February 2013

19 Mayıs

“Böyle davrananları Tanrının haklı olarak yargıladığını biliriz.” (Romalılar 2:2)

Evrende mükemmel bir şekilde yargılama hakkına sahip olan tek Kişi Tanrıdır. Nihai yargı konusunda bize güvenmediği için O’na sonsuzlarca müteşekkir olabiliriz. Yersel bir yargıcın ne gibi yetersiz koşullar altında çalıştığını bir düşünün. Yersel bir yargıç için tamamen yansız olmak hiç bir zaman mümkün olamaz. Davalı olan kişinin özelliklerinden ya da görünümünden etkilenebilir. Rüşvet teklifleri ya da bundan daha sinsice düşünceler onu etki altına alabilirler. Bir tanığın yalan söyleyip söylemediğini her zaman tam olarak bilemez. Ya da tanık yalan söylemiyor olabilir, ama gerçeği tam olarak anlatmayabilir. Ya da gerçeği gizliyor olabilir. Ya da son olarak, tanık içten olabilir ama hatalıdır.

Yargıç, karşısına gelen kişilerin durumlarını her zaman tam olarak bilemez. Ancak pek çok yasal davada durumların tam olarak bina edilmesi çok önem taşır.

Nabız kaydeden cihaz ya da yalan makinesi insanı yanıltabilirler. Vicdanları sertleşmiş suçlular bazen suçluluk duygusuna karşı verdikleri reaksiyonu kontrol dahi edebilirler.

Ama Tanrı mükemmel Yargıç’tır. O’nun tüm eylemler, düşünceler ve niyetler ile ilgili mutlak bilgisi vardır. Tanrı insanların yüreklerindeki sırları yargılayabilir. Tanrı, tüm gerçeği bilir; O’nun gözünden hiç bir şey gizlenemez. O, insanları birbirinde ayırmaz, herkese yansız olarak taraf tutmadan davranır. Bir insanın zihinsel yeterliliğinden haberdardır. Zihni sorunlu biri eylemleri konusunda diğer normal kişiler kadar sorumlu tutulmayabilir. Tanrı, yarattığı kişilerin değişen ahlak güçlerinden haberdardır; bazı kişiler ayartmaya karşı, diğer kişilere kıyasla daha kolay karşı koyabilirler. Tanrı, her bir kişinin farklı ayrıcalıklarını ve fırsatlarını bilir. Ve bir kişinin ışığa karşı ne derecede günah işleyebileceğini önceden bilir. Bir suçun ihmal suçu mu yoksa eylem suçu mu olduğunu bilir ve gizli suçları herkesin önünde işlenen suçlar kadar iyi görür.

Bu yüzden Müjdeyi hiç bir zaman işitmemiş olan putperestlerin adaletsiz bir davranışa maruz kalmalarından korkmamıza gerek yoktur. Ya da yaşamda haksız yere acı çekmiş kişilerin öçlerinin alınmayacağını düşünmemiz gerekmez. Ayrıca bu yaşamda kötülük yapmış hainlerin cezasız kalacaklarını aklımıza getirmemeliyiz.

Kürsüde oturan Yargıç mükemmel bir Yargıç’tır ve O’nun adaleti gerçeğe uygun olacağı için mutlak şekilde mükemmel olacaktır.

20 Mayıs

“..hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz.
Yoksa yeni şarap tulumları patlatır;
hem şarap dökülür hem de tulumlar mahvolur.” (Luka 5:37,38)

Burada sözü edilen tulumlar aslında hayvan derilerinden yapılan kaplar idi. Bu şarap tulumları yeni oldukları zaman, eğilip bükülebilen tulumlar idi ve bir şekilde esnek idiler. Ama eskidikleri zaman, katılaşıp esnekliklerini kaybederlerdi. Eğer yeni şarap eski tulumlara konur ise, şarabın mayalanma işlemi, eski şarap tulumlarında öylesine baskı yapardı ki, patlamalarına neden olur idi.

Burada Luka 5.bölümde İsa bu durumu Yahudilik ve Hıristiyanlık arasındaki çarpışmaya örnek vermek için kullanır. İsa buradaki sözleri ile “Yahudiliğin modası geçmiş, geçerliliğini yitirmiş biçimlerinin, düzenlerinin, geleneklerinin ve törenlerinin, Hıristiyanlığın sevinç, coşku ve enerjisini taşıyamayacak kadar katı olduğunu” ifade etmektedir.

