February 2013

29 Mayıs

“Bunu ihtiyacım olduğu için söylemiyorum..” (Filipeliler 4:11)

Pavlus’un ekonomik ihtiyaçları hakkında hiç bir zaman bilgi vermemiş olması dikkat çekicidir. O, bir iman yaşamı sürdü. Tanrının onu hizmete çağırdığına inandı ve Tanrının buyurduğu hizmetlerin bedelini ödeyeceğinden kesinlikle emin idi.

Hıristiyanlar bu gün ihtiyaçlarını bildirmeli ya da para için ricada bulunmalı mıdırlar? Size bu konu ile ilgili birkaç düşünce sunalım: Böyle bir uygulama için herhangi bir Kutsal Yazı doğrulaması mevcut değildir. Elçiler, diğer kişilerin ihtiyaçlarını duyurdular, ama kendileri için hiç bir zaman para istemediler.

Her konuda yardım için yalnızca Tanrıya bakmak ya da O’na güvenmek iman yaşamı ile daha uyumlu görünür. Tanrı, bizden yapmamızı istediği her şey için gerekli olan parayı sağlayacaktır. O’nun tam doğru zamanda tam doğru rakamı sağladığını gördüğümüz zaman, imanımız çok güçlü bir şekilde büyüyecektir. Ve sağlayışı inkar edilemez bir mucize olarak göründüğü zaman, Adı çok yücelmiş olacaktır. Öte yandan, biz paramızı akıllıca bir şekilde arttırma tekniklerini uyguladığımız zaman, O’nun adına yücelik verilmemiş olacaktır.

Yardım talebinde bulunmak ve rica ederek istemek gibi yollara başvurmak ile “Tanrı için” asla O’nun isteği olmayabilecek işleri yapmaya devam edebiliriz. Ya da Kutsal Ruh yaptığımız işten ayrıldıktan sonra bile hala elimizdeki işe devam ediyor olabiliriz. Ancak biz O’nun doğaüstü sağlayışına bağımlı olduğumuz zaman, ancak O sağlayışta bulunduğu sürece devam edebiliriz.

Baskıya varan rica talepleri Hıristiyan hizmetinde başarının ölçüsü ile ilgili yeni bir yol ortaya koyar. Halkla ilişkiler konusunda en başarılı ve deneyimli olan kişi, en fazla parayı alan kişi haline gelir. Para kampanyalarından gelen para kesildiği zaman, değerli işler sıkıntıya uğrayabilir ve böyle bir durum da genellikle kıskançlığa ve birliğin bozulmasına yol açar.

C.H.Mackintosh, bir insanın kişisel ihtiyaçlarını ortaya dökme konusundaki görüşünü şu sözler ile bildirir: “İhtiyaçlarımı insani bir varlığa doğrudan ya da dolaylı olarak bildirmek, iman yaşamından ayrılmak ve Tanrının onuruna kesinlikle leke sürmek anlamına gelir. Böyle bir davranış aslında O’na ihanet etmektir. “Tanrı beni başarısızlığa uğrattı ve ben bu konuda insanlara başvurmak zorundayım” demek ile aynı şeydir. Diri suların aktığı çeşmeyi terk etmek ve kurumuş bir kuyudan yardım beklemektir. Kendi canım ve Tanrı arasına yaratığı koymakla ve canımdan zengin bereketi çalmış ve aynı zamanda Tanrıya ait olan yüceliği de O’ndan almış olurum.”

Corrie Ten Boom aynı konuda Tramp for the Lord (Rab için yolculuk etmek) adlı kitabında şunları yazar: “dünyasal insanların kapısında dilenci olmaktan ise, zengin bir Baba’nın O’na güvenen çocuğu olmayı tercih ederim.”

30 Mayıs

“Oğul’u Baba’dan başka kimse tanımaz.” (Matta 11:27)

Rab İsa Mesih’in Kişiliği ile bağlantılı derin bir gizem mevcuttur. Gizemin bir bölümü, tek bir Kişi’de mutlak tanrılık ve tam bir insanlığın bileşiminin var olmasıdır. Akla örneğin, şöyle bir soru gelebilir: “Tanrının özelliklerine sahip olan Biri nasıl olur da aynı zamanda ölümlü bir İnsan’ın sınırlamalarına sahip olabilir? Yalnızca insan olan hiç kimse Mesih’in Kişiliğini tam olarak kavrayamaz. Bunu yalnızca Baba Tanrı anlayabilir.

