February 2013

12 Ocak

“.. Tanrı’dan almadığın neyin var ki?”  (1.Korintliler 4:7)

Bu çok yerinde bir sorudur, çünkü hepimizin büyüklüğünü azaltır. Almadığımız hiçbir şeye sahip değilizdir. Fiziksel ve zihinsel donanımımıza doğum aracılığı ile sahip olduk. Nasıl göründüğümüz ve ne kadar zeki olduğumuz, gururu aklamayacak kadar kontrolümüzün ötesinde olan bir şeydir. Görünümümüz ve zekamız, doğumun eseridir.

Tüm bildiğimiz aldığımız eğitimin bir sonucudur. Zihinlerimize bilgiyi diğer kişiler boşaltmıştır. Çoğu zaman özgün bir düşünceye sahip olduğumuzu düşündüğümüzde, o düşüncenin ilk kez yirmi yıl önce okumuş olduğumuz bir kitapta yer aldığını görürüz. Emerson: “En iyi düşüncelerimin hepsi eskiden yaşamış olan kişiler tarafından çalınmıştır” der.

Yeteneklerimiz konusunda ne diyebiliriz? Bazı yeteneklerin aileden geldikleri kesindir. Bu yetenekler eğitim ve uygulama aracılığı ile gelişirler. Ancak burada önemli olan nokta bu yeteneklerin bizden kaynaklanmadıklarıdır. Bu yetenekler bize verilmiştir.

Pilatus, elinde bulunan yetki nedeni ile kibirlendi, ama Rab İsa ona şunu hatırlattı: “Sana gökten verilmese idi, benim üzerimde hiç bir yetkin olmazdı.” (Yuhanna 19:11)

Kısaca ifade edecek olur isek, insanın aldığı her soluk Tanrı’dan gelen bir armağandır. Pavlus, 1.Korintliler 4:7 ayetinde aynı soruyu sormaya devam eder: “Tanrıdan almadığın neyin var ki? Madem aldın, niçin almamış gibi övünüyorsun?”

Örneğin, Harriet Beecher Stowe, yazmış olduğu ‘Uncle Tom’s Cabin’ adlı kitabından kendisine pay çıkarmayı bu nedenden dolayı reddetmiştir. “Uncle tom’s Cabin kitabının yazarı ben miyim? Aslında, ben öyküyü kontrol edemedim. Öykü kendi kendisini yazdı. Kitabı Rab yazdı ve ben O’nun elindeki alçakgönüllü bir araç idim. Öykünün tamamı bana peş peşe vizyonlar halinde geldi ve ben sadece bu vizyonları sözcüklere döktüm. Tüm övgü yalnızca O’na aittir!”

Tanrıdan almadığımız hiç bir şeye sahip olmadığımız ile ilgili sürekli farkındalık bizi övünmekten ve kendimizi kutlamaktan kurtarır ve bizde olan herhangi iyi bir şey ya da yaptığımız herhangi iyi bir şey için bizi, yüceliği Tanrıya vermeye yönlendirir.

Bu nedenle, “dünyada iyilik yapanın, adaleti, doğruluğu sağlayanın, ben Rab olduğumu anlamak ile ve beni tanımak ile övünsün övünen. Çünkü ben bunlardan hoşlanırım, diyor RAB.” (Yeremya 9:23-24)

13 Ocak

“Beni güçlendiren Mesih aracılığı ile her şeyi yapabilirim.” (Filipeliler 4:13)

Bu tür bir ayeti yanlış anlamak çok kolaydır. Bu ayeti okuruz ve aklımıza hemen yapamayacağımız binlerce şey gelir. Örneğin, fiziksel alanda insan üstü bir güç talep eden saçma bir insan hüneri düşünürüz. Ya da bizi çok aşan büyük bir zihinsel başarı aklımıza gelir. Bu nedenle, sözcükler bize huzur vermek yerine işkence ederler.

Bu ayetin ifade ettiği anlam aslında elbette Rabbin bize O’nun yapmamızı istediği her şeyi yapabilecek kadar güç verecek olmasıdır. O’nun isteğinin kapsamında olan hiçbir şey imkansız değildir.

