmak için ekmeği çoğalttı. O, günahı bağışladı ve yaralı yüreklerin esenliğini sağladı.

Ve sonra yerine getirmek için geldiği görevi tamamladı.

Babası’nı yüceltmek, Kutsal Yazılar’ı yerine getirmek ve O’na inanan herkesi kurtarmak için acı çekti, öldü ve tekrar dirildi.

“İbrahim’e sağlanan kutsama Mesih İsa aracılığıyla uluslara sağlansın ve bizler vaat edilen Ruh’u iman ile alalım diye, Mesih bizim için lanetlenerek bizi Yasa’nın lanetinden kurtardı. Çünkü, ‘Ağaç üzerine asılan herkes lanetlidir’ diye yazılmıştır.” (Galatyalılar 3:13-14; Yasa’nın Tekrarı 21:23)

ŞAŞIRTAN LÜTUF

Tanrı’nın yasalarını mükemmel bir şekilde yerine getiren İsa, yasayı ihlal edenleri, “yasanın lanetinden kurtarmak (bunu yapabilmek için mükemmel itaat gereklidir), bizim için lanetlenmek üzere” geldi. İsa, bizi sonsuz cezadan kurtarmak için, kendi isteği ile, bizim hak ettiğimiz cezayı üstlendi.

Rab, çarmıhta asılıyken acı çektiği anlarda bile, günahın lanetini tersine çevirmek ile ilgili amacını sergiledi.

İsa, devlete karşı hainlik, hırsızlık ve cinayet suçlarından ölüme mahkum edilen iki suçlunun arasında çarmıha gerildi. Rab ve bu iki günahkâr arasında geçen konuşmaya tekrar kulak verelim. Önce, her iki adam da İsa ile alay etti, ama saatler ilerledikçe bir tanesinin yüreği değişti ve tövbe etti.

“Çarmıha asılan suçlulardan biri, ‘Sen Mesih değil misin?Haydi, kendini de bizi de kurtar!’ diye küfür etti.

Ne var ki, öbür suçlu onu azarladı ‘Sende Tanrı korkusu da mı yok?’ diye karşılık verdi. ‘Sen de aynı cezayı çekiyorsun. Nitekim biz haklı olarak cezalandırılıyor, yaptıklarımızın karşılığını alıyoruz. Oysa bu adam hiçbir kötülük yapmadı.’ Sonra, ‘Ey İsa, kendi egemenliğine girdiğinde beni an’ dedi.

İsa ona, ‘Sana doğrusunu söyleyeyim, sen bugün benimle birlikte cennette olacaksın’ dedi.” (Luka 23:39-43)

Bu iki haydut ölmek ve cehenneme gitmek üzereydiler. Sonra, bu son saatlerde, bir tanesi Tanrı’nın önünde günahlı olduğunun farkına vardı ve ortadaki çarmıha çivilenmiş olan günahsız Kurtarıcı’ya güvenerek iman etti.

İsa ona bir vaatte bulundu:

“Sen bugün benimle birlikte cennette olacaksın!”

Sonsuzluğu, Şeytan ve onun düşmüş melekleri için hazırlanmış olan yerde geçirmek yerine bağışlanan bu haydut, sonsuzluğu şimdi Yaratıcısının-Kurtarıcısının huzurunda geçirecekti.

Birbirlerinden ne kadar farklı iki yer ve ne kadar büyük bir değiş tokuş!

Günahın cezasını çekmek için tam o anda Kanını dökmekte olan Tanrı’nın Kuzusu’na güvendiği için Tanrı bu günahkârın günahlarını kayıt defterinden sildi, İsa’nın doğruluğunu onun hesabına geçirdi ve adını Kuzu’nun Yaşam Kitabına yazdı – bu Kitap Tanrı’nın bağışlama, doğruluk ve sonsuz yaşam armağanını iman ederek alan herkesin isimlerini içerir.

Günahın laneti, bu çaresiz günahkâr için sonsuza kadar tersine çevrildi.

KATİLLER BAĞIŞLANABİLİR Mİ?

Aşağıdaki elektronik posta, araştırma yapan birinden geldi:

Subject: Email Feedback

İsa (üzerine esenlik olsun) bizim yerimize geçerek günahlarımız için öldü” ifadesinin ışığında “adalet” terimini nasıl açıkladığınızı bilmek isterdim. Bu ifade, yaşamım boyunca yaptığım tüm hatalardan sorumlu tutulmayacağım anlamına mı geliyor? Bu dünyadayken adaletin elinden kurtulan katil, öbür dünyada, sadece İsa onun günahlarının cezasını ödediği için özgür kılınacak… Ben, bu görüşü onaylamakta zorlanıyorum. Hepimizin doğru yola yönlendirilmesini diliyorum!

İsa’nın günahkârların yerine geçerek çarmıhta ölmesi “adalet” ile tutarlı mıdır? Tanrı, bir katili bile bağışlayabilir mi? Gelin, bu son soruya önce bağışlanan ve değişen “katiller” hakkındaki birkaç tanıklık ile karşılık verelim.

YAMYAMLAR

Kutsal Kitap çevirmeni ve antropolog Don Richardson, Yeryüzünün Efendileri adlı kitabında Endonezya’da İrian Jaya dağında yaşayan vahşi yamyamlar olan Yali halkından söz eder. Yüzyıllar boyunca bu halk çevrelerindeki köylerde yaşayan düşman insanlara işkence ettiler, onları öldürdüler ve, evet, onları yediler. İntikam ve korku, “normal” bir yaşam biçimiydi.

Sonra onlara Müjde götürüldü.

Yali halkı ve çevrelerindeki kabileler Tanrı’nın, günahın bağışlanması ve Mesih’teki yeni yaşam hakkındaki iyi haberini işittiler. Bu insanların çoğu iman etti. Düşünce ve yaşam biçimleri değiştirildi. Tanrı’nın yeniden doğmuş çocukları olarak, neyin “normal” olduğu konusunda şimdi yeni bir standarda kavuştular. Daha önce birbirlerinden korkan ve nefret eden kişiler birbirlerinin kardeşi oldular. Eski düşmanlarıyla dostluklarını kolaylaştırmak için “Yali köylerini birbirlerine yaklaştıran daha kaliteli patikalar” yaptılar.236

Bugün bu eski katiller kendilerine zarar vermek isteyen kişilere merhamet gösterirler, çünkü Tanrı’nın Ruh’u onların yüreklerini değiştirmiş ve onlara şunu öğretmiştir: “Birbirinize karşı iyi yürekli, şefkatli olun. Tanrı’nın sizi Mesih’te bağışladığı gibi siz de birbirinizi bağışlayın.” (Efesliler 4:32)

UMUTLARINI YİTİRMİŞ BİR KIZ

Emma, Singapur’daki tutucu ve sert bir Müslüman ailede yetiştirildi. Anne-babasının boşanması ve aile yaşamının düzensizliği nedeniyle birini –kendini– öldürmeye karar verdi.

Emma, on katlı apartmanlarının balkonundan aşağıya atlamaya niyetliydi. Tam planını uygulamak üzereyken, tanımadığı Tanrı’ya öfke ve umutsuzluk içinde feryat etti, “Eğer gerçekten varsan, bana bunu bir şekilde bildir!”

Balkona giden birkaç basamaklı merdivene doğru yürümeye başladı ve basamaklardan birinin üzerinde bir Kutsal Kitap duruyordu! Emma hemen kitabı aldı ve koşarak odasına gitti. Kutsal Kitap’ın sayfaları açıldı ve açılan bu sayfalarda şu satırlar yazılıydı:

BibleRab çobanımdır, eksiğim olmaz. Beni yemyeşil çayırlarda yatırır, sakin suların kıyısına götürür. İçimi tazeler, adı uğruna bana doğru yollarda öncülük eder. Karanlık ölüm vadisinden geçsem bile, kötülükten korkmam. Çünkü sen benimlesin. Çomağın, değneğin güven verir bana. Düşmanlarımın önünde bana sofra kurarsın, başıma yağ sürersin, kasem taşıyor. Ömrüm boyunca yalnız iyilik ve sevgi izleyecek beni, hep RAB’bin evinde oturacağım.(Mezmur 23)

Emma, bu Mezmur’u okurken, Tanrı’nın gerçekliği VE SEVGİSİ tam doluluk ile üzerine geldi. Hemen bunun ardından, “Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir diyen (Yu­hana 10:11) Rab İsa’ya güvenerek iman etti.

Emma, O’nun “koyunlarından” biri oldu.

Emma artık kendini öldürmek istemiyor. Sevinçli bir eş ve beş ço­cuk annesi. Emma’nın yaşam amacı, Mesih’te bulduğunu –TAN­RI’NIN BOL SEVGİSİ– diğer kişilerin de bulmasına yardımcı olmak.

Bu öyküyü, doğruluğunu kontrol etmesi için Emma’ya gönderdiğim zaman, öyküyü elektronik posta aracılığıyla bana geri gönderdi; öyküye Tanrı’nın sevgisi hakkındaki sözlerini büyük harflerle yazarak eklemede bulunmuştu. Dünyanın her yerinde bezdiren güçlü baskılar ve meydan okumalarla yüz yüze olan kadınların ortasında Emma, günlük yaşamı için gerekli olan gücü ve sevgiyi Rab’bin şaşırtıcı sevgisinde ve ilgisinde buluyor.

VAHŞİ BİR ADAM

Son olarak, Tanrı’nın adı uğruna insanları öldüren dindar bir partizan olan Tarsus’lu Saul üzerinde duralım.

Saul, Mesih’in zamanında Küçük Asya’da (günümüzdeki Türkiye), Tarsus’ta dünyaya geldi. Saul, İsa’nın Mesih ve Tanrı’nın Oğlu olduğuna inanmadı. İsa’nın Cennete dönmesinden kısa bir süre sonra, Saul Yahudi yüksek kurulu tarafından İsa’nın izleyicilerini hapse atmak, kırbaçlamak ve öldürmekle görevlendirildi. İsa’ya inanmış olan Yahudiler’i hapse atarak, kırbaçlayarak ve öldürerek Tanrı’ya hizmet ettiğine inanıyordu.237 Bir gün Saul ve adamları bir grup Yahudi Hristiyan’ı tutuklamak için görev yaparken neler olduğunu aşağıdaki satırlarda birlikte okuyalım.

“Yol alıp Şam’a yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı. Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‘Saul, Saul, neden Bana zulmediyorsun?’ dediğini işitti.

Saul, ‘Ey Efendim, sen kimsin?’ dedi.

Ben senin zulmettiğin İsa’yım’ diye yanıt geldi. Üvendireye karşı tepmekle kendine zarar veriyorsun.’

Saul, şaşkınlıktan donakaldı, titreyerek, ‘Rab, benden ne yapmamı istiyorsun?’ dedi. (Elçilerin İşleri 9:3-6)

Saul’un İsa hakkındaki düşüncesi değişti. Eski Antlaşma Yazılarının bir öğrencisi olarak Saul hemen o anda İsa’nın tüm peygamberlerin hakkında yazdıkları Mesih olduğunu anladı.

Büyük düşman büyük kahraman haline geldi.238

Adını sonradan Pavlus (“küçük” anlamına gelir) olarak değiştiren Saul, kendisi hakkında şu tanıklıkta bulundu:

“Bir zamanlar O’na küfreden, zalim ve küstah biri olduğum halde bana merhamet edildi. Çünkü ne yaptıysam bilgisizlikten ve imansızlıktan yaptım. Ama Rabbimiz’in lütfu, imanla ve Mesih İsa’da olan sevgi ile birlikte bol bol üzerime döküldü. ‘Mesih İsa günahkârları kurtarmak için dünyaya geldi’ sözü güvenilir ve her bakımdan kabule layık bir sözdür. Günahkârların en kötüsü benim. (1. Timoteos 1:13-15)

MESİH’İN UZMANLIĞI

“Katiller” bile Tanrı tarafından bağışlanabilir ve değiştirilebilirler mi?

İrian’lı yamyamlar, Singapur’lu Emma ve Tarsus’lu Saul Tanrı tarafından bağışlanmış ve değiştirilmişlerdir. Aynı durum, İsa’nın yanındaki çarmıha gerilmiş olan tövbekar katil için de geçerlidir. Tanrı’nın mesajına inandıkları zaman dünyanın her yerindeki günahkârlar –hapishanelerin içindekiler ve dışındakiler– Tanrı tarafından bağışlanır ve değiştirilirler.

“En iyi” ve en kötü günahkârların yüreklerini kurtarmak ve değiştirmek, Mesih’in uzmanlık alanıdır. Tanrı’nın merhameti ve lütfu hakkındaki her şey budur.

Elbette, günahın sonuçları vardır.

Çarmıhtaki haydut suçları nedeniyle hala acı çekiyordu. Yaşamı süresince Rab’bi tanımanın, O’nun için yaşamanın ve O’nu tanımaları için başkalarına yardım etmenin getirdiği huzur ve sevinci hiçbir zaman tatmadı. Her şeye rağmen, bir günahkârın bağışlanması ve Tanrı’nın önünde doğru kılınması her zaman aynı yol aracılığıyladır: günahlı konumunun farkına varmak ve Tanrı’nın kurtuluş sağlayışına güvenmek.

Rab İsa’ya inanmamak, İsa’nın diğer yanında çarmıha gerilmiş olan, tövbe etmeyen haydut ile birlikte mahvolmaktır.

MERHAMET VE ADALET BİRLİKTE

Birkaç sayfa önce elektronik postasını okuduğunuz kişi aynı zamanda şu soruyu da sormuştu: ‘İsa bizim yerimize geçerek günahlarımız için öldü’ ifadesinin ışığında ‘adalet’ terimini nasıl açıklarsınız?” Ahmed daha önce aynı soruyu sordu:

Subject: Email Feedback

Tanrı, ne istediğini insanlara söyleyebilecek ve onların günahlarını sevgili oğlunu kurban etmeden ve ona işkence etmeden silebilecek kadar büyük değil midir???!

Daha önce de defalarca görmüş olduğumuz gibi, Tanrı adalet ve sadakat konularında büyük olduğu için insanların günahları gereken şekilde yargılanmadıkça ve cezalandırılmadıkça, bu günahları “silemez.”

13. bölümde adaleti yerine getirmeden merhamet ihsan eden yargıç hakkında verilen örneği hatırlayın. Bu yargıcın yaptıkları tüm mahkemenin öfkesini ve nefretini uyandırmıştı.

Tanrı, bu garip fikirli yargıca benzemez. O’nun karakterinde ya da ününde ufacık bir toz tanesi kadar leke bulunamaz. O, adalete zarar verecek bir merhameti asla ihsan etmez. Oğlunu, gökyüzünden yeryüzüne bir çarmıha çivilenmesi ve bu çarmıhta Tanrı’nın merhametini ve gerçeğini mükemmel bir bileşim içinde sergilemesi için büyük Sevgisi nedeni ile gönderdi.

