March 2013

29 Kasım

“Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam.” (Yuhanna 5:30)

Rab İsa Yuhanna 5. Bölümde iki kez Kendiliğinden hiç bir şey yapamayacağını söyler. 19.ayette şöyle der: “Size doğrusunu söyleyeyim, Oğul Babanın yaptıklarını görmedikçe, kendiliğinden bir şey yapamaz..” Daha sonra 30.ayette ise şunları söyler: “Ben kendiliğimden hiç bir şey yapamam.”

Bu ayetleri ilk kez okuduğumuz zaman, hayal kırıklığı hissetmeye eğilim gösteririz. Bu ayetler, sanki İsa’nın aynı bizim gibi kendi gücü ile hiç bir şey yapamayacağını ya da gücünün sınırlı olduğunu ifade eder gibi görünürler. Ama İsa eğer iddia ettiği gibi Tanrı ise, o zaman gücünün her şeye yetmesi gerekir. O zaman nasıl oldu da kendiliğinden hiç bir şey yapamayacağını söyleyebildi? Müjdenin düşmanları bu ayetleri, İsa’nın insanların tüm sınırlanmalarına sahip olan yalnızca bir insan olduğunu göstermek için kullanmışlardır.

Ama konuya daha yakından bakalım! Rabbimiz burada kendi fiziksel gücünden söz etmiyordu. Üzerinde ısrar ile durduğu konu şu idi: O, Babasının isteğine öylesine adanmıştı ki, kendi inisiyatifi ile hiç bir şey yapamazdı. Ahlaki açıdan öylesine mükemmeldi ki, kendi isteği ile hareket edemezdi. O, Tanrının isteğinden başka hiç bir şey istemiyordu.

Sizler ve ben, kendiliğimizden hiç bir şey yapamayacağımız söyleyemeyiz. Çok sık Rabden bağımsız olarak hareket ederiz. O’na danışmadan kararlar alırız. Günah işlediğimizi tam olarak bilmemize rağmen, ayartmaya boyun eğeriz. Tanrının isteği yerine kendi isteğimizi seçeriz. Rab İsa bunlardan hiç birini yapamazdı.

Bu yüzden Rab İsa’nın zayıf ve sınırlı olduğunu ileri sürmek yerine, ayetler bunun tam aksini kanıtlarlar – O, tanrısal mükemmelliğe sahiptir. Ayetleri orta yerinde durarak okuyup karar vermek yerine tamamen okuduğumuz zaman O’nun tanrısal mükemmelliğe sahip olduğunu görürüz. İsa’nın 19.ayette söylediği şudur: “Oğul, Babanın yaptıklarını görmedikçe kendiliğinden bir şey yapamaz. Baba ne yaparsa Oğul da aynı şeyi yapar.” Başka bir deyişle, Oğul, Babadan bağımsız hareket edemez, ama Babanın yaptıklarını yapabilir. Bu ifade Tanrı ile eşitliği bildirir.

Sonra tekrar 30.ayette İsa şöyle der: “Ben kendiliğimden hiç bir şey yapamam. İşittiğim gibi yargılarım ve benim yargım adildir. Çünkü amacım kendi istediğimi değil, beni gönderenin istediğini yapmaktır.” Bunun anlamı şudur: O, yalnızca Babasından aldığı talimatların temelinde kararlar aldı ve Tanrının isteğine olan tam boyun eğişi, aldığı bu kararların doğru olduğunu garanti etti.

J.S.Baxter bu bölümün Mesih’in Tanrı ile eşit olduğunu iddia ettiği yedi farklı ifade içerdiğine işaret eder. Çalışmada eşit (ayet 19), bilgide eşit (ayet 20), diriltmekte eşit (ayetler 21,28,29), yargıda eşit (ayetler 22,27), onurda eşit (ayet 23), yeniden yaratmakta eşit (ayetler 24,25), kendiliğinden var oluşta eşit (ayet26). Kurtarıcımız gücü sınırlı olan, zayıf ve kırılgan bir yaratık değildir, aksine bedende görünen gücü her şeye yeten Tanrıdır.

30 Kasım

“Birbirinizin ağır yükünü taşıyın, böylece Mesih’in yasasını yerine getirirsiniz…
çünkü her kişi kendine düşen yükü taşımalı.”  (Galatyalılar 6:2,5)

Bu iki ayeti gelişigüzel bir şekilde okuyan bir kişi, ayetler arasında bağıran bir karşıtlık olduğu konusunda kolayca ikna edilebilir. İlk ayet, bir başka kişinin yükünü taşımamız gerektiğini söyler, ikincisi ise kendimize düşen yükü kendimizin taşıması gerektiğini söyler.