Kiliseyi sarsan pek çok ciddi sapkınlıkların çoğu bu konudan kaynaklanan sapkınlıklardır. Kendi zayıflıklarının farkında olmayan insanlar anlayamayacakları kadar derin olan bu konu ile kendilerini meşgul etmişlerdir. Bazıları Rabbimizin tanrılığını, O’nun insanlığından daha fazla vurgulamışlardır. Başkaları ise, O’nun insanlığı konusuna öylesine odaklanmışlardır ki, düşüncelerini O’nun tanrılığından ayırmışlardır.

William Kelly bir kez şunları yazdı:” Hatanın ortaya çıktığı nokta, Tanrı Oğlu’nun İnsan olması hakkındadır. Çünkü Rab İsa’nın karmaşık Kişiliği insanları bütünüyle yanılmaya maruz bırakır. Ama hiç kuşkusuz O’nun tanrısal yüceliğini inkar eden kişiler de vardır. Ancak Rab İsa’nın bundan daha sinsi bir şekilde alçaltıldığı başka bir yol daha vardır: O’nun tanrılığının kabul edilmesine rağmen, Rabbin insanlığına O’nun yüceliğini zor duruma sokmak ve Kişiliğinin inkar edilmesini etkisiz kılmak için izin verilir. Bu yüzden biri kısa süre içinde aklı karıştırır ve diğeri O’nun Tanrı ile bir olduğunu yalanlamak için O’nu burada bizimle aynı işi yapan bir konuma yerleştirir. Ancak bu konu ile ilgili olarak canı yanlıştan koruyan yalnızca tek bir ihtiyat tedbiri mevcuttur. Bu ihtiyat tedbiri de şudur: merakla bakmaya cüret edemez ve bunu tartışmaya asla cesaret edemeyiz, kutsal toprak üzerinde durup insan akılsızlığına düşmekten korkarız ve böyle bir toprak üzerinde bizim yalnızca tapınan kişiler olabileceğimizi hissederiz. Can tarafından bu gerçeğin unutulduğu her yerde Tanrının can ile birlikte olamayacağı değişmez bir şekilde görülecektir. Rab İsa’dan söz etme cüretini gösteren bu kendine güvenen kişiye Tanrı, böylece kendi akılsızlığını kanıtlaması için izin verecektir. İnsan, Rab İsa hakkında açıklananları ancak Kutsal Ruh aracılığı ile anlayabilir.

Rabbin saygıdeğer bir hizmetkarı bir kez öğrencilerine Rabbin çift doğası konusunda tartıştıkları zaman, Kutsal Yazıların yazdıklarına bağlı kalmaları için öğüt verdi. Kendi düşünce ya da tahminlerimizi ortaya koyduğumuz zaman, hatalar sinsice gelirler.

Oğul’u kimse bilmez. O’nu yalnızca Baba tanır.

O’nun ününün yüce gizemlerini
Kavramak bir yaratığın anlayışını aşar.
Oğul’u yalnızca – yüce iddia –
Baba kavrayabilir.
— Josiah Conder

31 Mayıs

“Doğal kişi Tanrının Ruhu ile ilgili gerçekleri kabul etmez.
Çünkü bunlar ona saçma gelir, ruhça değerlendirildikleri için bunları anlayamaz.”
(1.Korintliler 2:14)

Doğal kişi, hiç bir zaman yeniden doğmamış olan kişidir. Kendisinde Tanrının Ruhu bulunmaz. Ruhsal gerçekleri alabilecek kapasitede değildir, çünkü bunlar ona saçmalık gibi görünür. Ama hepsi bu kadar değil! Ruhsal gerçekleri anlayamaz. Çünkü ruhsal gerçekler ancak Kutsal Ruhun bunlara ışık tutması aracılığı ile anlaşılabilirler.

Bu konunun vurgulanması gerekir. Burada söz edilen yalnızca kurtulmamış kişinin Tanrının değerlerini anlamak istememesi değildir. Onları anlayamaz. Bunu yapabilecek bir kapasiteye sahip değildir.

