February 2013

28 Temmuz

“Kötü kişi yolunu, fesatçı düşüncelerini bıraksın;
Rabbe dönsün, merhamet bulur, Tanrımıza dönsün, bol bol bağışlanır.”
(Yeşaya 55:7)

Korkudan dehşete düşmüş günahkar Tanrının onu kabul etmeyeceğinden korkar. Günaha düşmüş olan pişman kişi, Tanrının asla unutamayacak olmasından kuşku duyar. Ama buradaki ayetimiz bize şunu hatırlatır: Rabbe dönen kişiler merhamet bulur ve bol bol bağışlanırlar.

Bu konu, yıllar boyu periyodik olarak ortaya çıkan bir örnek ile resmedilir- bu öyküde ayrıntılar değişir ama mesaj aynen verilemeye devam eder. Bu öykü, evini terk ederek New York’a giden, orada günah ve utanç içinde yaşayan ve sonunda hapishaneye giren isyankar bir oğul hakkındadır. Dört yıl hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı ve çaresizlik içinde evine dönmek istedi. Ama babasının kendisini kabul etmeyeceğini düşünüyor ve duyduğu bu korkudan dolayı işkence çekiyordu. Reddedilmiş olmanın getirdiği hayal kırıklığı ile yüz yüze gelmek istemiyordu.

Sonunda bulunduğu yerin adresini bildirmeden babasına mektup yazdı ve ona bir sonraki Cuma günü hareket eden tren ile geri döneceğini bildirdi. Eğer ailesi onu geri istiyor ise, ön avludaki meşe ağacına beyaz bir mendil bağlamalarını gerektiğini yazdı. Eğer tren evinin önünden geçer iken, meşe ağacının üstünde bağlı bir beyaz mendil görmediği takdirde trenden inmeyecek ve yoluna devam edecek idi.

Sonra trene bindi; başına gelebilecek en kötü şeyden korkarak, kasvetli duygular ile dolu olarak içine kapanık bir şekilde yola çıktı. Bir de baktı ki, trende yanındaki koltukta bir Hıristiyan oturuyor. Hıristiyan pek çok kez başarısız denemelerde bulunduktan sonra, sonunda onun kendisine içini dökmesini ve öyküsünü anlatmasını sağlamayı başardı. O anda oüul evine yaklaşık kırk kilometre uzaklıkta idi. Geri dönmekte olan kaybolan oğul korku ve umut duyguları arasında gidip geliyordu. Otuz kilometre. Anne ve babasına verdiği utancı ve onların yüreklerini nasıl yaraladığını düşündü. Yirmi kilometre. Onlardan ayrı yaşadığı boşa geçmiş olan yıllar aklından geçiyordu. On kilometre. Beş kilometre.

Sonunda ev göründü; kaybolan oğul şaşkınlıktan sersemledi. Ön avludaki meşe ağacı rüzgarın esintisi ile bir o yana bir bu yana uçuşan bir çok beyaz kumaş parçası ile dolu idi. Yerinden kalktı, bavulunu indirdi ve istasyonda inmeye hazırlandı.

Buradaki ağaç, elbette çarmıh ile ilgili bir örnektir. Her iki yana açılmış kolları ve sayısız bağışlama vaatleri ile örtülü olan, pişman olmuş günahkara eve dönmesi için çağrıda bulunur. Baba evine gelen için ne kadar güzel bir karşılama! Evden ayrılan eve döndüğü zaman gösterilen bağışlama ne kadar sınırsızdır.

29 Temmuz

“Kötülere yardım edip Rabden nefret edenleri mi sevmen gerekir?
Bunun için Rabbin öfkesi senin üstünde olacak.” (2.Tarihler 19:2)

Kral Yehoşafat Suriyelilere karşı yapılan savaşta kötü kral Ahav’ın yanında yer aldı. Bu tutumu nerede ise yaşamına mal olacak kutsal olmayan bir ittifak idi. Suriyeliler Ahav’ı Yehoşafat sandılar ve hatalarının farkına vardıkları anda tam Yehoşafat’ı öldürmek üzere idiler. Yehoşafat Tanrıya yakardı ve öldürülmekten kurtuldu, ama peygamber Yehu’dan iğneleyici bir azar işitmekten kurtulamadı. Tanrı, Halkı Kendisinden nefret edenleri sevdiği zaman ve kötülere yardım ettiği zaman, kızar.

