February 2013

Vahiy 9

“Vay”lar

Ayetler 1-11 —  Daha önce, bu yargı zamanlarında Tanrı’nın Mesih’in egemenliği için korunmak üzere İsrail’den büyük sayıdaki bir topluluğu Kendisine ait olanlar olarak mühürleyeceğini öğrenmiştik. Beşinci borazan ile gelen yargının ya da ilk “vay”ın “alınlarında Tanrı’nın mührünü taşımayan kişilerin” üzerine ineceği gerçeğinden kesinlikle şu sonucu çıkarabiliriz; bu yargı özellikle inançtan dönen ya da İsrail ulusundan mühürlenmemiş olan kişilerin üzerine ineceğidir.

Bu korkutucu yargı, insanların zihinlerini karartan bazı şeytani hilelere benzer gibi görünür. Yeryüzüne düşmüş olan bir yıldızın sembolü altına getirilmiş gibi sunulur. Bu durum, insanların zihinlerini bazı şeytani öğretişler ile aldatmak için kendisine izin verilmiş olan üstün bir konumdaki entelektüel bir önderi ortaya koymaz mı?

Bu kötü öğretiş, dumanın içinden yeryüzüne yağan çekirgelerin karşı konulmaz gücü ile sembolize edilir. Bu çekirgelere yeryüzündeki akreplerin gücüne benzer bir güç verilmişti. Doğal çekirgeler yeryüzündeki otları, yeşil olan her şeyi mahvederler ve ağaçların kabuklarını soyarak onlara da zarar verirler. Ama bu sembolik karıncalar tarafından ortaya konan kötü etki, yaşam koşullarını ya da insanların bedenlerini etkilemeyecektir, ancak bir akrebin bedeni zehirlemesi gibi insanların zihinlerini zehirleyecektir. İnsanlar öylesine zihinsel bir sefalet yaşayacaklardır ki, ölümü arayacaklar ama bulamayacaklardır. Ölüm sözcüğü bölümde büyük olasılıkla bir ahlak kavramı şeklinde, Tanrı’dan ayrı olmanın bir ifadesi olarak kullanılır. Bir zamanlar gerçek Tanrı’nın bir tanığı olarak adlandırılan kişiler, bu şeytani hilenin tuzağına düşerek Tanrı ile ilgili tüm bilgileri zihinlerinden atma girişiminde bulunarak zihinlerini rahatlatmaya çalışacaklardır.

Bu korkunç aldatmacayı açıklamak için çarpıcı örnekler kullanılır. Çekirgeler hakkındaki “savaşa hazırlanmış atlar” ifadesi bu aldatmacanın kesinlikle karşı konulmaz bir güç ile geleceği anlamını vermektedir. Çekirgelerin başlarında “altın taçlara benzeyen” başlıkların bulunması, bu aldatmacanın çok üstün bir yetkiye sahip olarak görüneceğini ima eder. Yüzlerinin “insan yüzüne benzemesi” çok güçlü bir entelektüel güce sahip olduklarını sembolize eder; “saçlarının kadın saçına benzemesi” yumuşak huylu ve diğerlerine bağımlı gibi görüneceklerini ifade eder ama insanların zihinlerine dışsal açıdan çekici gelseler de “aslan dişine benzeyen dişleri” ile fanatik bir vahşilik içinde insanlara saldıracaklardır; “demir zırhlara benzeyen göğüs zırhları” insanların duygularını ve zihinlerini sertleştireceklerini ima etmektedir; çekirgelerin “kanatlarının sesi savaşa koşan çok sayıda atlı arabanın sesine” benzetilir. Akreplerinkine benzeyen “kuyruklarındaki iğneler” dehşetli acılara neden olacaklardır. Verdikleri bu kötü zarar, insanları sınırlı bir zaman için etkileyecektir, çünkü acı verme güçleri yalnızca beş ay sürecektir. Bu korkunç hileye önderlik eden, dipsiz derinliklerin meleği şeytan olacaktır.

Gökten düşen yıldızın sahte peygamber ya da Vahiy 13:11-18 ayetlerinde tanımlanan Mesih  karşıtı olacağı öne sürülür. Bu kişinin Tanrı’ya karşı gelen biri olacağını biliyoruz (Daniel 11:37). Ve gücünü Şeytandan alacak, yeryüzünde yaşayan kişileri aldatmak için bir canavar olarak konuşur. Bu durumdan şu sonucu çıkarabiliriz: beşinci ve altıncı borazan çalındığı zaman gelen yargılar, elçi Pavlus’un 2.Selanikliler 2:8-12 ayetlerinde sözünü ettiği yanıltıcı belirtiler ile mahvolanları aldatan güçlü etkinliği ortaya koyar.

Ayetler 12-19 —  Tanrı’nın önündeki altın sunağın dört boynuzundan gelen bir ses, altıncı meleği ya da ikinci bir “vay” yargısını çağırır. Bu durum bize tekrar tüm bu yargıların gökten yönlendirildiklerini ve tamamlanmış kötülüğün yargı anı gelene kadar sınırlı tutulduğunu hatırlatır.

Bu yargı, sonuncu yargıya çok benzer. Ama oysa ilk “vay” mühürlenmemiş İsrail’in üzerine indi; bu ikinci “vay”ın “insanların üçte birinin” üzerine indiği söylenir. Bu ifade, Vahiy 12.4 ayetinde Hıristiyanlığı ağzı ile ikrar ederek benimseyecek olan Roma İmparatorluğunun bölgesini ortaya koymak için kullanılan bir ifadedir.

Fırat’tan söz edilmesi, bu yargının Doğu’dan geldiğini ima eder, çünkü bu nehir Doğu ve Batı arasında doğal bir engel teşkil etmektedir. Bu yargının zamanı geldiğinde, bu engelin kaldırılacağı ve Doğu’dan gelen bir kötü etkinin iman ikrarında bulunan Hıristiyanlığın bölgesini silip süpüreceği belirtilmektedir. Güçlü bir atlı orduların sembolü Şeytanın karşı konulmaz bir hilesini doğrulayacaktır. “Atların gücü ağızlarındadır” ifadesi, bu hilenin ikna edici bir belagat sanatı ile temsil edileceğini ima eder. Ama bu hilenin arkasında akreplerinkine benzeyen kuyrukları ile sembolize edilen güç, Şeytandır; insanların üçte birinin öldürülmesinin sonucunda söz edilen, büyük olasılık ile fiziksel ölüm değildir; insanların inançtan döndükleri için sefaletin en büyüğüne ya da Tanrı’nın önündeki ahlaki ölüme yönlendirildikleri anlamına gelir. Hıristiyanlığın Doğu’dan Muhammed’in istila tarihi içinde böyle bir hile ile silinip süpürüleceğine dair ön belirtilere sahip değil miydik?

Ayetler 20,21 —  Öyle görünüyor ki, bu korkunç hileden kaçacak bazı kişiler olacaktır, ama böyle olsa bile yine de tövbe etmeyeceklerdir, çünkü sonuncu ayetten anlaşıldığına göre, tufandan önceki günlerde olduğu gibi, dünyanın vahşete ve çürümeye teslim edileceği aşikardır.

Vahiy 10-11:18

Tanrı’nın Tanıkları

Vahiy 10

Onuncu bölüm ile birlikte, altıncı borazanın ciddi dönemi  ya da ikinci “vay” yargısı sırasında yeryüzü ile bağlantılı olarak Mesih uğruna bir tanık muhafaza etmek için Tanrı’nın yolları önümüze getirilebilsin diye yedi borazan yargısının peygamberliğinde bir ara verildiğini görürüz. Bu ara olaya benzeyen kısım Vahiy 11:14 ayetindeki şu ifade ile son bulur: “ İkinci ‘vay’ geçti, işte üçüncü ‘vay’ tez geliyor. Bu ifade, kesinlikle bu kısımda tanımlanan olayların ikinci ‘vay’ sırasında gerçekleşeceğini ve bunu hemen üçüncü ‘vay’ın  ya da yedinci borazan yargısının izleyeceğini ima eder. Bu bölümde yer alan ayrıntılardan kaydedilmiş olan olayların Mesih’in yersel krallığını kurmak için gelişinden kısa bir süre önce gerçekleşeceğini anlıyoruz.

Ayet 1 —  Bölüm, “gökten inen güçlü bir başka meleğin” görümü ile başlar. Bunu izleyen tanımdan anladığımıza göre, bu güçlü melek ile Mesih’in bir sunumuna sahip olduğumuz sonucuna varmakta kesinlikle haklı olacağız. Bu güçlü melek buluta sarınmıştı ve bu ifade Kutsal Yazılarda genellikle Tanrı’nın Varlığını ima etmek için kullanılır. Vahiy 4:3 ayetindeki tahtın çevresinde görülen gökkuşağı şimdi bu meleğin başının üzerindedir. Ve Tanrı’nın yeryüzü ile yapmış olduğu merhamet antlaşmasını gerçekleştirecek Kişi olduğunu ortaya koyar. Güneşe benzeyen yüzü bize bu Kişi’de Tanrı’nın tüm yüceliğinin ve üstün yetkisinin sergileneceğini hatırlatır. Ateşten sütunlara benzeyen ayakları, günaha karşı kutsal bir yargı yolunda yürüdüğünü ima eder.

Ayet 2 —  Elinde “açılmış bir küçük tomar” tutuyordu. Daha sonra gelen ayetlerden anladığımıza göre, açılmış bu küçük tomar Eski Antlaşma’nın peygamberliklerine işaret eder; bu peygamberlikler net bir şekilde açıklanmışlardır; Eski Antlaşma döneminde belirgin olmayan şeyleri önceden bildiren yedi mühür ile mühürlenmiş tomardan farklıdır.

Melek sağ ayağını denize ve sol ayağını karaya koydu. Sembolik olarak deniz Kutsal Yazılarda genellikle uygarlıktan uzak bir konumdaki uluslar kitlesini belirtmek için kullanılır. yeryüzü ise Yahudilik ya da Hıristiyanlıkta Tanrı’nın ışığına sahip olmuş olan dünyanın buyrulan payından söz eder. Ve bundan dolayı özellikle peygamberliğin uygulandığı dünyanın payı söz konusudur. Böylelikle Mesih’in tüm dünya üzerindeki haklarına açıkça sahip çıktığı zamana yönlendirilmiş oluruz.

Ayetler 3,4 —  Yüksek ses ve yedi gök gürlemesi bize Mesih’in haklarının hiç kimsenin kaçınamayacağı yargılar aracılığı ile yerine geleceğini bildirirler, ama yine de Yuhanna’ya yedi gök gürlemesinin söylediklerini yazması için izin verilmez.

Ayetler 5-7 —  Güçlü melek tarafından temsil edilen Mesih, daha önce tüm dünya üzerinde sahip olduğu yetkisini bildirmişti, şimdi her şeyi yaratanın, sonsuzluklar boyunca yaşayanın hakkı için ant içer, yersel mirasını alacağı zamanın yakın olduğunu söyler – “artık gecikme olmayacak”tır (N.Tr.). Yedinci borazan, son yargıları bildirecek, Tanrı’nın sırrını sona erdirecek ve O’nun kulları peygamberlere verdiği iyi haberler ile uyumlu olarak krallığın bereketlerini getirecektir (N.Tr). Bu bölümdeki Tanrı’nın sırrı, Tanrı’nın insanların yaptıklarına uzun çağlar boyunca açıkça müdahale etmediği gerçeğine işaret eder. İnsanların kötülüğü Tanrı tarafından herhangi bir şekilde açıkça gösterilmeyerek kontrol edilmeden büyümüştür. İnsanlara, tutkularını tatmin etmeleri, hırslarını elde etmeleri, Tanrı’ya karşı isyanlarını artırmaları ve O’nun halkına zulmetmeleri için izin verilmişti. Çağlar boyunca Tanrı’nın halkı, bedeni geren aletler ile yapılan işkencelere maruz kalmış, yuvalarından sürülmüş ve yakılarak idam edilmişlerdir. Ve Tanrı, tüm bu olanlara müdahale etmemiş gibi görünür. Tanrı’nıın sessiz kalması olarak adlandırılmış olan bu durum büyük bir sırdır, ama yine de bu durum nedeni anlaşılamaz bir durum değildir; çünkü Kutsal Yazılarda bir “sır” bizim açıklayamadığımız bir sır değildir; yalnızca göksel aileye kabul edilmiş olan kişiler tarafından bilinir. Tanrı sırrının dönemi esnasında imanlılar, Tanrı’nın ne zaman açıkça müdahale edeceğini bildiren bereket zamanını önceden haber veren peygamberlik kitabına sahiplerdi. böylelikle peygamberlik ışığı çağların karanlığını aydınlattı ve imanlı lütuf ile Tanrı’nın zihnine sahip oldu Ancak yine de Rab İsa, bu dünyanın krallıklarını ele geçirerek, açıkça müdahale ettiği zaman, Tanrı’nın sırrı sona erecektir. İmanlı tarafından bilinen, kötülüğün yargılanması ve krallığın bereketleri yerine gelecek ve dünya tarafından görülecektir.

Vahiy 10 bölümdeki son olay, çok derin bir anlam taşır ve talimatlar ile doludur. Yuhanna’ya küçük tomarı alıp “yemesi” söylenir. Yediği zaman midesinde bir acılık olacaktır, ama ağzına bal gibi tatlı gelecektir. bu sözler ile ortaya konan gerçek şu değil midir? Gelecek olan yücelik ile ilgili Tanrı’nın söyleyeceği her şey ağzımıza tatlı gelir, ama aynı zamanda benliği bir kenara bırakmayı gerektirdiği ve benliğin tutkun olduğu her şeyin yargılanacağını da bildirir Bizlerin imanlılar olarak benliğin hala içimizde olduğunu fark etmemiz gerekir. Ve bu gerçek nedeni ile yenilen tomarın tadı ağızda tatlı olsa da bize yüreklerimizin gerçek karakterini gösterdiği için acı uygulamalar tecrübe ettirir. Yalnızca çevremizdeki dünyayı yargılamamız yetmez, aynı zamanda içimizdeki benliği de yargılamamız gerekir. Çünkü, eğer biz kendimizi yargılar isek, yargılanmayız. Biz benliği yargıladığımız zaman, Rab bizi diğer kişiler için tanıklar olarak kullanabilir. Bu uygulamalardan geçen Yuhanna’ya dahi aynı şey söylenir, “Bir çok halk, ulus, dil ve kral ile ilgili olarak peygamberlikte bulunmalısın”. Yeşaya kendi zamanında gördüğü görümlerin acılığını öğrenmek zorunda kalmıştı. Yeşaya 6. bölümde Rabbin yüceliği ile dolu olan tüm yeryüzü ile ilgili bir görüm görür. Bereket ve yüceliğin tatlı bir ön lezzetinin geleceği kesindir. Ama o hemen şu sözleri söyler: “Vay başıma! Mahvoldum! Çünkü dudakları kirli bir adamım.” Söz, ona kendi yüreğinin karakterini fark ettirdiği zaman acı bir tecrübe yaşamasına da neden olur. Ama gerçeği kabul eder etmez, sunakta bulunan bir kor görür Bu nedenle kim olduğumuzun farkına vardığımız zaman, tüm ihtiyaçlarımızın uğrumuza ölen Kişi tarafından karşılandığını anlarız. Kurban aracılığı ile temizlenmiş olan Yeşaya, Rabbin diğer kişilere çağrıda bulunması için gönderebileceği doğru kişidir. (Yeşaya 6:3-10)

Vahiy 11

Ayet 1 —  Hizmet için hazırlanmış olan Yuhanna’ya değneğe benzer bir ölçü kamışı   verilir ve ona, “Git, Tanrı’nın tapınağını ve sunağı ölç, orada tapınanları say!” Tapınaktan ve kutsal kentten söz edilmesi, Vahiy kitabının bu kısmında önceden bildirilen olayların merkezinin Yeruşalim olduğunu ve İsrail ulusu ile bağlantılı bulunduklarını açıkça gösterir.

Tapınak bir sembol olarak Tanrı’nın konut kurduğu yeri ve sunak ise, kurban temeli üzerinde Tanrı’ya yaklaşılan yolu belirtir. Ölçmek, Tanrı’nın onayına sahip olarak, Tanrı’nın Kendisi için ayırmış olduğu her şeyin Tanrı adamı tarafından hesaplanması gerektiğini ortaya koymak için yapılması gereken bir eyleme benzer. Bu eylem ve kullanılan örnekler, Tanrı’nın bu yargıları esnasında Kendisine tapınarak O’na yaklaşmalarından zevk aldığı Halkına sahip çıkacağını bize bildirmezler mi?

Ayet 2 —  Tapınağın dış avlusu ölçülmeyecekti, çünkü orası kutsal kenti kırk iki ay ayakları ile çiğneyecek olan uluslara verildi. O zaman bu durumda şu gerçek açıkça görülür: Ulusların zamanının son dönemi sırasında Tanrı’nın Kendisi için tanrısayar bir bakiye ayırmasına rağmen, Yahudi ulusu topluluğunu kentlerini ayakları altında çiğneyecek olan ulusların vahşetine teslim edecektir. Dünya, bu dönem sırasında putperestlik vahşetine ve çürümesine geri dönüş yapacaktır ve “kutsal” olan her şeyi köpekler ve domuzlar gibi ayaklarının altında çiğneyeceklerdir ve bunu izleyen ayetlerin gösterdiği gibi, Tanrı halkını parçalayacaklardır. (Matta 7:6) Petrus bu nedenle bizi insanlar konusunda uyararak şöyle der: “Köpek kendi kusmuğuna döner, domuz da yıkandıktan sonra çamurda yuvarlanmaya döner. (2.Petrus 2:22)

Kırk iki ay ya da üç buçuk yıldan söz edildiği zaman, Yuhanna’ya verilen Vahiy bir anda hemen Daniel’e verilen peygamberlikler ile bağlantıya geçer. Daniel 9:24-27 ayetlerinde Mesih’in egemenliği altında sonsuza dek kalıcı doğruluğun bina edileceği yetmiş haftalık bir dönemden söz edildiğini okuruz. Daha sonra bize, bu haftaların Kral Darius’un egemenliği altında gerçekleşeceğini bildiğimiz Yeruşalim’in yeniden bina edilmesi için verilecek olan buyruk ile başlayacağı söylenir. Ayrıca yedi hafta ve altmış iki hafta sonra Mesih’in öldürüleceğini öğreniriz. O zaman bu durumda bu haftaların her gününün bir yılı temsil ettikleri ve yıllarının ilk altmış dokuz haftasının Mesih’in çarmıha gerilmesi ile tamamlanacağı aşikardır. Bu, yedi yılın bir haftasının henüz gerçekleşmediğini gösterir. Bu son yedi yılın başlangıcında Daniel bize, Roma İmparatorluğunun önderinin Yahudiler ile yedi yıllık bir antlaşma yapacağını ve yedi yılın tam ortasında Yahudilerin kurban ve sunularını kaldırmalarına neden olacağını bildirir. Daniel 7:25 ayetinden ayrıca şunları öğreniriz: bu önder, “Yüceler Yücen sini kötüleyen sözler söyleyecek. O’nun kutsallarına baskı yapacak. Belirlenen zamanları ve yasaları değiştirmeyi amaçlayacak. Kutsallar üç buçuk yıl için eline teslim edilecekler.”

