February 2013

22 Ocak

“Yakup soyunda suç bulunmadı, ne de İsrail’de kötülük.” (Çölde Sayım 23:21)

Ücretli peygamber Balak, her şeyi gören Tanrının, halkı İsrail’de günah göremediğini söylediği zaman, dikkat çekici bir gerçeğe değindi. O zaman İsrail için geçerli olan, bu gün de harika bir şekilde imanlı için geçerlidir. Tanrı, imanlıya baktığı zaman, onu sonsuz ölüm ile cezalandırması için onda tek bir günah bile göremez. İmanlı, “Mesih’te”dir. Bunun anlamı şudur: İmanlı, Tanrının önünde Mesih’in tüm mükemmelliği ve değerliliği içinde durur. Tanrı, imanlıyı, Kendi sevgili Oğlu’nu kabul ettiği gibi, yani tamamen kabul eder. Bu konum asla geliştirilemeyecek ve asla son bulmayacak olan bir konumdur. Tanrı, görmek için araştıracak dahi olsa, Mesih’te olan biri için herhangi hiç bir suç bulamayacaktır.

Bu konu ile ilgili olarak bir İngiliz ve onun Rolls Royce’u hakkındaki bir olayı örnek verelim. Bu İngiliz, arabasının arka dingili kırıldığı zaman, Fransa’da tatilde idi; yerel garaj kırılan dingilin yerine yenisini koyamadı ve bu yüzden İngiltere’ye telefon ettiler. Şirket yalnızca yeni bir arka dingil göndermekle kalmadı, ama aynı zamanda arka dingilin düzgün bir şekilde yerleştirilmesini garantilemek için iki makine ustası da yolladı. İngiliz yolculuğuna devam etti ve sonra kendisine fatura gönderilmesini bekleyerek İngiltere’ye döndü. Aradan aylar geçti, ama İngiliz’e fatura gelmedi, o da bunun üzerine konu ile ilgili detayları şirkete yazdı ve kendisine fatura gönderilmesini istedi. Kısa bir süre sonra, şirketten bir mektup aldı; mektupta şunlar yazılı idi: “Kayıtlarımızı özenle inceledik ve şimdiye kadar bir Rolls Royce’un arka dingilinin kırıldığına ilişkin hiç bir kayıt bulamadık.”

Tanrı, kayıtlarını özenle inceleyebilir ve bir imanlının hesabında onu cehenneme gitmeye mahkum edebilecek hiçbir günahın kaydını bulamaz. İmanlı, Sevgili’de kabul edilir. İmanlı, Mesih’te tamdır, eksiği yoktur; Tanrının tüm doğruluğunu giyinmiştir. Tanrının önünde mutlak mükemmeliyette bir konuma sahiptir. İmanlı, zafer ve güvenle şöyle diyebilir:

Önce benim kutsal Kurtarıcıma ulaş;
Tanrının değerliliğini O’ndan uzaklaştır;
İsa’da tek bir günah olduğunu kanıtla,
Ondan sonra bana temiz olmadığımı söyle.

23 Ocak

“Büyük şeylerin peşinde mi koşuyorsun? Sakın koşma.” (Yeremya 45:5)

Hıristiyan hizmetinde bile, büyük olmak, adını dergilerde okumak ya da radyodan işitmek gibi sinsi bir ayartma mevcuttur. Ancak, ün peşinde olmak büyük bir günahtır. Mesih’in yüceliğinden çalmaktır. Bizden esenlik ve sevincimizi çalar. Ve bizi şeytanın kurşunlarının ilk hedefi haline getirir.

Ün peşinde olmak, Yücelik Mesihinden çalar. Bu konuda C.H.Macintosh’un neler söylediğine bakalım,”Bir insanın ya da işinin dikkat çekici olduğu durumlarda böyle bir tehlike her zaman söz konusudur. İmanlı, Rab İsa’nın Kendisinden başka bir şeye ya da kişiye dikkat çekildiği zaman, şeytanın amacına ulaştığından emin olabilir. Bir iş mümkün olan en iyi şekilde başlayabilir, ama işçinin kutsal uyanıklığı ve ruhsallığının eksikliği nedeni ile kendisinin ya da yaptığı işin sonuçları genel bir dikkat çekebilir ve bu yüzden kişi şeytanın tuzağına düşebilir. Şeytanın yaptığı en büyük ve kesintisiz süren işi Rab İsa’nın onuruna leke sürmektir. Ve eğer bunu Hıristiyan hizmeti gibi görünen bir iş aracılığı ile yapabilir ise, kazanacağı en büyük zafere ulaşmış olur. Bu konuda Denney’in söylediği şu sözler de doğrudur: “Hiç kimse kendisinin büyük ve Mesih’in harika olduğunu aynı anda kanıtlayamaz.”