İkinci ayette “yükler” olarak tercüme edilen sözcüğün anlamı şudur: Bir kişiyi, ruhsal, fiziksel ve duygusal açıdan aşağı çeken her şey. Ayet, içinde bulunduğu çevre ve koşullar içinde, kişinin, yaşamına bir hata ile soktuğu ağır suçluluk ve umutsuzluk yüküne işaret eder (ayet 1). Bu durumdaki bir kardeşin omzuna sevecen kolumuzu attığımız zaman, ona yardım etmiş olur ve onu tekrar Tanrı ve Tanrının halkı ile paydaşlık içinde olan bir yaşama yeniden kazandırmış oluruz. Ama yükler aynı zamanda acıları, üzüntüleri, denemeleri ve yaşam ile birlikte hepimize gelen hayal kırıklıklarını da kapsarlar. Birbirimizi teselli ve teşvike ettiğimiz zaman, maddesel varlığımızı paylaştığımız ve yapıcı öğütler verdiğimiz zaman, birbirimizin yüklerini taşımış oluruz. Bunun anlamı, kendimizi diğer kişilerin sorunlarına ödeyeceğimiz bedel ne kadar büyük olur ise olsun dahil etmemizdir. Bunu yaptığımız zaman, Mesih’in yasasını yerine getirmiş oluruz; bu yasa, birbirimizi sevmektir. Kendimizi harcamak ve başkaları için harcanmak aracılığı ile sevgimizi uygulamalı olarak göstermiş oluruz

“Yük” ile ilgili olarak 5.ayette farklı bir sözcük kullanılır. Buradaki anlam, yükün ağır mı yoksa hafif mi olduğuna dair hiç bir imada bulunulmaksızın taşınması gereken herhangi bir şeydir. Pavlus’un burada söylediği şey, Mesih’in yargı kürsüsü önünde herkesin kendi sorumluluğunun yükünü taşımak zorunda kalacağıdır. O zaman diğer kişiler ile aramızda nasıl bir kıyaslama yapacağımız söz konusu olmayacaktır. Kendimizle ilgili kayıtların temeli uyarınca yargılanacağız ve ödüller de buna uygun olarak dağıtılacak.

Bu iki ayet arasındaki bağlantı bununla ilgili gibi görünür. Hata yapmış birini kaldıran bir kişi, kendisinin üstün olduğuna dair bir duygu tuzağına düşer. Hataya düşmüş bir kardeşin yüklerini taşıdığı için kendisinin ruhsal açıdan daha yüksek bir seviyede olduğunu düşünebilir. Günah işleyen kutsal ile kendisi arasında bir kıyaslama yaptığında kendisinin daha iyi bir kutsal olduğunu düşünür. Pavlus ise ona şunu hatırlatır: kendisi Rabbin önünde durduğu zaman, diğer kişi için değil, kendisi, kendi yaptıkları ve kendi karakteri için hesap vermek zorunda olacağıdır. Kendisi ile ilgili yargı yükünü taşımak zorunda kalacaktır.

Böylece görüldüğü gibi, bu iki ayet birbirleri ile çelişki içinde değildirler. Aksine, olabilecek en yakın uyum içinde birlikte yaşarlar.

1 Aralık

“Duyarsanız, araştıracak, inceleyecek, iyice soruşturacaksınız;
duyduklarınız gerçek ise ve bu olay kanıtlanır ise…” (Yasanın Tekrarı 13:12,14)

Eğer İsrail’deki bir kentin halkının putlar için Tanrıyı terk etmiş olduğuna dair bir söylenti duyarsanız, herhangi bir cezai eyleme başvurmadan önce yoğun bir araştırma ve soruşturma yapmanız gerekir.

Bir söylenti ya da dedikodu duyduğumuz zaman, çok dikkatli olmamız ve şu altı testi uygulamamız gerekir: Bu haber bir dedikodu mu? Bu haberi soruşturdum mu? Bu konuda bir araştırma yaptım mı? Gayretli bir incelemede bulundum mu? Haber gerçek mi? doğruluğu kesin bir haber mi?

Aslında, zaman zaman dini çevrelerde ortaya çıkan duygusal konuda haberler hakkında yargıda bulunmadan önce de aynı titizliği ve tedbiri kullansaydık, harika bir fikri uygulamış olur idik. Size bir kaç örnek vereyim:

Kısa bir süre önce Yeruşalim’deki tapınağın inşa edilmesi için New York’taki bir limanda taşların depolandığı haberi duyuldu. Bu taşlar uygun zaman geldiğinde gemi ile İsrail’e götürülmek üzere hazır bekletilmekte idiler. Bu taşların Indiana kireç taşından oldukları söylendi. İmanlılar coşkulu bir şekilde bu haberi duyurdular, ama daha sonra bu haberin gerçek olmadığını öğrendikleri zaman, utanç içinde kaldılar.

