February 2013

29 Mart

“Askerlik yapan kişi, günlük yaşam ile ilgili işlere karışmaz,
kendisini askerliğe çağıranı hoşnut etmeye çalışır.”
 (2.Timoteos 2:4)

Hıristiyan Rab tarafından çağrılmıştır ve O’nun için aktif hizmettedir. Kendisini günlük yaşamın işlerine karıştırmaması gerekir. Buradaki vurgu ‘karışma’ sözcüğü üzerindedir. Kişi, kendisini dünyasal işlerden bütünü ile ayıramaz. Ailesi için gerekli olan yaşam koşullarını sağlayabilmesi için çalışmak zorundadır. Bu noktada, kaçınılması imkansız olan bazı günlük ilgi alanları ile ilgili belirli sayıda işler olacaktır. Aksi takdirde, Pavlus’un bize 1.Korintliler 5:10 ayetinde hatırlattığı gibi, bu dünyadan çıkıp gitmesi gerekir.

Ancak bu günlük işlere karışmış hale gelmesine izin vermemesi gerekir. Önceliklerini sağlam bir şekilde muhafaza etmelidir. Kendi içinde iyi olan şeyler bile bazen en iyinin düşmanları haline gelebilirler.

Wm. Kelly “kendimizi günlük yaşamın işlerine karıştırmamızın”,  iyi niyetli bir partner olarak bir başka kişinin dış işleri ile ilgilenmemizin, gerçekten dünyadan ayrılmaktan vazgeçmemiz anlamına geldiğini söyler.

İnsanların sorunlarına çözüm getirmek amacı ile dünya politikasına dahil olduğum zaman, dünya işlerine karışmış olurum. Bu davranışım “Titanik’in güvertedeki şezlonglarını yeniden düzenlemek” gibi bir konu için zaman harcamama benzer.

Ya da Müjde yerine, sosyal hizmet üzerinde daha fazla durduğum zaman, dünyanın her derdine deva bulmak isteyen biri olarak dünya işlerine karışmış olurum.

Çabalarımın çoğunu ve en iyilerini para kazanmak için harcar isem, iş hayatı beni öylesine sıkı bir şekilde kavrar ki, yine dünya işlerine karışmış olurum. Böylece yaşamımı kazanırken, bir yaşam kaybetmiş olurum.

Tanrının egemenliği ve O’ndaki doğruluk yaşamımdaki ilk yerden gittiği zaman, dünya işlerine karışmış olurum.

Sonsuzluğa ait bir çocuk olarak benim için gereğinden fazla önemsiz işler tarafından ele geçirildiğim zaman, dünya işlerine karışmış olurum – domates ve kazık otundaki mineral eksiklikleri, Wyoming antilopunun yaz alışkanlıkları, pamuklu tişörtlerin mikrobik içeriği, patates cipslerindeki yanığın reaksiyonu ya da bir güvercinin gözündeki yön hareketleri gibi. Bu tür araştırma ve incelemeler yaşamın bir parçası olarak yerinde çalışmalar olabilirler, ama bir yaşam tutkusu ile kıyaslandıkları zaman hiç bir değerleri yoktur.

30 Mart

“Tanrının, kendisini sevenler ile amacı uyarınca çağrılmış
olanlar ile birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz.”
 (Romalılar 8:28)

Bu ayet, durumumuz en kötü hale geldiği zaman, zihnimizi en çok karıştıran ayetlerden biridir. Rüzgar yumuşak estiği sürece, “Rab, iman ediyorum” demek kolaydır. Ama yaşamın fırtınaları şiddetlendiği zaman, “Rab, imansızlığıma yardım et” deriz.

Ve yine de buna rağmen, bu ayetin doğru olduğunu biliriz. Tanrı her durumu iyilik için işler. Bunun doğru olduğunu biliriz, çünkü Kutsal Kitap böyle söyler. Göremediğimiz ya da anlayamadığımız zaman dahi iman bu söze sahip çıkar.

Tanrının karakterinden ötürü bu sözün doğru olduğunu biliriz. Eğer O sınırsız sevginin, sınırsız bilgeliğin ve sınırsız gücün Tanrısı ise, o zaman O’nun planlarının ve işleyişinin bizim için en iyisi olduklarını biliriz.