Süreç içinde kendimizden çalarız. Biri şöyle demiştir: “Büyük olma hizmetimden vazgeçinceye kadar yaptığım hizmette gerçek esenliği ve sevinci asla bulamam.”

Ve işte bu büyük olma arzusu bizi şeytanın saldırılarında kolay ele geçirilebilen bir hedef yapar. İyi tanınan bir kişiliğin düşmesi ise, Mesih’in davasına daha büyük bir leke getirir.

Vaftizci Yahya kendi büyüklüğü hakkındaki tüm iddiaları geri çevirdi. Onun her zaman söylediği söz: “O büyümeli, ben ise küçülmeliyim” idi.

Bizlerin de, Rab bizi daha yükseklere çıkmaya çağırıncaya kadar en alçak yerde oturmamız gerekir. Her birimiz için en iyi dua şekli şudur, “Beni, yalnızca Mesih tarafından sevilen ve ödüllendirilen biri olarak önemsiz ve ünsüz şekilde muhafaza et.”

Nasıra küçük bir yerdi —
Ve Celile de öyle idi.

24 Ocak

“Hiç bir zaman hiç bir konuda kaygılanmayın.” (Filipeliler 4:6)

Bir insanın kaygılanabileceği o kadar çok şey vardır ki – kanser hastalığına yakalanma, kalp rahatsızlıkları ya da bir çok başka diğer hastalık olasılıkları; zararlı olduğu söylenen yiyecekler, kazalar sonucu ölümler, istenmeyen kötü bir yönetimin başa geçmesi, nükleer savaş, artan enflasyon, belirsiz bir gelecek ve böyle kötü bir dünyada yetişen çocukların asık suratlı görünümleri. Olasılıkların sayısı sınırsızdır.

Ama yine de Tanrının Sözünde bize şunlar söylenir, “Hiç bir zaman hiç bir konuda kaygılanmayın.” Tanrı bizlerin kaygılardan özgür yaşamlar sürmemizi ister. Ve iyi düşünceler ile yaşamımızı arzu eder!

Kaygı gereksizdir. Tanrı bize dikkat eder. O, bizi avuçlarının içinde tutar. O’nun izin veren iradesi dışında bize hiç bir şey yaşamayız. Bizler kör talih, kazalar ya da yazgının kurbanları değiliz. Yaşamlarımız planlanmış, düzenlenmiş ve yönlendirilmiştir.

Kaygı, işe yaramaz. Kaygı bir sorunu hiç bir zaman çözmez ya da bir krizi uzaklaştırmaz. Biri bu konu ile ilgili şu sözleri söylemiştir: “Kaygı, yarının üzüntüsünü asla çalmaz; yalnızca yarının gücünü tüketir.”

Kaygı zararlıdır. Doktorlar, hastalarının çoğunun hastalıklarına kaygı, gerginlik ve sinirliliğin neden olduğu konusunda hemfikirdirler. Ülser hastalıkları, kaygı ile ilişkili hastalıklar listesinin ilk sırasında yer alırlar.

Kaygı, günahtır. “Kaygı, Tanrının bilgeliğinden kuşku duymak demektir; kaygı, Tanrının yaptığı şeyi bilmediğini ima eder. Tanrının sevgisinden kuşku duyar. Tanrının bizimle ilgilenmediğini ifade eder. Tanrının gücünden kuşku duyar; kaygı, Tanrının, benim endişelenmeme neden olan koşulların üstesinden gelemeyeceğini söyler.”