Bu durum bana bilim adamlarını, filozofları ve dünyanın diğer profesyonel kişilerini uygun bir şekilde değerlendirmem için yardımcı olur. Onlar günlük ve olağan konular hakkında konuştukları sürece uzmanlıklarına saygı duyarım. Ama ruhsal alana girdikleri andan itibaren bu alanda herhangi bir yetki kullanarak konuşmaları için onların yetersiz olduklarını bilirim.

Eğer bazı kolej profesörleri ya da hatta bazı özgür ruhban sınıfı Kutsal Kitap ile ilgili temel hatları kuşku duyarak ya da inkar ederek karşılarlar ise, aşırı derecede şaşırmam. Bunu onlardan beklemeyi ve tutumlarına değer vermemeyi zaten öğrenmişimdir. Yeniden doğmamış kişiler Tanrının Ruhu hakkında konuştukları zaman, hadlerini aştıklarının farkına varırım.

F.W.Boreham bilim ve felsefe alanındaki ünlü kişileri bir okyanus aşan gemide ikinci sınıfta yolculuk eden kişilere benzetir. Bu yolcuların birinci sınıfta yolculuk eden kişilerin bulundukları yerde dolaşmaları engellenmiştir. “Bilim adamları ve filozoflar benzetme yerinde ise, bu ikinci sınıftaki yolcular gibidirler ve kendilerine dolaşma izni verilen yerde muhafaza edilmeleri gerekir. Onlar Hıristiyan imanı konusunda yetkili değildirler. Gerçek şudur ki, bizler ikinci sınıf yolcularının aşağılaması tarafından şoka uğramayacak bir imana sahibiz ve onların onaylamalarına ve bize efendilik taslamalarına destek vermemiz beklenemez.”

Elbette, arada bir imanlı bir bilim adamı ya da imanlı bir filozof da olacaktır. Böyle bir durumda Boreham şunları söyler:”Ben her zaman böyle birinin cebinin ucundan bir birinci sınıf yolcu biletinin göründüğünün farkına varırım ve onunla sohbete devam ettikçe konuşmamızdan zevk alırım ve nasıl Bunyan’ı bir seyyar tenekeci olarak görmüyor isem onu da artık bir bilim adamı olarak düşünmem. Her ikimiz de birinci sınıfta yolculuk eden kişilerizdir.”

Robert G.Lee şöyle demiştir: “İnsanlar eleştirici ve ilmi ve bilimsel olabilirler; kayalar, moleküller ve gazlar hakkında her şeyi bilebilirler ve buna rağmen Hıristiyanlık ve Kutsal Kitap hakkında yargıda bulunacak kadar yeterli değillerdir.”

1 Haziran

“Rab Yusuf ile birlikte idi ve onu başarılı kılıyordu.” (Yaratılış 39:2)

İngilizce Kutsal Kitap’ın ilk çevirilerinden birinin bu ayeti şu şekilde çevirdiğini işittim: “Ve Rab Yusuf ile birlikte idi ve Yusuf şanslı bir kişi idi.” Belki de o zamanlar “şanslı” sözcüğünün bu günkünden farklı bir anlamı vardı. Çevirmenler Yusuf’u şans alanından dışarı çıkardıkları için her hali karda sevinçliyiz.

Tanrı çocuğu için şans diye bir şey mevcut değildir. Tanrı çocuğunun yaşamı sevecen bir göksel Baba tarafından kontrol edilir, korunur ve tasarlanır. Tanrı çocuğunun başına gelen hiç bir şey şans değildir. Durum böyle olduğu için bir Hıristiyan’ın bir başkasına “iyi şanslar” dilemesi uygun değildir. Aynı şekilde “şansım yoktu” dememesi de gerekir. Bu tür ifadeler tanrısal takdir ile ilgili gerçeklerin uygulamalı bir inkarı olmaktadırlar.

İmansız dünya çeşitli şeylerin şans getirdiğine inanır; bir tavşan ayağı, lades kemiği, dört yapraklı bir yonca, bir at nalı (şansın kaçmaması için uçlarının her zaman yukarı bakması gerekir). İnsanlar parmaklarını çapraz bir şekilde birleştirirler ve tahtaya vururlar; sanki bu eylemler olayları iyi şekilde etkileyecek ya da şanssızlığı kovacakmış gibi düşünürler.

