February 2013

Dört Yaratik

Daniel 7

Yedinci bölüm Daniel kitabının ikinci kısmına girişi oluşturur. Bu kısımda artık putperest krallara verilen düşler ve mesajlar yer almaz. Bu kısımda okuyacaklarımız, Daniel’in kendisine verilen açıklamalar ve yorumlar ile ilgilidir.

Kitabın tamamı, daha önce de görmüş olduğumuz gibi öteki ulusların dönemleri hakkındadır. Bu dönem ile ilgili olarak önümüze iki büyük konu getirilir: İlk konu, Daniel 1-6 bölümlerinde işlenir; öteki ulusların Tanrı korkusu ile yönetme sorumluluklarını yerine getirmelerine ilişkin uğradıkları başarısızlık, inançtan dönme ve yargı ile sonuçlanır. İkinci büyük konu 7-12 bölümlerinde yer alır; Yahudilerin bu dönem sırasında içinde bulundukları koşullar. Böylece öteki uluslara ait dört büyük imparatorluk, tekrar karşımıza çıkar. Ancak şimdi onların Yahudi halkı ile ilgili olan ilişkilerini okuruz; Yahudi halkının tamamına değil, ama bu ulustan geriye kalan sadık tanrısayar azınlığa nasıl davrandıklarını öğreniriz. Tanrı, halkını cezalandırsa bile, her zaman Kendisine tanıklık edecek olan sadık bir azınlığı muhafaza eder. Ve Yahudi ulusunu Mesih’in egemenliği altındaki bereket içinde yeniden bina etmek konusundaki amacından hiç bir zaman vazgeçmez.

Yedinci bölüm öteki uluslara ait dört büyük imparatorluğu tekrar önümüze getirir; ama bu imparatorluklar bize, insanlar üzerinde etki yapan bir biçimde sunulmazlar; Tanrı’nın onlara bakış açısı içinde anlatılırlar ve bu nedenle bize dört yaratık şeklinde sunulurlar.

Bölüm üç farklı görüm ve bu görümlerin yorumlarını içerir:—

  1. İlk olarak 1-6. Ayetler; ilk üçünün ayrıntıları ile birlikte dört yaratık hakkındaki görüm:
  2. İkinci olarak 7-12. Ayetler; dördüncü yaratığın ayrıntılı bir tanımını veren görüm:
  3. Üçüncü olarak 13-14. Ayetler; İnsanoğlu’nun egemenliği hakkındaki görüm:
  4. Dördüncü olarak 15-28. Ayetler; bu görümlerin yorumu

(a) İlk görüm (Ayetler 1 ve 5).

Ayet 1 — Daniel’in peygamberliklerinin Eski antlaşmadaki diğer peygamberliklere benzemedikleri fark edilmiştir. Çünkü bu peygamberlikler Tanrı halkına doğrudan hitap etmezler. Yahudiler, tutsaklık dönemi sırasında artık Tanrı’nın halkı olarak görülmezler; bu yüzden Tanrı’nın bildirdikleri doğrudan onlara hitap etmez, Daniel’e kişisel olarak hitap eder. Her şeye rağmen, Daniel’in gördüğü düşün “özetini yazdığını” okuruz. Böylece dünyanın geleceği hakkındaki açıklama ile ilgili bu görümler, her çağda yaşayan Tanrı halkına rehberlik etmek amacı ile yazılmışlardır.

Ayet 2 — Daniel, düşünde, göğün dört rüzgarının büyük denize saldırdığını görür. Peygamberliğe özgü ayetlerde deniz, “halklar, toplumlar, uluslar ve dilleri” (Vahiy 17:15) ifade etmek için kullanılır. Göğün dört rüzgarı, Tanrı’nın, dünyanın bir karmaşa ve devrim içine düşmesine izin veren bir ilahi takdirinin yeryüzünün her köşesinde mevcut olacağını ima ediyor gibidir.

Ayet 3 — Bu büyük denizin içinden birbirinden farklı dört büyük yaratık çıktı. Daha sonra yapılan yorumdan anlaşıldığına göre, bu dört yaratık, daha önce Nebukadnessar’ın düşünde gördüğü heykel ile tanımlanan dört büyük dünya imparatorluğunun bir başka görünümünü temsil ediyor gibidir. Heykel ile ilgili görümde bu imparatorluklar insanların gözünde etkili görünen, ama aslında yıkıcı olan güçler olarak ifade edilirler. Burada bu aynı imparatorluklar, Tanrı’nın gözündeki ahlaki bozukluklarını belirten bir biçimde sunulurlar. Zalimlik, bencillik, açgözlülük, zorbalık, Tanrı’yı tanımama ya da reddetme gibi özellikler canavarı belirtir; ve Mesih’in egemenliği kuruluncaya kadar dünya imparatorluklarının kötü özellikleri sergilenir.

Ayet 4 — Birinci yaratık, “aslana benziyordu, kartal kanatları vardı.” Diğer Kutsal Yazıların vardığı sonuca göre bu ilk canavar, ilk dünya imparatorluğu olan Babil’i temsil ediyordu. Yeremya’nın dördüncü bölümünde yer alan 7. Ayette, peygamber, bir aslan figürü ile Babil’e işaret eder. Hezekiel 18. Bölümde Babil bir kartala benzetilir. Yine Yeremya 49:19 ve 22. Ayetlerde, her iki figür de Babil’i, gücü ve görkemine ve aynı zamanda fetihlerindeki hızına değinerek temsil eder.

Ayrıca, peygamber bu canavarda dikkat çekici bir değişiklik görür. Canavarın kanatları koparılır, yerden kaldırılır, insan gibi ayakları üzerine durdurulur ve ona bir insan yüreği verilir. Koparılan kanatlar, imparatorluğun hızlı fetihlerinin sona ereceğini belirten bir örneğe benzer. Bir insan gibi ayaklarının üzerinde duran bir aslan ve bir insanın yüreğine sahip olması, bir saygınlık ya da güç ifadesi değildir ve bu, Babil’in bir dünya gücü olarak saygınlığını kaybettiği ve yalnızca Pers İmparatorluğuna bağımlı bir il haline geleceğine işaret ettiği kesindir.

Ayet 5 — İkinci yaratık, “ayıya benziyordu, bir yanı üzerinde doğrulmuştu”, ve ağzında, dişleri arasında üç kaburga kemiği vardı. Bu tanımın, Babil İmparatorluğundan sonra gelen Med-Pers İmparatorluğunu önceden bildirdiği kesindir. İmparatorluk iki ulusun birleşmesinden oluşuyordu; Pers ulusu, Med ulusu üzerinde üstün gelmişti. Babil’i ele geçiren Darius’un Med ulusundan geldiğini biliyoruz, Persli kral Koreş’ten hemen sonra da olsa, Darius imparatorluğun büyük gücü haline geldi. Canavarın dişleri arasındaki üç kaburga kemiği, büyük olasılıkla diğer ulusları acımasızca yutan bu imparatorluğun zalim karakterine işaret etmektedir.

Ayet 6 — Üçüncü yaratık, “parsa benziyordu”, ama sırtında dört kuş kanadı vardı. Bu figürler, Grek İmparatorluğunun karakterini ve tarihini canlı bir biçimde ortaya koyarlar. Dört kanat, Grek İmparatorluğunu önde gelen bir egemenlik haline getiren Büyük İskender’in fetihlerindeki tez canlılığı ve çabukluğu uygun bir şekilde ortaya koyar. Dört baş, Büyük İskender’in ölümünden sonra nihayet ikiye bölünen imparatorluğun dört krallığına işaret eder gibi görünür.

(b) İkinci görüm (Ayetler 7 ve 10).

Ayet 7 — Dördüncü yaratık, gerçekleşmek üzere olan olayları büyük ölçüde önceden bildirdiği için öylesine büyük bir öneme sahiptir ki, ayrıntıları Daniel’e ikinci bir görüm aracılığı ile verilir. Doğada, bu yaratık ile kıyaslanabilecek hiç bir varlık mevcut değildir. Kasıtlı olarak doğa üstü bir canavar şeklinde temsil edilir, canavarı gören herkes büyük bir dehşete ve korkuya kapılır. Canavarın büyük, demirden dişleri vardır; yiyip parçalar ve arta kalanı ayaklarının altında çiğner. Kendisinden önceki yaratıklara benzemez, on tane boynuzu vardır.

Büyük olasılıkla herkes bu yaratığın Roma İmparatorluğunu ima eden bir figür olduğunu kabul edecektir. Herkese üstün gelen gücü, ve dünya ulusları arasında yarattığı dehşet ile tanınır. Karşı konulamaz fetih gücü ve yükselen itibarı ile diğer ulusları baskısı altına alır ve ona karşı koymaya ve reddetmeye çalışanları ezip geçer.

Ayet 8 — Bu imparatorluğun, kendisini diğer üç imparatorluktan farklı kılan önemi, şu gerçekten kaynaklanır: öteki ulusların dönemlerinin son günlerinde var olacak olan bu imparatorluktur, Mesih ve O’nun halkı ile iletişimi olacaktır, ve bu yüzden doğrudan yargılanacak ve Mesih’in krallığı tarafından ortadan kaldırılacaktır. Ama daha sonra bu imparatorluk yine de dünyanın yakın geleceği ile ilgili önemli bir rol oynayacaktır. Roma İmparatorluğunun bu gelecekteki görünümü bize, on boynuz ve küçük boynuz aracılığı ile verilen görümde bildirilir. Küçük boynuzun insan gibi gözleri ve böbürlenen bir ağzı vardır.

Yorum bize, bu on boynuz ve onlardan daha küçük olan boynuz hakkında daha fazla ayrıntı sağlayacaktır. Burada şu konuya dikkat etmemiz yeterli olacaktır: bu on boynuzun bizi geleceğe taşıdığı aşikardır ve bu gelecekte roma İmparatorluğu tek bir baş altında toplanmış on krallık olarak yeniden canlanacaktır. (bakınız Vahiy 13:1; Vahiy 17:12).

Ayetler 9 ve 10  — Aynı zamanda dördüncü yaratığı da tanımlayan ikinci görüm, yaratığın yargılanacağını önceden bildirir. Daniel, sonsuz Tanrı’nın, Eskiden beri var Olan’ın yargı tahtının üzerinde oturduğuna ilişkin bir görüm görür. Biz, Mesih’in İnsanoğlu olduğu kadar tanrısal bir Kişi (Tanrı)olduğunu ve aynı zamanda Eskiden beri var Olan olduğunu da biliyoruz. Vahiy kitabının ilk bölümünde Mesih, Daniel’in kitabında Eskiden beri var Olan’a işaret eden tüm özellikler ile sunulur. Ayrıca, Daniel yalnızca Eskiden beri var Olan’ın tahtını görmek ile kalmaz, ama aynı zamanda” kurulan” başka tahtlar da görür. Bu tahtlar, yaşayan ulusların bu yargılanması sırasında Mesih ile birlik olacak olan kutsalların tahtlarına işaret ettiği aşikardır. Bu tahtlara Vahiy kitabında tekrar değinilir; elçi Yuhanna şöyle der: “Bazı tahtlar ve bunlara oturanları gördüm, onlara yargılama yetkisi verilmişti” (Vahiy 20:4,22; 1.Korintliler 6:2).

Tahtın çevresinde binlerce melek bulunmaktadır. Yargının infazı, meleklerin işlevlerinden biridir. Matta 25. Bölümde yer alan yaşayan ulusların yargısını tanımlayan bölüm, yücelik tahtına gelen İnsanoğlu’nu ve “O’nunla birlikte tüm kutsal melekleri” sunarak başlar (Matta 25:31).

Ayet 11 — Buradaki yargı özellikle küçük boynuz ve bu boynuzun üzerinde egemenlik sürdüğü yaratık hakkındaki konular ile ilgilidir. Yargı, “boynuzun söylediği övüngen sözler” duyulur duyulmaz ortaya çıktı. Yeniden canlanmış olan Roma İmparatorluğunun son başını belirleyecek olan Tanrı’ya yönelik küfür dolu baş kaldırma, kendisinin ve egemenliğinin üzerine ani ve yıkıcı bir yargı getirecektir. Daniel’in sözünü ettiği yargının ölülerin dirilip yargılanacakları zaman olan Büyük Beyaz Taht’ın yargısı olmadığını fark etmek yerinde olur. Daniel, Mesih’in egemenliğinden önceki yaşayan ulusların yargısından bahseder, ama bu yargının özellikle Roma İmparatorluğu ve onun başı ile ilgili kısmına değinir.

Ayet 12 — Dördüncü yaratık Tanrı’nın doğrudan yargısı altına girer. İlk üç yaratığın egemenlikleri ellerinden alınmıştır. Doğrudan yargı aracılığı ile değil, ilahi takdire dayalı bir şekilde dünya çapındaki güçlerini kaybetmişlerdir. Her şeye rağmen, yaşamları belirli bir süre için uzatılmıştı. Egemen konumlarını kaybetmiş olmalarına rağmen, hala ulus olarak varlıklarını sürdürmektedirler, ancak çok güçsüz ve kırılgan bir hale gelmişlerdir.

(c) Üçüncü görüm (Ayetler 13 ve 14).

Yaratığın yargılanması sonucu Mesih’in krallığının bina edilmesi için yol açılmış olur. Üçüncü bir görüm aracılığı ile görkemli olay önceden bildirilir; Daniel bu olayda İnsanoğlu’na benzeyen birinin bulutlar içinde gökten yere indiğini görür. Eskiden Beri Var Olan ve Tanrı’dan gelen Adam olarak Krallığını alır. Egemenliği tüm dünyaya hükmeder, “tüm halkları, ulusları ve dilleri” kapsar. Egemenliği sonsuza kadar kalıcı olacaktır. O’nun Krallığı diğer krallıklar gibi geçici olmayacaktır. Ve asla yıkılmayacaktır.

(d) Görümlerin yorumu (Ayetler 15 ve 28).

Ayet 15 — Bu görümlerin ani etkisi ile Daniel’in ruhu üzüntü ile sarsıldı ve zihni karışarak ürktü. Üç görümde Daniel’in anlayamadığı pek çok şey mevcut olmalı idi, ama en azından bu görümlerin sevgili halkı ile ilgili bir deneme ve sıkıntı zamanını önceden bildirdiğinin farkına vardı.

Ayet 16 — Tanrısal açıklama olmaksızın Daniel’in ne putperest kralların ne de kendi gördüğü düşlerin yorumunu yapabilmesi mümkün değildi. Bu yüzden “orada duranlardan birine yaklaştı ve tüm bunların ne anlama geldiğini açıklamasını istedi”. Bize “orada duranların” kim oldukları tam olarak bildirilmez. Büyük olasılıkla bu, görümde Eskiden Beri Var Olan’ın “önünde duran” meleklere işaret eder. Daniel’in yaklaştığı kişinin Tanrı’nın zihnine yakın biri olduğu belli idi, aynı zamanda temsilci olarak atandığı da aşikar idi; Vahiy kitabındaki haberci melekler gibi, görümlerde görülenlerin “yorumunu yapmak” ile görevlendirilmişe benziyordu.

Bunu izleyen yorumda bir kişinin söylemiş olduğu şu sözlere dikkat etmemizde yarar var, “Peygamberlik ya da benzetme ile ilgili yorumun orijinal ifadedeki içeriğin ötesine geçtiğini her zaman görürüz.” Bu yüzden, bu bölümde yer alır: görümler önümüze dört dünya gücünün karakterini ve tarihini getirirler; Yorum, bu dünya güçlerinin Tanrı’nın halkı ile olan bağlantısını gösterir. Böylelikle yorumdan söz edilirken, kutsallardan da beş kez bahsedilmektedir (ayetler 18, 21, 22,25,27).

Ayet 17 — Önce Daniel’e, bu dört yaratığın yeryüzünde ortaya çıkacak olan dört kral oldukları anlatılır. Ve kısa bir süre sonra, “dördüncü yaratık, yeryüzünde ortaya çıkacak dördüncü krallıktır.” (Ayet 23) Sonra, bunun sonucu olarak, “kralların” krallıkları temsil etmek için kullanıldıkları aşikardır. O zaman biz bu dört yaratığın dört krallığı temsil ettiklerini düşünmek ile yanılmış olamayız. Görümde, denizden çıkıyorlardı; burada ise yeryüzünde ortaya çıkmaktadırlar. Görüm, onların ilahi takdir ya da politik orijinini, yorum ise ahlaki orijinlerini tanımlar. Dört yaratık, bir ilahi takdir sonucu olarak dört yaratık siyasi bir karışıklık ve ayaklanma sırasında ortaya çıkarlar; ahlak açısından yerseldirler, gökten gelen İnsanoğlu’nun krallığının karakteri ile tezat içindedirler.

Ayet 18 — Daha sonra Daniel’e kendisinin ve bizim rahatlığımız için Tanrı’nın halkı ile ilgili olarak öteki ulusların dönemlerinin nihai sonu hakkında bilgi verilir. Bu krallıklar Tanrı’nın halkına muhalif olabilirler ve Tanrı’ya küfür edebilirler, “ama” Tanrı’nın halkı sonunda zafere sahip olacaktır, çünkü “Yüceler Yücesi’nin kutsalları krallığı alacak, sonsuza dek ellerinde tutacaklar. Evet, sonsuza dek.”

Yüceler Yücesi’nin kutsallarının kimler olduklarını sorabiliriz. Bu ifade ile ilgili daha iyi bir çeviri, “en yüce yerlerin kutsalları” şeklindedir. Bu kişiler yaratıklar ve onlara tabi olanlar gibi ahlak açısından yerseldirler ve ayrıca göklerin Tanrısına sahip olan Tanrı halkı da vardır ve böylelikle göksel ya da yüce yerler ile bağlantı içindedirler. Üçüncü görümde, gökten İnsanoğlu’nun göğün bulutları ile geldiği görülür ve O’na sonsuza kadar kalıcı olan krallık verilmiştir. Burada bir başka gerçek daha öğreniriz: tüm çağlara ait Tanrı halkı, tüm dünya tarihi boyunca gök ile temasta bulunmuş olanlar, İnsanoğlu’nun görkemli egemenliğine paydaş olacaklardır. Hanok, peygamberlik ettiği zaman bu büyük olay ile ilgili olarak şu sözleri söyler: “İşte Rab herkesi yargılamak üzere on binlerce kutsalı ile geliyor.” (Yahuda 14)

Ayetler 19 ve 22  — Sonra, Daniel, dördüncü yaratık ile ilgili daha özel bir şekilde bilgi verir. Görümü tekrar eder, ama görüme ayrıntılı bilgiler ekler, çünkü şimdi kutsallara işaret etmektedir ve Daniel bize on boynuzdan sonra çıkan öbür boynuzun kutsallar ile savaşıp onları yendiğini söyler, böyle yapmasına sınırlı bir zaman için izin verilmiştir; çünkü kutsallar üzerinde kazanılan bu zafer, “Eskiden Beri Var Olan” gelinceye dek sürecektir ve sonra kutsallar kendilerini yenmiş olanları yargılayacaklardır.

Ayet 23 — Melek, Daniel’in sorularına yanıt olarak, dördüncü yaratık hakkındaki görümü açıklar. Bize söylenen kesinlikle şudur: dördüncü yaratık “yeryüzündeki dördüncü krallığı” temsil eder. Biz, bu krallığın Roma İmparatorluğu olduğunu biliyoruz. Bu krallık bütün öbür krallıklardan farklı olacaktır. Daha önce demir ve kilden oluşan heykel ile ifade edildiği gibi, bu krallığın yönetim biçiminde hem otokrasi, yani mutlak hakimiyet hem de demokrasi bir arada bulunacaktır. Hemen hemen evrensel olan hükümranlığı nedeni ile bu krallık hakkında hiç tereddüt etmeden, “bütün dünyayı yiyip bitireceği” söylenir. Dünyayı çiğneyip parçalayacaktır ve ulusları kendine bağımlı kılacaktır, kendisine boyun eğmeyi reddedenleri ise ezip geçecektir. Böylelikle eski döneme ait bozulmamış gücü ile Roma İmparatorluğu resmedilmektedir.

Ayet 24. Ayetin ayrıntıları Daniel’in gününde halen geleceği ifade eden olaylara değinmektedir. Biz bu gün, tüm bunların harfiyen yerine geldiklerini biliyoruz. Melek şöyle der: “On boynuz bu krallıktan çıkacak olan on kraldır.” Varılan şu sonuca karşı çıkmak mümkün değildir: Roma İmparatorluğu, Vahiy 17. Bölümde açıkça ifade edildiği gibi, tek bir imparatorluğun başı altında bir araya gelmiş on krallık şeklinde canlanacaktır.

Daha sonra 8, 20 ve 21. Ayetlerde yer alan küçük boynuzun anlamını öğreniriz. On kraldan sonra, onlardan farklı olan bir başka kral ortaya çıkacak ve üç kralı tahtından indirecektir. Bu kral, farklı krallıkları temsile den on krala benzemeyecektir, ama bu kral on krallığın ortasında meydana çıkan ve üç krallığı kendine bağımlı kılarak egemenliğe sahip olan özel bir gücü temsil eder. Üzerine yargı gelerek, egemenliğine son verilip büsbütün yok edilecektir (ayet 26) ve bu yüzden küçük boynuzun üç kralı tahtından indirmesine rağmen, tüm imparatorluk üzerinde güç elde edeceği gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır.

Roma İmparatorluğunun son dönemine ilişkin sunulan örneğin, bağımlı kılınan üç krallık ile tek bir imparatorluk başı – küçük boynuz -altında birleşmiş olan yedi krallık ile ilgili olduğu aşikardır. Bu ayeti, bize Vahiy 13:1 ve Vahiy 17:1 ayetlerinde verilen ayrıntılar ile bağlantılı olarak okuyacak olduğumuz takdirde, varacağımız tek sonuç şu olacaktır: bu bölümdeki küçük boynuz Vahiy kitabında sürekli olarak önümüze getirilen Roma İmparatorluğunun canlanan başıdır.

Ayet 25 — Bize önceden bu korkunç adam ile ilgili dört kez bilgi verilmiş olduğu kesindir. Birincisi, “Yüceler Yücesini kötüleyen sözler söyleyecek” olmasıdır. Herhangi bir insanın olduğu gibi, Tanrı ile düşmanlık içinde olmak ile kalmayacak, ama aynı zamanda küstahça bir putperestlik ile herkesin önünde Tanrı’ya kafa tutacaktır (bakınız Vahiy 13:6). İkinci olarak, yücelerde ya da göklerde Tanrı’ya sahip olanların ve En Yüce Olan’ın kutsallarına zulmedecektir (bakınız Vahiy 13:7). Üçüncü olarak, “belirlenen zamanları ve yasaları değiştirecektir.” Yalnızca kutsallara baskı yapmak ile kalmayacak, ama aynı zamanda Tanrı’nın yersel halkı olan ve o dönemde ülkeye geri dönmüş olacak olan Yahudilerin belirlenen zamanlarını ve yasalarını değiştirmeyi düşünecektir. Dördüncü olarak, bize söylenen şudur: bir süre için üstün gelmesine ve belirlenen zamanları değiştirmesine izin verilecektir; kutsallar, üç buçuk yıl için eline teslim edileceklerdir (bakınız Vahiy 13:5).

Ayet 26 — Bu korkunç adamın Tanrı’ya küfür etmeye ve kutsallarına zulmetmeye devam etmesine izin verilmeyecektir. Belirlenen zamanın sonu geldiğinde, bu adamın üzerine yargı inecektir. Egemenliği elinden alınacak ve büsbütün tüketilecek ve son gelene kadar yok edilecektir. Çağların sonu gelinceye kadar hiç bir zaman canlanmayacaktır.

Ayet 27 — Yaratığın ve krallığının üzerine yargı geldikten sonra yeryüzünde bulunan tüm krallıklar kutsallara, Yüceler Yücesinin halkına – Tanrı’nın yersel halkı olan Yahudiler’e verilecektir. Sonra Tanrı’nın halkı aracılığı ile, yeryüzündeki tüm halklar krallığı sonsuza kadar sürecek Olan’a hizmet etmek ve tapınmak için getirileceklerdir.

Ayet 28 — Daniel’e geleceği görme ve insanları En Yüce Olan Tanrı’nın yeryüzünde kurduğu dünya çapında ve sonsuzluğa kadar kalıcı bir krallıkta yaşayacaklarını görme ayrıcalığı verilmişti. Daniel , insanların, krallığa ulaşıncaya kadar geçecek olan dönemde sıkıntı ve deneme denizi ile karşılaşacaklarını onlara öğretmişti. Ama yine de düşünceleri Daniel’i çok ürküttü ve benzi soldu. Ve bu olayı içinde sakladı. Böyle yapması iyi oldu, çünkü tüm çağlardaki Tanrı halkının uzun karanlık gecenin sonuna bakması ve yüreklerinde gelecek olan iyi günleri selamlaması gerekir.

Çünkü kralların Kralı geliyor,
Ve gökte şafak söküyor,
Ve dağlardaki gözcüler
Günün yakın olduğunu ilan ediyorlar.

Koç İle Teke

Daniel 8

Daniel kitabının ilk yedi bölümü temel olarak öteki ulusların güçlerini temel almıştır. Bu konuyu hem insanların gözünden hem de Tanrı’nın bakış açısından inceler. Sekizinci bölümden kitabın sonuna kadar görümler ve yorumları çok özel bir biçimde Yahudiler ile ilgilidir. Öteki ulusların güçlerine ait fazla ilginç olmayan ayrıntılar ya da anlamlar verilir.

Bunun anlamı şu gerçek ile ilgili olabilir: Daniel 2:4 ayetinden Daniel 7. Bölümün sonuna kadar Tanrı’nın Ruhu, Arami lehçesini kullanmıştır. Kitabın bu kısmı, öteki uluslar ile ilgili konularda daha doğrudan bir yaklaşım ile yazılmıştır. Daniel 8. Bölümde Tanrı’nın Ruhu tekrar kitabın sonuna kadar kullanılmış olan İbrani diline dönüş yapar; peygamberliğin bu kısmı özellikle Yahudiler ile ilgilenir.

Daniel 8. Bölümde Daniel’e verilen koç ve teke hakkındaki görümü okuruz. (1-14. Ayetler); ve bu bölümde aynı zamanda görümün yorumu da yer alır (15-27.ayetler).

İkinci ve üçüncü dünya imparatorluklarının göğsü ile kolları gümüşten, ve karnı ile kalçaları tunçtan olan heykel aracılığı ile önceden tanımlandığını, ve bu imparatorlukların insanların üzerinde yaratmış oldukları etkili karaktere önceden değinmiştik. Yine, Daniel 7. Bölümde yer alan görümlerde bu imparatorluklar Tanrı’nın gözündeki ahlak özelliklerini ortaya koymak için yaratık – ayı ve pars - figürleri şeklinde dikkatimize sunuldular. Şimdi Daniel 8. Bölümde tekrar ikinci ve üçüncü imparatorluklar iki hayvan – koç ve teke – figürü şeklinde insanlar ile olan ilişkileri açısından tarihlerini ifade etmek için önümüze getirilirler. 20 ve 21. Ayetlerde Cebrail tarafından yapılan yoruma göre bu figürlerin Med, Pers (koç) ve Grek (teke)krallarını belirttikleri gerçeği, bir varsayım değil bir açıklama meselesidir.

Bu imparatorluklar artık var olmadıklarına göre, onlar ile ilgili bu ayrıntıların ne işe yarayacakları ile ilgili bir soru aklımıza gelebilir. Bu soruyu yanıtlarken aklımızda tutmamız gereken iki şey vardır. Bunlardan birincisi, egemen oldukları dönemde bu imparatorlukların Tanrı’nın halkı ile ilgili olmalarıdır ve Tanrı’nın halkı ile ilgili olan her şey Tanrı’nın yüceliğini ilgilendirir ve derin ve kalıcı bir öneme sahiptir. Aklımızda tutmamız gereken ikinci şey, bu imparatorlukların egemenliği onlardan alınmıştır, ama buna rağmen yine de belirli bir süre için ayakta kalmalarına izin verilmiştir (Daniel 7:12). Böylelikle, öteki ulusların dönemlerinin sonunda bir zamanlar güçlü olan bu imparatorlukları temsil eden ulusların hala var olacaklarıdır; ve son geldiği zaman bu uluslar, Tanrı halkı olan Yahudilere muhalefet edeceklerdir. İşte bu durum Daniel 8. Bölümde yer alan ayrıntılara büyük bir önem kazandırır. Bu iki imparatorluğun egemen oldukları dönemdeki tarih hakkında peygamberliğe özgü bilgi verilmiş olur. Ve bu peygamberliklerin Tanrı halkı ile ilgili bağlantılarına değinilmiş olur – bu peygamberlikler zaten daha önceden yerine gelmiş olan peygamberliklerdir. Aynı zamanda geçmişe ait tarihleri, zamanların sonunda Tanrı’nın halkına gösterecekleri muhalefeti de önceden bildirir.

Bu Kutsal Yazıları okuduğumuz zaman, birinin söylemiş olduğu gibi, bize hakim olan iki düşünce olsun; “Tanrı’nın tüm öğütlerinin hedefi ve sonu Mesih’tir. Ve Yahudiler O’nun öğütlerinin burada aşağıdaki objeleridirler.” Tanrı’nın yersel halkının yıkıma uğradığı ve Tanrı’nın cezalandırması ile her bir yana dağıtıldıkları ve artık herkesin önünde O’nun halkı olarak görülmedikleri doğrudur. Ama her şeye rağmen onlar yine de ataları uğruna hala sevgilidirler ve yargı nedeni ile oluşan körlüklerinin zamanı tamamlandığında, tekrar ülkelerine geri dönecek ve bereket içinde yeniden bina edileceklerdir. “Tanrı’nın armağanları ve çağrısı geri alınamaz.” (Romalılar 11:29) Ayrıca eğer Tanrı’nın İsrail’e olan sonsuza kadar kalıcı sevgisi, devam ediyor ise, Gözleri hala Ülke ve Tapınak üzerindedir. Ülke ıssız kalmış ve öteki ulusların ayakları altında ezilip çiğnenmiş olabilir ama yine de hala “orası Tanrınız Rabbin kayırdığı bir ülkedir. Tanrınız Rab orayı bütün yıl sürekli gözetir.” (Yasa’nın Tekrarı 11:12) Aynı söz Süleyman’a da geldi: “Adım sürekli orada bulunsun diye yaptığın bu tapınağı kutsal kıldım. Gözlerim onun üstünde, yüreğim her zaman orada olacaktır.” (1. Krallar 9:3)

Bu düşünceleri göz önünde bulundurarak, Tanrı’nın yersel halkının geçmişinde ya da geleceğinde olanlar ile ilgili her şeyin Tanrı’nın gözünde derin bir önem taşıdığını anlayabiliriz, çünkü Mesih’in yeryüzündeki yüceliği bu halk aracılığı ile nihayet muhafaza edilecektir ve Tanrı’nın ulusların bereketlenmesi ile ilgili tüm planları yerine gelecektir.

Tanrı’nın yersel halkı günahı ve başarısızlığı nedeni ile gazabı ve cezası altına girmiştir, bu yüzden ulusların eline tutsak düşmüşlerdir. Ama Tanrı her şeye rağmen yine de, halkına kötü davranılmasına karşı kayıtsız kalmamıştır. Tanrı’nın halkını tutsak alan bu uluslar Tanrı’nın halkını cezalandırma sürecini kendilerini yüceltmek ve Tanrı’nın halkına zulmetmek için fırsat bilmişlerdir.

Diğer Kutsal Yazılar gibi Daniel’in peygamberlikleri de, çok net bir şekilde şuna işaret ederler: çağların sonunda Tanrı halkına gösterilen muhalefet ve zulüm üç yönlü bir şekil alacaktır.

Zulüm öncelikle, Roma İmparatorluğunun yeniden canlanan başı tarafından ortaya konacaktır; bu baş, 7. Bölümdeki küçük boynuz figürü ile önümüze getirilmiş idi. (bakınız 21 ve 25. Ayetler ve Vahiy 13:1-10).

Zulüm ikinci olarak, Yahudiler ülkelerine geri döndükleri zaman, 8. Bölümdeki küçük boynuz ile ifade edilen kuzeydeki düşmanları tarafından uygulanacaktır. Üçüncü zulüm şu şekilde görünecektir: Daniel 11:36-39 bölümlerinde önümüze sunulan, aralarındaki Mesih karşıtı Yahudilere zulmedecektir. (aynı zamanda bakınız Vahiy 13:11-18).

Daniel 8. Bölümde önümüze getirilen konu, Tanrı’nın yersel halkının gördüğü zulmün ikinci şeklidir. Yani, Asur ya da kuzey kralı tarafından yapılan zulme peygamberlerin çoğu aracılığı ile işaret edildiğidir.

(a) Koç ve teke ile ilgili görüm (1-14).

Ayetler 1 ve 2  — Bu yeni görüm Daniel’e Belşassar’ın krallığının üçüncü yılında verildi. İlk dünya imparatorluğunun süreci son üç yıllık dönemi içinde idi. Daniel, görümde kendisini Elam İli’ndeki Sus kalesinde Ulay kanalının yanında gördü.

Ayetler 3 ve 4  — Daniel, iki uzun boynuzu olan bir koç görür; boynuzlardan daha geç çıkanı öbüründen daha uzundur ve bu daha uzun olan boynuz, 20. Ayette okuduğumuza göre, Med ve Pers İmparatorluğuna işaret eden bir figürdür; görünen iki boynuz imparatorluğun çift yönlü karakterini ortaya koyar. Bir boynuzun diğerinden daha uzun olması peygamberlik bildirisi aracılığı ile imparatorluğun bir kısmının diğer kısım üzerinde baskın olacağını ve bu egemen güce karşı konulamayacağını ifade eder. Bize önceden bildirilen bu olay tam olarak yerine gelir. Babil’in gücünü ezip yok eden bu Med’li kral Darius, Pers İmparatorluğunda çok hızlı bir şekilde üstünlük kazanan Pers kralı Koreş’e yer vermek için çekilir. Koreş’in zaferler ile dolu kariyeri ve nereleri fethedeceği batıya, kuzeye, güneye doğru boynuz atan koç aracılığı ile önceden bildirilir. Hiç kimse ona karşı koyamıyor ve onun elinden kurtaramıyordu. Dilediğini yapmasına kimse engel olamadı.

Ayetler 5 ve 7  — Daniel bu koça bakarken, batıdan ansızın gözleri arasında çarpıcı bir boynuzu olan bir teke geldi, bu teke yere basmadan tüm dünyayı aştı. 21. Ayetten bildiğimiz bu güçlü teke Grek krallığının bir figürüdür ve uzun boynuz ilk krala işaret eden bir figürdür. Bölüm büyük İskender’in kariyerini az ama çarpıcı sözler ile ortaya koyar.

Teke iki boynuzlu koça öyle büyük bir öfke ve güç ile saldırır ki, koçun tekeye karşı koyacak gücü olmaz ve teke koçu acımasızca yere vurarak çiğner. Burada verilen örneğin çok canlı bir şekilde ortaya koyduğu şudur: Büyük İskender’in hızlı ve vahşi fetihleri Pers İmparatorluğunu ezip yok eder ve dünyadaki gücünü sona erdirir ve yerine Grek İmparatorluğunu kurar.