Ne yazık ki, genellikle kaygılanmaktan gurur duyarız. Bir eş, karısını sürekli kaygılandığı için azarladığı zaman, karısı ona şöyle karşılık verdi:” Eğer ben kaygılanmasa idim, ortada yapılmış olan çok az şey olurdu.” Kaygının bir günah olduğunu itiraf etmediğimiz ve onu sonuna kadar azarlamaya devam etmedikçe kaygıdan asla kurtulamayacağız demektir. O zaman güvenle şöyle diyebiliriz:

Benim yarın ile hiç bir işim yok;
Yarın ile Kurtarıcım ilgilenecektir.
Eğer O, yarını zahmet ve üzüntü ile doldurur ise,
Acı çekmeme ve katlanmama yardım edecektir.
Benim yarın ile hiç bir işim yok;
O zaman neden yarının yüklerini taşımam gereksin?
Yarının lütfunu ve gücünü bugünden borç olarak alamam;
O zaman neden kaygısını borç olarak alayım?

25 Ocak

“Tanrı sevgidir.” (1. Yuhanna 4:8)

Mesih’in gelişi Grek diline yeni bir sevgi sözcüğü ekledi –agape. Daha önceden dostluk (philia) ve tutkulu bir sevgi (eras) ile ilgili sözcükler vardı, ama Tanrının biricik sevgili Oğlunu vererek gösterdiği ve aynı şekilde halkından da birbirlerine göstermelerini istediği türdeki sevgiyi ifade eden hiç bir sözcük yoktu.

Bu sevgi, farklı bir dünyaya ait ve yeni boyutlara sahip bir sevgi idi. Tanrının sevgisinin başlangıcı yoktu ve sonu da olamaz. Bu tür bir sevgide sınır yoktur ve asla ölçülemez; mutlak bir saflığa sahiptir, şehvetin tüm lekelerinden özgürdür. Kendini bedeli asla hesaplamadan feda eden bir sevgidir. Sevgi kendisini vermek eylemi ile gösterir, çünkü şu sözleri okuruz: “Tanrı dünyayı öyle çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi.” Ve “aynı şekilde Mesih de bizleri sevdi ve Kendisini bizim uğrumuza feda etti.” Sevgi, sürekli olarak diğer kişilerin iyiliğini ister. Yalnız sevilebilir kişileri değil, sevilemez kişileri de sever. Dostları nasıl seviyor ise, düşmanları da sever. Sevdiklerinin değerliliği ya da erdemi söz konusu değildir; bağışta bulunduğu kişinin yalnızca iyiliğini düşünür. Asla bencilliğe yer vermez, karşılık beklemez ve diğer kişileri kendi çıkarları için sömürmez. Yanlışların hesabını tutmaz, ama önemsiz şeylerin ve hakaretlerin üzerine bir iyilik örtüsü örter. Sevgi, kötülüğe bile iyilik ile karşılık verir ve kendisini öldürecek kişiler için bile dua eder. Sevgi her zaman diğer kişileri düşünür ve onlara kendine verdiği değerden daha fazla değer verir.

Ama sevgi aynı zamanda sert de olabilir. Tanrı sevdiklerini terbiye eder. Sevgi günah ile yüz yüze gelemez, çünkü günah zararlıdır ve yıkıcı olur ve sevgi sevdiklerini zarardan ve yıkımdan korumayı arzu eder.

Tanrının sevgisi en büyük şekilde Golgota’daki çarmıhta bizim yerimize ölen biricik sevgili Oğlunu vermesi ile gösterildi.

Ey Tanrı, Senin sevgini kim ölçebilir?
Hazinesini bizim uğrumuza ezen sevgi.
Senin tüm zevkin, sevgi Oğlu olan Mesih’te idi.
Sevgini kim ölçebilir? — (Allaben)

26 Ocak

“Sevgililer, Tanrı bizi bu kadar çok sevdiğine göre,
biz de birbirimizi sevmeye borçluyuz.” (1. Yuhanna 4:11)

Sevgiyi düşündüğümüz zaman, onun kontrol edilemez, önceden bilinemez bir duygu olduğunu düşünmememiz gerekir. Bize sevmemiz için buyruk verilmiştir ve bu, eğer sevgi ele geçmez, anlaşılması zor, ara sıra olan bir duygu olsa ve sıradan bir üşütme gibi habersizce gelse idi, gerçekleşmesi imkansız olurdu. Sevgi, duyguları kapsar, ama duygulardan çok irade ile ilişkisi olan bir konudur.

Sevgi konusunda kendimizi aynı zamanda şu düşünceden de korumamız gerekir: Sevgi, günlük yaşamın zor tarafları ile az ilişkisi olan bir hayali şatolar dünyası ile sınırlıdır. Ay ışığı ve güllerin her saati için tahta bezleri ve kirli bulaşıklar ile geçirilen haftalar da vardır.