Bu ayetin doğru olduğunu Tanrı halkının yaşadığı tecrübelerden de biliriz. Choice Gleanings’de bir gemi enkazından kurtulan tek kişi olan ve tek bir insanın bile yaşamadığı bir adaya düşen birinin öyküsü anlatılır. Bu kişi kurtulmak için Tanrıya dua eder ve her gün gayret ile ufka bakar ve bir geminin geçmesini bekler. Bir gün kulübesinin yandığını görerek dehşete düşer; ıssız adada sahip olduğu tek şeyden geriye dumanlar kalmıştır. En kötü olarak görünen bu durum aslında o anda başına gelebilecek en iyi durumdur. Onu kurtarmaya gelen geminin kaptanı, “Dumanlar ile verdiğiniz işaretleri gördük” der. Eğer yaşamlarımız Tanrının ellerinde ise, o zaman “yaşadığımız her durumun iyiliğimiz için işleyeceğini” hatırlayalım.

İtiraf etmemiz gerekiyor ki, yük taşınamayacak kadar ağır ve karanlık tahammül edilemeyecek kadar koyu hale geldiği zaman, imanımız sarsılır. Umutsuzluk içinde, “Bu durumdan ortaya nasıl iyi bir şey çıkabilir?” diye sorarız. Bu sorunun yanıtı vardır. Tanrının işlediği iyiliği bir sonraki ayette okuyabiliriz (Romalılar 8:29) – “Oğlu2nnun benzerliğine dönüşmemiz için.”

Heykeltraşın keskisi, insanın görünümünün ortaya çıkması için mermeri harcar. Yaşamın darbeleri de aynı şekilde O’nun kutsanmış benzerliğine dönüştürülmemiz için bizde değersiz olan her şeyi yontup atar. Bu nedenle yaşamın krizlerinde herhangi iyi bir şey bulamazsanız, bunu, yani Mesih’in benzerliğine dönüştürülmeyi hatırlayın.

31 Mart

“Gözetmen yeni iman etmiş biri olmamalı.
Yoksa gurura kapılıp İblis’in uğradığı yargıya uğrayabilir.”
 (1.Timoteos 3:6)

Elçi Pavlus bir gözetmenin özelliklerini sıralar iken, bu görevin imanda yeni olan bir kişi tarafından yerine getirilmesi varsayımına karşı tedbirli davranılmasını ister. Gözetmenlik, yalnızca, ruhsal olgunluk ve tanrısal deneyim ile sağlanan bilgelik ve sağduyulu yargı talep eder. Ama yine de bu ilke sık sık ihlal edilir! Başarılı genç bir iş adamı, politikacı ya da profesyonel bir kişi yerel kiliseye katılarak paydaşlığa başlar. Eğer bu kişiyi topluluğu hemen dahil etmez isek, onun bizden ayrılıp başka bir topluluğa gideceğini hissederiz, bu nedenle onu bir mancınık ile önderlik konumuna atarız. Aslında Pavlus’un kilise görevlilerinin atanması konusunda verdiği öğütleri daha iyi izlememiz gerekir, “…bunlar önce denensin.”

Bu ruhsal ilkenin daha çok göze çarpan bir ihlali müjdecilik semalarında tanıtılan ve rağbet gören yeni iman etmiş yıldızlara gösterilen davranışlarda gerçekleşir. Bu kişilerden biri Mesih’e yeni iman etmiş olan bir futbol kahramanı olabilir. Böyle birinin dindar destekleyicisi, ona sımsıkı yapışır ve onu Dan’dan Beerşeba’ya olan tüm yol boyunca afişe eder. Bir Hollywood yıldızının yeniden doğduğuna ilişkin bir söz duyulur duyulmaz, bu kişi gazetelerin baş sayfalarında yer alır. Kendisine, ölüm cezasından evlilik öncesi cinsel yaşam ile ilgili konulara kadar bir çok konuda ne düşündüğü sorulur – sanki yeniden doğmuş olması bu kişiye tüm konularda aniden bir bilgelik kazandırmış gibi hareket edilir. Ve şimdi de daha önceden bir hapishanede mahkum olan biri Rabbe gelmiştir. Terfisini temin etmeye uğraşan açgözlü kişiler tarafından istifade edilmek istenen bu kişi için endişe duyarız.

