February 2013

9 Mayıs

“… İsrailli kızın…” (2.Krallar 5:4)

Bir kişinin Tanrı için büyük yararlar sağlaması için adı ile tanınması gerekmez. Aslında, ölümsüz bir ün kazanan Kutsal Kitap’taki bazı kişiler adları aracılığı ile tanımlanmazlar.

Beytlehem’deki kuyudan Davut’a su getiren üç adam vardı (2.Samuel 23:13-17). Davut, bu adanma hizmetini öylesine dikkate değer buldu ki, suyu içmedi ve onu kutsal bir sunu olarak döktü. Ama suyu getiren adamların adları belirtilmemiştir.

Şunem’deki değerli kadının adını bilmeyiz (2.Krallar 4:8-17), ama kendisi Elişa peygamber için bir oda yapan kadın olarak her zaman hatırlanacaktır.

Naaman’ın deri hastalığından kurtulmak için Elişa peygambere gitmesinin yarar sağlayacağı öğüdünü veren İsrailli küçük tutsak kızın adı da belirtilmemiştir (2.Krallar 5:3-14). Ama Tanrı bu kızın adını bilir ve önemli olan da zaten budur.

İsa’nın başını yağ ile mesheden kadın kimdi? (Matta 26:6-13). Matta bu kadının adını söylemez, ama kadının ünü Rabbin sözleri aracılığı ile duyurulur: “Size doğrusunu söyleyeyim, bu Müjde dünyanın neresinde duyurulur ise, bu kadının yaptığı da onun anılması için anlatılacak.” (ayet 13)

Bağış kutusuna iki bakır para atan yoksul dul kadın, “Tanrının tanınmayan kişilerinden” bir başkasıdır (Luka 21:2). Kimin ün kazanacağına önem vermediğiniz takdirde, Tanrı için ne kadar çok şey yapabileceğinizin harikalığını resmeden gerçek için çok güzel bir örnek teşkil eder.

Sonra elbette bir de beş ekmek somununu ve iki balığını Rabbe götürüp veren küçük erkek çocuğu vardır; bu çocuk verdiklerinin çoğalarak beş bin erkek ile birlikte kadınları ve çocukları nasıl doyurduğunu gördü (Yuhanna 6:9). Bu çocuğun adını bilmiyoruz, ama yaptığı hiç bir zaman unutulmayacaktır.

Son bir örnek verelim! Pavlus iki kardeşi Titus ile birlikte Korint’e Yeruşalim’deki yoksul kutsallar için bağış yardımında bulunmaları için gönderdi. Pavlus bu iki kardeşin adını vermez, ama onlardan kilisenin elçileri ve Mesih’in kıvancı olarak söz eder (2.Korintliler 8:23).

Gray, kent dışındaki bir kilisenin avlusunda bulunan kim oldukları bilinmeyen kişilerin mezar taşlarına bakarak şunları yazdı:

Çiçeklerin çoğu hiç kimse tarafından görünmemek için pembeleşip doğar,
Ve çöl havasında tatlılığını boşuna harcar.

Ama her şeye rağmen Tanrı ile hiç bir şey boşuna harcanmaz. O, ün kazanmadan kendisine hizmet eden herkesin adını bilir ve onları Kendisine yakışan bir davranış ile ödüllendirecektir.

10 Mayıs

“… şeytanın düzenlerini bilmez değiliz.” (2.Korintliler 2:11)

Düşmanımız şeytanın hilelerinden haberdar olmamız önemlidir. Aksi takdirde o bizim bilgisizliğimizden yararlanacaktır.

Onun bir yalancı olduğunu ve başlangıçtan beri yalan söylediğini bilmemiz gerekir. Aslında o yalanın babasıdır (Yuhanna 8:44); O, Havva’ya Tanrıyı yanlış tanıtarak yalan söyledi ve o günden bu güne kadar hala yalan söylemeye devam etmektedir.

O, aldatan ve saptırandır (Vahiy 20:10). Şeytan gerçeğin bir bölümünü yalan ile karıştırır. Tanrıya ait olan her şeyi ya taklit eder ya da sahtesini sunar. Bir ışık meleği görünümüne girer ve elçilerini doğruluk hizmetkarları olarak gönderir (2.Korintliler 11:14,15). İnsanları büyük belirtileri ya da sahte mucizeleri kullanarak aldatır (2.Selanikliler 2:9). İnsanların zihinlerini karıştırır (2.Korintliler 11:3).