“Sevgi ile sadakat buluşacak. Doğruluk ile esenlik öpüşecek. Sadakat yerden bitecek, doğruluk gökten bakacak.” (Mezmur 85:10-11)

İsa Tanrı’nın gazabına bizim için katlandığından, Tanrı “gökten aşağı bakabilir” ve bize bağışlama, mükemmellik, ve sonsuz yaşam armağanlarını sunabilir. Rab İsa, bizim yerimize geçerek Tanrı’nın adaletini, merhametini ve lütfunu sergiledi. Daha önce de gözlemlemiş olduğumuz gibi:

Adalet, hak ettiğimizi almak,

Merhamet, hak ettiğimizi almamak,

Lütuf ise, hak etmediğimizi almaktır.

Mesih’e güvenen herkes hiç kimsenin hak etmediğini alır: günahtan arınma, Mesih’in doğruluğu, Tanrı’nın ailesinde bir yer ve sonsuz yaşam. Mesih’i reddeden ve umursamayan herkes, herkesin hak ettiğini alacaktır.

Mesih gelmeden yedi yüz yıl önce peygamber Mika şunları yazdı: “Yönetenin yanağına değnek ile vuracaklar(Mika 5:1). Bu konu üzerinde durun ve düşünün! Tüm yeryüzünün Yöneteni, kurtarmaya geldiği nankör günahkârlar tarafından öldürülmek için insan bedenine büründü!

Adalet, merhamet ve lütuf, bir araya gelerek bundan daha iyi bir uyum sağlayamazlardı.

Biz daha çaresizken Mesih belirlenen zamanda tanrısızlar için öldü. Bir kimse doğru insan için güç ölür, ama iyi insan için belki biri ölmeyi göze alabilir. Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken Mesih bizim için öldü” (Romalılar 5:6-8).

ADİL KALAN VE AKLAYAN

Tanrı, planının ilk aşamasında, günahkârları bağışlamak için Kendi mükemmel standartlarını düşürmeden, bir yol açtı. Tanrı hem adil kalan hem de İsa’ya iman edeni aklayandır (Romalılar 3:26).

Tanrı Adil’dir, çünkü günahı gereken şekilde cezalandırmıştır.

Tanrı, gönderdiği Kurtarıcı’ya güvenenlerin hepsini Aklayan’dır.

Kendi çabalarıma güvenmeyi bıraktığım ve Mesih’e, O’nun benim için ölüp dirildiğine güvendiğim an, Adil Yargıç, kayıt kitabında yazılı olan tüm suçlarımın üzerine şu mührü vuracaktır:

A K L A N D I !

Aklanmak, Tanrı’nın yasal bir eylemi aracılığıyla doğru ilan edilmek’tir.

Tanrı, bunu nasıl yapabilir?

Tanrı bunu yapabilir, çünkü çarmıhta günah-cezamı O ödedi.

Adem günah işlediği zaman, Tanrı insan soyunun tümünün doğru olmadığını ilan etti. Ama İsa öldüğü ve tekrar dirildiği için, Tanrı, O’na inanan herkesi doğru olarak ilan eder.

“Çünkü bir adamın söz dinlemezliği yüzünden nasıl bir çoğu günahkâr kılındıysa, bir adamın söz dinlemesi ile bir çoğu da doğru kılınacaktır.” (Romalılar 5:19)

Adem’in günahı nasıl murdarlık ve ölüm ürettiyse, Mesih’in ölümü ve dirilişi de temizlenme ve yaşam sağladı.

Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşama kavuşacak.” (1. Korintliler 15:22)

Adil Yargıç, gökyüzünden yeryüzüne baktığı zaman, sizi Adem’de ve onun kirli günahkârlığının içinde mi görüyor? Ya da Tanrı sizi Mesih’te ve O’nun saf ve lekesiz doğruluğunun içinde mi görüyor?

Cennet mahkemesi üçüncü bir şık tanımaz.

İNSAN’IN ÇİFTE SIKINTISI

Yaratılış kitabının üçüncü bölümünde açıklandığı gibi Adem ve Havva Yaratıcılarına itaatsizlik ettikleri zaman, üzerlerine, günah ve utancın çifte bilinmeyenini getirmiş oldular.

Günahları yüzünden saklanmak zorunda kaldılar.

Utançları çıplaklıklarını örtmeleri için onları harekete geçirdi.

Tanrı, Adaleti nedeni ile onların kendi çabalarıyla çıplaklıklarını örtmek için kullandıkları incir yapraklarını reddetti, ama Merhameti nedeniyle onlara, kurban edilmiş hayvanların derilerini giydirdi. Hayvan kanı onların günahını uzaklaştırmak için neyin gerekli olduğunu ve hayvan derileri ise onların utancını örtmek için neyin gerekli olduğunu sembolize ediyorlardı.

Bizler, atamızın günahını ve utancını paylaşıyoruz.Tanrı’nın önünde bizler, kirli günahkârlar ve ruhsal çıplaklarız. Utanç verici bir durum, ama O’nun Huzurunda durabilmek için uygun değiliz. O’nun bağışlamasına ve O’nun mükemmelliğine muhtacız.

Çifte sıkıntımız aşağıdaki şu iki soruyla özetlenebilir:

1.      Bizi Yaratıcımız’dan ayıran günahtan nasıl temizlenebiliriz?

2.      O’nunla sonsuza kadar birlikte yaşayabilmemiz için mükemmelliği nasıl giyinebiliriz?

TANRI’NIN ÇİFTE ŞİFASI

İnsanın günahkârlığı ve doğruluk eksikliği için gerekli çözüme yalnızca Tanrı sahiptir. Tanrı’nın günahsız Oğlu İsa, çarmıhta Kanını döktüğü zaman bizim cezamızı üstlendi, ve ölümü fethetmiş Olan olarak, bize Kendi doğruluğunu sunar.

“Tanrı, Rabbimiz İsa’yı ölümden diriltene inanan herkesi aklanmış sayacak. İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi. (Romalılar 4:24-25)

“Bir kimse Mesih’teyse yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş her şey yeni olmuştur. Bunların hepsi Tanrı’dandır. Tanrı, Mesih aracılığıyla bizi Kendisi ile barıştırdı ve bize barıştırma görevini verdi. Tanrı, günahı bilmeyen Mesih’i bizim için günah sunusu yaptı. Öyle ki, Mesih sayesinde Tanrı’nın doğruluğu olalım.” (2. Korint­liler 5:17-18,21)

Kendinize ve dininize güvenmeyi bıraktığınız ve umudunuz yalnızca Mesih ve sizin için döktüğü mükemmel kanı olduğu anda:

1)      Sizi günah’ın kirliliğinden temizleyecek, ve

2)      Sizi Kendi mükemmel doğruluğu ile örtecektir.

Tanrı’nın günahınızı ve utancınızı iyileştirecek başka bir tedavisi yoktur.

TANRI’NIN DEĞ İŞ TOKUŞ PROGRAMI

Rab İsa Mesih, ölümü ve dirilişi aracılığıyla, bizim günahımızı aldı ve bize Kendi doğruluğunu verir. Tanrı’nın büyük değiş tokuş programı şöyledir: O’nun doğruluğuna karşılık benim günahım.Calvary

Biri, böyle hem hayrete düşüren hem de hayranlık uyandıran bir öneriyi neden reddetsin ki?

İnsanı üzen gerçek şudur ki, insanların çoğu Tanrı’nın sağlayışını reddetmeyi seçerler. Ancak her şeye rağmen O’nun önerisi sunulmuştur: Tanrı’nın kurtuluş armağanını alan herkes, doğru ilan edildi. Bu armağanı reddeden herkes, kendi günahlarının bedelini, hayali ve geçici bir Araf’ta değil, Şeytan ve onun cinleri için hazırlanmış olan sonsuz cehennemde ödeyecektir.

Pek çok dindar kişi, şu konuda ısrarlıdırlar: “Herkes kendi günahlarının bedelini ödemelidir.” Tanrı’nın bağışlama ve doğruluk armağanını reddeden herkes bu düşünceye sahiptir. Ama yine de, bu günah borcu sürekli olduğu için bedeli hiçbir zaman ödenemeyecektir. Ayrıca, kayıp günahkârlar, günahlarının cezasını ateş gölünde sonsuza kadar öderlerken, cennette yaşamak için talep edilen doğruluğu asla kazanamayacaklardır. Bağışlamayı ve O’nunla birlikte yaşamaları için gerekli olan doğruluğu, çaresiz günahkârlara yalnızca Tanrı verebilir.

Kurtarıcı gelmeden yedi yüz yıl önce, peygamber Yeşaya Tanrı’nın büyük değiş tokuş programı hakkında şunları yazdı:

“Hepimiz murdar olanlara benzedik.
Bütün doğru işlerimiz kirli adet bezi gibi.
Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık,
Her birimiz kendi yoluna döndü.
Yine de Rab hepimizin cezasını O’na yükledi.
RAB’de büyük sevinç bulacağım;
Tanrım ile yüreğim coşacak.
Çünkü bana kurtuluş giysisini giydirdi,
Beni doğruluk kaftanı ile örttü.
                    (Yeşaya 64:6; 53:6; 61:10)

Tanrı’nın önünde hala murdar olanlara benziyor musunuz? Ya da Mesih’in kanı aracılığıyla temizlendiniz mi?

Çıplaklığınızı örten kendi doğruluğunuzun kirli adet bezleri midir? Ya da üzerinize Mesih’in doğruluğunun tertemiz giysisini giydiniz mi?

Her şey şu tek sorunun yanıtlanmasına bağlı.

“Verdiğimiz habere kim inandı? (Yeşaya 53:1)

Tanrı’nın verdiği habere inandınız mı? O’nun gerçeği ile ilgili diğer tüm tercihleri bir kenara bıraktınız mı?

“BİLESİNİZ DİYE”

Tanrı Sözü şöyle der: “Tanrı’nın Oğlu’nun adına iman eden sizlere sonsuz yaşama sahip olduğunuzu bilesiniz diye bunları yazdım” (1. Yuhanna 5:13).

Yıllar önce, çok dindar bir hanım ile Tanrı’nın sonsuz yaşam armağanı hakkında konuştum. Bu hanım, kendisini bir Hristiyan olarak adlandırmasına rağmen, Tanrı’nın Mesih’te kurtuluşu sağladığına hiçbir zaman güvenmemişti. Ona, “Ben, öldüğüm zaman cennete gideceğimi biliyorum” dediğim zaman, biraz kızarak şu yanıtı verdi, “Ya, demek o kadar iyi olduğunuzu düşünüyorsunuz ki, doğrudan cennete gideceğinizi söyleyebiliyorsunuz, öyle mi?”

“Hayır” diye karşılık verdim, “cennete gideceğim, ama ben o kadar iyi olduğum için değil. Tanrı, o kadar iyi olduğu için. Eğer O’na ve bizim için yaptıklarına iman ettiğimiz takdirde, “sonsuz yaşama sahip olduğumuzu bilebileceğimizibize söyleyen O’dur.

“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.(Romalılar 6:23)

ALİ NASIL BİLDİ?

Bu kitabın birinci bölümünde Tanrı’nın mesajına inandığı için ailesi tarafından reddedilen Ali’den söz etmiştim.

Onunla ilk karşılaştığımda Ali de Bruno gibi 26 yaşındaydı. Ancak yine de, eğlence peşindeki Bruno’dan farklı olan Ali dinini içtenlikle uyguladı – günlük dualarını belirtilen şekilde yerine getirmek, her yıl bir ay oruç tutmak ve diğer insanlara iyi davranmaya çalışmak. Ama yine de midesinde sancıların oluşmasına neden olan bir huzursuzluk hissediyordu.

Ali, geceleri uyuyamadan yatağında yatarken şunları düşünürdü: “Dini görevlerimi yerine getiriyorum – o zaman neden sonsuzluktan bu kadar çok korkuyorum? Ah Tanrım, öldükten sonra nereye gideceğimi bilmemin bir yolu yok mu?”

Ali bu soruyu babasına ve yerel din önderlerine sordu, “Tanrı’nın Cennete girmeme izin vereceğinden nasıl emin olabilirim?” Herkes papağan gibi aynı yanıtı tekrarladı: “Bilemezsin. Hiç kimse kaderini bilemez. Yalnızca Tanrı bilir.”

Onların bu yanıtı Ali’yi tatmin etmedi.

Evde ve okulda Ali’ye Kuran’daki şu bilgiler öğretilmişti: Meryem oğlu İsa, bir bakireden doğmuş olan doğru bir peygamberdi. Ali, İsa’nın aynı zamanda Mesih, Tanrı Sözü ve Tanrı Ruhu gibi unvan­lara sahip, güçlü mucizeler yapan bir peygamber olduğunu da öğrendi. “Belki İsa Peygamber bana aradığım yanıtı sağlayabilir,” diye düşündü.

Ali, İsa hakkında bir kitap bulmaya karar verdi. Birkaç hafta sonra yollarımız karşılaştı. Ben Ali’ye, hemen yoğun bir ilgi göstererek çalışmaya başladığı bir Kutsal Kitap verdim. Yaklaşık bir yıl süreyle Kutsal Yazılar’ı araştırdıktan sonra Ali’nin neler keşfettiğini aşağıda kendi sözleriyle okuyalım:

“Tüm peygamberlerin İsa’ya işaret ettiklerini öğrendim. İsa’nın Kendisinin: Yol, Gerçek ve Yaşam Ben’im, Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez… Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip Beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir” (Yuhanna 14:6; 5:24) dediği bölümü okudum.

Bu ve diğer ayetler, İsa’nın kim olduğunu anlamama ve O’nu kabul etmeme yardımcı oldular: Kesin bir kurtuluş sağlamak için kanını döken ve ölümden dirilen tek Kurtarıcı! O’na ve benim yerime geçerek benim günahlarım için acı çektiğine ve öldüğüne iman ettim.

İman ettiğim anda, içimde, daha önce hiç duymadığım bir huzur duygusu hissettim. Ne kadar büyük bir değişiklik! Artık sonsuz yazgımın ne olacağını düşünüp kaygılanmıyorum çünkü Rab’bin, beni mahkum eden günahların tümünün cezasını eksiksiz olarak ödediğini biliyorum. Şimdi, iyi olduğum için değil, Tanrı’nın İsa Mesih’te sağladığı lütuf nedeni ile cennete gideceğimi biliyorum. Şimdi Tanrı’yı her konuda hoşnut etmek istiyorum, ama bunu kurtuluşumu kazanmak için değil, Tanrı beni kurtardığı ve yüreğimi değiştirdiği için istiyorum.”