Başka bir deyiş ile, sevgi, yoğun bir şekilde uygulamaya dönüktür. Örneğin, masada uzatılan bir muz tabağında üzerinde lekeler olan bir muz var ise, sevgi bu muzu alır. Sevgi, mutfak lavabosunu ve banyo küvetini kullandıktan sonra, onları temizler. Sevgi, kağıt havlu bittiği zaman, yerine yenisini koyar, öyle ki, onu kendisinden sonra kullanacak olan kişi için kolaylık olsun. Sevgi, kullanılmayan ışıkları kapatır. Yere buruşturularak atılmış bir kağıt mendili onun üzerinden yürüyerek geçmek yerine, yere eğilir ve onu yerden alır. Ödünç aldığı arabayı kullandıktan sonra arabaya benzin ve yağ koyar. Sevgi, kendisinden istenilmeden çöpleri döker. İnsanları bekletmez. Kendisinden önce diğer kişilere hizmet eder. Yaygaralar kopartarak bağıran bir çocuğu, toplantıyı rahatsız etmemesi için dışarı çıkartır. Sevgi, ağır işiten kişilerin duyabilmeleri için yüksek ses ile konuşur. Ve sevgi, elindekileri diğer kişiler için paylaşmak amacı ile iş görür.

Sevginin giysisinin aşağıdaki toza kadar ulaşan bir eteği vardır —
Caddelerin ve dar sokakların kirliliğine ulaşır
Ve ulaşabildiği için ulaşması gerekir.
Dağda dinlenmeye cesaret etmez, aşağıdaki vadiye inmesi gerekir.
Çünkü başarısızlığa uğramış yaşamların ateşlerini yakıncaya kadar
Düşünceleri rahat bulamayacaktır.

27 Ocak

“Fırsatı değerlendirin.”  (Efesliler 5:16)

Dünya insanlarının, işlerine artan bir alerji duyar hale geldikleri bir zamanda, Hıristiyanların, geçen her anı değerlendirmeleri gerekir. Zaman harcamak bir günahtır.

Her çağdan yükselen sesler, gayretli çalışmanın önemine tanıklık ederler. Kurtarıcının Kendisi şöyle dedi: “Beni gönderenin işlerini vakit daha gündüz iken yapmalıyız. Gece geliyor, o zaman kimse çalışamaz.” (Yuhanna9:4)

Thomas a Kempis şöyle yazmıştı: “Asla aylak ya da işsiz olmayın; her zaman okuyun, yazın ya da dua edin ya da düşünün ya da herkesin iyiliği için yararlı bir işte çalışın.”

Tanrı Sözü’nü yorumlayan biri olarak başarısının sırrı sorulduğu zaman, G.Campbell Morgan şöyle dedi: “Çalışın – çok çalışın- ve tekrar söylüyorum, çalışın!”

Rab İsa dünyaya geldiği zaman, O’nun bir marangoz olarak çalıştığını hiç bir zaman unutmamalıyız. O, yaşamının en büyük zamanını Nasıra’daki bir dükkanda geçirdi.

Pavlus, çadır yapıyordu. Kendisi bu işi hizmetinin önemli bir kısmı olarak gördü.

Çalışmanın, günahının girişinin bir sonucu olduğunu düşünmek bir hatadır. Günah girmeden önce, Adem bahçeye bakması ve onu koruması için bahçeye yerleştirildi (Yaratılış 2:15). Lanet, çalışmaya eşlik edecek olan zahmet ve ter ile ilgili idi (Yaratılış 3:19). Cennette bile çalışacağız, çünkü “kulları O’na tapınacak” (Vahiy 22:3).