Şeytan öldürmek ve mahvetmek için gelir (Yuhanna 8:44; 10:10). Onun hedefi ve tüm cinlerinin hedefi mahvetmek ve yok etmektir. Bu ifade için hiç bir istisna mevcut değildir. Kükreyen bir aslan gibi, yutacak birini bulmak üzere dolanır (1.Petrus 5:8). Tanrının halkına işkence eder (Vahiy 2:10) ve kendi esirlerini uyuşturucu, cincilik, alkol, ahlaksızlık ve benzeri kötülükler ile yok eder.

Şeytan kardeşlerin suçlayıcısıdır (Vahiy 12:10). “Şeytan” sözcüğü (Grekçe’de diabolos) suçlayıcı ya da lekeleyici anlamına gelir ve aynı adı gibi şeytan da böyledir. Kardeşleri suçlayanların hepsi şeytana hizmet etmektedirler.

Şeytan, hayal kırıklığı eker. Pavlus, Korintlileri tövbe eden düşmüş kardeşi bağışlamadıkları takdirde onu kedere boğmuş olacaklarını söyleyerek uyarır ve böyle bir kardeşi bağışlamaları ve teselli etmeleri için öğütte bulunur (2.Korintliler 2:7-11).

Şeytanın aynı Petrus aracılığı ile konuşarak, İsa’nın çarmıha gitmesini engellemek istemesi gibi (Markos 8:31-33), Hıristiyanları da kendilerini çarmıhı taşımanın utancından ve acısından esirgemeleri gibi konularda teşvik eder.

Kötü Olan’ın en sevdiği tuzak, bölmek ve fethetmektir. Şeytan “içinden bölünmüş bir evin ayakta kalmayacağını” bildiği için kutsalların arasına çekişme ve çatışma tohumları eker. Bunu söylemek üzücüdür, ne yazık ki şeytan bu stratejisinde çok başarılı olmuştur.

Tanrının görünümü olan Mesih’in yüceliği ile ilgili Müjdenin ışığı imansızların üzerine doğmasın ve kurtulmasınlar diye imansızların zihinlerini kör etmiştir (2.Korintliler 4:4). Onların zihinlerini eğlence, sahte din, sürüncemede bırakma ve gurur ile kör eder. Onları gerçeklerden çok duygular ile ilgilenmeleri için meşgul eder ve Mesih’ten çok kendileri ile meşgul olmaları için kandırır.

Son olarak şeytan gururlanma tehlikesinin çok büyük olduğu bir zamanda, yani büyük ruhsal zaferler ya da zirvede yaşanan tecrübelerin hemen ardından saldırır. Zırhımızda zayıf bir nokta arar ve oklarını hemen doğrudan o zayıf noktaya atar.

Şeytana karşı yapılacak en başarılı savunma Rab ile kutsal bir karakterin koruyucu donanımı ile örtülmüş olan, bulutsuz bir paydaşlık içinde yaşamaktır.

11 Mayıs

“Moav gençliğinden bu yana güvenlikte idi, şarap tortusu gibi durgun kaldı.
Bir kaptan öbürüne boşaltılmadı.
Sürgüne gönderilmedi, o yüzden tadını yitirmedi, kokusu bozulmadı.”
(Yeremye 48:11)

Yeremya burada bize şarap yapımı ile ilgili sanatı konu alarak rahat bir yaşamın karakter gücü üretmediğine dair bir örnek vermek ister. Şarap ne zaman varillerde ya da fıçılarda mayalansa, tortusu ya da posası dibe çöker. Eğer şarap, dokunulmadan bırakılır ise, nahoş ve içilemez hale gelir. Bu nedenle şarap üreten kişi, tortuları ve saf olmayan kısımları yok etmek için şarabı bir kaptan diğer kaba dökmek zorundadır. Bunu yaptığı zaman, şarap güç, koku, tat ve renk kazanır.

Moav rahat bir yaşam sürmüştü. Asla esaret altında yaşamadı ve bu nedenle acı çekmedi. Moav kendisini dertlerden, denemelerden ve yoksunluklardan izole etmişti. Bunun sonucu olarak yaşamı tatsız ve yavan bir hal almıştı. Yaşamında koku ve cazibe eksikti.

Şarap için geçerli olan şey aynı zamanda bizler için de geçerlidir. Bizi saf olmayan özelliklerimizden kurtarmaları ve Mesih ile dolu bir yaşamın lütuflarının gelişmesi için bozulma, muhalefet, güçlükler ve rahatsızlıklara ihtiyaç duyarız.