Yine bir başka defasında bilim adamlarının insanlık tarihinin hikayesi ile ilgili yoğun veriyi bir bilgisayara yükledikleri ve sonuçların Yeşu’nun tecrübe ettiği o uzun gün ile ilgili Kutsal Yazılar’daki öyküyü onayladığına dair bir haber ortaya atıldı.  Kutsal Kitap’ı onaylayan herhangi bir haber için deli olan imanlılar bu haberi hemen dergilerde yayınladılar ve ağızdan yaydılar. Ama sonra gerçek ortaya çıktı. Ve öykünün sağlam hiç bir temele dayanmadığı anlaşıldı.

Daha da kısa bir süre önce matematiksel bir hesaplama rağbet görmeyen bir halk kahramanının Mesih karşıtı olabileceği ile bağlantılı olarak kullanılmıştır. Bu hesaplamayı kısaca açıklayalım: bu kişinin adının her bir harfi için sayısal bir değer belirlendi. Ve sonra bir dizi toplama, çıkartma, çarpma ve bölme işlemlerini izlemek aracılığı ile ortaya 666 sayısı çıkartıldı. Elbette ki bu, hiç bir şeyi kanıtlamaz. Matematiksel hesaplamalar hemen hemen herkesin adı için 666 rakamını verecek şekilde düzenlenebilirler.

Charles Darwin ile ilgili bir yazı okudum ve orada onun yaşamının son günlerinde evrim kuramından vazgeçtiği ve Kutsal Kitap imanına geri döndüğü yazılı idi. Bu yazılanlar doğru olabilir. Ve ben bunların doğru olduklarına inanmayı isterim. Belki bir gün bu duyduğumun doğru olduğunu öğreneceğim.

Ama bu geçen süre zarfında bu haber için bir kanıta sahip değilim ve bu kanıta sahip olana dek böyle bir haberin doğrulundan emin olmam. Eğer bu günkü ayete bu altı testi uygulayacak olur isek, kendimizi utanca düşürmeyiz ve Hıristiyan imanını lekelenmekten koruruz: Bu bir söylenti mi? Soruşturdum mu? Gayretli bir şekilde araştırdım mı? Gerçek mi? Kesin mi?

2 Aralık

“Birbirinize, mezmurlar, ilahiler, ruhsal ezgiler söyleyin;
Rabbe yürekten ezgiler, mezmurlar okuyun.” (Efesliler 5:19)

Burada şarkı söylemek ile kast edilen şarkı söylemek Rab ile dolu olmanın kesin sonuçlarından biri olduğu için Ruh ile dolu olmak anlamına gelir. Belki de bunun için tarihteki en büyük uyanışlardan birinin şarkı söylemek aracılığı ile başarılmış olmasıdır. İskoçya’daki uyanış bu konu ile ilgili dikkat çekici bir örnektir.

İmanlılar kadar şarkı söylemek için nedeni olan hiç bir kimse yoktur. Ve hiç kimse imanlıların sahip olduğu derecede büyük bir mezmur, ilahi ve ruhsal şarkılar mirasına sahip değildir. İmanlılar olarak ilahilerimiz sık sık hissettiğimiz ama ifade edemediğimiz görkemli bir dil ile ifade edilirler. Bazı ilahiler bizim düşüncelerimizin çok ötesinde olabilecek düşünceler iletirler – “Rab İsa, her şeyi Sana teslim ediyorum” ilahisinde görülen tam adanmışlık gibi. Bu tür durumlarda yüreklerimizden gelen nameler olarak söyleyebiliriz.

Ruhsal şarkılar söylerken önemli olan, şarkının ritmi ya da melodisi ya da armonisi değildir. Önemli olan mesajın yürekten gelmesi ve Kutsal Ruh’un gücü ile Tanrıya yükselmesidir. Mary Bowley bu gerçeği şu şarkı sözleri ile ifade eder:

Ey Rab, şarkının ne kadar tatlı olduğunun önemli olmadığını biliyoruz;
Senin için önemli olan melodi, yüreğin değil, Ruh’un öğrettiği melodidir.

Tanrının Ruhu vaaz edilen Söz’ü nasıl kullanabiliyor ise şarkı söylemeyi de aynı şekilde kullanabilir. Grattan Guinness’in annesi, tarlasını sürerken şarkı söyleyen bir çiftçinin sesini duydu ve kendini nehre atarak boğulmayı planlarken intihar etmekten vazgeçti. Dr Guinness daha sonra şunları söyledi: “Ben Tanrı için ne isem, bunu alçakgönüllü işini yaparken Tanrıya övgü şarkıları söyleyen adanmış bir imanlıya borçluyum.”