Çalışmak bir berekettir. Çalışmak aracılığı ile yaratıcılık ihtiyacımızı tatmin etmiş oluruz. Zihin ve beden, biz gayret ile çalıştığımız zaman en iyi şekilde işlevlerini yerine getirirler. Yararlı bir şey ile meşgul olduğumuz zaman, günahtan daha iyi korunmanın tadını çıkartırız, çünkü “Şeytan her zaman aylak ellere yapacakları kötü bir iş verir.” (I.Watts) Thomas Watson ise şöyle demiştir: “aylaklık, şeytanı ayartma konusunda harekete geçirir.” Dürüst, gayretli ve sadık çalışma Hıristiyan tanıklığımızın önemli bir parçasıdır. Ve çalışmamızın sonuçları bizim daha uzun yaşamamızı sağlayabilirler. Biri bu konuda şöyle demiştir: “Herkes kendisine, bedeni mezarda yatarken yararlı bazı meşguliyetler sağlama konusunda borçludur.” Ve William James şöyle demiştir: “Bir yaşamın en iyi kullanılma şekli, onu yaşamından daha çok dayanan bir şey için harcamaktır.”

28 Ocak

“O’na güvenen acele etmez.”  (Yeşaya 28:16)

Sesten hızlı yolculuklar yapılan ve son süratle yürütülen bir haberleşme çağında, parolası telaş olan bir kültür içinde telaş sözcüğünün Tanrı tarafından Kutsal Kitap’ta olumlu bir anlam ile ender olarak kullanıldığını öğrenmek bizi şaşırtır. Telaş sözcüğü Kutsal Kitap’ta ender olarak kullanılır diyorum, çünkü geri dönen kaybolan oğlu karşılamak için koşan bir babadan söz edilir; burada ifade edilmek istenen, Tanrının bağışlama konusunda acele ettiğidir. Ama genel olarak konuşulduğu zaman Tanrı, acele etmez.

Davut, “Kralın işi acele gerektirir” (1.samuel 21:8) dediği zaman, bir bahane ileri sürmek ile suçlu idi ve bizler Davut’un sözlerini oraya buraya heyecanla yaptığımız koşuşturmaları haklı çıkartmak için kullanamayız. Sade gerçek, metnimizde ifade edildiği gibi şöyledir: Eğer gerçekten Rabbe güveniyor isek, o zaman telaş içinde olmamamız gerekir. Görevimizin acilliğine çılgınca yapılan bir dünyasal aktivite yerine Kutsal ruh’ta sessiz bir yürüyüş ile daha iyi hizmet edebiliriz.

Evlenmek için acele eden bir delikanlıyı düşünelim. Eğer çabuk hareket etmez ise, evlenmek istediği kızın bir başkası ile evleneceği mantığı ile acele etmek istemektedir. Ama gerçek şudur ki, eğer Tanrı o kızı o delikanlı için istiyor ise, o kız ile hiç kimse evlenemez. Ama eğer o kız Tanrının seçtiği kız değil ise, delikanlı o zaman dersini zor yoldan öğrenecektir, “Acele ile evlen, acelesizce pişman ol.”

Bir başkası ise tam gün çalışmak için acele etmektedir. Dünyanın perişan olduğunu düşünür ve bekleyemez. İsa, Nasıra’da geçirdiği yılları sırasında böyle hareket etmedi. Tanrı O’nu hizmete çağırana kadar bekledi.

Kişisel olarak müjdeyi duyururken gereğinden fazla acele ederiz. İman ikrarlarını işitmek için öyle acele ederiz ki, meyve olgunlaşmadan onu dalından kopartmış gibi oluruz. Kutsal Ruh’a kişiyi günah konusunda tamamen ikna etmesi için izin verme konusunda başarısız oluruz. Bu tür bir yöntemin sonucu, sahte iman ikrarlarına ve insan enkazına neden olur. “dayanma gücünün ya da sabrın tam bir etkinliğe erişmesine izin vermemiz gerekir” (Yakup 1:4)

Yaşamlarımızın gerçek etkinliği kendimizin tayin ettiği görevlere çılgınlar gibi koşmak değildir; Rabbi sabırla beklemek aracılığı ile doğru olduğunu anladığımız Kutsal Ruh tarafından yönlendirilen eylemlerde bulunmamız yerinde olur.

29 Ocak

“Evet Baba, senin isteğin buydu.” (Matta 11:26)

Hemen hemen herkesin yaşamında asla kendisinin seçmemiş olduğu, kurtulmak istediği, ama yine de asla değiştirilemeyen şeyler vardır. Fiziksel noksanlıklar ya da normal olmayan gariplikler gibi. Ya da sorun kronik ve bizi rahat bırakmayan bir hastalık olabilir. Ya da davet edilmemiş bir misafir gibi rahatsız eden bir gerginlik ve duygusal bir düzensizlik söz konusu olabilir.