Bu bölümde dramatik örnekler yer alır. 18-21 ayetlerinde dört adamın felçli bir arkadaşlarını iyileştirmesi için İsa’ya getirdikleri zaman, bir evin damını yıktıklarını görürüz. Onların başvurduğu bu alışılmamış ve gelenek dışı yöntem, yeni şarap ile ilgili bir örneğin resmedilişidir. 21.ayette yazıcılar ve Ferisiler İsa’da hata bulmaya başlarlar; bu kişiler eski şarap tulumları gibidirler. Yine 27-29 ayetlerinde Levi’nin Mesih’in çağrısına verdikleri coşkulu karşılık yer alır ve onun arkadaşlarını İsa ile tanıştırmak için verdiği ziyafeti okuruz. İşte bu, yeni şaraptır. 30.ayette yazıcılar ve Ferisiler yine homurdanmaya başlarlar. Onlar eski şarap tulumlarıdırlar.

Bu tür örnekleri tüm yaşamda görürüz. İnsanlar işlerini yaparken geleneksel yolları kullanırlar ve değişmek için yeniliğe uyarlanmayı zor bulurlar. Ev hanımı bulaşıklarını yıkarken kendine özgü bir tarza sahiptir ve başka birinin mutfak lavabosunun çevresinde dolaştığını gördüğü zaman sinirlenir. Bir koca, bir arabanın nasıl sürülmesi gerektiği konusunda kendine özgü düşüncelere sahiptir ve eşi ya da çocukları arabasını kullandıkları zaman neredeyse kendisini kaybeder.

Ama bu konuda her birimizin alacağı en önemli ders, ruhsal alanda olacaktır. Geleneksel yollar ile gelmese dahi, Hıristiyan imanının sevincine, coşkusuna ve heyecanına izin verecek kadar esnek olmamız gerekir. Tanrı çalıştığı zaman, hemen eleştiride bulunmaya kalkan Ferisilerin hazımsızlıklarına ve soğuk şekilciliklerine ne istek ne de ihtiyaç duyarız.

21 Mayıs

“Size doğrusunu söyleyeyim, buğday tanesi toprağa düşüp ölmedikçe,
yalnız kalır. Ama ölür ise çok ürün verir.”  (Yuhanna 12:24)

Bir gün bazı Grekler Filipus’a geldiler ve “Efendimiz, İsa’yı görmek istiyoruz” diye ricada bulundular. Ama onlar İsa’yı neden görmek istediler? Belki de onu rağbet gören yeni bir düşünür olarak beraberlerinde Atina’ya geri götürmek istemişlerdi. Ya da belki O’nu şimdi artık kaçınılmaz gibi görünen çarmıha gerilme infazından kurtarmak istemişlerdi.

İsa onlara önemli hasat yasalarından birini kullanarak yanıt verdi: eğer bir buğday tanesinin ürün vermesi isteniyor ise, toprağa düşmesi ve ölmesi gerekirdi. Eğer İsa Kendisini ölümden kurtarmak istese idi, tek başına kalırdı. Cennetin yüceliklerinden sadece Kendisi zevk almış olurdu; orada O’nun yüceliğini paylaşmak için kurtulmuş hiç bir günahkar bulunmazdı. Ama eğer ölür ise, pek çok kişinin sonsuz yaşamın tadını çıkartacağı bir kurtuluş yolu sağlamış olurdu. O’nun için rahat bir yaşam sürmek yerine Kendisini feda ederek ölmesi zorunlu idi.

Bir kez T.G.Ragland şöyle demiştir: “Başarıyı garanti eden tüm planlar içinde en kesin olanı, Mesih’in planıdır: bir buğday tanesi olarak toprağa düşmek ve ölmek. Eğer buğday taneleri olmayı reddeder isek, eğer ne ümitleri feda eder, ne karakteri, ne de malı mülkü ya da sağlığı tehlikeye atmaz isek, ya da Mesih uğruna çağrıldığımız zaman, evi terk etmez ve aile bağlarını kırmaz isek, o zaman tek başımıza kalırız. Ama eğer ürün vermek istiyor isek, bir buğday tanesi haline gelerek ve ölerek bereketli Rabbimizin Kendisini izlememiz gerekir, o zaman çok ürün veririz.