Hıristiyan müziği hizmetinde görevli olan kişiler iki tehlikeye karşı dikkatli olmak zorundalar. İlk tehlike kendileri ile övünme konusunda karşılarına çıkar. İnsanlara verilen diğer hizmetlerin şekillerinde de dev bir ego tehlikesi ile karşılaşmak söz konusudur. Tanrının yüceliği ve Tanrı halkının bereketi için şarkı söylemek yerine diğer insanları etkilemek için şarkı söylemeye çalışmak gibi bir ayartma her zaman söz konusudur.  İkinci tehlike, eğitici olmak yerine eğlendirici olma tehlikesidir. Büyük bir müzikal ustalık ile şarkı söylemek mümkündür, ama amaç dinleyicilerin yüreklerine mesajın iletilmesidir. Ve insanları şarkı söylerken duygusal olarak etkilemek mümkündür.

Farklı kültürlerin farklı müzik zevkleri vardır, ama tüm kültürlerde şarkıların öğretiş açısından doğru, saygın ve ruhsal olarak eğitici olmaları gerekir.

3 Aralık

“Bir zamanlar bize zulmeden adam,
önceleri yıkmaya çalıştığı imanı şimdi yayıyor.” (Galatyalılar 1:23)

Tarsuslu Saul tövbe ettikten sonra Yahudiye’deki Kiliseler daha önceden Hıristiyan imanına zulmeden bu kişinin şimdi ateşli bir vaiz ve imanın savunucusu haline geldiğini duydular. Bu gerçekten dikkat çeken bir dönüşümdü.

Daha yakın tarihlerde insanların benzeri davranışlar gösterdikleri pek çok olay olmuştur.

Lord Littleton ve Gilbert West Kutsal Kitap’ı savunan kişilerin imanını alt üst etme konusunda birlikte hareket etme kararı aldılar. Littleton Saul’ün tövbesine ilişkin kanıtların asılsızlığını ispat edecekti, West ise Mesih’in dirilişinin bir mit olduğunu kanıtlamaya uğraşacaktı. Her ikisi de Kutsal Kitap ile ilgili kayıtlar konusunda tecrübesiz olduklarını kabul ediyorlardı. Ama şöyle bir karar aldılar: “Eğer içten olmamız gerekiyor ise o zaman en azından kanıtı araştırmamız gerekir. Çalışmaları sırasında ilgilendikleri konuları sık sık aralarında paylaşırlardı. Bu paylaşımlardan birinde Littleton yüreğindekileri arkadaşına açıkladı ve bu işin içinde bir iş olduğunu hissetmeye başladığını söyledi. West ona araştırmasının sonuçlarından kendisinin de biraz etkilendiği karşılığını verdi. Sonunda, her ikisinin de kitabı bittiğinde her iki adam bir araya geldiler ve konuları ile ilgili olarak karşıt yazılar yazmak yerine konuları tasdik eden kitaplar yazdıklarını bildirdiler. Yasal uzmanlar olarak her tür kanıtın peşinden gittikten sonra Kutsal Kitap’ın kayıtlarının her iki konuda da gerçeği yazdığını kabul etmekten başka çareleri olmadığını itiraf ettiler.” (Frederick P.Wood) Lord Littleton’un kitabının adı Aziz Pavlus’un Tövbesi oldu. West’in kitabının adı ise, İsa Mesih’in Dirilişi oldu. İmansız bir yazar olan Robert C.Inngersoll bir agnostik olan Lew Wallace’a, İsa Mesih ile ilgili olan kaydın sahte olduğunu gösteren bir kitap yazması için meydan okudu. Wallace, yıllarını konuyu incelemek ile geçirdi; Metodist olan eşi bu yüzden çok üzüldü. Wallace yıllarca yaptığı incelemeden sonra sonunda yazmaya başladı. Yaklaşık dört bölüm tamamladığı zaman, Mesih ile ilgili kayıtların gerçek olduğunun farkına vardı. Tövbe ederek pişmanlık içinde dizlerinin üstüne kapandı ve Mesih’e Rabbi ve Kurtarıcısı olarak güvendi. Daha sonra Ben Hur adlı Mesih’i Tanrının Oğlu olarak tanıtan kitabını yazdı.

Frank Morison Mesih ile ilgili bir öykü yazmak istiyordu, ama mucizeye inanmadığı için kendisini çarmıhtan önceki yedi gün ile ilgili konuları araştırmak için sınırlamaya karar verdi. Ama yine de buna rağmen Kutsal Kitap ile ilgili kayıtları inceler iken, konuyu diriliş konusuna kadar genişletti. Artık Mesih’in gerçekten dirildiğinden emin olarak O’nu Rabbi ve Kurtarıcısı olarak kabul etti ve “Taşı Kim kaldırdı?” adlı kitabı yazdı. Kitabın ilk bölümünün başlığı ise “Yazılması Reddedilen Kitap” oldu.