Eğer şöyle ya da böyle olsa idi diye hayal edilerek yenilgi içinde yaşanan öylesine çok yaşam vardır ki; keşke daha uzun boylu olsalardı, keşke daha güzel olsalardı, keşke farklı bir ailede, ırkta ya da hatta farklı bir cinsiyette doğmuş olsalardı, keşke atletizm dalında üstün olacak şekilde yaratılmış olsalardı. Keşke mükemmel bir sağlığa sahip olsalardı.

Bu kişilerin öğrenmeleri gereken ders, değiştirilemeyecek olanı kabul ettikleri zaman huzur bulacak olmalarıdır. Her ne isek, Tanrının lütfu sayesinde böyleyizdir. Tanrı yaşamlarımızı sınırsız sevgisi ve sınırsız bilgeliği ile planladı. Eğer biz de O’nun görebildiği gibi görebilse idik, o zaman biz de her şeyi tam olarak O’nun planladığı şekilde düzenlerdik. Bu nedenle, şöyle diyebilmemiz gerekir: “ böyle de olsa razıyız Baba, çünkü bu senin gözünde iyi olan idi.”

Ama bundan ilerde olan bir adım vardır. Bu şeyleri alçakgönüllü bir teslimiyet içinde kabul etmememiz gerekir. Bunlara bir sevgi Tanrısı tarafından izin verildiğini bildiğimiz zaman, onları bir övgü ve sevinç nedeni haline getirebiliriz. Pavlus, bedenindeki dikenin ondan uzaklaştırılması için üç kez dua etti. Rab, ona bu dikene katlanabilmesi için lütuf vaat ettiği zaman, elçi şöyle dedi: “Mesih’in gücü içimde bulunsun diye güçsüzlüklerim ile sevinerek daha çok övüneceğim” (2.Korintliler 12:9).

Yaşamda, görünürde bize karşıt durumlar içinde kaldığımızda sevinebildiğimiz ve onları Tanrıyı yüceltme araçları olarak kullandığımız zaman, bunun ruhsal olgunluk belirtilerinden biri olduğunu görürüz. Fanny Crosby bu dersi yaşamının erken döneminde öğrendi. Yalnızca sekiz yaşında olan bu gözleri görmeyen şair kız şu dizeleri yazdı:

Ah, her ne kadar gözlerim görmüyor olsa da,
Ben ne kadar mutlu bir çocuğum!
Bu dünyada hoşnut olarak yaşamaya kararlıyım.
Diğer insanların tadını çıkartamadıkları ne kadar çok bereketten zevk alıyorum!
Benim gözlerim görmüyor diye sen istersen ağla ve içini çek,
Ben ağlamayacak ve iç çekmeyeceğim!

30 Ocak

“Karşılıksız aldınız, karşılıksız verin.” (Matta 10:8)

Dünyanın en ünlü viyolonistlerinden biri olan Fritz Kreisler şöye der: “Ben uzuvlarımda müzik ile doğdum. Daha alfabeyi öğrenmeden önce müzik parçalarının notalarını içgüdüsel olarak biliyordum. Bu, bana İlahi Takdirin bir armağanı idi. Bunu ben kazanmadım. Bu nedenle müzik konusunda bana edilen teşekkürleri hak dahi etmiyorum. Müzik satılamayacak kadar kutsaldır. Ve bu gün müzik dünyasındaki ünlülere ödenen insafsızca paralar topluma karşı işlenen gerçek bir suçtur.”

Bu sözler, Hıristiyan hizmetindeki herkesin yürekten kabul etmesi gereken sözlerdir. Hıristiyan hizmeti bir verme değil, bir alma hizmetidir. Bu konuda sorulacak olan soru, “Benim bundan çıkarım ne olacak?” sorusu değil, Bu mesajı en fazla sayıda kişi ile en iyi nasıl paylaşabilirim?” sorusu olmalıdır. Mesih’in hizmetinde en iyi olan, mesaj için ne kadar ödemeleri gerektiği değil, mesajın bedelinin ne olduğudur.

“İşçinin ücretini hak ettiği” (Luka 10:7) doğrudur ve “Müjdeyi yayanların geçimlerini Müjdeden sağlaması” (1.Korintliler 9:14) da aynı şekilde doğrudur. Ama bu, bir insanın armağanına fiyat koymasını aklamaz. İlahilerin kullanılması için fahiş fiyatlı telif fiyatları talep edilmesini haklı çıkarmaz. Sözlü yayınların ya da şarkıların vicdana sığmayan ücretlerini doğrulamaz.