Ali için, günahın laneti tersine çevrilmişti. Bugün, o, eşi ve oğulları yalnızca öldükten sonra nereye gideceklerini bilmek ile kalmıyorlar, aynı zamanda yeryüzünde hangi amaç ile bulunduklarını da biliyorlar: Yaratıcılarını-Kurtarıcılarını tanımak, sevmek ve O’na hizmet etmek ve diğer insanları da O’nu tanımaya yönlendirmek.

ÖLÜM: İMANLININ UŞAĞI

Mesih, yeryüzüne ilk geldiği zaman, Tanrı’nın, günahın lanetini tersine çevirmek için yaptığı üç aşamalı planın ilk bölümünü yerine getirdi. Yaşamı, ölümü, gömülmesi ve dirilişi aracılığıyla İsa, içinden geçilemez gibi görünen günah ve ölüm duvarını deldi. Çarmıhtaki haydut, yamyamlar, Emma, Saul, Ali, Bruno ve Tanrı’nın mesajının gerçek olduğunu kabul eden herkes, bu mesajın sağladığı yararlardan istifade eden kişilerdir.

Zalim zorba, Ölüm, Mesih’teki imanlılar için, görevi, Tanrı’nın buyruğu ile cennet kapısını açmak olan alçakgönüllü bir hizmetkâr haline getirildi. Kutsal Yazılar şöyle der: “Rab’bin gözünde değerlidir sadık kullarının ölümü.239 (Mezmurlar 116:15)

“Değerli” sözcüğünün “ölümü” tanımlarken kullanılabileceğini hayal etmek bile imkansızdı. Ama Tanrı’ya şükürler olsun ki, artık iman eden herkes için bu tanımı kullanabiliriz.

Ey ölüm, dikenin nerede? Ey ölüm, zaferin nerede?... Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla bizi zafere ulaştıran Tanrı’ya şükürler olsun!” (1. Korintliler 55,57)

Günahın geçmişteki laneti tersine çevrilmiştir.

28. Aşama 2: Tanrı’nın Şimdiki Programı

28. Aşama 2: Tanrı’nın Şimdiki Programı

Yüreklerine yazacağım.”
RAB  (Yeremya 31:33)

Pek çok kişi günahın ölümcül laneti üzerinde fazla durmazken, pek çok kişi de yaşamın günlük lanetleri olarak adlandırılabilecek şeylere tutsak olarak yaşarlar.

Dünya nüfusunun çoğunluğu kaza, hastalık ve ölüm korkusu içinde yaşar. İnsanların çoğu yiyecek satın almak ve borçlarını ödemek için yeterli paraları olmadığı konusunda kaygılanırlar. Bazı insanlar ise, talihsizlikten, büyüden, ya da nazardan korkarlar, mutlu oldukları zaman bunu yüksek sesle söylememeye özen gösterirler, çünkü eğer kötü bir ruh mutluluklarını işitirse, mutluluklarının nesnesine zarar vereceğini düşünürler. Bazı kişiler kötü ruhları ve felaketi savuşturmak için evlerine, kendilerinin ve çocuklarının üzerlerine muska ya da tılsımlı dualar asarlar. Çoğu insan korunmak için tılsımlar ya da ezberden okunmuş dualarla kutsanan sular içerler.240 Tanrı’ya şükürler olsun ki, Yaratıcılarını-Kurta­rıcılarını bilen ve O’na güvenen kişilerin bu tür önlemler almaya ihtiyaçları yoktur, çünkü O, düşmanın hayali ya da gerçek tüm kötü güçlerinden sonsuzca daha büyüktür. Bir imanlı için korkulacak hiçbir şey yoktur, çünkü Rab İsa, ölümün kendisi de dahil olmak üzere var olan her gücün üzerinde yetkiye sahiptir.

İsa, günahın bedelini ödeyerek günahın, yalnızca sonsuz yazgımızı etkileyen lanetini tersine çevirmek için gelmedi, aynı zamanda günahın günlük yaşamlarımızı etkileyen lanetini de tersine çevirmek için geldi

LANETİ TERSİNE ÇEVİRMEK: AŞAMA İKİ

Kutsal Yazılar şöyle der: “Yavrularım, siz Tanrı’dansınız ve sahte peygamberleri yendiniz. Çünkü sizde olan dünyadakinden üstündür.(1. Yuhanna 4:4)

Bu “İmanlıda Olan” kimdir?

İsa, çarmıha gerilmeden önceki gece öğrencilerine şöyle dedi:

 “Ben de Baba’dan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhu’nu verecek. Dünya O’nu kabul edemez. Çünkü O’nu ne görür ne de tanır. Siz O’nu tanıyorsunuz. Çünkü O aranızda yaşıyor ve içinizde olacaktır.

Sizi öksüz bırakmayacağım, size geri döneceğim.

Ben daha aranızdayken size bunları söyledim. Ama Baba’nın benim adım ile göndereceği, Yardımcı, Kutsal Ruh size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak. Size esenlik bırakıyorum, size Kendi esenliğimi veriyorum. Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Yüreğiniz sıkılmasın ve korkmasın.(Yu­hanna 14:16-18, 25-27)

BAŞKA BİR YARDIMCI

İsa, öğrencilerine Kendisi göğe geri döndükten sonra Baba’nın onlara “başka bir Yardımcı… Kutsal Ruh’u” göndereceğine söz verdi.

İngilizce’ye yardımcı olarak çevrilen Grekçe parakletos sözcüğü, yardımcı, teselli eden, öğütçü ya da avukat anlamına gelir. Parak­letos sözcüğü, Kutsal Yazılar’da hem Tanrı Oğlu hem de Tanrı’nın Kutsal Ruhu olarak kullanılır.241 Oğul günahkârları, günahın cezasından kurtarmak için geldi, Kutsal Ruh ise günahkârları günahın gücünden kurtarmak için geldi.

Kutsal Ruh aynı Oğul gibi her zaman Tanrı ile birlikte olmuştur. Bu nedenle, Tanrı’nın kitabının başlangıç satırlarında Tanrı’nın Ruh’u” olarak adlandırılır (Yaratılış 1:2)

Pek çok kişinin yaptığı gibi,242 “Yardımcı’nın, Kutsal Ruh’un” melek Cebrail ya da daha sonra gelecek olan bir peygamber olduğunu ileri sürmek, hem peygamberlerin Yazılarına hem de İsa’nın söylediklerine ve yaptıklarına karşı çıkmak olur.

İsa, öğrencilerine, bir çarmıh üzerinde öldükten ve tekrar yaşama döndükten sonra, Kutsal Ruh’un aşağı inebilmesi ve Tanrı’nın mesajına iman eden herkesin yüreğinde konut kurabilmesi için göğe yükseleceğini söyledi. Oğul yukarı çıkacak ve Ruh aşağı inecekti. İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Size gerçeği söylüyorum, benim gidişim sizin yararınızadır. Gitmezsem Yardımcı size gelmez. Ama gidersem, O’nu size gönderirim.(Yuhanna 16:7)

Tarih içinde bu gelinen noktaya kadar, Kutsal Ruh zaman zaman güçlendirmek, rehberlik etmek ve bereketlemek için imanlılar ile birlikte olmuştu. Ancak yine de Kutsal Ruh’un imanlıların içinde sürekli olarak yaşamak üzere gelebilmesi, İsa’nın, dünyanın günah sorununu çözmesinden sonra mümkün oldu.

Rab İsa çok özel bir olayı duyuruyordu. “Gerçeğin Ruhu … aranızda yaşıyor ve içinizde olacaktır.(Yuhanna 14:17)

KUTSAL RUH’UN GELİŞİ

İsa ölümden dirildikten sonra, Yazılar’da şu kayıt yer alır:

“İsa öğrencileri ile birlikteyken onlara şu buyruğu vermişti: ‘Yeru­şalim’den ayrılmayın, Baba’nın verdiği ve benden duyduğunuz sözün gerçekleşmesini bekleyin. Şöyle ki, Yahya su ile vaftiz etti, ama sizler birkaç güne kadar Kutsal Ruh ile vaftiz edileceksiniz… ama Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız. Yeruşa­lim’de, bütün Yahudiye ve Samiriye’de ve dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız. (Elçilerin İşleri 1:4-5,8)

Bu sözler, İsa’nın dirilişinden elli gün geçtikten sonra, göğe yükselişinden on gün sonra yaşanılan Pentikost Günü’nde yerine geldi.243

“Pentikost Günü geldiği zaman, bütün imanlılar bir arada bulunuyorlardı. Ansızın gökten, güçlü bir rüzgarın esişini andıran bir ses geldi ve bulundukları evi tümüyle doldurdu. Ateşten dillere benzer bir şeylerin dağılıp her birinin üzerine indiğini gördüler. İmanlıların hepsi kutsal Ruh ile doldular …(Elçilerin İşleri 2:1-4)

Yeni Antlaşma, Elçilerin İşleri 2. bölümdeki dramatik olayın tamamını kaydeder. İsa’nın öğrencileri Kutsal Ruh’un gücü aracılığıyla Asya, Arabistan ve dünyanın diğer bölgelerinden gelerek Yeruşalim’de toplanmış olan pek çok yabancının konuştuğu çeşitli dillerde Tanrı’nın iyi haberini duyurmaya başladılar.

Kutsal Ruh’un indiği o günde üç bin kişi Tanrı’nın mesajına inandı ve sonsuz yaşam armağanını aldı. İmanlıların sayısı hızla büyüdü.

Elçilerin İşleri Mesih’teki ilk imanlıların tarihini kaydeder ve diri Mesih’in iyi haberinin tüm Roma İmparatorluğu’nda nasıl –kılıç gücü aracılığıyla değil, Tanrı’nın sevgisinin ve Kutsal Ruh’un gücünün aracılığıyla– yayıldığını anlatır.

GÖREVE ÇAĞRILAN KİŞİLER

Tanrı’nın yeryüzündeki bu şimdiki zaman hakkındaki temel programı “öteki uluslardan kendi adı için (kendine ait) bir halk çıkarmak”tı (Elçilerin İşleri 15:14).

Kutsal Ruh’un Pentikost Günü’nde gelişi kilise olarak adlandırılan özel bir imanlı ailesinin ortaya çıkmasını sağladı. Kilise’nin orijinal Grekçe’deki karşılığı ekklesia’dır; “toplanma” ya da “göreve çağırılanlar” anlamına gelir. Günümüzde “kilise” sözcüğü, yanlış kavramlar ve sayılması imkansız mezheplerle karıştırılır. Kendilerini Hristiyan olarak adlandıranların çoğu, sürdürdükleri yaşam tarzı ile Mesih’in adını alenen küçük düşürürler. Bir din’e sahip olabilirler, ama Tanrı ile içten bir ilişkiye sahip değildirler. Bu kişiler, İsa’nın kanına iman aracılığıyla günahlarından asla temizlenmemişlerdir.

İyi haber, Tanrı’nın her yerdeki tüm insanları Oğlu’na güvenmeye, O’nun özel yeni yaratığı olmaya ve sonsuzluğu O’nun ile geçirecek olan imanlıların ailesinde evlat olmaya davet eder.

Tanrı’nın vaatlerine İsa gelmeden önce (Eski Antlaşma zamanında) inanmış olanlar, Tanrı’nın ailesinin bir bölümüdürler, ama yalnızca İsa geldikten sonra bu vaatlere inanmış olan kişiler, “kilise” olarak bilinen yaşayan bir organizmanın parçasıdırlar. Kilise aynı zamanda “mesih’in bedeni” ve “gelin” olarak da adlandırılır.244 Kutsal Yazılar, Rab İsa Mesih’e güvenen herkes için şunları söyler:

“Ama siz… sizi karanlıktan şaşılası ışığına çağıran Tanrı’nın erdemlerini duyurmak için seçilmiş Tanrı’nın öz halkısınız. Bir zamanlar halk değildiniz, ama şimdi Tanrı’nın halkısınız.” (1. Petrus 2:9-10)

Kutsal Kitap’ın birinci ve ikinci bölümleri başlangıçta Tanrı’nın insanları nasıl kendi öz halkı olarak yarattığını açıklar. Üçüncü bölüm Adem’in nasıl günah işlediğini ve kendisini ve tüm insan soyunu Tanrı’dan nasıl ayırdığını kaydeder. Ancak yine de, bu bölümü izleyen Yazılar, murdar günahkârların tekrar Tanrı’nın “kendi öz halkı” olabilmeleri için Tanrı’nın ne yaptığını açıklarlar.

Siz, Tanrı’nın “öz halkının” bir parçası mısınız? Eğer öyleyseniz, o zaman Tanrı’nın, laneti tersine çevirmek için hazırlamış olduğu programın ikinci aşamasında yer alıyorsunuz demektir.

KURTARILMIŞ VE MÜHÜRLENMİŞ

Tanrı’nın kurtuluş armağanını almış bir günahkârın yaşamında Kutsal Ruh’un yaptığı ilk şey, o kişiye yeni yaşam vermektir. Kendilerine ve kendi çabalarına duydukları güveni İsa Mesih’e ve O’nun kurtarma eylemine transfer etmiş olan herkes, Kutsal Ruh aracılığıyla yeniden doğar.

İsa, şöyle dedi:

“Bedenden doğan bedendir. Ruh’tan doğan Ruh’tur. Sana, ‘yeniden doğmalısınız’ dediğime şaşma.... Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. (Yuhanna 3:6-7,16)

“Yeniden doğmak” ne kadar harika bir şeydir! Bir günahkârın ruhsal olarak yeniden doğması birleşik birliğinin tümünün içindeki işidir. Baba Oğlu’nu gönderdiği, Oğul, günah uğruna Kanını döktüğü ve Kutsal Ruh yeni yaşam ile imanlının içine döküldüğü için yeni yaşam mümkündür.

Kutsal ruh bize yalnızca sonsuz yaşam vermekle kalmaz; O, bizi sonsuza kadar mühürler, Tanrı’nın özel malı olarak işaretler ve sonsuza kadar içimizde konut kurar. Aynı zamanda Kutsal Ruh bu dünyadan ayrılma vaktimiz geldiğinde, Baba’nın evine güvenlik içinde varmamızı garantiler.

“Gerçeğin bildirisini, kurtuluşunuzun Müjde’sini duyup O’na iman ettiğinizde, siz de vaat edilen Kutsal Ruh ile O’nda mühürlendiniz… Ruh, mirasımızın güvencesidir.” (Efesliler 1:13-14)

Gerçek bir imanlının sonsuz kurtuluşu kaybetmesine hiçbir şey engel olamaz. “Sonsuz kurtuluşu garantileyen …Kutsal Ruh’tur.”

TEKRAR GÜNAH İŞLEMEK İÇİN Mİ ÖZGÜR KILINDIK?

Zaman zaman insanların alaylı bir ifadeyle şu soruyu sorduklarını işitirim: “Tamam, Cennette kendime bir yer sağlamak için yapmam gereken tek şey, İsa’nın günahlarım uğruna öldüğüne inanmak. O zaman günah işlemeye istediğim gibi devam edebilirim, öyle değil mi?”