Böyle bir durum bu gün nerede meydana gelir? Ağızları ile imanlarını ikrar eden müjdeci Hıristiyanlar büyük dini seferlerde beyanda bulunan özgürlük yanlıları ile bir araya geldikleri zaman, böyle bir durum ortaya çıkar. Bu özgürlük yanlıları Hıristiyan imanının büyük temel öğretişlerini inkar ederler. Kutsal Yazıların otoritesini kuşkuları ve inkarları ile yok etmeye çalışırlar. Hıristiyan konumunda görünmelerine rağmen, aslında Mesih2in Çarmıhının düşmanlarıdırlar. Tanrıları mideleridir. Ayıpları ile övünürler. Ve yalnız bu dünyayı düşünürler (Filipeliler 3:18,19). Mesihin davasının onların hor görmeleri yüzünden yararlı olması mümkün değildir. Bu şekilde Mesihin davası yalnızca acı çekecektir.

Evrensel kilise akımı momentum kazanır iken, Kutsal Kitap’a inanan Hıristiyanlar Hıristiyanlığın içindeki Tanrıya karşı olan her kötü unsur ile birlikte yakın saflarda giderek artan bir baskı ile karşı karşıya kalacaklardır. Bunu reddettikleri takdirde, kendileri ile alay edilecek, küçük görülecekler ve özgürlükleri engellenecektir. Ama Mesih’e olan sadakatları onların ayrı bir yolda yürümelerini gerektirecektir.

Tüm yaraların içindeki en kötü yaralardan biri, gerçek Hıristiyanlar kötüler ile birlikte iş birliği yapmayı reddeden kardeşlerini küçük görmeleridir. Hıristiyan önderlerin, dini konularda aşırı tutucu kişilere (fundamentalistlere) hücum eder iken, modern görüş yanlılarından takdir ile söz etmeleri bilinen bir konudur. Liberal bilim adamlarına dalkavukluk ederler, liberal yazarları onaylayarak onlardan alıntılar yaparlar ve liberallerin sapkınlıklarına sevecen bir hoşgörü gösterirler. Bu Hıristiyan önderlerin doğrular ve kötüler arasında açık seçik sınırlar çekmek isteyen dini konulardaki aşırı tutucu kardeşlerine alaycı hakaretlerden başka verecekleri bir şey yoktur.

Tanrı düşmanlarının iyiliği için dalkavukluk etmek ya da onların yardımını istemek bir politika ya da ihanettir. Mesih’e sadakat O’nun ödün vermeyen izleyicileri ile birlikte düşmana karşı durmayı talep eder.

30 Temmuz

“Sizin bu söylediklerinizi kim kabul eder? Savaşa giden ile eşyanın yanında kalanın payı aynıdır.
Her şey eşit olarak paylaşılacak.” (1.Samuel 30:24)

Davut Ziklak kentini Amaleklilerin elinden geri aldığı zaman, adamlarından bazıları, savaş ganimetini, Besor Vadisinde durarak eşyanın yanında geride kalmış olan iki yüz adam ile paylaşmak istemediler. Davut ise, bunu kabul etmedi ve her şeyin savaşa giden ve eşyanın yanında kalmış olan arasında eşit olarak paylaşılacağını söyledi.

Savaşa katılan her asker gibi, savaş saflarının arka planında hizmet veren pek çok kişi  vardır. İkinci dünya savaşı sırasında Amerikan ordusunda görevli kişilerden yalnızca yaklaşık %30’u savaşan birliklere dahil idi. Diğer görevliler destek veren personel grubuna dahil idiler ve mühendislik, iaşe subaylığı, askeri gereç ve silahlar dairesi, kimyasallar, ulaşım ve askeri yönetim gibi alanlarda hizmet veriyorlardı.