Petrus bu sırrı biliyordu; kendisine kaldığı takdirde suyun üzerinde yürüyemeyeceğini biliyordu. Ama aynı zamanda, eğer Rab ona bir şey yapmasını söylerse, o zaman O’nun söylediği şeyi yapabileceğini de biliyordu. Rab, Petrus’a “Gel!” der demez, Petrus tekneden çıktı ve suyun üzerinde O’na doğru yürüdü.

Normalde bir dağ ben ona emrettiğim zaman, gidip kendini denize dikmez. Ama eğer bu dağ benim ve Rabbin isteğinin yerine gelmesi arasında duruyor ise, o zaman dağa, “köklerinden sökül ve git” dediğim zaman söylediğimi yapacaktır.

Kısaca belirtecek olur isem, “O’nun buyrukları O’nun sağlayışlarıdır.” Bu yüzden, O, her denemeye katlanabilmem için bana güç sağlayacaktır. Her ayartmaya karşı durmamı ve her kötü alışkanlığı yenmemi mümkün kılacaktır. Temiz bir düşünce yaşamına, saf niyetlere sahip olmam için ve her zaman O’nun yüreğini hoşnut eden şeyi yapabilmem için beni güçlendirecektir.

Eğer bir şeyi tamamlamak için güce sahip değil isem, eğer fiziksel, zihinsel ya da duygusal çöküş ile tehdit ediliyorsam, o zaman kendime şunu sorabilirim: Tanrının isteğini kaçırdım ve kendi arzularımın peşinden mi gidiyorum? Belki de Tanrının işi olmayan bir Tanrı işi yapıyor olabilirim. Böyle bir iş, O’nun gücü konusunda verdiği vaade dahil değildir.

Bu nedenle, O’nun planlarının akışına göre ilerleyip ilerlemediğimizi bilmemiz çok önemlidir. Ancak bildiğimiz takdirde O’nun lütfunun bizi destekleyeceğine ve güçlendireceğine dair sevinçli güvenceye sahip olabiliriz.

14 Ocak

“Her şey sizindir.”  (1.Korintliler 3:21-23)

Korint’teki kutsal yaşamayan kutsallar kilisedeki insan önderler ile ilgili kavgaya tutuşmuşlardı. Bazıları için Pavlus ideal önder idi. Diğerlerinin favorisi Apollos idi. Bir çok başka kişi ise Kefas’ın en üstün önder olduğunu ileri sürüyorlardı. Pavlus ise, onlar tüm bu kişilerin kendilerine ait olduğunu söylediği zaman, seçimlerini tek bir kişi ile sınırlamalarının saçma olduğunu belirtiyordu. “Apollos benimdir” demek yerine, Pavlus, Apollos ve Kefas, üçü de benimdir” demeleri gerekirdi.

Bu sözlerden bu gün ders alabiliriz. Luther, Wesley, Booth, Darby, Billy Graham ya da kiliseye verilmiş olan herhangi başka büyük bir armağanın yoğun izleyicileri haline geldiğimiz zaman, yanılgıya düşmüş oluruz. Bu kişilerin hepsi bizimdir ve her birinin bize verdiği ışığın ölçüsü dahilinde sevinebiliriz. Hiç bir insanın izleyicisi haline gelmememiz gerekir.

Ama bizim olanlar yalnızca Rabbin hizmetkarları değildirler. Dünya bizimdir. Bizler, Tanrının mirasçılarıyız ve Mesih ile ortak mirasçıyız. Bir gün geri gelecek ve Rab İsa bile birlikte dünya üzerinde egemenlik süreceğiz. Bu arada, tövbe etmemiş kişiler sanki dünya onlara aitmiş gibi egemenlik sürmektedirler. Ama dünya onlara ait değildir. Onlar yalnızca biz sahip olduğumuz dünyayı elde edeceğimiz güne kadar dünyayı şu anda bizim için yöneten kahyalardır.