Kutsal Kitap diridir ve güçlüdür ve iki ucu keskin kılıçtan daha keskindir. Kutsal Kitap kendi kendisinin en iyi kanıtıdır. Ona saldırıda bulunanların ve saçma olduğunu ileri sürenlerin, bir gün ona inanma ve onun adanmış şampiyonları olma olasılığı ile yüzleşmeleri gerekir.

4 Aralık

“Beceri, anlayış, bilgi ve her türlü ustalık vermek için onu ruhumla doldurdum.”
(Mısırdan Çıkış 31:3)

Bu günkü metin, tapınağın inşası için özellikle seçilen, Kutsal Ruh tarafından donatılmış Besalel’e işaret eder. Besalel altın, gümüş ve tunç işleyerek ustaca yapıtlar üretir ve taş kesme ve kakmada ağaç oymacılığında ve her türlü sanat dalında çalışırdı. Tanrının Ruh’u onu b tür uygulamalı el sanatlarında bir usta yapmıştı.

The Choice Gleanings takvimi E. Tramp’ın şu sözlerini alıntı yaptı: “Hem tarlada hem fabrikada, hem evde hem de büroda, bir imanlı günlük işleri için Kutsal Ruh’tan yardım talep edebilir. Tanıdığım bir kişi fabrikasındaki bankı bir sunak haline getirmiş idi. Aramızda yaşayan bir Martha mutfağındaki masayı bir “Rabbin sofrası” yapmış idi. Bir başka imanlı ise bürosundaki masasını otururken ve konuşurken Kral’ın işine dair ilişkileri değerlendirdiği bir kürsü yapmıştı.

İsrail’deki Nasıra kentinde öncelikle Araplara hizmet veren bir imanlı hastanesi bulunur. Bu hastanenin zemin katında küçük bir kilise vardır. Ama bir vaiz konuşmak için ayağa kalktığı zaman bir kürsünün arkasında durup konuşmaz. Bunun yerine cilalı tahtadan bir marangoz tezgahının arkasında durur. Bu kürsü Rabbimizin Nasıra’da bir marangoz olarak çalıştığını hatırlatan güzel ve gerekli bir örnektir, çünkü bir anlamda bu marangoz tezgahı O’nun kürsüsü idi.

Orta batıda yaşayan bir doktor insanların bedenlerini olduğu gibi canlarını da iyileştirmek istedi. Kliniğe gelmiş bir hasta ile konuştuktan ve onu tam olarak muayene ettikten sonra hastalığın fiziksel bir sorundan çok ruhsal bir sorundan kaynaklandığını gördü. Ve o gece bu hastanın evine gidip kapısının zilini çaldı. Hasta, doktoru evinin kapısında gördüğü zaman, önce çok şaşırdı, ama doktor hemen nazikçe şöyle dedi: “Buraya sizi görmek için geldim ama bir doktor olarak değil, sizi ziyaret etmek isteyen bir doktorunuz olarak. Sizinle bir konu hakkında konuşmak istiyorum. İçeri girmemde bir sakınca var mı?” Kişi için elbette bir sakınca yoktu, doktor böylece içeri girdi ve onunla ruhsal ihtiyacı hakkında konuştu. Ve sonra ona Rab İsa’nın bu ihtiyacı nasıl karşıladığını anlattı. Hastaların çoğu yaşamlarını Rabbe verdiler ve iyileşerek O’na hizmet etmeye devam etmeye başladılar. Pek çok kişi hastalarının yalnız bedenleri ile değil, ama canları ile de ilgilenen bu sevgili doktorun hizmeti için sonsuza kadar müteşekkir kalacaklar.

Rab bu gün dünya üzerinde alışılmamış pek çok kürsüye sahiptir. Tramp’ın da söylemiş olduğu gibi, pek çok kişinin sıradan işleri nasıl Tanrının işleri haline getirileceğini öğrendiğini söyler.

5 Aralık

“Düşman azgın bir ırmak gibi geldiği zaman,
Tanrının Ruh’u onu kaçırtacak.” (Yeşaya 59:19b)

Şeytan en güçlü silahlarının tümünü Rabbin halkı üzerine gönderdiği zaman, yaşamda insanı çaresizlik içinde bırakan kriz dönemleri yaşanır. Gökler kararır ve yeryüzü sarsılır ve tek bir umut ışını yokmuş gibi görünür. Ama Tanrı böyle zamanlarda halkının üzerine güç göndereceğini vaat etmiştir. Rabbin Ruhu, tam zamanında şeytana karşı gelir ve onu kaçırtır.

Mısırlı zorba tarafından esaret altında tutulan İsrail halkının durumu çok kötü idi. Angaryacı köle efendilerinin kırbaçları altında büyük zulüm görmekte idiler. Ama Tanrı onların iniltilerine karşı kayıtsız kalmadı. Firavun ile görüşmesi ve sonunda halkını özgürlüğe kavuşturması için Musa’yı çıkardı.