Dünyasal insanlar aynı şekilde farklı şeyleri de şanssızlık olarak yorumlarlar; siyah kedi, Cuma 13, bir merdivenin altından geçmek, 13 numaralı bir oda ya da bir binanın 13.katı. İnsanların bu tür yararsız ve ürünsüz batıl itikatların etkisi altında yaşadıklarını düşünmek çok üzücüdür.

Yeşaya 65:11 ayetinde Tanrı, şans ya da talik ilahına tapındıkları ima edilen Yahuda halkını cezalandırmak ile tehdit eder:

Ama sizler, Rabbi terk edenler,
Kutsal dağımı unutanlar,
Talih ilahına sofra kuranlar,
Kısmet ilahına karışık şarap sunanlar.

İşlenen bu belirli günah hakkında olumlu düşünmek mümkün değildir, ama kısmet ve talih olarak adlandırılan bu ilahlara sunular getirdiklerini okuduğumuz zaman, bizde kuşku uyandırır. Tanrı bundan nefret etti ve hala da nefret etmektedir.

Kör talihin çaresizlik içindeki avları ya da kozmik oyun zarları olmadığımızı bilmek, bize nasıl da güven verir. Yaşamdaki her şey planlıdır, anlamlıdır ve bir amaca sahiptir. Bizim için kader değil, Babamız, şans değil, Mesih, talih değil, sevgi vardır.

2 Haziran

“Ya Rab, yeter artık, canımı al, ben atalarımdan daha iyi değilim.”  (1.Krallar 19:4b)

Tanrı halkı için aynı İlyas’ın da başına gelmiş olduğu gibi, sinirsel bir bunalım yaşaması alışılmamış bir şey değildir. Musa ve Yunus da ölmek istediler (Mısır’dan Çıkış 32:32; Yunus 4:3) Rab, imanlılara bu tür bir sıkıntı ile karşılaşmayacakları konusunda hiç bir vaatte bulunmadı. Aynı zamanda bu tür bir sıkıntının mevcudiyetinin bir ruhsallık ya da iman eksikliği anlamına gelmesi gerekmez. Böyle bir sıkıntı her birimizin başına gelebilir.

Böyle sıkıntılı bir durum ile karşılaştığınız zaman, bu şuna benzer. Tanrı sizi terk etmiş gibi hissedersiniz, ama aslında yine de O’nun kendisine ait olanları asla terk etmediğini çok iyi bilirsiniz. Teselli bulmak için Tanrının sözüne başvurursunuz. Ve genellikle ya bağışlanamaz bir günah ya da bir elçinin başına gelen umutsuz bir durumun yer aldığı bir bölüm karşınıza çıkar. Ameliyat ile çözüm bulamayan ve ilaçlar ile tedavi edilemeyen bir sıkıntıya sahip olmanın hayal kırıklığını tecrübe edersiniz. Dostlarınız “kendinize gelmenizi” söylerler, ama bunu nasıl yapacağınızı hiç bir zaman söyleyemezler. Dua eder ve hızlı bir çözüme özlem duyarsınız. Ama sinirsel bezginlik ağır adımlar ile gelir ve hemen gitmez. Düşünebildiğiniz tek şey kendiniz ve içinde bulunduğunuz sıkıntılı durumdur. Umutsuzluğunuz içinde Tanrının dramatik bir eylemi aracılığı ile ölebilmeyi istersiniz.

Bu tür bunalımın çeşitli farklı nedenleri olabilir. Fiziksel bir sorun olabilir; örneğin anemia rahatsızlığı zihninizin size oyunlar oynamasına neden olabilir. Ruhsal bir neden söz konusu olabilir; itiraf edilmemiş ya da bağışlanmamış bir günah bu soruna neden olabilir. Bu durumun temelinde duygusal bir sorun bulunabilir; bir eşin sadakatsizliği bu sorunu ortaya çıkartabilir. Aşırı çalışma ya da yoğun zihinsel stres sinirsel tükenmeye yol açabilir. Ya da bir kişinin kullandığı bir ilacın yan etkileri yüzünden böyle bir sorun ile karşılaşılabilir.