Bu aynı mantığı kullanalım, eğer siz kurak bir toprakta tamamen çaresiz kalarak kaybolduktan sonra, biri sizi kurtarırsa sizi kurtaran kişiye, “Teşekkürler! Şimdi tekrar kaybolmak için özgürüm!” mü diyeceksiniz?

Ya da bir alacaklı sizin büyük miktardaki borcunuzu bağışlarsa, onu gücendirecek şeyleri bilerek ya da kasten yapmak isteyecek misiniz?

Ya da üzerinize temiz ve ütülü giysiler giydiğinizi farz edelim, “Çok iyi! Şimdi gidip kirli, çamurlu bir yerde yatabilirim” mi diyeceksiniz?

Bu tür bir düşünce sıralaması mümkün değildir.

O zaman neden Adem’in çocukları, günah ve günahın sonuçları ile ilgili konularda bu şekilde düşünsünler?

Yanıt, üzücü bir şekilde aşikardır. Günah zihinlerimizi ve yüreklerimizi güçlü bir şekilde kavramıştır, öyle ki bu kavrayış günahın iyi ve arzulanabilir olduğu konusunda bizi ikna edecek noktaya varmıştır. Bu tür bir düşünce elbette yeni değildir. Aynı zamanda Adem ve Havva da günahı –yasaklanan meyveyi alma– “bilgelik kazanmak için çekici gördüler (Yaratılış 3:6).

Anlaşılması gereken şey şudur: bir günahkâr Tanrı’nın mesajına inandığı anda, artık günah çölünde kaybolmuş değildir. Bu yükü ağır borcun tamamı ödenmiştir. İmanlı şimdi Mesih’in saf doğruluğu ile giydirilmiştir.

Kutsal Ruh Tanrı’nın, yeniden doğan bir çocuğunun içine, günahın iyi değil kötü bir şey olduğuna dair kutsal bir kanaat yerleştirir. Tanrı’nın halkını O’nun kutsal karakterini ve davranışını yansıtan yaşamlar sürdürmesi konusunda güçlendirir. Tanrı’nın yeniden doğan çocukları, göksel ailenin üyeleri olarak aile onuruna yakışan yaşamlar sürdürmeyi isteyeceklerdir.

İmanlılar Kutsal Ruh’u önemsemedikleri ve yaşam tarzları ile Rab’bi onurlandırmadıkları halde, Mesih’teki tüm gerçek imanlıların içinde bu göksel Konuk yaşamaktadır. Bu nedenle Kutsal Yazılar Mesih’e güvenen herkese şu öğütte bulunurlar:

“Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nu kederlendirmeyin. Kurtuluş günü için o Ruh ile mühürlendiniz (Efesliler 4:30).

Rab İsa’daki imanlılar iman aracılığıyla aldıkları kurtuluşu asla kaybedemezler, ama imansızlar gibi yaşayarak “Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nu üzebilirler”. Rab’bin halkı hala dünyanın içinde olsa bile, artık “(O) dünyadan olmadığı gibi onlar da dünyadan değildirler.” (Yuhana 17:16)

Rab İsa nasıl bu dünyanın tanrısaymaz uygulamalarından nefret ediyorsa, O’nun öğrencilerinin de aynı şekilde hareket etmeleri gerekir.

“Öyleyse ne diyelim? Lütuf çoğalsın diye günah işlemeye devam mı edelim? Kesinlikle hayır! Günah karşısında ölmüş olan bizler artık günah içinde nasıl yaşarız?” (Romalılar 6:1-2)

Bu nedenle bedenin dünyasal eğilimlerini – fuhşu, pisliği, şehveti, kötü arzuları ve putperestlikle eş olan açgözlülüğü öldürün. Bunlar yüzünden Tanrı’nın gazabı söz dinlemeyenlerin üzerine geliyor. Geçmişte bunlarla iç içe yaşadığınız zaman siz de bu yollarda yürüdünüz. Ama şimdi öfke, kızgınlık, kötü niyet dahil, hepsini üzerinizden sıyırıp atın. Ağzınızdan hiçbir iftira ya da edepsiz söz çıkmasın. Birbirinize yalan söylemeyin. Çünkü eski yaradılışı kötü alışkanlıkları ile birlikte üzerinizden sıyırıp attınız. Eksiksiz bilgiye erişmek için Yaratıcısı’na benzer olmak üzere yenilenen yeni yaratılışı giyindiniz.” (Koloseliler 3:5-10)

TANRI’NIN İMANLIDAKİ YAŞAMI

Tanrı’nın Oğlu nasıl inanan günahkârları günahın cezasından kurtarmak için geldiyse, aynı şekilde Kutsal Ruh da imanlıları günahın günlük gücünden kurtarmak için gelmiştir.

Kutsal Ruh’un, bu konuda nasıl çalıştığına bakalım:

Bir kişi Mesih’e güvendiği anda, Tanrı’nın Ruh’u, o kişinin ruhunda, iç kontrol merkezinde yaşamak için gelerek o kişinin içinde O’nun egemenliğini kurar. Kutsal Ruh, imanlıya Tanrı’yı hoşnut etmesini isteten yeni bir doğa verir. Bu durum, o kişinin günahlı, bencil doğasının yok olduğu anlamına gelmez. Eski doğa yalnızca, imanlı Cennete gittiğinde silinecektir. İmanlılar bu dünyada günahsız bir mükemmeliyet durumuna ulaşamazlar. Ancak yine de, memnun edemedikleri zamanlarda derin üzüntü duymaları gerekir.245

Her gerçek imanlının yaşamında eski doğa (Adem’den miras alınan) ve yeni doğa (Kutsal Ruh tarafından ekilen) arasında sürekli bir savaş mevcuttur. Mesih’in imanlıda konut kurmuş olan Ruh’u, imanlıya Tanrı’yı hoşnut etmesi için yüreğinde hissettiği bir arzu verir. Kutsal Ruh, Tanrı’nın halkına günah geçici sefa” (İbraniler 11:25) sağlamasına rağmen, “bu gibi şeylerin sonucunun ölüm ol­duğunu…. ama şimdi günahtan özgür kılındıklarınımeyveleri­nin kutsallaşmaolduğunu öğretir (Romalılar 6:21-22) Kutsal Ruh imanlının içinde büyük değişiklikler üretir.

“Ruh’un ürünüyse:
     Sevgi, sevinç, esenlik,
        sabır, şefkat, iyilik,
           bağlılık, yumuşak huyluluk ve öz denetimdir.
Bu tür nitelikleri yasaklayan yasa yoktur.” (Galatyalılar 5:22-23)

İnsanların kendi çabalarını talep eden dinler, ruhsal meyve üretmezler. Din yasaları bir kişinin dışsal davranışını belli bir ölçüye kadar değiştirebilse de, yalnızca Kutsal Ruh bir kişinin içsel doğasını değiştirebilir.

Tanrı, sizin yaşamınızı Kendi egemenliği ile yönetmek ister. Tanrı size izlemeniz gereken bir kurallar dizisi vermek yerine, içinize Kendi yaşamını koyar ve sizin aracılığınızla diğer insanları bereketler ve Adının yüceliğini duyurur.

LİSTELER Mİ, SEVGİ Mİ?

Bu öykü, karısı ölen bir adam hakkındadır. Dul adam, haftada üç gün evini temizlemesi ve çamaşırını yıkaması için bir hanım tutar. Adam, buzdolabının üzerine temizlikçi her geldiğinde ondan yapmasını istediği işlerin bir listesini yapıştırır. Ve, evet, adam yaptığı iş için bu kadına para öder.

Bir süre sonra adam bu hanıma aşık olur ve ondan kendisiyle evlenmesini ister. Kadın kabul eder. Evlendikten sonra adam, buzdolabının üzerine yapıştırdığı görevler listesini kaldırır. Aynı zamanda ona ödediği resmi maaşı ödemekten de vazgeçer. Neden? Çünkü “evi temizleyen hanım” onun sevgili eşi olmuştur! Bu hanım şimdi evi içinden gelerek temizlemektedir, çamaşırları içinden gelerek yıkar ve hatta listede hiçbir zaman bulunmayan birçok başka işi de yapar. Neden? Çünkü kocasını sever ve onu hoşnut etmeyi ve ona hizmet etmeyi ister. Buzdolabının üzerindeki kurallar şimdi bu hanımın artık yüreğinde yazılıdırlar.

Tanrı, Kendisine ait olan kişiler için aynısını yapar.

“Yasamı içlerine (zihinlerine) yerleştirecek ve yüreklerine yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.” (Yeremya 31:33)

Buzdolabının üzerindeki liste gibi, insanın din’i size, yerine getirilmesi gereken bir görevler dizisi sunar, ve eğer “Tanrı istediği takdirde”, size çabalarınızın karşılığının inşaallah Yargı Günü’nde “ödeneceğini” vaat eder.

Bu durumun aksine Rab, görkemli bir karşıtlık içinde, size Kendisi ile bir ilişki sunar. Tanrı, yalnızca cezanızı kaldırmak ve sonsuz yaşam sunmakla kalmamıştır, aynı zamanda siz O’nun önerisini kabul ettiğiniz takdirde Kutsal Ruh’u ile gelmek ve içinizde yaşamak ister.

Tanrı, size asla yerine getiremeyeceğiniz uzun görevler listesi vermek yerine O’nu hoşnut etmeniz ve O’na bir sevgi yüreği ile hizmet etmeniz için arzu vereceğini vaat eder. Bir sevgi ilişkisi, iyi işler için bir dinin kurallar listesinden ve yasalarından daha iyi motivasyon üretir. Çünkü:

“…sevgi yasanın yerine getirilmesidir.” (Romalılar 13:10)

Din, size yeni bir yaşam ve Cennette bir yer vaat edebilir, ama bunları sağlayabilecek olan yalnızca Kutsal Ruh’tur. Yalnızca Kutsal Ruh sizi sevgi, sevinç, esenlik ve sonsuz güvenlik ile doldurabilir.

“Umut düş kırıklığına uğratmaz, çünkü bize verilen Kutsal Ruh aracılığıyla Tanrı’nın sevgisi yüreklerimize dökülmüştür. (Romalılar 5:5)

SEVİNÇLE İTAAT ETMEK

İmanlıların Rab’be ve insanlara Tanrı’nın sevgisi ile dolup taşan bir yürekle hizmet ettikleri gerçeğinin anlamı, elbette, itaat etmeleri gereken buyruklar olmadığı anlamına gelmez. Örneğin, İsa tam göğe dönmek üzereyken, öğrencilerine şunları söyledi:

“Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adı ile vaftiz edin. Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte Ben, dünyanın sonuna kadar her an sizinle birlikteyim.” (Matta 28:18-20)

İsa izleyicilerine kurtuluşun iyi haberini “tüm uluslara” duyurmalarını buyurdu. Bir kişiye Tanrı’nın kurtuluş armağanını aldıktan sonra, İsa’nın buyurduğu her şeye uymayı” öğretmek gerekiyordu. Örneğin, İsa, öğrencilerine düşmanlarını sevmelerini ve herkese sevinçle hizmet etmelerini öğretti. Mesih’in izleyicilerinin tutkusu, tek gerçek Tanrı’nın tanınması, O’na güvenilmesi ve O’nun dünyanın dört bucağında övülmesi olmalıydı.

İsa, öğrencilerine aynı zamanda yeni imanlıları “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adı ile” vaftiz etmelerini de söyledi. Burada, “adları” (çoğul) yerine, adı ile” (tekil) ifadesinin kullanıldığına dikkat edin. Yalnızca kendilerini çaresiz günahkârlar olarak görenler ve İsa’nın yaşamı, ölümü ve dirilişi hakkındaki iyi habere inananlar Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olan tek gerçek Tanrı ile sonsuz bir ilişkiye sahip olacaklardır.

Tanrı’nın mesajına inananlar, imanlarını bir nehirde ya da herhangi başka bir su birikintisinde vaftiz olarak göstermelidirler.

NEDEN VAFTİZ?

Bir imanlının günahtan temizlenmesi için törensel bir şekilde suyun altına sokulmaya ihtiyacı var mıdır? Hayır, imanlı, İsa’nın ölümü ve dirilişi aracılığıyla yaptıkları sayesinde zaten Tanrı tarafından temizlenmiş ve doğru ilan edilmiştir. Su vaftizi, bir içsel gerçekliğin dışsal sembolüdür. Bir kez Tanrı’nın mesajına iman ettikten sonra Kurtarıcımız ve yeni Efendimize itaat ederek vaftiz olmalıyız, ama bizi cennete girmek için uygun kılan, böyle bir vaftiz değildir.246

O zaman su vaftizi neyi ifade eder? Su vaftizi, bir imanlının Rab İsa’nın ölümü, gömülmesi ve dirilişi ile özdeşleşmiş olduğunu görsel bir şekilde sembolize eder. Su vaftizi, imanlıların Tanrı’nın kurtuluş planına olan imanlarını ilan etmelerinin bir yoludur. Su, ölümü temsil eder. Bir kişi, suyun altına konulduğu zaman, “İsa, benim günahlarım için öldü ve gömüldü” demektedir. Ve kişi, sudan çıktığında, “İsa benim için ölümü yendi. O’nun ölümü, gömülmesi ve dirilmesi benim içindi, günahtan temizlendim, doğru ilan edildim ve bana sonsuz yaşam verildi” demektedir.

Bu konuda yanılgıya düşmeyin. Bir günahkârın Tanrı’nın huzurunda kabul edilmesi, yalnızca İsa Mesih’in mükemmel doğruluğu ve tamamladığı iş ile mümkün olabilir. Bağışlanmış bir günahkâr olarak, Rab ile sonsuza kadar birlikte yaşayacağımı biliyorum. Ama bunun nedeni benim iyi olmam değildir. O’nunla sonsuza kadar birlikte yaşayacağım, çünkü “Kutsal Yasa’ya dayanan kişisel doğruluğa değil, Mesih’e iman etmekle kazanılan, iman sonucu Tanrı’dan gelen doğruluğa sahip olarak Mesih’te bulunayım.” (Filipi­liler 3:9)

İnsanların dinleri size kendinize ve kendi çabalarınıza bakmayı öğretir. Tanrı’nın Müjdesi ise, size Mesih’e ve O’nun kusursuz doğruluğuna bakmayı öğretir.

İMANLILAR İÇİN YARGI YOK MU?

Mesih’in günahkârları sonsuz yargıdan kurtarmak için gerekli olan her şeyi yapmış olduğu gerçeği, zihinlerde başka bir sorunun ortaya çıkmasına neden olur. Elektronik posta gönderenlerden biri şu soruyu sordu:

Subject: Email Feedback

Eğer İsa, insanları günahlarından kurtarmak için çarmıhta kanını döktüyse, bu durum yargı gününün amacını ortadan mı kaldırır?