Rabbin işinde de bu konuya benzer bir durum mevcuttur. Evet, tüm Hıristiyanlar askerdirler, ama buna rağmen hepsi savaşın ön safhasında yer almazlar. Herkes vaiz, ya da müjdeci, ya da öğretmen ya da önder değildir. Hizmet eden imanlıların hepsi dünya savaşlarının ön cephelerinde değildirler.

Tanrı, ordusunda destek veren bir personel grubuna da sahiptir. Tanrının, savaşın gidişatı yön değiştirinceye kadar her gün acı içinde dua eden sadık dua savaşçıları da vardır. Tanrının aynı zamanda Kendisine adanmış ve ön cephede savaşanlara daha fazla para gönderebilmek için fedakar bir yaşam süren kahyaları da mevcuttur. Düşman ile yüz yüze çatışma içinde bulunan kişiler için yiyecek ve kalacak yer temin eden kişiler de vardır. Ayrıca bir gün uzak ülkelere mesajı götürecek olan metinleri yazan kişileri düşünün. Hıristiyan edebiyatını tercüme eden, düzelten ve basan kişileri aklınıza getirin. Kral’a hizmet etmek için evlerinde çalışan, oğullar ve kızlar yetiştirerek görev yapan o harika kadınları hatırlayın. Savaşın orta yerinde bulunan herkesin yanı sıra, destek veren personel olarak hizmet eden pek çok başka kişi bulunur.

Ödüller dağıtıldığı zaman, destek veren konumda olan kişiler savaş alanında görev yapan kahramanlar ile eşit payı alacaklardır.Savaş hatlarının gerisinde sessizce hizmet veren kişiler, müjde yayan ünlü kişiler ile birlikte eşit bir onur paylaşacaklardır.

Tanrı her şeyi çözüme ulaştıracak güçtedir. O, herkesin bulunduğu katkının önemini tam olarak ölçebilir. O gün geldiği zaman, çok büyük sürprizler ile karşılaşacağız. Bizim önemsiz olduğunu düşündüğümüz göze çarpmayan kişiler, çok önemli konumlara sahip olan kişiler olarak ortaya çıkacaklardır. Onlar olmasa idi, bizler güçsüz kişiler olurduk.

31 Temmuz

“Benim ve Müjdenin uğruna evini, kardeşlerini, anne ya da babasını,
çocuklarını ya da topraklarını bırakıp da şimdi bu çağda çekeceği zulümler
ile birlikte yüz kat daha fazla eve, kardeşe, anneye, çocuğa,
toprağa ve gelecek çağda sonsuz yaşama kavuşmayacak hiç kimse yoktur.”
(Markos 10:29,30)

Tüm yatırımların içindeki en büyük yatırım kişinin yaşamını İsa Mesih’e yatırmasıdır. Herhangi bir yatırım hakkındaki en önemli düşünceler ana paranın güvenliği ve getirdiği faizdir. Konu hakkında bu temel üzerinde bir hükme vardığımız zaman, hiçbir yatırım Tanrı için yaşanan bir yaşam ile kıyaslanamaz. Ana para kesinlikle güvendedir, çünkü O, bizim O’na adadığımızı koruyacak güçtedir (2.Timoteos 1:12). Gelir konusuna gelince, gelir, yoğunluğu aracılığı ile zihni ürkütür.

Bu günkü bölümde, Rab İsa yüz katını geri ödemeyi vaat eder. Bu oran, faiz oranının %10.000 katına denk gelir – dünyada şimdiye kadar asla duyulmamış olan bir şey! Ama hepsi bu kadar da değildir!

Rab İsa’ya hizmet etmek için bir evin rahatlığından vazgeçmiş olan kişilere, pek çok evin sıcaklığı ve rahatlığı vaat edilir – burada kendilerine İsa uğruna Tanrının iyiliği gösterilecektir.