Hakimler döneminde yabancı istila orduları İsrail oymaklarını egemenlikleri altına aldılar. Ama Rab yine de en karanlık saatte düşmanı geri püskürtmek ve bir esenlik dönemi başlatmak için silahlı askerleri yardıma gönderdi.

Sennaherib, Yeruşalim’e karşı  savaşan Asur ordusuna önderlik etti. Yahuda kentinin ele geçirileceği kesin görünüyordu. İnsani bakış açısından konuşacak olur isek, istila etmek için gelmiş bu orduları durdurmanın hiç bir yolu yoktu. Ama buna rağmen Rabbin meleği gece Asurluların kamp kurduğu yere girdi ve 185.000 adamı öldürdü.

Ester Pers Krallığında kraliçe iken, düşman ülkeye akın etti ve ülkedeki Yahudilerin hepsinin öldürülmesi için değiştirilmesi imkansız bir buyruk çıkartıldı. Tanrı, Medlerin ve Perslerin bu buyruğu aracılığı ile büyük bir bozguna mı uğratılacak idi? Hayır, Tanrı olayları öyle bir düzenledi ki, hemen bir başka buyruk çıkartıldı ve bu buyruk o yazgı gününde Yahudilere kendilerini savunmaları için izin veriyordu. Sonunda Yahudiler elbette üstün bir şekilde galip geldiler.

Savonarola Floransa’da yoksulluk, baskı ve adaletsizlik gördüğü zaman, reform getirmek için Ruh’un ellerinde bir aracı haline geldi.

Martin Luther cennetin para ile satılması ve kilisenin diğer günahlarına karşı sesini yükseltmeye başladığı zaman, sanki karanlık bir çağın içinde bir ışık parlamış gibi oldu.

Kraliçe Mary İngiltere ve İskoçya’daki gerçek Hıristiyan imanına zarar veriyor idi. Ama Tanrı çaresizliğin hüküm sürdüğü bu zamanda John Knox adlı bir adam ortaya çıkardı. Knox, Tanrının önünde kendisini yüz üstü toprağa atarak bütün gece Tanrıya, seçilmişlerinin öcünü alması ve İskoçyayı kurtarması için yalvardı, aksi takdirde öleceğini söyledi. Rab ona İskoçyayı verdi ve kraliçeyi tahtından indirdi.

Şu anda yaşamınızın en büyük krizlerinden biri ile karşı karşıya olabilirsiniz. Asla korkmayın. Rabbin Ruhu size güç gönderecek ve sizi geniş ya da ferah bir yere çıkartacaktır. Siz, sadece O’na güvenin, yeter!

6 Aralık

“Efrayim konuştuğu zaman herkes titrerdi, yücelmişti İsrail’de.
Ama Baal’e taparak suç işleyince öldü.” (Hoşea 13:1)

Doğru bir kişinin söylediği sözlerde müthiş bir güç ve yetki mevcuttur. Doğru kişi konuştuğu zaman, diğer kişilerin yaşamları üzerinde etki yapar. Söylediği sözlerde ağırlık vardır. İnsanlar ona baktıkları zaman saygı duyar ve onun sözünü dinlerler.

Ama bu aynı kişi eğer bir gün günaha düşer ise, diğer kişiler üzerinde yarattığı tüm bu olumlu etkisini yitirir. Konuşurken sesinde mevcut olan o yetkili ton duyulmaz olur. İnsanlar artık öğüt almak için ona başvurmazlar. Eğer o insanlara öğüt vermeye kalkar ise, insanlar ona küçümseyen bir göz ile bakar ve şunları söylerler: “”Doktor, sen önce kendini iyileştir” ya da “Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman başkasının gözündeki çöpü görebilirsin.” Kişinin dudakları mühürlenir.

Bu durum başından sonuna kadar süreklilik gösteren bir tanıklık muhafaza etmenin önemini vurgular. İyi başlamak önemlidir ama yeterli değildir. Geçen süre zarfında tanıklığımızı korumayı sürdürmediğimiz takdirde ilk günlerin görkemi onursuzluğun sisleri içinde ortadan kaybolacaktır.

“Efrayim konuştuğu zaman insanlar titrerdi.” William şu yorumu yapar: “Efrayim, Yeşu’nun günlerinde olduğu gibi Tanrı ile yürüdüğü zaman, yetki ile konuşurdu ve insanlar titrerdi ve bu nedenle Efrayim saygın ve güçlü bir konuma sahip idi. Ama daha sonra putperestliğe dönüş yaptı ve ruhsal olarak öldü. İmanlının yüreği tamamen Mesih tarafından yönetiliyor ise ve her tür putperestlikten özgür ise, imanlı ahlak gücüne ve saygınlığa sahiptir.