Yaşam bizimdir. Bu ifade, yaşama yalnızca sahip olduğumuz anlamına gelmez; Tüm insanlar yaşama sahiptirler. Bu ifadenin anlamı, bizim bol yaşama, sonsuz yaşama, Mesih’in Kendi yaşamına sahip olduğumuz anlamına gelir. Bizim yaşamımızda boşluk ya da ruh sıkıntısı yoktur. Yaşamımız anlamlı, amaçlı ve ödüllendiricidir.

Ve ölüm bizimdir. Artık yaşamlarımız boyunca ölüm korkusu yüzünden tutsaklığa boyun eğmiyoruz. Ölüm, şimdi Tanrının canlarımızı cennete götüren ulağıdır. Bu nedenle, ölmek kazançtır. Tüm bunlara ek olarak, biz Mesih’e aidiz ve Mesih Tanrıya aittir. Bu konuyu düşündüğüm zaman, aklıma Guy King’in şu mizah içeren doğru sözleri gelir: “Bizler ne kadar bahtiyar dilencileriz!”

15 Ocak

“Kardeşler, siz özgür olmaya çağrıldınız.
Ancak özgürlük, benlik için fırsat olmasın. Birbirinize sevgi ile hizmet edin.”
( Galatyalılar 5:13)

Tanrı çocuğunun özgürlüğü, onun sahip olduğu paha biçilmez şeylerden biridir. Oğul tarafından özgür kılındığı için gerçekten özgürdür. Ama Tanrı çocuğu, sorumsuz değil, sorumlu bir özgürlüğe çağrılmıştır.

Çocuklar evdeki sınırlamalardan özgür olmak isterler. Gençler okul disiplininden özgür olmak isterler. Yetişkinler evlilik yeminlerinden özgür olmak isterler. Diğer pek çok kişi ise çalıştıkları yerlerde kendilerini kapana kısılmış gibi hissettikleri için isyan ederler. Ancak bunlar bizim çağrıldığımız özgürlükler değildirler.

Yıldızlar, yörüngelerinden ayrılmak ve uzayda dolaşmak için özgür değildirler. Bir tren raylarından ayrılmak ve kırlarda gezinmek için özgür değildir. Bir uçak belirlenen yönünden ayrılmak için özgür değildir; uçağın güvenliği pilotun kurallara riayet etmesine bağlıdır.

Jowett şu yorumu yapar: “Yasasız olanların özgür bulunduğu hiç bir alan mevcut değildir. Eğer özgürlüğü keşfetmek istiyor isek, gitmek istediğimiz yol hangi yol olursa olsun, bağlı olmayı kabul etmemiz gerekir. Bir müzisyen eğer sevgi dolu dünyasında coşmak istiyor ise, uyum yasalarına saygı göstermek zorundadır. Bina inşa eden birinin yerçekimi yasasına bağımlı olarak hareket etmesi gerekir, akis takdirde bina ettiği bir ev değil bir enkaz yığını olur. Sağlık yasalarına sürekli kafa tutan bir insan ne tür bir özgürlüğün tadını çıkarabilir? Tüm bu alanlarda sınırları geçmek sakatlanmak olur, sınırlara riayet etmek özgürlüktür.”

İmanlının yasadan özgür olduğu doğrudur (Romalılar 7:3). Ama bu durum, imanlının yasasız olduğu anlamına gelmez. Şimdi Mesih’e sevgi bağları ile bağlıdır ve Yeni Antlaşma’da bulunan sayısız buyruklara itaat etmeye adanmıştır.

İmanlı, artık günahın efendiliğinden özgürdür (Romalılar 6:7,18,22,) ama bu yalnızca Tanrının ve doğruluğun bir hizmetkarı olması içindir.

İmanlı, tüm insanların bir hizmetkarı haline gelmek için tüm insanlardan özgürdür (1.Korintliler 9:19).