Dr.Paul Van Gorder, “Ben hiç bir zaman dizleri üstünde yeni tövbe etmiş bir günahkarı kaldırmaktan ve onu bir kalabalığın önünde sergilemekten yana olmadım. Eğlence, spor ve politika dünyasının tanınmış kişilerini zamanından önce müjdecilik platformuna getirerek sergilemek, Mesih’in davasına telafi edilemeyecek kadar büyük zarar getirmiştir. Tanrı sözünün tohumu nüfuz edinceye ve gerçekten kök salıncaya kadar böyle bir davranışta bulunmak son derece hatalıdır.”

Bir uyuşturucu bağımlısı ya da bir politikacı imanlıların arasına yeni katıldığı zaman, büyük olasılıkla bazı Hıristiyanların dini egoları kabarmaktadır.Belki bu Hıristiyanlar güvensizlik ya da aşağılık duyguları nedeni ile acı çekmektedirler ve iman eden her ünlü onların bu çökmüş güvensizlik duygularının yükselmesine yardımcı olmaktadır.

Ama afişe edilen bu erkek ya da kadın kahramanlar genellikle şeytanın top ya da tüfek atarak kolayca vurduğu hedefleridirler. Şeytanın sinsi hilelerinden haberleri olmaksızın Rab İsa'nın tanıklığına büyük leke sürülmesine neden olurlar.

Ünlü ya da ünsüz gerçekten kurtulmuş olan her can için müteşekkiriz. Ama eğer Mesih’in davasının ilerlemesi için en iyi yolun yeni iman etmiş olan kişileri kürsüye ya da televizyon kameralarının önüne çıkartarak konuşturmak olduğunu düşünüyor isek, yanılıyoruz demektir.

11 Nisan

“Baş kahinler ileri gelenler ile birlikte toplanıp birbirlerine danıştıktan
sonra askerlere yüklü para vererek dediler ki, ‘Siz şöyle diyeceksiniz:
öğrencileri geceleyin geldi ve biz uyurken O’nun cesedini çalıp götürdüler.”
 (Matta 28:12,13)

Rab İsa daha ölümden dirilmeden önce düşmanları mucizenin etkisini yok etmek için yalanlar uydurmaya başladılar. Akıllarına gelen en iyi yalan, öğrencilerin gece gelip bedeni çalıp götürmüş olmaları idi. (Rab İsa’nın bayıldığı teorisi; ‘İsa ölmedi, yalnızca bayıldı’ yalanı yüzlerce yıl boyunca ağızdan ağza söylenmeye devam etti). Ne yazık ki, tüm diğer teoriler gibi bedenin çalındığı teorisi de yanıtlardan çok sorulara neden olur. Örneğin:

Baş kahinler ve ileri gelenler neden nöbetçi askerlerin boş mezar ile ilgili özgün haberlerini sorgulamadılar? Bu haberi gerçek olarak kabul ettiler ve bu olayın nasıl olduğu hakkında bir açıklama uydurmak için acele ettiler.

Nöbetçiler nöbette iken uyanık olmaları gerektiği halde neden uyuyorlardı? Roma yasalarına göre nöbette iken uyumanın cezası ölüm idi. Ama nöbetçi askerler yine de ceza almadan kurtuldular. Neden?

Tüm nöbetçi askerlerin hepsi nasıl olup da aynı anda uyuyabildiler? Birazcık uyku adına canlarını ölüm cezasına maruz bıraktıklarını düşünmek safdillik olarak yorumlanmaz mı?

Öğrenciler nöbetçi askerleri uyandırmadan mezarın ağır taşını nasıl olup da yuvarlayabildiler? Bu taş çok büyüktü ve gürültü çıkartmadan yuvarlanması imkansızdı.

Ayrıca öğrenciler bu taşı kaldırabilecek gücü nereden buldular? Herod dönemine özgü bir mezarın taşının dar ve uzun bir yiv ya da delik açmadan aşağı düşünceye kadar yuvarlanması gerekiyordu. Böyle bir mezarı mühürlemek, onu açmaktan daha kolaydı. Ayrıca mezar Romalı yetkililer tarafından olabilecek en “emin” şekilde kapatılmış idi.

Kısa bir süre önce yaşamlarını kurtarmak için kaçacak kadar korkan öğrenciler Romalı nöbetçiler ile karşı karşıya gelecek ve mezar taşını yuvarlayacak cesareti nereden buldular? Böyle bir cesaretin karşılığının çok ciddi bir ceza ile verileceğini biliyorlardı.