Ayet 8 — Daniel bunlara ek olarak görümde şunu görür: Teke çok güçlü hale geldi, ama en güçlü olduğu sırada büyük boynuzu kırıldı ve kırılan boynuzun yerine göğün dört rüzgarına doğru çarpıcı dört boynuz çıktı. Bu örnekte yine, tarihte neler olup bittiği kesin bir şekilde gösterilmektedir. Büyük İskender’in kısa süren ama zaferli gelişen kariyeri tam zaferlerinin orta yerinde sona erer ve imparatorluk sonunda dört krallığa bölünür: Suriye, Mısır, Grek ve Trakya.

Ayetler 9 ve 10  — Bu dört boynuzun bir tanesinden başka bir küçük boynuz çıktı. Bu küçük boynuzun kuzeyde ortaya çıkan bir krala işaret ettiği kesindir. Çünkü bu kral, güneye, doğuya ve Güzel Ülke’ye (İsrail) doğru yayılarak çok güçlendi.

Bu “küçük boynuz”, Daniel 7. Bölümdeki “küçük boynuz” ile karıştırılmamalıdır. “Küçük boynuz” ifadesi, burada işaret edilen kişinin kendi üstün özelliğinden ayrı olarak bir kitleden ortaya çıktığını ima ediyor olabilir. Ve bu kişi önemsiz biri olacaktır. Daniel 7. Bölümdeki küçük boynuzun yeniden canlanan Roma İmparatorluğunun başı olduğu kesindir; Daniel 8. Bölümdeki küçük boynuz ise, pek çok peygamberliğe konu olan ve çağların sonunda Tanrı’nın yersel halkı ile bağlantılı olarak önderlik konumunda bulunacak olan kuzey kralına ilişkin bir figürdür. Bu nedenle, hiç kuşkusuz, görüm ve görümün yorumu temelde bu küçük boynuz ile ilgilidir.

8. ayetin sonuna doğru görümün bir kısmının daha önceden yerine gelmiş olduğuna dikkat etmek bu konu için yararlı olacaktır. 9. Ayette, görümün gelecekte yerine gelecek olan kısmını okuruz. Çağların sonunda (ayet 17) Filistin’in kuzeyinde ülkelerinde toplanmış olan Yahudi ulusuna saldıracak olan bir ulus var olacaktır. “Gök Ordusu”, göklerin egemenliğine sahip olan Tanrı halkı ile ilgili bir figür gibi görünmektedir. Diğer Kutsal Yazılarda olduğu gibi, “yıldızlar” Tanrı’nın halkı arasındaki Tanrı’nın yetkisine sahip olan yerdeki kişilere işaret ederler. (Vahiy 1:20; Vahiy 2:1; Vahiy 3:1) Kuzeydeki bu güce bir süre için “güzel ülkeyi” yönetmesi ve Tanrı halkı arasındaki yetki sahiplerine sıkıntı vermesi için izin verilecektir.

Ayetler 11 ve 12  — Peygamber kuzeydeki bu gücün başından burada daha özel bir şekilde söz eder. Çünkü bu güce artık “cansız” bir şahıs zamiri ile değinilmez, bir “kişiden” bahsedilir. Bu kişi kendisini gök Ordusunun Önderi Mesih kadar yükseltti. Tanrı’ya sunulan günlük sunu kaldırıldı. Sunu Yahve’den alındı ve O’nun tapınağı yıkıldı. 12. Ayetin ilk cümlesini okuyalım: “Başkaldırı yüzünden günlük sunuya karşı çıkıldı.” Buradaki anlamdan çıkan sonuç, küçük boynuza Tanrı halkının günahı yüzünden günlük sunuyu kaldırması için izin verilmiş olmasıdır. Daha sonra, görüm şunu ima eder: “kuzeydeki güç, gerçeği ayak altında çiğneyecek ve ona bir süre için yaptığı her şeyde başarılı olması konusunda izin verilecek.

Ayetler 13 ve 14  — Daniel görümün bu noktasında kutsal varlığın başka bir kutsal varlığa konuştuğunu duydu: “Bu görümde olanlar ne zamana dek sürecek?” Kutsal varlık, Daniel’e, “iki bin üç yüz akşam (ya da yaklaşık altı buçuk yıl) sabah olacak, sonra kutsal yer yeniden düzene konulacak” dedi.

(b) Yorum (Ayetler 15 ve 27).

Ayetler 15 ve 18  — Bunu izleyen ayetlerde, bu görümlerin anlamı Melek Cebrail tarafından Daniel’e bildirilir. Her zaman olduğu gibi, yorum, görüme daha çok ayrıntı ekler. Daniel’e öncelikle görümün çağların sonuna işaret ettiği söylenir. Daha sonraki zamanlarda halkına neler olacağına ilişkin bilgiler veren görümden çok etkilenen Daniel, korkudan yere yıkılır ve gerçek ile yüzleşebilmesi için ayağa kaldırılır.

Ayet 19 — Daniel’e, Tanrı’nın öfkesi sona erdiği zaman, neler olacağı söylenecek ve her ne üzüntü yaşanır ise yaşansın, son, belirlenen zamanda gerçekleşecektir. “Öfke” ifadesi, Tanrı halkının putperestliği nedeni ile ortaya çıkan Tanrı öfkesi sırasında peygamberlik açısından iyi bilinen bir ifadedir. (bakınız Yeşaya 5:25; Yeşaya 9:19; Yeşaya 10:5,25)

Ayetler 20 ve 22  — Sonra ikinci ve üçüncü dünya imparatorlukları – Pers ve Grek – görümün kesin yorumunda yer alırlar ve Grek İmparatorluğunun dört krallığa bölünmesi dört boynuz aracılığı ile simgelenir.

Ayetler 23 ve 24  —  Daha sonra küçük boynuz hakkında ayrıca ayrıntılar verilir. Cesareti ve büyücülük gizemleri hakkındaki bilgisi ile karakterize edilen bir kişi olacaktır. Kendisinden gelmeyen büyük bir güç aracılığı ile şaşırtıcı işler yapacaktır. Bir başka gücün desteğine sahip olacağı ve yabancı bir güce aracılık edeceği aşikardır. O dönemde yaşayan kutsallara saldıracak ve onları yok edecektir; Tanrı’nın kutsallarına – “güçlü ve kutsal halka” zulmedecektir.

Ayet 25 — Bu yasa tanımaz adamın Tanrı’nın halkı üzerinde kazanacağı zafer, silah gücü aracılığı ile değil, hilekarlık ile gerçekleşecektir. Ve uygulayacağı politika, iman ikrarında bulunan Tanrı halkının çoğunu baştan çıkarmak aracılığı ile huzuru ve barışı garanti etmek gibi görünecektir. Küstahlığında öylesine ileri gidecektir ki, önderler Önderine karşı duracaktır. Ve Mesih’e başkaldırması onun sonunu getirecektir. Mesih, bu kötü kişiyi, “insan eli değmeden” ya da insani araçlar kullanmadan yok edecektir.

Ayetler 26 ve 27  — Daniel’e, görümün gerçek olduğu söylenir, ama görüm çok uzak bir gelecek hakkındadır. Bu kuzeydeki kralın gelecekteki eylemlerinin Antakyalı kötü Efifanes’in yaşadığı dönem içinde önceden bildirilmiş olması mümkündür. Efifanes Tanrı halkını hilekarlık ile baştan çıkartarak onlara saldırdı. Kutsal tapınağa saygısızlık etti ve yasayı kaldırdı. Ama yine de her şeye rağmen, Cebrail’in söyledikleri uyarınca peygamberliğin yerine gelmesi için çağların sonunu beklememiz gerekmektedir.

Bu görümlerin Daniel üzerindeki etkisi öylesine büyük oldu ki, Daniel bayıldı ve günlerce bitkin ve hasta kaldı. Görümün yorumuna rağmen, Daniel’den başka hiç kimse görümü anlamamış gibi idi.

Dua Ve İtiraf

Daniel 9

Daniel’in diğer peygamberliklerinin hepsinde olduğu gibi, dokuzuncu bölüm önümüze Yeruşalim’in yazgısını getirerek bizi, geleceğe götürür. Ancak bundan daha fazlasını da yapar, çünkü bize Daniel’in zamanındaki Tanrı halkının yenilenmesi ile Yeruşalim’in viranelik zamanını sona erdirecek gelecekteki bir günde gerçekleşecek yargı arasındaki bağlantıyı gösterir.

Daniel’e şu talimat verilir: Tanrı halkından sadık kalanlar yeniden Ülkeye dönecekler ve Ezra ve Nehemya kitaplarında kayıtlı olduğu gibi Tapınak ve Kent Daniel’in zamanında yeniden kurulacak, ancak bu yenilenme yine de hiç bir şekilde İsrail’in tutsaklığını sona erdirmeyecek, ya da Yeruşalim’i öteki ulusların baskısından kurtarmayacaktır. Son gelene kadar Tanrı’nın yersel halkı ve Kentinin viraneliği ile ilgili üzüntüler devam edecektir.

Daniel peygamberler olarak görümler görmüş ve gelecek ile ilgili açıklamalar almıştır. Daniel’i şimdi Tanrı halkının lehine aracılık eden kişi olarak görmemiz gereklidir. Ve Daniel dua ve yakarışlarına yanıt olarak Tanrı’nın düşünceleri ile ilgili talimat alır.

  • 1 ve 2 Ayetler duanın gerekli olduğunu ortaya koyarlar.
  • 3-6 Ayetleri Daniel’in günah itirafına ve Tanrı halkının başarısızlığına yer verirler.
  • 7-15 Ayetleri, yönetimin halkın üzerine gelen tüm cezasının Tanrı’nın haklı bir tutumu olduğunu ifade eder.
  • 16-19 Ayetleri Tanrı’ya, Halkına merhamet etmesi için sunulan yakarışları içerir.
  • 20-27 Ayetleri Tanrı’nın, Daniel’in duasına verdiği lütufkar yanıtı önümüze getirirler; kendisine gelen bu yanıt sayesinde Daniel’e söz ve görüm ile ilgili olarak Tanrı’nın düşüncelerini anlama gücü verilir.

(a) Duanın gerekliliği (1 ve 2 Ayetler).

Ayet 1 — Daniel’in Yeruşalim’in düşüşü sırasında tutsak alınmasından bu yana altmış sekiz yıl geçmiştir.Daniel, ilk büyük dünya imparatorluğu olan Babil’in yükselişini ve düşüşünü görmüştür. Daha sonra dünyanın ikinci büyük imparatorluğu olan Pers imparatorluğu öne çıkmıştır. Daniel bu krallıkta imparatorluğun önderleri üzerinde yüksek bir yetki konumuna sahipti. Ama ne sahip olduğu bu yüce mevki, ne de yönetimin zihnini tamamen meşgul eden görevleri ,onun Tanrı halkına duyduğu büyük sevgiye ve Tanrı’nın, Halkı ile ilgili olarak vermiş olduğu söz konusunda sahip olduğu imana bir an bile gölge düşürmemiştir.

Ayet 2 — Daniel’in bir dua adamı olduğunu daha önceden görmüştük. Şimdi de onun aynı zamanda Kutsal Yazılar’ın öğrencisi olduğunu görüyoruz. Kendisi bir peygamber olmasına rağmen, tanrı’dan esin alan diğer peygamberlerin sözlerini dinlemeye ve Kutsal Yazıların yer aldığı kitapları okuyarak Tanrı’nın düşüncesini okumaya hazırdır. Böylece peygamber Yeremya’nın kitabını okuduğunda, Yehoyakim’in günlerinde Yeruşalim düştüğü zaman, İsrail ülkesinin yetmiş yıl boyunca virane olarak kalacağını ve yetmiş yılın sonunda Babil kralının yargıya uğrayacağını ve Kildan ülkesinin viraneye çevrileceğini keşfeder (Yeremya 25:1,11,12). Ayrıca, Daniel, Babil’in yargı göreceğini öğrenmek ile kalmaz, ama aynı zamanda Rabbin Yermeya’ya olan şu sözlerini de öğrenir: “Babil’de yetmiş yılınız dolunca sizinle ilgilenecek, buraya sizi geri getirmek için verdiğim iyi sözü tutacağım. Çünkü sizin için düşündüğüm iyi tasarıları biliyorum. Kötü tasarılar değil, size umutlu bir gelecek sağlayan esenlik tasarıları bunlar. O zaman beni çağıracak, gelip bana yakaracaksınız. Ben de sizi işiteceğim.. Beni arayacaksınız. Bütün yüreğiniz ile arayınca beni bulacaksınız. Kendimi size buldurtacağım. Sizi eski refahınıza kavuşturacağım. Sizi sürdüğüm bütün yerlerden ve uluslardan toplayacağım. Ve sizi sürgün ettiğim yerden geri getireceğim.” (Yeremya 29: 10-14)

Daniel, bu önemli keşfi, Darius’un krallığının ilk yılında yapar. Gerçek dönüşün, iki yıl sonra Pers kralı Koreş’in krallığının ilk yılında gerçekleştiğini biliyoruz (Ezra 1:1). O anda mevcut olan olaylarda geri dönüş umudunu garanti eden hiçbir belirti yoktu. Tanrı’nın, Halkını tutsaklık içinde bulunurlarken ziyaret edeceğini ve onlara ülkelerine geri dönmeleri için bir yol açacağını, içinde bulunduğu koşullar aracılığı ile değil, “kitaplar” aracılığı ile keşfeder. Kısa bir süre önce Babil kralının yıkımını ve onun imparatorluğunun düşüşüne tanık olmuştur, ama Daniel çevresinde olup biten etkileyici olaylara aldırış etmez ve onlardan Tanrı halkının lehine sonuçlar çıkartmayı istemez. Daniel’in anlayışı, Tanrı sözü olan “kitaplar aracılığı ile” yönlendirilir; koşulların Tanrı’nın ön bildirilerine uygun görünüp görünmediği ya da başka durumlar önemli değildir.

Tanrı Sözü, peygamberliğin gerçek anahtarıdır. Peygamberlikleri, olup biten koşullar aracılığı ile açıklamak gibi bir durumda bırakılmayız, ya da onları yorumlamak için peygamberliklerin yerine gelmelerini beklememiz gerekmez.

(b) Daniel’in Tanrı’nın halkının günahını itiraf etmesi. (3-6 Ayetler).

Ayet 3 — Tanrı’nın, Halkını ziyaret etmek üzere olduğunu Tanrı’nın Sözünden öğrenmenin neden olduğu ani etkilenme ile Daniel Tanrı’ya yaklaşır. İyi haberi vermek için kendisi ile birlikte tutsak olan arkadaşlarına gitmez, ama Tanrı’ya yönelir ve şöyle der: “Yüzümü Rab Tanrı’ya çevirdim.” Başka birinin söylemiş olduğu gibi, “Tanrı’dan almış olduğu ile ilgili olarak Tanrı ile paydaşlıkta bulunur.” Bunun sonucu olarak anın gerçek özelliğini ve halkın ahlaki durumunu anlar ve o an için uygun olan bir şekilde hareket eder.

Tanrı cezalandıran elini çekmek üzeredir ve halkına biraz canlanma ihsan edecektir. Daniel, her şeye rağmen mutlu değildir, bağırarak ve övgüler sunarak halka yönelmez. Aksine, anın gerçek öneminin farkına vardığı için, “dua ile, yakarış ile, oruç ile, çul kuşanıp külde oturarak O’na yalvarır” ve Rab Tanrısına dua edip günahları itiraf eder.

Daniel, Kutsal Yazıları iyi bildiği için bin yıl öncesine bakar ve Tanrının halkını Mısır esaretinden nasıl kurtardığını hatırlar. (ayet 15) Bu dönemin uzun bir başarısızlık ve isyan tarihi olduğunu dile getirir; zaten geleceği ve hala Tanrı halkını bekleyen başarısızlık ve sıkıntıyı görmesine izin verilmiştir. (Daniel 7,8) Ve aynı zamanda İnsanoğlu gelip krallığını kuruncaya kadar, Tanrı halkı için tam bir kurtuluş olamayacağını da öğrenmiştir.

Özetleyecek olur isek, Daniel, başarısızlık dolu geçmişi, daha derin üzüntüler ve daha büyük başarısızlıklar geleceğini önceden bildiren karanlık geleceği ve Kral gelene kadar Tanrı halkının tam bir kurtuluş umudunun bulunmadığını görür. Bu gerçekleri gördüğü zaman Daniel, çok derin bir şekilde etkilenir, düşüncelerinden ürker, benzi solar, bayılır ve günlerce bitkin ve hasta kalır. (Daniel 7:28; Daniel 8:27)

Ama Daniel bir başka şey daha keşfetti. Kutsal Yazılardan şunu öğrendi: Tanrı, geçmişteki tüm başarısızlığa ve gelecekte yer alan tüm felakete rağmen, yılların ortalarına doğru az da olsa, bir canlanmanın var olacağını önceden bildirmişti.

Tüm bu olaylardan anladığımız, bizim günümüzde ve Daniel’in yaşadığı günler arasında bir benzerlik bulunduğudur. Sorumluluğu açısından kilisenin gösterdiği yüzlerce yıllık başarısızlığa dönüp bakabiliriz. Kutsal Yazılardan bildiğimize göre “kötü kişiler ve ayartıcıların kötülükleri giderek daha artacak” ve çok geçmeden yeryüzünde Mesih’in adını ikrar eden O’nun ağzından kusulacaktır. Aynı zamanda şunu da biliyoruz ki, Tanrı halkını tekrar bir araya getirecek ve başarısızlığın üzüntülü tarihçesine son verecek olan durum yalnızca Mesih’in gelişi olacaktır. Ama yine de şunu biliyoruz ki, Rab, Filadelfya’da bir uyanış olacağını kesinlikle söylemiştir; Çürüyen Hıristiyanlığın orta yerinde güçleri az olmasına rağmen yine de Rabbin sözlerine uyan ve O’nun adını yadsımayan bir kaç kişi bulunacaktır.

Daniel, dua eder ve Tanrı’ya yakarır iken, onun gününde ya da bizim günümüzde Tanrı’nın, halkının önüne koyacağı açık kurtuluş kapısına yanıt vermeyi arzu eden kişilere işaret etmesi gereken ruhu ortaya koyar.

Ayet 4 — Tövbe ile Tanrı’ya yönelen Daniel, Tanrı’nın büyüklüğü, kutsallığı ve sadakati ile ilgili derin bir anlayışa sahip olur. Ayrıca, Tanrı’nın, Sözüne sadık olduğunun farkına varır. Eğer Tanrı halkı, Tanrı’nın adını kutsal sayar ve O’nun sözünü tutar ise, merhamet bulması sağlanacaktır.

Ayetler 5 ve 6  — Daniel, Tanrı’nın büyüklüğü ile ilgili, canının önünde gerçek bir anlayış içinde bulunduğundan Halkının düşmüş konumunun hemen farkına varır. Tanrı antlaşmasına sadık kalmıştır, ama halk Tanrı’nın isteklerinden ve hükümlerinden ayrılmıştır. Daniel, bunun nedeninin, Tanrı halkı arasındaki tüm bölünme ve dağılmanın kökeninde bu düşük ahlak durumunun bulunmasından kaynaklandığının farkına varır. Daniel kötü davranan ve gerçeği çarpıtan ve pek çok kişinin hataya düşmesine neden olacak eylemlerde bulunan belirli kişilerin üzerine bölünme ve dağılmanın utancını yüklemek istemez. Bu durumun krallar ,önderler ve sahte peygamberler için geçerli olduğunu biliyoruz. Ama Daniel, kişilerin başarısızlıklarının ötesine bakarak Tanrı halkının başarısızlığını bir bütün olarak görür ve buna sahip çıkar. Daniel şöyle der: “Krallarımız, önderlerimiz, atalarımız, ve ülkedeki bütün halk günah işledik.” Daniel’in kişisel olarak yaklaşık yetmiş yıl önce gerçekleşmiş olan bu dağılmanın meydana gelmesinde doğrudan bir rolü yoktu. Yeruşalim’in bölündüğü o yıllarda Daniel yalnızca bir çocuk olabilirdi. Ve Daniel sürgün sırasında tutsak iken, belki de Tanrı’ya onun kadar kendini adamış başka hiç kimse yoktu.

Her şeye rağmen, kişisel sorumluluğun yokluğu ve geçen zaman aralığı, Daniel’in bölünme ve dağılmayı görmezden gelmesine neden olmaz. Yaşananların utancını bu dünyadan çoktan ayrılmış olan kişilerin üzerine yüklemeyi de istemez. Aksine, kendisini Tanrı’nın halkı ile özdeşleştirir ve Tanrı’nın önünde iken, “günah işledik” ifadesini kullanarak halka sahip çıkar.

Bu nedenle, günümüzde, Tanrı halkını bölmek için kullanılan araçlar ile meşgul olmak, bizim bölünmenin gerçek nedenini – yüksek inanç ikrarımıza eşlik eden düşük konum -görmemize neden olur. Tanrı halkının ansızın dağıtılmasına neden olan, akılsız ve tahakküm eden eylemlerinde hiçbir şekilde kişisel olarak yer almamış bulunabiliriz, ama bölünmeyi gerekli kılan düşük konumda hepimizin payı vardır.

Daniel, onların günahını mazur göstermek istemez; aksine, Tanrı’nın zaman zaman halkına Kendisini hatırlatmak için göndermiş olduğu peygamberleri dinlemeyi reddettikleri için günahlarını şiddetlendiren kişilere sahip çıkar. Hiç bir şey hem o dönemde hem de şimdiki dönemde olduğu gibi, Tanrı halkının nasıl sürekli olarak peygamberlere zulmettiklerini görmek kadar şaşırtıcı olamaz. Başarısızlıklarımızın söylendiğini duyarak vicdanımızın rahatsız olmasından hoşlanmayız. Yanlış davrandığımızı ya da hata yaptığımızı itiraf etmek, (çok büyük ve genel konular dışında) dindar benlik için katlanamayacağı kadar alçaltıcıdır. Bu yüzden vicdanı harekete geçirmek isteyen bir peygamber, Tanrı halkına günahlarını hatırlattığı zaman, asla sevilen biri olmaz. Yalnızca “öğretmen”, alkışlanarak dinlenir, çünkü bir öğretmenin ayaklarının dibinde ondan bilgi almak benliğin daha çok hoşuna gider. Bir grubun içinde bir öğretmene sahip olmak, yüceltmek için zemin hazırlar; ama kim, bize başarısızlıklarımız ve günahlarımız hakkında konuşan bir peygamberin vicdanımızı rahatsız etmesini ister? İşte İsrail bu nedenle peygamberlere kulak vermeyi reddetti.

(c) Daniel’in Tanrı’yı O’nun yasaları konusunda haklı çıkarması (Ayetler 7-15)

Ayet 7 — Daniel, “ülkedeki tüm halkın günahını” itiraf ettikten sonra, Tanrı’yı, Halkını cezalandırması konusunda haklı çıkarttı. Daniel, derin önem taşıyan şu ilke üzerinde durur: bölünme ve dağılma meydana geldiği zaman, bu kötülüklerin Tanrı’dan geliyormuş gibi kabul edilmeleri gerekir. O’nun kutsal disiplini ile oluşurlar ve yalnızca bireysel kişilerin akılsızlıkları ya da kötülükleri ile ilgili belirli eylemler olarak ortaya çıkmazlar. Bu durum İsrail’de meydana gelen büyük bölünme olayı ile net bir şekilde görülür. Olay, görünürde, Rehavam’ın akılsızlığı aracılığı ile gelişmiş gibi idi, ama Tanrı şöyle der: “Bu olayı ben düzenledim.” (2.Tarihler 11:4) Dört yüz elli yıl sonra, Tanrı’nın halkı yalnızca bölünmek ile kalmayıp aynı zamanda uluslar arasına dağıtıldıkları zaman, Daniel bu önemli ilkeyi çok net bir şekilde fark eder. Ve şöyle der: “Sen adaletlisin, Rab! Sadakatsizliğimiz yüzünden bizi uzak yakın ülkelere sürdün. Oralarda yaşayan biz Yahudiler, Yeruşalim halkı, İsrailliler bu gün utanç içindeyiz. “ Daniel, sonra “üzerlerine büyük yıkım getiren Rab Tanrı’dan” söz eder ve “Rab kötülüğü gördü ve üzerimize yıkım göndermekten caymadı” der (Daniel 9: 7,12,14). Daniel, böylelikle, bireysel kişilerin akılsızlıklarını ve kötülüklerini unutur. Hiç bir isimden söz etmez. Ne Yehoyakim’den ya da “onun yaptığı kötülüklerden” ne de Zedekya’dan ve onun akılsızlığından bahsetmez; Nebukadnessar’ın acımasız vahşetine de değinmez; ama bu insanların ötesine bakarak, halkın dağılmasının nedeni olarak adil bir Tanrı’nın elini görür.

Böylece, kısa bir süre sonra Zekeriya Rabbin, kahinlere ve tüm ülke halkına söylediği şu sözü işitir: “Onları tanımadıkları ulusların arasına fırtına gibi dağıttım.” (Zekeriya 7:5, 14).

Aynı şekilde daha sonra Nehemya da dua ederken, Rabbin Musa aracılığı ile söylediği şu sözleri hatırlar: “Eğer bana ihanet ederseniz, sizi ulusların arasına dağıtacağım.” (Nehemya 1:7)

Bu Tanrı adamlarının Tanrı’nın disiplini ile ilgili tutumu hakkındaki güçlü ifadelerini değiştirmek gibi bir girişim mevcut olamaz. Bu Tanrı adamları, Tanrı’nın, halkının dağılmasına “izin vermiş” olduğunu ya da “sürgüne gönderilmeleri” için “müsaade etmiş” olduğunu dahi söylemezler. Ancak açıkça ifade ettikleri gerçek şudur: halkı sürgüne gönderen ve üzerlerine yıkım getirenin Tanrı olduğunu net bir şekilde belirtirler.

Ayetler 8 ve 9 — Ama ayrıca eğer onlar kralları, önderleri ve ataları Tanrı’ya karşı işledikleri günah yüzünden utanç içindeler ise, O’na karşı geldikleri halde, O, “acıyan, bağışlayan” Tanrıları Rabdir. Tanrı yalnızca adil değildir, ama aynı zamanda merhametlidir ve bol bağışlayandır. Buna rağmen ulus isyan etmiş ve suçunu ağırlaştırmıştır.

Ayet 10 — Daniel, böylece İsrail’in günahını özetlemiş olur. Ulus Rabbin sesine kulak vermemişti. O’nun yasalarını ihlal etmişler ve peygamberlerine saygısızlık etmişlerdi.

Ayetler 11 ve 12  — Bu yüzden yasada ilan edilen lanet üzerlerine gelmişti ve Tanrı ulusa karşı söylemiş olduklarını onların üzerine bu büyük kötülüğü getirmek aracılığı ile onaylamış oldu.

Ayet 13 — Ayrıca, kötülük geldiği zaman, dua ederek Tanrı’ya yönelmediler. Anlaşılan oydu ki, günahlarından dönmek ve gerçeği anlamak için hiç bir arzu duymuyorlardı.

Günümüzde bu ciddi ayetin anlamının hiç bir geçerliliği yok mudur? Tanrı’nın halkı günahları nedeni ile dağıtılmış ve bölünmüşlerdir. Ve yine de sakindirler, hatta hallerinden memnundurlar. Tanrı’nın halkının bu bölünme konusuna bakış açısı budur. Bunun da ötesinde, Tanrı’nın gerçeği yalnızca çok az anlaşılmak ile kalmaz, ama aynı zamanda gerçeği anlamak için çok az arzu duyulur. Tanrı halkının durumu hakkında deneyimli olmalı ve Tanrımız Rabbin önünde dua etmeliyiz, günahlarımızdan dönmeli ve Tanrı’nın gerçeğini anlamak için kararlı olmalıyız!

Ayet 14 — Daniel şöyle der: “Rab kötülüğü gözledi ve üzerimize yıkım getirdi.” Rab, Yeremya’ya şöyle demişti: “Onların yararını değil, zararını gözlüyorum.” Ve yine aynı peygamber bize şunu söyler: “Kökünden söküp yok etmek, yerle bir edip yıkmak, yıkıma uğratmak için onları nasıl gözledim ise, kurup dikmek için de gözleyeceğim.” (Yeremya 44:27; Yeremya 31:28). Ne kadar vakur bir ifade! Rabbin, halkını korumak için gözlediğini anlamamız daha kolaydır, ama burada O’nun, halkının zararını gözlediğini okuyoruz. Ve Daniel, Rabbi bu davranışında haklı buluyor. “Tanrımız Rab yaptığı her şeyde adildir, biz ise O’nun sözüne kulak vermedik.”

Ayet 15 — Daniel’in itirafında, halkın suçunu ağırlaştıran bir başka neden daha dile getirildi. Günah işleyen ve çok kötü davranan halk Rabbin kurtarmış olduğu halk idi. Tanrı, güçlü eli ile onları Mısır’dan çıkarmıştı. Tanrı, halkını kurtarmak ile ün kazanmıştı; ama halkı şimdi günah işlediği için O’nun onuruna leke sürüyordu. Tanrı’nın İsrail’in yararına gösterdiği kurtarıcı gücü, tüm ulusların arasına yayılmıştı. İsrail’in günahı yüzünden Tanrı’nın adı öteki uluslar arasında alay konusu olmuştu. Tanrı bu yüzden İsrail’i tekrar tutsaklığa teslim ederek Kendi Yüceliğini haklı çıkarmıştı.

(d) Daniel’in Tanrı’dan merhamet dilemesi (Ayetler 16-19).

Ayetler 16-19 — Tanrı halkının başarısızlığını ve günahını itiraf ettikten sonra, ve ayrıca Tanrı’ya tüm yolları konusunda hak verdikten sonra, Daniel şimdi yakarış biçimindeki duasına başlar. Görmüş olduğumuz gibi, dikkat çekici olan nokta, Daniel’in ilk ricasının Tanrı’nın adaletine ilişkin olmasıdır ve daha sonra Tanrı’nın “büyük merhametine” değinir. Merhametin adalet temeli üzerine bina edilmesinin gerekli olduğunun farkına varır. Halkının üzerine bu üzüntüyü getiren Tanrı’nın adil olduğuna daha önce değinmiş idi (14. Ayet); şimdi ise Tanrı’nın adil bir şekilde Yeruşalim’e duyduğu öfkesinden ve hiddetinden vazgeçmesi için yakarır.

Tanrı’ya yakarışta bulunduğu konular, kent, kutsal dağ, tapınak ve Tanrı’nın halkı ile ilgilidir. Yakarışı kendisi için, kendi kişisel durumu için ya da tutsak olan arkadaşlarının bazı ihtiyaçları için değildir. Daniel’in tüm yüreği Tanrı’nın yeryüzündeki adı ile ilgilenmektedir. Burada Daniel’in ruhu hakkında daha fazla şey biliyoruz; keşke bizim yüreklerimiz de Mesih’in yüreğine çok yaklaşmak arzusu ile dolu olsa idi; tüm kişisel ve yerel ihtiyaçlarımızın ötesine geçerek Tanrı’ya, Kilisesi, Adı, Evi ve Halkı için yakarabilse idik; ortak başarısızlığı ve ortak ihtiyacı itiraf edebilse idik.

Kent, dağ, tapınak ve halk için yakarışında önemli olan nokta şudur: Daniel, bu konuların kendisi ya da ulus ile ilgili olmadığını anlar ve bu konuların Tanrı’ya ait konular olduklarını görür. Bizim kentimiz, ya da bizim tapınağımız, ya da bizim halkımız demek yerine, “Senin kentin, Senin kutsal dağın, Senin tapınağın ve Senin halkın” der. Tüm başarısızlığın ötesine geçer, Tanrı’ya yönelir ve “biz Seniniz” diyerek yakarır.

Önce, Tanrı’nın doğru ve adil işlerine değinir (16. Ayet). Sonra “Rabbin adı uğruna” diyerek ricada bulunur. (17. Ayet) Bundan sonra “Tanrı’nın büyük merhametleri” adına dilekte bulunur (18. Ayet). Son olarak da Rabbin “adının hatırı için” yakarır (19. Ayet). Duasını bu tür ricalar üzerinde temellendiren Daniel, Rab’den kesinlikle Halkının yararına “işitmesi”, “bağışlaması”, “davranması” ve “gecikmemesi” için istekte bulunur.

Daniel’in yakarışının temelinde halkın üzerine yıkım getirenin Tanrı’nın kendisi olduğu gerçeğini tekrar tekrar vurgulaması çok büyük bir öneme sahiptir ve bunu anlamamız gerekir (7,12,14. Ayetler). Bu gerçek ile tam olarak yüz yüze gelmeden bir iyileşme söz konusu olamaz. Bu gerçek ile bir kez yüz yüze gelindiği zaman Tanrı’ya yönelmek ve iyileşmek için merhamet dilemek konusunda iyi bir temele sahip olmuş oluruz; ve bu nedenden dolayı Tanrı yalnızca yıkım getiren değil, ama aynı zamanda iyileştirebilendir de. Tanrı dağıtabilir, ama aynı zamanda Tanrı bir araya da getirebilir (Mezmur 147:2). Üzerimize yıkım getirenin Tanrı olduğunu kabul etmeyi reddetmek ve yalnızca insanların yaptıkları akılsızlıkları görmek ile Tanrı’ya sadık olmayı arzu eden kişilerin iyileşme ile ilgili tüm umudunu kırmış oluruz. Önümüzdeki insanlar bize, yıkım getiren ama iyileşmek için güçleri olmayan kişileri düşündürür; oysa Tanrı yıkım getirebilir, ve Tanrı iyileştirebilir.

İnsanların yalnızca bölünmelere neden olduklarını görmek, içten olan pek çok kişiyi şöyle yanlış sonuçlara yöneltmiştir; eğer bölünmelere neden olan insanlar ise, o zaman insanlar yıktıkları kişileri iyileştirme gücüne de sahiptirler. Tanrı’nın halkını tekrar bir araya getirmek için gösterilen çabalar başarısızlık ile hatta başarısızlıktan daha kötü bir şekilde sonuçlandığı için bu çabalar Tanrı halkının arasında yalnızca daha fazla karışıklığa neden olurlar. Bir araya getirmek insan çabasının ötesindedir; bir araya getirmek Tanrı’nın işidir. Biz insanlar yıkabiliriz, dağıtabiliriz, yürekleri incitebiliriz; ama “Rab yeniden kuruyor Yeruşalim’i, bir araya topluyor İsrail’in sürgünlerini. O kırık kalplileri iyileştirir, yaralarını sarar.” (Mezmur 147: 2,3)

O zaman Daniel’in buradaki duasında bir yıkım gününde Tanrı’nın halkına her zaman rehberlik etmesi gereken doğru yönü görüyoruz:—

  1. Öncelikle Tanrı’ya dönmek ve böylelikle O’nun yüceliğinin taze ve daha derin bir anlayışına kavuşmak ve O’nun sözünü tutmak için hazır olan kişiler için kutsallık ve merhamet elde etmek:
  2. İkinci olarak, hatamızı ve günahımızı itiraf etmek ve tüm dağıtılma konusunun kökeninde düşük bir ahlak tutumunun yer aldığını görmek:
  3. Üçüncü olarak, Tanrı’nın, Halkını disiplin eden tüm davranışlarında Tanrı’nın adil yönetimini kabul etmek:
  4. Dördüncü olarak, Kendi adı ya da hatırı uğruna başarısızlığa uğrayan halkına merhamet göstererek davranabilecek olan Tanrı’nın adaletine güvenmek.