Ama özgürlüğünü kötülük yapmak için bir bahane olarak kullanma konusunda özgür değildir (1.Petrus 2:16). İmanlı benliğe fırsat tanımak için özgür değildir (Galatyalılar 5:13). Vicdannı zayıf olan bir başka insanın sürçmesine neden olmak için özgür değildir (1.Korintliler 8:9) Rab İsa’nın adını lekelemek için özgür değildir (Romalılar 2:23-24). Dünyayı sevmek için özgür değildir (1.Yuhanna 2:15-17). İçinde konut kurmuş bulunan Kutsal Ruh’u kederlendirmek için özgür değildir (1.Korintliler 6:19).

İnsan kendi başına hareket ederek doyum ya da huzur bulamaz. Doyum ve huzuru yalnızca Mesih’in boyunduruğunu yüklenerek ve O’ndan öğrenerek bulabilir. “O’nun hizmeti mükemmel özgürlüktür.”

16 Ocak

“Rab Yunus’a ikinci kez seslendi.” (Yunus 3:1)

Bu ifadede umut ve vaat ile parlayan bir mesaj yer alır. İnsanın günaha düşmesi, Tanrının ondan vazgeçmesi ya da onu bir kenara bırakması anlamına gelmez.

Davut’un başarısızlıkları tam bir gerçekçilik ile kaydedilmiştir. Davut hakkında yazılanları okuduğumuz zaman, onunla birlikte yas tutar ve utanç ile yanarız. Ama Davut Rabbin önünde nasıl kırılması gerektiğini ve nasıl kanını dökecek kadar ciddi bir şekilde tövbe edeceğini biliyordu. Ve Tanrının onunla olan işi henüz bitmemişti. Tanrı onu bağışladı ve onu ürün veren bir yaşama sahip olması için yeniledi.

Yunus Tanrının hizmet çağrısına yanıt verme konusunda başarısız oldu ve büyük bir balığın karnında kaldı. Hayvan şeklindeki bir denizaltının içinde iken, Yunus itaat etmeyi öğrendi. Tanrı, onu ikinci kez çağırdığı zaman Ninova’ya gitti, yakında gelecek olan yargıyı vaaz etti ve tüm kent çula sarınıp oruç tutarak tövbe etti.

Yuhanna Markos, Pavlus ve Barnaba ile birlikte harika bir başlangıç yaptı, ama daha sonra oyunbozanlık etti ve evine döndü. Ama buna rağmen Tanrı onu yine de terk etmedi. Markos savaşa geri döndü, Pavlus’un güvenini tekrar kazandı ve Başarılı Hizmetkarın Müjdesini yazmak için görevlendirildi.

Petrus, Mesih uğruna ölecek kadar sadık olduğunu ifade eden sözlerine rağmen, bu konuda başarısız oldu. İnsanlar, kanadı kırık kuşun bir daha asla eskisi kadar yükseklere uçamayacağını söyleyerek onun değerini sıfıra indirdiler. Ama Tanrı onun değerini sıfıra indirmedi ve Petrus öncekinden daha da yükseklere uçtu. Pentikost gününde 3000 can’a krallığın kapılarını açtı. Hiç yorulmadan çalıştı ve ona zulmeden kişilerin ellerinde defalarca acı çekti. Kendi adını taşıyan iki mektup yazdı, sonra görkemli bir hizmet yaşamını bir şehidin ölümü ile taçlandırdı.

Bu nedenle, hizmet söz konusu olduğu zaman, Tanrı her zaman ikinci bir fırsat tanıyan Tanrıdır; bir insan başarısızlığa uğradı diye Tanrı o insandan vazgeçmez. Tanrı ne zaman kırık ve pişman bir yürek bulur ise, düşen askerinin başını yukarı kaldırmak için eğilir.

Ama yine de O’nun bu davranışı ile günaha ya da başarısızlığa göz yumduğu düşünülmemelidir. Rabbi üzen kişinin duyduğu acı ve pişmanlığın yeterli bir caydırıcı olarak hizmet etmeleri gerekir.