Eğer nöbetçi askerlerin hepsi uyudular ise, o zaman öğrencilerin bedeni çaldıklarını nereden biliyorlardı?

Eğer öğrenciler bedeni çalmış olsalar idi, o halde neden keten bezleri sermek ve peşkiri dürmek için zaman harcamışlardı* (Luka 24:12; Yuhanna 20:6,7) Öğrencilerin bedeni çalmak için ne gibi bir nedenleri vardı?

Hiç bir nedenleri yoktu. Aslına bakılacak olur ise, öğrencileri O’nun dirildiğini işittikleri zaman, şaşırmışlar ve inanmamışlardı.

Son olarak, onurlu kişiler olan öğrenciler eğer dirilişin bir yalan olduğunu bilseler idi, büyük bir kişisel rizikoyu göze alarak gidip O’nun dirildiğini vaaz ederler miydi? Paul Little şöyle dedi: “İnsanlar yalan olduklarını bildikleri bir şey uğruna ölüme gitmezler.” Onlar İsa’nın dirildiğine içtenlikle inandılar. Rab dirildi! O gerçekten dirildi!

12 Nisan

“Dünyanın aldatıcı serveti konusunda güvenilir değilseniz,
gerçek serveti size kim emanet eder?” (Luka 16:11)

Dünyanın aldatıcı serveti burada yersel zenginliklere ya da maddesel hazinelere işaret etmektedir.  Pek çok maddesel varlığı olan bir adamın zenginliği kadar aldatıcı hiç bir şey yoktur. Mal mülk olarak sözünü ettiğimiz, evler ve arazilerdir, çünkü gerçek zenginliğin bunlar olduğunu düşünürüz. Hisse senetlerinden ve bonolardan bahsederiz, çünkü bunların güvenlik sağladıklarını düşünürüz.

Ama Luka 16:11 ayetinde Rab, dünyanın aldatıcı serveti ve gerçek zenginlikleri arasında bir ayırım yapar. İnsanların zenginlik ve varlık olduklarını düşündükleri şeylerin zenginlik ve varlık ile ilgileri yoktur.

John varlıklı bir aristokratın mülkünde bir kahya olarak hizmet veren tanrısayar bir Hıristiyan idi. John bir gece çok canlı bir rüya gördü ve bu rüyada kendisine vadideki en zengin adamın ertesi akşam gece yarısından önce öleceği söylendi. John, ertesi sabah işvereni ile karşılaştığı zaman, bu rüyasını onunla paylaştı. Milyoner önce bu işittiği konu ile hiç ilgilenmiyormuş gibi göründü. Kendisini çok iyi hissediyordu ve ayrıca hiç bir zaman rüyalara inanmazdı.

Ama John yanından ayrılır ayrılmaz, hemen kendisini doktorun muayenehanesine götürmesi için şoförünü çağırdı. Doktordan kendisine tam bir fiziksel check-up yapılmasını istedi. Beklendiği gibi, yapılan testlerin sonucunda sağlık durumunun çok iyi olduğu ortaya çıktı. Ancak bu varlıklı kişi yine de John’un gördüğü rüyadan dolayı kaygılanmaya devam ediyordu. Bu nedenle, doktorun muayenehanesinden ayrılırken şöyle dedi: “Doktor, bu arada bu akşam bana yemeğe gelir miydiniz? Yemekten sonra da birlikte oturur sohbet ederiz.” Doktor, bu daveti kabul etti.

Akşam yemeği her zamanki düzen içinde normal olarak geçti ve pek çok konu üzerinde sohbet edildi. Doktor gece boyunca pek çok kez evine dönmek için ayağa kalktı, ama ev sahibi her seferinde ondan biraz daha kalmasını rica etti.

Sonunda saat gece yarısını vurduğunda , tanrısaymaz varlıklı adam çok rahatladı ve doktora iyi geceler dileyerek gitmesine izin verdi.

Birkaç dakika sonra evin kapısı çaldı. Ev sahibi kapıyı açtığı zaman, yaşlı John’un büyük kızının kapıda durduğunu gördü ve kız kendisine şöyle dedi: “Bayım, annem size bir haber vermemi istedi; babam kalp krizi geçirdi ve kısa bir süre önce öldü.”