Ayetler 3,4 —  Vahiy kitabında önümüze getirilen konu, işte bu yedi yılın son haftası hakkındadır. Böylelikle bu bölümde şu iki şeyin olacağını öğreniriz: Uluslar Tanrı’nın eski halkına karşı gelmek konusunda ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır, ama Tanrı bu aynı süre içinde “her söz iki ya da üç tanığın ağzı ile bina edilecektir” ayetindeki ilke ile uyumlu olarak ortaya iki seçkin tanık çıkartacaktır. Bu iki tanık çul giysilere bürünmüş olarak, tövbe çağrısında bulunacaklardır. bu durumda üç buçuk yıllık dönem günler olarak belirtilir; bunun nedeni büyük olasılıkla tanıklığın her gün yapılacağı gerçeğini vurgulamak içindir.

Bu iki tanığın karakterini ortaya koymak için kullanılan örnekler, Zekeriya peygamberin kitabının dördüncü bölümünde kullanılan örneklere benzer. Bu bölümden açıkça anlaşılan şudur: “Bu iki zeytin dalı [ağacı], tüm dünyanın Rabbine hizmet eden, zeytin yağı ile kutsanmış iki kişidir.” (Zekeriya 4:14 ayetini, Vahiy 11.4 ayeti ile karşılaştırın). Kandillikler olarak insanların önünde tanıklar haline gelirler. Tanıklıkları, denize, yeryüzüne sahip olan ve Krallığını bina etmek üzere olan Rab hakkındadır. Yeryüzünde yaşayan bu kişilerin dünyanın kendilerine ait olduğunu iddia etmenin peşinde oldukları günde, Tanrı, O’nun “yeryüzünün de Rabbi olduğuna “tanıklık eden Tanıklarına sahip olacaktır.

Ayetler 5,6 —  Biri bu iki tanığa zarar vermeye kalkışacak olursa, Tanrı’nın onlara verdiği güç ile düşmanlarını yiyip bitirecekler. Peygamberlik ettikleri sürece, İlyas’ın zamanında olduğu gibi, yağmur yağmasın diye göğü kapamaları için kendilerine yetki verilmiştir (1.Krallar 17:1); ve aynı Musa’nın Mısır’ı belalar ile vurduğu gibi, yeryüzünün Rabbine tanıklık eden bu kişiler, yeryüzünü “her türlü bela ile vurma yetkisine sahiptirler.”

Bu gün Tanrı halkı, Mesih’e iman aracılığı ile günahkarları kurtaran Tanrı’nın egemen lütfuna tanıklık etmektedirler. Bu nedenle, yargının dışsal belirtileri onların tanıklıklarına eşlik etmez. Bu tanıkların gelecekteki günlerinde Tanrı, Mesih’in yeryüzüne gelecek olan egemenliğine kötünün mirasını yok edecek olan yargılar tarafından sunulan tanıklığı veriyor olacaktır. bu tanıklık ile uyumlu olarak gelecek olan yargı hakkında ciddi belirtiler verilir.

Ayetler 7,8 —  Bu üç buçuk yılın sonunda iki tanığın tanıklıkları sona erdiği zaman, bir süre sonra öğreneceğimiz yeniden canlanan Roma İmparatorluğunun başı olan canavara onları yenmek ve öldürmek için izin verilecektir. İki tanığın ölü bedenleri büyük kentin ana yoluna serilecek; bu son günlerin ahlak durumu öylesine kötüleşecek ki, bu büyük kent simgesel olarak büyük ahlaksızlıkları ile ünlü Sodom kentine ve putperestliği ve dünyasallığı ile ünlü Mısır’a benzetilecek. Ve sonra bize şu hatırlatılır: bu dehşete düşüren durum tüm günahların en büyüğünün sonucudur, çünkü bu büyük kent “onların Rabbinin de orada çarmıha gerildiği yerdi.”

Yuhanna’ya yapılan açıklama ile uyumlu olarak, Rab yeryüzünde iken, öğrencilerini şu konuda uyardı: O’nun görünmesinden önce dünyanın durumu tufandan önceki günlerde olduğu gibi, vahşet ve çürüme ve Sodom’un üzerine gökten yargı indiği Lut’un zamanında olduğu gibi büyük ahlaksızlık ile dolu olacaktı. Uzun zamandır Hıristiyanlığın ışığına sahip olan ülkelerde artan vahşeti, çürümeyi, şehveti ve tanrısızlığı gördükçe, bu ayetlerde tanımlanan kötülüğün korkunç krizine her şeyin nasıl hazırlanmakta olduğunun farkına varmıyor muyuz?

Ayet 9 —  Eğer Uluslar Rabbi çarmıha germe konusunda Yahudiler ile birlikte oldular ise, o zaman tüm dünyanın Tanrı’nın bu iki tanığına duyduğu nefreti ve aşağılamayı onların cesetlerinin mezara konulmasına izin vermeme konusunda birleşerek ifade ettiklerini öğrenmek bizi şaşırtamaz.

Ayet 10 —  Ayrıca, bize “yeryüzünde yaşayanlar” olarak tanımlanan kişilerden oluşan farklı bir sınıfın mevcut olacağı söylenir. Yeryüzünde yaşayanlar olarak ifade edilen bu kişiler iki tanığın ölü bedenlerini gömmemek ile onlara hem hakaret ederler hem de onların bu

durumuna “sevinip bayram eder” ve “birbirlerine armağanlar gönderirler.” Luka 12. bölümdeki varlıklı adam gibi yeryüzünde yaşayan bu kişilerin tek hedefi yemek, içmek ve Tanrı’yı ya da geleceği asla düşünmeksizin sevinmektir; bu iki tanığın şehadetleri onlar için adeta bir işkence oldu ve onlar yenilip sonsuza kadar susturuldukları için sevindiler.

Ayetler 11,12 —  ancak dünyanın duyduğu bu sevinç kısa süreli olacaktır, çünkü üç buçuk günün sonunda Tanrı bu duruma müdahale edecektir ve herkesin gözü önünde Tanıklarını diriltecektir ve sonra iki peygamber gökten gelen yüksek bir sesin onlara “buraya çıkın” dediğini işiteceklerdir.”

Ayet 13 —  Tanrı’nın tanıklarını reddettikleri için insanın artık yargılanması şart olmuştur. Bu ciddi gerçeğe yedi bin kişinin can vermesine neden olan büyük bir deprem ile tanıklık edilir. geriye kalanlar bir an için dehşete kapılır ve “gökteki Tanrı’yı” yüceltirler. İki tanığın tanıklıkları “yeryüzünün Rabbi” içindi, böylelikle Mesih’in ünvanı yeryüzüne kanıtlanmış olur. Heyhat! Bir anlık dehşete kapılarak insanlar gökte bir Tanrı’nın var olduğunu itiraf edebilirler, ancak yeryüzünün Rabbine boyun eğmeyeceklerdir. Her şeye rağmen, tanrı kararını vermiştir: “Öyle ki, İsa’nın adı anıldığı zaman gökteki, yerdeki ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün.” (Filipeliler 2:10).

Böylece, bu çok derin bir ciddiyet içeren bu bölümden bu çağın son olaylarının Yeruşalim’de gerçekleşeceklerini ve üç buçuk yıllık bir zaman süresi içinde meydana geleceklerini öğreniyoruz. Ayrıca bize şu da söyleniyor: Bu son günlerdeki büyük sıkıntı esnasında Tanrı’dan korkan bir bakiyenin mevcut olacak ve bunların arasında tanıklıklarına, insanların üzerine belalar getirecek olan gücün kudretli eylemlerinin eşlik edeceği iki seçkin tanığın bulunacaktır. Tanrı’nın halkına muhalif olan ve onlarla karşıtlık içinde bulunan ve kötülükleri çok büyük olan iki kişi tarafından yönetilen yeryüzünde yaşayanlar çok büyük bir topluluk oluşturacaklardır. bu çok kötü iki kişi, Roma İmparatorluğunun başı ve Mesih karşıtıdır (Vahiy 13), yasa tanımaz adam, “her türlü mucizede yanıltıcı belirtiler ile harikalarda ve mahvolanları aldatan her türlü kötülükte sergilenen şeytan’ın etkinliği ile gelecek.” (2 Selanikliler 2:9)

Ayetler 14-17 —  Vahiy 10-11:13 ayetlerinde önümüze sunulan ciddi olaylar ikinci ‘vay’ dönemini sona erdirir ve Mesih’in krallığının bina edilmesi için yol hazırlar. Yedinci meleğin borazanı çalması ile üçüncü ‘vay’ önümüze getirilir.

Yedinci borazanın çalması ile cennete iyi haberleri ilan eden yüce sesleri işitmek için yeryüzünden göğe götürülürüz; iyi haberler şunlardır: “Rabbimizin ve O’nun Mesihinin dünyadaki krallığı gelmiştir ve o çağlar boyunca egemenlik sürecektir.” Bu dünya yönetiminin Rab İsa’nın ellerine geçeceği o büyük gün sonunda gelmiştir. Tüm göktekiler bildiri için sevinirler ve yirmi dört ihtiyar tarafından temsil edilen kutsallar hamtlar sunarak Tanrı’ya tapınırlar.

Ayet 18 —  Bu bereket egemenliğinin başlamasının Mesih’i ve O’nun tanıklarını reddetmiş olan yeryüzünde yaşayanların üzerine bir ‘vay’ olarak geleceği ne kadar ciddi bir konudur. Tanrı halkına sonsuza kadar bereket getiren egemenlik, Tanrı’dan ve O’nun Mesihinden nefret eden kişiler için bu ‘vay’ sonsuza kadar kalıcı bir anlam taşır. Ulusların Mesih’e ve O’nun halkına gösterdikleri gazabına sonunda Tanrı’nın gazabı ile karşılık verileceğini bu ciddi duyuru aracılığı ile herkes anlar.

O zaman, “ölülerin yargılanacağı zaman” da gelecektir. Bu ifade, Vahiy 13:14 ayetinde sözü edilen şehit edilmiş, insanların ellerinden çekmiş oldukları sıkıntının karşılığının verildiğini gören kutsallara işaret ediyor olamaz mı? Ayrıca, Mesih’in egemenliğinin günlerinde, Tanrı’nın kulları, peygamberleri, kutsalları ve çağlar boyunca Tanrı’nın adından korkmuş olan, büyük küçük tüm insanlar ödüllerini alacaklardır; ama yeryüzünü mahvetmiş olan insanların kendileri mahvedileceklerdir.

Vahiy 11:19 - 12

Ejderha

Vahiy kitabının önceki bölümünde 6’dan 11.18 ayetine kadar kilisenin göğe alınması ve krallığını getirmek için Mesih’in görünmesi arasında yeryüzünde gerçekleşecek olan yargılar dizisinin peygamberliğe özgü bir açıklamasını görmüştük.

Bunu izleyen kısımda, Vahiy 11:19 ayetinden Vahiy 19:10 ayetine kadar bize, önderler ve bu ciddi zaman sırasında gökte ve yerde meydana gelecek olan büyük olaylar ile ilgili ayrıntılı bilgi verilir. Sonra, tamamlanmış olan bu ara bölümü bir başka bölüm izler; Vahiy 19: 11 ayetinden Vahiy 21:8 ayetine kadar, Mesih’in görünmesinden sonsuz konuma kadar devam eden geleceğin tekrar açıklanması.

Bu yeni bölümün açılış kısmında Vahiy 11:19 ayetinden Vahiy 13. bölümün sonuna kadar Tanrı’ya, Mesih’e ve halkına, üç ‘vay’ dönemi sırasında ya da son üç borazan çaldığı zaman gelen yargılar esnasında öğrenmiş olduğumuz gibi, Mesih’in görünmesinden hemen önceki üç buçuk yıllık dönem boyunca karşı çıkma konusunda başı çeken kişiler önümüze sunulur. Tüm kötülüğün en üst seviyeye çıkacağı bu dehşet verici zaman esnasında ön cephede bir kötülük üçlüsü mevcut bulunacaktır. Ejderha ya da Şeytan (12); ilk canavar, ya da canlanan Roma İmparatorluğunun başı (Vahiy 13:1-10); ve ikinci canavar ya da Mesih karşıtı (Vahiy 13:11-18).

Ayet 19 — Vahiy kitabının bu kısmının,  Vahiy 11. bölümün son ayeti ile başlamış olması daha uygun gibi görünürdü. Çünkü bunu izleyecek olan sahnelere bir giriş teşkil etmiş olurdu. Bu ayette, sembolik bir ima görürüz: Tanrı, İsrail ulusu ile ilgili müdahalelerine açıkça yeniden başlamak üzeredir, çünkü göklerde Tanrı’nın tapınağının açıldığını görür ve antlaşma sandığının farkına varırız. Eski Antlaşma’da tapınaktan Tanrı’nın konutu olarak söz edildiğini biliriz ve antlaşma sandığı Tanrı’nın, yersel halkının arasında bulunduğu varlığını temsil eder. Bu görüm bize, İsrail’in başarısızlığının uzun tarihine rağmen, Tanrı’nın yapmış olduğu antlaşma ile eski halkına sadık kaldığı gerçeğini anlatmaz mı? Antlaşma sandığının yeryüzündeki tapınakta bulunmasının zamanıydı. Tanrı’nın İsrail ile yaptığı antlaşmanın tanığı, ve O’nun halkının arasındaki varlığının belirtisi idi. Ulusun putperestliği yüzünden tapınak yıkılmış ve antlaşma sandığı kaldırılmıştı. Ve tutsaklıktan sonra tapınağın yeniden bina edilmesine rağmen, Tanrı’nın oradaki Varlığını temsil eden antlaşma sandığı, hiç bir zaman yenilenmedi. Şimdi ise antlaşma sandığının gökte olduğu şekilde muhafaza edildiğini öğreniyoruz ve bu yüzden İsrail ile yapılmış olan antlaşma kalıcılığını sürdürür; alt konuma düşmeleri nedeni ile yeryüzünde yüz yıllar boyunca bu konuda açık bir tanıklık görülmemiştir. Bu konu, göklerde bir sır olarak korundu, zamanı geldiğinde ortaya çıkmak üzere İsrail’deki tanrısayar bakiyenin refahı olarak gizlendi. tanrı, ulusa bir kez daha bereket sağlamak üzere idi.

Vahiy 12

Ayetler 1-2 —  Tapınak ve antlaşma sandığının görümleri ile uyumlu olarak, İsrail önümüze bir kez daha güneşe sarınmış bir kadın figürü olarak gösterilir, ay kadının ayaklarının altındadır. Başında on iki yıldızdan oluşan bir taç vardır. Bu görüm, semboliktir. Tarihte görülen başarısız İsrail ulusu olarak değil, cennette görüldüğü gibi, Tanrı’nın amacına uygun olan İsrail önümüzdedir. Böylelikle, kadından, cennette büyük bir harika olarak söz edilir. İsrail, gökten bakılan şekli ile görünür. Kadının güneşe sarılmış olması, İsrail’in uluslar üstündeki üstünlüğünü ortaya koyduğu kesindir. Ayaklarının altındaki ay, uluslar arasındaki tüm diğer yetkilerin ondan çıktığını ve İsrail’i üstün kıldığını ima eder. Başının üstündeki on iki yıldızdan oluşan taç, on iki oymağın yönetimini ifade eder.

Ayetler 3-5 —  Burada İsrail’in tarihsel açıdan bir görüntüsü vardır. Mesih’in dünyaya geldiği ulus budur ve bu ulusun koşulları burada belirtildiği gibidir. Doğum sancıları çeken gebe kadın, Mesih doğmadan önce İsrail ulusunun içinden geçtiği sıkıntıları hatırlatır. Herkes başarısızlığa uğradı – insanlar, kahinler ve krallar – İsrail her koşulda alçaltılarak, sıkıntı ve acı çekti ve tutsaklığa mahkum oldu. Geriye kalan bir topluluk yenilenmişti – ama bunun sonucu yalnızca ölü bir biçimcilik hatasına düşmek oldu; ve nihayet sonunda Mesih’in doğum zamanı geldiğinde, geriye yalnızca acı çeken bir bakiye kalmıştı; boyun eğmiş ve ezilmiş bir ulus Yeruşalim’de kurtarılmayı bekliyordu. Tüm bu aşağılanmaların ortasında sonunda şu feryat duyulur, “bize bir oğul doğdu.”

Bu büyük olay, hemen Mesih’in en büyük düşmanını ışığa getirir. Nasıl Mesih’in gelmesi ve kurtarılmak için gayret ile bekleyen tanrısayar bir bakiye mevcut ise, aynı şekilde O’nu mahvetmek için O’nun gelişini bekleyen büyük bir düşman da mevcuttu. Bölüm temel olarak, işte bu Mesih’in ve insanın büyük düşmanı ile yakından ilgilenir.

Ejderha’nın kim olduğu konusunda hiç bir kuşkuya yer yoktur; ejderha 9. ayette “iblis ya da şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan” olarak tanımlanır. Böylece, Mesih’in gelişinden önceki günlerde insanların yaptıkları her tür kötülük korkunç bir şekilde artacaktır ve bu kötülüklerin arkasındaki asıl gücün şeytan olduğunu anlamamıza izin verilecektir. Önümüze kötü insanlar çıkacaktır, ama onlar yaptıkları kötülükleri kışkırtan kişi olan Şeytanın aracılığı ile hareket edeceklerdir.