Yıllar önce Afrika’da Tanrı için kalıcı hiç bir ürün görmeksizin durup dinlenmeden çalışan bir hizmetkar grubu ile ilgili bir yazı okumuştum. Sonunda umutsuzluk içinde Tanrının önüne gidecekleri bir konferans düzenlemek için duyuruda bulundular. Konferansta devam eden konuşmalar sırasında hizmetkarlardan biri şöyle dedi: “Ben bir buğday tanesi toprağa düşüp ölmediği sürece hiç bir zaman bir bereket göremeyeceğimizi düşünüyorum.” Bundan kısa bir süre sonra aynı hizmetkar hastalandı ve öldü. O zaman önceden bildirmiş olduğu hasat başladı.

Samuel Zwemer şunları yazdı:

Ancak bir kayıp aracılığı ile bir kazanç sağlanır,
Sadece bir çarmıh aracılığı ile kurtuluş gelir.
Buğday tanesinin çoğalması için
Toprağa düşmesi ve ölmesi gerekir.
Altın başaklarını Tanrıya sağlayan
Olgun tarlalar gördüğünüz zaman,
Bazı buğday tanelerinin öldüğünden emin olabilirsiniz.
Orada bazı canlar çarmıha gerilmiştir —
Biri mücadele etmiş, ağlamış ve dua etmiştir,
Ve dehşete düşmeden cehennem lejyonları ile savaşmıştır.

22 Mayıs

“Ölümlü insana güvenmekten vazgeçin.
Onun ne değeri var ki?” (Yeşaya 2:22)

Eğer yaşamımızda yalnızca Tanrının sahip olması gereken yere bir erkeği ya da kadını koyar isek, acı bir hayal kırıklığına hazır olmamız gerekir. Çok geçmeden insanların en iyisinin olsa olsa sadece insan olduğunu öğreneceğiz. İnsanlar bazı çok güzel özelliklere sahip olsalar bile, bacakları yine demirden ve çamurdandır. Bu ifade, kulağa ahlakı hor görme gibi gelebilir, ama değildir. Gerçekçiliktir.

İstila kuvvetleri Yeruşalim’i tehdit ettikleri zaman, İsrail halkı kurtuluş için Mısır’dan yardım istedi. Yeşaya onları yanlış kişilere güvendikleri için azarladı ve şöyle dedi: “İşte sen şu kırık kamış değneğe, Mısır’a güveniyorsun. Bu değnek kendisine yaslanan herkesin eline batar, deler. Firavun da kendisine güvenenler için böyledir.” (Yeşaya 36:6) Ve daha sonra benzer koşullar altında bulunan Yeremya da şunları söyledi: “RAB diyor ki, insana güvenen, insanın gücüne dayanan, yüreği RAB’den uzaklaşan kişi lanetlidir.” (Yeremya 17:5)

Mezmur yazarı yazdığı şu sözler ile bu konuda içten bir anlayışa sahip olduğunu gösterdi: “Rabbe sığınmak, insana güvenmekten iyidir. Rabbe sığınmak soylulara güvenmekten iyidir.” (Mezmur 118:8,9) Aynı onuda bir başka ayet daha: “Önderlere, sizi kurtaramayacak insanlara güvenmeyin. O son soluğunu verince toprağa döner, o gün tasarıları da biter” (Mezmur 146:3,4).

Elbette birbirimize nasıl güveneceğimiz konusunda belirli bir anlamın mevcut olduğunun farkına varmamız gerekir. Örneğin, belirli bir güven ve saygı ölçüsü olmadan bir evlilik ne hale gelirdi? İş yaşamında çeklerin para olarak kullanımı karşılıklı bir güven sistemi üzerine kuruludur. Doktorlara koydukları teşhis ve yazdıkları ilaçlar konusunda güveniriz. Yiyecek marketindeki konserve kutularının ve paketlerin üzerindeki etiketlere güveniriz. Herhangi bir toplulukta bizimle birlikte yaşayan kişilere biraz olsun güvenmeden yaşamak hemen hemen imkansız bir durumdur.