Çözüm için ne yapılabilir? Öncelikle, Tanrıdan harika amaçlarını gerçekleştirmesi için dua etmek üzere Tanrıya gidilir. Bilinen her günah itiraf edilir ve bu günahtan vazgeçilir. Size yanlış davranmış olabilecek herkesi bağışlayın. Sonra da olası bir nedeni araştırmak için tıbbi bir kontrolden geçin. Aşırı çalışma, kaygı, stres ve sizi rahatsız ediyor olabilecek herhangi bir şeyi ortadan kaldırmak için kesin eyleme geçin. Düzenli olarak dinlenmek, iyi yemek ve spor yapmak iyi bir tedavi sağlarlar.

Ve bunlardan sonra kendinizi belirli bir düzene nasıl sokacağınızı öğrenmeniz gerekir; ayrıca sizi tekrar uçurumun kenarına itebilecek olan durumlara “hayır” demeye cesaret etmeye karar vermelisiniz.

3 Haziran

“Bu nedenle ben gerek Tanrı gerek ise insanlar önünde vicdanımı temiz
tutmaya her zaman özen gösteriyorum.” (Elçilerin İşleri 24:16)

Bizim içinde yaşadığımız toplum gibi bir toplumda Hıristiyan ilkelerine adanmışlığımızın içtenliğini test eden etiksel sorunlar ile sürekli yüz yüze gelmekteyiz.

Örneğin, bir öğrenciyi ele alalım; sınavlarında kopya çekmek için ayartılır. Eğer dürüstlük ile kazanılmamış olan tüm diplomalar geri çevrilmiş olsa idi, okullara ve kolejlere zor sığarlardı.

Vergi mükellefi gelirini daha düşük göstermesi için masraflarını çoğaltmak ya da bazı ilgili bilgilerin hepsini esirgemek gibi konularda sonsuza kadar ayartılır. İş hayatı, politika ve yasa alanlarında oynanan oyunun adı rüşvet’tir. Rüşvetler adaleti saptırmak için kullanırlar. Armağanlar düzenler kurmak için el değiştirirler. Ücret ya da komisyon payları işin devam etmesini muhafaza ederler. Genellikle aşırı ve bazen saçma taleplerde bulunan yerel müfettişler rüşvet aracılığı ile yatıştırılırlar.

Hemen hemen her meslekte dürüst davranmamak için yeterince baskı mevcuttur. Hıristiyan doktor doğru olmayan bilgilerin bulunduğu sigorta kağıtlarına imza atmak gibi durumlar ile karşılaşır. Avukat, suçlu olduğunu bildiği bir kişiyi savunup savunmayacağına karar vermek zorundadır ya da her iki tarafında Hıristiyan olduğunu bildiği bir boşanma davasını üstlenip üstlenmeyeceği konusunda bir tercih yapmak ile karşı karşıyadır. Kullanılmış araba satıcısı daha düşük bir kilometre göstermesi için odometreyi (araba ile katedilen mesafeyi ölçen alet) ayarlamak konusunda bir içsel kavga verir. Bir sendikaya ait olan bir işçi bir grev olayındaki vahşete katılıp katılmama konusunda karar verme sıkıntısını yaşar. Hıristiyan bir hostesin likör servisi yapması gerekir mi? (ya da böyle bir meslek seçtiği için başka bir şansı var mıdır?) Hıristiyan bir atlet Rabbin gününde oyunlara katılmalı mıdır? Hıristiyan bir dükkan sahibi kansere yol açtığı bilinen sigarayı satmalı mıdır?

Hıristiyan bir mimarın bir gece kulübü dizayn etmesi mi ya da modern, özgür bir kilise binası yapması mı daha kötüdür? Bir Hıristiyan organizasyonu bir bira fabrikasından ya da günah içinde yaşayan bir Hıristiyan’dan gelen armağanları kabul etmeli midir? Bir müşteri Noel zamanında ihtiyaçlarını tedarik ettiği firmadan bir sandık portakal ya da bir kutu reçel kabul etmeli midir?

Metnimizde yer alan en iyi karar verme ölçüsü şudur – “ gerek Tanrı gerek ise insanlar önünde temiz bir vicdana sahip olmak.”