Burada sözü edilen konu, aynı zamanda Tanrının tövbe etmemiş günahkara bu yaşamdan sonra ikinci bir fırsat vermeyeceği anlamına da gelmez. Ölüm ile ilgili korkunç bir nihailik mevcuttur, çünkü günahları içinde ölecek olan kişiye gelecek olan yargı, “ağaç ister güneye ister kuzeye çevrilsin, devrildiği yerde kalır.” (Vaiz 11:3)

17 Ocak

“İnsanlara değil, Rabbe hizmet eder gibi gönülden hizmet edin.”(Efesliler 6:7)

Pavlus’un kölelere verdiği öğütler (Efesliler 6:5-8), İsa Mesih’in hizmetkarları olduklarını ağızları ile ikrar eden tüm kişilere hitap eden anlamlar yüklüdür.

Bu öğütler her şeyden önce şunu ortaya koyarlar: takdir edilecek herhangi bir iş ne kadar basit olur ise olsun, yine de Tanrının yüceliği için yapılabilir. Pavlus’un yazdığı mektuplarda hitap ettiği köleler, büyük olasılıkla yerleri silen, yemek pişiren, bulaşık yıkayan, hayvanlara bakan ya da ürün yetiştiren kişilerdir. Ama elçi yine de tüm bu hizmetlerin “Mesih’in sözünü dinler gibi” (ayet 5) yapılabileceklerini söyler; köleler bu işleri yaparken, “Mesih’in kulları olarak Tanrının isteğini candan yerine getirirler” (ayet 6); “Rabbe hizmet eder gibi gönülden hizmet ederler”(ayet 7); ve “yaptıkları her iyi işin” (ayet 8) karşılığı için Rabden ödül alacaklardır.

Zihnimizde dünyasal ve kutsal olanı ikiye bölmek kolaydır. Hafta içinde yaptığımız işlerin dünyasal olduklarını düşünürüz, ama vaaz vermek, tanıklık etmek ve Kutsal Kitap öğretmek bize göre kutsal işlerdir. Ancak bu bölüm bize bir Hıristiyan için böyle bir ayrımın söz konusu olamayacağını öğretir. İyi tanınan bir vaizin karısı bu gerçeğin farkına vararak mutfaktaki lavabosunun üzerine şu sözü asmıştır: “Burada üç kez tanrısal hizmet verilir.”

Bu koşullarda bir hizmetkar ağır ve sıkıcı işleri
Tanrısal işler haline getirir;
Bir odayı Senin sözlerini düşünerek süpüren kişi, bu işi
Ve başka pek çok işi iyi yapar. — George Herbert

Bu konu ile ilgili bir başka noktaya değinelim; bir kişi sosyal merdivenin ne kadar alt basamaklarında olur ise olsun, Hıristiyanlığın en seçme bereketlerinden ve ödüllerinden geri kalmaz. İş giysilerini bir takım elbise ile asla değiş tokuş etmeyebilir, ama yaptığı iş Mesih’e yücelik getirecek kadar iyi bir özelliğe sahip ise, büyük bir ödül alacaktır. “Çünkü ister köle ister özgür olsun, herkesin yaptığı her iyi işin karşılığını Rabden alacağını biliyorsunuz” (ayet 8).

Buna inanarak, George Herbert’in şu dizeleri ile dua etmemiz gerekir:

Tanrım ve Kralım, bana her şeyde Seni görmeyi ve
Yaptığım her işi Sana hizmet eder gibi yapmayı öğret.

18 Ocak

“Benim Krallığım bu dünyadan değildir;
eğer Krallığım bu dünyadan olsa idi, yandaşlarım savaşırlardı.”
(Yuhanna 18:36)

Mesih’in Krallığının bu dünyadan olmadığına ilişkin gerçek beni dünyanın siyaset işlerinden uzak tutmak için yeterlidir. Eğer siyasete katılır isem, o zaman dünyanın sorunlarını çözmek için sistemin yeterliliğine güvenoyu vermiş olurum. Ama samimi olmak gerekir ise, ben böyle bir güvene sahip değilim, çünkü “bütün dünyanın kötü olanın denetiminde” (1.Yuhanna 5:19) olduğunu biliyorum.