Ejderhanın görüntüsü şöyle idi: yedi başlı, on boynuzlu ve kızıl renkli idi. Yedi başında yedi taç vardı. Bunlar, Vahiy 13:1 ayetinde canavarı ya da Roma İmparatorluğu’nun başını tanımlamak için kullanılan ifadeler ile hemen hemen aynıdır. Semboller böylelikle Şeytanı imparatorluk ile özdeşleşmiş olarak temsil ederler, yeryüzünde evrensel güce sahip olmak için başındaki taçlar aracılığı ile eyleme geçer. Yedi başı, tüm yönetime sahip olacağı düşüncesini ifade eder, on boynuz ise gücünü uygular iken kullandığı araçlara işaret eder. Bildiğimiz gibi, Roma İmparatorluğu on krallık şeklinde yeniden canlanacaktır (Vahiy 17:12). Burada taçlar ejderhanın başının üzerindedir; Vahiy 13. bölümde bu krallıklar, boynuzların üzerindedir. eğer konu imparatorluğun kraliyet yetkisinin kaynağı ile ilgili olsa idi, sorunun yanıtı Şeytanda bulunurdu; ama insanların gözünde kraliyet yetkisi, on kral ile anlaşılır; bundan dolayı Vahiy 13:1 ayetinde boynuzların üzerinde taçlar bulunuyor olabilir.

Göktaki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne attığı kuyruğu, sahte peygamber ya da Vahiy 13. bölümdeki ikinci canavarın sembolik bir ima edilişi olabilir, aynı yedi başın ve on boynuzun ilk canavara işaret ediyor olması gibi. Bu sonucu Yeşaya 9:15 ayetindeki şu çarpıcı ifadeden de çıkartıyor olabiliriz: “Kuyruk ise öğretisi sahte olan peygamberdir.” Böylece şunu öğrenmiş oluruz: kuyruk, şeytanın gücüne yenik düşen yetkiden kaynaklanan ölümcül ruhsal etkiyi temsil eder. Eğer ilk canavarın etkisi, insanları şeytani diktatörün baskısı ile tutsak kılmak ise, ikinci canavarın etkisi, insanları Tanrı korkusundan ya da Tanrı bilgisinden uzaklaştırmak olacaktır.

Oğul, tüm ulusları demir çomak ile güdecek olan bir erkek çocuk olarak tanımlanır. Bu ifadenin yalnızca Mesih’i işaret ettiği konusu hiç kimse tarafından sorgulanamaz. Hemen ardından şeytanın nasıl karşı çıktığını okuruz. Vahiy kitabında canavar olarak ortaya çıkana kadar ve Aden bahçesinde yılan olarak ortaya çıktığı ilk günden beri çağlar boyu Mesih’e karşı ölümcül bir muhalefet uygular. Mesih’e ait olan gücü zorla ele geçirmeyi ister ve tüm ulusların egemeni olan Mesih’in kullanma yetkisine sahip olduğu gücü gasp etmeyi arzular. Bu evrensel yetkiye sahip olmak gibi gözü yüksek emellerde olan şeytan Mesih’in doğumu sırasında da çocuğu öldürmek istemiştir. Tüm çağlara imza atan rekabet ve insanların tüm çatışmalarının arkasında var olan uğraş, yeryüzündeki evrensel yönetime kimin sahip olacağı hakkındadır. Mesih mi yoksa şeytan mı? Her ne kadar şeytan zaferli gibi görünüyor olsa dahi, yanıtın ne olduğuna dair asla bir an bile kuşku duyulamaz.

Rab İsa’nın yaşamı ve ölümü gibi konulara burada sessiz kalınarak değinilmemiştir ve bize çocuğun hemen alınıp göğe götürüldüğü söylenir. Burada önemli olan konu, insanlar için çarmıhta sağlanan adil bereketin temeli değil, Tanrı’nın İsrail ile yapmış olduğu antlaşma ve bu antlaşmanın yerine gelmesi için O’nun uyguladığı yollardır.

Ayet 6 —  Bu noktadan itibaren tarih konusundan henüz yerine gelmemiş olan peygamberlik konusuna geçeriz. Mesih’in göğe alınışı belirtildikten sonra düşüncelerimize kadının çöle kaçışı hakkında bilgi verilir. Kilisenin dünyadan yukarı alındığı zaman olan araya girmiş on dokuz yüz yıldan burada hiç söz edilmez. Yeniden söz edilen günlerin sayısı Daniel’in yetmiş haftasının son yarım haftasına işaret eder. O zaman burada yine büyük sıkıntının üç buçuk yılı sırasında çöle kaçacak olan tanrısayar bir bakiye tarafından temsil edilen İsrail ulusunu görürüz. Onların kaçışları ile Mesih’in göğe yükseltilmesi arasında yakından bağlantı vardır; çünkü sıkıntı çekmelerinin nedeni Mesih’in yokluğu olacaktır, bu sıkıntı ancak Mesih’in görünmesi ile sona erecektir. Canavarın egemenliği bu tanrısayar bakiye için dünyayı çöle çevirecektir. Bu dönemdeki korkunç vahşet ve çürümenin görüldüğü siyasi ve dini dünyadan ayrı bir yerde bulunmak ile sığınak ve bereket elde edeceklerdir. Dünya sisteminin dışında kalmak gerçekten sıkıntı çekmeye neden olabilir. Ama bu durumda ruhsal bereketin elde edileceği kesindir, çünkü Tanrı’nın hazırlamış olduğu dünya sisteminin dışındaki bu yerde bu  bakiye bin iki yüz altmış gün beslenecektir; Rab peygamber Hoşea aracılığı ile şöyle konuşmuştur: “İşte bu yüzden onu ikna edip çöle götürecek, onunla dostça konuşacağım.” (Hoşea 2:14) (N.Tr.)

Tanrısayarların bereketi için hazırlanmış yerin zamanı geldiğinde ve siyasi ve dini dünya sisteminden ayrıldıklarında Tanrı inancından dönüş ve Tanrı’ya isyan edilen dönemde imanlının bereketinin bulunduğu tek gerçek yer, Mesih için ordugahın dışında toplanılan yerdir. bu yerde paylama olacağı bir gerçektir, ama bu azar ya da paylama zengin ruhsal bereketler sağlayacaktır.

Ayetler 7-11 —  Şimdi, gökte neler olacağını öğrenmek için yeryüzündeki sahnelerin arkasına bakmamıza izin verilir. Şeytanın göğe girme özelliğine sahip olması, dikkat çekici gibi görülebilir, ancak bu konunun Eyüp kitabında ve Eski Antlaşma ayetlerinde de yer aldığı aşikardır. Ayrıca, şeytanın gücüne itiraz edileceği ve son verileceği zamanın gelmekte olduğunu öğreniriz. Eğer şeytanın gücü en yüce yerde kırılacak ise, şeytan, yeryüzünün alt kısmındaki zamanının kısa olduğunu bilmektedir. Şeytan, tüm çağlar boyunca gökyüzünde kardeşlerin suçlayıcısı olmuştur. Ama buna karşılık Mesih kardeşlerin avukatı olmuştur. Tanrı halkının şeytanın suçlamalarına neden olduğu günahları, Mesih’in avukatlığını harekete geçirir. Kardeşlerin, şeytanın tüm suçlamalarına karşı verecekleri mükemmel bir yanıtları vardır. Acı çekerek ve alçalarak şeytanın suçlamalarındaki gerçeği kabul ederler, ama onları tüm günahlarından temizlemiş olan değerli kana güvenirler. Böylelikle kan aracılığı ile vicdanları temiz olarak ölüme kadar bile, “tanıklıklarının sözünü” muhafaza edebilirler.

Ayet 12 —  Şeytan yeryüzüne atıldığı için gökler sevinmeye davet edilir, çünkü bu olay ile belirgin olan gerçek şudur: Tanrı, yersel Halkının kurtuluşu için müdahale etmek ve Mesih’in kudretli gücü altındaki Tanrı krallığını bina etmek üzeredir. Ama eğer şeytanın yeryüzüne atılması gökte yaşayanlara sevinç getirecek ise, bu durum yeryüzünde yaşayanlar için bir ‘vay’a neden olacaktır, çünkü zamanının kısa olduğunu bilen şeytan gazap ile dolacaktır.

Ayetler 13-17 —  Şeytanın gazabının en yüksek ifadesi İsrail ulusuna karşı gösterilecektir. Büyük sıkıntı zamanındaki bu korkunç zulüm tekrar Tanrı’nın ilahi takdiri ile tanrısayar kişiler için bir kaçış yolu açacaktır. Güvenliklerini, kendilerini dünyadan ayrı tutarak muhafaza etmek ile elde edeceklerdir, Rabbin, öğrencilerine söylediği kendi sözleri ile uyumlu olarak bu zamana bakıldığı takdirde, Rab şöyle diyebilir: “Yahudiye’de bulunanlar dağlara kaçsınlar” (Matta 24:16-21).

Şeytanın zulmünün şekli, yılanın ağzından ırmak gibi su akıtması ile sembolize edilir. Amacı büyük olasılıkla ulusları korkutarak, onları Yahudileri yeryüzünden silmek için kışkırtmak gibi bir ayaklanmaya yönlendirmektir. “Kadını sel ile süpürüp götürmek için kadının ardından ırmak gibi su akıttığı” nın söylenmesinin nedeni budur. “Ama yeryüzü kadına yardım etti,” ifadesi Tanrı’nın ilahi takdirine özgü yolları ortaya koyabilir. Dünyanın daha düzenli ve uygar bölgeleri tarafından bu acımasız zulmün biraz hafifletilmesi sağlanacaktır. Her zaman olduğu gibi, şeytanın muhalefetini ortaya çıkartan, bu bakiyenin Tanrı’ya itaat etmesi ve İsa’nın tanıklığına sahip olmasıdır.

Vahiy 13

Canavarlar

Vahiy 13:5 ayetindeki kırk iki ay ya da üç buçuk yıl, bu bölümde önceden bildirilen olayların Daniel’in yetmiş haftasının son yarım haftası sırasında – Mesih’in görünmesini ve egemenliğini izleyen dönem – gerçekleşeceklerini net olarak belirtir. Bir önceki bölümden şunu öğreniriz: Bu korkunç zaman esnasında insanın kötülüğü en yüksek seviyesine eriştiği zaman, tüm kötülüklerin arkasındaki büyük güç, şeytanın gücü olacaktır. Bu bölümde, şeytanı kullanacağı iki büyük kötülük aracı görürüz ve bu dünyanın gözü önünde olacaktır; bu iki kötülük aracı iki canavar tarafından sembolize edilir. İlk canavar net bir şekilde politik gücü ya da yeniden canlanmış olan Roma İmparatorluğunun başını temsil eder. (Vahiy 13:1-10) İkinci canavar ya da dini güç kesinlikle Mesih karşıtı ya da sahte peygamberdir (Vahiy 13: 11-18).

Ayet 1 —  Yuhanna bu görümde ilk canavarın denizden çıktığını görür. Fırtınalı deniz genellikle ulusların düzensiz ve isyan eden bir durum içinde bulunduklarını ortaya koymak için kullanılan bir semboldür. O zaman burada yazılı olanlardan karmaşa ve belirsizlik durumundan büyük bir imparatorluk gücünün meydana çıkacağını öğrenmiş olmuyor muyuz? “Yedi başlı ve yedi boynuzlu, boynuzlarının üstünde yedi taç olan ve başlarının üzerinde küfür niteliğinde adların yazılı olduğu” bir canavar figürü ile bu büyük gücün özellikleri belirtilmektedir.

Bu gücün en belirgin özelliği, bir canavar gibi, Tanrı’ya karşı sınırsız bir saygısızlık göstererek hareket edeceğidir. Daniel 7: 7-8 ayetlerindeki peygamberlik ve aynı zamanda Vahiy 17:8-13 ayetlerinde belirtilen ayrıntılı ışık nedeni ile bu canavarın yeniden canlanan Roma İmparatorluğunu ortaya çıkartacağı sonucuna varırız. Daniel’in dört canavar figürü altında belirttiği peygamberlikler, ulusların zamanı sırasında uygulanacak olan yönetimin dört büyük dünya imparatorluğu olacağını önceden bildirirler. Birinci figür bir aslana benzetilir; ikincisi bir ayıya, üçüncüsü ise bir leopara benzetilir. Daniel, dördüncü canavar hakkında onu, doğası açısından benzetebileceği hiç bir örnek bulamaz. Ve onu “korkunç ürkütücü, çok güçlü” ve “kendisinden önceki yaratıklara benzemeyen” ifadeleri ile tanımlar. Ayrıca, “on tane boynuzunun” bulunduğunu söyler. Vahiy kitabının bu bölümünde yine on boynuzlu bir canavar görürüz ve on yedinci bölümde bu on boynuzlu canavarın on başı ile “yedi dağ” arasında bağlantı kurulur. Bu ayetlerin hepsinin aynı canavara ve bu imparatorluk gücünün merkezinde yedi tepeli bir kent olan Roma kenti ile yeniden canlanan Roma İmparatorluğuna işaret ettiği aşikar değil midir? Yuhanna yedi başın üstünde, bu son dünya imparatorluğunun aynı bir canavar gibi, yalnızca Tanrı’yı tanımamak ile kalmayacağını ama aynı zamanda Tanrı’ya bilerek düşmanlık edeceğini de belirten küfür niteliğinde adlar görür.

Ayet 2 —  Ayrıca Yuhanna’nın gördüğü canavar, bir leopara, bir ayıya ve bir aslana benzetilir. O zaman ulusların dönemi sırasındaki bu son dünya imparatorluğunun ilk üç imparatorluk güçlerinin tüm kötü özelliklerini kendi içinde toplayacağı ve birleştireceği aşikardır. Ayrıca buna ek olarak, bu son imparatorluğun kaynağının doğrudan şeytan olacağını öğreniriz, çünkü tahtının ve yetkisinin gücünün, son bölümden, “o eski yılan”, “iblis ve şeytan” olduğunu bildiğimiz canavardan geldiğini öğreniriz.

Ayetler 3,4 —  Vahiy 17:9 ve 10.uncu ayetlerde yedi başın yalnızca yedi dağı ortaya koymadığını, ama aynı zamanda “yedi kral” ya da yönetim şeklini belirttiğini öğreniriz. Yuhanna bu başlardan birinin ölümcül bir yara almış olduğunu gördü, bu durum hiç kuşkusuz, tarihten bildiğimiz Roma’nın imparatorluk gücünün yıkılışını açıklamaktadır; geçmişteki pek çok yüz yıl boyunca dünya çapında politik bir güç olan Roma İmparatorluğu aldığı ölümcül  bir yara sonucu çökmüştür. Bu ayetten ve Vahiy 17. bölümden bu ölümcül yaranın iyileşeceğini ve bu imparatorluğun canlanacağını öğreniriz. Bu canlanma bütün dünya tarafından bir mucize olarak algılanacak ve tüm dünya şaşkınlık içinde canavarın ardından gidecektir. Başka hiç bir güç ile kıyaslanamayacak olan bu güce büyük hayranlık duyacak ve hiç kimse onunla savaşmaya cesaret edemeyecektir. Her şeye rağmen bu imparatorluğu övmek ve yüceltmek, aslında şeytana tapınmak olacaktır.

Ayetler 5-7 —  Bunu izleyen ayetlerde bizim bu başı ile kişilik verilerek canlanan imparatorluğun dikkat çekici belirtilerini görmemize izin verilir. Her şeyden önce bu imparatorluğun başı, dünyayı yönetme girişiminde bulunan diğer her diktatör gibi, her şeyden önce kendisini yüceltmeyi ve kendisi ile övünmeyi arzu edecektir; okuduğumuza göre, “canavara kurumlu sözler söyleyen bir ağız” verildi.

İkinci olarak, kendisi ile övünen ağzı ile birlikte Tanrı’dan nefret eden bir yüreği olacaktır. Çünkü “Tanrı’ya küfretmek için ağzını” açacaktır.

Üçüncü olarak, Tanrı’dan nefret eden bu kişi, Tanrı’nın halkına karşı gelecektir, çünkü onun “kutsallara karşı savaş açıp onları yenmesine” izin verileceğini okuyoruz ve bu izin kendisine çok kısa bir süre için tanınacaktır.

Dördüncü olarak, bu dehşet veren güce bir süre için her ulus üzerinde yetki tanınacaktır, çünkü ona “her oymak, her dil, her ulus üzerinde” yetki verilecektir.

Ayet 8 —  Sonra,“Tüm yeryüzünde yaşayanların üzerine” gelecek olan bu gücün korkunç etkisi, gözlerimizin üzerine serilir. Tüm düşüncelerini ve arzularını yeryüzünün üzerinde odaklamış olan ve Tanrı ile ilgili her inancı tamamen dışarıda tutmak isteyen bu kişiler, Tanrı’ya ve O’nun kutsallarına karşı çıkan gücü her şeye yeten bir önder buldukları için büyük bir zevk duyacaklardır. Zamanın başlangıcından beri boğazlanmış Kuzu’nun yaşam kitabında adları yazılı olmayan bu kişiler bu gerçeği kanıtlayarak şeytanın bu aracısına sevinç içinde tapınacaklardır. (N.Tr.)

Ayetler 9,10 —  Burada ciddi bir uyarı yer alır: “Kulağı olan işitsin.” Eğer Tanrı’ya inanmak için imana sahip isek, o zaman Tanrı’nın ne söylediğine kulak verelim: O, bize, diğer insanları esarete sürükleyen kişinin sonunda kendisinin tutsak edileceğini söyler; ve kılıç ile öldürenin sonu uygun zamanda vahşi bir son ile noktalanacaktır. Yargının sonunda kötünün üzerine ineceğine dair verilen bu kesin güvence, kutsalların sabır ile beklemelerini ve Tanrı’nın kötülerin karşılığını vereceğine ve zulüm görmüş halkının bereketini sağlayacağına dair duydukları iman beklemeye katlanmalarını sağlar.

Ayetler 11-18 —  Bölümün son ayetlerinde Yuhanna’nın yerden çıktığını gördüğü ikinci bir canavarın görümü karşımıza çıkar. Yerden çıkan bu canavarın kuzu gibi iki boynuzu vardı, ama ejderha gibi ses çıkarıyordu. Denizden çıkan ve toplumda düzen sağlayan canavarın aksine bu canavar toplumda zihin karışıklığı ve karmaşa sembolü olarak ifade ediliyordu.

Görümde bu canavarın bir kuzuya benzeyen iki boynuzu vardır. Bu, Mesih’i taklit etmek değil midir? Amaç, dini bir önder konumuna sahip olmaktır, ilk canavar da politik bir önderin konumuna sahip olduğunu ileri sürmemiş miydi? Her şeye rağmen, her ne kadar bir kuzunun görünümüne sahip olsa da, bir canavar gibi konuşur. O da aynı ilk canavar gibi şeytanın aktif bir aracı olacaktır.