Vadide yaşayan en zengin adam o gece ölmüştü.

13 Nisan

“Sonuç olarak ne yer ne içerseniz, ne yaparsanız,
her şeyi Tanrının yüceliği için yapın.” (1.Korintliler 10:3)

Hıristiyan davranışında Tanrı için herhangi bir yüceliğin var olup olmadığını araştırmak bu konuda yapılacak en büyük testlerden biridir. Davranışlarımızı çoğu zaman şu soruyu sorarak test ederiz: “Davranışım herhangi bir zarara yol açıyor mu?” Ama bu konuda sorulacak soru  bu değildir. Sormamız gereken soru şudur: “Bu davranışımda Tanrıyı yüceltecek herhangi bir şey var mı?”

Herhangi bir eyleme girişmeden önce, başımızı öne eğip, Rabden yapmak üzere olduğumuz işte Kendisini yüceltmesini istememiz gerekir. Eğer bu eylem aracılığı ile Tanrı onurlandırılamıyor ise, o zaman o eylemden kendimizi uzak tutmamız doğru olur.

Diğer inançlar zararsız davranışlar ile tatmin olabilirler. Hıristiyanlık yalnızca olumsuz olmanın ötesine hareket eder; Hıristiyanlık ayırt edilebilen bir olumluluktur. Bu nedenle, Keith L.Brooks’un şu sözleri çok yerinde söylenmiş sözlerdir: “Eğer başarılı bir Hıristiyan olacak iseniz, durumlarda mevcut olan zararların peşinden koşmaktan vazgeçin ve iyi olanı aramaya başlayın. Eğer mutlu bir yaşamınızın olmasını istiyor iseniz, durumlardaki ‘zararı’ değil, ‘iyiyi’ isteyen kişilerin arasında bulunun.

Durumlar kendi içlerinde zararsız olabilirler ve yine de Hıristiyan yarışında gereksiz bir ağırlığa neden olurlar. Olimpiyatlardaki bir koşucunun 1500 m.lik yarışta bir çuval patates taşımasına karşı olan bir yasa mevcut değildir. Patates çuvalını taşıyabilir, ama yarışı kazanamaz. Aynı durum bir Hıristiyan için de geçerlidir. Durumlar zararsız olabilirler ama yine de bir engel oluşturmaktadırlar.

Ama genellikle, “Bu eylemde bir zarar var mı?” diye sorduğumuz zaman, sorumuz duyduğumuz gizli bir kuşkuyu ele verir. Bu soruyu, dua etmek, Kutsal Kitap çalışması yapmak, tapınmak, tanıklık etmek ve günlük işlerimiz gibi görünüşte yasal olan eylemler ile ilgili olarak sormayız.

Aklıma gelmiş iken, onurlu her iş Tanrının yüceliği için yapılabilir. Bazı ev kadınlarının mutfak duvarlarına şu sözleri asmalarının nedeni budur: “Burada günde üç kez tanrısal hizmet verilir.”

Kuşkuya düştüğümüz zaman, John Wesley’in annesinin şu öğüdünü izleyebiliriz: “bir zevkin yasaya aykırı olup olmadığına karar vermek istiyor iseniz, şu kuralı izleyin: “Mantığınızı güçsüz kılan, vicdan huzurunuzu rahatsız eden, Tanrıyı hissetmenize engel olan ya da ruhsal değerlerin lezzetini alıp götüren ve bedeninizi zihninizden daha etkin kılan her ne var ise, günahtır.”

14 Nisan

“… Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkarı olsun.
Aranızda birinci olmak isteyen, ötekilerin hizmetkarı olsun.” (Matta 20:26,27)

Gerçek büyüklük nedir?

Bu dünyanın krallığında büyük olan kişi, zenginlik ve güç konumuna yükselmiş olan kişidir. Refakatinde onun emirlerini yerine getirmek zorunda olan bir yardımcı ve asistanlar heyeti bulunur; Çok Önemli Kişi davranışı görür ve gittiği her yerde özel iyilikler kabul eder. Bulunduğu konum nedeni ile insanlar ona saygı ve hürmet göstererek davranırlar. Kendisi bir şey yapmak için asla eğilmez; işlerini yerine getiren hizmetkarları vardır.