Tehlike ancak, yalnızca Tanrının yapabileceği bir iş konusunda insana güvendiğimiz zaman kendini gösterir; Tanrıyı tahtından indirdiğimiz ve O’nun tahtına insanı yerleştirdiğimiz zaman, tehlike ortaya çıkar. Sevdiklerimiz arasında Tanrının önüne geçen, Güvendiğimiz Kişi olan Tanrının yerini alan, yaşamlarımızda O’nun öncelik hakkını ya da yetkisini ele geçiren kişinin bizi acı bir hayal kırıklığına uğratacağı kesindir. Böyle bir kişinin bizim güvenimize layık olmadığının farkına vardığımız zaman, çok geç kalmış olacağız.

23 Mayıs

“Öyle ki, bizim bir olduğumuz gibi bir olsunlar.
Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi,
onlar da bizde olsunlar. Dünya da beni senin gönderdiğine iman etsin.”
(Yuhanna 17:21)

Rabbimiz, büyük baş kahin duasında iki kez halkının bir olması için dua etti (21 ve 22,23.ayetler). Birlik konusunda edilen bu dua, kiliselerin birleşmesine ait akım – Hıristiyan olduğunu ikrar eden tüm kiliselerin organize edilmiş büyük bir birliği -  için Kutsal Yazılara özgü bir destek olarak müsadere edilmiştir. Ne yazık ki kiliselerin birleşmesine yönelik bu beraberlik temel Hıristiyan öğretişlerini terk etmek ya da yeniden yorumlamak aracılığı ile elde edilebilecek bir beraberliktir. Malcolm Muggeridge’nin de yazdığı gibi, “Günümüzde yapılan en büyük iğnelemelerden biri kiliselerin birleşmesi ile ilgili konu ancak birleşmeye yönelik hiç bir şey mevcut olmadığı zaman, zaferli olacağı hakkındadır. Çeşitli dini kesimlerin genellikle bir araya gelmeyi kolay bulmalarının nedeni, az inandıkları zaman, az farklılıklara sahip olmalarıdır. “

Yuhanna 17. Bölümde Rab İsa’nın dua ettiği birlik bu tür bir birlik midir? Böyle olduğunu düşünmüyoruz. Rab İsa düşüncesindeki birliğin, dünyanın O’nu Tanrının gönderdiğine iman etmesi ile sonuçlanacak olan bir birlik olacağını söyledi. Dışarıdan herhangi bir federasyonun bu etkiyi sağlayacağını düşünmek konusunda kuşkular mevcuttur.

Rab, zihnindeki birliği söylediği şu sözler ile tanımladı: “Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi onlar da bizde olsunlar.” Aynı zamanda Rab İsa şu sözleri de bildirdi: “Bizim bir olduğumuz gibi bir olsunlar. Ben onlarda sen de bende olmak üzere tam bir birlik içinde bulunsunlar..” Baba ve Oğul aynı zamanda bizim de içinde bir payımızın olabileceği hangi birliği paylaşabilirler? Burada kast edilen her ikisinin de ortak tanrılıklarına ilişkin gerçek değildir; biz asla böyle bir konuya paydaş olamayız. Ben, Rab İsa’nın burada ortak bir ahlak benzerliğini temel alan bir birliğe işaret ettiğini düşünüyorum. Rab İsa’nın Tanrının ve Mesih’in karakterini dünyaya göstermeleri amacı ile iman edenlerin bir olması için dua ediyordu. Bunun anlamı doğruluk, kutsallık, lütuf, sevgi, saflık, dayanma gücü, özdenetim, yumuşak huyluluk, sevinç ve cömertlik ile yaşanan yaşamlardır. Ronald Sider Rich Christians in an Age of Hunger (Bir Açlık Çağında Zengin Hıristiyanlar) adlı eserinde, Mesih’in dua etmiş olduğu birliğin ilk Hıristiyanların duyulan her ihtiyaç anında birbirleri ile karşılıksız paylaşmayı düşündükleri zamanda gösterilmiş olduğunu düşünüyorum. İlk Hıristiyanlar gerçek bir koinonia ya da topluluk paylaşımı ruhuna sahip idiler.” İsa’nın öğrencilerinin sevgi dolu birliğinin O’nun Tanrı tarafından gönderildiğine insanları ikna edecek kadar dikkat çekici olmuştur ve bu nedenle Baba’ya ettiği duanın yanıtını almıştır – en azından bir kez! Bu durum Yeruşalim kilisesinde gerçekleşti. İlk Hıristiyanların yaşamlarındaki alışılmamış bu beraberlik özelliği elçilerin vaazlerine güç verdi” (bakınız Elçilerin İşleri 2:45-47; 4:32-35).