Selaniklilere Mektup’un ikinci bölümündeki 3-12 ayetlerinde tanımlanan “o yasa tanımaz adam” ile bu canavarın karşılaştırılması, her iki bölümün de aynı kişiyi tanımladığı ve elçi Yuhanna’nın çağın sonunda görünecek olan mektubunda önceden bildirilen Mesih karşıtını aynı şekilde tanımladıkları sonucunu ortaya çıkartacaktır (1.Yuhanna 2:18). Mesih karşıtından adı verilerek yalnızca Yuhanna’nın mektubunda söz edilir. Burada bu kişinin karakterinin bütünü ile dindar olduğu belirtilir ve Yahudilik ve Hıristiyanlık ile bağlantılı olarak Tanrısal Kişiler hakkındaki temel gerçekleri inkar eden inançtan dönmüş bir sapkın olarak sunulur. İsa’nın Mesih olduğunu – Yahudilerin beklentisi – inkar eder; ayrıca Hıristiyanlığın en önemli açıklaması olan Baba ve Oğul’u kabul etmez.

2. Selanikliler 2. bölümdeki tapınak bahsinden bu ikinci canavarın ya da dini önderin Yeruşalim’deki tapınakta oturacağını ve ilk canavarın ya da politik önderin yedi tepeli Roma kentinin Batı’sına yerleşeceğini anlarız.

Şeytanın gücü altındaki bu ikinci canavar, yeryüzünde yaşayan kişileri insanı bir tapınma nesnesi olarak yüceltmek aracılığı ile Tanrı korkusundan uzağa sürükleyecektir. Yeryüzünde yaşayan, Mesih’i reddetmiş olan bu kişiler bu adamın sahip olduğu güç ile sergilenecek olan mucizeler aracılığı ile aldatılacaklardır. Bunun sonucunda dünyada şimdiye kadar bilinen putperestliğin en büyük şekli bir zamanlar Hıristiyanlığın ışığına sahip olan yerde ortaya çıkacaktır. Roma İmparatorluğunun yeniden canlanması ile dünyayı şaşırtacak olan ilk canavar görünürde hiç bir mucize yapmayacaktır. Şeytan tarafından güç verilen bu ikinci canavar büyük mucizeler yapar; gökten ateş bile yağdırır. İlyas peygambere, dünyada yaşadığı dönemde gerçek Tanrı’ya tanıklık etmek ve bir puta tapıldığını ortaya çıkartmak için Tanrı tarafından gökten ateş yağdırsın diye güç verilmişti. İlyas’ın Tanrı’nın gücü ile yaptığını, Mesih karşıtı şeytanın gücünü kullanarak taklit edecektir; amacı insanları gerçek Tanrı’dan bir puta ya da canavarın görünümüne döndürmektir. İlyas’ın gününde putperestlere gönderilen ateş, Baal’in peygamberlerini öldürdü. Gelecekteki o günde, insanları bir puta tapmak için aldatmış olan gökten inen o ateş belirtisi, Mesih karşıtına tapınmayı kabul etmeyenleri öldürecektir (1.Krallar 18:36-40).

Bu kötü adam, büyük küçük, zengin yoksul, özgür köle herkesin üzerinde evrensel bir dini yetki iddiasında bulunacaktır. Yetkisini güçlendirmek için herkesin ilk canavara boyun eğmesi konusunda ısrar edecektir; herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduracaktır, öyle ki, bu işareti yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin ne de satabilsin.

Burada canavarın sayısının sembolik anlamı ile ilgili herhangi bir ima bulunmaz; ama gerekli olan an geldiği zaman, hiç kuşkusuz belirtilecektir. Bu arada insan zihninin her hayaline maruz bırakılabilecek olan aldatmalara karşı uyanık olmamız gerekir.

Şimdiki çağın Rab tarafından “ulusların dönemleri” (Luka 21:24) olarak ifade edildiğini biliyoruz. Daniel’in peygamberliği bize şunları öğretir: bu zamanların putperestliğe düşmüş ve Nebukadnessar tarafından temsil edilen Ulusların eline teslim edilmiş Yahudiler tarafından alınan dünya yönetimi ile başlayacaktır; Nebukadnessar’a şu sözler söylendi: “Sen, ey kral, kralların kralısın. Göklerin Tanrısı sana egemenlik, güç, kudret ve yücelik verdi. insanoğullarını, yabanıl hayvanları, gökte uçan kuşları senin eline teslim etti. Seni ‘hepsine egemen kıldı’.” (Daniel 2:37,38).

Ne yazık! aynı Yahudiler gibi Uluslar da Tanrı tarafından dünyayı yönetmek için kendilerine verilen bu sorumluluğu üstlenme konusunda tamamen başarısız oldular. Nebukadnessar için bu başarısızlık sonunda ortaya çıktı. Bir başkasının söylemiş olduğu gibi, “Tanrı’nın önünde bir insan olarak alçakgönüllülük ile davranmak yerine, ona gücünü Sağlayan’ın önünde alçalmak yerine kendini yüceltti ve öte yandan dünyayı kendi isteğini yerine getirmesi için harap etti.”

Ulusların ilk liderinden bu yana olduğu gibi, geçen yüz yıllar boyunca yönetimlerin farklı biçimleri, Tanrı’ya karşı isyan ederek ve insanlara karşı acımasız bir şekilde zulüm ettiler ve  kendilerini yüceltmenin ve itibarlarının peşinden gitmeyi seçtiler. Demokratlar ya da diktatörler tarafından dünyanın yüzlerce yıl boyunca kötüyü kontrol etme girişiminde bulunduğuna işaret edildi. Öte yandan, insanlar saf ya da katışıksız demokrasinin insanların tutkularını kontrol etmek için gereğinden fazla zayıf olduğunu düşündüler ve kontrolsüz demokratların egemenliğinin sonucu nihai karmaşa haline geldiği zaman, insanlar bir diktatöre boyun eğerek huzur bulma peşinde gittiler ve Fransa’daki devrimi bile Napolyon’un başa geçmesi izledi. Diğer yandan uluslar çok geçmeden diktatörlerin egemenliğinin gereğinden fazla sıkı olduğunun ve insanların tüm özgürlüğünü ellerinden almak ile sonuçlandığının farkına vardılar. Bu durum ulusları bu kez aşırı bir demokrasiye geçişe yönlendirdi.

Gerçeğin ciddiyeti şuradadır: yüzeyin altında çalışan kötünün gücünü ne demokratlar ne de diktatörler kontrol edemezler. Şeytan bu dünyanın prensidir ve insanları Tanrı’ya karşı isyan etmeye ve şiddetler ve savaşlar aracılığı ile birbirlerini yok etmeye yönlendiren gücünü, insanın kendi gücü ile kontrol etmesi imkansızdır. Bu durumda insanların yüreklerinin  “yeryüzünün üzerine gelen felaketlerden dolayı titremsine hiç şaşırmamak gerekir,” ve şu öz deyişi kullanırlar: “Nuh’un tufanı bizden sonra olsun.” Ama daha önce belirtilmiş olduğu gibi bu yalnızca kendilerine verdikleri önemin abartılmış bir ifadesidir ve buna dünyanın kötülüklerini düzeltme konusunda kendi güçsüzlüklerini itiraf ettiklerini de ekleyebiliriz.

Vahiy kitabının 12. ve 13. bölümleri ciddi ve ağır bölümlerdir; Ulusların döneminin dünyanın şimdiye kadar görmüş olduğu diktatörlüğün en dehşetli şekli ile sona ereceğini biliyoruz. Tanrı inancından sapan Hıristiyanlık, nihai bir aracılığı ile karmaşa ve karışıklığın içine düşecektir. Bu nedenle, insanlar şeytan aracılığı ile verilse ve Tanrı’ya küfredilmesi söz konusu olsa bile, bir güce boyun eğerek rahatlığa kavuşmayı isteyecek ve savaşları ve kaosu sona erdirebilecek birini arayacak ve “Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?” diyeceklerdir. Sonuç olarak çağ, nasıl putperestlik ile başladı ise aynı şekilde putperestlik ile devam edecek ve eskisinden daha da kötü bir duruma girecektir. Nebukadnessar’ın tüm insanların yere kapanıp tapınmaları gereken altın heykelinin önünde eğilmeyenler nasıl kızgın ateşli fırına atıldı iseler, aynı şekilde son günlerde tüm yeryüzünde yaşayanlar, canavarın benzeyişine tapınmak zorunda kalacaklar, tapınmadıkları takdirde öldürüleceklerdir.

İnsanlar, kendi çaba ve gayretleri sonucu getirmek istedikleri huzur ve bolluk dolu bir dünyayı garanti edecek bir “yeni düzenin” peşindedirler. ama, birinin söylemiş olduğu gibi, “Kendimize iyinin devam eden bir sürecini beklemek için izin vermek yerine, bir kötülük süreci beklememiz gerekir…. Kötülük, Rab tarafından yargılanmak için iyice göze batan bir hale gelinceye kadar, kötülük beklememiz gerekir. Yeni Antlaşma bize sürekli olarak sona kadar artarak devam edecek olan kötülüğü ve şeytanın Rab onun gücünü kırana kadar bu kötülük konusunda ısrarlı olacağını bildirir.

Bu şimdiki çağın sonu ne kadar korkunç olsa da, imanlı, her şeye rağmen, sukünet, sabır ve Tanrı’ya iman ile tüm bunların ötesinde var olan yüceliğe bakmaya devam ederek bu durumlara dayanabilir. Bir sonraki bölümde kötünün tüm gücünün üstesinden gelebilen, tanrı’nın yüceliğini garanti eden, Halkını vaat edilen bereket diyarına götüren Biri’nin var olduğunu öğreneceğiz. Orada Başının üzerinde bir zafer tacı ve elinde yargının keskin orağı ile İnsanoğlu’nu göreceğiz.

Vahiy 14

Bakiye

Vahiy 12. ve 13. bölümlerde bize, şeytanın eylemleri ve onun, şimdiki çağı kapatan üç buçuk yıl sırasındaki önde gelen iki aracısı hakkında bilgi verilir. Bu dehşet verici zamanda insanın şeytanın yönetimi altında tasarlayabileceği tüm kötülüğün olgunlaşmasına izin verilecek. Biz, her şeye rağmen Vahiy 14. bölümde bu ciddi dönem sırasında her şeye egemen olan Tanrı’nın, Halkı için Krallık bereketlerini garanti etmek ve kötülerin üzerine yargı getirmek için çalışmakta olduğunu öğreniriz.

Ayetler 1-5 —  Bölümün başlangıç ayetlerinden şunu öğreniriz: Tanrı, canavarların egemenliğine işaret eden dehşetli olaylar sırasında korunacak olan sadık bir imanlı topluluğuna sahip olacaktır. Bu sadık topluluk önümüze bir görüm ile getirilir: Yuhanna Siyon Dağı’nda Kuzu ile bir arada duran yüz kırk dört bin kişilik bir kutsallar topluluğu görür. Siyon, Tanrı’nın İsrail ile, Sina Dağı’nda onlara yasa altındakiler olarak davranmasının aksine, egemen lütfu ile konuştuğu yerdir. (bakınız Mezmur 78:65-68; İbraniler 12:18-22). Tüm bu anlatılanlar son günlerde sembolik olarak Tanrı’nın Yahudilerden oluşan sadık bir bakiyenin uğruna egemen lütfu ile müdahale edeceğini ve onları acı çekmiş olan Kuzu ile bir araya getirerek yeryüzünden kurtaracağını ve zulümden koruyacağını ve Mesih’in krallığındaki yüceliği paylaşmak üzere uluslar arasından toplanacak olan canların hasadı yapacağını ortaya koymaz mı?

Bu sadık bakiye, canavarın izleyicilerinin aksine Tanrı’ya ve Kuzu’ya herkesin gözü önünde tanıklık edeceklerdir, alınlarının üzerinde Kuzu’nun ve Babalarının adına sahip olacaklardır. (N.Tr.) Bu dünyanın acılarından geçiyor olsalar bile cennetin sevincine sahip olacaklardır. Çünkü yalnızca kurtarılmış olanların söyleyebilecekleri yeni bir şarkı söylüyorlardı. yeryüzünden satın alınmış olan bu kişilerden başka kimse o şarkıyı öğrenemedi. Aynı zamanda, kendilerini kadın ile lekelememiş olanlar bu kişilerdir. Kutsal Yazılardan öğrendiğimiz gibi, koşullar tufandan önceki günlere ve Sodom’un üzerine yargı gelmeden önceki döneme benzeyecek ve bu kişiler dünyadaki murdarlıklardan ayrı tutularak muhafaza edileceklerdir. (Luka 17:26-30) Ayrıca, yalnızca kötülükten ayrı tutulmak ile kalmayacaklar ama aynı zamanda Mesih için olumlu bir tanıklık da yapacaklardır. Çünkü “Kuzu’nun gittiği her yerde” sadık tanıklar olacaklardır. Herhangi bir sahte iddia nedeni ile sıkıntı ya da zulümden kaçmayı düşünmeyeceklerdir. Çünkü ağızlarından hiç yalan çıkmamıştır ve yaşamlarındaki davranışları “kusursuz” olacaktır.

Günümüzde egemen lütfun özneleri olan imanlılarının günümüzdeki artan, siyasi ya da dini kötülüklerden ayrı olarak yürümek istemeleri ve Tanrı sözüne itaat etmeyi arzu etmeleri ve Mesih ile bir araya gelmek için ordugahın dışına gitmeleri ne kadar iyidir! “Kuzu nereye giderse O’nun ardından giderler”, ağızlarında yalan olmadan Mesih’e tanıklık ederler ve “kusursuz olarak” yürürler.

Ayetler 6,7 —  Ayrıca, bu zorlu dönemde kötülüğün olgunlaşacak olmasına rağmen, dünyada Tanrı’ya yine de tanıklık edeceğini öğreniriz. “Sonsuza kadar kalıcı müjde” dünya çapında duyurulacaktır.

Müjde, “yeryüzünde kalmış olanlara” vaaz edilecektir. (N.Tr.) Bu kişiler Tanrı korkusunu üzerlerinden tamamen sıyırıp atmışlardır ve arzu ettikleri her şeyi bu dünyada ararlar. Müjde aynı zamanda “her ulusa ve oymağa ve her dile ve her halka” ilan edilecektir. Tarihin başlangıcından sonuna kadar ilk günaha düşmüş olan insan için yalnızca tek bir kurtuluş yolu mevcuttur – Mesih’in kanı aracılığı ile, çünkü göklerin altında insanları kurtarabilecek başka hiç bir ad yoktur. O zaman bu herkese ilan edilen “sonsuza kadar kalıcı” müjde” gerçekten de iyi haberdir. Ama insana kurtuluş getiren müjde her zaman aynı ise, görünürdeki son farklı zamanlarda değişiklik gösterebilir. Bu gün Tanrı lütfunun müjdesi, insanları göksel bereket için bu dünyanın dışına çağıran bir mesaja sahiptir. gelecek olan o günde vaaz edilen müjde, Mesih’in yersel krallığının halkını garantilemek için olacaktır. Ayrıca, insanlar kötü kişiler nedeni ile dehşete düştükleri ve canavara tapındıkları zaman, insanlar “Tanrı’dan korkmak” ve “yüceliği O’na vermek” ve “göğü, yeri, denizi ve suların kaynaklarını Yaratan’a tapınmak” için uyarı alacaklardır. Bu, yakında gelecek olan yargının uyarıları ile dolu bir bereket müjdesi olacaktır.

Ayet 8 —  Daha sonra, bu sıkıntılı günler sırasında büyük Babil kentinin düşeceğini öğreniriz. Ağzı ile Hıristiyanlığı ikrar etmesine rağmen uzun yıllar boyunca tüm ulusları gerçekten mahveden bu sahte sistem yalnızca Tanrı'nın yargısı altına girmek ile kalmayacak, ama aynı zamanda insanların önünde de yıkılacaktır, çünkü kısa bir süre sonra okuyacağımız gibi, canavarın yönetimi altındaki uluslar bu sahte sistemi yok edeceklerdir (Vahiy 17:15-18).

Ayetler 9-12 —  Bu sıkıntı zamanlarına üzerlerinde canavarın işaretini taşıyan ve canavarı izleyen kişiler mevcut olacaktır (Vahiy 13:15-18) ve aynı zamanda alınlarının üzerinde Kuzu’nun işaretini taşıyan Kuzu’nun izleyicileri de olacaktır. Canavar yeryüzünde yaşayan tüm insanların canavarın benzeyişine tapınmaları için emir verecektir; ve insanlara Tanrı’dan, Yaratıcı ve Yargıç’tan korkmaları için sonsuza kadar kalıcı müjde ilan edilecektir. Canavar, kendi işaretini taşımayan kişilerin hiç bir şey satamayacaklarını ve satın alamayacaklarını buyuracaktır. Aynı zamanda Tanrı da canavarın işaretini kabul etmiş kişilerin sonsuza kadar işkence görecekleri konusunda da uyarıda bulunacaktır. Söylenmiş olduğu gibi: “Şimdi artık Tanrı ve şeytan, Mesih ve Mesih karşıtı, Gerçeğin Ruhu ve hata ruhu arasında bir seçimin yapılması gerekmektedir: ve yapılacak olan bu seçim nihai olacaktır ve geri dönüşü olmayacaktır, sonuçlar sonsuz ve değişmez olacaktır. Canavarın işaretini reddetmek, Tanrı’ya itaat etmek ve İsa’ya sadık kalmak kutsalların dayanmasını gerektirir.

Ayet 13 —  Canavarın işaretini reddeden ve Tanrı’ya itaat eden bu kişilerin dayanması ve İsa’ya olan imanlarında sabit kalmaları, pek çok durumda şehit olarak ölmelerine neden olabilir. Böyle kişiler krallığın bereketlerini kaçırmaktan korkabilirler, ama onlar şu güvence ile teşvik edileceklerdir: bereketlerini kaybetmeyecekleri gibi ayrıca özel bir bereket de alacaklardır. Çünkü kendilerine söylenen söz şudur: “Bundan böyle Rab’de ölenlere ne mutlu!” Tüm işlerinden dinlenecekler ve ödüllerine kavuşacaklar, çünkü işleri kendilerini izleyecek.”