(e) Söz ve görüm konusunda anlayış (Ayetler 20-27).

Ayetler 20-23 — Dua ve günah itirafı ile Tanrı’ya yönelen Daniel, Tanrı’nın düşüncesindeki ışığı ve anlayışı elde eder. Daniel’in duasına, akşam sunusu vaktinde yanıt alması önemlidir; ettiği duanın Tanrı’ya Mesih’in kurban oluşunun değerini ifade eden yakmalık sununun yeterliliği temelinde yanıt aldığı ima edilmektedir.

Daniel’in yakarışının başlangıcında ,Tanrı melek Cebrail’e Daniel ile ilgili olarak buyruk vermiştir. Tanrı, Daniel’in tüm söyleyeceklerini işitmek için uzun bir dua beklemedi. Tanrı, Daniel’in yüreğinin arzularını biliyordu ve daha dua etmeye başlar başlamaz, onu işitti ve harekete geçti. Cebrail’in görevi, Daniel’in anlayışına, Tanrı’nın haberlerini anlayabilmesi için açıklık getirmek idi. Bunu Cebrail’in şu sözlerinde görüyoruz: “Sana anlayış vermek için geldim.” Daniel için açıklama almak yeterli olmadı; açıklamalardan yararlanması için anlayışının açılmasına ihtiyacı vardı. Rab, daha sonraki bir tarihte öğrencilerine Kutsal Yazıları açıkladı ve aynı zamanda Kutsal Yazıları anlayabilmeleri için onların zihinlerini de açtı. Bizlerin de açıklanan Kutsal Yazılarda olduğu gibi anlayışımızın açılmasına ihtiyacımız var; elçi, Timoteos’a gerçeği açıklarken, aynı konuya değinmektedir: “Dediklerimi iyi düşün, Rab sana her konuda anlayış verecektir.” (2. Timoteos 2:7).

Daniel, bunların da ötesinde, kendisini Tanrı’nın halkı ile birleştirerek “Günah işledik” ifadesi ile itirafta bulundu. Şimdi ise, tüm başarısızlığa rağmen, “çok sevildiği” konusunda Daniel’e garanti verilir.

Ayet 24 — Daniel, peygamber Yeremya’nın kitabını okuyarak Tanrı’nın yetmiş yılın sonunda Babil’i yargılayacağını ve halkını tutsaklıktan kurtaracağını öğrenmiştir. Daniel, okuduğu bu peygamberlik nedeni ile Tanrı’ya dönmüş ve O’nun verdiği söze uygun olarak davranacağına inanmıştır. Tanrı, Daniel’in duasına yanıt verirken ona, bir başka açıklamada daha bulunur. Daniel’e “yetmiş haftanın” sonunda Yahudiler için, nihai ve tam olan daha büyük bir kurtuluşun gerçekleşeceği söylenir.

Bu peygamberliğin tamamen Yahudi halkının ve kentlerinin kurtuluşu ile ilgili olduğunu hatırlamamız gerekir. Melek şöyle der: “Senin halkına ve kutsal kentine yetmiş hafta kadar zaman saptanmıştır.” Daniel’in halkı Yahudilerdir ve kenti ise Yeruşalim’dir. Hıristiyanın bu dünyada kalıcı bir kenti yoktur; o kalıcı kentinin gelmesini ister.

Bu peygamberliklerin yerine gelmesi için gerekli olan her şey, Çarmıh’ta gerçekleştirilmiştir. Bu bereketleri garantilemek için Mesih, ulusun uğruna ölmüştür (Yuhanna 11:52). Kan dökülmüş ve kefaret tamamlanmıştır. Ulusun, Mesih’in tamamladığı işin garantilediği bereketlere sahip olabilmesi için Mesih’in tamamladığı işin iman aracılığı ile kabul edilmesi, henüz, gelecek zamandadır. İsrail Rabbe döndüğü zaman, ulusun dağılmasına neden olan günah sona erecektir, günahları bağışlanacaktır, isyanları affedilecektir (Yeşaya 40:2) ve Tanrı’nın doğruluğu kurulacaktır (Yeşaya 51:4-6). Görümler ve peygamberlikler yerine gelecek ve bu anlamda mühürlenecek ya da kapanacaktır. Kutsallar kutsalı Tanrı’nın konutu için ayrılacaktır.

O zaman, “yetmiş hafta” sözleri ile neyin kastedildiğini anlamamız gerekiyor? Bu ifade birebir anlamı ile, yedi günden oluşan yetmiş hafta mı yoksa, dört yüz doksan gün müdür? 25 ve 26. Ayetler böyle bir düşünceyi yasaklarlar. Yetmiş haftanın başlangıcı, açık bir şekilde ifade edilmiştir ve bize söylenen, altmış dokuz haftanın sonunda, dört yüz seksen üç günün sonunda gerçekleşmeyeceği aşikar olan bazı belirli olayların meydana geleceğidir. “Haftalar” sözcüğü ile yalnızca “yedi dönem” anlatıldığını gördüğümüz zaman, bu zorluk ortadan kalkar. Bizler nasıl on yıllık dönemlerden söz edersek, Yahudiler de dönemleri yedi yıldan oluşan dönemler olarak adlandırırlar. O zaman, yetmiş hafta, yedi yılın yetmiş dönemi ya da dört yüz doksan yıl olarak düşünülebilir.

Ayet 25 — Dört yüz doksan yıl ile ilgili bu dönem, Yeruşalim’in kurulması ve yenilenmesi ile ilgili buyruğun verilmesi ile başlar. Nehemya 2. Bölümden Yeruşalim’in yeniden bina edilmesi ile ilgili bu buyruğun Artahşasta’nın yirminci yılı esnasında verildiğini öğreniriz. Dünya tarihinde Artahşasta’nın yirminci yılı İ.Ö. yaklaşık 454 ya da 455 yılı olarak hesaplanmıştır. Bu olaydan dört yüz doksan yıl sonra bize İsrail’in üzüntü zamanının sona ereceği ve Krallığın bereketlerinin kurulacağı söylenir.

Şimdi önceden bildirilen bereketin, yıllar hiç bir ara vermeden hesaplandıkları takdirde, dört yüz doksan yılın sonunda gelmediği aşikardır. Ama bu ayetlerde, bu dönemin üç kısma bölündüğünü görürüz. İlk dönem yedi haftadan biri ya da kırk dokuz yıldır, bu esnada Yeruşalim sıkıntılı zamanlar içinde iken yeniden kurulur. Bu zamanların ne kadar sıkıntılı olduklarını Nehemya kitabında yazılan anlatımlardan biliriz. İkinci dönem, altmış iki hafta ya da dört yüz otuz yıllık bir süreyi kapsayan Yeruşalim’de Mesih ile ilgili duvarın tamamlanmasından itibaren olan zamandır. Söz, Mesih’in doğumunu ya da O’nun halkına sunulmasını ya da Ölümünü kesin olarak söylemez. Bu konu oldukça genel bir şekilde bırakılmıştır. Yalnızca “altmış iki haftanın sonunda Mesih’in mahrum edileceği ve hiç bir şeye sahip olmayacağı” kesin olarak belirtilir.

Ayet 26 — Mesih’in mahrum edileceği hakkındaki peygamberlikten sonra, gelecek olan önderin halkı ile ilgili bir ifade okuruz. Bu ifadeyi daha sonra önderin kendisi hakkındaki ifadeler izler. Halkın kenti ve tapınağı yıkıp yok edeceği belirtilir. Burada verilen referans hiç kuşkusuz, Mesih geldiği zaman ve mahrum edileceği zaman yeryüzünü yönetmekte olan, öteki uluslara ait dördüncü büyük güç olan Roma İmparatorluğudur. Daniel, Mesihlerini reddetmiş olan Yahudi ulusunun üzerine yargı ineceğini öğrenir ve bir sel gibi ülkeyi kaplayacak olan Roma halkı tarafından kentlerinin ve tapınaklarının yıkıp yok edileceğini ve Yahudilerin ordusunun silineceğini anlar. Ulus tutsak edilecek ve ükeleri virane haline gelecektir. Yahudiler, çağların sonuna kadar sürecek dönemde herkesin elinin onlara karşı geleceğini göreceklerdir. Rabbin kendisi, bu ciddi olaylar ile ilgili ön haberleri şu sözleri ile açıklar: “Kılıçtan geçirilecek, tutsak olarak bütün ulusların arasına sürülecekler. Yeruşalim, öteki ulusların dönemi tamamlanıncaya dek onların ayakları altında çiğnenecektir. “ (Luka 21:24)

Peygamberliğin bu kısmı, Yeruşalim Titus’un yönetimi altındaki Romalılar tarafından yok edildiği zaman, Mesih’in doğumundan yaklaşık yetmiş yıl sonra tamamen yerine geldi.

Ayet 27 — Bu noktadan itibaren peygamberlik henüz gelecekte olan ve peygamberliğin son haftası ya da yedi yıl sırasında gerçekleşecek olan olaylardan söz etmeye geçer. Mesih mahrum edildiği zaman, altmış dokuz haftanın vakti dolmuştur. O’nun krallığının kurulmasından önce geriye yalnızca bir gafta ya da yedi yıl kalmıştır. Ama Yahudiler Mesihlerini reddettiler; bunun sonucu olarak bu peygamberliğin yerine gelmesi sonraya bırakılmış oldu. Onların Mesih’i reddettikleri zamandan itibaren Tanrı artık halkı, Kendisi ile ilişkide olan bir halk olarak görmedi. Bu zaman esnasında Tanrı’nın eski halkının tarihinde Tanrı’nın bu zamanın uzunluğu hakkında bilgi vermediği bir zaman süresi mevcuttur. Yeni Antlaşma’da bulunan Kutsal Yazılardan edindiğimiz bilgiye göre, bu zaman süresi esnasında öteki ulusların kurtuluşu İsrail’in düşüşü aracılığı ile geldi. Aynı zamanda bu dönem sırasında Tanrının, Kilise olan göksel halkını çağırdığını da biliyoruz. Bu nedenle, peygamberlik olarak hiç bir detayın verilmemiş olduğu 26 ve 27. Ayetler arasında çok büyük ve önemli bir zaman aralığının mevcut olduğu görülecektir. Kiliseye ait olanların dünyadan dışarı çağırılmaları, Kutsal ruhun gelişine ayrılmış olan bir gerçektir. Bize kesin bir ifade ile söylenen şudur: “Bu sır önceki kuşaklara açıkça bildirilmemişti. Şimdi is Mesih’in kutsal elçilerine ve peygamberlerine Ruh aracılığı ile açıklanmış bulunuyor.” (Efesliler 3:4-6; aynı zamanda bakınız Romalılar 16:25,26) Doğrudan peygamberlik her zaman yeryüzüne ve Tanrının yersel halkına işaret eder. Kilisenin çağırılmasına ilişkin herhangi bir ima Daniel açısından tamamen kavranılamaz bir ima olacaktı. O zaman altmış dokuzuncu ve yetmişinci hafta arasındaki bu çok büyük zaman aralığının neden sessizlik içinde geçtiğini anlayabiliriz.

O zaman burada, halen gelecekte yer alan olaylara götürülmüş oluruz. Bu olaylar daha önce duymuş olduğumuz Roma halkının yaptıklarından çok burada halkın önderi olarak adlandırılan İmparatorluğun başının yaptığı eylemler ile ilgilidir. Bu adam hakkında şunları okuruz: “Gelecek olan önder birçokları ile sağlam bir antlaşma yapacak.” Yeniden canlanan Roma İmparatorluğunun başı olan bu kişi, ülkelerine geri dönmüş olsalar bile, hala İsa’yı Mesihleri olarak reddetmekte olan Yahudi ulusunun büyük bir bölümü ile bir antlaşma yapacaktır. Yahudiler, büyük olasılıkla, başka bir düşman – kuzeydeki güç ya da “pek bol kırbaç” - tarafından ele geçirilmekten korktukları için Roma İmparatorluğunun imparatorluk başı ile bir antlaşmaya gireceklerdir.

O zaman öyle görünüyor ki, Yahudilerin, diğer düşmanlarından korunmak için bel bağladıkları kişinin kendisi onların büyük düşmanı haline gelecektir. Haftanın ya da üç buçuk yılın sonunda imparatorluğun başı kendi yaptığı antlaşmayı haftanın yarısı geçince ortadan kaldıracaktır. “Kurbanı da sunuyu da kaldıracaktır.” Bir sonraki cümle kurbanı kaldırma nedenini ima ediyor gibidir; çünkü bu cümlede “yıkıcı iğrenç şeyler yerleştireceği” yazılıdır. Bunun, diğer Kutsal Yazılarda ifade edilenler ile ilgili bir referans olduğu aşikardır; gelecek olan Mesih karşıtı yıkıcı iğrenç şeyi kutsallar kutsalında dikecektir, bu adam tanrı diye anılan ya da tapılan her şeye karşı gelecek ve kendini hepsinden yüce gösterecek, hatta kendisini Tanrı ilan ederek Tanrının tapınağında oturacaktır. (bakınız Matta 24:15; 2.Selanikliler 2:4; Vahiy 13:14,15).

Yine de her şeye rağmen, bu son yarım hafta sırasında “yok edici” bir önder ortaya çıkacak ve Yahudiler, kırbacı pek bol olan bu kuzeydeki kişiden, Roma İmparatorluğu ile yapmış oldukları antlaşmaya rağmen, kurtulamayacaklardır. Yahudi ulusunun büyük sıkıntıdan geçeceği zaman işte bu zamandır. Rabbin söylediği sözler kesindir: “Peygamber Daniel’in sözünü ettiği yıkıcı iğrenç şeyin kutsal yerde dikildiğini gördüğünüz zaman, kutsal yerde durun …. Sonra korkunç bir sıkıntı olacaktır.” (Matta 24:15-21) İman etmemiş olan Yahudi ulusu bu büyük sıkıntı dönemi sırasında sonu gelmeyen yargılar ile, dünyanın başlangıcından bu yana olmamış ve bundan sonra da olmayacak olan tarif edilemez sıkıntılar yaşayacak ve bu sıkıntılar yargı sona erinceye kadar virane kent ve ulusun üzerinde tamamen hakim olacaklardır.

Tanrisal İletişimler İçin Hazirlik

Daniel 10

Son üç bölüm Daniel kitabının tam bir kısmını oluştururlar; bu bölümlerde, Pers krallığı zamanından itibaren, öteki ulusların güçlerinin Tanrının yersel halkı ile olan ilişkileri hakkındaki tarihi gerçeklere ilişkin bir ön bilgi sunulur; bu bilgi, Tanrının yersel halkı Mesih’in egemenliği altına girerek nihai kurtuluşlarını elde edinceye kadar olacakları aktaran bir ön bilgidir.

Daniel 10-11: İlk bölüm bir giriş niteliğindedir, Daniel’in bu nihai bilgileri hangi koşullar altında aldığını bildirir.

Daniel 11: kutsal ülkenin kuzeyindeki ve güneyindeki bölgelerin kralları ile bağlantılı olarak gerçekleşecek olan olaylar ile ilgili peygamberliğe ilişkin bir taslak sunar.

Daniel 12: Ulus, Mesih’in krallığından önce meydana gelecek olan üç buçuk yıllık büyük sıkıntı döneminden geçtiği zaman Tanrının sadık kalan Yahudilere nasıl davranacağını önceden bildirir.

Daniel 10. Bölüm bize, Daniel’in bu haberleri ne zaman aldığına, canının içinde bulunduğu duruma ve haberlerin verildiği zamandaki koşullara ilişkin zamanın tarihini söyler.

Ayet 1 — Tüm bu bilgiler Daniel’e, Pers kralı Koreş’in egemenliğinin üçüncü yılında açıklandılar. Ezra 1:1 ayetinden şu bilgiyi elde ederiz: Bu kralın egemenliğinin ilk yılında Yahudilerin ülkelerine özgürce geri dönmelerini sağlayan bir buyruk çıkartıldığını biliyoruz. Daniel’in bu buyruğun sağladığı avantajdan yararlanmadığı aşikardır, çünkü kral Koreş’in ikinci yılında Daniel hala Asur ülkesindeki büyük Irmağın, yani Dicle’nin kıyısında bulunmaktadır. Daniel’e ciddi gerçek burada açıklanır; bir grup Yahudinin ülkelerine dönmelerine karşı çıkılmayacak olmasına rağmen, halkı hala “belirlenmiş olan deneme süresi” beklemektedir ve bu üzücü dönem çok uzun sürecektir.

Ayetler 2 ve 3 — Daniel, sürgün edildiği ülkede kalmış olmasına rağmen, Tanrı halkının içinde bulunduğu koşullara hiç bir zaman kayıtsız kalmadı. Böyle olduğunu, Daniel’in canının durumundan açıkça anlıyoruz. Dolu dolu üç hafta boyunca Daniel ağzına ne güzel bir yiyecek ne de et koydu, ne şarap içti ne de yağ süründü. Burada Tanrı halkının bir bölümü arasında doğal olarak bir canlanma ve yücelik, şenlik ve sevinç içeren ruhsal tarihlerinde taze bir başlangıç görülebilir. Ancak Tanrı adamı Daniel , yine de Tanrı halkının üzüntü dolu geçmişini, ve hatta ülkelerine dönmek için özgür olsalar bile o anki zayıflıklarını ve hepsinden daha çok da nihai kurtuluşlarına kavuşuncaya kadar kendilerini bekleyen bir çok başka üzüntüyü önceden görerek hisseder. Geri dönenler arasında bulunan daha genç kuşağın “yüksek ses ile bağırdığını” gerçekten biliriz. Ama bir çok yaşlı “hıçkıra hıçkıra ağladı” (Ezra 3:12). Artık yaşlanmış olan Daniel de onlarla aynı ruha sahip olarak tutsak bulunduğu ülkede yas tutar.

Eğer aralarındaki her lütufkar canlanma, Mesih geri dönene kadar tam ve nihai bir kurtuluş olmayacağını hatırlayarak itiraf ve yas için bir fırsat olarak değerlendirilir ise, bu durum Tanrı halkına yarar sağlayacaktır. Kutsal Ruh tarafından yönlendirildikleri takdirde, Tanrı halkı her gerçek canlanışında bağırmaktan ve coşmaktan çok, edeceği dua ve itiraf ile kendini gösterecektir. Yapılan gürültü ve gösteri ne kadar çok olur ise, Tanrının, halkı arasındaki işleyişi de o kadar az olacaktır.

Ayrıca, Daniel’in canının içinde bulunduğu bu doğru durum, onu almak üzere olduğu haberler için hazırlar. Birinin söylemiş olduğu şu sözler çok doğrudur: “Şu hatadan daha büyük hangi hata yapılabilir? Yüreklerimizi ahlaksal açıdan hazırlamadan Tanrı sırlarının bize açıklanmasını nasıl bekleyebiliriz? Ya da tanrısal konuları yalnızca işitmek ya da okumak aracılığı ile anlamamızın mümkün olabileceğini nasıl düşünebiliriz? Ya da kendimizi Tanrı halkının belirli önderleri çevresinde bir araya getirdiğimiz ve coşku içinde onların öğretişlerine bağlı kaldığımız için Tanrının bize açıklama yapmasını nasıl aklımıza getirebiliriz? Kendini alçaltma ve oruç tutma Daniel’in bu açıklamaları alması için birer araçtılar; ve bu nedenle şimdi Tanrının Ruhunun Tanrının düşüncesini ve isteğini anlamamız için yürek gözlerimizi aydınlatması yalnızca ahlaki açıdan bu tür konuların dışında – Çarmıh’ın uygulanması aracılığı ile Tanrı’nın huzurunda kendimizi tamamen terbiye etmiş olarak, yeryüzünün haz duyguları ve sevinçleri dışında- bulunduğumuz zaman mümkün olur.

Ayetler 4-6 — Daniel, Tanrıdan açıklama almak için içinde bulunduğu doğru can konumunda Tanrı ona Düşüncesini açıklamak için görkemli bir meleğin aracılığı ile harika bir görüm verir. Daniel meleği görür, insana görünmek için sade bir kıyafet içinde değildir, görünüşü meleklere ait yüceliği yansıtmaktadır, tanrısal bir haberci olarak görkemini, kutsallığını ve gücünü ortaya koymaktadır.

Ayetler 7-11 — Daha sonra bize görümün Daniel ve arkadaşları üzerindeki etkisi anlatılır. Daniel ile birlikte olan kişiler görümü görmediler, ama bu göksel varlığın mevcudiyetini hissettiler ve dehşete düşerek gizlenmek için kaçtılar. Daniel, meleğin önünde tek başına kaldı; bu büyük görümü izlerken gücü tükendi, benzi büsbütün soldu, kendini toparlayamadı. Sonra meleğin sesini duyunca yüz üstü yere düşüp derin bir uykuya daldı. Daniel bu durumda iken meleğin eli ona dokundu ve onu dizleri ile ellerinin üzerine kaldırdı. Melek daha sonra Daniel’e çok sevildiğini söyledi ve ona bu konuda garanti vermiş oldu. Ve Daniel titremesine rağmen, onu ayağa kaldırdı. Ve böylece Daniel bu göksel varlığın önünde Tanrı’dan gelen açıklamaları işitmek üzere özgür kılındı.

Ayet 12 — Daniel’e bildirmek için gönderildiği özel gerçekleri Daniel’e açıklamadan önce, melek, görünmeyeni gözlerden gizleyen peçeyi kaldırır. Ve bunu izleyen eşsiz ayetlerde, insanın dünyasında meydana gelen çok şeyin ardında yatan, iyi ya da kötü olan ruhsal varlıkların neler yaptıklarına ilişkin bilgiler önümüze sunulur. Biri şöyle demiştir: “Eğer yeryüzünde çatışmalar oluyor ise, bunların arkasında cereyan eden daha büyük çatışmalar bulunduğu içindir. Melekler, Tanrının yeryüzü ile ilgili planlarına sürekli olarak engel olmak isteyen şeytanın aracıları olan bu kötü varlıklar ile savaşmaktadırlar.”

Biz, meleklerin Rabbin halkının koruyucuları olduklarını çok özel bir şekilde biliyoruz, “bütün melekler kurtuluşu miras alacaklara hizmet etmek için gönderilen görevli ruhlardır.” (İbraniler 1:14)Burada ayrıca şunu öğreniriz: melekler, tanrının insanlar ile olan ilahi takdirine dayalı tüm eylemlerinde Tanrının isteğini yerine getiren görevlilerdir. Ve bu görevlerini yerine getirirlerken, kötü ruhsal varlıklar onları engellemeye çalışırlar.

Ayrıca bu olay aracılığı ile bizi rahatlatan şu güvenceye sahip oluruz: Tanrı, halkının dileklerine ve dualarına karşı kayıtsız değildir. Daniel, Tanrının düşüncesini anlamayı ve Tanrının önünde kendini terbiye etmeyi yüreğine koyduğu andan itibaren, duası işitilmişti. Diğer kişilerden rahatsız olabiliriz ve onların yaptıkları kötülüklere karşı koyabilir ya da bağırıp çağırabiliriz, ama eğer dualarımızın etkili olmalarını istiyor isek, o zaman Daniel gibi Tanrının önünde kendimizi terbiye etmemiz gerekir.

Edilen bu dualara yanıt olarak melek Daniel’e şu amaçlar ile gönderilir: çok sevildiğine dair güvence vermek, üzüntüsünü teselli etmek ve ona Tanrının düşüncesini açıklamak.

Ayet 13 — Tanrının önünde canını dökmüş olduğu ilk günden itibaren Daniel’in duası işitilmişti, ama buna rağmen duasının yanıtı üç hafta gecikmişti. Melek bu gecikmenin nedenini açıklar. Ruhsal düşman güçleri karşı koymakta idiler. Pers krallığının önderi Daniel’in duasını engellemek için gönderilen meleğe üç hafta boyunca karşı çıkmıştı. Pers krallığının önderi hiç kuşkusuz ruhsal bir varlık idi. Baş melek Mikail’e bu ayette “baş önderlerden” biri olarak işaret edilir ve son bölümde ondan “büyük önder” olarak söz edilir.

Kutsal Yazılar ruhsal bölgede iyi yönetimler ve güçler olduğu gibi aynı zamanda kötü güçler olduğunu da açıkça bildirirler. (Efesliler 1:21; Efesliler 6:12, v.b.): ve hatta Tanrı bazı melek varlıkları temsilci olarak atamıştır, bunlar bir melek önderinin yönetimi altındadırlar; görevleri Tanrının halkını korumaktır. Aynı şekilde şeytanın da bir baş düşmanın yönetimi altında bulunan kötü ruhsal güçleri vardır, ve bu kötü güçlerin amacı, dünya ulusları arasında Tanrı’ya karşı muhalefet yaratmak için şeytanı temsil etmektir.

Ruhsal güçler arasındaki bu belirgin savaşta meleklerin baş önderlerinden biri olan Mikail, Daniel’e gönderilen meleğe yardım etmek için gelmiştir. Tanrının Pers krallığındaki işine karşı koymak için şeytanın özel bir görev ile atamış olduğu temsilcisi ile çıkan çatışmada Cebrail Pers krallarının yanında alıkonulmuş idi ve Mikail ona yardıma gelmişti.

Ayet 14 — Ruhsal güçlerin bu savaşı sona erdikten sonra melek Cebrail Daniel’e gelir ve ona anlayış vermek için gönderildiğine dair bilgi verir. Sonraki günlerde Daniel’in halkı olan Yahudilerin başlarına neler geleceğini açıklar ve bu görümün gelecek ile ilgili olduğu gerçeğini vurgular.

Verilen bu bilgilerin ışığında, zaten görünmeyende yerine gelmiş olan pek çok olayın önceden bildirildiklerini anlarız, ama bu olayların önemi, gelecek ile olan bağlantılarından ve Mesih karşıtının görüneceği ve son günlerde yaşanacak olan büyük sıkıntının ortaya çıkacağı hakkındadır.

Ayetler 15-19 — Böylesine görkemli bir varlık tarafından yapılan bu büyük açıklamaların etkisi ile Daniel, kendi değersizliğini ve güçsüzlüğünü hisseder. Kendini alçaltarak yere bakar ve suskun suskun durur. Ancak dudaklarına dokunan insanoğluna benzeyen bir melek varlığı tarafından güçlendirilerek desteklenir. Böylece ağzını açabilir ve konuşmaya başlar; ve görümün kendisini üzüntü ile doldurmuş olduğunu, acı çektiğini, gücünün tükendiğini ve soluğunun kesildiğini söyler ve bu göksel haberci ile konuşmak için yetersizlik duygusuna kapıldığını itiraf eder, “Ben kulun nasıl seninle konuşayım?” der.

Melek ona tekrar dokunur ve onu güçlendirir, onun kişisel olarak çok sevildiği konusunda ona garanti verir. Onu Tanrının esenliği ile doldurur ve güçlü olmasını öğütler. Böylece Daniel Tanrının önünde canını döktükten sonra Tanrının, yüreğine döktüğü esenliğe sahip olur (bakınız Filipeliler 4:6,7). Sonuç olarak Daniel güçlenir ve meleğe şu sözleri söyleyebilir,”Konuşmanı sürdür efendim, çünkü beni güçlendirdin.”

Ayetler 20 – 11:1 — Bu noktadan itibaren Daniel bir dinleyici haline gelir. Melek ona şu bilgileri verir: Çok yakında gidip Pers önderi ile savaşacaktır. O gidince Grek önderi gelecektir. Ama ruhsal kötülük ile tekrar savaşmaya gitmeden önce Daniel’e Gerçek Kitap’ta neler yazıldığını Daniel’e bildirecektir. 11 ve 12. Bölümlerin açıklamalarının Kutsal Yazılarda yer almalarının nedeni bize yararlı olmaları içindir.

Baş önderlerden biri olan Mikail’in Tanrının yersel halkına ihtiyaçlarında yardım etmek ve korumak için özel görev verilmiş olduğu Daniel’e garanti edilir. Daniel’e gönderilen melek daha önceden Medli Darius’u onaylamak ve güçlendirmek için kullanılmıştı. Bu ifade, Darius’un Daniel’ çok iyi davrandığı gerçeğine ilişkin aydınlatıcı bir bilgidir. (bakınız Daniel 6:14-28) Daniel 6. Bölümde dışsal tarihi okuruz: Daniel 10. Bölümde ve Daniel 11:1 ayetinde tarihin ardındaki ruhsal savaşı görürüz. Şimdi Daniel’in düşmanlarının öfkesinin olayların arka sahnesinde çalışan ruhsal kötülüğün sonuçları olduğunu görürüz, Darius tarafından Daniel’e yapılan iyiliklerin de kralın, Tanrının göksel habercisi tarafından onaylanmasının ve güçlendirmesinin sonucu olduğunu görürüz. Ancak yine de Daniel ve arkadaşları bu ruhsal varlıkların işleyişlerinden biraz da olsa haberdardılar.

Mesih Karşiti

Daniel 11:2-15

Daniel’e bu taze açıklamalar verilmeden önce işiteceği şeylerin “gerçek” hakkında olduğuna dair garanti verilir. Öteki ulusların dönemleri sırasında Tanrının yersel halkının tarihi hakkında bilgi sahibi olmamız için insan spekülasyonları yerine tanrısal açıklamaların kesinliğine sahibiz.

Bu açıklamalar sırasında sahip olduklarımız şunlardır:—

  1. İlki, çağların sonuna yönlendiren olayların önceden bildirilmesidir (2-35  Ayetler):
  2. İkincisi, bir peygamberliktir ve bizi Yahudilerin inançtan dönen ulusunun ortasında inanç değiştiren biri olarak Mesih karşıtının egemenliğini önceden bildiren çağların sonuna götürür (36-39. Ayetler).
  3. Üçüncüsü, son günlerde Mesih karşıtının egemenliği sırasında Yahudilerin ülkesini işgal edecek olan Yahudilerin kuzeydeki düşmanıdır (40-45 Ayetler).

(a) İsrail ülkesi ile bağlantılı olarak zamanın sonuna götüren olayların peygamberlik ile ilgili tarihi.

Melek Daniel’in önünde öteki ulusların Tanrının ülkesi ile bağlantılı olarak kısa bir taslağını sunar. Ve ortaya şu çıkar: eğer Tanrı öteki ulusların dünyasındaki olayları kaydederse, bu olaylar Tanrının halkı ve “güzel ülke” ile ilgili olaylardır (16. Ayet).

Ayet 2 — Bu açıklamalar sırasında dünyanın ilk büyük imparatorluğu düşmüştür. İkinci imparatorluk ya da Pers İmparatorluğu dünyanın yönetimini eline geçirmektedir. Daniel’e önce bir kaç sözcük aracılığı ile Pers İmparatorluğunun sonunun nasıl geleceği söylenir. Pers ülkesinde dört kral yükselecektir ve dördüncü kral diğerlerinden çok daha büyük olacaktır. Ezra 4. Bölümden ilk üç kralın adlarının Ahaşveroş, Artahşasta ve Darius olduklarını öğreniriz (Ezra 4:5-7,23,24). Dördüncü kral tarihten tanıdığımız Persleri Grek kralına karşı yönlendiren ünlü Xerxes’tir.

Ayet 3 — Melek sonra Daniel’e büyük bir egemenliğe sahip olacak güçlü bir kralın ortaya çıkacağını ve büyük yetki ile krallık edip dilediği gibi davranacağını bildirir. Tarih bu noktada bize yine bu kralın Xerxes’i yenilgiye uğratan, Pers İmparatorluğunu yer ile bir eden ve üçüncü dünya imparatorluğu olan Grek İmparatorluğunu kuracak olan büyük İskender olduğunu söyler.

Ayet 4 — Sonra, daha önceki görümlerde tanımlanmış olduğu gibi, Büyük İskender’in krallığı kendi soyuna geçmeyecek olan ve yabancılar tarafından yönetilecek olan dört ayrı krallığa ayrılacağını öğreniriz. Tüm bu bildiklerimiz Büyük İskender’in krallığı generallerinin dördü arasında bölündüğü zaman, yerine gelmiş oldu.

Ayetler 5 ve 6 — Bu krallıklardan bir tanesi İsrail ülkesinin kuzeyinde ve diğeri ise güneyinde kurulacaktır. Bu bilgiyi izleyen peygamberlik, bu krallıkların başında olan kişilerin güneydeki krala ya da Mısır’a, ve kuzeydeki krala ya da Suriye’ye işaret ettiği aşikardır. Peygamberlik açısından bu ünvanlar her zaman aynı kişiye işaret etmezler, ama aynı kuşaktan gelen kralları belirtmek için resmi ünvanlar olarak kullanılırlar. Bunu izleyen açıklamalar özellikle Tanrının yersel halkı ve Tanrının ülkesi ile temas kurdukları zaman Büyük İskender’in İmparatorluğunun bu iki eylemi ile yakından ilgilidirler.

Daniel’e, Büyük İskender’in yönetimi altındaki ünlü bir önder olan Batlamyalılar’dan gelen güney kralının güçlü olacağı, ama yine de ondan daha güçlü birinin ortaya çıkacağı hakkında bilgi verilir. Burada sözü edilen hiç kuşkusuz kuzeyin ilk kralıdır. İnanç ile ilgilenmeyen dünya tarihi, bu iki güç arasındaki çatışmadan büyük ayrıntılar vererek söz eder. Bu savaşların sonucu olarak İsrail ülkesini birinin ya da diğerinin ele geçireceğine dair Tanrı önemli gerçekler bildirir.

Çatışmanın üzerinden yıllar geçtikten sonra bu iki güç antlaşma yaparak bir araya gelmek isteyeceklerdir. Güney kralı yapılan anlaşmayı onaylamak için kızını kuzey kralına eş olarak verecektir. Ama her şeye rağmen bu evlilik yine de çatışmayı sona erdirmek konusunda başarısız olacaktır. Güney kralının kızı, kuzey kralına eş olarak gitse de kız gücünü koruyamayacaktır. Kız ile babası ve onlara eşlik edenler ve onu destekleyen de düşmanlarının “eline” verileceklerdir. Tarih, bize hepsinin öldürüldüklerini bildirir.

Ayetler 7-9 — Öldürülen kraliçenin erkek kardeşi güney kralı konumunda kuzey kralına saldırıp, öldürülen kız kardeşinin intikamını alacak ve kuzey krallığı ile savaşıp onları yenecektir. Onların ilahlarını, dökme putlarını, değerli altın ve gümüş kaplarını alıp pek çok tutsak ve sözü edilen ganimet ile birlikte kendi ülkesi olan Mısır’a götürecektir.