Bir evliliğin ve bir ailenin keyiflerinden vazgeçen kişiler ya da Müjde uğruna önemli yersel bağları ciddiye almayan kişilere, dünya çapında bir aile vaat edilir; aslında bu kişilerin çoğu bize kan bağımız olan akrabalarımızdan daha yakın olacaklardır.

Ülkelerini terk edenler, vaat edilen topraklardır. Bu kişiler bir kaç dönümlük arazilere sahip olma ayrıcalığını geride bırakırlar ve İsa’nın değerli adı uğruna sahip çıktıkları ülkelerin ve hatta kıtaların sahip olunamayacak kadar büyük ayrıcalığını kazanırlar.

Aynı zamanda vaat edilen zulümler de söz konusudur. İlk bakışta bu durum normalde uyumlu olan bir senfonide var olan eksik bir noktaya benzer. Ama İsa zulümleri bir kişinin yaptığı yatırıma olumlu bir geri dönüş olarak dahil eder. Mesih uğruna aşağılanmak, Mısır hazinelerinden daha büyük bir zenginliktir (İbraniler 11:26).

Onlar, bu yaşamdaki kar paylarıdırlar. Sonra Rab şu sözleri ekler, “…çünkü alacağınız ödülü düşünün.” Bu ifade, tam bir doluluk içinde sonsuz yaşama doğru bakmayı belirtir. Sonsuz yaşam kendi başına, iman aracılığı ile bir armağan olmasına rağmen, sonsuz yaşamın tadını çıkarma konusunda farklı kapasiteler söz konusu olacaktır. İsa’yı izlemek için her şeyden vazgeçen kişiler, Dörtgen Kent’te daha büyük bir ödül payına sahip olacaklardır.

Tanrı için yatırılan bir yaşamın üstün geri dönüşleri üzerinde düşündüğümüz zaman, bu yatırıma iştirak eden kişilerin neden daha fazla sayıda olmadıkları gariptir. Borsa ve hisse senetleri konusunda yatırım yapan kişilerin sayısı oldukça çok iken, yatırımların en iyisi olan bu yatırıma gösterilen ilginin düşüklüğü gerçekten tuhaftır.

Vahiy

Ana Hatlar Hakkında Bir Yorum

Yazan

Hamilton Smith

  İçerik Bölüm
  Giriş  
1 Mesih Görümü 1
2 Yedi Kilise 2 -3
3 Taht 4
4 Kitap 5
5 Mühürler 6
6 Kurtarılmış Bakiye 7
7 Borazanlar 8
8 Felaketler 9
9 Tanrı’nın Tanıkları 10:1 – 11:8
10 Ejderha 11:19 – 12
11 Canavarlar 13
12 Bakiye 14
13 Taslar 15 – 16
14 Kadın Ve Canavar 17
15 Büyük Babil Kenti 18
16 Kuzu’nun Düğünü 19:1-10
17 Mesih’in Görünmesi 19:11-20:3
18 Bin Yıl 20:4-15
19 Sonsuz Konum 21:1-8
20 Yeni Yeruşalim 21:9-22:5
21 Son Öğütler 22:6-21

Giriş

Vahiy kitabı, Yeni Antlaşma’da bütünüyle peygamberliğe yer veren tek kitaptır. Eski Antlaşma günlerinde mevcut olan pek çok peygamber, Tanrı’nın halkını ve ulusları kötülerin üstüne gelecek olan yargılar ile ilgili olarak uyardılar ve Mesih’in görkemli egemenliği altına girmiş olan dünyanın kavuşacağı nihai bereketi önceden bildirdiler. Ama yine de bu peygamberlikler, yeryüzüne bağlıydılar ve zaman açısından sınırlıydılar. Vahiy kitabı ise, Eski Antlaşma’daki bu peygamberliklerin aksine, Vahiy kitabı bize yalnızca gelecekteki olayların yönünü açıklamak ile kalmaz, aynı zamanda sonsuzluğa bakabilmemiz ve sonsuz konumda Tanrı halkını bekleyen bereketleri öğrenebilmemiz için gözler önünde kapalı duran perdeyi de açar.