Doğal eğilimimiz kendimizi bizi tedirgin edecek olan her şeyden kendimizi korumaktır. Barınmak ya da sığınmak için hiç durmadan uğraşırız.

Ama Tanrının bizim için isteği yaşamlarımızın O’na sürekli bağımlı kalacak olan bir kriz içinde geçmesi gerektiğidir. Tanrı, yuvayı sonsuza kadar karıştırmaktadır.

Hudson Taylor’un biyografisinde Bayan Howard Taylor şunları yazmıştır: “Bereketi tüm dünyaya yamak için yaratılan bu yaşam, çok zor bir sürecin içinden geçmek zorundadır (örneğin, tortularının içinde durgun kalmaktan farklı olarak), “Kaptan kaba” boşaltmak ve sonra yeniden tekrar boşaltmak gibi arıtılmakta olduğumuz eski doğanın boşaltılması çok acı vericidir.”

İlahi Bağcı’nın yaşamlarımızda neyi tamamlamak istediğinin farkına vardığımız zaman, isyan etmekten kurtulur ve boyun eğme ve bağımlılığı öğreniriz. Bize şu sözleri söylememiz öğretilmiş olur:

Her şeyi O’nun seçen ve buyuran
Egemen yönetimine bırak;
Böylece O’nun götürdüğü yolda yürüyeceksin.
O’nun eli nasıl da bilge ve güçlüdür.
O’nun öğüdü senin düşüncenin çok
Ötesinde olacak ve yarar sağlayacaktır.
O, senin gereksiz korku duymana
Neden olan işini tamamladığı zaman,
O’nun öğüdü ortaya çıkarak görünecektir.

12 Mayıs

“Madem ki dünya Tanrının bilgeliği uyarınca Tanrıyı kendi bilgeliği ile tanımadı,
Tanrı iman edenleri saçma sayılan bildiri ile kurtarmaya razı oldu.” (1.Korintliler 1:21)

Korint’teki kilisedeki bazı kişiler Müjdenin zihinsel olarak kabul görmesi için gayret ediyorlardı. Öncelikli meşguliyetlerinin bu dünyanın bilgeliği olması, onları, filozofları gücendiren Müjde mesajının bu tür görünümleri konusunda duyarlı hale getirmişti.

Korint kilisesindeki bu kişilerin akıllarından imanlarını terk etmek gibi bir düşünce geçmiyordu; onlar mesajı yalnızca arındırmak istiyorlardı, öyle ki mesaj bilginler için makbul hale gelsin.
Pavlus, dünya bilgeliği ile Tanrı bilgeliğinin uzlaştırılması konusundaki bu girişimin üzerine sert bir tepki göstererek gitti. Pavlus, zihinsel konum ile ilgili başarının ruhsal gücün kaybı ile sonuçlanacağını çok iyi biliyordu.

Gelin bu konu ile yüzleşelim! Bu Hıristiyan mesajı Yahudiler tarafından bir yüz karası, öteki uluslar tarafından da bir saçmalık sayılıyordu. Ve yalnızca bu kadar da değil – Hıristiyanların çoğu dünyanın bilge, güçlü ya da soylu gördüğü kişiler değillerdi. Er ya da geç yüzleşmemiz gereken gerçek şudur: aydınlar sınıfına dahil değiliz; akılsız, önemsiz, soysuz ve değersiziz – aslında dünyanın gözünde bizler birer hiç kimseyiz.

Ancak burada harika olan, Tanrının iman eden kişileri kurtarması ile ilgili akılsızca gibi görünen bu mesajı kullanmasıdır. Ve Tanrı bizim gibi hiç kimseleri Kendi amaçlarını yerine getirmek için kullanır. Ve Tanrı, böyle başaracağı tahmin edilmeyen aracılar seçmek ile bu dünyanın tüm ihtişam ve gösterişini şaşırtır ve utandırır; kendimiz ile övünme konusundaki her olasılığı ortadan kaldırır ve tüm yüceliğin O’na verilmesini garanti eder.