Ayetler 10-12 — Kısa bir süre sonra kuzey kralının oğulları uğradıkları yenilginin intikamını almak isteyeceklerdir. Ve güney kralına saldırmak için çok büyük bir ordu toplayacaklar ve kutsal ülkeden geçerek saldıracaklardır. Güney kralı ise öfke ile çıkacak ve kuzey kralına saldıracak ve onun ordularını yok etmek isteyecektir. Ancak her şeye rağmen yine de, onun baskın çıkan zaferi, güvenliğe kavuşmasını ya da bu çatışmalara son vermesini sağlamayacaktır.

Ayetler 13 ve 14 — Kuzey kralı tekrar bu kez öncekinden daha da büyük bir ordu toplayarak bir kaç yıl sonra güney kralının ülkesine doğru ilerleyecektir. Ayrıca, onun güney kralına yaptığı bu saldırıda başka pek çok kişi tarafından desteklenecektir. Öte yandan, Daniel’e kendi halkı arasındaki isyancıların – burada “vahşi” olarak adlandırılan Yahudiler – güney kralına karşı kurulan bu ittifaka katılarak kendilerini yüceltmek isteyecekleri söylenir.

Ayetler 15 ve 16 — Bu çatışma nedeni ile kuzey kralı İsrail ülkesindeki surlu kentleri alacak ve görkemli güzel ülkeyi kendi egemenliği altına sokacaktır. Güney kralının güçleri görkemli ülkenin fethedilmesini durdurmak konusunda başarılı olamayacaklardır.

Ayet 17 — Ülkeyi ele geçiren kuzey kralı, krallığının sahip olduğu tüm güç ile güney kralının ülkesine girmeye hazırlanacaktır. Ama görüleceği gibi yine de fikrini değiştirecek ve ülkesini yer ile bir etmek için kızını ona verecek, ama tasarısı başarılı olamayacak ve ona yarar sağlamayacaktır. Kuzey kralının kızı babasının kocasına karşı olan eylemlerini reddedecektir.

Ayetler 18 ve 19 — Kuzey kralı bu evlilik sayesinde Mısır’daki sınırlarının garanti altına alınacağına güvendiği için Grek adalarına saldıracaktır. Bir süre için zafer kazanacak, ama batıdan, onu nihai yenilgiye uğratacak olan bir komutan ortaya çıkacak ve kendi ülkesine ezilmiş ve kırılmış bir önder olarak dönmesine neden olacaktır.

Ayet 20 — Kuzey kralı, uğradığı yenilginin bir sonucu olarak (tarihten de bildiğimiz gibi) Romalılara vergi ödemek zorunda kalacaktır. Bu yüzden onun yerine geçecek olan kişi, “zorla vergi toplayan” kişi olarak tanınacaktır.

Ayetler 21 - 24 — Kuzey kralının yerine geçen bu kralın tahtı değersiz biri tarafından ele geçirilecektir; kurduğu düzenler sayesinde tahta çıkan bu kral, tarihte Antakyalı Efifanes olarak bilinir. Bu kral tahtın gerçek mirasçısı değildir, ama hile ile karşı çıkarak kurduğu düzenler sayesinde krallığı savaşmadan ele geçirecektir. Tanrının ülkesine egemen olacak, tüm direnişi yok edecek ve burada antlaşma önderi olarak ifade edilen Tanrı halkının önderini yok edecektir. Az sayıda insan ile gittikçe güçlenecektir ve sonra beklenmedik bir anda ilin zengin bölgelerine saldırıp adamlarına yağma ve çapul malı, servetler dağıtacaktır. Babalarının, atalarının yapmadığı bir şeyi yaparak halkını putperestliğe zorlayacaktır.

Ayetler 25 - 28 — Güzel ülkeyi ele geçirdikten sonra, güney kralına saldıracak ve büyük ve çok güçlü bir ordu ile savaşan güney kralının üzerine yürüyecektir. Ama güney kralı her şeye rağmen, kurulan düzenler yüzünden kuzey kralına karşı duramayacak ve yenilgiye uğrayacaktır. Bu iki kral, aynı sofraya oturarak karşılaşacak ve birbirlerini kandırmaya çalışacaklardır. Kuzey kralı ülkesine büyük ganimet ile dönecek ve yüreğinde şu karar olacaktır: güney kralı ya da Tanrının halkı ile yapmış olduğu hiç bir anlaşmaya uymayacaktır.

Ayetler 29 - 35 — Sonunda kuzey kralı, güney kralına tekrar saldıracaktır. Bu saldırısına batıdan gelen bir güç karşı koyacaktır. Ona karşı koymak için Kittim’den gelen gemiler -Roma İmparatorluğunun bir donanması - cesaretini kıracaktır. Bu yeni düşman tarafından tüm planları engellendiği için çok öfkelenecek, ama güneyden geri dönmek zorunda kalacaktır. Bu öfkesi nedeni le kızgınlığını Yahudilerden çıkarmak için kutsal antlaşmaya karşı çıkacaktır. 30. Ayetin ortasından 35. Ayetin sonuna kadar bize bu kötü adamın Yahudiler ve onların ülkeleri ile ilgili pek çok ayrıntı verilmiştir. Bu tarihi olayların yönü bu olaylardan kaynaklanır; Tanrı’ya ve O’nun halkına olan insan düşmanlığı bu olaylar aracılığı ile ortaya çıkar – Son günlerde Yahudilerin en yüksek noktaya varan dehşet içine düşmelerinin nedeni bu düşmanlıktan kaynaklanır.

Bu kötü kralın egemenlik günlerinde, daha sonraki günlerde olduğu gibi, Yahudiler arasında inançtan dönenler – “kutsal antlaşmayı terk edenler” - olacak. Kötü kral “dikkatini bu kişilere yöneltecek” ve “ onları kayıracaktır. Kuzey kralı antlaşmayı bozanları yaltaklanarak ayartacaktır. Tapınak ile kaleyi kirletmek, günlük sunuları kaldırıp yıkıcı iğrenç şeyi koymak için kendisini destekleyen güç bularak bir süre için kötü eylemlerinde başarılı olacaktır.

Her şeye rağmen, bu kötü ve korkunç zaman sırasında Yahudiler arasında “Tanrılarını tanıyan kişiler” olacaktır. Bu bilge kişiler güçlü olacaklar ve Tanrılarından yana durarak birçoklarını Tanrının yolları ve düşüncesi hakkında eğiteceklerdir. Bunun sonucu olarak, bu kişiler uzun bir süre ya kılıç ile öldürülecek, yakılacak, tutsak kılınacak ya da mallarından edileceklerdir. Yine de her şeye rağmen, yenilgiye uğradıkları zaman biraz yardım göreceklerdir. İçtenlikten uzak bir çok kişi onlardan yana geçecektir. Onları denemek için Tanrı tarafından her şeye izin verilecek ve bilgelerden kimisi tökezleyecektir; öyle ki, son gelinceye dek arınıp temizlenebilsinler ve lekesiz duruma gelebilsinler. Çünkü son yine de belirlenen zamanda gelecek.

Bu peygamberlikte önceden bildirilen ve durumu yönlendiren olaylar öylesine kesin bir ifade ile bildirilmişlerdir ki, dünyasal tarihe bakıldığı zaman, bu olayların tam olarak yerine geldiklerini ve hatta farklı kişilere verilen isimleri ve onların zaferlerinin ve yenilgilerinin tarih ve yerlerini görmek çok kolaydır. Ayrıca 25-30 ayetlerinde yazılı olan ve kötü Efifanes’in eylemlerini tanımlayan bu peygamberlikteki nihai olaylar daha fazla ayrıntı ile verilirler; bu ayetler zaten daha önceden yerine gelmiş olan yalnızca Tanrının halkı ile bağlantılı olan şimdiki tarihi temsil etmek ile kalmazlar, ama aynı zamanda gelecekteki büyük sıkıntı gününde Yahudi ulusunun yaşayacağı daha büyük üzüntüleri çok kesin bir şekilde belirtirler.

(b) Mesih Karşıtı (36-39 Ayetler).

35. ayetin sonuna kadar Daniel’in gününde henüz gelecekte olmalarına rağmen, daha önce meydana gelmiş olan peygamberlikler ile ilgili ön bildirileri okuruz.36. ayetten itibaren melek, gerçekleşmeleri gelecekte yer alan olaylardan söz eder. Bu durum, meleğin şu sözleri ile aydınlığa kavuşur: bu olaylar Tanrının öfkesi tamamlanıncaya kadar sürecektir (ayet 36). Ve sonra yine zamanın sonuna işaret eden referansı okuruz (ayet 40). Melek “son gelince” ifadesini daha önce kullanmıştır; amacı sadık kalan kişilerin uğrayacakları zulümlerin son bulacağını bildirmektir (ayet 35); şimdi 40. Ayette, son geldikten sonra hemen ortaya çıkacak olan olayları tanımlamak için “son gelince” ifadesini tekrar kullanır. Ayrıca, dikkatimizi çekmesi gereken önemli bir nokta daha vardır: 36. Ayette melek bildirdiği peygamberliğe, “kralın” tanımını yapar iken, tamamen yeni bir kişilik ekler. 40. Ayetten hem güney hem de kuzey kralının bu yeni ortaya çıkan kişiye karşı geleceklerini öğreniriz. Meleğin artık Mısır ya da Asur kralı hakkında konuşmadığı aşikardır, sözünü ettiği kişi, ülkede egemenlik süren bir kraldır.

Melek tarafından özellikleri belirtilen bu adam, Yeni antlaşmada ortaya çıkan (2. Selanikliler 2) yasa tanımaz adam ya da Mesih karşıtının özellikleri ile öylesine büyük benzerlikler göstermektedir ki, bu durumdan çıkartılabilecek tek sonuç, her iki bölümün de aynı kişiye işaret ettiğidir. Tek farklılık şudur: Daniel kitabında Mesih karşıtı Yahudilerin inançtan dönmeleri ile bağlantılı olarak sunulur; oysa Selaniklilere yazılan İkinci Mektupta bu yasa tanımaz adam Hıristiyanlığın inançtan dönmesinin bir sonucu olarak ifade edilir. Peygamberliğin bu nihai kısmına böylesine derin bir özellik kazandıran, bu korkunç adamın peygamberliğe özgü bir şekilde resmedilmesidir.

  1. Onun öncelikle, “dilediği gibi davranacağını” okuyoruz. Kendi isteğinden başka hiç bir istek tanımayarak Tanrıdan tamamen bağımsız bir şekilde hareket edecektir.
  2. İkinci olarak, kendisini tüm tanrılardan daha büyük ve daha yüce gösterecektir. Bu iki davranış insanın düşüşüne neden olmuştur. Adem kendisini Tanrı gibi yüceltmek konusuna ilişkin ayartmaya yenik düşerek Tanrı’dan bağımsız olarak hareket etti. Mesih karşıtı da Adem soyunu mahveden tüm kötülüğün en yüksek noktasını sergileyen bu iki davranışta bulunacaktır.
  3. Üçüncü olarak, Mesih karşıtı yalnızca kendinin tüm tanrılardan daha üstün olduğunu söylemek ile kalmayacak, ama aynı zamanda tanrıların Tanrısına karşı küfür niteliğinde, hiç duyulmamış sözler söyleyecektir.
  4. Dördüncü olarak bu korkunç adamın kötülüğüne rağmen, kendisine “Tanrının öfkesi tamamlanıncaya dek” başarılı olması için izin verilecektir. Peygamber Yeşaya “öfke” ifadesinin Tanrının İsrail ulusuna yöneten yargı ile davranacağı zamana işaret etmek için kullanıldığını açıkça belirtir (bakınız Yeşaya 5-10 ve Yeşaya 14).
  5. Beşinci olarak, bu kralın “hiç bir tanrıya, atalarının ilahlarına da kadınların bağlandığına da ilgi göstermeyeceğini ve kendisini hepsinden üstün göreceğini” öğreniriz. Buna göre, bu kralın inancından dönen bir Yahudi olduğu anlaşılır; yalnızca Yehova’yı değil, ama Yahudi kadınların arzusu olan Mesih’in doğumunu da reddetmektedir.
  6. Altıncı olarak, kendisini tüm tanrıların üstünde yücelttikten ve Tanrı yerine koyduktan sonra, insanları yeni bir tanrıya, “kaleler ilahına” inanmaları için zorlayacaktır. Bu yabancı ilahı kabul edenleri alabildiğine onurlandıracaktır.
  7. Yedinci olarak ise, bu yeni kaleler ilahın gücü ile tüm İsrail ülkesini organize edecektir; isteklerini yerine getiren kişiler arasında ülkeyi ödül olarak bölüştürecektir.

Yahudiler ve ülkeleri ile bağlantılı olarak gelecek olan Mesih karşıtının özellikleri işte bunlardır. Her zaman Tanrının isteğini yapan, Kendisini asla yüceltmeyen ve yalnızca Babanın onurlandırılmasını ve insanın bereketini isteyen Mesih’te görülen tüm bereketlere tam bir karşıtlık içinde olacaktır.

Böylece, kısa bir kaç sözcük ile açıklayacak olur isek, kendisi inançtan dönmüş bir ulus üzerinde egemenlik süren ve inançtan dönmüş bir Yahudi olan Mesih karşıtı işte böyle biridir. Bu bölümde onun, üstün gelecek olan yargısına ilişkin hiç bir bilgi öğrenmeyiz. Bu bilgi Vahiy kitabında verilir.

(c) Kuzey Kralı (40-45 Ayetler).

Ayetler 40 - 43 — Mesih karşıtının kimliği ile önümüze Tanrının ve Tanrı halkının büyük düşmanının, son günlerde Yahudi halkının arasından çıkacağına ilişkin bilgi getirilir. Bölümün son ayetleri, peygamberliğe özgü bir şekilde şunu bildirirler: aynı zamanda Yahudi ulusuna, kendi içinden çıkan bir düşman tarafından karşı çıkılacak.

“Son gelince”, Yahudiler Mesih karşıtının egemenliği altında, ülkelerine geri döndükleri zaman, hem güney kralı hem de kuzey kralı tarafından saldırıya uğrayacaklar. Yahudilerin en büyük ve en ciddi düşmanlarının kuzey kralı olacağı aşikardır, çünkü kuzey kralı her şeyi süpürüp götüren sel gibi taşarak ülkeden geçecektir. Bu zaferli kariyerine bir süre için devam edecektir, çünkü “pek çok ülke elinden kurtulmayacaktır”. Ancak Edom, Moav ve Ammon önderleri onun elinden kurtulacaklardır. Ama Mısır onun elinden kurtulamayacaktır.

Kutsal Yazılardan varacağımız sonuç şu olabilir: Yahudiler, Tanrı tarafından başlangıçtan beri sınırları çizilmiş olan ülkelerine yeniden yerleştirildikleri zaman, daha önce ülkelerini kuşatan bu eski uluslar, yeniden ortaya çıkacaklardır. Tanrının bu üç ülke üzerine göndereceği yargının İsrail tarafından yerine getirileceğini Yeşaya kitabından biliyoruz (Yeşaya 11:14). Bu yüzden kuzey kralının onlara dokunmasına izin verilmeyecek olması mümkündür. Her şeye rağmen yine de, kuzey kralı Mısır’ı eline geçirecek ve onun tüm değerli eşyalarına el koyacaktır. Öyle görünüyor ki, Libyalılar ve Etiyopyalılar onun kumandasında olacaklardır.

Ayetler 44 ve 45 — Kuzey kralı başarılarının orta yerinde, doğudan ve kuzeyden gelen düşmanların yaklaşmakta oldukları haberini alacak ve onu geri dönmeye zorlayacak olan bu yeni düşmanları yıkıp yok etmek için “büyük bir öfke” ile yola çıkacaktır. Deniz ile güzel kutsal dağ arasında saray çadırlarını kuracaktır.

Bu bölümde onun kariyerini sona erdiren koşullar ile ilgili herhangi bir detay verilmemiştir. Bize söylenen yalnızca yaşamın son bulacağı ve ona yardım edecek hiç kimsenin var olmayacağıdır; bu ifade Tanrının herhangi bir insan gücünü araç olarak kullanmadan bu düşman ile doğrudan Kendisinin ilgileneceğini ima eder gibidir (Hezekiel 39:1-7).

36-45 ayetlerinde yer alan farklı ifadeler ile bağlantılı olarak zamanın sonunda, İsa’yı Mesihleri olarak reddederek kendi ülkelerinde imansızlık içinde bir araya getirildikleri zaman, Yahudiler ile ilgili canlı bir resim görürüz. Yahudiler tapınaklarını yeniden bina etmiş olacaklar ve sunularını takdim edeceklerdir. Kralları Mesih’i reddettikleri için Rabbin söylemiş olduğu kendi sözleri uyarınca “kendi adına gelen kişiyi kabul edeceklerdir” (Yuhanna 5:43). Yahudiler böylece Mesih karşıtını kralları olarak kabul edeceklerdir. Suriye, ülkenin kuzeyinde, güçlü bir kralın yönetimi altında yeniden bina edilecektir. Ülkenin güneyinde ise Mısır, kendi kralının idaresi altında “altın ve gümüş hazinelerine” sahip olarak zenginleşecektir. Etiyopya ve Libya farklı iki ulus olarak var olacaklardır. Ülkenin doğu tarafında Edom, Moav ve Ammon yeniden kurulacaklardır. Yahudiler, bu koşullar içinde Mesih karşıtının yönetimini kabul etmiş olarak, inançlarından dönüş yapacaklar ve ülkeleri kuzeydeki düşmanlarına yem olacaktır.

Büyük Sikinti

Daniel 12

Bu son bölümde Mesih’in egemenliğinden önce gelecek olan son üç buçuk yıl dönemine götürülürüz – Yahudilerin üzüntülerini ve Tanrı’nın yersel halkının dağıtılmasını sona erdirecek olan büyük sıkıntı dönemi. (ayet 7)

Ayet 1 — Tanrı’ya sadık kalan kişilerin rahatı ve teşvik edilmeleri için Daniel’e Mikail tarafından şu garanti verilir: Tanrı’nın yersel halkını koruyan büyük ruhsal önder Mikail son geldiği zaman, görünecek ve halkı koruyacaktır.

Katlanmak zorunda kalacakları tüm denemelerin arkasında görünmeyen dünyadaki ruhsal güçlerin desteğine sahip oldukları konusunda kendilerine güvence verilir. Bu ruhsal yardım için özel mesaj şu olacaktır: Yahudi halkı için “ulusun oluşumundan beri hiç görülmemiş bir sıkıntı dönemi yaşanacaktır.” Bu büyük sıkıntı her şeye rağmen yine de, ulusun çektiği üzüntülere son verecek ve adları yaşam kitabında yazılı bulunan Tanrı’ya bağlı kişilerin kurtarılması ile son bulacaktır.

Vahiy 12:7 -17 ayetleri, Mikail’in ve meleklerinin bu dönemdeki özel eylemleri hakkında daha çok ayrıntı verirler. Bu bölümlerin üç buçuk yıldan oluşan aynı döneme işaret ettikleri aşikardır (Daniel 12:7 ile Vahiy 12:14 ayetlerini karşılaştırın). Bu ayetlerde yazılı olanlardan Mikail ve melekleri ile ejderha ve melekleri arasında süren gökteki savaşları öğreniriz. Mikail üstün gelecektir; öyle ki şeytan artık gökyüzünde kalacağı hiç bir yer bulamasın. Şeytan böylece melekleri ile birlikte yeryüzüne atılsın. Hemen bu olayın ardından “yer ve denizde oturanlar” için yeryüzünde hiç bir şey ile kıyaslanamayacak bir sıkıntı zamanı baş gösterecektir. Şeytanın zulmünün özel objesi, İnsan çocuğu, Mesih’i dünyaya getiren “kadın” ya da İsrail olacaktır. Ayrıca bölüm şeytanın büyük öfkesinin “kadının soyundan geri kalanlar ile Tanrı’nın buyruklarını yerine getirip İsa’ya tanıklıklarını sürdürenler” olarak tanımlanan kişilere yöneleceğini açıkça belirtir” (Vahiy 12:12,13,17).

O zaman Mesih karşıtının egemenliği sırasındaki son günlerde inançtan dönmüş ulusun ortasında İsa Mesih’e tanıklıklarını sürdürenler ve Tanrı’nın buyruklarını yerine getirenler olacağı kesindir. Bu tür kişiler Rabbin gözünde çok değerli olacaklar ve isimleri Tanrının anma kitabına yazılacaktır. (Malaki 3:16)

Bu hiç bir şey ile kıyaslanamayacak kadar büyük olan sıkıntı ile ilgili olarak başka iki Kutsal Yazı tarafından konu yeterli bir şekilde aydınlatılır. Yeremya 30. Bölümde geleceğe bakarak konuşan peygamber şöyle der: “İşte halkım İsrail ve Yahuda’yı eski gönençlerine kavuşturacağım günler yaklaşıyor. Onları atalarına verdiğim topraklara geri getireceğim, orayı yurt edinecekler.” Ezra ve Nehemya’nın yönetimi altında kısmen geri dönülmesinin peygamberliğin yerine gelmediğini açıkça ifade eder. Peygamberlik hala gelecekteki günler ile ilgilidir. Peygamberlik bize bu nihai kurtuluşun “Yakup soyu için sıkıntı zamanı”, “aynısı olmayacak korkunç gün” şeklinde ifade edilen dönemlerden önce gerçekleşeceğini anlatmaya devam eder. (Yeremya 30:3-7)

Sonra Yeni Antlaşmada Rab şu sözleri ile bu sıkıntı zamanına işaret eder:”O günlerde öyle korkunç bir sıkıntı olacak ki, dünyanın başlangıcından yana böylesi olmamış, bundan sonra da olmayacaktır.” Rab burada kesinlikle şu zamana işaret ettiğini net olarak söyler: “Peygamber Daniel’in sözünü ettiği yıkıcı iğrenç şeyin kutsal yerde dikildiğini” gördüğünüz zaman… (Matta 24:15,21).

Bu korkunç dehşetli zaman esnasında şeytan olayların arkasında bulunan kişidir ve tüm sıkıntıyı kışkırtan o olacaktır. Mesih karşıtı ülkenin içindeki düşman olacak, Roma İmparatorluğu ve kuzey kralı ülkenin dışındaki büyük düşmanlar olacaklardır.

Ayet 2 — O dönemde Yahudi ulusunun büyük bir canlanması gerçekleşecektir. Dirilişi bir figür olarak kullanan melek, ulusun, diğerlerinden farklı bir ulus olarak ayrıcalıklı yerini kazanması için yeryüzünün toprağındaki uyku konumundan uyanacaktır. Yine de tüm bunlara rağmen bilgeler sonsuza dek yıldızlar gibi parlayacaklar, ama bazıları ise hala imansızlıkları içinde kalacaklardır. Bu ulusal uyanış böyle kişileri yalnızca utanca ve sonsuz iğrençliğe götürecektir.

Ayet 3 — Burada bilge olarak adlandırılan tanrısayar kişiler bu büyük sıkıntı döneminde Tanrı ve Mesih için herkesin önünde tanıklık edeceklerdir. “Bilgeler gökkubbe gibi, bir çoklarını doğruluğa döndürenler yıldızlar gibi sonsuza dek parlayacaklar.” Ettikleri tanıklık sayesinde “bir çoklarını doğruluğa döndüreceklerdir.”

Ayet 4 — Melek, açıklamasını tamamladıktan sonra, Daniel’e “Son gelinceye dek bu sözleri saklamasını, kitabı mühürlemesini” buyurur. Ama Hıristiyan için bu sözler mühürlenmez. Vahiy kitabında, Tanrı halkının topluluklarına tanıklık eden Yuhanna’ya şu sözler söylenir: “Bu kitabın peygamberlik sözlerini mühürleme. Çünkü beklenen zaman yakındır” (Vahiy 22:10,16).

Mesih’in tekrar gelişinin ışığında yaşayan Hıristiyan, beklenen zamanın yakın olduğunu görür ve bu karanlık dünyada kendisine rehberlik etmesi için peygamberliğin ışığının doluluğuna sahiptir. Kilise yeryüzünde bulunduğu sürece, dünya ve Yahudi için bu peygamberliğin sözünü ettiği “zamanın sonu” henüz gelmemiştir. O zaman gelinceye kadar tüm bu konular onlar için, mühürlenmiş bir kitap olarak bile anlaşılması mümkün olmayan konulardır. Dünya o zaman gelinceye kadar bilgide artarak ama Tanrı’nın düşüncesinden ve gelecek olan yargılardan habersiz olarak kendi dünyasal işleri ile meşgul olarak kendi yolunda devam eder.

Ayetler 5 - 7 — Peygamberlik, Dicle ırmağının her bir kıyısında duran iki meleğin verdiği son görüm ile sona erer. Daniel, meleklerden birinin şu soruyu sorduğunu işitir: “Bu şaşırtıcı olayların son bulması ne kadar zaman alacak?” “Bu şaşırtıcı olaylar”, meleğin söylemekte olduğu “büyük sıkıntı zamanına” işaret ederler. Daniel şimdi, bir ant ile onaylanan Tanrının sözünden sıkıntı zamanının üç buçuk yıl süreceğini öğrenir. Ayrıca, bu dönem tamamlandığı zaman, Tanrı’nın yersel halkının dağıtılması sona erecek, tanrısayar kişilere yapılan zulüm bitecek ve Tanrı’nın yaşayan ulusları yargılama dönemi de son bulacaktır.

Ayetler 8 - 10 — Tüm bu açıklamalar esnasında Daniel meleğin söylediklerini işittiğini ama anlamadığını kabul etmek zorunda kalır. Bu nedenle tekrar sorar: “Ey efendim, bunların sonu ne olacak?” Daniel, tüm bu olayların getireceği sonucu bilmek için derin bir arzu duymakta idi. Bizler bu olayların sonucunda Mesih’in krallığının yüceliklerinin ve bereketlerinin geleceğini biliyoruz. Ama Daniel’e verilen açıklama krallıktan önce gelecek olan yargılardan söz eder ve bizi krallığa götürür, Mesih’in egemenliğinin yüceliklerini açıklamak Yeşaya’ya ve diğerlerine bırakılmıştır.

Daniel’e gitmesi söylenir, çünkü sözler zamanın sonuna kadar mühürlenmiştir. Ama Daniel’e yine de halkına gelecek olan tüm üzüntülerin Tanrı tarafından tanrısayar kişileri denemek ve arıtmak için kullanılacağı söylenir. Kötülük yapan kötü uluslardan hiç biri ne olacağını anlamayacaktır; ama “bilgeler anlayacaktır.” Bu ifade, Daniel’in “anlamadım” ifadesine verilen bir yanıta benzer. Daniel’e beklemesi ve Tanrı’dan korkması ve uygun zamanda anlayacağı söylenir, çünkü Tanrı korkusu bilgeliğin başlangıcıdır.

Ayetler 11 ve 12 — Daniel’e şu kesin sözler bildirilir: Günlük sununun kaldırılıp yıkıcı iğrenç şeyin konduğu zamandan başlayarak bin iki yüz doksan gün geçecek ve bekleyip bin üç yüz otuz beş güne ulaşan kişinin çok mutlu olacak. Bu her iki dönem de günlük sununun kaldırılması ile başlayan üç buçuk yıldan fazladır. (bakınız Daniel 9:27 ve Matta 24:14) Bunun nedeni belirgin değildir, ama Mesih karşıtının yargılanmasından sonra tüm İsrail’in bir araya toplanması amacı ile zaman kalması için olabilir. Bu sayıların kesin anlamını o gün ortaya çıkaracaktır. Bizim tüm bildiğimiz şudur: Günlük sununun kaldırılmasından Mesih karşıtının egemenliğinin sonuna kadar üç buçuk yıl ya da bin iki yüz altmış gün (Yahudi varsayımı) ve tüm bereketin içeri getirilmesi için bin üç yüz otuz beş gün geçecektir.

Ayet 13 — Daniel bu ciddi olayların bildirilmesinden sonra beklemesi ve canının huzur içinde devam etmesi için teşvik edilir, kendisine, günlerin sonunda gelecek olan krallıkta atanmış olduğu yerde duracağına dair güvence verilir.

Neşide 1

Sevginin Güvencesi

Neşide 1:2 — 2:7

Gelin (2-7)

1:2 Beni dudakları ile öptükçe öpsün!

Ezgi, gelinin söylediği bir şarkı ile başlar. Gelinin ilk sözleri, Güvey’in sevgisinin taahhüdü için yüreğinde duyduğu büyük özlemi ifade ederler. Bu sözler, Güvey’e yabancı olan birinin söylediği sözler değildir, gelin, Güvey’in sevgisine kayıtsız değildir. Güvey’i çekici bulan bir gelinin konuşmasını yansıtırlar; gelin, güveyin kişisel sevgisinin güvencesini hissetmeyi özler ama yine de hissedemez.

Bu ilk neşidenin sonunda gelin, yüreğinin duyduğu bu özlemi elde etmek ister, çünkü çok büyük bir haz ile şu sözleri söyleyebilmektedir: “Sol eli başımın altında, sağ eli sarsın beni.” Başlangıçta ifade edilen özlem sonunda fark edilir. Ezginin devamı boyunca gelinin öğrenmesi gereken başka dersler olacaktır. Ancak gelin, güveyin sevgisinin güvencesine ve tadına kavuşmuştur. O zaman bu konu, ilk neşidenin ana konusu olmaktadır – gelinin yüreğinde Güvey’in sevgisini onaylamak için yürüyen sevgi yolu.

Mesih’in sevgisinin güvencesinden yoksun olmak, gerçek Hıristiyan deneyiminden çok uzaktır, ama yine de Tanrı ile olan öykümüzün başlangıcında canlarımız her zaman Mesih’in sevgisi konusunda güvenceye sahip olamaz. Ve Mesih’in sevgisinin güvencesine sahip olunduğunda, her zaman bunun tadına varılamaz. Ve işte bu yüzden gelinin söyledikleri, pek çok Tanrı çocuğunun özlemini ifade eder. Ama Mesih’in sevgisinin tadına varmak, tüm gerçek adanmışlığın sırrıdır. Elçi Pavlus’un adanmış yaşamına baktığımız zaman, işkence zulümlerini, karşı karşıya kaldığı tehlikeleri ve katlandığı zorlukları gördüğümüzde, böyle harika bir yaşamdaki gizli sırrın ne olduğunu sorarız. Ve Pavlus’un şu yanıtı verdiğini duyarız: “Şimdi bedende sürdürdüğüm yaşamı, beni seven ve benim için kendini feda eden Tanrı Oğlu’na imanla sürdürüyorum.” İşte burada Pavlus’un yaşamının gizli kaynağı görülür; bu gizli kaynak, Mesih’in bireysel sevgisinin güvencesinde ve lezzetinde muhafaza edilen bir yürektir. Canlarımızın Mesih’in sevgisinden emin olmasının gerekmesi çok büyük bir önem taşır. Bu dünyada başka sevgiler de mevcuttur, ama yalnızca O’nun sevgisi yüreği tatmin edebilir. “Beni O öpsün.” Yüreğin tatmin olması için O’nun sevgisinin bilinçli bir şekilde bilinmesi gerekir ve öpücüğün önemi buradadır: “Beni O öpsün.” Ama daha sonra O’nun sevgisinin bireysel ve kişisel bir sevgi olarak bilinmesi gerekir. “Beni O öpsün.”

1:2 Çünkü aşkın şaraptan daha tatlı.
1:3 Ne güzel kokuyor sürdüğün esans;
Dökülmüş esans sanki adın:
Kızlar bu yüzden seviyor seni.

Gelin, Güvey’e hitap eder, gelin, bize O’nun sevgisine duyduğu güvencenin arzusunun sırrını açıklar. Gelin, O’nun sevgisinin değerini ve O’nun adının harikalığını öğrenmiştir. O’nun sevgisinin derinliğini öğrendiği zaman, yüreği öylesine derin bir mutluluk ile dolar ki, “O’nun aşkını şaraptan daha değerli” bulur. O’nun sevgisi şaraptan daha mutlu eder ve O’nun adı dökülmüş bir esansı andırır. O’nun sevgisinin güvencesine özlem yaratan, Mesih’in sonsuz değerinin can tarafından keşfedilmesidir.

O’nun sevgisi tüm yersel sevinçlerden daha üstündür; şarap, bu yersel sevinçlerden biri için gösterilen bir semboldür. Ve O’nun adı, açıklandığı zaman, dökülmüş olan bir esans gibidir. Yuhanna 12. bölümdeki Beytanya öyküsünde dökülen bir esansın neden olduğu mutlu sonucu okuruz. Kaymaktaşından olan kap içinde çok değerli saf hint sümbülü yağı bulunuyordu, kap içinde iken kokusu duyulmayan bu esans, İsa’nın ayaklarına sürüldüğünde, bütün ev yağın güzel kokusu ile doldu. Peygamberler, kahinler ve krallar, Mesih’in gelişini ve sahip olduğu adları önceden bildirmişlerdi. Ama onların döneminde İsa’nın adının güzel kokusu bir kaymaktaşından kap içinde gizlenmişti. Ama her şeye rağmen Mesih beden aldığı ve lütuf ve gerçek ile aramızda bulunduğu zaman, adının güzel kokusu her yeri doldurdu; sonra İsa’nın adı yumuşak huyluluğun, saflığın, sabrın, tahammülün, kutsallığın ve sevginin mükemmel ifadesi olarak açıklanmış oldu. Diğer adlar zulüm ve kötülük nedeni ile insanların burunlarına kötü kokular olarak gelebilirler, ancak O’nun adı, her tür lütuf ile çok güzel kokar. Bu adın güzel kokusu yeryüzünde O’nun çevresinde toplanmış olan küçük topluluğu doldurdu; aynı güzel koku cennet avlularını doldurur; tüm yeryüzünde harika bir şekilde kokacaktır; yeni gökyüzünü ve yeni yeryüzünü dolduracaktır. Ama yalnızca kızlar-yürekleri saf olanlar – O’nun adına değer veren ve sevgisini takdir edenlerdir. “Kızlar bu yüzden seviyor seni.” Kızlar, O’nun sevgisinden dolayı O’nu severler. “Seviyoruz, çünkü önce O bizi sevdi.”

1:4 Al götür beni, haydi koşalım!
Kral beni odasına götürsün
Senin ile coşup seviniriz,
Aşkını şaraptan çok överiz.
Ne kadar haklılar seni sevmekte.

Sevgisinin değerliliği ve adının harikalığı O’nun sevgisi için yalnızca güvence özlemi yaratmak ile kalmaz, aynı zamanda O’nun varlığına arzu duyulmasını sağlar. Gelin, diğer kızlar ile birlikte şu arzuyu şöyle ifade eder: “Al götür beni, haydi koşalım.” Gelin sevilmeyi ve sevgilisinin ardından gitmeyi sever. Ve böylelikle Güvey, gelini Varlığının gizli yerine – Kral’ın odalarına - doğru çeker. Gelin, Kral’ın sofrasında (12) tapınan biri olacaktır ve ancak bir süre sonra uygun bir zamanda Kral’ın ziyafet evinde sınırsız bir haz ile dinlenecektir (Neşide 2:4); ama önce Kral’ın odalarında öğrencilik yapmayı öğrenmesi gerekir. Bu gizli yerde gelin kendini unutur ve Güvey ile sevinir ve O’nun sevgisini hatırlar. Orada Kral saf bir sevgi ile sevilir – O’nu haklı olarak severler. Böylelikle Mesih, canlarımız için çok çekici hale gelir; bizi arkasından koşturur; bizi yüce huzuruna çıkartır, öyle ki, O’nunla baş başa kalarak kendimizi unutabilelim ve yalnızca O’nda ve O’nun sevgisinde sevinebilelim.