Ayet 14-20 —  Bulunduğumuz bölümün son iki sahnesinde önce yeryüzünün hasadını biçen İnsanoğlu ile ilgili bir bölüm görürüz ve ikinci olarak, Tanrı gazabının kasesinde Tanrı öfkesinin şarabı saf olarak hazırlandığını öğreniriz. bu iki görüm, sembolik bir dil ile şu gerçekleri ortaya koyar: bu sıkıntılı günler “İsa’ya iman edenlerin” hep birlikte bin yıllık dönemin bereketi için bir araya toplanmaları ile son bulacaktır, oysa bir üzüm cenderesinin üzümlerine benzeyen kötüler, ezici bir yargı ile kentin dışındaki masarada – üzüm sıkma çukuru – ayaklar altında çiğneneceklerdir.

Çok büyük önem taşıyan ve Tanrı’nın bu çağın son yıllarındaki davranışlarını açıklayan bu bölümde aktarılan bilgiyi özetleyecek olur isek, şunları anlarız:

  1. İlk olarak, Mesih ile birleşmiş olan, Mesih’i izleyen ve krallığın bereketi için korunan tanrısayar bir bakiye mevcut olacaktır (1-5).
  2. İkinci olarak, çok yakında gelecek olan yargıya ilişkin uyarılar ile tüm uluslara bir müjde tanıklığı ilan edilecektir (6-7).
  3. Üçüncü olarak, büyük Babil kenti figürü ile söz edilen bozulmuş Hıristiyanlık çokecek ve sonu gelecektir (8).
  4. Dördüncü nokta, canavara tapınan kişilerin sonsuz yargı altına girecekleridir(9-12).
  5. Beşinci nokta, bu korkunç zaman sırasında ölüme kadar sadık kalan gerçek imanlılar ödüllerini alacaklardır (13).
  6. Altıncı olarak, lütuf aracılığı ile “sonsuza kadar kalıcı müjdeyi” kabul etmiş olan tüm Tanrı halkı, tanrı için zengin bir hasat oluşturacaktır (14-16).
  7. Yedinci olarak, Tanrı’nın tanıklığını reddetmiş ve canavara tapmış olan kişiler Tanrı gazabının intikamı altına gireceklerdir (17-20).

Vahiy 15-16

Taslar

Vahiy 12. ve 13. bölümlerde önümüze getirilen konular şunlardır: Mesih’in tüm düşmanlarını ayaklarının altına almak ve krallığını kurmak için gelmesinden önceki üç buçuk yıl sırasında Roma İmparatorluğu bölgesinde şeytanın ve aracılarının etkisi altında gerçekleşecek olan Tanrı’ya karşı korkutucu patlama ve isyan.

Daha sonra şunu öğreniriz: Tanrı, bu dönem sırasında Mesih’in krallığı için uluslara sonsuza kadar kalıcı müjdeyi ilan etmek ve kötüleri yargılamak için bir halk oluşturacaktır.

Şimdi Vahiy 15. ve 16. bölümlerde canavarların egemenliklerini uygulayacakları krallığın Doğu ve Batı bölgelerinin üzerine düşecek olan özel yargıların ayrıntılarını öğrenmemiz gerekir.

Vahiy 15

Ayet 1 —  Bu yargılara, “yedi son bela” olarak işaret edilir; bunlar, Mesih’in görünmesinden önce gerçekleşeceklerdir ve bize söylenen, bu belaların “içlerinin Tanrı’nın gazabı ile dolu” olduklarıdır.

Ayetler 2-4 —  Canavarın işaretini taşıyanların ve onun heykeline tapanların üzerine gelecek olan yargıların neler olduklarını işitmeden önce, bize, canavar ve heykeli üzerinde zafer kazanan kişilerin bereket alacaklarının güvencesi verilir. Yuhanna görümde bu kutsalları, ellerinde Tanrı’nın vermiş olduğu lirler ile ateş ile karışık cam deniz gibi bir yerin üzerinde durduklarını görür. Buradaki sembolik dil ile anlatılan şudur: bu kutsallar ateşli denemeden geçmişler ve kesin bir saflık derecesine ulaşmışlardır, bu noktada artık bozulma korkusu olmayacaktır ve üzüntü yerini sevinç şarkılarına ve övgüye bırakacaktır. bu kişiler son yedi beladan kurtarılmış kişiler olarak görülürler ve İsrail, eskiden de belalar Mısırlıların üzerine inerken belalardan kurtarıldılar.

Bu kurtarışın sonunda Musa nasıl bir övgü şarkısı söyledi ise, aynı şekilde gelecekteki bu kurtarışı da benzer bir övgü patlamasını beraberinde getirecektir; kurtuluşlarını tüm yollarında adil ve gerçek olan “ulusların Kralı” Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı’nın büyük ve harika işlerine atfedeceklerdir. (N.Tr.)

Dünya, şeytan tarafından yönlendirilen iki canavarın etkisi altında Tanrı’ya ve Kuzu’ya isyan edecektir. Canavar üzerinde zafer kazanmış olan bu kutsallar Kuzu’nun şarkısını söyleyecek ve yüksek sesle şöyle diyeceklerdir: “Boğazlanmış Kuzu, gücü, zenginliği, bilgeliği, kudreti, saygıyı, yüceliği ve övgüyü almaya layıktır.” (Vahiy 5:12) ve tüm ulusların Tanrı’nın önünde tapındıkları zamanın gelmiş olduğunu önceden görürler. Çünkü sonunda şimdiye kadar ilahi takdir taşıyan Tanrı’nın yargıları artık “göz ile görünür” hale geldiler.

Ayetler 5-8 —  Canavar üzerinde zafer kazanan bu kişilerin bereketini öğrendikten sonra, hemen, üzerlerinde canavarın işaretini taşıyan diğer kişilerin yargılanması için yolun kalmayacağını, ama aynı zam açıldığını görürüz. Kullanılan semboller aracılığı ile Mesih gelmeden önceki bu nihai yargıların yalnızca ulusların kötülüklerine karşılık vermek ile kalmayacağını, ama aynı zamanda Tanrı’nın konut kurduğu yerin kutsallığına da bir tanıklık teşkil edeceğini öğreniriz. Çünkü bu yargıları infaz etmek için kullanılan bu melekler “göklerdeki tanıklığın kutsal tapınağından” ortaya çıkarlar. Tanrı tapınağının kutsallığına tanıklık edecek şekilde ve onunla uyumlu olarak melekler, “temiz ve parlak keten giysiler” içindedirler; ve yargı infazında bulunacak kişiler olarak göğüslerine Tanrı’nın doğruluğunu temsil eden altın kuşaklar sarınmışlardır.

Melekler ortaya çıkar çıkmaz, “tapınak Tanrı’nın yüceliğinden ve gücünden ötürü duman ile doldu.” Ve bu yargıların infazı sona erene dek” kimse tapınağa giremedi. Bu ifadeler şu gerçeği ortaya koyar: bu ciddi sıkıntılı dönemde Tanrı yargı ile hareket ettiği zaman, O’nun huzurunda ne tapınma ne de aracılık mevcut olmayacaktır.

Vahiy 16

Ayetler 1-2 —  Yerleşik bir yönetim altındaki halkı ifade eden ”yeryüzü” üzerine dökülen ilk tas aracılığı ile Tanrı gazabı belirtilmiş olur. Canavar ile ilgili referans bunun yeniden canlanan Roma İmparatorluğu bölgesi olacağını öne sürer. Bu yargı, canavarın işaretini taşıyan ve onun heykeline tapınan kişileri etkiler; bu kişilerin üzerinde acı veren iğrenç  yaralar oluşur. Bu yaralar dehşet verici korkunç bir sıkıntıyı sembolize etmek için söylenmişe benzerler; canavarın egemenliğine boyun eğmiş olan kişilerin zihinleri de tutsak edilecektir, bir şey satın alma ya da satma özgürlükleri olmayacaktır ve bunun yanı sıra Tanrı’dan korkmaktan vazgeçtikleri için büyük bir sefalet yaşayacaklardır. Dünyada ya da Tanrı’nın halkı arasında kendi isteğimizi yaparak kendi hoşnutluğumuzun ardından gitmenin yalnızca üzüntüye götüreceği ilkesinin gerçekliği değişmez. Benliği hoşnut etmek için ektiğimiz her şey zihnimizde çekeceğimiz acılar ile biçilecektir.

Ayet 3 —  Yeryüzüne dökülen ilk tasın aksine, ikinci tas “denize” dökülür. Bu huzursuz bir konumda bulunan dünyayı temsil etmez mi? Canavarın tutsak edişi ve baskısı itaat eden bir halkı huzursuz bir halk haline dönüştürmüş olamaz mı? Canavara yapılan bu tapınma ve buna dahil olan huzursuzluk durumu bu korkunç inançtan dönmenin etkisi altına giren “her diri canın” Tanrı’dan ayrılışını ya da ahlak ölümünü ifade eden bir yargıya götürecektir.

Ayetler 4-7 —  Üçüncü melek tasını “ırmaklara, su pınarlarına boşaltır.” Kutsal Yazılarda bir ırmak, geçici ya da ruhsal bir yaşam ve bereketin bir kaynağını ortaya oymak için bir sembol olarak kullanılır. Kutsal Yazılarda “diri su ırmakları” ve “yaşam suyu ırmağını” okuruz (Yuhanna 7.38); Vahiy 22: 1)

Kana dönüşen su pınarları, insanların yaşamlarını biçimlendiren tüm düşünce kaynaklarının lekeleneceğini ve yaşam ve mutluluğa götürmek yerine sefalete ve ahlak ölümüne götüreceğini ifade etmek için kullanılmış gibidir.

Melek, Tanrı’nın adil yargısını haklı çıkartır. Kutsalların ve peygamberlerin kanlarını dökmüş olan kişilerin ölüm tasından, insanların zihinlerini yanlışlar ile zehirlediklerini anladıkları için kendi kendilerine içmeleri gerekir, bu, sonsuza kadar Tanrı’dan ayrı kalmanın en dehşetli şeklidir. İnsanlar güçlü olabilirler ve kendilerine bir süre için Tanrı’nın halkına zulmetmelerinden ötürü yüreklerindeki kötülüğü görmeleri için izin verilir. Ama Rab Tanrı Her Şeye Gücü Yeten’dir ve O’nun zamanı geldiğinde halkının kanının öcünü alacaktır. Kutsalların şehit edilmesi ile ilgili ima, yine, bu yargıların özellikle canavarın krallığına karşı yönlendirildiğini göstermektedir.

Ayetler 8,9 —  Dördüncü melek tasını güneşin üzerine döker. Güneş figürü burada en üstün yetkiyi temsil eder. Bu figür bu sıkıntılı dönemde egemen olan bir diktatörün üstün gücüne işaret ediyor olamaz mı? Bu acımasız güç altında insanlar tüm özgürlüklerinden yoksun bırakılacaklar ve tüm direnme gücü kavuran ısı ile kırılacaktır diye düşünebiliriz. Ama ne yazık ki hayır! Putperest davranışlarından tövbe etmek ve yalnızca Tanrı’ya ait olan yüceliği Tanrı’ya vermek yerine bu belaların gücünün Kendisinden geldiğinin farkına vardıkları Tanrı’nın adına küfredeceklerdir.

Ayetler 10,11 —  Beşinci melek tasını canavarın oturduğu yere ya da “tahtının üzerine” boşalttı; bunun sonucunda canavarın egemenliği karanlığa gömüldü. Burada gücünü şeytandan alan birinin aracılığı ile yönetilen bir krallıkta mutlak sonuç olan ruhsal karanlıktan söz edildiği kesindir. İnsanlar duydukları ıstırap yüzünden dillerini ısırdılar, ama, boşuna! Çektikleri acılara ve yaralarına rağmen, ne Tanrı’ya döndüler ne de kötü işlerinden tövbe ettiler.

Ayetler 12-16 —  Altıncı melek tasını “büyük Fırat Irmağı’na” boşalttı. Bu ırmak her zaman Roma İmparatorluğunun Doğu sınırı olmuştur. Irmağın sularının kuruması şunu sembolize eder: Doğu ve Batı uluslarının birbirlerine karışmasına engel olan durum ortadan kaldırıldı. Gündoğusundan gelen kralların yolu açılmış oldu, yani Doğu’nun tüm kötü batıl inançlarının Batı’ya doğru akması için engel kalmamış oldu. Ayrıca, kötünün üçlü birliğinin mucizeler yapan ejderha, canavar ve sahte peygamber tarafından temsil edilen murdar üç kurbağası Doğu uluslarının Batı’daki önderler tarafından bozulacaklarını ima eder. Bunun sonucunda Gücü Her Şeye Yeten Tanrı karşısında muhalefet ederek birleştiler. İnsanlar, Doğu’nun ve Batı’nın kendilerini yüceltmek ve kendi istekleri ile uyumlu bir düzen getirmek için dünya tarihinin bu korkunç bitişme yerinde bir araya geldiklerini düşünebilirler. Şeytan tarafından Tanrı’ya karşı çıkmak için bir araya getirildiklerinin çok az farkına varacaklardır.

Bu korkunç dönemde Tanrı’dan korkan kişilere bir teşvik ve uyarı sözü verilir. Bu kişilere hatırlatılan şudur: Eğer tüm dünya Tanrı’ya karşı çıkmak için şeytanın yönetiminde bir araya geldi ise, Tanrı yine de Mesih’in gelişi aracılığı ile dünyanın üzerine hiç beklenmedik bir şekilde yargı getirerek müdahale edecektir. Çünkü O’nun gelişi bir hırsızın gelişi gibi olacaktır. ama eğer O’nun gelişi dünya için beklenmedik bir yargı olacak ise, O’nun gelişini bekleyen ve giysilerini temiz tutarak dünyadan ayrı yürüyen kişilere de bereket getirecektir. Armagedon hakkındaki referans bize Eski Antlaşma’daki Megiddo sularını düşündürür. Uluslar Hakimler döneminde orada Tanrı halkına karşı toplandılar ve Tanrı’nın onlara karşı olduğunu, ve yargılayacağını anladılar, şunları okuruz:

“Yıldızlar göklerden savaşa katıldı. Göğü bir baştan öbür başa geçerken, Sisera’ya karşı savaştı.” (Hakimler 5:19,20) Tanrı, Mesih’in krallığı için bir halk toplamak üzere, “sonsuza kadar kalıcı müjdesini” her ulusa gönderdiği zaman, ejderha, canavar ve Mesih karşıtı, Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’ya karşı savaşmak üzere “yeryüzünün ve tüm dünyanın krallarını” bir araya toplamak için bir araya geleceklerdir. ama bu boş çabalarının sonucu yalnızca Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın ellerinde ezici bir yargıya maruz kalmaları olacaktır.

Ayetler 17-21 —  Yedinci melek tasını havaya boşalttı. Ve bunun sonucunda ulusların yargılanması doruk noktasına ulaştı; böyle olduğunu, gökten ve yargı tahtından gelen gür sesin, “Tamam!” sözü ile öğreniyoruz.

Bu nihai yargının “havaya” boşaltılmasının ortaya çıkartacağı sonuç kesinlikle şudur: insanın yaşamak için aldığı soluk bir karışıklık ile etkilenir. Öyle “büyük bir deprem” oldu ki, toplumun tamamının yani, aile, sosyal ya da politik bir toplumun devam etmesi imkansız hale gelecek kadar büyük bir etki ortaya çıktı. Dünyanın tüm diğer kentleri gibi büyük kent Roma’nın gücü de kırıldı, büyük kent üçe bölündü. Ama tüm bunların üstüne ayrıca bir de “büyük Babil” olarak sembolize edilen Tanrı’ya ve Tanrı’nın halkına yüzlerce yıl karşı çıkmış olan çürümüş dini sistem Tanrı’nın huzurunda hatırlandı ve Tanrı’nın gazabının öfkesinden içmek zorunda kaldı. Hiç bir yersel sığınak insanları Tanrı’nın yargısının fırtınasından koruyamadı. Çünkü “bütün adalar ortadan kalktı, dağlar yok oldu.” Çok iri bir dolu fırtınasını andıran yargının kasırgasından kaçıp saklanacak bir sığınak yoktu. Ne yazık! İnsanlar bu yargı fırtınasının gelmesine günahlarının neden olduğunu itiraf etmek yerine tüm bu sıkıntıların kaynağı olarak Tanrı’yı gördüler ve O’na küfrettiler.

Hıristiyanlık bölgesinin üzerine düşecek olan bu korkunç yargıları okuduğumuz zaman, şu gerçeğin farkına varmak ne kadar önemlidir! Yüzlerce yıldır Hıristiyanlığın dışsal ayrıcalıklarının tadını çıkartmış ve Tanrı lütfunun müjdesinin ilan edilmiş olduğu bir dünyada büyük bir inançtan sapmanın gelişecek olması ve o zaman Tanrı’nın gazabının dökülen bu taslar ile ifade edilecek olmasının farkına varmak ciddi bir gerçektir.

Vahiy 17

Kadın ve Canavar

13 bölümden öğrendiğimize göre, canavarın –  yeniden canlanan Roma İmparatorluğunun başı -  egemenliği sırasında ulusların zamanındaki tüm kötülükler korkunç bir doruk noktasına geleceklerdir. O zaman Vahiy 14-16 bölümlerinden öğrendiğimiz gibi, bu kötülükler canavarın krallığının ve onun heykeline tapanların üzerlerine Tanrı’nın yargılarını çağıracaklardır. Tanrı’nın bu müdahalesi de aynı zamanda dökülen yedi tas aracılığı ile sembolize edilen yargılar aracılığı ile doruk noktasına ulaşacaktır. Bu yedi tas tam olarak şöyle tanımlanır: “Yedi bela; çünkü Tanrı’nın öfkesi ile dolu yedi tas” (Vahiy 16:1) Bu nihai yargılar Vahiy 19: 11-18 ayetlerinde önceden bildirildiği gibi Mesih’in kişisel dönüşü için yol hazırlarlar.

Ama bu büyük olay tanımlanmadan önce bize, Vahiy 17 ve 18. bölümlerde sahte bir kadın figürü ve büyük kent Babil sembolleri ile ortaya konan sahte dini sistemin yargılanması ile ilgili yargı hakkında başka ayrıntılar da verilir. Bu yargıların yönü ile daha şimdiden Babil’in yargılanmasına ilişkin iki kısa imaya sahibiz.  (Vahiy 14:8; Vahiy 16:19) Ama bu bozuk sistem dünya tarihinde öylesine geniş bir şekilde yayılma gösterdi ki, Tanrı, halkını şu şekilde uyarmayı uygun gördü: bu sistemden tamamen uzak kalmaları gerekiyordu; bu iki bölümde bize bu iki konuda Tanrı yargısının gerçek özelliğini ve bunun ciddi sonucunu bildirdi.