Hayır, İsa’nın günahlarımız için çarmıhta ölmesi, imanlıların Tanrı’ya kendileriyle ilgili hesap vermeleri gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Kutsal Yazılar şöyle der: “Çünkü yargının, Tanrı’nın ev halkından başlayacağı an gelmiştir. Eğer yargılama önce bizden başlarsa, Tanrı’nın Müjdesi’ne kulak asmayanların sonu ne olacak?” (1. Petrus 4:17)

İKİ YARGI GÜNÜ

Kutsal Yazılar, gelecekte, birbirlerinden tamamen farklı iki Yargı Günü’nden söz ederler. Önce, doğruların dirilişi ve yargısı, son olarak da günahkârların dirilişi ve yargısı olacaktır.247

Doğruların yargılanması: Bu Yargı Günü’nde yer almak istersiniz. Bu Mesih’in Yargı Kürsüsü’nün önünde bulunanlar, cennete mi yoksa cehenneme mi gönderilecekleri konusunda sorguya tabi tutulmayacaklardır. Yeryüzünde yaşarken Tanrı’nın doğruluk armağanını aldıkları için zaten cenette olacaklardır. Ancak yine de, imanlılar olarak yaptıkları işlerin motifleri ve değerleri ile ilgili olarak Tanrı’nın yapacağı değerlendirmeye göre ya ödül alacaklar ya da kayba uğrayacaklardır. Tanrı’nın isteğine göre yaşamış olan, diğer insanlara alçakgönüllülükle hizmet etmiş, denemelerde Tanrı’ya güvenmiş, O’nun Sözü’nü sevmiş ve başkalarına duyurmuş ve umutla Rab’bin gelişini beklemiş olan bir imanlı, ödül alacaktır; öz-merkezli bir imanlı ise, “zarar edecek, kendisi kurtulacak, ama ateşten geçmiş gibi olacaktır” (1. Korintliler 3:11-15). Kutsal Kitap, imanlıların Rab’be tapınırken O’nun ayaklarının önüne minnettarlıkla atacakları beş farklı “taç” alabileceklerini yazar.248 “Tanrı’nın yargı kürsüsü önüne hepimiz çıkacağız... Her birimiz kendi adına Tanrı’ya hesap verecktir.” (Romalılar 14:10,12)

Günahkârların yargılanması: Büyük Beyaz Yargı Tahtı olarak adlandırılan, bu korku verici Yargı Günü’nde yer almak istemezsiniz. Bu korkunç olay, yeryüzündeyken Tanrı’nın kurtuluş sağlayışına güvenmeyen ve bu nedenle günahları içinde ölen herkes tarafından yaşanacaktır. Bu kişilerin cennete mi yoksa cehenneme mi gidecekleri konusunda hiçbir sorgulama olmayacaktır. Her biri sahip oldukları gerçek ile ne yaptıklarına göre farklı derecelerde cezalar alacak olmalarına rağmen, hepsi de ateş gölüne mahkum edileceklerdir. “Ölüler kitaplarda yazılanlara bakılarak her biri yaptıklarına göre yargılandı. Sonra Ölüm ve Ölüler Diyarı ateş gölüne atıldı. İşte bu ateş gölü ikinci ölümdür. Adları Yaşam Kitabına yazılmamış olanlar ateş gölüne atıldılar.” (Vahiy 20:11-15)

İyi haber, bu sözcükleri okuyan kişilerin hiçbirinin mahvolmayacağıdır, çünkü Rab İsa günahın cezasından herkesi özgür kılar.

TANRI’NIN ÇOCUKLARI

Daha önce belirtilmiş olduğu gibi, siz Rab İsa Mesih’e ve O’nun sizin için yaptıklarına güvendiğiniz an, Tanrı’nın ailesinin bir üyesi olacaksınız.

Artık Tanrı size uzak görünmeyecek.

Sizin Babanız olacak.

“Kendisini kabul edip iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi… onlar Tanrı’dan doğdular.” (Yuhanna 1:12)

Oğullar olduğunuz için Tanrı, öz Oğlu’nun ‘Abba! Baba!’ diye seslenen Ruhu’nu yüreklerinize gönderdi.” (Ga­latyalılar 4:6)

Dünya, insanlardan uzakta olan, törenler talep eden, insanlara Kendisi ile kişisel bir ilişki sunmayan bir Tanrı’yı resmeden dinler ile doludur. Tüm bunların aksine Oğlu’nu yeryüzüne gönderen Tanrı, Kendisini günahkârları seven bir göksel Baba olarak açıklamıştır. Oğlu İsa Mesih’i kabul eden herkese, onları temizleyeceği, onlara Mesih’in mükemmelliğini giydireceği ve Kutsal Ruhu’nu onların yüreklerine göndereceği vaadini verir.

Pakistanlı Belkıs Şeyh, O’na Baba Demeye Cesaret Ettim (Türkçeye “Tanrı Bana ‘Kızım’ Dedi” adıyla çevrildi) adlı kitabında tek gerçek Tanrı’nın mesajını bulmak için yaptığı araştırmayı anlatır. Kutsal Kitap’ı kendisinin yetiştirildiği din kitabı ile aylarca karşılaştırdı ve sonra Tanrı’ya kendisine gerçeği göstermesi için feryat ettikten sonra bir deneyim yaşadı. Bu deneyimini bizlere şöyle anlatır:

Her iki kitabı da ellerime aldım ve yukarı kaldırdım: ‘Hangisi Baba?’ diye sordum. ‘Hangisi Senin kitabın?’ Sonra olağanüstü bir şey oldu. Şimdiye kadar hayatımda hiç böyle bir durumla karşılaşmamıştım. Çünkü iç varlığımda bir ses duydum, bu ses benimle sanki ben içsel zihnimde sözcükler tekrarlıyormuşum gibi net bir şekilde konuştu. Sözcükler canlıydı, şefkat doluydu, ama aynı zamanda da yetki ile söylenmişlerdi.

‘Karşına hangi kitapta Baba olarak çıkıyorum?’

Kendimi şu yanıtı verirken buldum: ‘Kutsal Kitap’ta.’249

Tanrı, bu Pakistanlı hanımın Babası olduğu gibi benim de Babam’dır. Tanrı’nın mesajına inandığım gün ruhsal olarak yeniden doğdum. Tanrı’nın ailesinin bir üyesi olarak sahip olduğum bu konumumu kaybetmeme hiçbir şey engel olamaz. İsa şöyle dedi: “Koyunlarım sesimi işitir. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz.” (Yuhan­na 10:27-28)

İLİŞKİ & PAYDAŞLIK

O zaman ben günah işlediğimde ne olur? İşlediğim günah Tanrı’dan tekrar ayrılmama neden olur mu?

Eğer bir oğul yersel babasına itaat etmezse, ailenin üyesi olmasına son verilir mi? Hayır, bir oğlun itaatsizliği onun doğmamış gibi kabul edilmesine neden olmaz. Oğlun anne ve babası ile olan fiziksel bağı bozulamaz. Aynı şey sizin Tanrı ile olan ruhsal bağınız için de geçerlidir. Tanrı’nın, yeniden doğan bir çocuğu olarak sahip olduğunuz konumu hiçbir şey size kaybettiremez. İnanan herkes, “ölümlü değil, ölümsüz bir tohumdan, yani Tanrı’nın diri ve sonsuz (kalıcı) sözü aracılığıyla yeniden doğdu.” (1. Petrus 1:23)

Tanrı sizin göksel Babanızdır. Mesih’in size giydirilmiş olan doğruluğu, sizden hiçbir zaman geri alınmayacaktır. Kutsal Ruh sizi asla terk etmeyecektir.

Sonsuza kadar güvenlik içindesiniz.

“Eminim ki, ne ölüm ne yaşam ..bizi Rabbimiz Mesih İsa’da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir.” (Romalılar 8:38-39)

Tanrı’nın içimde bina etmiş olduğu sonsuz ilişkiyi benim yapacağım hiçbir hareket bozamaz. Ama yine de günah Tanrı ile olan günlük paydaşlığımı etkileyecektir.

KONUM & DURUM

Bir babanın, oğluna, gidip bahçede çalışmasını söylediğini varsayın, ama oğul babasının söylediğini yapmak yerine arkadaşlarıyla futbol oynamaya gider. Çocuğun, babasının bir oğlu olarak konumu değişmeyecektir, ama oğlun babası ile olan paydaşlığının koşulu bu durumdan kesinlikle etkilenecektir! Oğul eve döndüğünde sorguya çekilecektir; bazı sert sözler söylenecek ve uygun bir disiplin eylemi söz konusu olacaktır. Oğul, babası ile yakın bir ilişkinin tadını tekrar çıkarabilmek için itaatsiz davranışını itiraf etmek zorundadır.

Aynı şey Tanrı’ya ait olan kişiler için de geçerlidir. Tanrı, çocukları günah işledikleri zaman onları terbiye eder.

“Oğlum, RAB’bin terbiye edişini hafife alma, O’nun azarlamasından usanma. Çünkü Rab oğlundan hoşnut bir baba gibi, sevdiğini azarlar.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 3:11-12)

Tanrı’yla gündelik paydaşlığımıza gelince, Kutsal Kitap şöyle diyor:

O’nunla paydaşlığımız var deyip de karanlıkta yürürsek, yalan söylemiş, gerçeğe uymamış oluruz. Eğer günahımız yok dersek, kendimizi aldatırız, içimizde gerçek olmaz. Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır.” (1. Yuhanna 1:6,8-9)

İçlerinde konut kurmuş olan Kutsal Ruh Tanrı’nın çocuklarının günahın her şeklinden nefret etmelerini ister. Günahın ne kadar “küçük” olduğu önemli değildir. Tanrı bizi, yaşamlarımızdaki, bazı kişilerin belki günah olarak bile adlandırmayacakları türde günahlara karşı duyarlı kılmak ister.

Örneğin, eşimle yeterince nazik olmayan bir ifadeyle konuşursam ya da bana karşı haksızlık eden birine karşı sevgiye yakışmayan bir tutum içindeysem veya bir gerçeği eksik söylediğimde, Kutsal Ruh beni günahım konusunda ikna eder. Çözüm, Rab’be “günahlarımı itiraf etmek” ve gücendirdiğim kişiden af dilemektir. Bunu yaptığım takdirde, Rabbim ile yakın ve tatlı paydaşlığın tadını tekrar çıkarabilirim.

Farkı anlıyor musunuz?

Mesih’te Tanrı’nın önündeki konumum mükemmellik konumudur, ama günlük yaşamımdaki durumum, mükemmelden eksiktir.

O’nun benim için yerine getirdiği kurtuluş işi sonsuza kadar tamamlandı, ama O’nun benim içimdeki işi ben O’nu Cennette görene kadar devam edecektir.

BİR AMAÇ İÇİN KURTARILDIK

Mesih’in Kutsal Ruh’u Tanrı halkının düşünme, konuşma ve hareket etme biçimini değiştirmek ister. O, şöyle der:

Kutsal olun, çünkü ben kutsalım.” (1. Petrus 1:16)

O, halkına aynı zamanda şunları da söyler: “Akılsız olmayın. Rab’bin isteğinin ne olduğunu anlayın. Şarap ile sarhoş olmayın. Bunun yerine Ruh ile dolu olun (Ruh’a teslim olun, Ruh tarafından kontrol edilin).” (Efesliler 5:17-18)

Kutsal Ruh, kişiliklerimizi ezmez; aksine, Tanrı’nın yaşamamız için amaçlamış olduğu doğru ve zaferli yaşamları günlük yaşam seviyesinde sürdürmemiz için bizi özgür kılar. Tanrı bizi bir amaç için kurtarmıştır. Düşündüğümüz, söylediğimiz ve yaptığımız her şeyde O’nu yüceltmeye çağrıldık.

“Bedeninizin Tanrı’dan aldığınız ve içinizdeki Kutsal Ruh’un tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Kendinize ait değilsiniz. Çünkü bir bedel karşılığı satın alındınız. Bu nedenle Tanrı’yı bedeninizde ve ruhunuzda yüceltin.” (1. Korintliler 6:19-20)

Müjde’ye inanan bizler için bu durumun nasıl da yaşam değiştiren bir gerçek olması gerekir! Tanrı’nın kişisel varlığı içimizde yaşıyor! Biz O’na boyun eğdikçe yaşamlarımız O’nun adını yüceltecek ve diğer insanlara bereket getirecek.

Kutsal Ruh’un insanların yaşamlarının işleyişi hakkında bundan daha çok şey söylenebilir.

Kutsal Ruh teselli eder, güçlendirir, rehberlik eder, aydınlatır ve eğitir.

İmanlılara Kutsal Yazılar’ı anlamaları için yardımcı olur.250

Tanrı ile bağlantı kurarak dua etmemizi sağlar.251

O, halkının diğer insanlara yardım edebilmesi ve onları bina edebilmesi için özel armağanlar ve yetenekler verir.252

Mesih’in izleyicilerini, karşı koyma ne kadar büyük olursa olsun, Kendisi için çalışmaları ve tanıklık etmeleri için güçlendirir. İsa, öğrencilerine şöyle dedi:

“İşte sizi koyunlar gibi kurtların arasına gönderiyorum. Yılan gibi zeki, güvercin gibi saf olun. Çünkü sizi mahkemelere verecek, havralarında kamçılayacaklar... Ama sizleri mahkemeye verdiklerinde neyi nasıl söyleyeceğinizi düşünerek kaygılanmayın. Ne söyleyeceğiniz o anda size bildirilecek. Çünkü konuşan siz değil, aracılığınızla konuşan Babanızın Ruh’u olacak.” (Matta 10:16-20)

O’NUN BENZEYİŞİNE DÖNÜŞMEK

Özetleyecek olursak Kutsal Ruh Tanrı’nın insanlık için tasarladığı amacının yerine gelmesini mümkün kılar; bu amaç şudur: Tek gerçek Tanrı’nın benzeyişini yansıtmak ve O’nunla sonsuza kadar sürecek olan yakın ilişkinin tadını çıkarmak.

“Bunun gibi Ruh da güçsüzlüğümüzde bize yardım eder… Tanrı’nın kendisini sevenlerle amacı uyarınca çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz. Çünkü Tanrı önceden bildiği kişileri Oğlu’nun benzerliğine dönüştürmek üzere önceden belirledi. Öyle ki, Oğul birçok kardeş arasında ilk doğan olsun.” (Romalılar 8:26, 28-29)

Tanrı, halkının yaşamlarındaki her olayı ve denemeyi halkını tekrar, “Oğlu’nun benzeyişine dönüştürmek için” kullanır.

Tanrı’nın kitabının ilk bölümü, ilk erkeğin ve kadının “Tanrı’nın benzeyişinde” yaratıldıklarını beyan eder. İnsanın, Yaratıcısına karşı günah işlemeyi seçmesi, bu benzeyişi kökünden bozdu. Ancak yine de zaman dolduğunda Tanrı mükemmel, görkemli Oğlu’nu dünyaya gönderdi.