1:5 Esmerim ben, ama güzelim,
Ey Yeruşalim kızları,
Kedar’ın çadırları gibi,
Süleyman’ın çadır bezleri gibi kara

Güvey’in huzurunda, gelinin yapacağı tek şey, O’nunla ve O’nun sevgisi ile sevinmektir; ama Kral’ın odasında bulunmasının bir sonucu olarak kendisinin sahip olduğu gerçek değerin bilincine varır, öyle ki, diğer kişilerin önündeki gerçek konumun farkına varabilir. Mesih’in huzurunda kim olduğumuzu keşfettiğimiz zaman, konuşurken gelinin dilini kullanabilir ve şöyle diyebiliriz: “Esmerim ben” – Kedar’ın çadırları gibi karayım. Ama Kral olan Güvey’in huzurunda kim olduğumuzu öğrendiğimiz zaman, aynı zamanda O’nun lütfunun bize neyi sağladığını da öğreniriz ve böylelikle esmer olduğumuzu bilir ama yine de buna rağmen şu sözleri ekleyebiliriz; Süleyman’ın güzel perdeleri gibi “güzelim”. Bu derslerin hepsi, Tanrı’nın tüm halkının öğrenmesi gereken derslerdir. Tanrı’nın huzurunda duran Eyüp’ün şu sözleri söylemesi gerekmişti, “Ben değersiz biriyim.” Kutsal yerdeki mezmur yazarı ise, “Tanrım, senin huzurunda bir hayvandan farkım yok” demek zorunda kalmıştı. Yüceliğin önünde duran Yeşaya ise, “ Ben murdar bir kişiyim” der. Ve gelin ise, Kral’ın odasında bulunmasının bir sonucu olarak, “Ben karayım” der. Kral’ın gizli odasında bulunan şu üç önemli gerçeği öğreninceye kadar canlar huzura kavuşamaz ve Mesih’in sevgisinin güvencesi ve sevinci eksik kalır. (1) Mesih’in ve O’nun sevgisinin sonsuz değeri: (2) hepimizin doğasında bulunan mutlak kötülük; ve (3) ve O’nun üzerimize koyduğu lütfunun güzelliği.

1:6 Bakmayın esmer olduğuma,
Güneş kararttı beni.
Çünkü kızdılar bana erkek kardeşlerim.
Bağlara bakmakla görevlendirdiler,
Ama kendi bağıma bakmadım.

Gelin, Kral’ın güzelliğini ve O’nun önündeki kendi karalığını gördüğü zaman, ilgiyi ve dikkati kendisine çekmek konusunda hiç bir arzu duymaz. Kendisinden söz ettiği zamanlar bile bunun nedeni, dikkati kendi üzerinde toplamak değildir. “Bana bakmayın, çünkü ben esmerim” der. Bu dünyanın denemelerinin şiddeti, en yakınları tarafından zulüm görmesi, diğer kişilerin işlerine bakmak zorunda olması ve kendisi ile ilgili konuları ihmal etmesi şeklindeki bu olayların hepsi onda derin izler bıraktı. Ve aynı şekilde Mesih’in mükemmelliğinin ışığında kendi karalığımızın farkına vardığımız zaman, hiç kimse için bir model teşkil edemeyeceğimizi anlarız. Ateşli denemeler altındaki başarısızlıklarımızı düşündüğümüz zaman, dünyaya ait insanların düşmanlıkları karşısında kalplerimizin ne kadar çok kırıldığını görürüz. Dünya bağlarına tutsak edildiğimiz ve kendi bağlarımızı ihmal ettiğimiz zamanlarda, bizler de gelin ile birlikte şu sözleri söylemek zorunda kalmaz mıyız? “Bana bakmayacak mısınız?” Ama her şeye rağmen sözlerimiz ve davranışlarımız yine de yararsız yüreklerimizin, “Bana bakın” diyen sözlerini göstermez mi? İlgiyi kendi üzerimize çekme çabamız, bizlerin Kral’ın odasında ne kadar kısa süre kalmış olduğumuzu ortaya koyar.

1:7 Ey sevgilim, söyle bana,
Sürünü nerede otlatıyorsun?
Öğleyin nerede yatırıyorsun?
Neden arkadaşlarının sürülerinin yanında
Yüzünü örten bir kadın durumuna düşeyim?

Yeruşalim kızlarına konuşmakta olan gelin şimdi sevgilisi olan Güvey’e yönelir. Esmer olduğu için Sevgilisinin onu sevdiğine dair yüreğinde kuşkular uyanır, ama kendisinin Kral’a duyduğu sevgisi konusunda hiç bir kuşkusu yoktur. “Canımın sevmesi gereken ya da hatta “sevmeyi arzu ettiğim” gibi bir ifade konuşmasında yer almaz, sevgilisine, “canımın sevdiği” şeklindeki sözler ile hitap eder. Ve onu sevdiği için onun yediği yerde yeme ve onun dinlendiği yerde dinlenmek ister. Sevgilisini o kadar çekici bulmaktadır ki, içinden etrafına bakınmak bile gelmez. Ama ne yazık ki, her birimizin sık sık itiraf ettiği gibi, yemeğimizi ve huzurumuzu yersel değerlerde aramak için bizler “etrafımıza bakınırız.” Ve sonra da neden bu kadar az ilerlediğimizi merak ederiz. Ve eğer bu yoksul dünyanın başaklarının kabukları ile beslenir isek, ruhsal açıdan neden gelişmiyoruz diye meraklanmamamız gerekir. Bu dünyanın felsefesi, bilimi ve edebiyatı, sevgilisi Mesih olan canlara çekici gelmez ve onları doyurmaz. Eğer O’na gerçekten “Sevgilim” diyebiliyor isek, o zaman göksel yiyeceği ve tanrısal huzuru arzu edeceğimiz kesindir. Yersel sağlayışlara karşı en büyük panzehir ruhsal yiyeceğe duyulan hararetli arzudur.

Güvey (8-11)

1:8 Ey güzeller güzeli,
Bilmiyor isen,
Sürünün izine çık,
Cobanların çadırının yanında
Oğlaklarını otlat.

Güvey’in konuştuğunu ilk kez burada işitiriz. Geline, “güzeller güzeli” olarak hitap eder. Gelinin görünüşü kara olabilir, diğer insanlar ondan nefret etmiş ve hatta ona zulmetmiş olabilirler, ama gelin, Güvey’in gözünde “kadınlar arasındaki en güzel kadındır.” Mesih’in, kendi halkına verdiği değeri hiçbir şey değiştiremez. Ne kutsalların yaptıkları hatalar, ne dünyanın hakaretleri… O’nun halkına verdiği değeri hiç bir şey değiştiremez. Halkını her zaman tamamladığı işin sağladığı değerin ışığında görür. Ve onlara lütfunun zenginliğine göre davranır. Eğer canlarımızın ihtiyaç duyduğu yiyeceği ve huzuru bulacak bir yer arıyor isek, sürünün yürüdüğü yolda ilerlememiz gerekir. Bu dünyada Mesih’e ait bir sürü ve bu sürünün çobanları vardır. Ve çobanların Çobanı olan Mesih, sürüsünü yeşil, verimli otlaklarda güder. Eğer beslenmek istiyor isek, o zaman biz de sürünün ayak izlerinden gidelim. Ancak gelin hakkında söylenen başka sözler de vardır. Sürünün izine çıkması ve oğlaklarını çobanların çadırlarının yanında otlatması söylenir ve başkalarını besler iken kendisi de beslenecektir. Bu ifadeler ile kast edilen şudur: Yuhanna müjdesinin son öyküsünde Rabbin, düşmüş bir öğrencisini yeniledikten sonra söylediği şu dokunaklı sözleri okuyalım: “Ardımdan gel” ve “Kuzularımı otlat”. Kuzuları otlatmak için Mesih’i izlememiz gerekir. Ve eğer Mesih’i izliyor isek, kuzuları otlatmaktan haz duyarız. Huzur elde etmemizin ve canlarımızı beslememizin sırrını O’nu izlemek ve O’nun kuzularını beslemek ile elde ederiz.

1:9 Firavunun arabalarına koşulu kısrağa benzetiyorum seni, aşkım benim!
1:10 Yanakların süslerile,
Boynun gerdanlıklar ile ne güzel!
1:11 Sana gümüş düğmeler ile altın düğmeler yapacağız.

Güvey, gelinin sorularını yanıtladıktan sonra, gelini hakkında yüreğinde beslediği düşüncelerini ifade etmek için özgür olur. Gelinini firavunun arabalarına koşulu kısrağa benzetir; aşkının yanakları süsler ile boynu gerdanlıklar ile süslüdür ve gelini çok güzel görünmektedir. Gelininin güzel olmasının nedeni, Güvey’in gelininin üzerine koymuş olduğu süslerdir. İ Rab aynı sözleri Hezekiel’in ağzından da söylemiştir:”Seni takılar ile süsledim. Bileklerine bilezikler, boynuna gerdanlık taktım.” (Hezekiel 16: 11) Mesih, kendisine ait olanlara beslediği sevgi düşüncelerini açıklamaktan keyif duymaz mı? Daha da fazlasını arzu eder – Tanrı’nın kendisini sevenler için hazırlamış olduklarını hiç bir göz görmemiş, hiç bir kulak duymamış, hiç bir insan yüreği kavramamıştır. Ve bu nedenle, Güvey yalnızca gelin için o anda duyduğu arzuyu açıklamak ile kalmaz, ama aynı zamanda gelin için amaçlanmış olan tüm yüceliğin sırrını gelinin elde etmesine de izin verir. “Sana gümüş düğmeler ile altın süsler yapacağız” ifadesi, hiç kuşkusuz gelinin başına takılacak olan taca işaret etmektedir. Mesih, halkını daha şimdiden güzel olarak görür – çünkü O nasıl ise biz de bu dünyada öyleyiz; Ve Kuzu’nun düğünü gerçekleştiği zaman, kutsallar gelecekteki yücelikleri içinde görüleceklerdir. Kutsallar O’nun gözünde daha şimdiden güzeldirler. Ama taç giyme günü yine de yaklaşmaktadır.

Gelin (12-14)

1:12 Kral divanda iken,
Hint sümbülümün güzel kokusu yayıldı.
1:13 Memelerim arasında yatan
Mür dolu bir kesedir benim sevgilim.
1:14 Eyn-gedi bağlarında
Bir demet kına çiçeğidir benim sevgilim.

Güvey’in gelin için olan ateşli düşünceleri gelinin O’na hemen karşılık vermesini sağlar. Kral, divanında oturur iken, yüreğinin tapınışı tatlı bir koku yayar. Divanında oturan Kral bize halkının ortasında oturan Mesih’in çok güzel bir örneğini sunar. Beline doladığı bir havlu ile günahtan kirlenmiş ayakları yıkayarak alçakgönüllü bir hizmet yapan Mesih değil; Orduların Rabbinin Komutanı olarak Kendisine ait olan imanlıları kötülüğün güçleri ile savaşa yönlendiren Mesih değil; üzgün bir yüreği tanrısal şefkati ile teselli ederken göz yaşları döken Mesih değil, ama Kendi halkının ortasında bulunmaktan sevinç ve zevk duyan huzurlu Mesih. Üzüntüye neden olan Beytanya değil, şenlik içindeki Beytanya. Sevgi dolu yüreklerin “O’na yemek hazırladığı” mutlu anlara sahne olan Beytanya. Bu sıkıntılı dünyada O’nun için yemek hazırlayan biri yoktu. Bir kez, Levi’nin evinde Mesih’in yoksul günahkarları bereketleyebilmesi için bir yemek düzenlendi ve yine bir kez Beytanya’daki bir evde Mesih’in kutsallar ile birlikte yemek yemesi için sofra kuruldu. Sonunda tüm dünyanın yiyeceğini Sağlayan için bir ziyafet hazırlandı. Ve Kral orada masaya oturdu ve yine orada gelinin hint sümbülü yağının kokusu her yere saçıldı. Bir öğrenci olarak orada O’nun ayaklarının dibinde oturmak ve sözlerini dinlemek bereket sağladı. Ama Meryem’in hint sümbülü orada etrafa koku saçmadı. Üzüntü gününde O’nun ayaklarının dibine uzanmak ve O’nun döktüğü göz yaşları ile teselli bulmak bereket sağladı, ama Meryem’in ümitsizliğe kapılmış yüreğinden koku saçan bir hint sümbülü yağı çıkmasına neden olmadı. Ama Kral Kendisine ait olanların ortasındaki masasına oturduğu zaman, - gidecekleri yolda artık onlara destek olmadığı, üzüntülerinde onları teselli etmediği ve zayıflıkları ile uğraşmadığı ya da hatalarını düzeltmediği zaman – işte o zaman kaymaktaşından yapılmış kabı ortaya getirmek ve değerli hint sümbülü yağını Kral’ın üzerine dökmek için uygun olan o an gerçekten gelmişti ve ev yağın güzel kokusu ile doldu. Halkını Kendisine tapınmaya çağıran, masasında oturan Kral’ın varlığıdır. Kral’ın huzurunda tapınabilecek tek yürek üzüntü, kaygı ve meşguliyetlerden özgür kılınmış yürektir.

O’nun ayaklarının dibinde oturup öğrenmek iyidir, ama öğrenmek ve tapınmak farklı şeylerdir. O’nun sempati dolu göz yaşları ile teselli edilmek çok hoştur, ama teselli edilmek ile tapınmak farklıdır. Öğrenirken bilgisizliğimin farkındayımdır, ama teselli edilirken üzüntümü düşünürüm. Ama Mesih için bir ziyafet düzenlendiği zaman – Kral masasında otururken – bilgi ya da teselliye ayrılacak zaman yoktur. Kral’ın masasında üzüntülerimizi, bilgisizliğimizi ve günlük dertlerimizi arkamızda bırakırız; O’nun sofrasında zihinleri ve yürekleri yönlendiren yalnızca O’dur. Ve yürek Mesih ile dolduğu zaman, tapınırız. – “Hint sümbülü yağımız, kokusunu etrafa saçar.”

Tapınma, Mesih ile dolu bir yüreğin taşmasıdır. Mesih, yüreği doldurduğu zaman gelinin ifadesini kullanarak şu sözleri söyleyebiliriz: “Mür dolu bir kesedir sevgilim benim için.” Mür, burada, Mesih’e işaret eder.” Ama gözümüzün önündeki bir nesne olarak Mesih’e değil, ama iman aracılığı ile yürekte konut kurmuş olan Mesih’e işaret eder. Mürün çekiciliği bir çiçeğin güzelliği gibi bir çekicilik değildir. Mür, tatlı kokusu nedeni ile değerli olan bir reçinedir. Bir kese içinde sarılıdır. Görülmez, ama güzel kokusu duyulur. Gelin için sevgilisi de aynı böyle idi ve iman aracılığı ile yüreğinde konut kurmuş Mesih imanlı için aynı şeyi ifade eder. Ve gelin mür kesesinin tüm gece boyunca göğüslerinin arasında duracağını söyler. Bu dünyanın gecesinin tüm koyu karanlığı boyunca, sonsuz günün şafağı sökünceye kadar imanlı, Mesih’i sevgisinin içinde kuşatır.

Ama ayrıca, gelin Güvey’i Eyn-Gedi bağlarındaki bir demet kına çiçeğine de benzetir. Sevgilisini kendi sevgisi içinde gizli tutmak istediği gibi, O’ndan aynı zamanda kendinden geçmiş bir şekilde vecit halinde de zevk almak ister. Aynı şekilde biz de Mesih’in yalnızca iman aracılığı ile yüreklerimizde konut kurmasına değil, ama aynı zamanda canlarımızın çekici Objesi olarak da varlığına ihtiyaç duyarız. Peçesiz bir yüz ile O’na bakarak yücelik üzerine yücelik ile O’nun benzeyişine dönüştürülmeye ihtiyaç duyarız.

Ziyafette hint sümbülü yağının kokusunun ortaya çıkması için Mesih’e ihtiyacımız vardır; uzun karanlık geceler boyunca Mesih’e mür kesemiz olarak gereksinme duyarız. Ve O’na Eyn-gedi bağlarındaki bir demet kına çiçeği olarak Yüceliğine saygı ile ihtiyaç hissederiz.

Güvey (15)

1:15 Ah, ne güzelsin aşkım, ah ne güzel!
Gözlerin tıpkı birer güvercin.

Gelinin hint sümbülü yağı Güveyine duyduğu aşkı ifade ederek hoş kokusunu saçar. Şimdi ise Güvey geline duyduğu aşkı ifade eder. Gelin, “Ben esmerim” demişti. Ancak güvey gelinin bu sözlerine şöyle karşılık verir: “Ah, ne güzelsin aşkım.” Halkını Kendi amacının ışığında ve tamamladığı İşinin temelinde gören Mesih, halkının her bir kişisi için, “Ne güzelsin” diyebilir. İşte bu nedenle Elçi Yuhanna şöyle yazar: “Mesih nasılsa, biz de bu dünyada öyleyiz.” Kral sözlerine ayrıca şu ifadeyi de ekler: “Gözlerin tıpkı birer güvercin.” Bir güvercin eşinden ayrıldığı zaman, ağlar, yas tutar ve zayıf düşer. Hezekiel hastalandığı zaman, “Bir güvercin gibi ağlayıp yas tuttum” der. Güvercinin gözü sevdiği eşinden başka hiç bir kişiyi görmez – ve bu kişi Mesih’tir; güvercine benzettiği gelinine Güvey, “gözlerin tıpkı birer güvercin” der.

Gelin (16-2:1)

1:16 Ne yakışıklısın sevgilim, ah ne çekici!
Yeşilliktir yatağımız.
1:17 Sedir ağaçlarıdır evimizin kirişleri
Tavanımızın tahtaları ardıçlar.

Güvey şöyle demişti, “Ah, ne güzelsin aşkım”; ve gelin hemen O’nun bu sözlerine karşılık verir, “Ne yakışıklısın sevgilim, ah, ne çekici!” Gelinin güzelliği bunun tamamlayıcısıdır. Mesih yakışıklı mıdır? O zaman O’nun halkı da yakışıklı ve hoştur. Rabbin görkemi bizim üzerimizdedir (Mezmur 90:16). Ancak gelin yalnızca “Ne kadar yakışıklısın” demekle kalmaz, aynı zamanda “ne kadar çekicisin” ifadesini de sözlerine ekler. Pek çok kişi için yakışıklı oldukları söylenebilir, ama çekici oldukları söylenemez ve aynı şekilde yakışıklı olmayan bazı kişiler çekicidirler. Mesih’in görünüşü yalnızca yakışıklı değildir, ama aynı zamanda düşünceleri meşgul edecek kadar çekicidir de. Mezmur yazarı için Mesih’in ne kadar çekici olduğunu şu sözlerinden anlıyoruz: “Yüreğim heyecan ile kaynıyor”; ve şunu da ekler, “Sen insan oğullarından daha yakışıklısın.” Bu nedenle şu şarkıyı söyleyebiliriz,

“Senin hakkındaki her düşünce,
değişmeyen sürekli bir zevk verir.”

Ama bundan fazlası da söz konusudur. Kral yalnızca “yakışıklı” ve “çekici” değildir. Ama aynı zamanda O’nun huzurunda huzur, güvenlik ve koruma da vardır. “Yeşilliktir yatağımız.” Burada yatak ile kast edilen, Kral ve gelinin Kral’ın masasında arkalarına dayanarak uzandıkları bir divandır ve birlikte dinlendikleri düşüncesini verir. Mesih, Kendisine ait olanların ortasındaki yerini aldığı zaman bu kurak dünyada yeşil bir alan var olur. O’nun varlığında huzur vardır. O’nun varlığı “bizim” yatağımızdır, huzur karşılıklıdır. “Ben O’nunla, O benimle birliktedir. O’nun varlığında aynı zamanda güvence ve korunmaya da sahip oluruz. “Sedir ağaçlarıdır evimizin kirişleri, tavanımızın tahtaları ardıçlar.” “Kirişler” binayı taşırlar ve onu güvenli kılarlar, tavan tahtaları çatıyı destekler ve onu sığınılacak bir yer haline getirirler. Kral’ın huzurunda güvende olur ve korunuruz. Kral, sofrasında oturduğu zaman, Beytanya’daki ortam nasıl bir ortamdı? Yeryüzünün ileri gelen yetkilileri aralarında, Kral’ın ölmesi gerektiğini konuşurlar iken, Yahuda İskariyot otuz parça gümüş için O’na ihanet etmeye hazırlanıyordu. Dışarıda hakim olan fırtına idi, içerde ise fırtınaya karşı sığınak ve güvence mevcuttu. Meryem’in hatasını bulmaya çalışan birine Rabbin Meryem’i koruyan bir yanıt verdiğini hatırlayalım: “Onu rahat bırakın, o gereken ne ise onu yaptı.” Düşmanın gücü, Kral’ın, “Onu rahat bırakın” dediği birine erişemez.

Göksel sevgi içimde konut kurmuş iken,
Hiç bir değişiklik yüreğimi korkutamaz;
Ve bu güvence sağlamdır,
Çünkü burada hiç bir şey değişmez.
Fırtına beni etkilemeden kükreyebilir.
Yüreğim aşağılara çekilebilir,
Ama Tanrı her tarafımı kuşatır,
Beni kim korkutabilir?

2:1 Ben Şaron çiğdemiyim,
Vadilerin zambağıyım.

Kral, geline, “Sen güzelsin” dedi ve eğer Kral böyle dedi ise, gelin haklı olarak “güzel olduğunu” söyleyebilir. “Ben Şaron çiğdemiyim.” Gelinin Kral’ın gözündeki yerini belirleyen lütfu iman ifade eder. bir çiğdem ya da gül kadar güzel kokulu ya da bir vadi zambağı kadar güzel. Kalabalık bir kentte, dünyanın hayran olması için var olan bir vadi zambağı değil, Kral’ın zevk alması için bir kenarda saklı ve korunan bir vadi zambağı. Lütfu aracılığı ile bize kendisinden önce vermiş olduğu yeri kabul etmek küstahça bir davranış değildir. Aksine, Mesih, “sen güzelsin” dediği zaman, bizim “ben değersizim” dememiz küstahça bir davranış olur. Kaybolan oğul uzak ülkelerde yaşarken bu şekilde konuşabildi, ama Babası onu kucakladığı ve öpücüklere boğduğu zaman her şey değişti. Ve sofrasında oturan Kral’ın huzurunda gelinin bu sözlerini kendimize uyarlayabiliriz; bunu kendimizi yüceltmek için değil, ama üzerimize güzelliğini ve görkemini koyan kişi’nin lütfunu övmek için yapabiliriz.

Güvey (2)

2:2 Dikenlerin arasında zambak nasıl ise,
Kızların arasında öyledir aşkım.

Bu sözler Kral tarafından söylenir. Kral, gelinin söylediklerini onaylar. Gelin bir zambaktır; ama zambağın büyüdüğü yer olan vadide zambağın güzel görüntüsünü ortaya çıkartmak için hizmet eden dikenler mevcuttur. Bu dünyanın karanlık vadisinde üzerlerinde Mesih’in güzelliği bulunmayan dikenler vardır, O’nu yaralayan ve yakılması gereken dikenler. Ama aynı zamanda aynı yerde dikenlerin arasında, Mesih’in zevk aldığı halkı da — yeryüzünün üstünleri — bulunmaktadır. Bu kişiler Mesih’in kutsal kıldığı imanlılardır ve Mesih onların üzerine Kendi görkemini ve güzelliğini yerleştirmiştir. İmanlıların üstünlükleri bulundukları kasvetli ortamlarda daha çok belirgin olur. Mesih, zambağına sahip olmak için dikenli vadiye inmek zorunda kaldı, evet, gelinini kazanmak için dikenlere katlanması gerekti. “Çünkü kutsal kılınanları tek bir sunu ile sonsuza dek yetkinliğe erdirmiştir.” (İbraniler 10:14)

Gelin (3-7)

2:3 Orman ağaçları arasında bir elma ağacına benzer,
Delikanlıların arasında sevgilim;
Onun gölgesinde oturmaktan zevk alırım,
Tadı damağımda kalır meyvesinin.

Gelin hemen karşılık verir. Eğer Kral gelini kadınların tüm kızlarından üstün görüyor ise, gelin de aynı şekilde O’nu tüm delikanlıların arasında huzur, gölge ve meyve bulabildiği tek sevgilisi olarak görür. Böylelikle O’nu yoğun gölgesi ve sulu meyvesi olan bir elma ağacına benzetir. Ormanda bulunan pek çok ağaç insan gözüne bir meyve ağacından daha heybetli görünebilir, aynı insanların diğer insanlara, aşağılanan ve küçük görülen İsa’ya daha çok değer verdikleri gibi.

Ormandaki diğer ağaçlar gölge sağlayabilirler, ama meyve vermezler. Bazıları ise meyve verirler ama gölge sağlamazlar. Ama yalnızca bu tek ağaç her ihtiyacı karşılar. Mesih, gerçek elma ağacıdır. Mesih yaşam ağacıdır. O yeryüzünde iken, Kendisine insan gözü ile bakıldığı zaman, kurak yerdeki bir kök gibi büyüdü. Bakılacak biçimden, güzellikten yoksun idi, ama imanlı gözü ile bakıldığı zaman, bu aşağılanan Kişi, insan oğulları arasında, bu kurak ve yorucu dünyada sığınak, tazeleme ve huzur sağlayabilen tek Kişi idi. Eğer imanın delici gözleri ile bakacak olur isek, Yeni Yeruşalim’e bakabilir ve caddenin ortasındaki ve yaşam nehrinin yakınındaki, yerel toprağında büyüyen yaşam ağacını görebiliriz; ve orada sonsuz huzuru ve hiç bitmeyen tazelenmeyi gerçekten bulacağız. Gelin gibi biz de aynı sözleri tekrarlayabiliriz: “Onun gölgesinde oturmaktan zevk alırım, tadı damağımda kalır meyvesinin.”

2:4 Ziyafet evine götürdü beni,
Üzerimdeki sancağı aşktı.

Gelin, Güvey’in varlığında çektiği sıkıntılardan dinlendi, günün sıcağından korundu ve yemek için tatlı meyve buldu. Şimdi gelinin deneyimi derinleşir. Tüm ihtiyaçları karşılanmış olarak Kral tarafından tedarik edilmiş olan tam sevince yönlendirilir. Kral’ın sevincinin bütünlüğünün ve O’nun sevgisinin sayesinde girdiği vecit halinin tadına bakmak için ziyafet evine götürülür. Artık söz konusu olan “onun gölgesi” ya da “meyvesi” değildir; kendisidir.

Böylelikle canlarımız şu deneyimleri elde eder; Mesih’in gölgesinin altında otururuz ve O’nun varlığında sıkıntılarımızda rahatlık buluruz, yüklerimizden ve günün yakıcı sıcaklığından kurtuluruz ve canlarımız yenilenir ve tazelenir. Ama, tüm bunların çok büyük bereketler olmalarına rağmen, yine de bizi rahatlatmaları bir ölçüde olur ve rahatlık getiren bu bereketlerin de ötesinde onlardan daha zengin daha derin deneyimler de mevcuttur – hiçbir rahatlık düşüncesinin ulaşamayacağı deneyimler; bunlar yalnızca O’nun dolululuğunun sağladığı sonsuz sevinçler olabilir.

Ziyafet evine ve aşk sancağına karşılık veren deneyimler. Bizi yersel değerlerden özgür kılan Mesih Kendisinin göksel değerlerine yönlendirecektir. Bize sevinç doluluğu verecek ve sonsuza kadar zevkler tattıracaktır. Ve orada bize üzerimizdeki sevinç sancağını bulduracaktır. Sancak, bize fetheden kişiden ve onun zaferinden söz eder. Mesih’in sevgisi galip gelmiştir. Ve Mesih’in halkı için kazanmış olduğu zafer ne kadar da büyüktür! Tahtlarını halklarının dökülen kanları üzerine kuran bu dünyanın zavallı krallarının zaferinden ne kadar farklıdır! Kudretli Fatih zaferini Kendi değerli kanını dökerek kazanır. Kendisi Kurban olarak bu zaferi elde eder. Ve zaferini kazanmış olarak sancağını açar ve O’nun sancağı sevgidir! O’nu istekli Kurban yapan sevgidir. Dikenli vadiye inerken O’na destek olan sevgidir. O’nu çarmıhta tutan sevgidir. Tanrı’nın Mesih’ini hiç bir insan çivisi çarmıhta tutamazdı; hiç bir suyun söndüremeyeceği, hiç bir selin boğamayacağı sevgi O’nu çarmıhta tuttu. Tanrısal sevgi, sonsuz, tükenmeyen, her şeye gücü yeten sevgi kudretli zaferi kazandı ve O’nun zaferini ilan eden sancak üzerinde O’nun sevgisi yazılıdır.

2:5 Güçlendirin beni üzüm pestili ile,
Canlandırın elma ile.
Çünkü aşk hastasıyım ben.

Ziyafet evindeki aşırı sevinç hali Gelin’in dayanabileceğinden fazladır. Bu tür ruhsal deneyimler zayıf toprak kaplar için fazla derindir. Aynı şey üçüncü göğe götürülen elçi için de geçerli değil miydi? Orada dil ile anlatılamaz, insanın söylemesi yasak olan sözler işitti. Bu tür deneyimler Hıristiyan yaşamında çok sık gerçekleşmeyebilir, ama Rab bazı durumlarda halkına öylesine üstün bir sevgi ihsan eder ki, ölmek üzere olan bir kutsalın şu sözlerini bizler de haykırmak durumunda kalabiliriz: “Rab, elini çek; yeter, kulun toprak bir kap sadece ve daha fazlasına dayanamaz.” Son dönemlere ait püritenlerden biri yaşamış olduğu bu tür bir deneyimi şu sözleri ile ifade eder:

“Talep ettiğim sevgi
Canda harikalar yaratır:
Çünkü ben bütün olduğum zaman beni hasta eder,
Hasta olduğum zaman beni bütün kılar.”

 

2:6 Sol eli başımın altında,
Sağ eli sarsın beni.

Gelinin destekleyici güç çağrısında bulunan yanıt budur. Sevgi sancağı gelinin üzerindedir ve sevgi kolları onu kucaklar. Gelin, neşidenin başında ifade ettiği yürek özlemini elde etmiştir. Güvey’in sevgisinin güvencesine ve sevincine ulaşmıştır. İmanlı, Mesih’in sevgisi aracılığı ile yenilenmiş doğasını tatmin edecek her özlemine kavuştuğu zaman ne kadar mutludur.

2:7 Dişi ceylanlar, yabanıl dişi geyikler üstüne
Ant içiriyorum size, ey Yeruşalim kızları!
Aşkımı ayıltmayasınız, uyandırmayasınız diye.
Gönlü hoş olana dek.

Neşide Yeruşalim kızlarına, sevginin huzurunu rahatsız etmemeleri için bir çağrıda bulunulması ile sona erer. En küçük bir hareket bile ormandaki dişi ceylanları ve yabanıl dişi geyikleri rahatsız edecektir. Gelin, üstündeki sevgi sancağı ve kendisini saran sevgi kolları ile aşkından aldığı keyife müdahale edebilecek en ufak bir rahatsızlığa dahi karşıdır. Kendisinin ve Kurtarıcısının arasındaki mahremiyetin bozulmasını ya da kesintiye uğramasını istemez.

Neşide 2

Aşkın Uyanması

Neşide 2.8-3:5

Gelin (8,9)

2:8 İşte! Sevgilimin sesi!
Dağların üzerinden sekerek,
Tepelerin üzerinden sıçrayarak geliyor.

İlk neşide sofrasında oturan Kral’dan söz eder: ikinci neşidede Kral’ın huzurundaki sevginin sevinci geride kalır ve neşide kafesli pencereleri olan evinde dinlenen gelinden söz ederek başlar. Gelin güvey’in yokluğunda ülkesindeki kendi evine dönmüştür; bir gün, Mesih’in yokluğunda Petrus’un söylediği gibi:”Ben balık tutmaya gidiyorum.” Bir zamanlar Mesih’i izlemek için terk etmiş olduğu koşullara geri dönmüştür. Diğerleri onu izlerler, ama bu davranışları “o gece tek bir balık bile tutamayışları” ile sonuçlanır. Gelin, geldiğini söyleyen sevgilisinin sesini işitince uyanır ve canlanarak harekete geçer. Sonra, uzakta dağların arkasından gelerek yaklaşmakta olan Güvey’in sesi duyulur: kısa bir süre sonra evin duvarının arkasına gelir ve ayakta bekler, sonra kafesli pencerelerin ardındaki geline Kendisini gösterir.

Tanrı halkının tarihinde büyük bir sevinç ve bereket zamanından sonra genellikle ruhsal bir uyuşukluk zamanı ortaya çıkar. Kral’ın ziyafet evinin yerini ikinci neşidede gelinin kafesli pencereleri olan evi alır. Kral’ın sofrasındaki beraberliği evinde tek başına oturan gelinin özlemleri izler.

Kilisenin ilk tazeliği ne kadar da çabuk uçup gitmiştir. “İman eden topluluk tek bir yürek ve tek bir can” iken, kutsallar “büyük güç” ve “büyük lütuf” ile hareket ederken; “evlerde bir araya gelip uyum içinde ekmek bölerken” ve “sevinç ile ve tek bir yürek ile yiyeceklerini paylaşırlarken”, başka bir deyiş ile sofrasında oturan Kral ile ziyafet evinde bulunurlarken sahip oldukları bu ilk tazelik daha sonra geçip gitti. Herkes İsa Mesih’in değerleri yerine kendi çıkarlarını düşündü ve itiraf etmemiz gerekir ki, o ruhsal gece kutsalların üzerine indi ve herkes aldığı çağrının anlamını yitirdi ve dünyanın düzlüklerindeki kendi evlerine yerleştiler.

Ve bir bütün olarak kilise için gerçek olan ne yazık ki bireyin kendisi için de geçerlidir. İlk sevginin tazeliğinden sonra tövbe etmiş yeni imanlıların genellikle düşük bir ruhsal seviyeye indiklerini görürüz. Rabbe yapılan hizmet, dışarıdan yerine getiriliyor gibi görünse bile tüm hizmetin gerçek motifi olan Mesih’in zorlayıcı sevgisi eksik kalır.

Bu ikinci neşidede resmedilen koşullar bunlardır. Ama ayrıca, sevginin bu koşulu nasıl karşılayacağını anlarız; Kral’ın, gelinin yüreğindeki ilk taze ve sıcak sevgiyi nasıl yeniden uyandırdığını anlarız. Ve burada canlarımız için ciddiye almamız gereken çok anlamlı ve zengin bir ders mevcuttur.