Söz’ün diğer kısımlarını okurken olduğu gibi, vahiy kitabını okurken de, büyük bir farklılığı hatırlamamız yerinde olur: insanların yazdıkları yazılar ve Tanrı’nın Söz’ü arasında yatan gerçek, Tanrı’nın kaydetmiş olduğu her şey, tarih ya da peygamberlik, hepsinde bir ahlak amacı yer almaktadır. Bu nedenle, insanların özenle kaydetmiş olacağı pek çok ayrıntı tamamen atlanmıştır, oysa Tanrı’nın kaydetmeyi uygun bulduğu pek çok olay, insanların suskun kalması sonucu atlanıp geçilmiştir.

Gelecek ile ilgili bu harika açıklamadan yararlanmayı arzu ederken, dikkat etmemiz gereken bir nokta vardır: Vahiy kitabını okurken, gelecek hakkındaki gizli şeyleri merakla araştırmak konusunda duyduğumuz doğal ilgi bizi hoşnut ve tatmin edebilir, ama biz bu tatminin ardından gitmemeliyiz; gelecek hakkındaki bu harika ve araştırıcı açıklamanın şimdiki yaşamlarımız üzerinde ahlaki açıdan olumlu bir etki bırakması için istekli olmalıyız.

Ayrıca Kutsal Yazıları okuduğumuz sırada karşımıza çıkabilecek tehlikeye karşı da hazırlıklı bulunmalıyız ve Vahiy kitabını okurken dikkatli davranmalıyız; Kutsal Yazılarda, hakkında doğrudan bir referans bulunmadığı takdirde, bir geleceğin varlığının ayrıntıları ile ilgili bilgi edinmek için gayret gösterirken, söylenenden çıkaracağımız sonuçlar konusunda çok özel bir  özen göstermemiz gerekir. Değindiğimiz bu konuyu hatırlayalım; Kutsal Yazılardan kendi kendimize sonuçlar çıkartmaya başladığımız anda, insan zihnine her türlü şeyin girebilmesi için kapı açmış oluruz.

Vahiy kitabının, Kutsal Kitap’taki en son kitap olmasının ne kadar yerinde olduğunu anladığımızı hissedebiliriz, ancak bu anlayışımız yine de yetersiz kalacaktır; çünkü bu kitapta tüm çağların yasasızlığının tam gelişmiş sonucunu görmemize izin verilir. İman ikrarında bulunan kilisenin, İsrail’in ve ulusların tüm kötülüklerinin isyan etme ve inanç değiştirmenin korkunç zirvesine ulaştığını ve nihai felaket gününde baskın yargı altına gireceklerini görürüz. Şeytanın gücünün sonsuza kadar kırıldığını ve ölüm ve ölüler diyarının ateş gölüne atıldıklarını okuruz.

Tüm bunlara ek olarak, tüm kötülüğün nihai yargısının ötesine bakmamıza izin verilir ve Tanrı’nın yüreğindeki amaçların hepsinin yerine geldiklerini görürüz. Mesih’in yüceliği ve görkemi gözler önüne serilir ve O’nun halkının sonsuz bereketi güvenlik altına alınır.

Bu peygamberlik sözlerini “okuyana”, burada yazılanları “dinleyen” ve “yerine getirene” ne mutlu! Çünkü beklenen zaman yakındır (Vahiy 1:3). Bu bilgileri bağrımıza bastığımız zaman, felaket yargısına uğrayacak olan bu dünyadan ayrılarak, ahlaki konum içinde muhafaza edileceğimiz kesindir, daha şimdiden, gelecek olan dünyanın görkemli ışığında sonsuz konumumuza ait olan bereketlerin tümü ile yürüyebiliriz.

Daniel  Kitabı1

Ana hatların Yorumu ve Açıklaması

Yazan

Hamilton Smith

1936

  İçerik  
Giriş    
1 Sadık Kalan Kişiler  
2 Öteki Ulusların Dönemi  
3 Putperestlik  
4 İnsanın Yüceltilmesi  
5 Tanrı’ya Karşı Saygısızlık  
6 İnanç Değişikliği  
7 Dört Yaratık  
8 Koç ile Teke  
9 Dua ve İtiraf  
10 Tanrısal İletişimler için Hazırlık  
11 Mesih Karşıtı  
12 Büyük Sıkıntı  
     

Giriş

Peygamber Daniel’in kitabı, konu olarak, Kutsal Yazılar’da “öteki ulusların dönemi” (Luka 21:24) olarak adlandırılan dünya tarihi ile ilgili zamanı işler.