Böyle bir birlik bugünkü dünya üzerinde çok büyük bir etki yaratırdı. Hıristiyanlar Rab İsa’nın yaşamını yansıtma konusunda birlik ve beraberlik içinde bir tanıklık sundular. İmansızlar günahlılıkları konusunda ikna oldular ve diri sular için susuzluk hissettiler. Bu gün ile ilgili trajedi şudur: pek çok Hıristiyan dünyasal komşularından çok az bir farklılık göstermektedirler. Bu koşullar altında imansızların tövbe etmesi için çok az bir teşvik mevcuttur.

24 Mayıs

“Havadan kazanılan para yok olur.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 13:11)

100.000 $ kazanmış olabilirsiniz! Bu ve benzeri tuzaklar ile bir tür kumar oynama katılımına katılmak için bir ayartma ile her zaman karşı karşıya gelinir. Bir süper markette alış veriş yapan bir ev kadını sunulan en son kampanya piyangoları ile ayartılır. Sıradan vatandaş, milyonların dahil olduğu bir piyango oyununda yer alması için adını (bir dergiye kaydını yaptırması talebi ile) göndermesi konusunda teşvik edilir. Ya da kazanacağınıza dair neredeyse garanti verilen bir bingo yarışmasına katılması da önerilebilir.

Sonra elbette, kumar oynamanın daha aşikar biçimleri de – rulet, at yarışı, köpek yarışı, sayısal oyunlar v.b. – mevcuttur.

Kutsal Kitap tüm bu konular hakkında ne der? İyi şeyler söylemez.

Şunları der: “Havadan kazanılan para yok olur. Azar azar biriktirenin serveti çok olur.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 13:11).
“Cimri servet peşinde koşar, yoksulluğa uğrayacağını düşünmez” (Süleyman’ın Özdeyişleri 28:22)
“Yumurtlamadığı yumurtaların üzerinde oturan keklik nasıl ise, haksız servet enden kişi de öyledir. Yaşamının ortasında serveti onu bırakır. Yaşamının sonunda kendisi aptal çıkar.” (Yeremya 17:11)

On Buyruk, açıkça, “Kumar oynamayacaksın” demiyor ise de, “Göz dikmeyeceksin” der (Mısır’dan Çıkış 20:17) ve kumar oynamak, göz dikmenin bir başka şekli değildir de nedir?

İmanlılar, Romalı askerlerin Rab çarmıha gerildiği sırada Kurtarıcının dikişsiz giysileri için zar attıklarını hatırladıkları zaman, kumarın kötü bir davranış olduğunu hemen fark edecektir.

Aynı zamanda kronik kumarcıların ailelerinde neden oldukları yoksulluk ve kederi düşünün; kaybettiklerinin zararını ödemek için işlenen suçlar ve kumar ile sık sık bağlantısı olan kötü eylemler; bu tür şeylerin bir Hıristiyan’ın yaşamında yer almaması gerektiği aşikardır.

Pavlus, Timoteos’a, bir imanlının yiyecek ve giysiye razı olması gerektiğini hatırlattıktan sonra onu şöyle uyardı: “Zengin olmak isteyenler ayartılıp tuzağa düşerler, insanı çöküşe ve yıkıma götüren bir çok saçma ve zararlı arzulara kapılırlar.” (1. Timoteos 6:9)

25 Mayıs

“..ona git, suçunu kendisine göster,
her şey yalnız ikinizin arasında kalsın.” (Matta 18:15b)

Biri sizi gücendiren ya da bir şekilde rahatsız eden bir şey yaptı ya da söyledi. Kutsal Kitap bu kişiye gidip ona hatasını söylemenizi ister, ama siz böyle yapmak istemezsiniz; size yapamayacağınız kadar zor gelir.

Böylece bu konu üzerinde düşünmeye ve fikir üretmeye başlarsınız. Defalarca zihninizden size yaptığını geçirirsiniz ve ne kadar yanlış hareket ettiğini düşünürsünüz; bu konu hakkında düşünmeye başladığınız zaman, aklınızdan her tür ayrıntıyı geçirirsiniz ve midenizdeki asitler kükürtlü hale gelirler. Uyku uyumanız gerekir iken, tatsız hadiseyi alevlendirirsiniz ve kapta kaynayan suyun basıncı yükselmeye başlar. Kutsal Kitap size, gidip o kişiye hatanızı bildirmenizi söyler, ancak siz bu olay ile bir türlü yüz yüze gelemezsiniz.