Gelinin sevgisi önce, Güvey’in sesini duyduğu zaman yeniden canlanır. Uykulu bir halde olsa bile sevgilisinin sesini hemen tanır. Aynı şeyi Rabbin koyunları da yapar: koyunlar O’ndan uzaklaşabilirler, ama “O’un sesini her zaman tanıdıkları” kesindir. (Yuhanna 10:4). Petrus ve onun gibi davranan diğerleri yoksul balıkçılık yaşamlarına geri dönebilirler; ama Rabbin kendilerini ziyaret edişi ile tekrar çağrıldıkları zaman, “O’nun Rab olduğunun” hemen farkına varırlar.

O’nun sesi geldiğini ilan eder. Duyguları, O’nun geldiğine ilişkin haberler kadar harekete geçirecek olan başka ne olabilir ki? Ülkesinden uzaklarda bulunan kocasının sonunda evine döndüğü haberini alan bir kadının duygularını böyle bir haberden başka hangi haber harekete geçirebilir ki? İsrail’in tanrısayar bakiyesinin duygularını “Kral’ın geldiğine” dair görkemli haber kadar heyecanlandıracak bir başka haber olabilir mi? “Ey Siyon kızı, sevinç ile coş! Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı! İşte Kralın! Geliyor!” (Zekeriya 9:9) Aynı şekilde Mesih’i bekleyen kilisenin duyguları da O’nun gelişi ile ilgili gerçek aracılığı ile harekete geçer. Vahiy kitabındaki tüm görkemli açıklamalar, ileri gelenler ve melekler, gelecekteki görkemler ve sonsuz bereketler ile ilgili önemli olaylar vecit halindeki dikkat ile ve sükunet içersinde işitilir; ama diğer tüm sesler sustuğu zaman, İsa’nın Kendisinin şu sözlerini işitiriz: “Evet, tez geliyorum,” işte o zaman kilisenin duyguları uyanır ve O’na, “Gel, Rab İsa!” diye karşılık verilir.

2:8 İşte sevgilimin sesi!
Dağların üzerinden sekerek,
Tepelerin üzerinden sıçrayarak geliyor.
2:9 Sevgilim ceylana benzer, sanki bir geyik yavrusu.

Bir ceylan ya da geyik yavrusunun enerjisi ile dağların ve tepelerin üzerinde bir kayadan diğerine sıçrar; gelinine kavuşmak isteyen Kral’ın arzusu böylesine ciddi ve gayretlidir, her türlü engelin üzerinden gelir. Gelin uyuyabilir, ama Kral için aynı şey söylenemez. İsrail uyuyabilir, ama “İsrail’i koruyan ne uyur ne de uyuklar.” Rab, kilisesine dört kez aynı şeyi söyler, “İşte tez geliyorum.” Ve bu “tez” sözcüğü Kuzu’nun düğünü gerçekleşeceği zaman, Rabbin o gün için duyduğu gayretli arzuyu ifade etmektedir.

2:9 Bakın, duvarımızın ardında duruyor,
Pencerelerden bakıyor,
Kafeslerden seyrediyor.

Kral sadece seslenmek ile gelinin duygularını harekete geçirmek ile kalmaz, ama aynı zamanda evin duvarının ardında sabırla bekler de.. ve sonra kişiliğinin güzelliği ile kafesli pencerelerden bakan geline görünür. Mesih de Emmaus yolunda yürüyen hayal kırıklığına uğramış iki kutsala da Kendisini aynı şekilde göstermemiş miydi? Yolda onlar ile birlikte yürüdü ve önce onlarla konuşarak yüreklerini hızla çarptırdı. Daha sonra onların evlerinin

kapı eşiğinde yoluna devam etmek isteyen biri gibi durdu ve sonunda bir anda kafesli pencerelerin önünden ayrıldığı gibi onların yanlarından ayrılıverdi. Ve bu gün de sevdiği halkına aynı şekilde davranır. Canlarımızın gizliliği içinde sevgi ile fısıldayan sesi ile uyumakta olan duygularımızı uyandırır. Ve genellikle, harika sabrı ile kapılarımızda bekler. Bize Kendisini göstermek ve harika özellikleri ile yüreklerimizi Kendisine çekmeyi arzu eder.

Güvey  (10-15)

2:10 Sevgilim bana şöyle dedi:
“Kalk gel, aşkım, güzelim.”

Gelin şimdiye kadar sevgilisinin sadece sesini duyabilmiştir. Ama şimdi onun ağzından çıkan sözleri işitir ve sevgilisinin sözlerini sevinç ile tekrar eder. Kral artık gelininden uzakta olmayacaktır. Onu sona eren karanlık kış günlerinden şarkı mevsimi olan ilkbahara çağıracaktır. Kral’ın ilk sözü, gelinin içinde bulunduğu koşullardan uyanması içindir:” Kalk!” İkinci sözü, gelininin Kendi gözünde ne kadar değerli olduğunu ilan etmektir: “aşkım, güzelim.” Ve gelin son olarak şu net ve kesin çağrıyı işitir: “kalk gel!” bu sözleri ile yüreğindeki özlemi ifade etmektedir.

Rab, halkına bu gün de aynı şekilde seslenmekte değil midir? O’nun bize,”kalk” diyen sesini işitemez miyiz? O, bize üstün gelen ve bizi yeryüzüne bağlayan ruhsal hareketsizlikten kurtarmak ister. Bize şunları söylemez mi? “Kalkın ve harekete geçin: çünkü sizin bzamanı geldi: çünkü şimdi kurtuluşunuz inandığınızdan daha yakındır.”

Ama tüm bunların yanı sıra Rab bize O’nun gözünde ne kadar değerli olduğumuzu hatırlatır: bize kiliseyi ne kadar çok sevdiğini ve Kendisini kilise uğruna nasıl feda ettiğini bildirir;

Amacı kiliseyi Söz aracılığı ile suyla yıkayarak kutsal kılmak ve temizlemektir, öyle ki kiliseyi Kendisine görkemli bir kilise olarak sunabilsin. Bizim soğukluğumuza ve O’ndan uzaklaşmamıza rağmen, O’nun gelinine hala “aşkım, güzelim” diye seslenmesi ve yüreklerimizdeki en derin duyguları harekete geçirmesi gerekmez mi?

Ayrıca bunun yanı sıra O’nun bizi bu zavallı dünyadan uzaklaşmaya çağırdığını duymuyor muyuz? Şöyle diyor: “siz bu dünyadan değilsiniz, ben sizi bu dünyadan uzaklaşmaya çağırdım.” Ve çok yakında, bizimle havada buluşmak için “kalk,gel” diyecek olan sesini işitmeyecek miyiz?

2:11 Bak, kış geçti,
Yağmurların ardı kesildi;
2:12 Çiçekler açtı,
Şarkı mevsimi geldi.
Kumrular ötüşmeye başladı beldemizde.
2:13 İncir ağacı ilk meyvesini verdi.
Yeşeren asmalar mis gibi kokular saçmakta,
Kalk, gel aşkım, güzelim.

Kral gelini yalnızca düzlüklerdeki evinden çağırmamaktadır, ama aynı zamanda ona bereketin yeni dünyasını da açıklamaktadır. Bu yeni dünyaya fırtına ya da kış asla giremez. Görünen her şey güzeldir, işitilen her şey tatlıdır ve tadılan her şey hoştur. Çiçeklerin ve şarkıların ülkesidir, yeşil incirlerin ve taze şarabın diyarıdır. Bu sahnenin bereketliliğinin tamamlanması için eksik olan tek şey, gelinin varlığıdır ve Kral bu yüzden sözlerine şu çağrı ile son verir:”Kalk gel, aşkım, güzelim!”

Rab, dünyadan ayrılmasından önceki o son üzücü gecede üzgün öğrencilerini çevresine topladı, onlara bir başka dünyanın varlığını açıklayarak sıkıntılı yüreklerine teselli verdi; bu dünyanın karanlık kış gecesinin ötesinde bulunan bir yerde onlara yer hazırlamak için gidiyordu. Başlarımızın üzerinde kopan fırtına O’nun başının üzerinde patlamak üzere idi. O, karanlığın ve yargının ötesine bakabildi ve imanın göz ile görünür hale dönüşeceği yeni yeri görebilmemiz için gözlerimizi açtı. O yeni yerde çiçekler açar, gözyaşları geçmişte kalır ve şarkı mevsimi gelir; kumruların ötüşleri duyulur ve kutsallar Kuzu’nun yeni yücelik şarkısını birlikte söylerler. Orada gerçekten cennet meyvesi ile besleneceğiz ve yeni şaraptan içeceğiz. Ve bu yerin bereketliliğini tamamlamak için eksik olan tek şey Kuzu’nun eşi olan gelinin varlığıdır. Bekleme zamanı uzun sürmüştür – Mesih’in sabrı – ama O, gitmeden önce şöyle dedi: “geri döneceğim ve sizi kendime alacağım,” ve yakında, çok yakında kış mevsimi sona erecek, bekleme dönemi bitecek ve O gelinini almak için geri dönecek ve bize seslenecek: “Kalk, gel, aşkım, güzelim!” Bizler ilerde bizi bekleyen böyle güzel bir olay olduğu için şöyle bir şarkı söyleyebiliriz –

“Ben fırtınaların ötesine,
Gözyaşları vadisinin çok uzağına,
Taşan sellerin,
Değişen yılların,
Çok ötesine gidiyorum.
Bu daha iyi ülkeye iman aracılığı ile çok önceden sahibim.
Yücelik önümde parlıyor,
Çünkü bu dünya benim yerim değil.

2:14 Kaya kovuklarında
Uçurum kenarlarında gizlenen güvercinim.

Kral, geline, bir güneş ışığı ve şarkılar ülkesinden söz etmiştir. Kış mevsimi sona erdiği ve yağmurların ardı kesildiği zaman, bu ülke ortaya çıkacaktır. Ama gelin şimdilik hala kış ve fırtına ülkesindedir. Ama onu almak için gelecek Olan, aynı zamanda onu Koruyan’dır. Kral gelinini kaya kovuklarında, uçurum kenarlarında gizlenen bir güvercine benzetir. Bu gün de aynı şekilde Rabbini bekleyen halkı, düşmanlar ile mücadele etmek ve fırtınalar ile yüzleşmek zorundadır; ama lütuf fırtınadan korunmak için bir sığınak tedarik etmiştir. Bu konuda bir ayet okuyalım: “İşte kral doğruluk ile krallık yapacak, önderler adalet ile yönetecek. Her biri rüzgara karşı bir sığınak, fırtınaya karşı bir barınak, çölde akarsu, çorak yerde gölge salan büyük bir kaya gibi olacak.” (Yeşaya 32:1,2) Bu Kaya’nın kovuğunda – delinmiş böğrü ile İnsanoğlu Mesih İsa – Rabbin, ürkek bir güvercine benzetilebilen halkı fırtınadan korunmaktadır. O zaman şöyle bir şarkı söyleyebiliriz –

“Ey Tanrı Kuzusu, bizi
Delinmiş böğrüne yakın tut,
Öyle ki, orada güvenlik ve
Esenlik içinde kalabilelim.”

2:14 Boyunu bosunu göster bana, sesini duyur;
Çünkü sesin tatlı, boyun bosun güzeldir.

Kral, gelinin evinin kafesli pencereleri aracılığı ile geline Kendisini açıklamış ve onunla konuşmuştu; ama bu Kral’ın yüreğini tatmin etmedi. Kral, gelinin sesini duymayı ve yüzünü görmeyi arzu ediyordu. Gelinin sesi Kral’ın kulağına çok tatlı geliyordu ve gelin Kral’ın gözünde çok güzeldi. Rabbin, halkına, Kendi yüceliklerini açıklamaya ve onlar ile sohbet etmeye razı olmadığını mı söylemeliyiz? Kral, halkının Kendisine üzerlerine koyduğu Kendi mükemmel güzelliği aracılığı ile lekesiz ve kusursuz olarak tam yücelik içinde sunulacağı günü özlem ile bekliyor. Ve hepsinin bir arada şu sözleri söylediğini işitmeyi özlüyor.”Kurtarış, tahtta oturan Tanrımız’a ve Kuzu’ya özgüdür! Övgü, yücelik, bilgelik, şükran, saygı, güç, kudret sonsuzluklara dek Tanrımız’ın olsun.”

2:15 Yakalayın tilkileri bizim için,
Bağları bozan küçük tilkileri;
Çünkü bağlarımız yeşerdi.

Kral, gelininin yüzünü görmek ve sesini işitmek için duyduğu özlemi ifade etmiştir; yeşeren bağları bozan küçük tilkiler gibi kötülüğün sinsi ve gizlenen doğası, gelinin, Kral’ın yüreğine tazelenmiş bir şekilde teslim olmasını engellemek için iş başında olabilir.

Mesih, halkı ile birlikte olmayı özler. Onlarla yemek yemeyi ve onların da Kendisi ile yemek yemesini arzu eder. “Gerekli olan tek şeyi” yapmalarını, O’nun ayaklarının dibinde oturup O’nunla paydaşlık etmelerini ister. O’na yoğun bir şekilde hizmet etmemizden vazgeçebilir, ama O’nunla paydaşlığımızdan yoksun kalmak istemez. Meryem bu hoş meyveyi Rabbe sundu, ama Marta sunmadı. O anda bir tilki Marta’yı meyvesiz hale getirdi. Biz de bu konuda pek çok durumda Marta’ya benzeriz. Bir tilkiye, küçük bir tilkiye biz farkında olmadan yüreklerimizin gizliliğinde saklanması için izin veririz. Gurur, açgözlülük, şehvet, kaba ve acı düşünceler, şikayet etmek ve sızlanmak, öfkelenmek ve sabırsızlık kıskançlık ve imrenme ya da boşluk ya da sebatsızlık yargılanmadıkları takdirde paydaşlık engellenir ve yaşam meyvesiz hale gelir. Bu tür tilkilere karşı çok keskin bir uyanıklık ile karşı koymamız gerekir ve eğer ortaya çıkarlar ise, o zaman çok acımasız bir tutum ile onları kovmamız gerekir.

Gelin (16-3:5)

2:16 Sevgilim benimdir, ben de onun.

Kral gelinini kısa bir süre için ziyaret etti ve sonra gitti; ama bu kısa görüşme sırasında gelinin duygularını harekete geçirdi. İlerdeki bir günde – diriliş günü – Rab bir başka kısa görüşme sırasında “ağırlaşmış yürekleri” ateşli yürekler haline dönüştürebildi. Kral Kendisini geline, kafesli pencereler aracılığı ile açıkladı: onun kulağına güneş ışığı ve çiçeklerin, huzurun ve şarkının, sevincin ve bolluğun ülkesini fısıldadı: onu kalkıp bu mutlu ülkeye gelmesi için çağırdı. Kral, gelinin yüzünü görmek ve sesini işitmek için yüreğinin özlemlerini ortaya koymuştu ve gelin bu harika açıklamaları dinlerken yüreği harekete geçti ve aşkı canlandı; sevgisinin ve bağlılığının farkına vararak şöyle haykırdı: “sevgilim benimdir, ben de onun.” Kral, gelinin yüreğinin içine çektiği obje haline gelir ve bu şekilde gelin, onun için de bir obje olduğunun farkına varır. Mesih bu gün de Kendisine ait olanlar ile aynı şekilde ilgilenir. Kendisini bize açıklar; yüreğindeki bizim ile ilgili tüm amaçlarını bize açıklar; bize bizimle yüz yüze gelmeyi ne kadar çok özlediğini anlatır. Yeni bir şarkı söylediğimiz zaman, seslerimizi işitmekten ne kadar hoşnut olduğunu bildirir. Ve böylece yolda, bizimle konuşur iken bir kez daha ağırlaşmış yüreklerimizi ateşler ve bize, O’nun bizim, bizim de O’nun olduğumuz konusunda derin bir farkındalık verir. Ve böylelikle çıplak bir gerçeğin aracılığı ile değil, Sevgisinin tecrübe edilmiş farkındalığı aracılığı ile yüreklerimize, hepimizin büyük bir zevk ile kabul ettiği şu sözleri söyler: “Sevgilim benimdir, ben de onun.”

2:16 Sevgilim zambaklar arasında gezinip durur.
2:17 Gün serinleyip gölgeler uzayana dek.

Kral, gelini daha önce de zambağa benzetmiştir ve ona yüreğinin tüm düşüncelerini açıklamıştır. Kral, yemeğinin ve zevkinin gelin olduğunu, gelinin kendisine fark ettirmiştir. Var olmadığı gece sırasında ve evlilik günü gelinceye kadar “gelini zambaklar arasında” besler. Mesih’in bulunmadığı gece sırasında Mesih’in yüreğinde sevdiği halkını kurtarma hizmetinden başka bir şey var mıdır? Şu sözler halen gerçektir: “Zambaklar arasında gezinip durur, gün serinleyip gölgeler uzayana dek.” Bizim O’nun yüceliğinin bulunduğu yerde bulunmamızı gerçekten ister; bunu ettiği duada da belirtir, “Baba, bana verdiklerinin de bulunduğum yerde benimle birlikte olmalarını istiyorum”, ama, gölgelerin var olduğu zaman sırasında Kendisine ait olanların yanına gelmekten hoşlanır ve bu duygusunu şu tatlı sözler ile ifade eder: “sizi öksüz bırakmayacağım, size geri döneceğim.” Eski bir imanlının söylediği şu sözler ne kadar gerçek payı içerirler:” İmanlı kederli bir yaşama ve zengin bir mirasa sahip olan kişidir, çünkü Mesih henüz geri dönmemiş olsa da bir gün geri dönecektir.”

2:17 Dön sevgilim, engebeli dağlar üzerinde
Bir ceylan gibi, bir geyik yavrusu gibi ol.

Gelin, Kral’ın kendisini tekrar ziyaret etmesi için yüreğinde duyduğu özlemi ifade eder; onun engebeli dağları aşıp gelen bir ceylan ya da geyik yavrusu gibi olmasını ister. Aynı şekilde biz de bu karanlık dünyadan geçerken, Rabbin her fırsatta halkının arasına gelmesini isteriz.

3:1 Gece boyunca yatağımda
Sevgilimi aradım,
Aradım, ama bulamadım.

Kral’ın gelini gece ziyaret etmesi gelinin duygularını harekete geçirdi. Ancak bu yalnızca bir ziyaret idi; Kral Kendisini kafesli pencerelerin arkasından açıkladı; gelinine diğer daha parlak dünyanın görünümünü – bir güneş ışığı ve şarkı dünyası – anlattı; gelinden kalkmasını ve dağların ve tepelerin ötesindeki o daha iyi ülkeye gelmesini istedi, onu o ülkeye çağırdı. Ve sonra onun duygularını harekete geçirdiği için kendi yerine geri çekildi ve gelin gecenin içinde bırakıldı. Gün hakkındaki haberi işitti ve şafağın sökmesini dört göz ile beklemeye başladı, ama hala gecenin içinde idi. Günü getirecek olan, Kral’ın varlığıdır, geceyi yapan Kral’ın yokluğudur. Bu nedenle bizler de İsa’nın varlığının günümüzü sağladığını söyleyebiliriz. Aynı şekilde gecemize neden olan da O’nun yokluğudur. Ama eğer gelin gecenin içinde bırakıldı ise, sevgilisine duyduğu derin yürek özlemi ile bırakılmıştır. Gelin uykulu halinden uyanmıştır. Sevgi harekete geçmiştir ve şimdi gelin canının sevgilisinden “sevgilim” diye söz ederek konuşmaktan zevk alır. Bu ifadeyi tam dört kez kullanır: “aşkım.”

Ancak uyandırılmış sevgi objesinden hoşnut değildir. Sevgi onu sevgilisinin ardına düşen biri yapar. Aslında gelini aramaya çıkan, Güvey’dir, ama sonunda gelin onun ardına düşmüştür. Taş yürekli bir günahkar nasıl ise, uyuyan bir imanlı da aynıdır. Önce Mesih’in aramaya çıkması gerekir. Önce arayan bir Kurtarıcı olmasa idi, arayan bir günahkar olmazdı. Eğer İnsanoğlu kaybolmuş olanları aramak ve kurtarmak için önce gelmemiş olsa idi, “İsa’yı görmek için uğraşan” zavallı vergi memuru hakkında hiç bir zaman bilgimiz olması gerekmeyecekti. Eğer “İsa’nın Kendisi” üzgün bir şekilde Emmaus yolunda yürümekte olan kutsallara yaklaşmamış olsa idi, bu iki kişi o gece, Kendisine ait olanların ortasında bulunan “İsa’nın Kendisini” bulmak için Yeruşalim’e dönmeyeceklerdi.

Ayrıca, gelin tarafından arananın Güvey’in kendisi olduğuna da dikkatinizi çekmek isteriz. Gelinin aradığı gecenin sona ermesi, şarkı mevsimi ya da şarkı ülkesi değildir; aradığı kişi görmeyi özlediği sevgilisidir. Gelinin gözünde sevgilisi, en güzel ülkeden daha güzeldir ve sevgilisinin sunacağı tüm bereketlerden daha iyidir. Sevgi duyguları uyandığı zaman, Hıristiyan’ın yüreğini tatmin edebilecek tek kişi Mesih’tir. Yuvasını özleyen kutsallar olarak artık göz yaşlarının silineceğini ve bir daha akmayacaklarını, son üzüntünün biteceğini ve son düşmanın yenileceğini düşündüğümüz zaman, rahatlık duyarız, ama aşk hastası olan kutsallar olarak istediğimiz, “Mesih’in Kendisi” dir. Rab, lütuf aracılığı ile kurtulan ölmekte olan hayduda yalnızca şunları söyledi: “Bu gün cennette olacaksın,” ama şöyle söyledi: “Bu gün Benimle birlikte cennette olacaksın.” Surları yeşimden yapılmış, cam duruluğundaki saf altından kentin on iki kapısı on iki inci idi ve ana yolu cam saydamlığında saf altından idi, ama göksel kent içinde Mesih olmadığı takdirde cennet olmayacaktı. Cennette “şarkılar ve sonsuz sevinç” belki olabilirdi, ama şarkının konusu ve sevincin kaynağı Mesih’in Kendisidir. “Kuzu, cennetin çırasıdır.”

Ama Güveyinin peşinde olan bu gelin, bize daha fazla bilgi verecektir. Sevgi uyandırılmıştır; sevgi, gelini Güvey’in ardına düşürmüştür, ama gelin aradığı kişiye hemen kavuşmaz. Ama Güvey’i aramış olmasına rağmen, birden fazla kez şunu itiraf etmesi gerekir, “Aradım, ama bulamadım.” Neden böyle olmuştur? Gelin doğru kişinin peşinde değil midir? Evet, doğru kişinin peşindedir, ama başlangıçta güveyi yanlış bir şekilde arar. Gelin şöyle der: “yatağımda sevgilimi aradım.” Evet, gelin onu aramıştır, ama onu ararken aynı zamanda kendi rahatını da düşünmüştür. Başlangıçta, sevgilisini ararken rahatından vazgeçmeye hazır değildir. Kaçımız, benliği bir kenara bırakarak Mesih’e sahip olmak ister? Bizi Mesih’in ardına düşürecek olan Mesih’in zorlayan sevgisidir. Ama rahatlığımıza olan bağlılığımız buna engel olur. O’nu olduğumuz yerde, yatağımızda ararız ve bu yüzden bulamayız. Bu konudan söz eden şu sözü unuturuz: “Ardımdan gelmek isteyen kendini inkar etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin.”

3:2 Kalkıp kenti dolaşayım,
Sokaklarda, meydanlarda sevgilimi arayayım.
Aradım, ama bulamadım.

Sevginin gücü geline hakim olur ve şöyle der: “Kalkıp kenti dolaşayım.” Rahatlığına olan bağlılığından vazgeçmiştir, ama bu da güveyi bulmasını sağlamayacaktır. Önce, sevgilisini yanlış bir şekilde aramıştı, şimdi ise onu yanlış bir yerde arar. Sevgilisini kentin sokaklarında ve meydanlarında bulması mümkün değildir; sevgilisi zambaklar arasında sürü otlatmaktadır. Ve bizler de bu tuzağın aynısına düşebiliriz. Mesih’e sahip olmak isteriz, ama Mesih’i bu dünyanın geniş caddelerinde aramaktan hoşlanırız. Ama Mesih’e sahip olamaz ve benliği esirger isek, ne Mesih’e sahip olabiliriz ne de dünyayı elimizde tutabiliriz. Eğer çarmıh Mesih’in uğrumuza ölecek kadar bize duyduğu büyük sevgiye tanıklık ediyor ise, aynı zamanda dünyanın Mesih’e olan ölmez nefretini de ifade etmektedir. Dünya tarafından dışarı atıldı, İsa, “kent kapısının dışında acı çekti”. Öyleyse biz de, eğer Mesih’i bulacak isek, O’nun uğradığı aşağılanmaya katlanarak ordugahtan dışarı çıkıp yanına gitmemiz gerekir.”

3:3 Kenti dolaşan bekçiler buldu beni: —
“Sevgilimi gördünüz mü?” diye sordum.

Gelin sevgilisini ararken üçüncü kez yanılgıya düşer. Güveyi önce yanlış yerde aramıştır, sonra yanlış yerde aramıştır. Şimdi ise, onu ararken yanlış kişilere müracaat etmektedir. Bekçilerin görevi, idare ve düzen sağlamaktır. Bekçiler adalet sağlayabilirler, ama sevi arayışında yardımcı olamazlar. “Eğer konu hatalı ya da kötü bir uçarılık konusu olsa idi,” bu dünyanın idarecileri bu konu ile ilgilenirlerdi, ama eğer konu “sevgi” ve “İsa” ise, o zaman bu, dünyanın gözünde yalnızca “bir sözcükler ya da isimler meselesidir,” ve dünya “bu tür konular için yetkili olamaz.” Ya da eğer bazen bu tür konular hakkında yargı yürütecek olsalar, yürütecekleri tek yargı Mesih’e zulmetmek olacaktır. Bu nedenle, Hıristiyanlar ilk dönemlerde her ne kadar benliğin gücüne başvurmak gibi bir tuzağa düşmüş olsalar bile, bunun sonucunda bu dünyanın prenslerinin yücelik Rabbini çarmıha germiş olduklarını öğrenmekle yetinmişlerdir. Aynı Beytsayda’da gözleri çok az gören kör adam gibi bizler de insanları sahip oldukları gerçek önemi dikkate almaksızın görmek eğilimindeyiz. “İnsanları yürüyen ağaçlara benzeterek” onlar gibi görüyoruz. Ama Mesih’in sevgisi aynı eski öğrencilere yapmış olduğu gibi bizim de insanları yalnızca “Mesih tarafından kurtarılması gereken kişiler” olarak görmemizi sağlayacaktır.

3:4 Onlardan ayrılır ayrılmaz
Sevgilimi buldum.
Tuttum onu, bırakmadım.
Annemin evine,
Beni doğuran kadının odasına götürünceye dek.

Tüm engeller ortadan kaldırıldığı zaman – yatak, kentin sokakları,bekçiler- selin kısa bir süre sonra sevgilisini buldu. Ve sevgilisini bulduğu zaman, “onu tuttu ve bırakmadı”. Günümüzde Rabbin halkının en büyük ihtiyacının her engelin üstesinden gelen, canı Mesih’e bağlayan ve O’nun gitmesine izin vermeyen bu aynı sevgi enerjisi olduğunu söyleyebiliriz. Ancak ne yazık ki, içinde bulunulan uyuşukluk ve Mesih’e duyulan sevginin eksikliği konusunda Yeşaya ile birlikte bir kez daha feryat etmemiz gerekir: “Adınla seni çağıran, sana tutunmak için çaba gösteren yok” (Yeşaya 64:7) İsa, yeryüzünde bulunduğu dönemde ağızları ile imanlarını ikrar etmiş olan pek çok izleyicinin “geri döndüklerini ve O’nunla yürümekten vazgeçtiklerini söyledikleri bir zaman yaşandı. Ama onikiler, “O’na tutundular ve gitmesine izin vermediler”. Rab onlara şu soruyu sordu: “Siz de mi beni bırakıp gidiyorsunuz?” Onlar ise şu karşılığı verdiler: “ Rab, kime gidelim? Sonuz yaşamın sözleri sendedir.” Ve bulunduğumuz günlerde O’nun yüce varlığının yokluğunda pek çok kişinin sevgisi soğuduğu, ellerin aşağı düştüğü ve dizlerin zayıflayıp titrediği, pek çok kişinin aynı şekilde geri döndüğü ve artık O’nunla beraber yürümediği zamanlarda, silkinmemiz ve O’na tutunmamız ne kadar gereklidir; yüreklerimizdeki sevgi ile O’na tutunmamız ve gitmesine izin vermememiz gerekir.

İlk neşidenin sonunda Güvey, gelini Kral’ın ziyafet evine götürür, ama bu son bölümde gelin, Güvey’i annesinin evine götürür. Yersel gelin için anne, İsrail ulusunu temsil eder. (Vahiy 12) Tanrı’nın yersel halkı ulus ile bağlantılı olarak Kral’a hak ettiği yeri vermediği sürece berekete dahil olmayacaklardır. Hıristiyanlar için göksel Yeruşalim’in anlamı, hepimizin annesi olmasıdır. Mesih’i tekrar yeryüzüne getirme girişiminde bulunabiliriz – başka bir deyişle, Mesih’in adını ve yetkisini bu dünya ile birleştirmeye çalışabiliriz, ama bu çaba boşuna olacaktır. Mesih bu kentte ve bu dünyanın geniş caddelerinde bulunmaz ve eğer buralarda bulunmaz ise, o zaman O’ndan burada zevk alınamaz. O yalnızca bulunduğu ve ait olduğu göksel yer ile bağlantılı olarak bilinebilir ve O’ndan sadece o göksel yerde zevk alınabilir. Görmüş olduğumuz gibi, eğer O yalnızca “ordugahın dışında “bulunabiliyor ise, “anne evi” bize O’ndan sadece “perdenin iç kısmında” zevk alınabileceğini öğretecektir.

3:5 Dişi ceylanlar, yabanıl geyikler üstüne
Ant içiriyorum size, ey Yeruşalim kızları!
Aşkımı ayıltmayasınız, uyandırmayasınız diye,
Gönlü hoş olana dek.

Neşide, aynı ilk neşide de olduğu gibi, Yeruşalim kızlarına ant içirilerek son bulur ve onlara Güvey ve gelinin arasındaki aşkın keyfini rahatsız edip bozmamaları için tembihte bulunulur. Ve aynı ruhta biz de şu şarkıyı söyleyebiliriz –

“Yüreklerimizi al ve onların sonsuza kadar
Sadece sana ait olmasını sağla;
Senin istekli kulların olarak sonsuza kadar
Sevginin mührünü yüreklerimizde taşımamızı sağla.”

Neşide 3

Sevgi Sofrası

Neşide 3:6-5:1.

Yeruşalim Kızları (3:6)

3:6Kimdir bu bir duman sütunu gibi kırdan çıkan?
Tüccarın türlü türlü baharatı ile,
Mür ve günnük ile tütsülenmiş?

Bu neşidede gelini artık yatağının üstünde, gece boyunca sevgilisini ararken, Güvey’in lütfu ile duygularını yatıştırmasını bekleyerek dinlenirken görmeyiz. Gelin burada daha çok sevgi ziyafetinden zevk alan ve Kral’ın görkemlerini paylaşmak için kırdan çıkan biri olarak sunulur. Yeruşalim kızları sorarlar:” Kim bu?” Bu soru şu şekilde de tercüme edilebilir:”bu kadın kim?”

Bu bölümde sunulan, kesinlikle İsrail örneğidir, Rab İsrail’den şöyle söz eder, “İsrail çölde bir salkım üzüm gibi geldi bana, ataları ise, incir ağacının ilk ürünü gibi” ve “Ben sana çölde, kurak topraklarda göz kulak oldum” (Hoşea 9:10 ve Hoşea 13:5). Yehova’nın “onları insancıl ipler ile, sevgi bağları ile süt ve bal akan bir diyara çektiği doğrudur, ama onlar Rabbe sırt çevirdiler ve yabancı putların peşinden gittiler. Ama ilerdeki günlerde Tanrı İsrail’i ikna edip yine çöle götürecek ve orada onun yüreğine dostça konuşacaktır ve ondan sonra orada İsrail’e bağlar verecek ve ona “bir umut kapısı” açarak onu gerçek Süleyman’ın krallık yüceliklerine yönlendirecektir (Hoşea 2: 14-23).

Kilisenin de aynı şekilde göksel yüceliğine ulaşmadan önce yersel yolculuğu sırasında geçtiği çölde yol alması gerekir. Bu harika neşide de bu yolculuğun açıklamasını görürüz; ancak burada görülen zayıflık ve başarısızlık değil, Tanrı’nın düşüncesi ile uyumlu olarak sevgi ziyafetinin paylaşılmasıdır. Çünkü çölde mahrumiyetler kadar ayrıcalıklar da söz konusudur ve bu neşidede sunulan konu bu ayrıcalıklar hakkındadır, çünkü bu yolculuk Kral’ın tahtırevanı üstünde yapılır. Ayrıca buna ek olarak mahrumiyet olarak görülen şeyler aslında ortaya yayılan tatlı bir kokuya dönüşür, aynı gelinin yolundaki tüccarın türlü türlü baharatı ile, mür ve günnük ile süslenmiş bir duman sütunundan çıkan tatlı koku gibi… Tüccarın baharatları çöldeki bitkilerden toplanarak yapıldıkları için burada ruhsal bir gerçeği belirtirler. Denemeler, sıkıntılar ve çöl yolculuğumuzun mahrumiyetleri Tanrı’nın elinden alındıkları zaman, Mesih’in lütuflarını geliştiren bir fırsat haline dönüşürler ve daha şimdiden tatlı ve hoş bir kokunun yükselmesini sağlarlar ve İsa Mesih göründüğü zaman, O’na övgü ve yücelik verirler. Buradaki neşidede sunulan çöl yolculuğunun konusu budur ve bu konu, İbraniler’e mektupta bulunan bizim zayıflıklarımız ve Tanrı’nın sağlayışı ile ilgili çöl yolculuğundan farklıdır; daha çok Filipeliler’e mektupta söz edilen mahrumiyet ve ayrıcalıklar ile ilgili olan çöl yolculuğuna benzer. Pavlus çölün mahrumiyetlerini tatmak zorundadır, ama içinde bulunduğu denemeler nedeni ile Rab’de büyük sevinç duyar, çünkü bu denemeler kutsallarda, Mesih’in lütfu aracılığı ile “Tanrı’yı hoşnut eden, hoş kokulu kabul edilebilir bir kurbanın hoş ve tatlı kokusunu” ortaya çıkartan bir fırsat haline dönüşürler. Ve biz de, Pavlus gibi, mahrumiyetlerimizi ayrıcalıklara dönüştürebiliriz; bunun için yapmamız gereken, her denemenin Tanrı tarafından gönderilmiş olan ve Hıristiyan lütfunu ortaya çıkartmak için çağrı yapan bir fırsat olduğunu görebilmektir. Ancak ne yazık ki, denemeler genellikle benliğin ortaya çıkmasına neden olan bazı çirkin görüntülere sebep olurlar – benliğin huyları, ve şiddeti, kıskançlığı ve gururu, sabırsızlığı ve şikayetleri. Çöl koşullarının canlarımız ve Tanrı’nın arasına girmesine izin vererek benliğe kapı açmış oluruz. Kendimiz ve koşullarımız arasında Tanrı’nın bulunmasına izin verelim ve işte o zaman denemeler Mesih’in lütuflarını ortaya çıkartacaklardır. İman, umut, sevgi, alçakgönüllülük, alçalma, dayanma gücü ve sabır denemelerin sonuçları olacak ve çöldeki yolculuğumuz, Tanrı’nın önüne, tüccarın türlü türlü baharatı, mür ve günnük ile tütsülenmiş hoş bir koku olarak yükselecektir.