Söz’e dikkat edildiği takdirde, Babil figürünün altında papalık Roma’sında ortaya çıkan çürümüş Hıristiyanlığın sunulduğu açıkça görülecektir.

Kilise olduğunu iddia eden bu çürümüş sistem, aslında şeytanın taklit ettiği sahte bir şeydir. O zaman bu durumda bu bölümlerde önümüzde olan, artık Mesih karşıtı değil, kilise karşıtıdır. bu sahte kilisenin iki yönlü görünümüne sahibiz. Vahiy 17. bölümde bu sahte kilise bir kadın figürü ile sunulur. Vahiy 18. bölümde ise büyük bir kent figürü ile temsil edilir. Kadın, Tanrı’nın bakış açısından tüm çürümüşlüğü içindeki Papalığı temsil eder, çünkü kadın bir fahişe olarak temsil edilir. Kent, insan gözü ile Papalığın tüm ihtişam ve lüksünü ortaya koyar. Vahiy kitabında kısa bir süre sonra gerçek kilisenin, önce Mesih’in gelini olarak (Vahiy 19) harika bir görümünü göreceğiz ve sonra göksel bir kent olarak dünya ile ilişkisini gözden geçireceğiz (Vahiy 21). Burada, Mesih’in kilisesi olduğunu iddia etmesine rağmen, şeytanın kötü bir fahişe ve dünyasal bir kent olarak taklit ettiği sahte kiliseden ssöz edildiğini okuruz.

Vahiy 17 bölümde sunulan bu sahte sisteme baktığımız zaman, ilk kısımda – 1-6.ayetler – Yuhanna tarafından görülen görüm dikkatimizi çeker. İkinci kısımda – 7-18.ayetler – meleğin görüm hakkındaki yorumunu okuruz.

Ayetler 1,2 —  Yuhanna’ya bu sahte sistemin nasıl yargılanacağının gösterileceği söylenir; bu sahte sistem yalnızca bir kadın figürü ile tanımlanmak ile kalmaz, bu kadın çürümüş ve ahlaksız bir kadındır, böylelikle bu sahte sistemin insanların Mesih’e olan gerçek bağlılıklarını çalacağını ortaya koyar. Kadının yaygın etkisi “engin suların kenarında oturan” sözleri ile ifade edilir. Kadının, Hıristiyanlığı yöneten önderler üzerindeki kötü etkisi “dünya krallarının onunla fuhuş yaptıkları” ifadesi ile açıklanır.

Ayetler 3,4 —  Bu görümü görmesi için Yuhanna Ruh’un yönetiminde “çöle götürülür”. Bu çürümüş sistem içinde Tanrı ya da insan için hiç bir şey bulunmayan bir çöl yaratır. Yuhanna, bu çölün ortasında yedi başlı, on boynuzlu, üzeri küfür niteliğinde adlar ile kaplı kırmızı bir canavarın üstüne oturmuş bir kadın gördü.

Görümün, yüzlerce yıl boyunca Papalığın kötülüğünü ifade ettiğini ve aynı zamanda canavar ya da yeniden canlanan Roma İmparatorluğu ile herkesin gözü önünde birleştiği zaman, durumun son aşamasını sunduğunu hatırlayalım. Canavarın üstünde oturan kadın son dönemini yaşayan Papalığın kısa bir süre için imparatorluğu yöneteceğini ve onun desteğine sahip olacağını ima eder. Kralların ittifakı ile tüm Tanrı korkusunu silip atmak ve canavarın heykeline tapınmayı sağlamak isteyen yeniden canlanan Roma İmparatorluğunun, bu kötü sonuçları elde etmek için çürümüş olan Papalığı hazır bir araç olarak bulacağı aşikardır. Çünkü bu kötü sistem şimdi ve daima putperestliğin en büyüğü olarak ifade edilmiştir. Bu putperestlik, kadının elindeki iğrenç şeyler ile, fuhşunun çirkeflikleri ile dolu altın bir kase ile sembolize edilir. Genellikle Eski Antlaşma’da olduğu gibi burada da bu iğrençlikler ile kast edilen, putperestliktir. “Altın kase” insanların gözünde dürüst bir görünüm arz edebilir, ama kasenin içindekiler Tanrı’nın gözünde bir iğrençliktir. Bu durumda gayet açık olan konu şudur: Papalık, yakın bir gelecekte, insanları gerçek Tanrı’yı terk etmeleri için yönlendirmek isteyerek kendisini politik güç ile açıkça özdeşleştirecek ve onların putperestliği kabul etmelerini sağlayacaktır. Dini güç ve politik güçler dünyayı tekrar ne büyük putperestliğe doğru yönlendirerek bir araya geleceklerdir. Köpek tekrar kendi kusmuğuna geri dönecek ve yıkanmış domuz tekrar çamurda yuvarlanacaktır. Çürümüş Hıristiyanlığın korkunç sonu işte böyle olacaktır.

Ayet 5 —  Papalığın korkunç karakteri Yuhanna’nın kadının alnında yazılı olduğunu gördüğü isim aracılığı ile daha da açıkça ortaya konur. İlk sözcük, Kutsal Yazılarda kullanıldığı gibi, “gizem”dir, ama gizemli bir şeyi ifade etmez, daha önce söylenmiş olduğu gibi, “doğal insan zihni ile keşfedilmesi imkansız olan bir şeye, çözülmesi için Tanrı’nın farklı ve taze ışığını talep eden bir sırra işaret eder.” Bu açıklamadan ayrı olarak Yuhanna Hıristiyanlıkta Mesih’in adını ikrar eden ve kilise olduğunu ileri süren ama yine de tamamen çürümüş olan böyle bir sistemin mevcut olabileceğini hiç bir zaman aklından geçirmezdi; bu büyük sahte sistem “büyük Babil, dünya fahişelerinin ve iğrençliklerinin anası” olarak tanımlanır. Birebir anlamı ile eski Babil, bir zamanlar yeryüzünün en büyük kenti olmasına rağmen, putperestliğin ve ahlaksızlığın merkezi ve kaynağı idi. Papalık ruhsal bir anlamda “büyük Babil” haline gelir, çünkü eski Babil’de olduğu gibi, ahlaksızlığın, lüksün ve bu dünyanın görkeminin merkezidir: ve “fahişelerin anası” olarak yine yeryüzündeki tüm putperest iğrençliklerin kaynağı ve başlıca dayanağı haline gelir. Bu durum, Hıristiyanlığın tüm çürümüşlüğünün kaynağını Papalık sisteminden aldığını ima etmez mi? Ve kilise yukarı alındıktan sonra yeryüzünde kalan, Hıristiyanlık ile ilgili ikrarda bulunan her şeyin “büyük Babil, dünya fahişelerinin ve iğrençliklerinin anası” sözleri ile ifade edileceği ve böyle olduğu için yargı giyeceği anlamını çıkartamaz mıyız?

Ayet 6 —  Yuhanna, devam eden görümde kadının “kutsalların ve İsa’ya tanıklık etmiş olanların kanı ile sarhoş olduğunu” görür. Papalık yüzlerce yıl boyunca yalnızca bir putperestlik ve ahlaksızlık kaynağı olmak ile kalmamış, aynı zamanda Tanrı’nın gerçek halkına karşı çıkmış ve onlara işkence etmiştir. Putperest Roma kendi döneminde iken, Tanrı halkına zulmetti, ama bu tür zulümler, Papalık’taki toplu katliamlar, bedeni germek yolu ile işkence yapılan aletlerin dehşeti ve yakılarak idam etme sonucunda ölen milyonlarca “İsa şehidi” ile kıyaslandığı zaman, küçük kalırlar.

Hıristiyanların putperestler tarafından işkence görmek zorunda kalmaları elçi için şaşırtıcı bir durum değildir. Ama iman ikrarında bulunan kilisenin putperestliğin merkezi ve kutsallara acı veren zalim haline dönüşeceği bir zamanın geleceğini öğrenmek elçinin doğal olarak çok şaşırmasına neden oldu.

Ayetler 7,8 —  Elçinin şaşırmasına karşılık olarak melek, çürümüş Hıristiyanlığın dünyanın çürümüş yönetimi ile böyle dehşetli bir ittifak yapmasına ilişkin gizemi açıklar. Melek, önce 8-14 ayetler aracılığı ile bize canavarın ya da Roma İmparatorluğunun tarihçesini verir. Bu imparatorluk daha önce bir kez var olmuş olarak tanımlanır, sonra bir süre için var olması son bulmuştur, ama şimdi en korkunç şekli ile “dipsiz derinliklerden” çıkmak üzeredir ve gücünü şeytandan almaktadır, ama sonunda yıkıma gidecektir. Bir zamanki güçlü Roma İmparatorluğunun dünya çapında bir güç olarak var oluşunun son bulduğunu biliyoruz. Burada şunu öğreniyoruz: yeryüzünde yaşayanların ve yaşam kitabında adları yazılı olmayan kişilerin büyük şaşkınlığı ile kısa bir dönem için yeniden canlanacaktır. Güçlerin Tanrı’nın kontrolü altında olduklarını biliyoruz; ama Roma İmparatorluğunun bu yeniden canlanışı sırasında yönetici güçlerin Tanrı’nın kontrolü altında olmayacakları bir zaman gelecektir ve güçler kısa bir dönem için dipsiz derinliklerden şeytan aracılığı ile yönetileceklerdir. Biri şöyle demiştir: “Şeytan kısa bir süre için kendi amaçlarına uygun bir imparatorluk ortaya çıkartacaktır; bu kaynak Tanrı’yı inkar eden şeytani ilkelerden ortaya çıkar.”

Ayetler 9-11 —  Bize, yedi başın sembollerinin çifte bir anlam taşıdığı söylenir. Yedi baş, özellikle daha çok kadın ile bağlantılı olarak yedi dağı ortaya koyar ve Papalığın yerinin yedi tepeli bir kent olan Roma’da bulunduğuna dair çok iyi bilinen gerçeği belirttiği de aşikardır. Ayrıca, yedi boynuz yedi kralı ya da Roma’nın farklı dönemlerde yönetilmiş olduğu farklı hükümetleri temsil eder. Elçinin zamanında, beş yönetim biçimi daha önceden ortadan kalkmıştı ve o zaman, altıncı ya da imparatorluk yönetimi egemenlik sürüyordu. Artık bu yönetim şeklinin de yüzlerce yıl önce varlığı sona erdi. Ama imparatorluk yönetimi gelecekte, yine emperyalizm ile kendini gösterecek olan yedinci bir yönetim şekli ile yeniden canlanacaktır. Ama elçinin öğrendiği gibi bu imparatorluk yönetimi on kral ile ittifak kuracaktır. Ayrıca, yeniden canlanan imparatorluğun başı imparatorluk özelliğine özgü olarak yedi tane olacaktır ve yine de doğrudan şeytani bir kaynaktan çıkacak olması göz önüne alınır ise, bir anlamda bir sekizinci de olacaktır.

Ayetler 12,13 —  Bize, on boynuzun canavar ile birlikte aynı zamanda egemenlik sürecek olan on kralı temsil ettiği söylenir. Bu krallar, canavara güç ve yetki vermek için bir araya geleceklerdir. Peygamberlik, Avrupa’nın gelecekte “huzur ve güvenlik” arayacağını açıkça ima eder; Avrupa bunu, doğrudan şeytanın gücü aracılığı ile yönlendirilecek olan Roma İmparatorluğunun başının merkezi yetkisi altındaki on krallığın bir konfederasyon oluşturmasını isteyerek gerçekleştirmeye çalışacaktır. Peygamberliğin ifadesinde bu açıkça görülmüyor mu?

Ayet 14 —  Bu konfederasyon ya da ittifak Batı güçlerini Hıristiyanlık konusunda tam bir sapmaya sürükleyecektir, çünkü bu on kral ya da temsil ettikleri on krallık aralarındaki huzurlu ilişkiyi korumak isteyecek ve Kuzu ile savaşmak için bir araya geleceklerdir. Ama bu tutumları onlara gerçek bir yıkım getirecektir. Çünkü Kendisine karşı çıkma küstahlığını gösterdikleri Kuzu, “kralların Kralı ve rablerin Rabbidir” ve tüm başkaldırılar üzerinde Zaferli Olan’dır. Canavarın egemenliği altında zulüm görmüş olan kutsallar Mesih’in bu şeytani konfederasyonu yargılamasına katılacaklardır, çünkü onlar, “çağrılmış, seçilmiş ve sadıktırlar.”

Ayetler 15,16 —  Yeniden canlanan Roma İmparatorluğunun sonunu önceden bildiren melek şimdi bu sahte sistemin yıkımını bize bildirmek üzere Papalık konusuna geri döner. Bize ilk söylenen şudur: engin suların kenarında oturan kadın görümü Papalığın “insanlar ve topluluklar, ve uluslar ve diller” üzerinde bulunan dünya çağındaki etkisini ortaya koyar. Daha sonra, bu birleşmiş ulusların bu sahte sisteme muhalefet edecekleri zamanın geleceğini öğreniriz; biri şöyle demiştir: “Kutsal olmayan sevgi nefret ile sonuçlanacaktır.” birleşmiş uluslar kadının tüm gücünü ondan alacaklar, onu utanç verici bir şekilde sergileyecek ve kaynaklarını sona erdirecek ve böylelikle yıkımına neden olacaklardır.

Ayet 17 —  Ayrıca, bu korkunç sistemin yıkımında uluslar, üstün egemen gücü canavara veriyor olmalarına rağmen, farkında olmadan Tanrı’nın isteğini yerine getireceklerdir. Ama Tanrı her şeyin üstünde hakimdir, sahte kadının yıkımında ya da canavarın egemenliğinin sona erdirilmesinde yetki sahibi olan O’dur. Bu kötü güçler yalnızca “Tanrı’nın sözleri yerine gelinceye kadar” sürebilirler.

Ayet 18 —  Sonunda on kral tarafından yıkıma uğratılacak olan kadın, büyük kent örneği ile bildirilen büyük sistemin ve yeryüzü krallarının üzerinde egemenlik sürmüş olarak temsil edilir. Biri bu konu ile ilgili şunları söylemiştir: “Kaygı ve zulüm hırsının, suçların ve her tür hilenin, diğer kişilere uygulanan kibirli gücün ve dünyasal lüks ve kötülüğün yeri.”

Vahiy 18

Büyük Babil Kenti

Vahiy 17. ve 18 bölümlerde ciddiyetin yoğunluğu kadar Hıristiyanlar açısından derin bir önem de söz konusudur. Burada çürümüş Hıristiyanlığın ve onun nihai sonunun korkunç karakterinin de ortaya konduğu tam bir ortam sergilenir. Vahiy 17. bölümde yüzlerce yıl boyunca Tanrı’nın kilisesi olduğunu ağzı ile ikrar etmiş olan çürümüş din sistemini ve papalık ile açıkça ifade edildiğini öğrenmiştik. Bu sahte dini sistem sonunda gücünü dipsiz derinliklerden alan bir dünyasal imparatorluk ile kutsal olmayan bir ittifak içindedir. Mesih’in adını ağızları ile ikrar ederler, ama bu sahte kilise Mesih tarafından hiç bir şekilde tanınmamaktadır. Bu durum, sahte kadın aracılığı ile açıklanmıştır.

Ayetler 1-3 —  Vahiy 18. bölümde bu aynı çürümüş dini sistemin büyük ve etkili bir kent örneği altında ortaya konduğunu görür ve yüzlerce yıl boyunca Tanrı’nın tek kilisesi olduğunu iddia etmiş olan Papalık gerçeğinin iç yüzünü anlarız ve böylelikle, “Ruh aracılığı ile Tanrı’nın konutu”, korkunç bir son ile karşılaşacak ve “cinlerin barınağı, her tür kötü ruhun uğrağı, her murdar ve iğrenç kuşun sığınağı” haline geldi. Bu ciddi gerçekler gökten inen, büyük bir yetkiye sahip başka bir melek tarafından ilan edildi; yeryüzü meleğin görkemi ile aydınlandı. Melek kimsenin inkar edemeyeceği gür bir ses ile bağırıyordu; meleğin, yıkımını ilan ettiği bu sahte sistem, kısa bir kaç sözcük ile özetleyecek olur isek, dünya çapında geniş bir etkiye sahip idi. “Tüm uluslar” onun zehirleyici etkisinden tam anlamı ile etkilenmişlerdi. Krallar onunla kutsal olmayan bir ittifak içine girdiklerinden kötü yollara sapmışlardı ve dünyasal zihne sahip olanlar “onun lüksünün kudreti aracılığı ile zenginleşmişlerdi.”

Ayetler 4-8 —  bu çürümüş sistemin korkunç karakterine baktığımız zaman ve üzerine gelen baskın yargıyı gördüğümüz zaman, Yuhanna gökten bir ses işitir – bu ses kesinlikle Mesih’e aittir – ve şöyle demektedir: “Ey halkım, onun günahlarına ortak olmamak ve uğradığı belalara uğramamak için çık oradan!” Hıristiyan döneminin başlangıcında Hıristiyanlara verilen öğüt şu idi: “İmansızların arasından çıkıp ayrılın, putperest dünyanın putperestleri arasından çıkın ve onlardan ‘ayrılın’ “ (2. Korintliler 6:16,17) Payımıza düşen Hıristiyan döneminin sonunda Hıristiyanlara Papalık tarafından kötülüğünün tam doluluğu içinde temsil edilmiş olan çürümüş Hıristiyanlık ikrarından “dışarı çıkmaları” öğütlenir. Bizden, Hıristiyanlığı yeniden biçimlendirmeye girişmemiz ya da onu yıkmamız istenmez. Yalnızca, onun günahlarına ortak olmamamız için onun dışına çıkmamız söylenir. Babil, karışıklık anlamına gelir ve Tanrı ile düşman olan dünyanın dostluğu aracılığı belirlenen Mesih’in adını ikrar eden o korkunç sonucu başka hiç bir sözcük bundan daha doğru bir şekilde ortaya koyamaz. Dinin dışsal biçimi ile sona erer; “benliğin tutkusunu, gözlerin tutkusunu ve yaşam gururunu” kapatmak için bir örtü olarak kullanılır. Bu günahlara karşı uyarılırız. Gerçek imanlılar olmamıza rağmen, “o kadının günahlarına” düşme tehlikesi bizler için de  mevcuttur. O kadının günahları nelerdir? Tanrı’nın kilisesi olduğunu ikrar etmesine rağmen, bu korkunç sistemin Hıristiyanlığın uygulamalı inkar edilişi olması, onun günahlarının en önde gideni değil midir? Bu kadın Mesih’in adını her tür dünyasal murdarlığa ve benlik tutkusuna alet etmeye cüret etmiştir. Rabbin halkına sığınak olmak yerine, yüzlerce yıl kutsallara zulmetmiştir. Mesih’i yüceltmek yerine kendisini yüceltmiştir. Mesih’i izlemek ve şimdiki yaşamdan vazgeçmek yerine, kendi dilediği gibi yaşamıştır. bu dünyadan ayrılmaya çağrılmış olduğu için bir yabancı ya da yolcunun yolunda yürümek yerine, bu dünyada bir kraliçe olarak egemenlik sürmüştür.