4 Haziran

“Rab büyüktür, övgüye yaraşan yalnız O’dur,
akıl ermez büyüklüğüne.” (Mezmur 145:3)

İnsan zihnini meşgul edebilecek olan en büyük ve en önemli düşünce hiç kuşkusuz Tanrı hakkındaki düşüncedir. Tanrı hakkındaki yüce düşünceler yaşamın tamamını soylu hale getirir. Tanrı hakkındaki küçük düşünceler böyle düşüncelere sahip olan kişileri yıkıma uğratır.

Tanrı çok yücedir. Eyüp, Tanrının gücü ve kudreti ile ilgili harika bir tanımlamada bulunduktan sonra şöyle dedi: “İşte bunlar O’nun yaptıklarının küçücük parçaları, O’ndan duyduğumuz hafif bir fısıltıdır. Gürleyen gücünü kim anlayabilir?” (Eyüp 26:14) gördüklerimiz yalnızca küçücük parçalar ve işittiklerimiz yalnızca bir fısıltıdır!

Mezmur yazarı bize, O baktığı zaman yeryüzünün titrediğini ve O dokunduğu zaman dağların tüttüğünü hatırlatır (Mezmur 104:32)

Rabbin yeryüzünde ve göklerde olanlara bakmak için eğilmesi gerekir (Mezmur 113.6). O, öylesine yücedir ki, yıldızları adları ile çağırır (Mezmur 147:4).

Yeşaya bize yüce Rabbin giysinin eteklerinin Tapınağı doldurduğunu söyler (Yeşaya 6:1). Ve O’nun sahip olduğu yüceliğin ne kadar büyük olması gerektiğini düşünmeyi bizim hayal gücümüze bırakır. Yeşaya daha sonra, bize Tanrıyı denizleri avucu ile, gökleri karışı ile ölçebilen, yerin toprağını ölçüye sığdıran ve tepeleri terazi ile tartabilen bir Tanrı olarak resmeder (Yeşaya 40:12). Uluslar Rab için kovada bir damla su, terazideki toz zerreciği gibidir (Yeşaya 40:15). Lübnan’ın tüm ormanları ve hayvanları Tanrıya adak yakmaya yetmez ve yakmalık sunu için az gelirler (Yeşaya 40:16).

Peygamber Nahum şunları söyler: “Rabbin geçtiği yerde kasırgalar, fırtınalar kopar, bulutlar O’nun ayaklarının tozudurlar (Nahum 1:3).

Tanrının yüceliğine ilişkin bir diğer soluk kesici tanımlama Habakkuk tarafından yapılır:” …ve gücünün gizi ellerinde” (Habakkuk 3:4). Bu sözlerin hepsi, Tanrının yüceliğini resmetmek için girişilen her çabada insan dili yetersiz kalır.
Önümüzdeki birkaç gün içinde Tanrının bazı nitelikleri üzerinde düşündüğümüz zaman, yönleneceğimiz niteliklerin şunlar olması gerekir:

Hayret – çünkü O harikadır.
Tapınma – O Tanrı olduğu ve bizim için tüm yaptıkları için.
Güven – çünkü O bizim tam ve bölünmemiş güvenimize layıktır.
Hizmet – Çünkü böyle bir Efendiye hizmet etmek yaşamın en büyük ayrıcalıklarından biridir.
Benzemek – çünkü O bizim giderek O’na daha çok benzememizin gerekli olduğunu arzu eder.
— (ancak yine de Tanrının bizim benzeyemeyeceğimiz nitelikleri mevcuttur, örneğin, O’nun gazabını taklit etmemiz gerekmez ve sınırsızlığını taklit edemeyiz.)

5 Haziran

“Tanrı her şeyi bilir.” (1.Yuhanna 3:20)

Tanrı her şeyi bilir, çünkü her konuda mükemmel bilgiye sahiptir. Tanrı hiçbir zaman öğrenmemiştir ve asla öğrenemez.

Kutsal Kitap’ta bu konudaki en önemli bölümlerden biri, Davut’un yazmış olduğu Mezmur 139:1-6 ayetlerinde yer alır: “Ya Rab sınayıp tanıdın beni. Oturup kalkışımı bilirsin, niyetimi uzaktan anlarsın. Gittiğim yolu, yattığım yeri inceden inceye elersin. Bütün yaptıklarımdan haberin var. Daha sözü ağzıma almadan, söyleyeceğim her şeyi bilirsin ya Rab.  Beni çepeçevre kuşattın, elini üzerime koydun. Kaldıramam böylesine bir bilgiyi. Başa çıkamam, erişemem.”