Bu söylediklerimiz bilginlerin önemsiz bir yere sahip oldukları anlamına gelmez. Elbette onlar da önemlidir. Ama bu bilginlik derin ruhsallık ile birleştirilmediği takdirde, öldüren ve tehlikeli olan bir şey haline gelir. Bilginlik Tanrı Sözünü yargılamaya kalkıştığı zaman, örneğin, bazı yazarların diğer yazarlara kıyasla daha güvenilir kaynaklar kullandıklarını iddia ettiği zaman, Tanrının gerçeğinden ayrılmayı temsil etmiş olmaktadır. Ve biz bilginlerin onayı ile bu şekilde flört ettiğimiz zaman, onların tüm sapkınlıkları tarafından yaralanabilir hale geliriz.

Pavlus Korintliler’e güzel konuşan ya da bilgelik ile konuşan biri olarak gelmedi. Onların arasında iken İsa Mesih’ten ve O’nun çarmıha gerilmesinden başka hiç bir şey bilmemeye kararlı idi. Pavlus, gücün, Müjdenin basit olarak, dürüstlük ve açıklık ile sunulmasından kaynaklandığını biliyordu. Gücün kaynağı, düğüm haline gelmiş sorunlar ya da yarar zağlamayan teoriler ya da entelektüelliğe tapınma gibi teoriler değildi.

13 Mayıs

“Ama kim bana iman eden bu küçüklerden birini günaha düşürür ise,
boynuna kocaman bir değirmen taşı asılıp denizin
dibine atılması kendisi için daha iyi olur.” (Matta 18:6)

Boğulma konusunda bundan daha etkin ve kesin kanıtlı bir yöntem düşünmek zor olurdu. Burada sözü edilen değirmen taşı, el ile çalıştırılan küçük olanı değil, bir eşek tarafından döndürülen büyük olanıdır. Böyle büyük bir değirmen taşını birinin boynuna asıp denize atmanın anlamı, hızlı ve kaçınılması imkansız bir boğulmadır.

Önce, Kurtarıcının sözlerinin sertliği ile ilgili olarak büyük şaşkınlık yaşarız. Küçüklerden birini günaha düşürmenin karşılığını alışılmamış bir yargı ile ağır bir tehdit savurarak bildiriyor gibidir. Böylesine bir öfkeyi tahrik eden şey nedir?

Bu konuya bir örnek vererek yaklaşalım! Danışmanlık almak için kendisine sürekli olarak pek çok insanın geldiği bir Müjde hizmetkarı düşünelim. Danışmanlık almak için gelen kişilerin arasında bazı cinsel günahlar tarafından esir edilen biri vardır. Bu genç kişinin acil olarak yardıma ihtiyacı vardır. Erkek (ya da kadın) olan bu genç kişi, danışmanlık hizmeti verene kendisine kurtuluş konusunda yardım verecek olan güvenebileceği biri olarak bakmaktadır. Ama danışmanlık hizmeti veren kişi, kendisini tutku alevleri içinde bulur ve yardım etmek yerine uygunsuz ilerlemeler gösterir ve kendisinden yardım uman gencin kısa bir süre sonra tekrar ahlaksızlığa geri dönmesine neden olur. Genç kişi, güvenine gösterilen bu ihanet ile sarsılır ve dindar dünya tarafından tam anlamı ile hayal kırıklığına uğratılır. Belki de bu yüzden hayatının sonuna kadar ruhsal açıdan sakat kalabilir.

Ya da gücendiren kişi, öğrencilerinde mevcut olan imanı onlardan çalmak için acımasızca uğraşan bir kolej öğretmeni de olabilir. Öğrencilerinin yüreklerine kuşkular ve inkarlar ekerek Kutsal Yazıların yetkisini küçümser ve Rabbimizin Kişiliğine saldırıda bulunur.

Başka bir örnekte, genç bir imanlının sürçmesine neden olan bir Hıristiyan da yer alabilir. Özgürlük ve lisans arasındaki ince çizgiyi aşarak, bazı sorgulanabilir eylemler ile ilgilendiği ortaya çıkar. Genç Hıristiyan onun bu davranışlarını kabul edilebilir bir Hıristiyan tavrı olarak yorumlar ve tanrısal ayrılmışlık yolundan saparak dünyasal ve ödün veren bir yaşama geçiş yapar.

Kurtarıcımızın sözleri aracılığı ile verilen uyarıya ciddi şekilde önem vermeliyiz; Mesih’e ait olan bir küçüğün etik, ahlaki ya da ruhsal bir hatasına katkıda bulunmak çok ama çok ciddi bir konudur. O’nun küçüklerinden birinin günaha düşmesine neden olan bir suçluluk, utanç ve pişmanlık denizine atılıp boğulmaktan ise, normal bir suda boğulmak daha iyidir.