Bu mesajı hatalı kişiye isim vermeden bildirmek için bazı yollar düşünmeye başlarsınız. Ya da hatalı kişinin utanmasını sağlayacak bir olayın gerçekleşmesini ümit edersiniz. Ümit ettiğiniz gerçekleşmez. Yapmanız gerekenin ne olduğunu bilirsiniz, ama yüz yüze gelinerek yapılacak bir konuşmanın sizi sarsacağından korkarsınız.

Bu geçen süre zarfında ateşten gömlek, size, hatalı kişiye verdiğinden daha çok zarar verir. İnsanlar hüzünlü halinizi gördükleri zaman, sizi rahatsız eden bir şey olduğunu hemen anlarlar. Size bu konuda konuştukları zaman, zihniniz çok farklı yerlerde olur. Bu mesele aklınızı çok meşgul ettiği için işinizde zorluklar ile karşılaşırsınız. Genel olarak söyleyecek olur isek, etkili olamayacak kadar zihniniz karışmıştır. Ve Kutsal Kitap hala aynı şeyi söyler: “Ona git, suçunu kendisine göster, her şey yalnız ikinizin arasında kalsın.” Muazzam bir irade gücü göstererek bu konuda başka birine konuşmaktan kendinizi alıkoyarsınız. Ama sonunda baskı dayanılmaz hale gelir. Alt üst olursunuz ve elbette sadece dua paydaşlığı olarak bir kişiye konudan söz edersiniz. Bu kişi size beklediğiniz sempatiyi göstermek yerine, “Neden gidip bu konuyu seni gücendiren kişi ile konuşmuyorsun?” der.

O zaman anlarsınız! Dişinizi sıkarak zor bir karar alırsınız. Söyleyeceklerinizin provasını yaptıktan sonra, ona hatasını söyleme konusundaki Söze itaat edersiniz. Hatalı kişi sizi şaşırtacak bir şekilde davranır, olanlar için üzgün olduğunu söyler ve onu affetmenizi ister. Görüşmeniz dua ile sonuçlanır.

Kişinin yanından ayrılır iken, omuzlarınızdan büyük bir yük kalkmıştır. Midenizin sancıları yok olur ve metabolizmanız normale döner. Kutsal Yazılara daha önceden itaat etmediğiniz için kendinize biraz kızarsınız bile.

26 Mayıs

“İşte söz dinlemek kurbandan,
sözü önemsemek de koçların yağlarından daha iyidir.” (1.Samuel 15:22)

Tanrının Kral Saul’e verdiği talimatlar yeterince açıktı. Amaleklileri öldür ve sahip oldukları her şeyi yakıp yık. Her şeyi. Hiç bir ganimet alma. Ancak Saul Kral Agak’ın yaşamını esirgedi ve hayvanların arasındaki en seçme koyunları, öküzleri, sığırları ve kuzuları kendisine aldı.

Ertesi sabah Samuel Gilgal’de Saul ile karşılaştığı zaman, Saul ona, kendinden emin bir şekilde aynen kendisine Rabbin buyurduğu şekilde hareket ettiğini bildirdi. Ama tam o anda koyunlar melemeye ve sığırlar böğürmeye başladılar. Ne kadar da utanç verici bir durum!

Samuel elbette koyunları öldürdüğünü söyleyen Saul’e koyunların nasıl olup da melediklerini sordu. Kral o zaman, halkı suçladı ve ayrıca hayvanları Rabbe kurban sunmak için esirgediğini söyleyerek dini bahaneler ileri sürdü. Ve şöyle dedi: “Halk, Tanrın Rabbe kurban sunmak üzere davarların, sığırların en iyilerini esirgedi.”

Saul o zaman Tanrı peygamberi Samuel’in şu ikna edici sözlerini işitti, “İşte söz dinlemek kurbandan, sözü önemsemek de koçların yağlarından daha iyidir. Çünkü başkaldırma falcılık kadar günahtır ve dik başlılık putperestlik kadar kötüdür.”