Siyaset, toplumun sorunlarını çözme konusundaki yetersizliğini kanıtlamıştır. Politik çözümler iltihaplı yaranın üzerindeki bir yara bandından başka hiç bir şey değildir; yara bandı iltihabın kaynağına ulaşamaz ve bu yüzden onu yok edemez. Hasta toplumumuzdaki temel sorunun günah olduğunu biliyoruz. Günah ile başa çıkamayan herhangi bir şey ciddi bir tedavi olarak kabul edilemez.

O zaman konu, bir ayrıcalıklar konusu haline dönüşür. Zamanımı siyasete katılarak geçirmem gerekir mi, yoksa bu zamanı Müjdenin yayılmasına mı adamam gerekir? İsa, şu sözleri ile bu sorunun yanıtını verdi: “Bırak ölüleri kendi ölülerini kendileri gömsün. Sen gidip Tanrının Egemenliğini duyur” (Luka 9:60). En üstün ayrıcalığımızın Mesih’i tanıtmak olması gerekir, çünkü yalnızca Mesih bu dünyanın sorunlarının yanıtıdır.

Savaşımızın silahları insansal silahlar değil, kaleleri yıkan tanrısal güce sahip olan silahlardır” (2.Korintliler 10:4). Bu gerçek nedeni ile, ulusal ve uluslar arası tarihin biçimini bir oy pusulası ile değil, ancak dua, oruç ve Tanrı Sözü aracılığı ile değiştirebileceğimiz gibi bir farkındalığa varmaya cesaret edebiliriz.

Bir kez bir toplum önderi, siyasetin doğası itibarı ile çürümüş olduğunu söylemişti; sözlerine şu uyarıyı da eklemiştir: “Kilise, insan ilişkileri ile ilgili bir alana katılarak gerçek işlevini unutmamalıdır; kilise böyle bir alanda çok zayıf bir rekabetçi olur… bu tür katılımlar kilisenin amacının saflığını yok eder.”

Tanrının bu çağ için planı, öteki uluslardan Kendi adı için bir halk çıkartmaktır (bakınız Elçilerin İşleri 15:14). Tanrı, insanları çürümüş bir dünyada rahatlatmak yerine, Kendisini insanları bu çürümüş dünyadan kurtarmaya adamıştır. Bu görkemli özgür kılma planında kendimi Tanrı ile çalışmaya adamam gerekir.

İnsanlar İsa’ya Tanrının işlerini nasıl yapacaklarını sordukları zaman, Tanrının işinin O’nun göndermiş olduğu Mesih’e iman etmek olduğu yanıtını verdi (bakınız Yuhanna 6:28,29). O zaman bizim hizmetimiz budur – insanları oy sandığına değil, iman etmeye yönlendirmek.

19 Ocak

“Ama günahlarımızı itiraf eder isek,
güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır.”
(1.Yuhanna 1:9)

Bu ayetin verdiği güvence olmaksızın, Hıristiyan yaşamına başlamak pratik açıdan imkansız olurdu. Lütufta Büyüdükçe, nihai günahkarlığımız hakkında daha derin bir farkındalığa sahip oluyoruz. Günahlarımızın bir kerede temizlenmesi için bir sağlayışa sahip olmamız gerekir, aksi takdirde sürekli olarak suçluluk ve yenilgi felaketlerine maruz kalırız.

Yuhanna bize ihtiyacımız olan bu sağlayışın tövbe etmemiz aracılığı ile gerçekleşeceğini söyler. İmansız kişi, günahlarımızın cezasının yasal bağışlanmasını Rab İsa’ya iman aracılığı ile elde eder. İmanlı, günahların kirliliğinden tövbe aracılığı ile kurtulur ve bağışlanma alır.

Günah, Tanrı çocuğunun yaşamındaki paydaşlığı kesintiye uğratır ve bu paydaşlık günah itiraf edilene ve günahtan vazgeçilene kadar, kesilmiş olarak kalır. İtiraf ettiğimiz zaman, Tanrı sözüne sadıktır; O, bağışlamaya söz vermiştir. Tanrı bağışlarken adildir, çünkü Çarmıhtaki Mesih’in işi O’nun bağışlaması için adil bir temel sağlamıştır.