14 Mayıs

“Aranızda açık saçıklık, budalaca konuşmalar, bayağı şakalar olmasın.
Bunlar size yakışmaz.” (Efesliler 5:4)

Budalaca konuşmalar ve bayağı şakalardan kaçınılması gerekir, çünkü bu tür tutumlar kaçınılmaz olarak ruhsal gücün sızıntı yapması ile sonuçlanırlar.

Vaiz, yaşam ve ölüm, zaman ve sonsuzluk gibi ciddi konular ile ilgilenir. Bir mesajın başyapıtını aktarabilir, ama yine de buna rağmen eğer mesajında uygunsuz bir şaka yer alıyor ise, insanlar yapılan bu tür şakaları hatırlamaya ve geri kalanı unutmaya eğilimlidirler.

Bir mesajın gücü çok sık olarak daha sonraki budalaca konuşmalar tarafından etkisini yitirebilir. Ciddi bir Müjdenin çekiciliği bir toplantıdan üstün gelerek sonsuzluğun sessizliği içinde sonuçlanabilir. Ama insanlar ayrılmak için kalktıkları zaman, sosyal konuşmalarında bir dedikoduya yer vereceklerdir. İnsanlar, futbol maçlarının sonuçları ya da günlük işler hakkında konuşurlar. Kutsal Ruhun kederlenmesine ve Tanrı için hiç bir şey olmayışına şaşırmamak gerekir.

Toplulukta sürekli şakalar yapan ileri gelenler, esin almak için kendilerine bakan genç insanlar üzerinde ruhsal etki yapma konusunda yetersiz kalırlar. Yaptıkları nüktelerin kendilerini genç insanlara sevdirdiklerini düşünebilirler. Ancak gerçek, bu genç insanların büyük bir hayal kırıklığına uğradıkları ve cesaretlerinin kırılmasıdır.

Budalaca konuşmanın özellikle zarar veren bir şekli, bir yaşamı değiştirmek yerine insanları güldürmek için Kutsal Yazıların bölümlerini kullanarak nükteli sözler söylemektir. Kutsal Kitap hakkında ne zaman bir şaka yapsak, onun yaşamlarımızdaki ve diğer kişilerin yaşamlarındaki yetkisinin anlamını küçümsemiş oluruz.

Bu söylediklerimiz bir imanlının hiçbir mizahi anlayışa sahip olmayan hüzünlü biri olması gerektiği anlamına gelmez. Aksine, söylemek istediğimiz imanlı kişinin mizah anlayışını kontrol etmesi gerektiğidir, öyle ki, verdiği mesaj bu yüzden iptal olmasın.

Kierkegaard, dış mahalledeki sirk çadırının yandığını bağırarak söylemek için bir şehre koşan bir sirk palyaçosundan söz eder. İnsanlar onun bağırdıklarını dinler ve kahkahalar ile gülerler. Öylesine palyaçoluk etmiştir ki, güvenilirliğini yitirmiştir.

Charles Simeon, çalışma odasında Henry Martyn’in bir fotoğrafını bulundururdu. Simeon, çalışma odasına her girdiği zaman, Martyn sanki onu gözleri ile izler ve şöyle derdi: “Gayretli ol, gayretli ol; boş şeyler ile oyalanma, boş şeyler ile oyalanma.” Ve Simeon o zaman şu yanıtı verirdi:” Evet, gayretli olacağım; olacağım, gayretli olacağım; boş şeyler ile zaman harcamayacağım, çünkü canlar mahvolmaktalar ve İsa’nın yüceltilmesi gerekiyor.”

15 Mayıs

“Kimileri gibi de söylenip durmayın.
Söylenenleri ölüm meleği öldürdü.” (1.Korintliler 10:10)

Çölde dolaştıkları sırada İsrailliler kronik olarak şikayet ediyorlardı. İçecek suları yok diye şikayet ettiler. Yiyecek konusunda yakındılar. Önderleri ile ilgili olarak şikayette bulundular. Tanrı onlara gökten ekmek indirdiği zaman, kısa sürede bu ekmekten bıktılar ve Mısır’daki pırasaları, soğanları ve sarımsakları özlediler. Çölde yiyecek mağazaları ya da ayakkabı dükkanları olmadığı halde, Tanrı onlara kırk yıl boyunca son bulmayan bir yiyecek sağlayışında bulundu ve ayakkabıları hiç bir zaman eskimedi. Ama İsrailliler bu mucizevi sağlayış için müteşekkir olmak yerine durmadan sürekli olarak şikayet ettiler.