Mezmur 147:4 ayetinde Tanrının yıldızların sayısını bildiğini ve onların her birini adları ile çağırdığını okuruz. Bu konudaki hayretimiz Sir James Jeans’in şu sözlerini okuduğumuz zaman daha da artar: “Evrendeki yıldızların tam sayısı belki de dünyanın tüm denizlerinin kumsallarındaki kum taneciklerinin tam sayısına benzer.”

Rabbimiz öğrencilerine Babamızın izni olmadan tek bir serçenin bile yere düşmeyeceğini hatırlattı. Ve yine aynı bölümde bize saçlarımızın tellerinin sayısının bile O’nun tarafından bilindiğini belirtti. (Matta 10:29,30)

O zaman aşikardır ki, “Tanrının görmediği hiç bir yaratık yoktur. Kendisine hesap vereceğimiz Tanrının gözü önünde her şey çıplak ve açıktır” (İbraniler 4:13). Bunu okuduğumuz zaman, hepimiz Pavlus’un şu sözleri ile hemfikir oluruz, “Tanrının zenginliği ne büyük, bilgeliği ve bilgisi ne derindir! O’nun yargıları ne denli akıl ermez, yolları ne denli anlaşılmazdır!” (Romalılar 11:33)

Tanrının her şeyi biliyor olması her birimiz için pratik bir anlam taşır. Burada uyarı vardır. Tanrı yaptığımız her şeyi görür. O’ndan hiç bir şey saklamamız mümkün değildir.
Aynı zamanda rahatlık da vardır. O, hangi sıkıntılardan geçtiğimizi bilir. Eyüp’ün de söylediği gibi, “O tuttuğum yolu bilir” (Eyüp 23:10). Çektiğimiz acıları kaydeder, gözyaşlarımı tulumunda biriktirir.” (Mezmur 56:8)

Teşvik de mevcuttur. Hakkımızdaki her şeyi biliyordu ve bizi yine de kurtardı. O, biz tapınırken ve dua ederken hissettiğimiz ama ifade edemediğimiz şeyleri de bilir.
Hayret vardır. Tanrı her şeyi biliyor olmasına rağmen, bağışlamış olduğu günahları yine de unutabilir. David Seamand’ın dediği gibi, “Her şeyi bilen Tanrının nasıl unutabileceğini bilmiyorum, ama unutur.”

6 Haziran

“’Yeri göğü doldurmuyor muyum?’ diyor Rab.” (Yeremya 23:24b)

Her şeyi bilen bir Tanrıdan söz ettiğimiz zaman, O’nun her yerde aynı anda bulunduğunu ifade etmiş oluyoruz. John Arrowsmith adındaki bir Püriten, bir kez, “Tanrı nerede?” diye soran bir putperest düşünürden bahsetti. Hıristiyan ona şu yanıtı verdi: “Önce ben sana şunu sorayım: Tanrı nerede değil ki?”

Bir ateist bir duvara şunları yazdı: “Tanrı hiç bir yerdedir.” Duvarın yanına bir çocuk geldi ve bu yazıyı şöyle değiştirdi: “Tanrı şimdi buradadır.”

Tanrının aynı anda her yerde bulunduğuna ilişkin özelliği konusunda yazılmış olan bu klasik bölüm için Davut’a çok şey borçluyuz. Davut şunları yazmıştı: “Nereye gidebilirim senin Ruhundan, nereye kaçabilirim huzurundan? Göklere çıksam oradasın, ölüler diyarına yatak sersem yine oradasın. Seherin kanatlarını alıp uçsam, denizin ötesine konsam, orada bile Elin yol gösterir bana, sağ elin tutar beni” (Mezmur 139: 7-10).

Her zaman her yerde olmak konusundan söz ettiğimiz zaman, bu konuyu panteizm (kamutanrıcılık/vahdeti vücut) ile karıştırmamaya özen göstermeliyiz. Panteizm, her şeyin Tanrı olduğunu söyler. Panteizmin bazı şekillerinde insanlar ağaçlara, ırmaklara ya da doğa güçlerine taparlar. Gerçek Tanrı evreni kontrol eder ve evreni doldurur, ama Kendisi evrenden uzaktır ve evrenden büyüktür.