İtaat, törenlerden, kurbanlardan ve sunulardan çok daha önemlidir. Bir defasında, anneleri yaşadığı sürece ona küçümseme ve itaatsizlik gibi kötü davranışlar gösteren bir aileden söz edildiğini duymuştum. Ama bu anne öldüğü zaman, onun bedenine orijinal bir Dior elbise giydirdiler. İsyan ve saygısızlık ile geçen yıllara kefaret etmek için girişilen alçakça ve yararsız bir tutum!

İnsanların daha geniş bir etki yaratabilmeleri amacı ile Kutsal Kitap’a uymayan bir konum ya da kurumu savunduklarını sık sık işitiriz. Ama Tanrı bu tür samimi olmayan bahaneler ya da mantıklı kılma çabaları ile aldatılamaz. Tanrı bizim itaatimizi ister. Yaratacağımız etki alanı ile kendisi ilgilenecektir. Gerçek şudur ki, itaatsizlik ettiğimiz zaman, etkimiz olumsuz olacaktır. Yalnızca Rab ile paydaşlık içinde yürüdüğümüz zaman, diğer kişiler üzerinde tanrısal bir etki yaratabiliriz.

William Gurnall şöyle dedi: “İtaat etmeden kurban kesmek, kutsal olana yapılan saygısızlıktır.”Ve itaatsizliğimize bazı dindar bahaneler ile engel olmaya çalıştığımız zaman, her şey daha da kötü hale gelir. Tanrı aldatılama ve O’nun gözleri boyanamaz.

27 Mayıs

“Hangisi daha önemli?
Altın mı, altını kutsal kılan tapınak mı?”  (Matta 23:17)

İsa’nın günündeki yazıcılar ve Ferisiler eğer bir kişi Tapınak üzerine ant içer ise, ille de vaat etmiş olduğu şeyi yerine getirmek zorunda değildi. Ama eğer Tapınağın altını üzerine ant içer ise, o zaman durum tamamen farklı olurdu. İçmiş olduğu bu anda bağlı kalmak zorunda olurdu. Onlar sunak ve sunağın üzerindeki kurban üzerine ant içmek arasında aynı sahte ayrımı yaptılar. İlk ant bozulabilirdi, ama ikinci ant bozulabilirdi.

Rab onlara değerler konusundaki kavramlarının tamamen çarpıtılmış olduğunu söyledi. Altına özel değerini veren Tapınak’tır ve kurbanı özel bir şekilde ayıran ise, sunaktır.

Tapınak, Tanrının yeryüzünde konut kurduğu yeri idi. Herhangi bir altının sahip olabileceği en büyük değer bu konutta kullanılmış olması idi. Tapınağın Tanrının Evi oluşu ile ilgili bağlantısı onu eşsiz bir şekilde ayrı kılardı. Aynı şey sunak ve sunağın üzerindeki kurban için de geçerli idi. Sunak, tanrısal hizmetin ayrı bir bölümünü oluşturuyordu. Bir hayvan için sunakta kurban edilmek kadar büyük bir onur olamazdı. Eğer hayvanlar bir amaca sahip olabilseler idi, hepsi de böyle bir yazgıya sahip olmayı hedeflerlerdi.

Bir turist Paris’te ikinci elden alım satım yapan bir dükkandan pahalı kehribar bir gerdanlık satın aldı. New York’ta çok yüksek bir gümrük vergisi ödediği zaman, meraklandı. Gerdanlığın değerini öğrenmek için hemen bir kuyumcuya gitti ve kehribar gerdanlık için kendisine 25.000$ teklif edildi. Daha sonra gittiği ikinci kuyumcu ise gerdanlığa 35.000$ fiat biçti. Kuyumcuya gerdanlığın neden bu kadar değerli olduğunu sorduğu zaman, kuyumcu ona bir büyüteç verdi ve turist gerdanlığın üzerindeki yazıyı okudu, “Napoleon’dan Josephine’e.” Gerdanlığı bu kadar değerli yapan Napoleon’un adı idi.

Bu öykünün açıklamasının aşikar olması gerekir. Bizler kendi başımıza hiç bir şeyiz ve hiç bir şey yapamayız. Bizi özel bir şekilde değerli kılan Rab ile olan beraberliğimiz ve O’na olan hizmetimizdir. Spurgeon’un söylediği gibi, “Hakkınızdaki en harika şey, Golgota ile olan bağlantınızdır.”