O zaman bu ayetin anlamı şudur: bizler günahlarımızı itiraf ettiğimiz zaman, borç hesabının kapandığını, tamamen temizlendiğimizi ve mutlu aile ruhunun yenilendiğini bilebiliriz. Yaşamlarımızdaki günah konusunda bilinçlenir bilinçlenmez Tanrının huzuruna gidebilir ve bu günahı adı ile belirtebilir, reddedebilir ve bu günahın ortadan kaldırıldığını kesin olarak bilebiliriz.

Ama bunu kesin olarak nasıl bilebiliriz? Kendimizi bağışlanmış hissediyor muyuz? Konu, kesinlikle duygular ile ilgili bir mesele değildir. Bağışlandığımızı kesin olarak biliyoruz, çünkü Tanrı, Sözünde böyle söylüyor. Duyguların en iyisi bile güvenilmezdir. Kesin olan yalnızca Tanrı Sözüdür.

Ancak birinin şöyle dediğini varsayalım: “Tanrının beni bağışlamış olduğunu biliyorum, ama ben kendimi bağışlayamıyorum”? Bu ifade kulağa çok dindar gelebilir, ama aslında Tanrıya bir hakarettir. Eğer Tanrı beni bağışladı ise, o zaman benim O’nun bu bağışlamasını iman ile kendime mal etmemi, bağışlandığım için sevinmemi ve harekete geçip temizlenmiş bir kap olarak O’na hizmet etmemi ister.

20 Ocak

“Onların günahlarını ve suçlarını artık anmayacağım.” (İbraniler 10:17)

Tanrının, Mesih’in kanıyla örtülmüş olan günahları bağışlama konusundaki kudreti Kutsal Yazılarda bulunan ve canı en çok tatmin eden gerçeklerden biridir.

“Doğu batıdan ne kadar uzak ise, o kadar uzaklaştırdı bizden isyanlarımızı” (Mezmur 103:12) ayetini okuduğumuz zaman, harika bir şaşkınlık yaşarız. Hizkiya ile birlikte, “günahlarımı arkana attın” (Yeşaya 38:17) diyebilmemiz bir mucizedir. Rabbin söylediği şu sözleri işittiğimiz zaman zihinlerimiz ürker ve tereddüde kapılır: “İsyanlarınızı bulut gibi, günahlarınızı sis gibi sildim” (Yeşaya 44:22). Ama şimdi okuyacaklarımız okuduğumuz bu sözlerden daha da harikadır. “Suçlarını bağışlayacağım, günahlarını artık anmayacağım” (Yeremya 31:34).

Günahlarımızı itiraf ettiğimiz zaman Tanrı bizleri yalnızca affetmez, aynı zamanda hemen o anda onları unutur. Günahlarımızı O’nun unutma denizine hemen gömdüğünü söylediğimiz zaman, gerçeği esnetmiş olmayız. Bu konu ile ilgili olarak, yakasını bırakmayan bir günahın aynen tekrar eden sesi ile mücadele eden bir imanlının deneyimi örnek gösterilebilir. İmanlı, bir zayıflık anında ayartmaya teslim oldu. Ve hemen Rabbin huzuruna koşarak şöyle dedi: “Rab, aynı şeyi yine yaptım.” Sonra, Rabbin şöyle söylediğini duyduğunu düşündü. “Neyi tekrar yaptın?” Burada anlatılmak istenen şey elbette imanlının itirafını izleyen o bir anlık saniye içinde Tanrının işlenen günahı çoktan unutmuş olduğudur.

Her şeyi bilen Tanrının unutabilmesi harika bir paradokstur. Buna rağmen O her şeyi bilir. Yıldızların her birinin sayısını ve adını bilir. O, geçirdiğimiz sarsıntıların sayısını bilir ve döktüğümüz gözyaşlarımızı bir şişede toplar. O, tek bir serçe yere düştüğü zaman bundan haberdardır. O, başımızda kaç tel saç olduğunu bile bilir. Ama tüm bunlara rağmen yine de itiraf edilen ve bir daha işlenmeyen bu günahları unutur. David Seamands şöyle demiştir: “Her şeyi bilen tanrısal bilginin nasıl olup da unutabileceğini bilmiyorum, ama unuttuğunu biliyorum.”