Gidyon bu konuda verilecek bir başka örnektir. Rab, bu güçlü adam ile birlikte idi. Gidyon yalnızca 300 kişilik bir ordu ile Midyanlıların 135.000 güçlü adamını yenilgiye uğrattı. İsrailoğulları Gidyon’u kral yapmak istedikleri zaman, o bilgece davranarak bunu reddetti, çünkü gerçek Kral’ın Yehova olduğunun farkına varmış idi.

Büyük zaferler kazandı ve büyük ayartmalara zafer ile karşı koydu, ama bizim çok önemsiz olduğunu düşünebileceğimiz bir konuda hata yaptı. Askerlerinden, İsmailoğullarından ganimet olarak alınmış olan altın küpeleri kendisine vermelerini istedi. Ve bu küpeler ile bir efod (bir tür ayin giysisi) yaptırdı ve bu giysi İsrail halkı için bir put haline geldi ve Gidyon’un kendisi ve ailesi için bir tuzak oldu.

Hata yaptığımız zaman Tanrıya gidebileceğimizi, tövbe ederek bağışlanma bulacağımızı elbette biliyoruz. O’nun hatta çekirgelerin yemiş oldukları yılları bile restore edebileceğini biliyoruz, yani O bize boşa harcanmış zamanımızı yenileyecek gücü sağlayabilir. Ama herkes kesinlikle şunu kabul edecektir: düştükten sonra iyileşmektense, düşmekten sakınmak daha iyidir. Parçalanmış tanıklığımızın parçalarını tekrar bir araya getirmek için onları yapıştırmaya çalışmaktansa tanıklığımızı parçalamamak daha iyidir. Andrew Sonar’ın babası ona şöyle dedi: “Andrew, dua et ki, her ikimiz de sonuna kadar iyi bir şekilde devam edebilelim!” Bu nedenle dua edelim ki, önümüze konan yarışı sevinç ile tamamlayabilelim.

7 Aralık

“Ve bunların en üstünü sevgidir.” (1.Korintliler 13:13)

Nefret, çekişme ve bencillik dolu bir dünyadaki en üstün güç sevgidir. Sevgi, başka hiç bir erdemin başaramayacağını başarır ve bu anlamda lütufların kraliçesidir. Sevgi, taciz edilmeye iyilik ile karşılık verir. Kendisini öldürenlere merhamet edilmesi için dua eder. Çevresindeki herkes kendi hakları için bağırıp çağırırken sevgi bencil davranmadan hareket eder. Verebileceği bir şey kalmayıncaya kadar vermeye devam eder.

Bir Hintli cadde boyunca bindiği filinin üstünde gitmektedir. Ve onu daha hızlı yürümesi için kırbaçlar. Çelik kırbaç aniden Hintlinin elinden kayar ve yüksek şangırtı sesi çıkartarak kaldırımın üstüne düşer. Fil geri döner, hortumu ile kırbacı yerden kaldırır. Ve onu efendisine uzatır. İşte sevgi böyledir.

Esop’un (Lafonten) öykülerinden birinde güneş ve rüzgar bir yarışmaya girerler; konu, hangisinin bir adamın ceketini çıkartacak güce sahip olduğudur. Rüzgar şiddetle eser ve şiddetini ne kadar artırırsa arttırsın, adam ceketini çıkartmadığı gibi ceketine daha da çok sarılır. Sonra güneş, adamın üstüne parlamaya başlar ve adam bir süre sonra ceketini çıkartır. Güneş sıcaklığı ile adamı değiştirmiştir. İşte sevgi böyledir.

Sir Walter Scott bir kez bir sokak köpeğine tüm gücü ile ve hızlı bir şekilde bir taş atar ve köpeğin bacağı kırılır. Scott pişman bir halde orada durur iken, köpek topallayarak ona doğru gelir ve adamın kendisine taş atan elini yalar. İşte sevgi böyledir.

Stanton, Lincoln’a “alçak sinsi palyaço” ve “gerçek goril” şeklinde kaba sözler söyleyerek acı hakaretler etti; Springfield’da bir gerçek goril bulunduğu için goril görmek amacı ile hiç kimsenin Afrikaya gitmesine gerek olmadığını, Afrikaya bu yüzden gitmenin ahmakça olacağını dahi söyledi. Lincoln ona diğer yanağını çevirdi. Aslında Lincoln daha sonra Stanton’ı bu iş için en yetenekli insan olduğu konusunda ısrar ederek Savaş Bakanı yaptı. Lincoln vurulduğu zaman, Stanton, onun cansız bedeninin yanında durdu ve herkesin gözü önünde ağlayarak şunu dedi: “Burada dünyanın şimdiye kadar görmüş olduğu en büyük önderi yatıyor.” Lincoln diğer yanağını çevirerek galip gelmişti. İşte sevgi budur.