Bu günahlardan kaçınmak için bize “çıkıp ayrılmamız” öğütlenir ve Hıristiyanlığın bozukluklarından tamamen uzaklaşmamız söylenir. İmanlılar olarak yerimiz, dünyanın  saymadığı Mesih ile birleşmek için ordugahın dışıdır.

Bu dünyasal dini sistemin yargısının ani ve üstün olacağı konusunda uyarılırız. Asla yas tutmayacağı ile övünen kadının “başına ölüm, yas ve kıtlık” belaları gelecektir. İnsanların önünde ne kadar güçlü ve sağlam temelli görünürse görünsün, yıkımı nihai olacaktır: “ateş onu yiyip bitirecek”, çünkü “onu yargılayan Rab Tanrı güçlüdür.” Roma’nın kötülüğüne karşı bir savaş başlatma girişimi imanlılara uyan bir davranış değildir. “Güçlü” olan Tanrı, Kendi zamanında ve Kendi yolları ile Tanrı’nın gerçek halkına acı çektirdiği için ona yaptıklarının iki katını ödeyecektir. İmanlılar olarak bizim sorumluluğumuz, Rabbin şu sözlerine itaat etmektir: “Ey halkım, çık oradan!”

Ayetler 9-19 —  Bu kısmı izleyen ayetlerde “yeryüzü krallarının” ve “yeryüzü tüccarlarının” bu kötü sistem yıkıldığı için yas tuttuklarını görürüz. Canavarın yönetimi altındaki on kralın, kadının yıkımı için kullanılabilmeleri mümkündür. Ama bu krallar ve tüccarlar onu yıkıma uğrattıktan sonra büyük kentlerinin maddesel büyüklüklerinin ve ticaretten elde ettikleri zenginliğin bu sahte sisteme ne kadar bağımlı olduğunun farkına varacaklardır. Hem toplumsal hem de ticari açıdan onun yıkımının ne kadar büyük bir yıkım olduğunu anladıkları zaman, onun düşüşü için yas tutacaklardır. Kadının görkemli binalara ve yersel lükse olan sevgisi aracılığı ile zenginleşmiş olan yeryüzü tüccarları “artık mallarını satın alacak kimse kalmadığı” için yas tutacaklardır. Hıristiyan olduklarını ikrar edenler için Hıristiyanlığın krallar tarafından desteklenme nedeninin yersel ihtişam ve lüksü çoğaltmak olduğunu öğrenmek ne kadar korkunç bir mahkumiyettir; tüccarlar da bu sistemi desteklerler, çünkü ticaret yapmak ve para kazanmak için verimli bir kaynaktır! Çürümüş Hıristiyanlık, dünyasallığı, lüksü ve maddesel kazancı ilerletmek için yeryüzündeki en büyük güç haline gelmiş olarak sona erer. Bu kötü sistemde her şey dünyasal bir çıkar aracı haline dönüştürülür, altın, insanların bedenlerini ve canlarını ilk yere sahiptir ve “insanların canları” satın alamaz. Kadının uğraştığı karanlık işlerde, “altın” ilk sırada yer alır ve “insanların canları” değersiz ve önemsizdir ve en son sırada yer alır; bu, dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Tanrı’nın yargısı geldiği zaman her şey “bir saat içinde” yok olacaktır (17). Kadının bütün değerli ve göz alıcı malları yok olacaktır (14), ve “viraneye dönüşecektir” (19).

Ayet 20 —  Eğer yeryüzünde krallar ve tüccarlar sistemin çöküşü için yas tutuyorlar ise, o zaman gökteki kutsallar, elçiler ve peygamberler onun başına gelenler nedeni ile sevinçli olmaya çağrılırlar, çünkü Tanrı onu yargılayıp onlara verdiği sıkıntının öcünü alacaktır. İmanlılar kendi öçlerini kendileri almazlar. Tanrı, öç alma konusunda halkına güvenemez. Rab diyor ki, “Öç benimdir, ben karşılık vereceğim.” (Mezmur 94:1; Romalılar 12:19)

Ayetler 21-24 —  Son ayetlerde önümüze üç önemli gerçek çıkar: bu gerçekler çürümüş Hıristiyanlığın dehşete düşüren karakteri ve korkunç sonu hakkında bölümde aktarılan bilgiyi özetlerler. İlk olarak, bu dini çürümenin insanların gözüne nasıl göründüğünü öğreniriz; ikinci olarak Tanrı’nın gözündeki gerçek karakterini görürüz; ve üçüncü olarak bize bu dini çürümenin üstün yargı aracılığı ile yeryüzünden sonsuza kadar uzaklaştırılacağı söylenir.

İlk olarak, bu sistemin insanların gözünde heybetli bir sistem olduğudur, çünkü ondan bir “büyük kent” olarak söz edilir. Bu bölüm dahilinde sekiz kez kentten “büyük” olarak söz edilir. Bu kentin içinde doğal insana çekici gelen her şey vardır. 22. ayette doğal kulağı büyüleyen müzikten söz edildiğini okuruz. Avrupa’yı göze hoş görünen muhteşem binalar ile dolduran “el sanatları”. Sonra insanları maddesel varlık ile zenginleştiren ticaretten bahseden “değirmen taşını” okuruz. Kandilin suni ışığı doğal duygulara çekici gelir ve gelin ve güveyin sesi doğal sevinçten söz eder.

İkinci olarak, bu çürümüş sistemin Tanrı tarafından görülen biçimdeki dikkat çekici işaretlerini okuruz. “Senin tüccarların dünyanın büyükleri idi. Bütün uluslar senin büyücülüğün ile yoldan sapmışlardı. Peygamberlerin, kutsalların, ve yeryüzünde boğazlanan herkesin kanı sende bulundu.”(Ağız ile ikrar edilen Hıristiyanlık, Tanrı’nın kilisesin çağrılmış olduğu her şeye tamamen zıt olan bir sistem içinde son bulur. Önce bu sistemdeki “tüccarlara” işaret edilir ve böylelikle “Mesih’in araştırılamaz zenginliklerinden” çok maddesel zenginlikler karakterize edilir. İkinci olarak, Tanrı’nın seçmiş olduğu zayıf ve temel değerler yerine, sistemdeki “büyük insanlara” işaret edilir. Üçüncü olarak, göksel insanlar yerine Babil’de bulunan “yeryüzü insanlarından” söz edilir. Dördüncü olarak, bu sistemin Tanrı’nın Kutsal Ruh’u yerine kötü ruhların etkisi altında oldukları aşikar olan “büyücülük faaliyetlerine” değinilir. Beşinci nokta, tüm ulusların bu sistem tarafından aldatıldıklarıdır. böylece bu sistemin gerçek yerine yalanı oluşturduğunu ve bunu yaydığını görürüz. Altıncı olarak, “peygamberlerin ve kutsalların kanının kadında bulunduğunu görürüz. Tanrı’nın sürüsü ile ilgilenip onu gözetmek yerine ona işkence eder. Son olarak ise, “yeryüzünde boğazlanan  herkesin kanının kadında bulunduğunu” okuduğumuz zaman, onun yaşam yerine ölüm ile işaretlenmiş olduğu ortaya çıkar.)

Üçüncü olarak, çürümüş Hıristiyanlık tarihini sona erdirecek olan yargı hakkında bilgi alırız. Bu korkunç sistem on beş yıl boyunca dünyayı aldatmaktadır, ama sonunda “bir gün” ya da “bir saat” içinde yargılanması gerçekleşecektir (ayetler 8, 10, 17,19). Büyük bir değirmen taşının artık bir daha yeryüzünde mevcut olmayacağı şekilde denize fırlatılması gibi bu çürümüş sistemin yargısı kesin ve nihai olacaktır. Tanrı’nın Ruhu’nun “artık olmayacak” sözcüklerini tekrar ediş şekli şaşırtıcıdır. Bir kez atıldığı zaman, “artık” bir daha mevcut olmayacaktır. Doğal kulağa heyecan verici müziği “artık işitilmeyecektir. Tüccarları zengin eden ve yükselten ticareti bundan böyle “artık” devam etmeyecektir. Ve doğal zevkleri “artık” yaşanmayacaktır.

Vahiy 19:1-10

Kuzu’nun Düğünü

Hıristiyanlığın bu günkü yoluna baktığımız zaman, bir yanda gördüğümüz şudur: Büyük       Hıristiyan ikrarı, giderek daha çürümüş bir hale dönüşüyor ve sonunda güçlerini dipsiz derinliklerden alan siyasi önderlerden destek sağlayarak sona ereceklerdir. Semboller ile ifade edilen dile göre kadın canavarın üstünde oturacaktır. Öte yandan ise, Tanrı’nın gerçek halkının dünyanın gözünde dışsal açıdan giderek daha zayıf ve önemsiz bir hale dönüştüğünü görürüz.

İman ikrarının çürümüşlüğü ve Tanrı’nın gerçek halkı arasındaki zayıflık göz önüne alındığı zaman, bize verilmiş olan ışığa sadık kalmayı arzu eden bizler için her zaman şu tehlike mevcut olacaktır. Zihinlerimiz zayıf düşebilir ve yorulabilir; ellerimiz aşağıya düşebilir, dizlerimizin bağı çözülebilir ve doğru ve dar yoldan daha geniş ve daha kolay bir yola geçebiliriz.

Her türlü güçlüğe rağmen devam edebilmemiz ve önümüze konan yarışı sabır ile koşabilmemiz için Kutsal Yazılarda sürekli olarak Tanrı’nın Ruhu’nun düşüncelerimizi yolun sonuna yönlendirdiğini buluruz. Böylelikle bu bölümde, on yedinci ve on sekizinci bölümlerde görmüş olduğumuz Hıristiyanlık ile ilgili tüm çürümüşlüklere gelecek olan yargılar sonunda şimdi ruhta göğe taşınırız ve Mesih’in görkemi ve O’nun halkının bereketleri gözlerimizin önünde bize açıklanır O zaman,

Uzun gecenin ötesine,
Ve dolunun geleceği günün ilerisine bakmak ne kadar iyidir.
Işıktaki tüm kutsallarına
yüceliklerinin sergileneceği gün gelecektir.

Ayet 1 —  Yuhanna, “Bundan sonra gökte büyük bir kalabalığın sesini andıran yüksek bir ses işittim” der. Bize yalnızca yeryüzündeki sahte kilisenin nihai yargısını görmemiz için izin verilmemiştir, ama aynı zamanda gökyüzündeki gerçek kilisenin nihai bereketi de açıklanır.

Daha şimdiden Vahiy 18:20 ayetinde kutsallar, elçiler ve peygamberler ile birlikte gökler, sahte kadın yargılandığı için sevinmeye davet edilirler. Ve şimdi bize göktekilerin karşılığını işitmemiz için izin verilir, çünkü “gökte çok büyük bir kalabalık” “Haleluya!” demektedirler. tek bir ses olarak ve “yüksek bir ses tonu” ile konuşurlar. Gökteki zihin birdir ya da tektir. Bazen ilahilerde söylediğimiz gibi, “Orada hiç bir ahenksiz nota uyumsuz bir ses çıkartmaz.” Babil, kurtuluşun yalnızca kendi sahte sisteminde olduğunu bildirmişti: görkem ve gücü kendi üzerine almak istemişti; şunları okuruz: “Kendini yüceltti” ve yüreğinde “Tahtında oturan bir kraliçeyim” dedi gökler, tek bir ses halinde “kurtuluşu”, “yüceliği” ve “kudreti” Tanrı’ya atfederler.

Ayetler 2-4 —  Ayrıca, gökler bu sahte sistemin yargısının Tanrı’nın kutsal karakterinin haklı çıkartılması olduğunu bilir. Gökler, tek bir ses halinde şöyle der: “O’nun yargıları doğru ve adildir.” Geriye baktığımız zaman devam edilmesine yüzlerce yıl izin verilmiş olan bu çürümüş sistemin gücünün sergilenmesindeki kibirli öz yüceltmenin gerçeğini görebiliriz. Aynı zamanda bu sahte kadının elleri tarafından milyonlarca Tanrı halkının kanının döküldüğünü ve bu duruma Tanrı tarafından görünen bir müdahalede bulunulmadığını hatırlarız. Tüm bu durumları düşündüğümüz zaman Tanrı’nın dünyadaki kötülüklere ve kutsallarının çektiği acılara kayıtsız kaldığı yalanına inanmak için ayartılabiliriz. Sonunda Tanrı’nın gösterdiği tahammülün vaatleri ile ilgili bir gevşeklik içinde olduğu ya da halkının sıkıntılarını görmediği ya da feryatlarını işitmediği anlamına gelmediğinin anlaşılacağı o gün gelecektir. O, adalet ile tüm kötülükleri yargılayacak ve kullarının kanının öcünü alacaktır. Tanrı’nın bu müdahalesi göklerin ordusunun ikinci bir “Haleluya!” seslenişine neden olacaktır.

Ayrıca, kutsallar yere kapanır ve Tanrı’ya tapınırlar ve göklerden üçüncü kez “Haleluya!” sesi işitiriz. İlk “Haleluya!” Tanrı’nın nitelikleri için söylenmiştir; ikincisi kötülük üzerindeki kutsal yargıları içindir; üçüncüsü ise Tanrı’ya Tanrı olduğu için tapınmak amacı iledir.

Ayetler 5-7 —  Yeryüzündeki ahlaksızlıkların üstesinden gelindikten ve Tanrı’nın kutsallarının öcü alındıktan sonra iman ile tüm yargıların ötesine bakmamıza izin verilir ve Mesih’in görkemini ve O’nun halkının bereketini anlamamız sağlanır. Mesih’in egemenliğinin kurulması için yolun açıldığını görürüz. Ve Kuzu’nun düğününün büyük günü gelmiştir. Bu büyük olaylar cereyan ederken, gökten bir ses Tanrı’nın büyük küçük tüm kullarına Tanrı’yı övmemiz için çağrıda bulunur. Gökler bu çağrıya büyük bir zevk ile karşılık verirler. Çünkü Yuhanna hemen çağrının ardından büyük bir kalabalığın, gürül gürül akan suların, güçlü gök gürlemelerinin sesine benzer sesler işitir. “Haleluya!” diyorlardı. Bu dördüncü Haleluya, Mesih’in görkeminin garanti edildiği ve Yüreğinin arzularının yerine geldiğine ilişkin göklerin sevinç ifadesidir. O’nun çektiği acılara görkemli bir yanıt verilecektir, çünkü egemenlik zamanı gelmiştir ve kilise uğruna ölmesi için O’nu harekete geçiren sevgisi tatmin olacaktır, çünkü “Kuzu’nun düğünü” gelmiştir. Böylece, Tanrı’nın, Mesih’in ve O’nun kilisesi hakkındaki tüm sözlerinin yerine geldiğini görmemize izin verilir. İnsanlık tarihinin başlangıcından beri ve tüm zamanlar boyunca Tanrı, Kuzu ve gelin ile ilgili Yüreği için büyük önem ifade eden gerçekleri her zaman gözlerimizin önünde muhafaza etmiştir. Habil’in sürüsünün ilk doğanı ile Kuzu’nun öyküsü başlar. İbrahim “Tanrı’nın kendisi bir kuzu tedarik edecektir” sözleri ile öyküyü ele alır; Musa öyküye, İsraillilere “lekesiz” bir kuzu almaları gerektiğini söylediği Fısıh gecesinde devam eder. Yeşaya, Mesih’in “kırkıcıların önüne bir kuzu gibi götürüleceğini” önceden bildirir. Vaftizci Yuhanna yeryüzündeki Mesih’e bakarak şunu diyebilir: “İşte Tanrı’nın Kuzusu!” Petrus bize şunu hatırlatır: “kusursuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in değerli kanının fidyesi ile kurtuldunuz.” Ve elçi Yuhanna bizi tahtın  ortasındaki boğazlanmış Kuzu’nun önüne götürür ve bize Kuzu’nun büyük düğün günü geldiği zaman O’nun çektiği tüm acıların görkemli yanıtlarını  verir.

Ayrıca, Tanrı kiliseyi her zaman sonunda Yüreğinin tatmini için O’na sunulmak üzere Mesih’in gelini olarak görmüştür. İlk günaha düşüş gerçekleşmeden önce, Adem’e sunulan Havva’da şimdi açıklanan bu büyük sırrın “benzerini” görmüyor muyuz? Mesih’in de kendisine benzeyen şekilde yaratılmış ve kendisine sunulan büyük bir kutsallar topluluğuna sahip olması gerekmiyor muydu?  İshak’ın teselli ve sevgi bulduğu Rebeka, gelinin öyküsünü devam ettirir. Kilisenin, Asenath, Ruth, Abigail ve Ezgiler Ezgisindeki gelin gibi tüm bu farklı örneklerinin nasıl Kuzu’nun gelinini temsil ettiklerini biliriz. Yüzlerce yıl ve değişen farklı takdiri ilahiler, İsrail’in yükselişi ve düşüşü ve bunları belirten tüm başarısızlıklar ile Hıristiyan dönemi boyunca Tanrı büyük amacını işlemiştir ve her şey Kuzu’nun düğününün büyük gününe doğru ilerlemiştir.