Ama bizim Rabbimizin Krallığında durumlar bundan oldukça farklıdırlar. Rabbin Krallığında büyüklük bize ne kadar hizmet edildiği ile değil, bizim ne kadar hizmet ettiğimiz ile ölçülür. Büyük kişi, diğerleri için bir hizmetkar olmak üzere eğilen kişidir. Hiç bir hizmet alçaltıcı değildir. Böyle bir kişi özel bir davranış ya da teşekkür beklemez. George Washington’un adamlarından biri onu hizmet ederken gördükleri zaman, itiraz ederek şöyle demiştir: “Generalim, siz böyle bir işi yapamayacak kadar büyüksünüz.” Washington ise ona şu yanıtı vermiştir: “Oh, hayır, ben tam doğru büyüklüğe sahibim.”

Luka 17:7-10 ayetleri üzerinde yorum yapan Roy Hession bize şunları hatırlatır: “Hizmetkarlığın beş işareti bulunur: (1) Kendisine ne gibi bir iş verildiğini göz etmeksizin onu yapmak için istekli olmalıdır. (2) Bu işi yaparken takdir ya da teşekkür beklememek için istekli olmalıdır. (3) Tüm bunları yaptıktan sonra kendisine bu işi vereni bencillik ile suçlamaması gerekir. (4) Yararsız bir hizmetkar olduğunu itiraf etmesi gerekir. (5) Yumuşak huylu ve alçakgönüllü bir şekilde sadece görevini yerine getirdiğini söylemelidir.”

Rabbimiz bu gezegende bir İnsan olmak için göklerdeki yüceliğinden vazgeçtiği zaman, “kul özünü aldı” (Filipeliler 2:7) O, aramızda hizmet eden Biri gibi oldu. (Luka 22:27) ”İnsanoğlu hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını bir çokları için fidye olarak vermeye geldi.” (Matta20:28) Bir havlu alıp beline doladı ve öğrencilerinin ayaklarını yıkadı (Yuhanna 13:1-17)

“Köle efendisinden üstün değildir” (Yuhanna 13:16). Eğer O bize hizmet etmek için bu kadar alçaldı ise, o zaman bizim neden diğer kişilere hizmet etmemizin saygınlığımıza gölge düşüreceğini düşünmemiz gereksin?

Ey Kurtarıcım, Sen En Yüce Olan iken,
Bu kadar alçaldı isen, o zaman zayıf,
ve günahkar ve kutsal olmayan ben,
Nasıl olur da başımı yukarı kaldırmaya cesaret ederim?

15 Nisan

“… birbirinize sevgi ile hizmet edin.” (Galatyalılar 5:13)

Biri şöyle demiştir: “Benlik büyük olduğunu ve kendisine hizmet edilmesi gerektiğini düşünür. Sevgi ise hizmet eder ve büyüktür.”

Rağbet gören bir Müjde şarkıcısı restoranda yanında oturan bir adama tanıklık etti ve onu Mesih’e getirmenin sevincini yaşadı. Bu olayı izleyen haftalar içinde bu yeni imanlıya destek oldu. Sonra adı Fred olan yeni imanlı, ameliyat edilemez bir kansere yakalandı ve nekahat dönemindeki hastaları kabul eden bir hastaneye yatırıldı ve ne yazık ki bu hastanede bakım normal hastane standartlarının çok altında idi. Radyoda ün kazanmış olan Müjde şarkıcısı Fred’i sadık bir şekilde hastaneye giderek ziyaret etti, yatak çarşaflarını değiştirdi, banyosunu yaptırdı ve “Timoteos’unu” besledi ve hastane personelinin yapması gereken daha başka pek çok işi Fred için kendisi yaptı. Fred’in öldüğü akşam, bu ünlü şarkıcı onu kollarında tutuyor ve Kutsal Yazıların huzur veren ayetlerini onun kulağına fısıldıyordu. “…birbirinize sevgi ile hizmet edin.”

Kutsal Kitap okulundaki bir eğitimci, sabah telaşından sonra kirlenen baylar tuvaletini sabırla temizler ve sonra eğilip yerleri kurulardı. En iyi öğretişini yalnızca sınıfta vermiyordu. Öğrencileri alçakgönüllü oldular ve saygı duydukları öğretmenlerinin kullandıkları tuvaleti temizleme örneğinden esin aldılar. “… birbirinize sevgi ile hizmet edin.”