İsa’nın günahsız yaşamı, ölümü ve dirilişi günahın neden olduğu zararın düzeltilmesi için Tanrı’nın programının ilk aşamasında yer aldı. Ancak yine de bu bölümde görmüş olduğumuz gibi, O’nun planında bundan çok daha fazlasına yer verilmiştir.

Sizin ve benim gibi çaresiz günahkârlar Tanrı’nın kurtuluş hakkındaki iyi haberine inandıkları an, Tanrı bize Kutsal Ruhu’nu verir; Kutsal Ruh, düşüncelerimizde, motiflerimizde, sözlerimizde ve eylemlerimizde bizi tekrar O’nun benzeyişine dönüştürme sürecini başlatır. Bu süreç, Tanrı’nın, günahın lanetini tersine çevirme programının ikinci aşamasıdır.

Tanrı, çocuklarının, Mesih’in karakterini ve davranışını yansıtmasını ister. “Hristiyan” teriminin belirtmesi gereken anlam budur. Ama yine de, Kutsal Ruh’un bizi Mesih’in eylemine dönüştürme eylemi, O’nu yalnızca yüz yüze gördüğümüz zaman tamamlanacak olan bir süreçtir.253

Bakın Baba bizi o kadar çok seviyor ki, bize Tanrı’nın çocukları deniyor! Gerçekten de öyleyiz. Dünya Baba’yı tanımadığı için bizi de tanımıyor.

Sevgili kardeşlerim, daha şimdiden Tanrı’nın çocuklarıyız, ama ne olacağımız henüz bize gösterilmedi. Ancak, Mesih göründüğü zaman, O’na benzer olacağımızı biliyoruz. Çünkü O’nu olduğu gibi göreceğiz.” (1. Yuhanna 3:1-2)

O’na iman eden herkes için Tanrı Oğlu’nun kurtarma işlemi ve O’na boyun eğen herkesin içinde Tanrı’nın Ruhu’nun gerçekleştirdiği transformasyon eylemi uyarınca Şeytan’ın gücü etkisiz kılınır ve iman eden herkesin içinde Tanrı’nın sevgi, sevinç ve esenlikten oluşan doğruluk egemenliği yenilenir.

Amaç ile doldurulmuş yaşamlar ve gayretli bir umut ve beklenti ile, Tanrı’nın, Şeytan’ı, günahı ve ölümü sonsuza kadar ortadan kaldırmak için yapmış olduğu programın son aşamasını bekliyoruz.

İsa geri geliyor!

29. Aşama 3: Tanrı’nın Gelecek Programı

29. Aşama 3: Tanrı’nın Gelecek Programı

“Esenlik veren Tanrı, çok geçmeden
Şeytan’ı ayaklarınızın altında ezecektir.
(Romalılar 16:20)

İmanlılara verilen bu vaat, günahın insan soyunu lekelediği gün Tanrı’nın duyurduğu gizemli, ilk peygamberlikten kaynaklanır: bir kadının Soyu Yılan’ın başını ezecekti.

Evrenin Yaratıcısı-Sahibi vaat ettiği her şeyi yerine getirecekti. Ama bunu Kendi gündemi ve zamanlaması ile uyumlu olarak yapacaktı.

LANETİ TERSİNE ÇEVİRMEK: AŞAMA ÜÇ

Vaat edilen Mesih ilk gelişinde, günahın cezasının tamamını ödeyerek Şeytan’ı yenilgiye uğrattı. İmanlı için cehennem artık söz konusu değildir, ama cennet kesindir. Bu yenilginin bir sonucu olarak Şeytan’ın gözde silahı olan ölüm dikeni kaybetmiştir. Günahın cezası tersine çevrilmiştir.

Rab İsa göğe döndükten sonra, Kutsal Ruhu’nu, “Yardımcı”yı, Şeytan’ın ve günahın etkisine karşı günlük yaşamlarında galip gelmeleri ve O’nun benzeyişine dönüştürülmeleri için halkını güçlendirmek üzere aşağı gönderdi. Günahın gücü tersine çevrildi.

Ama yine de, Şeytan’ın tamamen ezilmesi ve Tanrı’nın, halkını günahın varlığından kurtarması, yalnızca İsa’nın yeryüzüne geri dönüşü ile gerçekleşecektir.

GELECEKTEKİ ŞEYLER

Tanrı, peygamberlere Mesih’in ilk gelişini nasıl önceden bildirdiyse, peygamberler O’nun ikinci gelişini de aynı şekilde önceden bildirirler.254

Aşağıda yazılı olan bu duyurunun göklerden yankılanacağı gün yaklaşmaktadır:

“Dünyanın egemenliği Rabbimiz’in ve Mesihi’nin oldu. O, sonsuzlara dek egemenlik sürecek!” (Vahiy 11:15)

İsa yeryüzüne geri döndüğü zaman, Ademoğulları O’na dikenli taç giydirmeyecek ve O’nu bir çarmıha çivilemeyecekler. O’nun adını boş yere ağızlarına almayacaklar ya da O’nun yalnızca bir peygamber olduğunu söylemeyecekler.

Kral’a bu tür saygısız davranışlarda artık bulunulmayacak.

Kutsal Yazılar’daki ifadeler çok açıktır. İsa tekrar geldiği zaman, ‘her diz çökecektir” (Yeşaya 45:23). Ama bu olay gerçekleşmeden önce yerine gelmesi gereken bir dizi başka peygamberlikler bulunmaktadır.

GÖKYÜZÜNDE SEVİNÇ

Dünya uluslarının Yaratıcılarına-Sahiplerine diz çökmelerinden önce yerine gelmesi gereken olaylardan biri, İsa’nın kurtarılmış halkını göğe almak için yeryüzünün atmosferinin içine inmesidir.

“Rab’bin kendisi, bir emir çağrısı ile, baş meleğin seslenmesi ile, Tanrı’nın borazanı ile gökten inecek. Önce Mesih’e ait ölüler dirilecek. Sonra biz yaşamakta olanlar, hayatta olanlar, onlarla birlikte Rab’bi havada karşılamak üzere bulutlar içinde alınıp götürüleceğiz. Böylece sonsuza dek Rab ile birlikte olacağız.” (1. Selanik­liler 4:16-17)

Bu sır, bu şaşırtıcı olay her an gerçekleşebilir. Bu olay gerçekleştiği zaman, canları ve ruhları cennette yaşamakta olan imanlıların ölü bedenleri, halen yeryüzünde yaşamakta olan imanlılar ile birlikte “Rab’bi havada karşılamak üzere…birlikte alınıp götürüleceğiz.255 Mesih’teki imanlılar çok kısa bir anda Mesih’in benzerliğine dönüştürülecekler. Sonsuzluk ile uyum sağlayan, zaman ve yer tarafından sınırlı olmayan yeni bedenlere kavuşacaklar.

“Alınıp götürüldükten” bir süre sonra bireysel imanlılar yeryüzünde yaşarken fedakarlık ederek Tanrı’nın yüceliği ve diğer insanların bereketi için yaptıkları aracılığıyla ödüller alacaklardır.256 Daha sonra, tanrı halkı, sonsuza kadar “kutsal ve lekesiz” olmak üzere, yaşamını onları sonsuz yargıdan kurtarmak için feda eden Şampiyon’a, sonsuz “Damatlarına”257 resmi olarak takdim edileceklerdir.

“Sevinelim, coşalım! O’nu yüceltelim! Çünkü Kuzu’nun düğünü başlıyor, Gelini hazırlandı. Giymesi için O’na temiz ve parlak ince keten giysiler verildi; ince keten kutsalların adil işlerini simgeler. Sonra melek bana, ‘Yaz!’ dedi. ‘Ne mutlu Kuzu’nun düğün şölenine çağrılmış olanlara!’” (Vahiy 19:7-9)

Sonsuzlukta keyfine varılacak olan ilişkiler yeryüzünde bildiğimiz herhangi bir şeyden sınırsızca üstün olacaklardır.

YERYÜZÜNDEKİ BÜYÜK SIKINTI

Bu arada Kutsal Yazılar aşağıda yeryüzünde “büyük bir sıkıntı zamanı”258 olacağını bildirirler; bu dönemde Tanrı, inatçı bir dünyanın üzerine gazabını dökecek ve Oğlu’nun ikinci gelişine yol hazırlayacaktır. Bu döneme aynı zamanda “Yakup soyu için sıkıntı dönemi” (Yeremya 30:7) olarak da işaret edilir, çünkü bu dönem İsrail ulusunu tövbeye getirmek için tasarlanmıştır.

Bu dönem sırasında Kutsal Yazılar’da “Mesih karşıtı” ve “Canavar” olarak belirtilen (1. Yuhanna 2:18; Vahiy 13) etkileyici ve güçlü bir dünya egemeni gücü ele geçirecektir. Büyük kalabalıklar kör bir şekilde onu ve onun mucizeler yaratan sahte peygamberini izleyeceklerdir. Yeryüzündeki her insandan “sağ eline ya da alnına bir işaret vurdurması istenecek, canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilecek ne de bir şey satabilecektir.” (Vahiy 13:16)

Boyun eğmeyi reddeden kişilerin başları kesilecektir. Bu sahte Mesih barış ve refah vaat edecek, ama bunları sağlamak yerine insanları bir aldatma, yıkım ve ölüm yoluna yönlendirecektir.

ARMAGEDON

Tanrı’nın peygamberlerinin çoğu Kutsal Kitap’ta Rab İsa’nın gökyüzünden yeryüzüne ineceği zaman devam etmekte olan son Dünya Savaşı hakkında yazmışlardır. Bu dramatik çatışma, Şeria Irmağı’ndan Akdeniz’e doğru uzanan geniş bir bölgede, Esdraelon düzlüklerinde meydana gelecektir. Kutsal Yazılar bu eski ve gelecekteki savaş alanını aynı zamanda “katliam Dağı” anlamına gelen Armagedon olarak da adlandırırlar.

“Bunlar doğaüstü belirtiler gerçekleştiren cinlerin ruhlarıdır. Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın büyük gününde olacak savaş için bütün dünyanın krallarını toplamaya gidiyorlar.’İşte, hırsız gibi geliyorum! Çıplak dolaşmamak ve utanç içinde kalmamak için uyanık durup giysilerini üstünde bulundurana ne mutlu!’ Üç kötü ruh, kralları Armage­don denilen yerde topladılar.” (Vahiy 16:14-16)

Peygamber Zekeriya aynı zamanda Mesih’in gelişine eşlik edecek olan olayların dramatik bir tanımını da yazdı.

İşte RAB’bin günü geliyor! Ey Yeruşalim halkı! Senden yağmalanan mal gözlerinin önünde paylaşılacak. Yeruşa­lim’e karşı savaşmaları için bütün ulusları bir araya getireceğim. Kent ele geçirilecek, evler yağmalanacak, kadınların ırzına geçilecek. Kentte yaşayanların yarısı sürgüne gönderilecek, geri kalanlar kentte kalacak.” (Zekeriya 14:1-2)

“Tüm uluslar” Yeruşalim’in çevresini kuşatacaklar. Bu çatışma, destansı boyutlarda bir katliam olacaktır.

MESİH’İN DÖNÜŞÜ

Tüm umutlar yitirildiğinde ve kentin hayatta kalan nüfusu yardım alacak hiçbir yer bulamadığında, kendilerini kurtarması için RAB’be feryat edecektir. Sonra adı “Rab kurtarır” Olan, göklerden aşağıya inecektir. İsrail ulusu, Kurtarıcısının, çarmıha gerdiği İsa olduğunu gördüğünde, çok şaşıracak ve şok geçirecektir! Ama bu kez derin bir tövbe ruhu ve can acısı içinde Kralını kabul edecektir.

“Yeruşalim’de oturanların üstüne lütuf ve yakarış ruhunu dökeceğim. Bana, yani deştiklerine bakacaklar; biricik oğlu için yas tutan biri gibi yas tutacak, ilk oğlu için acı çeken biri gibi acı çekecekler.” (Zekeriya 12:10)

Yahudi ulusunun ruhsal açıdan kör gözleri sonunda açılacak ve İsa’nın önce ve her zaman tek ve gerçek Mesih olduğunu bilecek ve bu gerçeğe inanacaklar.259

Bundan sonra gerçekleşecek olan olay, dünya tarihindeki savaşların en etkili gösterisi şeklinde gelişecek ve Söz olan İsa sadece konuşacak ve bu düşman dağılacaktır.

“Sonra Rab savaş zamanlarında yaptığı gibi, gidip bu uluslara karşı savaşacak. O gün O’nun ayakları Yeruşa­lim’in doğusundaki Zeytin Dağı’nın üzerinde duracak. Zeytin Dağı doğuya ve batıya doğru ortadan yarılıp çok büyük bir vadi oluşturacak. Dağın yarısı kuzeye, öbür yarısı güneye çekilecek.

Yeruşalim’e karşı savaşan bütün halkları RAB şu bela ile cezalandıracak: Daha sağken bedenleri, gözleri, dilleri çürüyecek.

Özel bir gün, yalnız RAB’bin bildiği bir gün olacak. Gece de gündüz de olmayacak. Gece aydınlık olacak.

Rab bütün dünyanın Kralı olacak. O gün yalnız RAB, yalnız O’nun adı kalacak.” (Zekeriya 14:3-4,12,7,9)

Sonunda tek gerçek Tanrı nihayet layık olduğu şekilde övülecek ve onurlandırılacak.

GERİ İSTENEN EGEMENLİK

Biraz önce okuduğumuz Zekeriya’nın peygamberliğinin yazılmasından onlarca yıl önce, Tanrı peygamber Daniel’e bu peygamberliğe benzeyen bir görüm verdi:

“Gece görümlerimde insanoğluna benzer birinin göğün bulutları ile geldiğini gördüm. Eskiden beri var Olan’ın yanına doğru ilerledi, O’nun önüne getirildi. O’na egemenlik, yücelik ve krallık verildi. Bütün halklar, uluslar ve her dilden insan O’na tapındı. Egemenliği hiç bitmeyecek sonsuz bir egemenlik, krallığı hiç yıkılmayacak bir krallıktır.” (Daniel 7:13-14)

Egemenlik sözcüğü üç kez tekrar edilir.

Tanrı erkeği ve kadını ilk kez yarattığında, onlara “Yeryüzünde hareket eden tüm canlılara egemen olun.” (Yaratılış 1:26, 28) Adem, Yaratıcısına baş kaldırdığı zaman, bu egemenliği Şeytan’a teslim etmiş oldu. Ama “ilk insan” Adem’in Şeytan’a kaptırdığı bu gezegen üstündeki egemenlik, yetki ve kontrolü “İkinci İnsan” İsa260 geri talep edecektir.