Tanrının her yerde aynı anda bulunduğu gerçeğinin Tanrı halkının yaşamında ne gibi pratik etkiler yaratması gerekir?

Bu konudan söz ederken, elbette Tanrıdan hiç bir şekilde gizlenemeyeceğimiz gerçeğini de hatırlamamız gerekir. Tanrının huzurundan kaçmak mümkün değildir.

Tanrının her zaman halkı ile birlikte olduğunu bilmek, söz ile anlatılamaz bir rahatlık sağlar. Tanrı bizi asla terk etmez. Hiç bir zaman yalnız değilizdir.

O zaman ortaya şöyle bir meydan okuma çıkacaktır! O her zaman bizim ile birlikte olduğu için bizim de kutsallık içinde yürümemiz ve dünyadan ayrılmamız gerekir.

O bize Huzurunu özel bir şekilde, iki ya da üç kişi O’nun adı ile bir araya geldiği zaman, vaat etti; O, adı ile toplanan iki ya da üç kişinin ortasındadır. Bu gerçeğin, kutsalların toplantılarını derin bir saygı ve ağırbaşlılık esinlemesi gerekir.

7 Haziran

“Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrımız egemenlik sürüyor” (Vahiy 19:6)

Tanrının gücünün her şeye yetiyor olması O’nun diğer nitelikleri ile uyum içinde olan her şeyi yapabileceği anlamına gelir. Kutsal Yazılardaki benzer tanıklığa kulak verin! “Ben Gücü Her Şeye Yeten Tanrıyım!” (Yaratılış 17:1) “Rab için olanaksız bir şey var mı?” (Yaratılış 18:14) “Senin her şeyi yapabileceğini biliyorum. Senin hiç bir amacına engel olunmaz.” (Eyüp 42:2) “Senin yapamayacağın hiç bir şey yok!” (Yeremya 32:17) “Tanrı için her şey mümkündür!” (Yeremya 32:17) “Tanrının yapamayacağı hiç bir şey yoktur!” (Luka 1:37)

Ancak Tanrının Kendi karakteri ile uyum içinde olmayan hiç bir şeyi yapamayacağı da bilinen bir gerçektir. Örneğin, Tanrının yalan söylemesi imkansızdır (İbraniler 6:18). Tanrı Kendisini inkar edemez (2.Timoteos 2:13). Tanrı günah işleyemez, çünkü O mutlak kutsaldır.O, hayal kırıklığına uğratamaz, çünkü mutlak güvenilirdir.

Tanrının her şeye yeten gücü, O’nun yarattıklarında ve evrenin devam etmesini sağlayışında, ilahi takdirinde, günahkarları kurtarışında ve tövbe etmeyenleri yargılamasında görülür. Gücünün doruğunu Eski Antlaşmadaki Mısır’dan Çıkış bölümünde sergiler; Yeni Antlaşma’da ise Mesih’in dirilişinde gösterir.

Eğer Tanrının gücü her şeye yetiyor ise, o zaman O’na karşı savaşan hiç kimse başarılı olamaz. “Rabbe karşı başarılı olabilecek bilgelik, akıl ve tasarı yoktur.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 21:30)

Eğer Tanrının gücü her şeye yetiyor ise, o zaman imanlı kazanan taraftadır. Tanrı ve bir tek insan bir arada, çoğunluktur. “Eğer Tanrı bizden yana ise, o zaman kim bize karşı olabilir?” (Romalılar 8:31)

Eğer Tanrının gücü her şeye yetiyor ise, o zaman dua ederek, imkansız olan alan ile başa çıkabiliriz. Koro şarkısında söylendiği gibi, imkansızlıklara gülebilir ve şöyle bağırabiliriz:” Mümkün olacaktır!”

Eğer Tanrının gücü her şeye yetiyor ise, o zaman aşağıda belirtilen konularda söz ile anlatılamaz bir rahatlığa sahip olabiliriz:

Kurtarıcı her sorunu çözebilir,
Düğüm olmuş karmakarışık her şeyi açabilir.
İsa için zor olan hiç bir şey yoktur,
O’nun yapamayacağı hiç bir şey yoktur.

“Benim zayıflık ve güçsüzlüğüm O’nun gücüne dayandığı zaman, her yerde ışık görünür.”

Pages