Yasa’nın Tekrarı 32:8 ve 9 ayetlerden şunu öğreniriz: En yüce Olan, yeryüzünü uluslar arasında böldüğü zaman, seçilmiş halkı olan İsrailoğullarını göz önünde tutmuştu. Ayrıca, Tanrı yeryüzünü ulusların merkezi olarak belirlediği İsrail aracılığı ile yönetti; çünkü bize kesin olarak şu belirtilir: İsrail’in tahtı, RABBİN tahtı idi; ve ayette şunu okuruz: “Böylece Süleyman RABBİN tahtına oturdu” (1. Tarihler 29:23).

Kralların ve İsrail halkının başarısızlığı nedeni ile öyle bir zaman geldi ki, Tanrı yeryüzünü bir merkez olarak belirlediği Siyon Dağı’ndan yönetmeye son verdi. Her şeye rağmen ikinci Mezmurdan öğrendiğimize göre, gelecek olan o günde Tanrı tekrar tüm yeryüzünü Kral olan Mesih aracılığı ile yeniden yönetecektir. Tanrı, gelecek olan o güne bakarak şöyle der: “Ben Kralımı kutsal dağım Siyon’a oturttum.” Daha sonra bize Kralın yüceliğinden ve egemenliğinin boyutlarından söz edilir. Ve O’nun krallığının yeryüzünün dört bucağını kapsayacağı belirtilir. (Mezmur 2:6-9)

Daniel kitabının konusu, şu iki olay arasında yer alan dünya tarihinin dönemi hakkındadır: İsrail’in yönetim konusunda işlevini sona erdirmesi ve bir kenara ayrılması ve Mesih’in yenilenmiş İsrail ortasında Siyon dağındaki krallığının kurulması. Bu dönem arasında kalan süreçte dünyanın yönetimi İsrail’den öteki uluslara geçer ve öteki ulusların başı olmasına son verilen İsrail ulusu öteki ulusların yönetimi altına getirilir. Bu dönemin “öteki ulusların dönemi” olarak adlandırılmasının nedeni budur. İsrail’in bir ulus olarak hala halen dağılmış bir konumda bulunduğu ve öteki uluslara bağımlı olduğu ve Mesih’in egemenlik süreceği dönemin henüz gelmediği aşikardır, öyle ki, şu anda içinde yaşamakta olduğumuz çağ hala “öteki ulusların dönemidir.”

Bu durumda doğal olarak iki büyük soru ortaya çıkar. İlki, öteki ulusların sorumluluklarına verilmiş olan bu gücü nasıl kullanacaklarıdır. İkinci soru, bu dönem sırasında öteki ulusların yönetimi altında olan Tanrı’nın eski halkının tarihi ne olacaktır ve Tanrı’nın eski halkına vermiş olduğu vaatleri, bu halk öteki ulusların yönetimi altında olmasından dolayı nasıl etkilenecektir? Bu önemli soruların yanıtının karşılığı, Daniel kitabının ana konusu olarak işlenir. Öteki ulusların dönemi sırasında Tanrı’nın yönetiminin artık yersel bir merkez açısından belirgin ve doğrudan bir yönetim olmadığını, ama göksel yönetimin gizli bir biçimi haline geldiğini öğreneceğiz. İşte bu nedenden ötürü kitabın içeriğinde Tanrı’dan dört kez göklerin Tanrısı, bir kez göklerin Kralı ve bir kez de göklerin RABBİ olarak söz edildiğini görürüz.