Tanrı, İsa’nın öğrencisi Yuhanna’ya Zekeriya ve Daniel’in peygamberlikleri ile mükemmel bir uyum içinde olan tamamlayıcı bir görüm verdi:

“Bundan sonra göğün açılmış olduğunu, beyaz bir atın orada durduğunu gördüm. Binicisinin adı Sadık ve Gerçek’tir. Adaletle yargılar, savaşır. Gözleri alev alev yanan ateş gibidir. Başında çok sayıda taç var. Üzerinde kendisinden başka kimsenin bilmediği bir ad yazılıdır. Kana batırılmış bir kaftan giymişti. Tanrı’nın Sözü adı ile anılır. Beyaz temiz ince ketene bürünmüş olan gökteki ordular beyaz atlara binmiş O’nu izliyorlardı. Ağzından ulusları vuracak keskin bir kılıç uzanıyor. Onları demir çomak ile güdecek. Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın güçlü gazabının şarabını üreten masarayı kendisi çiğneyecek. Kaftanının ve kalçasının üstünde şu ad yazılıydı: KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ.” (Vahiy 19:11-16)

Kralların Kralı geri döndüğünde, kendisine, çok sayıda meleklerden ve Adem’in kurtarılmış soyundan meydana gelen “ince ketene bürünmüş olan gökteki ordular” eşlik edecektir.261 İsa’nın, ilk gelişinde sergilemiş olduğu güç ve görkemin lütufkâr gösterileri, O’nun ikinci gelişinde sergileyeceği dizginlenmesi imkansız güç ve hayranlık uyandıran görkeminin yanında soluk kalacaklardır.

GÖKLERİN YÜREKLERDEKİ EGEMENLİĞİ

Bir ormanda tek başınıza yürüdüğünüzü varsayalım. Bana hangi hayvan ile karşılaşmak istediğinizi söyler misiniz? – bir aslan ile mi, yoksa bir kuzu ile mi?

Mesih yeryüzüne ilk kez geldiği zaman, günahkârları kurtarmak için “Kuzu” olarak geldi, ama O geri döndüğünde günahkârları yargılamak için “Aslan” olarak gelecektir.262

İsa yeryüzünü ilk ziyaret edişi sırasında şöyle vaaz etti: “Tövbe edin, çünkü göklerin egemenliği yakındır.” (Matta 4:17) Ama Yahudiler ve uluslar, yanlış düşüncelerinden tövbe etmek ve Krallarını kabul etmek yerine Krallarını çarmıha germek için güç birliği yaptılar. Böylece farkına varmadan Tanrı’nın Mesih’in dünyanın günah borcunu ödemek için Kanını dökmesi gerektiği hakkındaki planını yerine getirdiler.

İyi haber şudur: Günahkârlar Rab İsa’ya ve O’nun, kendileri için yaptığına güvendikleri takdirde, Tanrı, egemenliğini onların yüreklerine yerleştirecek ve onları sonsuza kadar Kendi halkı yapacaktır.

Mesih’teki her gerçek imanlının daha şimdiden göklerin tescilli vatandaşı olduğunu biliyor musunuz?

“Oysa bizim vatanımız göklerdedir. Oradan Kurtarıcı’yı, Rab İsa Mesih’i bekliyoruz. O her şeyi kendine bağlı kılmaya yeten gücünün etkinliği ile zavallı bedenlerimizi değiştirip kendi yüce bedenine benzer hale getirecektir.” (Filipililer 3:20-21)

GÖKLERİN YERYÜZÜNDEKİ EGEMENLİĞİ

İsa yeryüzüne geri döndüğü zaman, Egemenliğini, bin yıl süre ile yeryüzünü yöneteceği Yeruşalim’de kuracaktır. Sonunda O’nun Krallığı gelecek ve “gökyüzünde olduğu gibi yeryüzünde de” O’nun isteği olacaktır (Matta 6:10). Kötülük artık hiçbir ulusta hoş görülmeyecektir, çünkü “onları demir çomak ile güdecektir.” (Vahiy 19:15)

Pek çok kişi, Tanrı’nın Oğlu’nun yeryüzüne fiziksel olarak döneceğine inanmamaktadır. Ama buna rağmen Kutsal Yazılar bu konuyu tam bir netlik ile belirtirler. Tanrı’nın Oğlu ilk gelişinde nasıl fiziksel bir beden aldıysa ve sonra dirilmiş, fiziksel ve sınırsız bedeni ile göğe alındıysa, aynı şekilde fiziksel olarak geri dönecektir:

“Aranızdan göğe alınan İsa göğe çıktığını nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir. (Elçilerin İşleri 1:11)

BAĞLANAN ŞEYTAN

Tanrı’nın kitabı, İsa Mesih’in bin yıllık egemenliği hakkında çok şey bildirir. Bizim yapabileceğimiz ise, yalnızca ana olayları özetlemektir.

İsa yeryüzüne döndükten sonra gerçekleşecek ilk şeylerden biri, insan soyunu öz-yıkım yoluna ilk kez yönlendiren o eski “yılan” yani Şeytan ile ilgilidir.

“Sonra bir meleğin gökten indiğini gördüm. Elinde dipsiz derinliklerin anahtarı ve büyük bir zincir vardı. Melek ejderhayı –İblis ya da Şeytan denen o eski yılanı– yakalayıp bin yıl için bağladı. Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye onu dipsiz derinliklere attı, orayı kapayıp girişi mühürledi. Bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor.” (Vahiy 20:1-3)

Şeytan bin yılık dönemin tamamı boyunca bağlı ve kapatılmış olarak kalacaktır. Kötü Olan’ın bağlanması ve Doğru Olan’ın egemenlik sürmesi ile yeryüzünde O’nun hoşnut kaldığı insanlara esenlik” olacaktır. (Luka 2:14)

Dünyanın özlemle beklediği, Tanrı’nın adil yönetimi bir gerçeklik haline gelecektir.

“Göklerin Tanrısı hiç yıkılmayacak bir krallık kuracak... Ve bu krallık sonsuza kadar sürecek. (Daniel 2:44)

GERÇEK TESLİMİYET

Kral Süleyman263, yaklaşık üç bin yıl önce, Mesih’in, yeryüzündeki her ulusun ve her insanın O’na boyun eğeceği gelecekteki egemenliği hakkında yazdı. Bugün pek çok kişi tek gerçek Tanrı’ya teslim olduklarını ileri sürerler. Ama o gün, herkes O’na teslim olacaktır.

O’nun günlerinde doğruluk serpilip gelişsin, ay ışıdığı sürece esenlik artsın! Egemenlik sürsün denizden denize, Fırat’tan yeryüzünün ucuna dek! Çöl kabileleri diz çöksün önünde, düşmanları toz yalasın. Tarşiş’in ve kıyı ülkelerinin kralları O’na haraç getirsin. Saba ve Seva kralları armağanlar sunsun! Bütün krallar önünde yere kapansın, bütün uluslar O’na kulluk etsin! Çünkü yardım isteyen yoksulu dayanağı olmayan düşkünü O kurtarır. Yoksula, düşküne acır, düşkünlerin canını kurtarır. Baskıdan, zorbalıktan özgür kılar onları, çünkü O’nun gözünde onların kanı değerlidir. Yaşasın kral! O’na Saba altını versinler; durmadan dua etsinler O’nun için. Gün boyu O’nu övsünler! Ülkede bol buğday olsun. Dağ başlarında dalgalansın! Başakları Lübnan gibi verimli olsun. Kent halkı ot gibi serpilip çoğalsın. Kralın adı sonsuza dek yaşasın, güneş durdukça adı var olsun. O’nun aracılığı ile insanlar kutsansın, bütün uluslar, ‘Ne mutlu O’na desin!’ Rab Tanrı’ya İsrail’in Tanrısı’na övgüler olsun! Harikalar yaratan yalnız O’dur. Yüce adına sonsuza dek övgüler olsun! Bütün yeryüzü O’nun yüceliği ile dolsun. Amin! Amin!” (Mezmur 72:7-19)

Bu Mezmur, Mesih’in “yeryüzünün uçlarına dek egemenlik süreceği” gelecekteki krallığı hakkında çok net bir anlayışa sahip olmamızı sağlar.

MÜKEMMEL YÖNETİM

“Yardım isteyen yoksulu, dayanağı olmayan düşkünü O kurtarır.” Mesih’in egemenliği günümüzün bozulmuş ve karışıklık çıkaran dünyasının tamamen karşıtı olacaktır. Günaha İlk Düşüş’ten bu yana ilk kez özgürlük ve adalet hüküm sürecektir. Her bebeğin, çocuğun, erkeğin ve kadının yaşamı sınırsız değerde görülecek ve her yaşama saygınlık gösterilecektir.“Baskıdan, zorbalıktan özgür kılar onları, çünkü O’nun gözünde onların kanı değerlidir.”

Haber medyası, huzur çağrısında bulunan ve silahlanmanın azaltılması için arabuluculuk yapan siyasi ve dini liderler hakkında sürekli haberler verir. Ancak yine de, sınırlı yetki ve güçlerinden dolayı bu liderler aradıklarını ileri sürdükleri huzuru üretemezler. Ama rüzgarın ve dalgaların boyun eğdiği Kişi geri döndüğü zaman, yeryüzü nihayet gerçek adaletin ve esenlik bolluğunun” tadını çıkaracaktır.

Yüzyıllar boyunca bu dünyanın tüm kralları ve egemenleri yaşamışlar ve ölmüşlerdir. Ama Kutsal Yazılar, kralların Kralı İsa hakkında şu beyanda bulunurlar: “Ve O yaşayacaktır. Yeryüzü, günah ve ölüm üzerinde zafer kazanan İnsanoğlu’nun yönetimi altında benzersiz bir esenlik ve refah içinde geçen bin yıl içinde gelişecektir.

“Bütün krallar O’nun önünde yere kapansın ve O’nun aracılığı ile insanlar kutsansın; bütün uluslar ‘Ne mutlu O’na’ desin.’” (Mez­mur 72:11,17)

Rab’bin Kendisi bu bezmiş ve yorgun dünyaya mevcut olan tek adil yönetimi sağlayacaktır. O’nun ile egemenlik sürecek olan kişiler, yalnızca yüceltilmiş bedenlerin ve kutsal doğaların sonsuz sahipleri olan Adem’in kurtarılmış çocukları olacaktır.

O’nun krallığı kötülükten özgür olacaktır.

“İlk dirilişe dahil olanlar mutlu ve kutsaldır. İkinci ölümün bunların üstünde yetkisi yoktur. Onlar Tanrı’nın ve Mesih’in kâhinleri olacak, O’nun ile birlikte bin yıl egemenlik sürecekler. (Vahiy 20:6)

Tüm yönetim şekilleri – monarşi, totaliter, demokratik, dini – başarısızlığa uğramıştır, ama O’nun yönetimi başarısızlığa uğramayacaktır.

O’nun yönetimi de Kendisi gibi mükemmel olacaktır.

ESENLİK PRENSİ

Daha önce, Mesih’in ilk gelişine ilişkin çeşitli peygamberliklerden söz ettik. Örneğin, peygamber Mika Mesih’in Beytlehem’de doğacağını önceden bildirdi. Ama Mika’nın peygamberliğinin aynı zamanda Mesih’in bir gün tüm yeryüzü üzerinde egemenlik süreceğini de içerdiğine dikkat ettiniz mi?

“Ama sen ey Beytlehem Efrata, Yahuda boyları arasında önemsiz olduğun halde İsrail’i benim adıma yönetecek olan senden çıkacak. O’nun kökeni öncesizliğe, zamanın başlangıcına dayanır. Bütün dünya O’nun büyüklüğünü kabul edecek, halkına esenlik getirecek. (Mika 5:2,4-5)

Mika’nın çağdaşlarından biri olan Yeşaya da, doğacak olan erkek çocuk ve verilecek olan sonsuz Oğul hakkında peygamberlikte bulundu.

Yeşaya’nın peygamberliği aynı zamanda Oğul’un dünya çapındaki yönetimine de işaret ediyordu.

“Çünkü bize bir çocuk doğacak, bize bir oğul verilecek, yönetim O’nun omuzlarında olacak. O’nun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak. Davut’un tahtı ve ülkesi üzerinde egemenlik sürecek. Egemenliğinin ve esenliğinin büyümesi son bulmayacak. Egemenliğini adalet ile doğruluk ile kuracak. Ve sonsuza dek sürdürecek.” (Yeşaya 9:6-7)

Sonunda tüm dünya Tanrı Oğlu’na O’nun hak ettiği unvanlar ile hitap edecek. O’nun adı:

Harika,
   Öğütçü,
      Güçlü Tanrı,
         Ebedi Baba,
           Esenlik Önderi olacak.

Uluslar, “o zamandan itibaren sonsuza dekadalet ve esenliğin tadını çıkaracaklar.

Tanrı’nın insan ile birlikte yaşama arzusu gerçeklik haline gelecek. Sonsuza kadar.

“O gün birçok ulus RAB’be bağlanacak, O’nun halkı olacak ve o zaman Rab aranızda yaşayacak.(Zekeriya 2:11)

Günümüzdeki iyi haber Mesih’in Ruhu’nun yüreklerinde konut kurduğu herkes Tanrı’nın varlığının ve esenliğinin tadını şimdiden çıkarabilir.

ARTIK BİLGİSİZİK OLMAYACAK

Rab ilk gelişinde yeryüzünde insanların arasında yaşadı, insanların çoğu, O’nun Kim olduğunu fark etme konusunda başarısızlığa düştüler. Bugüne kadar çok kişi İsa’yı Kralları olarak görmeyi reddettiler. Ancak her şeye rağmen yeryüzünde her canın O’nun ileri sürdüğü Kişi olduğunu kabul edecekleri altın çağ geliyor.

“Yeni Ay’dan Yeni Ay’a, Şabat Günü’nden Şabat Günü’ne bütün insanlar önüme gelip Bana tapınacaklar,’ diyor RAB. (Yeşaya 66:23)

Binlerce din, mezhep ve tarikat artık yeryüzünde mevcut olmayacaklar. Aynı zamanda hiç kimse bir çarmıh üzerinde ölen ve ölümden dirilen Tanrı’nın Oğlu İsa’nın tarihi gerçekliğini inkar etmeye cesaret edemeyecek. Yine de insanların hepsi O’na güvenmeyecek, ama O’nun ve O’nun mesajı hakkındaki gerçeği herkes bilecek.

“Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa, dünya da Rab’bin yüceliğinin bilgisi ile dolacak.” (Habakkuk 2:14)

ARTIK SAVAŞ OLMAYACAK

Rab yeryüzünde egemenlik sürmeye başladıktan sonra Kuzey ve Güney, Doğu ve Batı arasındaki çekişme geçmişte kalan bir konu olacak. İsrail ve İsrail’in çevresindeki uluslar arasında süre gelen çatışmalar son bulacak. Afrika kıtasının dehşet verici sıkıntıları sonsuza dek ortadan kalkacak. Aynı durum diğer kıtalar için de geçerli olacak. Sivil savaş ve baskı bitecek. Yeryüzünde gerçek esenlik, refah ve anlam yayılacak.