Zamanlar değişmemiştir. İnsanlar bu gün de hava ile ilgili şikayette bulunurlar; hava ya çok soğuktur ya da çok sıcaktır ya da çok yağmurludur ya da çok kuraktır. Topaklaşmış soslar ya da yanmış tostlar gibi konularda yiyecek hakkında yakınırlar, işleri ve aldıkları ücretten şikayetçidirler ve eğer işleri yok ise bu kez de işsizlikten yakınırlar. Hükümette ve vergilerinde kusur bulurlar, ama aynı zamanda yararların ve hizmetlerin her zaman artış sağlaması gerektiğini söylerler. Diğer kişiler, ya da arabaları ya da lokantada verilen hizmet ile ilgili olarak mutsuzdurlar. Küçük acılardan ve ağrılardan şikayet ederler ve daha uzun boylu, daha ince ya da daha iyi bir dış görünüş arzu ederler. Tanrı onlara ne kadar iyilik yapmış olur ise olsun, “Tanrı benim için en son ne zaman iyilik etti?” sorusunu sorarlar.

Tanrının ellerinde bizim gibi bir Tanrı halkının bulunması Tanrı için bir deneme olması gerekir. Tanrı bize çok büyük iyilikte bulunmuştur. Sadece yaşamdaki ihtiyaçları karşılamak ile kalmamış, Kendi Oğlunun yeryüzünde iken tadını çıkartmadığı lüksler de sağlamıştır. İyi yiyeceğe, saf suya, rahat evlere ve bol sayıda giysilere sahibiz. Görebiliyor ve işitebiliyoruz, yemek için iştahımız var, bir belleğe sahibiz ve değerini bilmediğimiz pek çok başka merhametler sağlanıyor. Tanrı bizi korumuş, rehberlik etmiş ve desteklemiştir. Her şeyden üstün olarak da O bize Rab İsa Mesih’e iman aracılığı ile sonsuz yaşam vermiştir. Ve Tanrı tüm bunların karşılığında ne gibi teşekkürler alır? Genellikle bir şikayetler tiradından başka bir şey işitmez.

Yıllar önce Chicago’da “Nasılsın?” sorusu sorulduğu zaman, çok iyi bir yanıt veren bir arkadaşım vardı. Bu soruya verdiği karşılık her zaman aynı idi: “Şikayet eder isem, günah olur.” Ben genellikle, mızmızlanmamız için ayartıldığımız zaman, şikayet etmenin bir günah olduğunu düşünürüm. Şikayet etmenin panzehiri teşekkür etmektir. Rabbin bizler için neler yaptığını hatırladığımız zaman, şikayet etmek için bir nedenimiz olmadığının farkına varırız.

16 Mayıs

“Dünyayı da dünyaya ait şeyleri de sevmeyin.
Dünyayı sevenin Baba’ya sevgisi yoktur.”
(1.Yuhanna 2:15)

Yeni Antlaşma’da dünya, Tanrıya muhalif olan bir krallık olarak sunulur. Bu krallığın egemeni şeytandır ve tüm imansızlar onun maiyetidirler. Bu krallık insana kendisini gözlerin tutkusu, benliğin tutkusu ve yaşamın gururu aracılığı ile çekici kılmak ister. Dünya krallığı, insanın kendisini Tanrı olmadan mutlu etmeye çalıştığı bir tolumdur. Ve bu krallıkta Mesih’in adından hoşlanılmaz. Dr. Gleason L. Archer Jr., dünyanın “Tanrıya karşı olan insan soyunu karakterize eden isyankarlığı, kendini hoşnut etmeyi ve düşmanlığı içeren organize bir sistem” olduğunu söyler.

Dünyanın kendisine özgü eğlenceleri, politikası, sanatı, müziği, düşünce biçimleri ve yaşam tarzı vardır. Dünya herkesi kendisine uyum sağlaması için zorlar ve reddedip kabul etmeyenlerden nefret eder. Bu tutumu, Rab İsa’ya olan nefretini açıklamaktadır.

Mesih bizi bu dünyadan kurtarmak için öldü. Artık biz dünyanın gözünde ve dünya bizim gözümüzde çarmıha gerilmiştir. İmanlıların bu özelliklere sahip bir dünya sistemini sevmeleri kesinlikle bir hainliktir. Aslında elçi Yuhanna dünyayı sevenlerin Tanrıya düşman olduklarını söylemektedir.