Güvey’in Arkadaşları (3:7-11)

3:7İşte Süleyman’ın tahtırevanı!
İsrailli yiğitlerden
Altmış kişi eşlik ediyor ona.
3:8Hepsi kılıç kuşanmış, yiğit savaşçı.
Gecenin tehlikelerine karşı,
Hepsinin kılıcı belinde.

Gelinin çölde yapacağı yolculukta bineceği sediri ya da tahtırevanı Kral tedarik etti. Aynı şekilde Hıristiyan da kendi parası ile ya da kendi düşüncelerine göre yolculuk yapmak zorunda değildir. Yolculuğunu Tanrı’nın tedarik ettiği şekilde yapacaktır. Ancak bu yolculuk sırasında çatışmalar ile karşılaşılacaktır ve çöl yolculuğu Hıristiyan lütuflarını geliştirmek ile birlikte aynı zamanda Hıristiyan savaşlarını da beraberinde getirir. Bu konuda “yiğit savaşçılara” ihtiyacımız vardır. Pavlus Timoteos’a iki öğüt verir: “Oğlum, Mesih İsa’da olan lütuf ile güçlen.” Ama aynı zamanda şunu da söyler: “Mesih İsa’nın iyi bir askeri olarak sıkıntıya göğüs ger.” (2 Timoteos 2:1-3).

Ve tahtırevana eşlik eden askerler savaş için gerekli donanımlara sahiptirler. “Kılıçları bellerindedir”; hepsi, kılıçlarını nasıl kullanacakları konusunda “ tümü “uzman”dırlar. Ve kılıçlarını kullanmak için hazırdırlar, çünkü “gecenin tehlikelerine karşı hepsinin kılıcı bellerindedir.”

Ve böylece İsa Mesih’in iyi askeri “kurtuluş miğferi ve Ruh’un kılıcı yani Tanrı’nın sözü ile” donanmıştır. (Efesliler 6:17) Pavlus Timoteos’a şunu hatırlatır: “Kutsal Yazılar’ın Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır.”

Ancak gerekli olan her şey yalnızca Kutsal Yazılar’a sahip olmaktan ibaret değildir. Kutsal Yazılar’ın kullanımı konusunda uzman olmamız gerekir. Bu nedenle Timoteos’a verilen öğütler devam eder: “Benden işitmiş olduğun doğru sözlere bağlı kal”, ve “gerçeğin bildirisini alnı ak bir işçi olarak sunmaya gayret et”. (2 Timoteos 1:1; 2 Timoteos 2:15)

Ayrıca yalnızca “donanımlı” ve “uzman” olmamız yeterli değildir, hazır da olmamız gerekir – her savaşçının “kılıcı belinde” olmalıdır. Nehemya’nın zamanında böyle yaparlardı. “Yapıcılar kılıç kuşanmış, öyle çalışıyorlardı.” (Nehemya 4:18) Saldırı anında kılıç kuşanacak zaman bulunmaz. Zamanı olsun olmasın “Söz’ü duyurmak” için hazır olmamız gerekir.

3:9Kral Süleyman tahtırevanı
Lübnan ağaçlarından yaptı.
3:10Direklerini gümüşten,
Tabanını altından yaptı.
Koltuğu mor kumaş ile kaplı idi.
İçini sevgi ile döşemişti Yeruşalim kızları.

Tahtırevanı korumak ile görevli yiğit savaşçılardan söz edildikten sonra tahtırevan tanımlanır. Tahtırevanın ayrıntıları hakkında konuşulur iken, Mesih İsa hakkındaki büyük gerçeklerin ortaya çıkarıldıklarını görmez miyiz? Canlarımızın desteği ve imanımızın temellerinden söz edildiğini anlamaz mıyız? Lübnan ağacı tahtası, İsa’nın mükemmel insanlığını, hoş kokusunu ve çürümezliğini temsil eder; gümüş sütunlar O’nun kurtaran gücünü anlatırlar; altın ise, O’nun tanrısal doğruluğudur; mor renk O’nun Kral olduğunun simgesidir; ve içinin sevgi ile döşenmiş olması her şeyin temeli olan tanrısal sevgiyi ifade eder. Sevgi, en sonda yer almıştır, bir kişinin söylemiş olduğu gibi, “Altının ötesinde mevcut olan şeyler vardır, ama sevginin ötesinde var olan bir şey yoktur.

Bunlar düşmanın karşı koyduğu ve Hıristiyanlık dünyasının vazgeçmiş oldukları

önemli gerçeklerdir, ama İsa Mesih’in iyi askerinin bu koşullara karşı mücadele vermesi gerekir.

3:11Dışarı çıkın ey Siyon kızları!
Düğününde, mutlu gününde
Annesinin verdiği tacı giymiş
Kral Süleyman’ı görün.

Yeruşalim kızları gelin ve düğün töreni ile ilgilenmişlerdi, ama şimdi kendilerine Kral’ı görmeleri söylenir. Denenmeler ve çatışmalar içeren çöl yolculuğumuz Krallık görkemlerinde sona erecektir. Bu dünya çölünde Kral’ı dikenli tacı ile tanıdık, ama evlilik gününde O’nu yücelik tacı ile göreceğiz. Çöl yolculuğu kısa bir süre sonra geçmişte kalacak. Düğün gününün zamanı geliyor ve O’nun halkı O’na, “lekesi, kusuru ya da herhangi bir hatası olmayan görkemli bir kilise” olarak sunulacak. O gün geldiği zaman Güvey, canını eda ettiği için “gördükleri ile gerçekten hoşnut olacak”. (Yeşaya 53:11)

Güvey (4:1-16)

4:1Ah, ne güzelsin aşkım, ne güzel!
Peçenin ardındaki gözlerin güvercinler gibi.
Siyah saçların Gilat Dağı’nın yamaçlarından inen
Keçi sürüsü sanki.
4:2Yeni kırkılıp yıkanmış,
Sudan çıkmış koyun sürüsü gibi dişlerin,
Hepsinin ikizi var.
Yavrusunu yitiren yok aralarında.
4: 3Al kurdele gibi dudakların,
Ağzın ne güzel!
Peçenin ardındaki yanakların
Nar parçası sanki.
4:4Boynun Davut’un kulesi gibi,
Kakma taşlar ile yapılmış,
Üzerine bin kalkan asılmış,
Hepsi de birer yiğit kalkanı.
4:5Sanki bir çift geyik yavrusu memelerin
Zambaklar arasında otlayan
İkiz ceylan yavrusu.

Diğerleri Kral’ın görkemleri ile ilgilenir iken O, gelininin güzellikleri ve mükemmellikleri ile ilgilenir ve bundan büyük zevk duyar. Gelin, diğer kişilere Kral’ın görkemlerinden söz etmekten haz duyar, ama Kral gelini hakkında düşündüklerini gelinine açıklamaktan sevinç duyar. Mesih’in görkemleri hakkında diğer kişilere tanıklık etmek bereketlidir, ama yüreklerimizin sağlam huzur ve sevinç ile bina edilmeleri için İsa’nın dudaklarından, Kendi halkı hakkındaki düşüncelerini işitmek gerekir. Yuhanna 17.bölümdeki duaya böylesine üstün değer kazandıran özellik bundan kaynaklanır, çünkü orada O’nun Kendisine ait olanlar hakkındaki düşüncelerini işitmemize izin verilir.

Kral, üst üste iki kez, “Ah, ne güzelsin” gibi bir beğeni ifadesinde bulunur. Ama gelinini takdir eder iken, onun çeşitli özellikleri üzerinde durur. Bizler için hiç kuşkusuz, bu çeşitli özellikler Mesih’in, ahlak ile ilgili lütuflarını ortaya koyarlar.

  1. Gözler, canın karakterini ve ahlak durumunu iade eden bir tür penceredirler. Gelinin gözlerinin güvercine benzetilmesi, yumuşak huyluluk, saflık ve adanmış sevgiyi tanımlar ama tüm bu özellikler alçakgönüllülük ile tanımlanır, çünkü gözler peçenin ardından görünürler.
  2. Gelinin siyah saçları Gilat dağının yamaçlarından inen keçi sürüsüne benzetilir. Saç, Kutsal Yazılar’da boyun eğme” , dünyadan ayrılma, ve Tanrı’ya adanma sembolü olarak kullanılır. (1.Korintliler 11)
  3. Gelinin dişleri yeni kırkılıp yıkanmış, sudan çıkmış koyun sürüsüne benzetilir iken, ima edilen, saflıktır. İkizler birliği, aralarında yavrusunu yitirenin olmaması bütünlüğü temsil eder; hiç bir eksiği yoktur, gelin, Mesih’in, Halkında görmekten keyif aldığı tüm özelliklere sahiptir.
  4. Gelinin dudakları al kurdeleye benzetilir; bu benzetme, bedenin sağlıklı olduğuna dair bir imadır; dudaklar ya da ağız yüreğin bir sembolüdürler, çünkü “ağız yürekten taşanı söyler.” Rab İsa lütuf ve gerçek ile dolu idi ve bu yüzden O’nun hakkında şunu okuruz: “O’nun dudaklarından lütuf dökülür”; ve gelin hakkında Kral şunu söyleyebilir: “Ağzın (konuşman) ne güzel.” Eğer Mesih’in sevgisi yüreklerimizde olursa ve dudaklarımızdan Mesih’e övgüler çıkar ise, O’nun dudaklarından dökülen lütuf, bizim dudaklarımız tarafından ifade edilecektir.
  5. Şakaklar. Yanaklar, Kutsal Yazılarda ya alçakgönüllülüğü ya da cesareti ifade etmek için kullanılır. Peygamberin İsrail’e şu sözleri söylemesi gerekmişti, “İnatçısınız.. tunç alınlısınız…” (Yeşaya 48:4) Yehova şu soruyu sorar: “Yaptıkları iğrençlikten utandılar mı? Ne utanması?” ve şu yanıt gelir: “Hayır, utanmadılar. Kızarıp bozarmanın bile ne olduğunu bilmiyorlar.” (Yeremya 6:15; Yeremya 8.12) Bu söylenenlerin aksine gelinin alçakgönüllülüğünden söz edilir. Gelinin yüzü kızarır bozarır, öyle ki yanakları nar parçası gibi olur. Ama yanakları da gözleri gibi peçenin ardındadır. Boyun eğmenin dışsal sembolü altında var olan, içten bir alçakgönüllülüktür. Dışsal bir boyun eğme ve içsel bir isyan değil. Boyun eğme ile birlikte var olan bir alçakgönüllülük Mesih’in gözünde çok değerli bir niteliktir.
  6. Boyun. Gelinin değerli mücevherler ile süslenmiş gelinin boynuna bakan Kral, gelinin boynunu Davut’un zaferlerinden söz eden binlerce kalkan ile süslenmiş olan Davut’un kulesine benzetir. Mesih de aynı şekilde Kendi kutsallarında yüceltilecek ve iman eden herkes O’na hayran kalacaktır.
  7. Göğüsler, duyguları ortaya koyarlar. Geyik yavrusu örneği, hoş olan bir şeyi belirtmek için Süleyman’ın Özdeyişleri 5:19 ayetinde yer alan aynı bağlantı ile kullanılır. “Yavru” geyik, genç ve diri olanı ifade eder. Mesih’in gözünde Halkı sevgi ile ifade edilir; bu sevgi gerçekten hoştur ve hiç bir zaman yaşlanmayacak ya da eskimeyecektir.
4:6Gün serinleyip gölgeler uzayınca
Mür dağına,
Günnük tepesine gideceğim.

Gece geliyor ve Kral evlilik sabahına kadar gelinini bırakmak zorundadır. Bu arada sevginin iletişimleri ne kadar bereketli olsalar da Güvey’in yüreğinin sevinç günü hala gelecektedir. Gelin çöldedir; evlilik günü henüz gelmemiştir. O gün gelinceye kadar güvey kendi ülkesine gidecektir; gizemli bir dil ile bize hatırlattığı şudur: çöl yolculuğumuz sırasında Mesih’in yokluğunun gecesini yaşarız. Güvey, yolculuk sırasında bizimle iletişim kurabilir; bizimle olan beraberliği ile ilgili bize çok bereketli farkındalıkları ruhsal bir anlamda verebilir, ama gün doğana ve gölgeler ortadan yok olana kadar mür dağına ve günnük tepesine bizzat gitmiştir.

4:7Tepeden tırnağa güzelsin, aşkım,
Hiç kusurun yok.

Eğer bir süre için gelin arka planda bırakıldı ise, bunun nedeni gelinin bir eksiği olması değildir. Gelin, Kral’ın gözünde çok güzel ve kusursuzdur. Ve aynı şekilde, Rabbin amacının ışığı altında görülen Rabbin halkı da “O’nun huzurunda sevgide kutsal ve lekesizdir.”

4:7Benim ile gel Lübnan’dan, yavuklum,
Benim ile gel Lübnan’dan!
Amana doruğundan,
Senir ve Herman doruklarından,
Aslanların inlerinden,
Parsların dağlarından geç.

Eğer gelin bir süre için çölde bırakılıyor ise ve güvey mür dağına gidiyor ise, geline duyduğu sevgisini kendisi ile birlikte taşıyordur. Geline:”benim ile gel, Amana doruğundan bak” der. Aynı şekilde bizler de “Tanrı’nın sağında oturan Mesih’in bulunduğu göklerdeki değerlerin peşinden gitmeliyiz”. Yeryüzünde Lübnan ve Amara, Senir ve Hermon gibi güzel yerler yoktur; dünyanın en parlak amaçlarının altında gizli tehlikeler saklanırlar. Yeryüzünün en harika yerlerinde aslan inleri ve pars dağları mevcuttur. Bol su alan Şeria vadisi Rabbin bahçesi kadar güzel görünebilir. Ama Sodom ve Gomora da oradadırlar. Lut’un karısı gibi dönüp geriye bakmaktan sakınalım, ve bunun aksine gözlerimizi yeryüzündeki “yaratılmış güzellikler” olan değerlere değil, gökyüzündeki değerlere dikelim.

4:9Çaldın gönlümü kız kardeşim,
yavuklum,
Bir bakışın ile,
Gerdanlığının tek zinciri ile çaldın gönlümü!
4:10Aşkın ne güzel, kız kardeşim,
yavuklum,
Şaraptan çok daha tatlı;
Esansının kokusu her türlü baharattan daha güzel!
4: 11Ey yavuklum, bal damlar dudaklarından,
Bal ve süt var dilinin altında,
Lübnan’ın kokusu geliyor giysilerinden!

Güvey, gelinin duygularını kendisine doğru sürüklemek istediği için ona şu sözleri söyleyebilmektedir: “Gönlümü çaldın.” Bu sözleri iki kez tekrar eder:” Gönlümü çaldın [Yüreğimi kapıp götürdün]!” Duygularımız ile Mesih’ten haz almak bizim için iyi bir şeydir, ama yürekleri bina eden ve onları hayranlık içeren bir sevinç ile dolduran, Mesih’in kendi halkından aldığı hazdır. Mesih hakkındaki düşüncelerimiz az ve yetersizdir, ama biz de Mezmur yazarının söylediklerini söyleyebiliriz, “Hakkımdaki düşüncelerin ne değerli, ey Tanrı. Sayıları ne çok!” yüreklerimizin Mesih tarafından kapılıp götürülmeleri hiç de şaşırtıcı değildir. Ama Kendi halkının O’nun yüreğini kapıp götürmesi gerçekten de dünya harikalarından birine benzetilebilir. Ve Kral, gelinin O’nun yüreğini kapıp götürmesi için gelinde ne buldu? İnsan anlayışına göre pek de önemli bir şey bulmadı. Bulduğu, yalnızca gelinin bir bakışı ve gerdanlığının bir zinciri idi. Ancak bu tek bakış, bir sevgi bakışı idi ve gerdanlık ise, güveyin geline takmış olduğu bir süs idi. Bu noktada söyleyeceğimiz şudur: “O’nu seviyoruz çünkü önce O bizi sevdi.” Gözün bir bakışı, yüreğin sevgisini anlatır ve gerdanlığın zinciri, yüreğin sevgisinin O’nun Kendi sevgisinin bir meyvesi olduğunu beyan eder.

Gelin, güveyin sevgisi ile ilgili olarak daha önce de bu sevginin, şaraptan daha tatlı olduğunu söylemiştir ve O’nun adının ortaya saçılan esansından daha iyi olduğunu düşünmektedir. Ve şimdi Kral, aynı örnekleri - gelinin örneklerinden daha yoğun ve daha fazla olarak - geline duyduğu sevgiden aldığı hazzı ifade etmek için kullanır. Gelinin sevgisi, “şaraptan daha tatlı” olmakla kalmaz, “çok daha tatlıdır”, ve gelinin esansı her türlü baharattan daha güzeldir. Mesih’in yüreği de aynı böyledir: O’nun halkının sevgisi, tüm yersel sevinçlerden çok daha iyidir ve O’nun halkının lütufları doğada zevk vermek için hizmet gören pek çok şey ile kıyaslanamayacak kadar yukardadır. Simun Rab için harikulade bir ziyafet hazırlayabilir, ama davet edilmemiş konuk – günahkar olan isimsiz bir kadın – Rabbin yüreği için yine de daha büyük bir ziyafettir, “çünkü o çok sevmiştir.” Biri şu güzel sözü söylemiştir: “Rabbimiz İsa Mesih yüreğin çerçevesine özel bir önem verir; O’nun gözünde önemli olan, işlerimiz değil, yaşamlarımızdır; her ne kadar gerçek sevginin işlere yer vermesi gerekse de…”

Ama yalnızca bir bakışı ve gerdanlığının bir zinciri ile geline duyulan sevgi ifade edilmez, aynı zamanda “dudakları”, “ağzı” ve “giysileri” de Kral’ın yüreğini etkilerler. Kötüler için şöyle yazılır: “dudaklarının altında engerek yılanının zehiri bulunur.” Ama Kral’a ait olan kişiler için söylenen şudur: “dillerinin altında süt ve bal vardır”. Dudaklarından çıkan sözler Kral’ın kulağına hoş gelir ve kutsalların uygulamalı doğrulukları – giysileri – Lübnan’ın kokusu gibidir, sedir ağacının tahtası insan mükemmeliyetinden söz eder.

4:12Kapalı bahçesin sen, kız kardeşim, yavuklum,
Kapalı bir kaynak, mühürlü bir pınar.
4:13Fidanların nar bahçesidir;
Seçme meyveler ile.
Kına ve hintsümbülü ile.
4: 14Hintsümbülü ve safran ile,
Güzel kokulu kamış ve tarçın ile.
Her türlü günnük ağacı ile,
Mür ve öd ile, her türlü seçme baharat ile.
4: 15Sen bir bahçe pınarısın.
Bir taze su kuyusu,
Lübnan’dan akan bir dere.

Kral, gelinden aldığı zevki ifade ettikten sonra, onu kapalı bir bahçeye benzeterek tanımlamaya devam eder. Böylece, gelininin her şeyi ile O’na hitap ettiğini ortaya koyar. Kral, kurak bir çölün ortasında kapalı bir bahçeye sahiptir; bu bahçenin içinde Kral’ın zevk alması için su pınarları ve hoş meyveler mevcuttur.

Tanrı’nın amacı, zamanın başlangıcından beri bu dünyada zevk almak için bir bahçeye sahip olmak olmuştur. Rab Tanrı bu arzusu ile uyumlu olarak Aden’in doğusuna bir bahçe yerleştirmiştir. Ve bu bahçenin içinde görünüşü güzel ve yenmesi hoş olan ağaçlar ve bahçeyi sulayan ve sonra çevresinde akan bir ırmak vardır. Ama bahçeye günah girdiği zaman, bahçe bozulur ve çalılar ve dikenler üretir.

Ama bir süre sonra Rab bir bahçe ekmiştir. Tanrı, uluslar arasından İsrail’i seçti ve onu çok verimli bir tepedeki bağa benzetti. İsrail’i diğer uluslardan ayırdı ve bağının etrafına “bir duvar ördü” ya da “orta yere bir gözcü kulesi yaptı” ve toprağı belleyip taşları ayıkladı ve toprağa en seçme asmayı ekti ve bağının üzüm vermesini bekledi. Ama günah bahçeyi tekrar bozdu ve bağ yabanıl üzüm verdi ve bahçe fundalıklar ve dikenler ile doldu (Yeşaya 5:1-7)

Ayrıca Rab bu gün bu bahçesine yeryüzünde sahiptir. Çünkü elçi Hıristiyan topluluğundan şu sözler ile söz edebilmektedir: “Sizler, Tanrı’nın tarlasısınız.” Ve bu bahçeye biri tohum eker, diğeri sular, ama büyüten Tanrı’dır. (1.Korintliler 3:6-9) Ama ne yazıktır ki, bahçe bir kez bozulmuştur, çünkü düşman, “insanlar uyurken” tohumların arasın deve dikenleri ekmiştir. Bunun sonucunda Tanrı’nın kırılmış ve dağılmış halkı varlığını hala sürdürmesine rağmen, Rabbin bahçesi zayıflamıştır.

Ama Tanrı’nın halkını bir kenara bırakıp Tanrı’nın Sözü’ne bakacak olur isek, Ezgiler Ezgisi kitabında kutsal olarak kabul edilen bahçe hakkında Rabbe uygun olan bahçe hakkında mükemmel bir tanım buluruz. Ve bu güzel bahçenin çevresinden ayrılmadıkça, Rabbe uygun olanın ne olduğunun farkına varmakla kalmaz, ama aynı zamanda O’nun yüreğinin arzusuna verdiğimiz karşılığın ne kadar yetersiz olduğunu da anlarız.

Öncelikle şunu hatırlayalım: Rabbin bahçesi, “kapalı bir bahçedir”. Bu ifadenin anlamı, ayırma, koruma ve kutsal kılmadır. Tanrı’nın gözlerinde bu dünya İsa’nın öldüğü kurak bir çölden başka bir yer değildir; ama yine de bu çölde Rabbin “benimkiler” olarak adlandırdığı kişiler bulunmaktadır. Ve Yuhanna 17.bölümde yer alan büyük duada Rabbin, Kendisine ait olanlar için ifade ettiği arzusuna kulak verdiğimiz zaman “kapalı bir bahçenin” derin ruhsal anlamının farkına varmaya başlarız. Eğer bir “bahçe kapalı” ise, çevresindeki çölden ayrı bir yerdedir. Aynı şekilde , Rabbin Baba’ya kendisinin olduğu gibi, kendisine ait olanların da bu dünyadan olmadıklarını söylediğini duyarız. Eğer “kapalı bir bahçe”, nazik bitkilerin korunması için var ise, o zaman bu düşünce ile uyumlu olarak, Rabbin, halkının kötüden korunması için dua ettiğini işitiriz. Ve son olarak, eğer “kapalı bir bahçe” sahibinin zevk alması için ayrılmış olan bir yeri ima ediyor ise, o zaman bununla uyumlu olarak halkının kutsal kılınması için Rabbin duyduğu arzuyu işitiriz.

Rabbin arzu ettikleri şunlardır: bu dünyada, dünyadaki kötülükten korunan ve kendi zevki için bir kenara alınmış olan, bu dünyadan tamamen ayrılmış bir topluluğa sahip olmak; Tanrı’nın arzusu Kendisi için “kapalı bir bahçe” oluşturmaktır.

Ancak, Kral’ın bahçesi yalnızca “kapalı bir bahçe” değil, aynı zamanda sulanmış bir bahçedir. Sapmış İsrail “susuz bir bahçeye” benzetilir. Ancak İsrail’in gelecekteki restorasyonu ile ilgili olarak peygamber İsrail’e şu sözleri söyler, “Yaprakları solmuş yabanıl fıstık ağacına, susuz bahçeye döneceksiniz” (Yeşaya 1:30 ve Yeşaya 58:11) Ve böylece Kral’ın bahçesinin kaynakları kapanmış ve çeşmesi mühürlenmiştir. İhtiyaçlarının karşılanması için çevresindeki çöle bağlı değildir, bahar, bahçenin içindedir. Aynı şey Rabbin halkı için de geçerlidir.

Rabbin halkının ihtiyaçlarını karşılayan gizli bir su kaynağı vardır; Kutsal Ruh! Dünya O’nu kabul edemez; O’nu ne görmüştür ne de tanır. Kutsal Ruh, gerçekten de “Su Kaynağı” dır, ama hatırlamamız gereken önemli nokta, Su Kaynağı’nın engellenmemesi gerektiğidir. Kutsal Ruh’u sessiz kalmasına neden olacak şekilde kederlendirmek olası bir durumdur. O zaman canlarımız sudan yoksun kalır, kurak bir hale gelir, Rabbin halkı meyve vermez, çünkü Kutsal Ruh söndürülmüştür. Çok dikkatli olmalı ve benliğin istilalarına karşı kapıyı sürekli “kapalı” tutmalıyız. Aksi takdirde, Filistinliler, aynı İbrahim’in günlerinde olduğu gibi yine kuyulara toprak doldurarak suyu engelleyebilirler.

Ayrıca, kapatılmış bir su kaynağı mühürlenmiş bir çeşmedir. Bir su kaynağı, her zaman bol su akıtan bir çeşme sağlar. Kutsal Ruh yalnızca bizimle birlikte olan, kusursuz bir diri su kaynağı olmakla kalmaz, aynı zamanda çöl yolculuğumuz sırasındaki tüm ihtiyaçlarımızı da karşılar, ama O imanlının içinde sonsuz yaşam için fışkıran bir pınardır. (Yuhanna 4:14) tüm bunların yanı sıra bu pınar Kral için ayrılmıştır – “mühürlenmiş”tir. Su Kaynağı olarak Kutsal Ruh bizimle ve bizim ihtiyaçlarımız ile ilgilenir ve bir Çeşme olarak da tamamen Mesih ile meşgul olur ve yüreklerimizi O’nunla meşgul eder.

Bundan başka, Kral’ın bahçesinin verimli bir bahçe olduğunu söyleyebiliriz. Bu bahçedeki bitkiler, değerli meyveler ve günnük ağaçları ile tüm seçme baharatlardan oluşan ve nar fidanları olan bir cennet meydana getirirler. Bitkilerin güzellikleri, kokuları büyüklükleri ve meyveleri birbirinden farklıdır, ama hepsi de Kral’ın zevk alması içindir. Aynı şekilde, Rabbin bahçesinde bulunan iki kutsaldan bir diğerine benzemez, ama tüm kutsallar O’nun zevk almasına hizmet ederler.

Ve son olarak, Kral’ın bahçesi, yalnızca O’nun zevk alması için hizmet vermez, aynı zamanda ötedeki bölgeler için de bir bereket kaynağı olur. Lübnan’dan akan bir derenin diri su kaynaklarının bir kuyusuna benzer. Ve böylece eğer Rabbin bahçesi, “kapalı” ise, eğer kapalı bir kaynak ve mühürlü bir kaynak ise, ve değerli meyvesini Rab için veriyor ise, o zaman gerçekten çevresindeki dünyaya bir bereket kaynağı, ölmekte olan insanlara “diri su ırmakları” olmak üzere bir kanal olacaktır.

Bir süre Kral’ın bahçesinin içinde dolaşmak ve bu bahçeyi kapatan duvarların ruhsal anlamını öğrenmek için araştırma yapmak canlarımız için ne kadar da yararlıdır. Bahçe pınar tarafından tazelenir, içinde yetişen meyveler ve baharatlar sulanır ve pınarın suları ötelerdeki çorak topraklara doğru akarlar.

Ve biz bahçeden alınacak her derse muhtacız. Çünkü hizmetimiz genellikle zayıf ve eksiktir. Bahçenin bir kısmında hizmet verirken bahçenin diğer kısmına zarar vermek gibi bir eğilimimiz vardır. Bu nedenle Rabbin bahçesinin tarihçesinde bazı kişiler genellikle bahçenin “etrafına çalı dikmek ve hendek kazmak” ile o kadar çok meşgul olmuşlardır ki, bu yüzden çiçekleri ve meyveleri ihmal etmişlerdir. Bu kişiler dünyadan uzak durma konumunu elde etmek ve kötüyü Rabbin bahçesinden kovmak için nerede ise işlerinin tamamını sınırlamışlardır ve canlar ile ilgilenmek için çok az zaman bulurlar, ama bu yüzden Rab için az meyve verirler ve çevrelerindeki dünya için küçük bir bereket olurlar.

Ayrıca bazı başka kişiler pınarı “kapalı” tutmayı unutmuşlardır. Rabbin bahçesinde engellenmeden çalışması için benliğe izin verilmiştir. Ve bu yüzden Kutsal Ruh kederlendirilmiş ve engellenmiştir. Ve bahçe bu nedenle Rabbe sunacağı hoş meyveyi üretememiştir.

Yine bazı kişiler çiçekleri ve meyveleri öylesine çekici bulmuşlardır ki, çalılar ve hendekleri görmezlikten gelmişlerdir, ve bunun sonucu olarak bahçenin etrafını çeviren duvarlar bakımsız ve tamire muhtaç hale gelmişlerdir ve kötü gediklerin arasından içeri sızmış ve Rabbin bahçesi dikenler tarafından boğulmuş ve ürünsüz hale gelmiştir.

Son olarak, bazı kişiler çevrelerindeki dünyaya doğru akan sular tarafından öylesine zapt edilmişlerdir ki, içerde büyüyen bitkileri göremez hale gelmişlerdir ve bahçe bu yüzden Rabbe ürün veremez hale gelmiştir.

Bahçenin bize değil Rabbe ait olduğunu hatırlayalım; Kral, Ezgilerin Ezgisi’nde, “Benim bahçem” der (16). Bahçe, Rab için “kapatılmıştır”; pınar O’nun bahçesini sulamak için vardır; seçme meyveler O’nun zevk alması içindir; ve eğer bu diri sular bahçeden akıyorlar ise, bunun nedeni yalnızca bahçeye ait bitkileri büyütmek içindir. Bu noktayı aklımızda tuttuğumuz takdirde, Rabbin bahçesinin ürünsüz kalmasına neden olabilecek herhangi bir şeyi ihmal etme konusunda çok dikkatli olmamız gerektiğinin farkına varırız.

4:16Uyan, ey kuzey rüzgarı,
Sen de gel, ey güney rüzgarı!
Bahçemde es ki, güzel kokusu saçılsın.

Kral, kuzeyden esen soğuk rüzgarı ve güneyden esen sıcak yakıcı rüzgarı çağırır ve onlardan bahçesinin üzerin esmelerini ve bahçenin güzel kokusunun etrafa saçılmasını ister. Bu nedenle, Rab genellikle bu dünyanın birbirlerinin karşıtı olan rüzgarlarını, Halkının üzerine esmesi için çağırır; öyle ki, halkının üzerindeki lütfunun seçme ürünleri ortaya çıksınlar. Çok Bahçesindeki bitkilerin en çok büyüdükleri ve en fazla güçlendikleri zaman, en kızgın zulmün hüküm sürdüğü zamandır.

Gelin (4:16).

4:16Sevgilim bahçesine gelsin,
Seçme meyvelerini yesin!

Kral’ın kullandığı örneği üstlenen gelin, sanki şunları söyler gibidir, “Eğer ben bir bahçe isem ve eğer Kral, bahçesinde seçme meyvelerden oluşan bir cennet görebiliyor ise, o zaman bırakın sevgilim bahçesine gelsin ve onun seçme meyvelerinden yesin.” Gelinin gözünde bahçe, içinde Kral’ın varlığı olmadan yoksul bir yerden başka bir şey değildir. Ve bizler şöyle diyebiliriz: “Mesih’in varlığı olmadığı takdirde cennetin anlamı nedir ki? İçinde Rab olmadan cennet ne işe yarar? Ve eğer O, yeryüzündeki halkının ortasında olmasa, o halk ne ifade eder?” Bu kapalı bahçenin tüm bereketini sağlayan nedir? Öğrenciler haftanın ilk gününde üst kattaki odada Yahudiler’den korktukları için kapalı kapılar arkasında toplandıkları zaman, sahip oldukları bereket ne idi? “İsa’nın gelip aralarında durması değil miydi?” ve O’nun bahçesine yapılan aynı ziyarette bir öğrencinin “İsa geldiği zaman diğerleri ile birlikte olmadığını” okumuyor muyuz? O’nun bahçesini bir cennete dönüştüren İsa’nın onların aralarına gelmesi idi.

Güvey (5:1)

5:1Bahçeme girdim, kız kardeşim, yavuklum;
Mürümü topladım baharatım ile,
Güvecimi, balımı yedim.
Şarabımı, sütümü içtim.
Yiyin, için, ey dostlar!
Mest olun aşktan, ey sevgililer!

Güvey gelinin davetine ne kadar büyük bir sevinç ile karşılık veriyor. Mesih’in de aynı şekilde istekli halkı tarafından zorlanmaktan zevk aldığını söyleyemez miyiz? Emmaus yolundaki öğrenciler, “kendileri ile kalmasını söyleyerek O’nu zorladılar”. Ve Rabbin hemen o anda onlara nasıl lütuf ile karşılık verdiğini okuyoruz. ”İsa onlarla birlikte kalmak üzere içeri girdi.” Kral bahçeye girdikten sonra yalnızca bahçenin seçme ürünlerini yemekle kalmaz, ama aynı zamanda ziyafet sofrasını kuran da O’dur. Çünkü şöyle der:”yiyin için ey dostlar, mest olun aşktan ey sevgililer!” Bizler, Rab için Beytanya’daki evde olduğu gibi kendi küçük ziyafet soframızı kurabiliriz, ama O’nun bizim için hazırladığı ziyafet sofrası ne kadar zengindir. Eğer O, kendisine ait olanların arasında bulunmaktan zevk alıyor ise, halkının yüreğini sevinç ile dolduran da O’nun varlığıdır, çünkü şunları okuruz: “Öğrenciler Rabbi gördükleri zaman yürekleri sevinç ile çarptı.” Böylece, yolumuz devam ederken defalarca gördüğümüz şudur: O, çölden ayrılarak bahçesine gelmekten zevk alır; “gün doğana ve gölgeler uzaklaşana kadar” O bizimle biz de O’nunla yemek yemekten zevk alırız. Sonra sonunda Kuzu’nun göksel yüceliğinin bulunduğu Kendi evindeki düğün ziyafetinde bir daha oradan ayrılmamak üzere oturacağız.

Neşide 4

Sevginin Yenilenmesi.