Aynı Kutsal Kitap okulundaki basketbol takımı üyelerinden biri gerçek bir hizmetkarın yüreğine sahipti. Bir gün oyun bittikten sonra tüm oyuncular bir an önce duş sırası kapmak için acele ettikleri zaman, bu oyuncu salonda kalır ve ertesi gün için salonu düzenli hale koyardı. “O, diğer kişilerin bencilliğini herkesin hizmetkarı olarak Rab ile kimliğini özdeşleştirme fırsatı olarak görürdü.”  “….birbirinize sevgi ile hizmet edin.”

Türkiye’deki kırsal kesimden bir anne, hasta olan oğlu için böbrek bağışında bulunmak üzere Londra’ya götürüldü. Bu anne, bir böbrek bağışının yaşamına mal olacağını sanıyordu. İngiliz doktor kendisine oğlu için bir böbreğini vermeye istekli olduğu konusunda emin olup olmadığını sorduğu zaman, doktora şu yanıtı verdi: “İki böbreğimi vermeye istekliyim.” “… birbirinize sevgi ile hizmet edin.”

İnsanların çoğunlukla kendileri ile ilgilendikleri bir dünyada fedakarlık hizmeti veren yol fazla kalabalık değildir. Her gün yeni hizmetkarlık eylemleri için fırsatlar ile doludur.

16 Nisan

“… ölümün ağzındayız, ama işte yaşıyoruz.”  (2.Korintliler 6:9)

Kutsal Kitap paradokslar ile doludur, yani, normal olarak kabul ettiğimiz gerçeklere karşıt gibi görünen gerçekler, birbirleri ile çelişkide gibi görünen gerçekler… G.K.Chesterton, bir paradoksun, dikkat çekmek için başının üstünde duran bir gerçek olduğunu söyler. Aşağıda dikkatimizi çekmek için baş aşağı duran bir kaç paradoksu sıralıyoruz:

Yaşamlarımızı onları yitirerek kurtarırız; yaşamlarımızı onları severek yitiririz (Markos 8.35).

Ne zaman zayıf isek, o zaman güçlüyüz (2.Korintliler 12:10) ve kendi gücümüz ile hiç bir şey yapamayız (Yuhanna 15:5).

Mesih’in kölesi olduğumuz zaman mükemmel özgürlüğe sahip oluruz ve O’nun boyunduruğundan özgür olduğumuz zaman, tutsak oluruz (Romalılar 6:17-20).

Bizi sevinçli kılan daha fazlasına sahip olmak değil, sahip olduğumuzu paylaşmaktır. Ya da başka bir deyişle, “Vermek, almaktan daha büyük bir mutluluktur.” (Elçilerin İşleri 20:35)

Eli açık olan daha çok kazanır, hak yiyenin sonu ise yoksulluktur. (Süleyman’ın Özdeyişleri 11:24)

Günah işlemeye devam edemeyen yeni bir doğaya sahibiz (1.Yuhanna 3:9), yine de yaptığımız her şey günah tarafından lekelenmiştir (1.Yuhanna 1:8).

Boyun eğerek galip geliriz (Yaratılış 32:24-28) ve savaştığımız zaman yenilgi yaşarız (1.Petrus 5:5c).

Kendimizi yücelttiğimiz zaman alçaltılırız, ama biz kendimizi alçalttığımız zaman, O bizi yüceltir (Luka 14:11).

Sıkıntıya düştüğümüzde ferahlatılırız (Mezmur 4:1) ve güvenlikte iken durgun kalırız (Yeremya 48:11).

Yoksuluz, ama birçoklarını zengin ediyoruz. Hiç bir şeyimiz yok, ama her şeye sahibiz (2.Korintliler 6:10).

(İnsanın bakış açısına göre) bilge olduğumuz zaman, (Tanrının bakış açısına göre) akılsızız, ama Mesih uğruna akılsız olduğumuz zaman, gerçekten bilge oluyoruz (1.Korintliler 1:20,21).