Ayet 8 —  “Gelini kendini hazırladı” ifadesi, yargı tahtının geçmişte kaldığını kesinlikle ifade etmektedir. Bu dünyada iken yaşadığı çöl yolculuğundaki tüm başarısızlığı yok edildi ve geriye Mesih’in onu onaylamasından başka hiç bir şey kalmadı. Geline giymesi için temiz ve parlak ince keten giysiler verildi; bu ince keten beyaz giysiler, bir kez bize söylenmiş olduğu gibi, “kutsalların doğruluğudur.” (N.Tr.) Kutsalların, yeryüzündeki misafirlik dönemleri sırasında Mesih ve O’nun adı uğruna yapmış oldukları her şey – katlandıkları tüm sıkıntılar, azarlamalar ve hakaretler, O’nun adı uğruna vermiş oldukları her bir bardak soğuk su – o büyük günde hatırlanacak ve “övgü, onur ve yücelik” bulacaktır. Motifi Mesih olan en küçük bir eylem bile kilise sonunda lekesiz ve kusursuz olarak Mesih’e sunulduğu zaman giyside kiliseyi süsleyen bir dikiş olacaktır. Bu büyük günde Mesih’in kilisesinin hiç bir üyesinin eksik olmayacağının farkında olmak ne kadar iyidir. Hem küçük hem büyük hepsi orada olacaktır. Putperest Roma günlerinde vahşetin ve şiddetin her şekli ile zulmedilmiş olan adları bilinmeyen milyonlarca şehidin her biri orada olacaktır. Papalık Roması’nın ellerinden daha daha da büyük dehşetlere maruz kalmış olan bu kişiler çektikleri tüm sıkıntılar için görkemli bir karşılık alacaklardır. Yaşamlarını ülkede yüzlerce yıl belirsizlik içinde Tanrı’nın gözetimi altında sessizce geçiren ve tarih tarafından kaydedilmemiş olan bu büyük kutsallar ordusu sonunda Mesih’in gelinini biçimlendiren kısım olarak “kutsal ve lekesiz” bir şekilde ortaya çıkartılacaklardır.

Ah, o harika vaat günü!
Damat ve gelin sonsuza kadar yücelik içinde görülecek;
Ve sevgi doyum bulacak.

Ayet 9 —  Ayrıca, kilisenin yalnızca seçilmiş olduğu özel bereket yerine girmek ile kalmadığını, ama aynı zamanda “Kuzu’nun düğün şölenine davet edilmiş olanlar” olarak da kutsanmış kişiler olacaklarını öğreniyoruz. Bir evlilik yemeği Damat ve gelin ile sınırlanamaz, yemeğe konuklarında dahil edilmesi bir gerekliliktir.

Bu büyük evlilik şöleninde konukları temsil eden kişiler hiç kuşkusuz Eski Antlaşma kutsallarından oluşan büyük topluluktur. Onlar, Pentikost ve Göğe alınma arasındaki Hıristiyan dönemi sırasında Yahudiler ve uluslar arasından çağrılan kilisenin bir bölümünü teşkil etmezler, ama buna rağmen “O’nun gelişinde Mesih’e ait olanlar” olarak (1. Korintliler 15:23) kutsalların dirilişindeki o büyük topluluğun bir parçası şeklinde, dirilişte payları olacaktır ve yücelik gününde özel bereket yerlerinde bulunacaklardır. Çarmıhtan önceki kutsalların yer aldığı o uzun soydakilerin hepsi orada olacaklardır. Habil ve büyük şehitler ordusu orada olacaklardır; Tanrı ile yürüyen Enok ve onun peygamberlikte bulunduğu “on binlerce” Tanrı kutsalı orada olacaktır. Göksel bir kente kavuşmak için bu dünyaya sırtlarını çevirmiş olan İbrahim ve “yabancılar ve yolcular” orada olacaklar; bir süre için günahın zevkinin tadını çıkartmaktansa Tanrı halkı ile birlikte acı çekmeyi tercih eden Musa ve tüm diğerleri orada bulunacaklar; Kısaca ifade edecek olur isek, Aden bahçesinden Mesih’in çarmıhına kadar iman yolunda yürümüş olan dünyaya değer vermemiş olan, kutsalların büyük topluluğunda yer alan büyük küçük herkes, orada olacak ve Kuzu’nun düğün şölenindeki paylarına ve bereketlerine sahip çıkacaklardır.

Gelecek olan bu yüceliğin harika açıklamalar, “bunlar gerçek sözlerdir. Tanrı’nın sözleridir” güvencesi verilerek son bulurlar. O zaman bu sözlerin tamamen gerçek olduklarından emin olabilir ve onları “Tanrı’nın gerçek sözleri” olarak imanla kabul edip benimseyebiliriz.

Ayet 10 —  Bu büyük olayları ilan eden meleğin yüceliğinden etkilenen Yuhanna meleğe tapınmak üzere onun ayaklarına kapanır. Ama melek ona hemen kendisinin de bir Tanrı kulu olduğunu ve kendisine değil yalnızca Tanrı’ya tapınması gerektiği öğüdünü verir. Melek, yalnızca Tanrı’nın gerçek sözlerini ilan eden bir Tanrı kuludur ve böylece bizi Tanrı’ya tapınmaya yönlendirir – tüm gerçek hizmetin sonu. Ayrıca, bize, “İsa’ya tanıklığın peygamberlik ruhunun özü olduğu” da hatırlatılır. (N.Tr.) Peygamberlik bize gerçekten de, ulusların üzerine gelecek olan yargıyı ve Tanrı halkının gelecekte kavuşacağı bereketi açıklar. Ama tüm bunların hepsi İsa’nın yüceliği ve onuru içindir. Tanrı’nın gerçek sözlerinin büyük sonu, İsa’dır. O halde bu durumda önümüzdeki peygamberliği okuduğumuzda yalnızca gelecekteki olayları okumuş değil, İSA’nın Kendisini okumuş oluruz.

İSA, yalnızca sen layık olansın,
Sonsuz övgüleri almayı hak eden yalnızca sensin;
Çünkü senin sevgin, lütfun ve iyiliğin
Algılayabileceğimiz tüm düşüncelerin üzerindedir.

Vahiy 19:11 - 20:3

Mesih’in Görünmesi

Vahiy 11:15-18 ayetlerinden daha önce öğrenmiş olduğumuz şudur: son yargı borazanının çalınması ile birlikte bu dünyanın krallıkları Rabbimizin ve O’nun Mesihi’nin krallıkları haline gelir. Bu büyük olayın kaydedilmesini Mesih’in egemenliğinden hemen önce gelen Vahiy kitabında yer alan önemli bir ara olay takip eder. Bu ara olayın ardından gelecek olan olayların peygamberlik tarihi Vahiy 19:11 ayetinde devam eder.

Ayet 11 —  Burada bize, Mesih’in herkesin önünde görünmesi ve yeryüzünde O’nun egemenliğini bina edecek olan kutsalları anlatılır. Yuhanna, “göğün açıldığını” gördüğünü söyler. Gökler ne zaman açılsa bu olayın Mesih ile bağlantılı olduğunu anlarız. “İsa vaftiz olup sudan çıktığı anda gökler açıldı” öyle ki, gökler sonunda aşağı bakıp yeryüzünde Baba’nın hoşnut olduğu Kişi’yi görebilsin (Matta 3:16,17). İsa göğe yükseldikten sonra İstefanos, “göklerin açıldığını ve İnsanoğlu’nun Tanrı’nın sağında durmakta olduğunu görebiliyorum” diyebilir. Gökler şimdi yeryüzündeki imanlıların gözlerini göğe dikip yücelik içinde Olan’ı görebilmeleri için açılır (Elçilerin İşleri 7:55,56). Vahiy 4:1 ayetinde “gökte açık duran bir kapı” görürüz. Öyle ki, Yuhanna Ruh’un etkisinde kalarak Mesih’i bulmak için bu yücelik sahnesinden içeri girebilsin ve “görkemi, onuru ve kudreti” almaya layık olan yaratıcı ve Kurtarıcı olan Kişi’yi evrensel övgünün konusu olan Kuzu’yu görebilsin (Vahiy 4:11, Vahiy 5.9-14). Bu on dokuzuncu bölümde Mesih’in kralların Kralı ve rablerin Rabbi olarak egemenlik sürmek üzere ortaya çıkabilmesi için gökler açılır. Bundan sonra “göklerin açık” olduğunu görmeye devam edeceğiz, öyle ki, melekler, Mesih’in - göklerin yeryüzü ile temas halinde olacağı -  egemenliği altındaki bin yıllık dönem için İnsanoğlu olan Mesih’i bekleyebilsinler. (Yuhanna 1:51)

Görümde Yuhanna, zaferli gücün sembolü olan “beyaz bir at” görür. İsa’nın ilk gelişinde koşullar onun küçük bir bebek olarak güçsüzlüğünü ve alçalan lütfunu gerektiriyordu. Ama İsa’nın bundan sonraki gelişi güç ve yücelik içinde olacaktır. Beyaz atın üzerindeki Binici’nin yalnızca Mesih’i temsil edebileceğini biliyoruz, çünkü Mesih’ten başka hiç kimse “Sadık ve Gerçek” olarak tanımlanamaz. İlk gelişinde İsa, insanlara kurtuluş getiren “lütuf ve gerçek” olarak ifade edildi. İkinci gelişinde yargı infaz etmek üzere sadık ve Gerçek olarak ortaya çıkacaktır. Böylece, bu bölümdeki hemen ilk ifadenin ardından “adalet ile yargılayacağını ve savaşacağını” okuyoruz.

Ayet 12 —  “Gözleri alev alev yanan ateş gibidir” ifadesinin O’nun araştıran bakışlarından hiç bir şeyin gizlenemeyeceğini belirttiği kesindir. Başında bulunan çok sayıda taç, bize O’nun evrensel hükümranlığını ve egemen haklarını hatırlatıyor olabilir. Sonra “O’nun Kendisinden başka hiç kimsenin bilmediği bir ada sahip olduğunu” okuruz. Bölüm, bize bir ölçüde O’nun bilebileceğimiz diğer adlarından söz eder, çünkü O’ndan “Sadık ve Gerçek” ve “Tanrı’nın Sözü” olarak bahsedilir ve ayrıca “kalçasının üzerinde rablerin Rabbi ve kralların Kralı” adı yazılıdır. Ama O İnsanoğlu olarak egemenlik sürmek üzere ortaya çıktığı takdirde, Tanrı Oğlu olarak taşıdığı Kişiliğinin yüceliği özenli bir şekilde muhafaza edilir. Bu Kişiliği ile insanın ötesinde ve bir yaratığa özgü anlayışın çok üzerindedir, çünkü Oğul’u Baba’dan başka kimse tanımaz.” (Matta 11:27)

Ayet 13 —  İsa’nın “kana batırılmış kaftanı” kesinlikle günahkarlar için dökülen kanından söz etmez, bununla kast edilen isyan edenlerin kanıdır – isyan edenlerin yargı altındaki ölümlerinin belirtisi. Yuhanna’nın müjdesinden bildiğimize göre, Söz olan Mesih Baba’yı lütuf ve gerçek aracılığı ile açıklar. O’nun burada Tanrı’nın uluslara karşı olan adaletini ve gazabını ilan ettiğini öğreniyoruz.

Ayet 14 —  Şimdi, yüceltilmiş kutsalların Mesih göründüğü zaman, O’nunla birlikte ortaya çıkacaklarını öğreniyoruz. Diğer Kutsal Yazılardan Rab İsa’nın göklerden göründüğü zaman, yanında “kudretli melekleri” olacağını biliyoruz. (2. Selanikliler 1:7) Aynı zamanda Mesih ile birlikte imanlıların da geleceklerini biliyoruz. Çünkü bunu ayette okuruz: “Yaşamınız olan Mesih göründüğü zaman, siz de O’nunla birlikte yücelmiş olarak görüneceksiniz.” (Koloseliler 3:4) Burada Mesih’i izleyen ordular, melekler ordusundan çok yüceltilmiş kutsallara işaret eder gibi görünürler. Vahiy 17:14 ayetinden rablerin Rabbi ve kralların Kralı ile birlikte olanların “çağrılmış, seçilmiş ve O’na sadık kalmış olanlar” ifadeleri ile tanımlanmış olduklarını öğrendiğimiz için bu ifadeler ile meleklerin kast ediliyor olması imkansızdır. Daha sonra Mesih’i izleyen bu kişilerin “beyaz, temiz ve ince ketene bürünmüş olduklarını okuruz ve böylece Kral’ın ve Rabbin zaferli gücüne eşlik etmek için ahlaksal açıdan uygun olduklarını anlarız.

Ayet 15 —  Kutsallar Rabbe eşlik edebilirler, ama yargı infazında bulunacak olan Rabbin Kendisidir. Ağzından ulusları vuracak olan keskin bir kılıç uzanan kişi konuşacağı söz ile kötüleri yok edecektir. Eli onları demir çomak ile güdecek – ikinci Mezmur’un yerine getirilişi – ve inançsızları ve isyan eden ulusları paramparça edecektir. Yargısını esirgemeyecek ve Ayakları ile “Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın ateşli gazabının şarabını üreten masarayı [üzüm sıkma çukuru] Kendisi çiğneyecektir.”

Ayet 16 —  Böylece, Tanrı’nın tüm düşmanları ile başa çıkmak için yücelik içinde göründüğü zaman, O’nun gerçekten “KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ” olduğu ortaya çıkacaktır. Tanrı, O’nun hakkında şunu beyan etmiştir: “Dile benden, sana miras olarak ulusları, mülk olarak yeryüzünün dört bucağını vereyim” (Mezmur 2:8).

Ayet 17,18 —  Bölümün sonundaki ayetler, Mesih’in görünüşünden hemen sonra meydana gelecek olan yargıları önceden bildirirler. Dokuzuncu ayette Kuzu’nun evlilik şölenine davet edilecek olan göklerdeki kutsalların bereketinden söz edilir. Bu ayette yazılı olan çok farklı bir şölendir- kralların, komutanların, güçlü adamların, atları ile binicilerinin, özgür, köle, küçük, büyük hepsinin etinin uçan tüm kuşlar tarafından yenmesi için toplanılacak olan Tanrı’nın büyük şöleni; Mesih’in görünmesi ile birlikte yargı bu kişilerin üzerine inecektir.

Ayet 19 —  Eğer kralların Kralı yanında cennetin orduları ile birlikte yeryüzüne gelirse, şeytan da “yeryüzü krallarını ve onların ordularını” atının üstünde Oturan’a ve O’nun ordularına karşı savaşmak için bir araya toplayacaktır.

Ayet 20 —  Cennetin orduları ile birlikte Mesih ve yeryüzü ordularına önderlik eden canavarın arasındaki çatışma konusu, ancak kötülük güçlerinin ağır bir yenilgiye uğrayarak çökmesi ile sonuçlanabilir. Bu dünya tarihi boyunca yalnızca iki insana ölümden geçmeden göğe alınma gibi özel bir yücelik ve onur ihsan edilmiştir. Dünya kendisini vahşete ve ahlaksızlığa teslim etmiş olduğu zaman, “Tanrı yolunda yürüyen Hanok, sonradan ortadan kayboldu, çünkü Tanrı onu yanına almıştı.” Yine, İsrail ulusu inançsızlık ve ahlaksızlık çukuruna battığı zaman, peygamber İlyas göğe alındı. Şu anda incelediğimiz dönem inançsız bir dünyanın Tanrı’ya ve Mesih’e karşı savaşmak üzere bir araya toplandığı zamandır ve bu isyana önderlik eden iki kişinin “kükürt ile yanan ateş gölüne diri diri atıldıklarını” öğreniyoruz. Daha önce işaret edilmiş olduğu gibi eğer Tanrı, Tanrı’dan yana durmuş olan iki kişiyi cennete diri olarak götürerek merhamet belirtisi göstermek amacı ile müdahale etmiş ve araya girmiş ise, o zaman Tanrı şimdi şeytanın yönetimindeki kötülüğün önderleri olan bu iki kişiyi de ateş gölüne diri olarak göndermekle yargısını infaz eden müdahalede bulunmuş olur. Artık büyük beyaz tahtın önünde canavar ve sahte peygamber için başka hiçbir yargıya gerek kalmamıştır. Onların sonsuz yargıları bir anda infaz edilmiştir. Onları izleyen ordular krallar Kralı’nın yöneten yargısı altına girerler. Ancak bu yargı iki kötülük önderinin yargısı gibi ani ve dehşetli bir felaket şeklinde değildir. Onların büyük beyaz tahtın önünde yine de görünmeleri gerekmektedir.

Vahiy 20

Ayetler 20: 1-3 —  Bu günkü Hıristiyanlığın ilerlemekte olduğu kötülüğün korkutan zirvesini görmüştük. Batılı uluslar bu önderlerin egemenliği altında Mesih’e ve cennetin ordularına karşı açıkça isyan ederek bir araya toplandıkları zaman, bu kötülük zirvesine ulaşmış oldular. Aynı zamanda bu önderleri ve onların ordularını bekleyen korkunç felaketi de görmüştük. Ve böylece Tanrı Sözü’nün verdiği tam güvence ile çevremizdeki dünyayı beklemekte olan ciddi krizin farkına varmış oluruz. Ama yine de geriye Tanrı’nın ve insanın, Mesih’in ve O’nun kutsallarının en büyük düşmanı kalmıştır. Şimdi bize onun kim olduğu ve sahip olduğu tüm gücünden nasıl mahrum bırakılacağı anlatılır. Bize, bu düşmanın dünyanın başlangıç tarihinden beri ve yüzlerce yıl boyunca Tanrı’ya karşı edilen tüm isyanın aktif kaynağı olan o düşmüş varlık, “o eski yılan” olduğu hatırlatılır. Bu düşman, yılan olarak başlangıçtan beri insanı ayartan olmuştur; şeytan olarak insanın düşmanıdır; iblis olarak her zaman kutsalların suçlayıcısı olmuştur, ve Ejderha olarak gücünü insanların yıkımı için kullanmıştır.

Mesih’in görünmesi ile birlikte göklerden inen bir melek bir anahtar ve zincir sembolü ile onun gücünü bağlayacak ve onu dipsiz derinliklere gönderecek ve böylelikle Mesih’in bin yıllık egemenlik dönemi boyunca yeryüzünü onun varlığından kurtaracaktır.

Vahiy 12. bölümde onun gökyüzünden “yeryüzüne” atılacağını öğrenmiştik ve şimdi bin yıllık dönem sona erdiği zaman kısa bir süre için çözülmek üzere ateş gölündeki nihai cezasını almadan önce yeryüzünden “dipsiz derinliklere” atılacağını öğreniyoruz.

Pages