Alışılmışın üzerinde harika bir zihine sahip olabilirsiniz. Bu durum, müteşekkir olunması gereken bir durumdur. Ama şunu hatırlayın. Bu zihnin en yüksek yazgısını elde etmesi ancak Rab İsa Mesih’in uğruna kullanılması ile mümkün olur. Zihninizi kutsal kılan Mesih’tir.

Dünyanın sahip olmak için çok yüksek bedel ödemeye istekli olduğu yeteneklere sahip olabilirsiniz. Hatta kilisenin bu yetenekler için yeterince önemli olmadığını dahi düşünebilirsiniz. Ama yeteneklerinizi kutsal kılan kilisedir ve kiliseyi kutsal kılan yetenekleriniz değildir.

Destelerle paranız olabilir. Onu biriktirebilirsiniz, kendi zevkleriniz için harcayabilirsiniz ya da Krallık için kullanabilirsiniz. Paranızın en değerli kullanımı onu Mesih’in davası uğruna harcamanız olacaktır. Zenginliğinizi kutsal kılan Krallıktır, zenginlik Krallığı kutsal kılmaz.

28 Mayıs

“Ve biz hepimiz peçesiz yüz ile Rabbin yüceliğini görerek yücelik
üzerine yücelik ile O’na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz.
Bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor.” (2.Korintliler 3:18)

Kutsal Kitap bize, neye tapınır isek ona benzediğimizi söyler. Bu önemli anlayış bu günkü metnimizde yer almaktadır. Bu konudaki açıklamayı aşağıda şu şekilde getiriyoruz:

Ama biz –yani, tüm gerçek imanlılar;
Peçesiz yüz ile – günah bizim yüzlerimiz ve Rab arasında bir peçeye neden olur. Günahı itiraf edip ondan vazgeçtiğimiz zaman, açık ya da peçesiz bir yüze sahip olmuş oluruz.

Bir camda yansıtarak – cam ya da ayna baktığımız Tanrı Sözü’dür.
Rabbin yüceliği – O’nun ahlak üstünlüğü anlamında kullanılır. Kutsal Kitap’ta O’nun karakterinin mükemmelliğine, tüm işlerinin ve yollarının güzelliğine bakarız;

O’na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz – O’nun gibi oluyoruz. Değiştirilmemiz O’na bakarak oluyor. O’nunla ne kadar çok meşgul olur isek, o kadar çok O’na benzer hale geliyoruz..

Bu değişim

Yücelik üzerine yücelik ile oluyor – bir yücelik derecesinden diğer bir yücelik derecesine. Değişim, hemen bir kerede meydana gelmez. Değişim, O’na baktığımız sürece devam eden bir süreçtir. Karakterimizin değişimi

Ruh olan Rab sayesinde oluyor – Kutsal Ruh Kutsal Kitap’ta açıklanan Kurtarıcıya iman aracılığı ile bakan herkeste Mesih’e benzerlik üretir.

In The Tales of Nathaniel Hawthorne (Nathaniel Hawthorne’un Masalları) adlı kitapta, sessiz düşüncelere dalarak Büyük Taş Yüz’e bakan ve sonunda ona benzeyen kişi, Mr.Gathergold ya da General Blood ve Thunder ya da Old Stony Phiz ya da şair değil, Ernest idi.

Bir zamanlar her gün bir Budist tapınağına giden ve orada ayakları böğründe, kollarını kavuşturarak oturuyor ve gözlerini kaldırarak yeşil heykele bakıyordu. Söylentiye göre bu kişi böyle bir meditasyonu yıllarca yaptı ve sonra da gerçekten Buda’ya benzer hale geldi. Bu anlatılan öykünün gerçek olup olmadığını bilmiyorum, ama Tanrının Oğlu ile saygılı bir tavır ile meşgul olmanın O’na ahlak açısından benzemeyi üreteceğini biliyorum.

Kutsallığa götüren yol, Rab İsa’ya gözlerimizi dikerek bakmak ile gerçekleşir. Aynı anda hem Mesih’i hem de günahı düşünmek mümkün değildir. O’na odaklandığımız bu anlar sırasında günahtan en özgür olduğumuz anları yaşarız. O zaman hedefimiz, gözlerimizi dikerek O’na baktığımız zamanı çoğaltmak olmalıdır.

Pages