Neşide 5:2-6:12

Gelin (5:2)

5:2 Ben uyuyordum, ama yüreğim uyanıktı.
Dinleyin! Sevgilim kapıyı vuruyor.

Düğün ziyafeti sona ermiştir; Kral, gün doğana ve gölgeler uzaklaşana dek mür dağına ve günnük tepesine doğru yola koyulmuştur. Güveyin yokluğu sırasındaki gece gelinin sevgisi zayıflamıştır ve kendi evindeki rahatını arar. Gelin, Kral’ın yanında olduğu ziyafet sofrasından Kral ayrıldıktan sonra uykuya geçiş konusunda çok çabuk hareket eder. Gelinin sevgisi daha önceki dönemlerde de zayıflamıştı, ama bu şimdiki daha ciddi bir sevgi soğumasıdır. Daha önce gelin evinde dinleniyordu, şimdi ise uyumaktadır. Ancak yine de, gelinin uykusu huzurlu bir uyku değildir – “uyuyordum, ama yüreğim uyanıktı” der.

Ne yazık ki, aynı gelinin yaptığı gibi, bizlerin sevgisi de, her ne kadar Mesih’i tanımış ve O’nun sevgisinin tadına varmış olsak da yüreklerimiz defalarca soğuyabilir. Yüreklerimizin durumu ne kadar da çabuk değişebilir; aynı üst katta ziyafet sofrasında oturan öğrencilerin kısa bir süre sonra bahçede uykuya dalmaları gibi. Ama bu tür bir yatma ancak rahatsız bir uyku verebilir, Mesih’in sevgisini tatmış olan bir yürek bu boş dünyada rahat arayacak olduğu takdirde bulacağı tek şey huzursuzluk olacaktır. Dünyadan zevk alan Mesih’ten zevk alamaz, aynı şekilde Mesih’ten zevk alan da dünyadan zevk alamaz. Uyurken huzursuz olmak bu tür bir durumu tanımlamaktır.

Ama güveyin sevgisi hiç bir zaman değişmez. Gelin uyuyabilir, ama güvey gelinin uyuyan duygularını uyandırıncaya dek sevgisi ona rahat vermez. Birinin söylemiş olduğu şu sözler gerçeği çok güzel ifade etmektedirler. Mesih’in yüreği asla yorulmaz, O’nun geline duyduğu sevgi, Tanrı’nın dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçtiği zaman, duyduğu sevgi kadar taze bir sevgidir.”

Güvey (5:2)

5:2 “Aç bana, kız kardeşim, aşkım, eşsiz güvercinim!
Sırılsıklam oldu başım çiyden.
Kaküllerim gecenin neminden.”

Gelin dinlenmek isteyebilir, ama Güvey için aynı şey geçerli değildir. Gelinin kapısını çalarak içeri girmek ister. Sevgi ile gelinin duygularına seslenir, onun yüreğindeki soğumuş sevgiyi yenilemek ister. “Aç bana” şeklindeki dokunaklı sözcükleri gelinin yüreğini doldurmak için duyduğu özlemi ifade etmektedir. Geline okşayıcı sözler ile hitap eder, “kız kardeşim, aşkım, eşsiz güvercinim!” Geline şu sözler ile de hitap edebilirdi:” Kralın, dostun, sevgilin!” Ama sevgi gelinin yüreğine ulaşmak için daha planlı bir yol izler. Güvey geline onun hakkındaki duygularını hatırlatır. Gelinin soğuyan sevgisi Güveyin gelin hakkındaki düşüncelerini değiştirmemiştir. Ve sonra gelinin yüreğine son bir yaklaşımda bulunarak geline, onun uğruna katlandığı sıkıntılardan söz eder. Güvey, gelinin sevgisini uyandırmak için geceye, soğuğa, karanlığa ve çiye meydan okumuştur.

Gözümüzün önündeki tüm bu gizemli sahnede Mesih’in, O’nun sevgisinin tadını çıkartmamız için bizim O’ndan ayrılan duygularımızı yenilemek amacı ile nasıl hareket ettiğini göremiyor muyuz? O’nun olmadığı gecede huzurumuzu bu zavallı dünyada arayabiliriz. Ama O bizi O’ndan ayrı kalmamıza izin vermeyecek kadar çok sever. Rab bize, “uyumaya devam et ve dinlen” de diyebilir. Ama eğer O’ndan uzaklaşacak olursak, yenileyen lütfu ile bizi izler ve kapımızı çalar. Umut edelim ki, O’nun, yüreklerimizin kapılarını O’na kapalı bulduğu bir gün hiç gelmesin ve Laodikya kilisesindeki ılıklık, O’nu hiç bir zaman şu sözleri söylemesi için zorlamasın:”Aç bana!” Ne kadar da dokunaklı sözler! Soğuyan duygulardan söz eden bir öykü ne kadar da üzücüdür! Boş ve tatmin olmamış yürekler de öyle… ama O’nun değişmeyen sevgisinden ve yüreklerimizi Kendisi ile doldurmak için duyduğu özlemden söz eden öyküler ne kadar da bereketlidirler. O sanki şöyle demek ister gibidir: “başka taraflara döndünüz ve huzur bulmadınız; canınız uyuyor ama huzurlu değil, yüreğiniz uyanık ama tatmin edilmiş değil, şimdi yüreğinizi açın BANA.”

Ama Mesih Kendisini kabul etmesi için hiç bir canı zorlamaz. O asla davet edilmeyen bir konuk olmayacaktır.”Zorlanılmayı” sever; ve geline söylediği söz, “Aç” sözüdür. Güvey bekler ve girmeye isteklidir, ama gelin, yüreğinin kapısını “açmak” zorundadır. Mesih’e olan sevgimizin azlığından şikayetçi miyiz? Eğer O’na kapıyı açar ve içeri girmesine izin verir isek, yüreklerimizi doldurmak için isteklidir. Kapının yalnızca tek bir kolu vardır ve o kol da içerdedir, yani ancak bizim tarafımızdan kullanılabilir.

Evet, O bizim uyuyan duygularımızı uyandırabilir; bizim O’ndan sapan yüreklerimize rağmen O’nun bizi hala sevdiğinin farkında olmaktan daha iyi ne olabilir? O, hala, “Sen benimsin. Kız kardeşim, aşkım, eşsiz güvercinim, yavuklum” demeye hazırdır.

Ama bunun yanı sıra Mesih’in uğrumuza katlandığı acıları yeniden duymak, soğumuş yüreklerimizin harekete geçmesini gerektirmez mi? Canlarımızın Damadı yüreklerimizi kazanmak için çok sıkıntılı bir yolculuğu göze almıştır! Ne kadar büyük bir elem ve keder gecesine razı olmuştur; ve o gece sevgimizi kazanmak için O’nun üzerine düşen elem çiyleri ile nasıl da ıslanmıştır. Bizim yüreklerimizi kazanmak için Kendi yüreğinin kırılmasına izin vermiştir.

Eğer yüreklerimiz başka nesnelere yöneldi ise, eğer sevgimiz soğudu ise, dileğim, kapımızda duran ve kapımızı çalan Kişi hakkında taze ve yenilenmiş bir görüntü alalım ve O’nun şu sözleri söyleyerek yalvaran sesine kulak verelim:-

Yüreğininin duygularını istiyorum, “Aç kapıyı bana.”
Seni seviyorum.”Kız kardeşim, aşkım, güvercinim, yavuklum.”
Senin için acılar çektim, “Bu nedenle başım çiyden, kaküllerim gecenin neminden sırılsıklam oldu.”

Gelin (3-8)

5:3 Entarimi çıkardım, yine giyinmeli miyim?
Ayaklarımı yıkadım, yine kirletmeli miyim?

Gelin bu dokunaklı ricaya duyarsız olmamasına rağmen, üzerindeki tembelliği nasıl atacağını bilmemektedir. Gelin için entarisini çıkartmak giymesinden daha kolaydır, belindeki kuşağı çözmek onu beline sarmaktan daha kolaydır. Bu ricaya karşılık vermek, enerji ve fedakarlık gerektirir. Rahatlığı konusundaki bencilliği gelini zayıf düşürmüştür ve bu yüzden gelin aynı soruyu iki kez sorar, “Nasıl yapmalıyım?” Üzerindeki tembelliği kendi çabası ile atamayacağını gerçekten öğrenmesi gerekmektedir. Aynı şekilde Mesih’e olan sevgimiz soğuduğu zaman biz de gelin gibi, kendi işlerimize dalarız ve aslında böyle dokunaklı ricalar ilgimizi çekmesine ve bir şekilde harekete geçmeyi istememizi sağlamasına rağmen, yine de bu ruhsal ağırlığı üzerimizden nasıl atacağımızı bilemeyiz. Bizler canlarımızı yenileyemesek dahi, O canlarımızı yenileyebilir ve yeniler. “O, canımı tazeler” ifadesi Mezmur yazarının da yaşamış olduğu bir deneyimdir. Ve bunu izleyen bölümde sevginin soğuyan duyguları tazelemeye başladığını görürüz; bu işlem benliğe açısından gerçekten acı verebilir ama sonunda bereket sağlar.

5:4 Kapı deliğinden uzattı elini sevgilim,
Aşk duygularım kabardı onun için.

Damat daha önce konuşmuştu, ama şimdi geline elini uzatmaktadır ve O’nun bu sessiz yaklaşımı gelinin yüreğini Damada duyduğu özlem ile doldurur. Petrus da aynı deneyimi, Rabbi inkar ettiği anda Rabbin “dönüp ona baktığı” zaman yaşadı. Bu bakış, sözlerden daha fazlasını ifade ettiği için daha etkili idi ve şunları söyler gibi idi: “Sen Beni inkar ettin, ama Ben seni seviyorum." Ve neşidemizde damadın elini uzatması gibi bu bakış da canın yenilenmesi işlemini başlattı, çünkü “Petrus dışarı çıktı ve acı acı ağladı.” Ve hata yaptığımız zaman, Rab, bize değişmeyen sevgisini gösteren o çivi delikli elini gösterdiğinde, yüreklerimiz için için yanmaz mı?

5:5 Kalktım, sevgilime kapıyı açayım diye,
Mür elimden damladı,
Ve parmaklarımdan aktı
Sürgü tokmakları üzerine.
5:6 Kapıyı açtım sevgilime,
Ama sevgilim yoktu, gitmişti!
Kendimden geçmişim o konuşurken.
Aradım onu, ama bulamadım,
Seslendim, ama yanıt vermedi.

Bu yaklaşım, gelinin tembelliğini yok etti. Sevgilisine kapıyı açmak için kalktı. Girmek için uğraştığı kapı onun varlığı ile güzel bir koku saçtı. Ama o kendisini geri çekti. Ama bu şekilde sevgi göstererek gelinin duygularını uyandırmak istedi. Eğer yakına gelseydi, gelin ona karşılık vermeyecekti, bu nedenle geri çekilmesinin tek nedeni, gelinin duygularını canlandırmaktı. Ve bu yaklaşımı gelin üzerinde ne kadar da etkili oldu! Gelinin sevgi duyguları tamamıyla kabardı, yüreğinin dil ile konuştu: “Kalktım”, “Sevgilime kapıyı açtım”, “Onu aradım”, “Ona seslendim”…. Her ifadesi ile duygularında canlanan yeni enerji ilan edilmektedir. Ancak o anda tüm bunlar boştur, çünkü sevgilisi gitmiştir ve giderken geline bir yanıt vermemiştir. Sevgili önce gelinin peşinden koştu; gelinden bir karşılık bulamayınca sevgisi şekil değiştirdi ve o zaman gelin sevgilisinin peşinden koşan kişi haline geldi. Ama yanıt alamama sırası şimdi artık Damat’ta değil kendisinde idi. Bu durumda Damadın sevgisi değişmiş miydi? Damat, gelininden vaz mı geçmişti? Ah, hayır, değişen sevgisi değildi, değişen sevgisini ifade ediş şekli idi. Gelinin sevgi beraberliğinin kolayca kaybedileceğini ve yalnızca alçakgönüllü hale getiren deneyimler aracılığı ile yeniden düzeleceğini öğrenmesi gerekiyordu.

Ve sevgi, Emmaus yolundaki iki öğrencinin “ağır yürekleri” ile de aynı şekilde ilgilenir. İki öğrenci yolda yürüyorlardı , ama onları izleyen Rab idi ve yenileyen lütfu ile onların “ağır yüreklerini”, “hararetli yürekler” haline getirdi. İki öğrencinin duygularını harekete geçirdikten sonra, onların “gözlerinin önünden kayboldu”. Onları arayan Kişi, onlardan uzaklaşan Kişi oldu. Ve bu davranışı ile ardında O’ndan uzaklaşan iki kişi yerine O’nun ardından giden iki kişi bırakmış oldu. Çünkü o gece hemen aynı saatte kalktılar ve Yeruşalim’e geri döndüler. Rabbi aradılar ve Rabbi O’na ait olan diğerlerinin yanında buldular.

Rab, ardından gidilmesini sever ve O’nun ardından gidenler hayal kırıklığına uğramayacaklardır; soğuyan yürekleri neden ile acı veren deneyimlerden geçmeleri gerekse bile yürekleri Mesih’in sevgisinin sevinci ile yeniden tazelenecektir. Gelinin daha sonra Damadın ardından giderken yaşadığı deneyim bu tür bir deneyim idi.

5:7 Kenti dolaşan bekçiler buldu beni;
Dövüp yaraladılar.
Sur bekçileri alıp götürdü şalımı.

Sevgi eksikliğinin anlamı, Damadın varlığının eksikliğidir. Ama bu durum gelinin kenti dolaşan bekçiler ve sur bekçileri tarafından kötü davranış görmesine neden olur.

Bekçilerin görevi kentte düzeni sağlamaktır. Bir gelinin yanında Damadı olmadan gece vakti kentte dolaştığını gördüler. Bu durum düzene aykırı bir davranış idi ve gelini haklı olarak azarladılar. “O’nu dövüp yaraladılar, ama “bir dostun açtığı yaralar sadıktır.” Aynı şekilde sur bekçileri de kenti düşman saldırılarına karşı koruma görevini üstlenmişlerdir ve bu görevleri uyarınca kimin dost kimin düşman olduğunu ayırt etmek için her geleni kontrol etmeleri gerekir. Geline uyguladıkları davranışları ile görevlerini yerine getirmişlerdir. Gelinin gerçekten olduğunu söylediği kişi olup olmadığını anlamaları gerekir ve bu nedenle gelinin şalını alıp götürürler. Yoldan çıkıp dolaşmaya başladığımızda, kendimizi canlarımızın gözetmeninin paylamasına maruz bırakmış olmuyor muyuz? Rab, genellikle bu yenileme işini diğer kişiler aracılığı ile sürdürür. Yuhanna Markos konusunda Barnabas ile keskin bir çekişme yaşayan Pavlus’un bir nöbetçinin görevini yaptığını söyleyemez miyiz? Ve yine aynı şekilde Petrus’a karşı çıkarak onun ikiyüzlülüğünü yüzüne vurduğu zaman da bir sur bekçisinin görevini yerine getirmiyor muydu? Bu davranışı ile bir şekilde Petrus’un şalını ya da peçesini indirmişti. Bu tür deneyimler acı verseler bile, gerçek canda şifa görevi yapmış olurlar. Aynı durum gelin için de geçerlidir; “Kent bekçilerinin” ve “sur bekçilerinin” davranışı da yanı şekilde gelinin yüreğinde Damat iç in daha derin özlem duyguları uyandırdı – bu özlem duyguları öylesine yoğunlardı ki, gelin onları etrafındaki kişilerden gizleyemedi.

5:8 Size ant içiriyorum, ey Yeruşalim kızları!
Eğer sevgilimi bulursanız,
Söyleyin ona, aşk hastasıyım ben

Yüreğinin özlemlerini gizleyemeyen gelin, diğer kişileri, sevgilisini buldukları takdirde ona aşk hastası olduğunu bildirmeleri için ant içirir. Sevgilisi ile kimi kast ettiğini herkesin bildiğini düşünür. Ama Damat gelinin ant içirdiği kişiler tarafından tanınan biri değildir.

Yeruşalim Kızları (9)

5:9 Farkı ne sevgilinin öbürlerinden,
Ey güzeller güzeli?
Farkı ne ki, bize böyle ant içiriyorsun?

Yeruşalim kızları, Damat ile yaşanan sevginin mahremiyetini hiç bir zaman bilmemişlerdir ve gelinin yüreğini doldurmuş olan bu sevgiyi anlayamazlar. “Farkı ne sevgilinin öbürlerinden?” diye sorarlar. Ama bu, yalnızca gelinin yenilenmesi işlemindeki bir diğer adımdır. Gelinin motiflerinin araştırılması gerekir. Gelinin sevgilisi gelin için diğerlerinden farklı mıdır? Diğer kişilerin bakış açısı ile bu farklılık anlaşılamaz. Gelin, önce, Damat olmadat olmadan huzurlu idi ve Damat gelip kapıyı çaldığı zaman, onu içeri almak için kendisini harekete geçirememişti.

Petrus şu sözleri ile Rabbe büyük bir sevgi beyanında bulundu, “Herkes seni inkar etse bile ben asla inkar etmem.” Ama Petrus, bahçede uyuduğu zaman Rab için az sevgi gösterdi ve sarayın avlusunda O’nu inkar ederken ise hiç sevgi göstermedi. Petrus yenilenirken, kendisine “Beni seviyor musun?” şeklindeki aynı sorunun üç kez sorulması ne kadar da uygundu.

Araştırma içeren bu soruya gelinin verdiği karşılık O’na olan duygularının gerçekliğini kanıtlar, çünkü yüreğinde Damat ile ilgili duygularını ortaya döker.

Gelin (10-16)

5:10 Sevgilimin teni pembe-beyaz, ışıl ışıl yanıyor!
Göze çarpıyor on binler arasında.
5:11 Başı saf altın,
Kakülleri kıvır kıvır, kuzgun gibi siyah.
5:12 Akarsu kıyısındaki
Güvercinler gibi gözleri;
Süt ile yıkanmış,
Yuvasındaki mücevher sanki.
5:13 Yanakları güzel kokulu tarhlar gibi,
Nefis kokular saçıyor.
Dudakları zambak gibi,
Mür yağı damlatıyor.
5:14 Elleri, üzerine sarı yakut kakılmış altın çubuklar,
Gövdesi laciverttaşı ile süslenmiş cilalı fildişi.
5:15 Mermer sütun bacakları
Saf altın ayaklıklar üzerine kurulmuş.
Boyu bosu Lübnan dağları gibi,
Lübnan’ın sedir ağaçları gibi eşsiz.
5:16 Ağzı çok tatlı,
Tepeden tırnağa güzel.
İşte böyledir sevgilim, böyledir
Yarim işte böyledir Yeruşalim kızları!

Bu sevgi dolu tanımlama aslında sevginin uyandırılması konusunda atılan bir diğer adımdır. Çünkü gelin Damat’ın mükemmel özelliklerini başkalarına açıklarken yüreği onunla ve onun görkemleri ile doludur ve yüreği en derin noktalarına kadar yenilenmiş ve tazelenmiştir. Mesih’in mükemmellikleri ve görkemleri konusunda diğer kişilere tanıklık etmek kişinin Mesih’e duyduğu kendi sevgisini canlandıracağı ve ateşleyeceği kesindir.

Bu görkemli tanımlama yalnızca Mesih’e uygulanabilir. Gözümüzün önünde canlandırılan mükemmellikler O’na aittir. “teni pembe-beyaz ışıl ışıl yanan, on binler arasında göze çarpan” yalnızca O’dur. Diğerlerinin özellikleri ne olursa olsun, “en önde gelen” O’dur. Başka kişilerin sayıları ne kadar çok olursa olsun, on binler arasında göze çarpan” O’dur.

Tanrısal görkemi içinde, Başı saf altından olan O’dur.

Kakülleri kıvır kıvır ve kuzgun gibi siyahtır ve erkeklik gücüne işaret eder. Ne beyazlanan saçlar, ne yaşlanma belirtileri ne de bozulmalar; bunların hiç birinin O’nun üzerinde etkisi yoktur ve asla olmayacaktır. Herkes yaşlanabilir ama O asla yaşlanmaz. O’nun yılları asla son bulmaz.

O’nun güvercin gözlerine benzetilen gözleri şefkatli merhametini ima ederler. “Süt ile yıkanmış” ifadesi saflığı belirtir. “Senin gözlerin kötülüğe bakamayacak kadar saftır. Gözleri “yuvasındaki mücevhere” benzetiliyor; bunun anlamı, “O’nun gözünde her şeyin çıplak ve net” olmasıdır.

Yanaklar güzellik ve çekicilikten söz ederler. Dünya Mesih’te hiç bir güzellik görmedi, ve O’nun yanaklarına tokat attı. Yahuda O’nu yanağından öperken, O’nu çekici bulduğunu gösteriyor gibi idi, ama bunu yaparken amacı O’nu ele vermek ve O’na ihanet etmekti. Öte yandan, imanlı, Mesih’in güzelliğinden ve çekiciliğinden haz duyabilir, imanlı için Mesih’in yanakları güzel kokulu tarhlar gibidir, nefis kokular saçar ve yanından geçenleri hayran bırakır.

Dudakları mür yağı damlatan zambaklara benzetilir. Zambak saflığı, hoş kokulu mür ise lütfu ima eder. Yeşaya’nın, dudakları kirli bir adam olduğunu itiraf etmesi gerekmişti. Ama Mesih’in dudakları saf ve temizdi; O’nun ağzından kötü hiç bir şey çıkmadı. Mesih için şöyle bir ifade kullanılabilirdi:” Dudakların lütuf damlatıyor.” O, bu dünyadan geçerken, dudaklarından hoş kokulu mürü andıran lütuf sözcükleri damladı.

Elleri, üzerine sarı yakut kakılmış altın çubuklara benzetilir. Yüzük, bir yetki sembolüdür (Yaratılış 41:42; Ester 3 :10) ve sevgi belirtisidir (Luka 15.22). İnsanlar Mesih’e duydukları nefreti O’nun sevgi ellerini bir çarmıha çivileyerek ifade ettiler. Ama imanlı, tüm gücün Mesih’in ellerinde bulunduğunu fark etmekten zevk duyar. Ancak, gücü kullanan el sevgi ile hareket eder.

Gövdesi, laciverttaşı ile süslenmiş cilalı fildişine benzetilir. Fildişinin beyazlığı ve pürüzsüzlüğü Mesih’in lekesiz ya da hatasız mükemmelliğini ve laciverttaşı ise eşsiz değerini ima eder. Petrus, Mesih’in bu iki özelliğinden iki yerde söz eder. “Lekesiz ve kusursuz” ve “seçkin, değerli” ifadelerini kullanır (1 Petrus 1:19; 1 Petrus 2:7).

Bacakları saf altın ayaklıklar üzerine kurulmuş mermer sütunlara benzetilir. Bu benzetme Rab İsa’nın amacının gücünü ve dengesini ima ederler. Saf altın ayaklıklar Mesih’in tüm değişmezliğinin ve gücünün temelinin tanrısal doğruluğu olduğunu belirtir.

Boyu bosu ile kast edilen yalnızca yüzü değil ama tüm görünümüdür. Lübnan dağlarına benzetilir, bu örnek ile gözümüzün önüne getirilen, Mesih’in üstünlüğü ve saygınlığıdır.

Ağzı çok tatlıdır. Neşidede“ağız” ile bağlantılı olarak anlatılmak istenen, konuşmadan ziyade öpüştür. Gelinin hararetli tanımlamasındaki bu cümle bu nedenle Mesih’in sevgisinin tatlılığını ortaya koymak için hizmet etmektedir.

“O, tepeden tırnağa güzeldir.” Mesih’te harika bir objeye sahibiz. O, tepeden tırnağa güzeldir. Yürek bu yüzden doyuma ulaşıp huzur bulabilir. Daniel’in görümünde baş saf altından idi. Bacakları demirden ve ayaklarının bir kesimi kilden idi. Burada ise Damat’ın başı saf altına ve ayakları ise altın ayaklıklar üzerine kurulmuş mermer sütunlara benzetilir. Sevgili’de bozukluk ya da çürüklük yoktur. Tüm görünümü görkemlidir, O, tepeden tırnağa güzeldir.

Gelin sevgilisini tanımlamaya son verdikten sonra şu sözleri ekleyebilir:”İşte böyledir sevgilim, böyledir yarim (dostum).” Kurtulmuş olan herkes Mesih’ten aynı şekilde söz edebilir, “O, benim Sevgilimdir, O, benim dostumdur” ve bir araya geldikleri zaman şu şarkıyı söyleyebilirler:—

“Ölümlü insanların bildikleri,
Meleklerin sahip oldukları
Bilgelik, sevgi ve güç ile ilgili
Tüm görkemli adları bir araya getirin;
Hepsi bir arada olsa bile
O’nun değerini anlatmaktan aciz kalırlar.

Yeruşalim Kızları (6:1)

6:1 Nereye gitti sevgilin,
Ey güzeller güzeli,
Ne yana yöneldi?
Biz de onu arayalım seninle birlikte.

Damat hakkındaki güzel tanımlama Yeruşalim kızlarının zihninde başka bir soru uyandırır. Geline şu soruyu sormuşlardı: “Farkı ne sevgilinin öbürlerinden?” şimdi ise, “Sevgilin nereye gitti?” diye sorarlar. Gelinin duygularının tam canlanışı bu iki soruya verilecek olan yanıtlarda ortaya çıkar. Eğer Mesih’e olan sevgimiz soğudu ise, o zaman bu iki soruyu şöyle yanıtlayalım, “O kimdir?” ve “Nerededir?” Ve biz O’nunla meşgul iken, soğumuş yüreklerimiz O’nun sevgisinin ateşi ile ısınacaktır.

Gelin (6:2,3)

6:2 Bahçesine indi sevgilim,
Güzel kokulu tarhlara,
Bahçede gezinmek, zambak toplamak için.
6:3 Ben sevgilime aitim, sevgilim de bana.
Gezinip duruyor (sürüsünü besliyor) zambaklar arasında.

Gelin vecit hali (aşırı sevinç) içinde Damat’ın mükemmellikleri üzerinde durmuş ve yalnızca O’nunla ilgilenmiştir; bu nedenle zihni canlanmıştır, öyle ki, sevgilisi uzaklaştığı zaman, O’nun gittiğini hemen anlar. O’nu kentte aramış ama bulamamıştı. “Sevgilim bahçesine indi” der. Bahçe, sevgilisinin gezindiği ve zambak topladığı hoş kokulu bir yerdir. Bu dünyada Mesih’in yüreğine hizmet edenler “bu dünyada O’na ait olan” kişilerdir. O, Kendisine ait olanlardan büyük haz duyar. Güzel kokulu tarhları bulduğu yer kendisine ait olanların bulunduğu yerdir. Rabbin bahçesi, O’nun sevdiklerinden oluşur ve yenilenen canlar Mesih’in, anca halının yanında bulunabileceğini çok iyi bilirler. Aynı durum Emmaus yolundaki iki öğrenci içinde geçerli idi. Canları yenilendiği zaman, hemen o anda kalktılar ve Yeruşalim’e geri döndüler. (Luka 24)

Damat (6:4-9)

6:4 Sevgilim, Tirsa kadar güzelsin,
Yeruşalim kadar şirin,
Sancak açmış bir ordu adar görkemli.

Gelin, kendisini Damat’ın huzurunda buluncaya kadar adım adım yönlendirilmeye devam eder ve en sonunda onun sesini işitir. Kulaklarının işittiği ilk sözler gelini şaşırtır: “Çok güzelsin, aşkım.” Sevgisi soğumuş yüreğin tekrar onun varlığına çekildiği zaman, duyacağı en dokunaklı sözler değil midir bunlar? Burada fark edilmesi gereken, gelinin hala tüm tatlılığı ile şu sözleri söyleyebilmesidir: “Ben sevgilime aidim, sevgilim de bana.” Yenilenmiş bir can lütuf ile dolu şu sözleri duymaktan ne büyük bir zevk alır: “Çok güzelsin aşkım”. Yürek, tam böyle bir Kurtarıcı’dan uzaklaştığı için kendisini azarlamaya hazırlanır iken, yenilenmiş can kendi duyarsızlığı konusunda tam çok üzüldüğü anda, O’nun: “Çok güzelsin aşkım” sözlerini duymak ne kadar hoştur. Yüreğimin, bir paylama sözünü gerçekten hak ettiği anda, bunun asine bir takdir sözcüğü işitmek ne kadar dokunaklıdır. Rabbin diriliş gününde buna benzer bir olay hatırlarız. O’na ait olanlar kapalı kapılar ardında toplandılar ve “İsa’nın Kendisi gelip onların ortasında durdu. Bu kişilerden bazıları O’nun acıdan adeta can çekiştiği saatte uyumuşlardı. Düşmanlarının önünde hepsi O’nu terk etmiş ve savaş gününde O’nun yanından kaçmışlardı. Bu nedenle, aklımıza şu soru gelebilir. “O, Kendi zafer gününde bu kişilere karşı mı olacak?” Hayır, onlara söylediği ilk sözler şunlardır: “Size esenlik olsun!”

Damat, kendisine çok pahalıya mal olan kişiye duyduğu beğeniyi ifade etmeye devam eder. Yeryüzünün en güzel kentleri ve dünyanın en çok değer verdiği şeyler, gelinin güzelliğini tanımlamak için hizmet ederler.

6:5 Çevir gözlerini benden,
Çünkü şaşırtıyorlar beni.
Gilat dağının yamaçlarından inen
Keçi sürüsünü andırıyor siyah saçların.
6:6 Yeni yıkanmış, sudan çıkmış dişi
Koyun sürüsü gibi dişlerin,
Hepsinin ikizi var;
Yavrusunu yitiren yok aralarında.
6:7 Peçenin ardındaki yanakların
Nar parçası sanki.

Damat, gelinin yanından uzaklaşmış olsa bile gelin hakkındaki düşüncelerinde bir değişiklik olmamıştır. Daha önceki bir neşide de gelinin mükemmelliklerini tanımlama konusunda aynı örnekler kullanılmıştır. (4:1-3) Gelin böylelikle, Damadın yüreğinde bir değişiklik olmadığından emin kılınır.

6:2 Altmış kraliçe,
Seksen cariye,
Sayısız bakire kız olabilir;
6:3 Ama bir tanedir benim eşsiz güvercinim.
Biricik kızıdır annesinin.
Gözbebeği kendisini doğuranın.
Kızlar sevgilimi görünce,
“Ne mutlu ona!” dediler.
Kraliçeler, cariyeler onu övdüler.

Damat burada gelin hakkında konuşuyor olsa bile, artık gelinin kendisine konuşmamaktadır. Gelinin Geline duyduğu değişmez sevgisi ve takdiri konusunda gelinin yüreğini emin kılmak ile yetinmez ve daha da ileri gidecek ve diğer kişilerin önünde gelini haklı çıkaracaktır. Gelini sevdiğini bütün dünya bilecek ve geline olan duygularında gelinin eşsiz bir yere sahip olduğunu öğrenecektir. Başka kraliçeler ve başka eşler var olabilir. Ama onun gelini, yüreğindeki en üstün yere sahiptir. Gelinini hiç bir şey ile kıyaslayamaz ve herkesin önünde gelininin kendisi için ne ifade ettiğini açıklamak ile dünyanın, gelinine sunacağı övgüyü garanti eder. Gelecekteki bir günde yenilenmiş İsrail uluslar arasında böyle olacaktır. Ve kilisenin soğuk yüreği sıcak olduğu zaman, Rabbin şu dokunaklı sözleri ile uyumlu bir durum gerçekleşecektir: “Onları getirecek ve senin ayaklarının önünde diz çöktüreceğim ve onlar seni sevdiğimi bilecekler. “ Yenilenmiş bir can için farklı bir durum olabilir mi? Rab ile ilişkisinde gizlice yenilenen tek kişi yalnızca Petrus değildir. Ama Rab için verdiği hizmette Petrus’a herkesin önünde sahip çıkılır ve hizmeti nedeni ile onurlandırılır.

Yeruşalim Kızları (6:10)

6:10 Kimdir bu kadın?
Şafak gibi beliren,
Ay kadar güzel,
Güneş kadar parlak.
Sancak açmış bir ordu kadar görkemli.

Damat, kızların gelini bereketlemelerini ve kraliçelerin gelini övmelerini söylemiştir. Ve şimdi kızlar gelinin görkemlerini örnekler ile tanımlamak için bir araya gelirler. Damat, gelinin güzelliğini anlatmak için yeryüzünün en güzel yerlerini örnek vermiştir. Ve şimdi Yeruşalim kızları, yenilenmiş geline sundukları övgüleri ifade etmek için gökyüzündeki en görkemli objeleri kullanırlar. Tüm başarısızlıklar ve soğumuş olan yürek geçmişte kalmıştır ve gelin bir sabah kadar taze, ay ışığı kadar saf ve güneş gibi parlak bir şekilde ortaya çımıştır.

Damat (6:11,12)

6:11 Ceviz bahçesine indim,
Yeşermiş vadiyi göreyim diye.
Asma tomurcuk verdi mi,
Narlar çiçek açtı mı bakayım diye.

Neşide, damadın, canının çektiği zahmetin semeresini görmesi sonucu duyduğu tatmin ile sona erer. Sevgilimiz, gelinini garanti altına almak için ölüm vadisine inmiştir. Bizler de Ezgi’deki gelin gibi, çöl yolculuğumuzda alçalma vadisine inmişizdir, ama en sonunda Mesih, “vadinin meyvelerini” toplayacaktır. Bahçede, Kendisine ait olanların arasındaki yerini alacak ve meyveler ona tatlı gelecektir. Yerse1l halkının arasına geldiği zaman, meyve aramış ama hiç bir meyve bulamamıştı. Yücelik gününde meyve arayarak geldi ği zaman, meyve bulacak mıdır? Asmalar tomurcuk verecek ve narlar çiçek açacak mı? Bu sorunun yanıtı hemen gelir:—

6:12 Nasıl oldu farkına varmadan,
Tutkum bindirdi beni soylu halkımın savaş arabalarına.

O’nun istekli halkı O’nu hemen zafer ve görkem konumuna yüceltti. Ve O’nu savaş arabalarına bindirdi. Mezmur’da yazılı olduğu gibi, “At sırtında, görkem ile ve zafer ile ilerle. Gerçek ve adalet uğruna, sağ elin korkunç işler göstersin.” Gelin, bir zamanlar damadı kendisinden uzaklaştırmıştı, ama şimdi O’nu kabul ettiğini yüksek ses ile ilan ediyor. O, öylesine harika çalışacak ki, O’nun halkı tüm dünyanın önünde övgü elde edecek, ancak elbette yine de Galip olan O’dur. İstekli halının savaş arabalarına bindirilerek yüceltilen O’dur. Yenilenen İsrail şöyle diyecek:” Rab yaptı bunları” (Mezmur 22:31) Yüceltilmiş kilise taçlarını O’nun önüne atarak şöyle diyecek:”Ey Rab, kutsal olan yalnız sensin!” Rab, farklı zamanlarda ve farklı şekillerde itseli halkı tarafından savaş arabalarına bindirilecektir.

Pages