İman yaşamı kaygı ve endişeden özgürlük sağlar; yeryüzünde kendimize göz ile görünen hazineler biriktirdiğimiz zaman, güve ve pas onları yiyip bitirir ve hırsızlar çalar. (Matta 6:19)

Şair Hıristiyan yaşamını başından sonuna kadar bir paradoks olarak görmektedir:

Bu durumda bir kişinin gitmesi gereken yön gariptir.
Yürümesi gereken yol ne kadar da karışıktır;
Mutluluk umudu korkudan yola çıkar
Ve yaşamını ölümden alır.
En adil haklarından tamamen feragat etmesi gerekir.
Ve en iyi çözümleri çapraşıktır;
Kendisini tamamen kaybolmuş halde bulana kadar
Mükemmel bir şekilde kurtarılmasını bekleyemez.
Tüm bunlar olduğu ve yüreği tüm günahlarından bağışlandığına emin olduğu zaman;
Bağışlandığı imzalandığı ve esenliği tedarik edildiği zaman,
İşte o an çatışması başlar. — (Seçme)

17 Nisan

“Kimse sizi ‘Rabbi’ diye çağırmasın. Çünkü sizin tek öğretmeniniz var ve hepiniz kardeşsiniz.
Yeryüzünde kimseye ‘Baba’ demeyin. Çünkü tek Babanız var, O da göksel Baba’dır.
Kimse sizi ‘Önder’ diye çağırmasın. Çünkü tek önderiniz var, O da Mesih’tir.”
(Matta 23:8-10)

Rab İsa öğrencilerini egoyu besleyen yüksek ünvanlar ile çağrılmamaları ve kendilerini Üçlü birliğin yerine koymamaları konusunda uyardı. Tanrı Babamız, Mesih Efendimiz ve Kutsal Ruh Öğretmenimizdir. Toplulukta kendimiz için bu tür ünvanları benimsemememiz gerekir. Dünyada elbette yersel bir babamız, çalıştığımız bir iş yerinde bir efendimiz ya da bir işverenimiz ve okulda öğretmenlerimiz vardır. Ama ruhsal alanda Üçlü birliğin üyeleri bu rolleri üstlenmişlerdir ve onların yalnızca bu şekilde onurlandırılmaları gerekir.

Tanrı, bize yaşam veren olduğu için Babamızdır. İsa, O’na ait olduğumuz ve O’nun yönüne bağımlı olduğumuz için Efendimizdir. Kutsal Ruh Kutsal Yazıların Yazarı ve Yorumcusu olduğu için Öğretmenimiz’dir; tüm öğretişimize rehberlik etmesi gereken yalnızca O’dur.

Kiliselerin, sanki Mesih onları bu konuda hiç bir zaman uyarmamış gibi üyeleri arasında bu tür onurlandırıcı ünvanlara yer vermeleri ne kadar da gariptir. Kahinler ve görevliler hala Baba ve Peder olarak adlandırılmaktadırlar ve bazen kendilerine ‘Rab’ anlamına gelen Dominie (Papaz) ünvanı dahi verilmektedir. Ruhban sınıfına dahil olan kişiler genellikle papaz ya da vaizlere ‘Saygıdeğer Efendim’ anlamına gelen ‘Reverend’ ünvanını yakıştırırlar; bu sözcük, Kutsal Kitap’ta yalnızca Tanrı’dan söz ederken kullanılan bir sözcüktür (bakınız Mezmur 111:9 – “adı kutsal ve müthiştir.”) “Doktor” ünvanı Latince’de öğretmek anlamına gelen docere sözcüğünden gelir. Bu nedenle doktor sözcüğü öğretmen anlamına gelir. Kazanılmış ya da onurlandırılmak için verilen ünvan, Hıristiyan imanının bir siperi değil, sadakatsizliğe ait bir veba hastanesi olan bir kurumdan gelir. Yine de bir insan bir toplulukta “doktor” olarak takdim edildiği zaman, bu unvan nedeni ile kendisine bir otorite verilmiş olduğunu ima eder. Bu durum elbette tamamıyla temelsizdir. Kutsal Ruh ile dolu olan bir kambur çöp toplayıcısı bile bir doktorun söylediklerinden çok daha gerçek sözler söyleyebilir.

Ruhsallıktan uzak dünyevi yeryüzünde bu tür ünvanlara her zaman yer verilir. Bu alanda uygulanan ilke şudur: “Herkese hakkını verin; saygı hakkı olana saygı, onur hakkı olana onur verin” (Romalılar 13:7). Ancak toplulukta uygulanacak olan ilke, Rab İsa tarafından şu sözler ile ifade edilmiştir: “…hepiniz kardeşsiniz” (Matta 23:8)

Pages