E.Stanley Jones şunları yazdı: “Diğer yanağı çevirerek düşmanınızın silahını elinden almış olursunuz. O sizin yanağınıza vurur ve siz diğer yanağınızı çevirerek onun yüreğine vurursunuz. Düşmanlığı çözülür. Düşmanınız yok olup gider. Düşmanlığınızdan vazgeçerek düşmanınızdan kurtulursunuz. Dünya, geri vurma gücüne sahip olan kişinin değil, geri vurma gücüne sahip olmayan Kişi’nin ayakları altındadır. Güç budur – nihai ve gerçek güç.”

Bazen sert bir söz kullanarak daha fazla şey başarılabileceği, kötülüğe kötülük ile karşılık vererek ve haklarını savunarak daha iyi sonuç elde edilebileceği sanılır. Bu yöntemler belli ölçüdeki bir güce sahiptirler. Ama güç dengesi sevgi tarafındadır, çünkü düşmanlığı derinleştirmek yerine sevgi ile düşmanları dostlar haline dönüştürmek mümkündür.

8 Aralık

“Suçlu çabuk yargılanmaz ise,
insanlar kötülük etmek için cesaret bulurlar.” (Vaiz 8:11)

Ben bu satırları yazarken, ülkemizde dev gibi yükselen suç oranı ile ilgili olarak halktan büyük bir öfke dalgası yükselmektedir. İnsanlar yasa ve düzen istemektedirler. Yasalarımız ve mahkemelerimiz sanki suçlular lehine hareket eder gibidirler. Suçlu kurbanlarının hakları ise ya çok az yerine gelir ya da hiç gelmez. Mahkeme davaları çok uzun sürer ve genellikle bir suçluyu savunan bir avukat haklı olmadığı davada yasanın bazı saçma boşluklarından yararlanarak davayı kazanabilir.

Genel düzensizliğe ek olarak ayrıca liberal sosyologların, psikiyatristlerin ve diğer “uzmanların” itiraz kabul etmez şekilde salahiyet ile konuşurlar. İdam cezasının mantıksız ve insanlık dışı olduğu konusunda ısrar ederler. Suçun cezalanması ile ilgili korkunun suçluları durdurma etkisine sahip olmadığını iddia ederler. Çözümün suçluları cezalandırmak değil, onları tedavi etmek olduğunu söylerler.

Ama hata yapmaktadırlar. Bir kişi “yaptığının yanına kar kalacağından ne kadar emin olur ise” suç işlemek için o kadar hazır olacaktır. Ya da eğer cezasının hafif olacağını hisseder ise, yakalanma riskini dahi göze alır. Ya da eğer davanın uzun süre devam edeceğini düşünüyor ise, bundan teşvik dahi alacaktır. Ve diğer kişilerin savundukları tüm iddialara rağmen, ölüm cezası suça engel olan bir etkiye sahiptir.

Artan suç oranını analiz eden herkes tarafından beğenilen bir dergide şunlar yazıldı: “Bu durumun nedenlerinden biri, Amerika’nın yetersiz adalet sistemidir. Tüm yetkililer, eğer ölüm cezası etkili olacak ise, o zaman bu ölüm cezasının çabuk olması gerektiği konusunda hem fikirdirler. Ancak bekleyen yüklü davalar nedeni ile Amerikan hukuk sistemi bunu uygulayamamaktadır.”

Kriminoloji konusundaki bir uzman, erdeme olan sevgisi nedeni ile erdemli olan her bir kişi karşısında 10.000 kişinin ceza korkusu yüzünden iyi olduğunu beyan etti. Ve Chicago Üniversitesindeki Isaac Ehrlich istatistiklerin bir katilin idam edildiğine ilişkin bir haberin diğer 17 katilin suç işlemesine engel olduğunu gösterdiğini bildirir.” Reform ve rehabilitasyon sorunun çözümü değildirler. Bunlar insanları değiştirme konusunda sürekli  başarısızlığa uğrayan yollardır. Biz, yalnızca Tanrının Ruhu aracılığı ile yeniden doğmanın bir günahkarı bir kutsala çevirebileceğini biliriz. Ama ne yazık ki, yetkililerden yalnızca bir kaçının dışında bu gerçeği hiç kimse ne kendisi ne de mahkumları için kabul etmeyecektir.

Durum bu olduğuna göre yapabilecekleri en iyi şey, bu günkü ayeti ciddiye almak olacaktır.”Çünkü suçlu çabuk yargılanmaz ise, insanlar kötülük etmek için cesaret bulur.” Ceza, çabuk ve adil bir şekilde uygulanmadıkça, suç işleme oranlarında bir düşüş görmeyeceğiz. Çözüm, yalnızca Kutsal Kitap’tadır – eğer insanlar bunu kabul ederler ise.

Pages