Son olarak belirteceğimiz bir nokta daha var! Tanrının bağışladığı ve unuttuğu söylendiği zaman, oraya üzerinde “Balık tutmak yasaktır!” yazan bir levha yerleştirdiği doğrudur. Tanrının unutmuş olduğu benim ya da diğer kişilerin geçmişteki günahlarını bir balık tutarcasına bu denizden çıkarmak bana yasaklanmıştır. Bu konuda çok zayıf bir belleğe ve çok iyi bir unutkanlığa sahip olmamız gerekir.

21 Ocak

“Bu sıralarda Rabbin Ruh’u Saul’den ayrılmıştı.
Rabbin gönderdiği kötü bir ruh ona sıkıntı çektiriyordu.” (1.Samuel 16:14)

Kutsal Kitap’ta bazı kötü eylemleri Tanrıya atfeden ayetler yer alır. Örneğin, Avimelek İsrail’i üç yıl yönettikten sonra,”Tanrı, Avimelek ile Şekem halkının arasına kötü bir ruh gönderdi” (Hakimler 9:23). Ahav’ın krallığı döneminde Mikaya kötü krala şöyle dedi: “İşte Rab bütün bu peygamberlerin ağzına aldatıcı bir ruh koydu” (1.Krallar 22:23). Eyüp ise şu sözleri ile tüm kayıplarını Rabbe atfetti: “Nasıl olur? Tanrıdan gelen iyiliği kabul edelim de kötülüğü kabul etmeyelim mi?” (Eyüp 2:10) sonra Rabbin Kendisi Yeşaya 45:7 ayetinde şu sözleri tekrar söyler,”esenliği ve felaketi yaratan benim.”

Ama biz, Tanrı kutsal olduğu için O’nun hem kötülüğe neden olamayacağını hem de kötülüğe göz yumamayacağını biliriz. Günah, hastalık, acı ya da ölüm, bunların hiç biri Rabden gelmez. Tanrı ışıktır ve O’nda hiç karanlık yoktur (1.Yuhanna 1:5). Tanrının Kendi ahlak mükemmelliğine karşıt olan hiç bir şeyin nedeni olacağını düşünmek imkansızdır.

Hastalığın, acının, felaketin ve yıkımın kaynağının Şeytan olduğu diğer ayetlerdeki ifadelerden net olarak anlaşılır. Eyüp’ün kayıplarının ve yoğun acılarının nedeni Şeytan idi. İsa, iki büklüm olmuş, belini hiç doğrultamayan kadının Şeytan tarafından on sekiz yıldır bağlı tutulduğunu söyledi (Luka 13:16). Pavlus, bedenindeki dikenden “şeytanın bir meleği” olarak söz eder (2.Korintliler 12:7). İnsanlığın tüm sıkıntılarının ardındaki suçlu şeytandır.

Peki o zaman tüm bu ayetleri, Tanrıyı kötülük yaratıcısı olarak resmeden diğer ayetler ile nasıl bağdaştırabiliriz? Açıklama çok basittir: Kutsal Kitap’ta sık sık Tanrının yapılmasına izin verdiği şeylerin yapıldığından söz edilir. Farklılık, O’nun doğrudan isteği ve O’nun izin veren isteği arasında bulunur. Tanrı sık sık halkının Kendisinin onlar için asla seçmemiş olduğu deneyimlerden geçmelerine izin verir; örneğin, İsrail’in kırk yıl çölde gezmesine izin verdi, oysa eğer kabul edilmiş olsa idi, O’nun asıl isteği, halkını Vaat Edilen Diyara daha kısa bir yoldan getirmek idi.

Tanrı, cinlerin ve insanların kötülüğüne izin verse bile, her zaman son sözü söyler. Tanrı, kötülüğü, Kendi yüceliği ve kötülük aracılığı ile denenen kişilerin bereketi için geçersiz kılar.

Pages