İmanlılar bu dünyadan değillerdir, ama bu dünyaya karşı tanıklık etmek, işlerinin kötü olduğunu duyurmak ve Rab İsa Mesih’e iman aracılığı ile bu dünyadan kurtuluşu vaaz etmek için dünyaya gönderildiler.

Hıristiyanlar dünya sisteminden ayrı olarak yürümeye çağrıldılar. Geçmişte bu çağrının şeklinde dans etmenin, tiyatronun, sigara içmenin, alkol kullanmanın, kağıt oyunları ve kumar oynamanın sınırlamaları bulunmuş olabilir. Ancak bu sınırlamalara bundan çok daha fazlası dahildir. Televizyon kanalı ile gelen pek çok şey dünyasaldır ve gözlerin tutkusuna ve benliğin tutkusuna hitap eder. Kibir hangi konuda olur ise olsun, dünyasaldır; unvan, konum, maaş ve miras ya da ünlü bir ad, tüm bunlar dünyasal konulardır. Lüks yaşam dünyasaldır; saray gibi evler, seçme yiyecekler, dikkat çeken giysiler ve mücevherler ve pahalı arabalar, dünyasaldırlar. Aynı şekilde rahat ve zevkli bir yaşam, lüks gemi seyahatleri ile, alış veriş alemleri ile, spor ve spor ve eğlenmek de dünyasaldır. Kendimiz ve çocuklarımız için isteklerimiz, ruhsal ve dindar göründüğümüz zamanlarda bile dünyasal olabilir. Son olarak, evlilik dışı cinsel yaşam da dünyasallığın bir biçimidir.

Kurtarıcıya kendimizi ne kadar çok adarsak ve ne kadar çok O’nun uğruna yaşar isek, dünyasal zevkler ve eğlenceler için o kadar az zamanımız olacaktır. C. Stacey Woods şöyle demiştir: “Mesih’e olan adanmışlığımızın ölçüsü, dünyadan ayrı olmamızın ölçüsüdür.”

Bizler bu dünyada yabancılarız, Sana mezardan başka
Bir şey vermeyen bu yeryüzünde bir yuva aramıyoruz;
Senin çarmıhın bizi buraya bağlayan bağları kopardı,
Sen bize daha parlak bir alemde hazine oldun.  J.G.Deck

17 Mayıs

“İster art niyet ile, ister içtenlikle olsun,
her durumda Mesih duyurulmuş oluyor.
Buna seviniyorum, sevineceğim de.”  (Filipeliler 1:18)

İnsanlar arasında kendi özel çevrelerinin dışında iyi olan hiç bir şeyin bulunmadığını düşünmek çok sık rastlanılan bir hatadır. Üstünlük konusunda sanki tekelcilik onların elinde imiş gibi hareket ederler ve kendileri ve yaptıkları ile kıyaslanabilecek birinin ya da bir işin olduğunu kabul etmeyi reddederler. Bize, oraya buraya yapıştırılan çıkartmaların üzerindeki komik yazıları hatırlatırlar. “Ben iyiyim. Sen ise şöyle böylesin.” Bazıları için bu tür sözler söylemek bile can sıkıcı bir itiraftır.

Yalnızca onların kiliseleri doğrudur. Yalnızca onlar Rab için işe yarayan hizmet verirler. Kendilerinin tüm konular hakkında sahip oldukları görüşler tek yetkili görüşlerdir. Tek bilge kişiler kendileridir ve bilgelik onlarla birlikte son bulacaklardır.

Pavlus bu ekole ait değildi. O, aynı zamanda diğer kişilerin de Müjdeyi vaaz ettiklerinin farkına vardı. Evet, bazıları gerçekten de Müjdeyi onu kızdırmak amacı ile duyuruyorlardı. Ama Pavlus hala onlara Müjdeyi duyurdukları için değer verebiliyor ve Mesih duyurulduğu için hala sevinebiliyordu.

Pastoral Mektuplar ile ilgili yorumunda Donald Guthrie şöyle yazdı: “Gerçeğin kendi kanallarından başka kanallardan da akabileceği kabul etmeleri için bağımsız düşünürlerin büyük lütfa ihtiyaçları vardır.”