Tanrı her gücün üstündedir, her zaman gözle görülen olayların arasında kendi gücünü işlemeye devam eder, ancak yine de dünyanın dışarıdan görünen yönetimini yeryüzünde tamamen yeni bir yönetim biçimi altında öteki uluslara bırakır. Tanrı, “imparatorluk birliği” aracılığı ile bir yönetim sistemi bina eder. Bir zamanlar birinin dediği gibi, “Bağımsız ulusların her birinin kendi yöneticisine sahip olması” yerine Tanrı’nın Kendisi, yeryüzünün tüm uluslarını tek bir bireyin nüfuz eden yetkisine teslim edilmesini Kendi ilahi takdirine uygun olarak onaylar.” Bu durum, “öteki ulusların dönemi” sırasında uluslara verilmiş olan yönetimin karakteristik biçimidir.

Daniel, bu dönemin peygamberliğe özgü ana hatlarını verir; önde giden dört büyük ulusun güçlerinin yükselişlerini ve düşüşlerini yazar. Ayrıca öteki ulusların kendilerine verilen yönetimi Tanrı’ya ve O’nun yüceliğine önem vermek yerine kişisel yücelikleri ve itibarlarını artırmak için kullandıklarından, yönetimlerinin nasıl tamamen başarısız olacağını da gösterir. Tüm bunların yanı sıra Daniel’e şu konu da açıklanır: Öteki uluslar güçlerini Tanrı’nın eski halkına karşı muhalefet göstermek ve onlara zulmetmek için kullanacaklardır.

Daniel, son olarak, yönetim konusunda tamamıyla başarısızlığa uğramış olan öteki ulusların yargılanacaklarını ve Mesih’in egemenliğinin başlaması ve İsrail’in yenilenmesi aracılığı ile bir kenara bırakılacaklarını önceden bildirir.

Daniel kitabının içinde yaşadığımız zamanları konu alması ile ilgili gerçek, bu kitabı bir imanlı için çok ilgi çekici ve uygulama açısından önemli bir konuma getirir. Daniel’in ve arkadaşlarının sadık tutumlarından öğrenilmesi gereken yalnızca büyük ahlak derslerinin varlığı değildir, aynı zamanda kitapta yer alan peygamberlikler aracılığı ile “henüz göz ile görülmeyen konular” ile ilgili uyarı alırız. Bu uyarının içeriği şöyledir: yargıya mahkum bir dünyadan sıkıntıların ortasında iken bile Ruh’un sükuneti içinde muhafaza ediliriz.

Kitabın ana bölümleri aşağıda belirtildiği gibidir:—

  • Daniel 1 – Giriş bölümünde bize gösterilen şudur: Tanrı, İsrail’in başarısızlığına rağmen, öteki ulusların baskın olduğu dönem sırasında bile, hala eski halkından Kendisine sadık kalan kişileri korur ve Kendisi için her zaman bir tanıdık bulundurur; ayrıca bu sadık kalan kişilerde Tanrı’nın yollarına ilişkin peygamberlik ruhu ve anlayış mevcuttur:
  • Daniel 2-6 – Öteki ulusların dönemlerinin peygamberlik ile ilgili tarihinin insanlar tarafından görülen dışsal biçimi, dört büyük krallığın ahlaki özelliklerinin sunumu ve Mesih’in krallığının kurulması aracılığı ile uğrayacakları nihai yargı:
  • Daniel 7-11 – Öteki uluslara ait dört büyük krallığın Tanrı tarafından nasıl görüldükleri ve Tanrı’nın eski halkı ile olan ilişkileri ve onlara nasıl davrandıkları:
  • Daniel 12 – İsrail’deki tanrısayar ve sadık kalan kişilerin nihai olarak bereketlenmeleri ile ilgili sonuç ve peygamberlik bildirisi.

 


1 Kutsal Yazılar’dan alınan ayetler Kitabı Mukaddes Şirketi ve Yeni Yaşam Yayınları’nın Nisan 2009 baskısı olan Kutsal Kitap’tan alınmıştır.
Bu kitabın İngilizce orijinali 74 Granton Road, Edinburgh, EH5 3RD tarafından yayınlandı ve oradan elde edilebilir.

 

Pages