Büyücü Simon el koyma hareketi ile Kutsal Ruh’u verme gücünü satın almak istedi (Elçilerin İşleri 8:19) Hiç kuşkusuz bunu kendisi için bir para kazanma yolu olarak gördü. Simun, bu eylemi ile İngilizce diline inanç ayrıcalıklarını satın alma ya da satma konusunu tanimlayan bir ifade (“simony”= kutsal tutulan şeylerden pay çıkarma) ekledi. Bu gün inanç dünyasının kutsal tutulan şeylerden pay çıkarma eylemleri tarafından darmadağın edildiğini söylediğimiz zaman abartılı konuşmuş olmayız.

Eğer para bir şekilde burada sözü edilen Hıristiyan hizmetinden uzaklaştırılabilse idi, bu hizmetin büyük bir kısmı kendiliğinden dururdu. Ama yine de güçlerinin son gramını sarf edinceye kadar dayanacak olan Rabbe sadık hizmetkarlar olurdu.

Biz karşılıksız aldık; karşılıksız vermemiz gerekir. Biz ne kadar çok verirsek, bereket ve ödül de o kadar büyük olurdu – iyice bastırılmış, silkelenmiş ve taşmış…

31 Ocak

“Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız.” (Matta 7:1)

Kutsal Kitap hakkında çok az bilgiye sahip olan kişiler, bu ayeti genellikle bilirler ve onu çok garip bir şekilde kullanırlar. Bir kişi, söz ile anlatılamayacak bir kötülük ile eleştirildiği zaman bile, dindarca çağıldayarak şöyle konuşurlar: “Başkasını yargılamayın ki, yargılanmayasınız.” Başka bir deyişle, bu ayeti kötülüğün herhangi bir suçlamasını yasaklamak için kullanırlar.

Bu konu ile ilgili basit gerçek şudur: yargılamamamız gereken alanlar mevcut olmasına rağmen, yargının buyrulduğu diğer alanlar da vardır.

Yargılamamamız gereken bazı durumlar şunlardır; insanların güdülerini yargılamamak gerekir. Her şeyi bilen kişiler olmadığımız için yaptıkları şeyi neden yaptıklarını bilemeyiz. Bir başka imanlının hizmeti ile ilgili yargıda bulunamayız. Onun yaptıkları kendi Efendisini ilgilendirir. Ahlaki açıdan tarafsız olan konular hakkında vicdani tereddütleri olan kişileri yargılamamamız gerekir; onların vicdanlarını ihlal etmemiz hatalı olacaktır. Kişileri dış görünümlerine göre yargılamak ya da saygı göstermek yanlıştır; önemli olan, yürekte neyin olduğudur. Ve kendimizi, katı, sürekli hata bularak eleştiren bir ruhtan sakınmalıyız. Hata bulmayı alışkanlık haline getiren kişi, Hıristiyan imanı için kötü bir reklam yapan kişidir.

Ancak, bize yargılamamız buyrulan başka alanlar da mevcuttur. Kutsal Yazılar ile uyuşup uyuşmadığını görmek için tüm öğretişi yargılamamız gerekir. Adil olmayan boyunduruklardan uzak durmamız için diğer kişilerin gerçek imanlılar olup olmadıklarını yargılamamız gerekir. Hıristiyanlar imanlılar arasındaki kavgaların sivil mahkemelere götürülmesine izin vermek yerine kendi aralarında yargılanmasını tercih etmelidirler. Yerel topluluk suçlu kişiyi, günahın aşırı şekilleri söz konusu olduğu zaman yargılamalı ve paydaşlıktan çıkartmalıdır. Toplulukta bulunanlar yaşlıların ve gönüllü yardımcıların özelliklerine sahip kişiler olarak yargıda bulunmalıdırlar.

Tanrı, eleştiri özelliğini bir kenara bırakmamızı ya da tüm ahlaki  ve ruhsal ölçütlerden vazgeçmemizi beklemez. Tanrının bizden tek istediği, yasak olanı yargılamaktan uzak durmamız ve bize buyrulan konularda adil olarak yargılamamızdır.

Pages