Birçok halk gelecek, ‘Haydi Rab’bin Dağı’na, Yakup’un Tanrısı’nın Tapınağı’na çıkalım’ diyecekler, ‘O bize Kendi yolunu öğretsin, biz de O’nun yolundan gidelim.’

RAB uluslar arasında yargıçlık edecek, birçok halkın arasındaki anlaşmazlıkları çözecek. İnsanlar kılıçlarını çekiç ile dövüp saban demiri, mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar. Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, savaş eğitimi yapmayacaklar artık.” (Yeşaya 2:3-4)

İnsanlar tek gerçek Tanrı’yı tanıdıkça ve O’na tapındıkça esenlik ve birlik evrensel olacak.

Babil kargaşası tersine dönecek. Dünya yine eskiden olduğu gibi tek bir dil konuşacak:

“O zaman hep birlikte beni adım ile çağırmaları, omuz omuza bana hizmet etmeleri için halkların dudaklarını pak kılacağım.” (Sefanya 3:9)

LANET KALDIRILDI

Rab, bu bin yıllık dönemin refahına eklemede bulunmak için günah nedeniyle yeryüzünün üzerine gelmiş olan laneti kaldıracak.

İsa ilk kez yeryüzünde yaşadığı zaman, laneti geri çevirme gücünü sergiledi. Cinleri kovdu, sakatlıkları iyileştirdi, hastalıklara şifa verdi, ölüleri diriltti, kalabalıklara yiyecek sağladı ve onları besledi ve doğa üstündeki mükemmel kontrolünü sergiledi. Bu tür eylemleri aracılığı ile vaat edilen Mesih ve Kral olduğuna ilişkin aksi iddia edilemez kanıtlar sağladı.

İsa, ilk gelişinde örnekler şeklinde sağladıklarını ikinci gelişinde evrensel biçimde sağlayacak.

Şeytan’ı ve cinlerini bağladı. Doğal nedenler sonucu ortaya çıkan sakatlık, hastalık ve ölümü ortadan kaldıracak. Toprak artık diken ve çalı üretmeyecek. Çiftçiler daha önce hiç olmadığı kadar bol ürün hasadı elde edecekler. “Yoksulluk” ve “açlık” artık hiç kullanılmayan eski terimler haline gelecekler.

Dünya tarihinin bu altın çağını her ulus tecrübe edecek.

İsa’nın ilk gelişinde yeryüzü vatandaşları tarafından reddedilen göklerin krallığı O’nun ikinci gelişinde tüm dünyada kurulacak ve hüküm sürecek.

“‘O zaman körlerin gözleri, sağırların kulakları açılacak; topallar geyik gibi sıçrayacak, sevinçle haykıracak dilsizlerin dili. Çünkü çölde sular fışkıracak, ırmaklar akacak bozkırda. Kurt ile kuzu birlikte otlayacak, aslan sığır gibi saman yiyecek, yılanın yiyeceği ise toprak olacak. Kutsal dağımın hiçbir yerinde kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek..’ Böyle diyor RAB.” (Yeşaya 35:5-6; 65:25)

Hayvanlar krallığı bile esenlik içinde bir arada olacak, günah dünyaya girmeden önceki koşullara yani, etin yenmediği ve yalnızca sebzenin yendiği plana ve Aden Bahçesi’ne özgü koşullara geri dönülecek.

Ama tüm bunlara rağmen Mesih’in bin yıllık egemenliği sırasında doğmuş olan kişilerin yüreklerinde hala günahın kökü bulunacak. Her çağda olduğu gibi, Adem’in soyunun Tanrı’nın bağışlama armağanını sadece O’nun kurtuluş sağlayışına güvenerek alması gerekecek.

Okuduğumuz son ayetin yılan hakkında neyi haber verdiğine dikkat ettiniz mi? “Yılanın yiyeceği toprak olacak.” Bin yıllık dönem sırasında yılanlar karınlarının üstünde sürünmeye devam edecekler. Toprağın üstünde kayarak gitmeleri şunun hatırlanmasına hizmet edecek: Tanrı’nın planının üçüncü ve son aşamasında laneti sonsuza kadar tersine çevirmek için bir dramatik olayın daha gerçekleşmesi gerekmektedir.

KÖTÜ’NÜN SON HAMLESİ

Daha önce, “Şeytan ve İblis’in, o eski yılanın” bağlanacağını ve Mesih’in bin yıllık egemenliği sırasında dipsiz derinliklerde tutulacağını öğrendik. “Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye” hapsedildi. Ama bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor. (Vahiy 20:2-3)

Tanrı Şeytan’ı neden tekrar serbest bırakacak? Onu neden bağlı ve kilit altında tutmayacak?

Sonsuz bilgelik kaynağı Rab kötü sonsuza kadar ortadan kaldırılmadan önce insanın günahlı, ayartılmış yüreğinin açığa çıkarılmasına son bir kez daha izin verecektir. İnsanlık, zamandan sonsuzluğa geçerken, bu gerçek açıkça ortaya çıkacaktır: Adem’in soyu düşmüş doğası üstünde egemen olamayacak kadar çaresizdir. Günahkârları doğru yapabilecek ve onların inatçı yüreklerini değiştirebilecek olan yalnızca RAB Tanrı’dır.

Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez. Onu kim anlayabilir? ‘Ben Rab herkesi davranışlarına, yaptıklarının sonucuna göre ödüllendirmek için yüreği yoklar, düşünceyi denerim.’” (Yeremya 17:9-10)

İnsanın yüreği, nasıl “her şeyden daha aldatıcıdır”? Mükemmel bir çevrede, mükemmel bir Kralın mükemmel yönetimi altında bin yıl yaşadıktan sonra bile, Şeytan serbest bırakıldığı anda bin yıllık dönem sırasında yeryüzünde doğmuş olanlardan oluşan büyük bir kalabalık Şeytan’ın yalanlarına inanacak ve O’nun tarafını tutacaktır! Tanrı’nın düşmanı ile güçlerini birleştirecekler ve Yaratıcılarına karşı aynı atalarının Aden Bahçesi’nde yaptıkları gibi isyan edeceklerdir.

Kötü’nün son bir hamlesi olacaktır.

ŞEYTAN’IN SON GAYRETİ

“Bin yıl tamlanınca Şeytan atıldığı zindandan serbest bırakılacak. Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları –Gog ile Magog’u– saptırmak, savaş için bir araya getirmek üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı denizin kumu kadar çoktur. Yeryüzünün dört bir yanından gelerek kutsalların ordugahını ve sevilen kenti kuşattılar. Ama gökten ateş yağdı ve onları yakıp yok etti.” (Vahiy 20:7-9)

Rab, Şeytan’ın baş kaldıran insanlardan oluşan ordusuna Yeruşalim’i kuşatması için izin verecektir, ama bu insanlar bir araya toplanır toplanmaz gökyüzünden ateş yağacak ve onları tüketecektir. Şeytan ve onun tarafını tutanların hepsi yolun sonuna ulaşmış olacaklardır.

EZİLEN YILAN

Bundan sonra tarihin en ciddi olayı meydana gelecektir.

Onları saptıran İblis ise canavar ile sahte peygamberin de içinde bulunduğu ateş ve kükürt gölüne atıldı. Gece gündüz sonsuzlara dek işkence çekeceklerdir. Sonra büyük bir beyaz bir taht ve tahtta oturanı gördüm. Yer ile gök önünden kaçtılar, yok olup gittiler. Tahtın önünde duran küçük büyük ölüleri gördüm. Sonra kitaplar açıldı. Yaşam kitabı denen başka bir kitap daha açıldı. Ölüler kitaplarda yazılanlara bakılarak yaptıklarına göre yargılandı.

Ölüm ve Ölüler Diyarı ateş gölüne atıldı. İşte bu ateş gölü ikinci ölümdür. Adı Yaşam Kitabına yazılmamış olanlar ateş gölüne atıldı. (Vahiy 20:10-15)

Çağlar boyu süren çatışma sonsuza kadar yok olacak.

Büyük Beyaz Tahtın önündeki yargıdan sonra günahın laneti tarihe karışacaktır. Ama Tanrı’nın kötüyü yargılamasından sonra alınan dersler hiçbir zaman unutulmayacaktır. Tüm yaratılış günahın iğrençliğine ve Tanrı’nın doğruluğuna tanık olmuş olacaklardır.

Sonunda yılanın başı nihayet ezilecektir.

Şeytan ve onu izleyen herkes “İblis ile melekleri için hazırlanmış sönmez ateşte” sonsuza kadar hapsedileceklerdir (Matta 25:41). Yargılanmış olanlar bu sonsuz zindandan asla kaçamayacaklardır. Gördükleri bu ceza için Tanrı’yı da suçlayamayacaklardır, çünkü mükemmel bir yeryüzünde mükemmel bir Kral ile bin yıl bereketlenmiş olmalarına rağmen, yine de Yaratıcılarına-Sahiplerine karşı isyan etmeyi seçmişlerdir.

İnsanın ileri sürebileceği hiçbir mazeret olmayacaktır.

Tek gerçek Tanrı’nın ünü ve çağrısı sonsuza kadar haklı çıkacaktır.

Adları Yaşam Kitabında yazılı olanların hepsi sonsuza kadar Rab ile birlikte olacaklar, “ama korkak, imansız, iğrenç, adam öldüren, fuhuş yapan, büyücü, putperest ve bütün yalancılara gelince, onların yeri kükürt ile yanan ateş gölüdür. İkinci ölüm budur.” (Vahiy 21:8)264

Kötü, çirkin başını bir daha asla yukarı kaldıramayacaktır. Tüm yaratılış tek gerçek Tanrı’ya sonsuza kadar boyun eğerek yaşayacaktır.

O’NUN İLE

Bundan sonra olacak olanlar neredeyse hayal bile edilemeyecek kadar harikadır:

“Tahttan yükselen gür bir sesin şöyle dediğini işittim, ‘İşte Tanrı’nın konutu insanların arasındadır. Tanrı onların arasında yaşayacak ve onlar O’nun halkı olacaklar. Tanrı’nın Kendisi de onların arasında bulunacak. Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak, artık ne yas ne ağlayış ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.” (Vahiy 21:3-5)

Eski Antlaşma’nın ilk iki bölümü nasıl Tanrı’nın orijinal yaratılışını tanımlıyorlarsa, Yeni Antlaşma’nın son iki bölümü de aynı şekilde Tanrı’nın yeni yaratılışını tanımlamaktadırlar. Şeytan, günah ve ölümün uzaklaştırılmalarından sonra her şey Yaratıcı’nın kutsal doğası ile tekrar mükemmel uyum içinde olacaktır. Bundan böyle artık insanlar ya da melekler asla günah tuzağına düşmeyeceklerdir. İhtiyaç duyulan dersler alınmış olacak ve “Tanrı’nın Kendisi onların arasında bulunacak ve onların Tanrısı olacaktır.”

Tanrı’nın programı, yalnızca Adem’in günahının etkilerini uzaklaştırmaktan çok daha fazlasını içerir. Tanrı’nın planında yer alan “her şeyi yenilemektir.” Tanrı’nın halkı O’nun göz kamaştıran varlığı için uygun olan görkemli göksel bedenlerin keyfini çıkaracaktır. Sonsuzluk boyunca her ulustan ve her dönemden kurtarılmış olan canlar O’nun hayranlık uyandıran ve zaman ile sınırlı olmayan planlarında yer alacaklardır. İmanlılar olarak O’nun ile sonsuza kadar birlikte olmak bizim sevincimiz, ve bizim O’nun ile birlikte olmamız da O’nun sevinci olacaktır.

“Tanrı bizimle” konusu, sonsuz bir gerçeklik olacaktır.

O’NUN GİBİ!

Kurtarıcı ve O’nun halkı arasındaki tatlı paydaşlık hiçbir zaman son bulmayacaktır. Adem’in yersel cennette kaybetmiş olduğu yenilenecek ve göksel Cennet’te daha da üstün hale gelecektir. Tanrı, ilk erkek ve kadını yaratmak üzereyken, şöyle dedi,

“İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi. (Yaratılış 1:26)

Her şey tam O’nun planladığı şekilde meydana gelecek.

Cennet O’nun karakterinin ve tutumunun suretini ve benzeyişini taşıyan erkekler ve kadınlarla dolu olacaktır. Günah artık bir olasılık dahi olmayacaktır. Tanrı halkı doğruluk ile mühürlenecektir. Peygamber Davut, “ama ben doğruluk sayesinde yüzünü göreceğim senin. Uyanınca suretini görmeye doyacağım” (Mezmur 17:15) satırlarını yazdığı zaman bu durumu önceden görmüştü.

Fidye ile kurtarılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar O’nun Oğlu’nun benzeyişine dönüştürülmüş olarak” (Romalılar 8:29) Tanrı’nın yeni yaratılışı olarak sonsuza kadar güvende olacaklardır.

“Ne olacağımız henüz bize gösterilmedi, ama Mesih göründüğü zaman O’na benzer olacağımızı biliyoruz. Çünkü O’nu olduğu gibi göreceğiz.” (1. Yuhanna 3:2)

O’NUN İÇİN!

Başlangıçtan beri Yaratıcı’nın amacı insanlık arasındaki krallığını öyle bir şekilde kurmaktı ki, bizler O’nun görkemini, saflığını, sevgisini, adaletini, merhametini ve lütfunu bilelim ve takdir edelim.

Şeytan ile yapılan uzun savaşın tamamı boyunca Tanrı’nın planı her zaman “öteki uluslardan kendi adı için bir halk çıkarmak amacı ile onlara yaklaşmaktı” (Elçilerin İşleri 15:14). Rab, yeryüzüne kazanmak için geldiği şeye sahip olacaktır: şükran dolu, tapınan yüreklerle Kendi benzeyişindeki kurtarılmış bir halk sonsuza kadar O’nu sevecek, övecek ve O’ndan zevk alacaktır.

Tanrı’nın laneti tersine çevirmek konusundaki planının üçüncü ve son aşaması, artık her an başlayabilirdi.

Hazır mısınız?

İsa’nın dönüşü hakkındaki düşünce sizi sevindiriyor mu, yoksa korkutuyor mu?

Kutsal Kitap, Kutsal Yazılar’da yaptığımız bu yolculukta bakmaya zaman bulamadığımız son zamanlar konusunda bize daha pek çok anlayış sağlar. Şimdilik güvenilir Yaratıcımız’ın kitabının son bölümünde bulunan küçük bir peygamberliği yerine getireceğini bilmemiz yeterli olacaktır:

Artık hiçbir lanet kalmayacak!” (Vahiy 22:3)

Pages