Mezhep önderlerinin iman ve ahlak ile ilgili tüm konular hakkında son sözü söylediklerini kabul etmek onlara özgü olan ayırt edici bir özelliktir. Kendi duyurularını sorgulama yapılmadan itaat edilmesini talep ederler ve izleyicilerini kendilerinden farklı düşünen kişiler ile iletişim kurmaktan uzaklaştırmak isterler.

Kutsal Kitap’ın King James çevirisinde çok az okunan bir giriş bölümü bulunur; çevirmenler şöyle yazmışlardır: “Kendini beğenmiş kardeşler, kendi yollarında yürürler ve başka hiç bir şey ile ilgilenmezler, ama böyle yapmakla kendilerini çerçeve içine koymuş olur ve kendi örslerine çekiç vurmuş olurlar.” Bizlerin bu konuda almamız gereken ders, canlarımızı sıkıştırmamak ve hiç bir imanlının ya da Hıristiyan paydaşlığının sadece kendilerinin doğru olduklarını ya da gerçek ile ilgili tekelciliği ellerinde bulundurduklarını iddia etmeye hakları olmadığının farlına varmak ve iyiyi nerede bulursak bulalım onu kabul etmektir.

18 Mayıs

“.. o da düşünmeden konuştu.” (Mezmur 106:33)

İsrailoğulları Kadeş’te su bulunmadığı zaman şikayet ettiklerinde, Tanrı Musa’ya kayaya konuştuğu takdirde suyun akacağını söyledi. Ama Musa artık uzun zamandır katlandığı halktan bıkmıştı ve onlara bağırarak şöyle dedi: “ey siz baş kaldıranlar, beni dinleyin! Bu kayadan size su çıkaralım mı?” Sonra kolunu kaldırıp değneği ile kayaya iki kez vurdu. Musa’nın öfkeli sözleri ve itaatsiz eylemi, Tanrının İsrail halkı önünde yanlış temsil edilmesine neden oldu. Ve Musa bu olayın bir sonucu olarak İsrailoğullarını vaat edilen topraklara götürme ayrıcalığından mahkum bırakıldı. (Çölde Sayım 20:1-13)

Amaçları konusunda çok gayretli olan bir insan için diğer imanlıların önünde duygularına hakim olamaması çok kolaydır. Öylesine güçlü özdenetime sahiptir ki, oysa diğer imanlıların kendilerine sonsuza kadar çocuk muamelesi yapılmasına ihtiyaçları vardır. Amaçları konusunda gayretli olan imanlı bilgide üstündür, ama diğerleri bilgisizdirler.

Ancak bu kişinin öğrenmesi gereken, diğer imanlıların da hala Tanrının sevgili halkı oldukları ve Tanrının onlara yapılacak olan sözlü bir tacizi hoş görmeyeceğidir. Tanrının Sözünü insanları ikna edip kırılmalarını sağlayacak bir güç ile vaaz etmek önemli bir şeydir. Ama onları, kişisel bir kızgınlığın ifadesi olarak küçümsemek, farklı bir konudur. Böyle bir davranış, bir insanı Tanrının en iyi ödüllerinden yoksun bırakabilir.

Davut’un önemli adamları 2.Samuel 23. Bölümde, liste halinde yer aldıkları zaman, bu listedeki yokluğu ile dikkat çeken tek bir isim vardır. Bu isim, Davut’un komutanı olan Yoav’ın ismidir. Ama bu komutanın adı listede neden yer almamıştır? Bu soruya yanıt olarak, Yoav’ın bazı dostlarına kılıç kullandığı söylentisini gösterebiliriz. Eğer bu söylenti doğru ise, o zaman dillerimizi Tanrı halkına karşı bir kılıç olarak kullanmak gibi bir ayartma ile karşılaştığımız zaman, bu olayda bizim için büyük uyarıların bulunduğunu anlarız.

Gökgürültüsü oğulları olarak bilinen Yakup ve Yuhanna Samiriyelileri yok etmek için üzerlerine gökten ateş yağdırmayı istedikleri zaman, İsa onlara şöyle dedi: “Siz hangi ruha ait olduğunuzu bilmiyorsunuz” (Luka 9:55). İsa’nın onları azarlaması ne kadar yerinde ve uygun bir azarlamadır; yaratılış itibarı ile yalnızca O’na ait olmakla kalmayan (Samiriyelilerin olduğu gibi), ama aynı zamanda uğurlarına ölerek onlara kurtuluş sağladığı bu kişilere nasihat almadan konuştuğumuz zaman, azarlanmak gerekli olur.

Pages