February 2013

23 Şubat

“Bilge kişi dinler.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 1:5)

Süleyman’ın Özdeyişleri adlı kitapta bilge kişi ve akılsız kişi arasındaki esas fark, bilge kişinin dinlemesi ve akılsız kişinin dinlememesidir.

Konunun, akılsız kişinin zihinsel kapasitesi ile ilgisi yoktur. Aksine, alışılmamış bir zihinsel yeteneğe sahip olabilir. Ama yalnızca kendisine hiçbir şey anlatılamaz. Kendi bilgisinin sınırsız ve yargılarının yanılmaz olduğuna dair mahvedici bir kuruntu ya da hayal altında iş görür. Arkadaşları ona öğüt vermek istedikleri takdirde, bu çabaları alay ile karşılanır. Günahlı ve akılsız eylemlerin kaçınılmaz sonuçlarından kaçmaya çalıştığını görürler, ama akılsızı yiyeceği darbeden korumak için çareleri yoktur. Ve akılsız bir krizinden diğerine sürüklenip durur. Bu arada ekonomik durumu da feci bir hale gelmiştir. Aynı zamanda özel yaşamı da alt üst olur. İş hayatı ise bir kaosun ucunda sallanmaktadır. Ancak o, yaşamın kendisine kötü davrandığına ilişkin bir mantık yürütmektedir. En büyük düşmanının kendisi olduğunu asla fark edemez. Diğer kişilere öğütler dağıtma konusunda cömert davranır, oysa kendi yaşamını yürütmek için yeterli değildir. Sürekli konuşur, kendisine aşırı güven duyarak uzun uzadıya açıklamalarda bulunur.

Bilge adam daha iyi bir maddeden yapılmıştır. O, herkesin zihinsel kablolarının ilk günah nedeniyle bir şekilde çarpılmış olduğunun farkındadır. Diğer kişilerin, bazen kendisinin gözünden kaçan bir sorunun görünümlerini görebileceklerini bilir. Hafızasının arada sırada hatalar yapabileceğini kabul etme konusunda isteklidir. Öğretilebilir biridir; doğru kararları vermek için kendisine yardım edebilecek olan bir görüşü memnuniyet ile karşılar. Aslında o, diğer kişilerin öğütlerine değer veriri, çünkü “danışmanı bol olan zafere gider.” 8Süleyman2ın Özdeyişleri 11:14) O da herkes gibi, zaman zaman hatalar yapar. Ama onu kurtaran bir erdeme sahiptir; hatalarından öğrenir ve her hatasını başarıya ulaşmak için bir sıçrama tahtası olarak kullanır. Hak ettiği bir azarlama için minnettar olur ve “hatalı idim, özür dilerim” demek için isteklidir. Bilge çocuklar anne ve babalarının disiplinine boyun eğerler; ahmaklar isyan ederler. Bilge gençler ahlak saflığı ile ilgili ayetlerin sözlerine itaat ederler; ahmaklar kendi bildiklerini yaparlar. Bilge yetişkinler bir konuyu o konunun Rabbi hoşnut edip etmediğine göre değerlendirirler; ahmaklar ise kendilerini hoşnut eden şey ne ise onu yaparlar.

Ve bilgeler böylelikle daha bilge olurlar ve akılsızlar kendi ahmaklarının içinde takılıp kalırlar.

24 Şubat

“Adem’in … kendi suretinde, kendisine benzer bir oğlu oldu.”  (Yaratılış 5:3)

Kendi suretimizde, bize benzer çocuklar dünyaya getirmemiz fiziksel yaşamın temel bir gerçeğidir. Adem’in kendisine benzer bir oğlu oldu ve onun adını Şit koydu. İnsanlar Şit’i gördükleri zaman, büyük olasılıkla insanların o zamandan bu yana söylemekte oldukları şu sözleri söylediler: “Tıpkı babasına benziyor.”

Kendi benzeyişimizde çocuklar dünyaya getirdiğimiz konusu aynı zamanda ruhsal yaşam ile ilgili ciddi bir gerçektir de. Diğer kişileri rab İsa’ya takdim etmek için kullanıldığımız zaman, onlar da farkına varmadan bizim özelliklerimize benzeyen özellikler alırlar. Burada bir kalıtım değil, bir taklit söz konusudur. Onlar bize Hıristiyanların olması gereken ideal kişisi olarak bakarlar ve davranışlarında bilinçsiz bir şekilde bizim davranışlarımızı model olarak alırlar. Ve çok geçmeden aile benzerliğini sergilerler.

Bu şu anlama gelir: benim, yaşamımda Kutsal Kitap için ayırdığım yer, imandaki çocuklarım için bir ölçü teşkil edecektir. Benim dua konusundaki davranışım aynı zamanda onların da dua konusundaki davranışları haline gelecektir. Eğer ben tapınan biri isem, bu özelliğim büyük olasılıkla onlara da geçecektir.

Eğer ben öğrenci olmanın sıkı taleplerine yapışır isem, o zaman onlar bunun tüm imanlılar için bir kural olduğunu düşüneceklerdir. Öte yandan eğer ben, Kurtarıcının sözlerine su katarak saflıklarını korumaz ve zenginlik, ün ve zevk için yaşar isem, o zaman onların da benim yönümü izleyeceklerini beklemem gerekir.

Can kazanma konusunda gayretli olanlar, ateşli kişiler işçiler dünyaya getirmeye eğilimlidirler. Ayet ezberlemekten ve bundan yarar gören kişiler bu vizyonu ruhsal çocuklarına da aktarırlar.

Eğer siz topluluğun toplantılarına katılma konusunda düzensiz iseniz, ruhsal çocuklarınızın sizden farklı hareket etmelerini bekleyemezsiniz. Eğer siz genellikle geç kalan biri iseniz, onlar da büyük olasılıkla geç kalan kişiler olacaklardır. Eğer siz arka sırada oturan biri iseniz, onlar bundan etkilendikleri ve aynı şeyi yaptıkları zaman şaşırmayın.

Öte yandan, eğer siz disiplinli, güvenilir, geç kalmayan ve toplantılara katılan biri iseniz, sizin Timoteoslarınız da sizin imanınızı izleyeceklerdir.

Bu nedenle, her birimize sorulacak olan soru şudur: “Kendi benzeyişimde çocuklar dünyaya getirmekten hoşnut muyum?” Elçi Pavlus, “Benim izleyicilerim olun” diyebildi (1.Korintliler 4:16) biz de aynı şeyi söyleyebilir miyiz?

İstanbul havai fişek

 

1 Ocak

“Bu ay sizin için ilk ay, yılın ilk ayı olacak.”  (Mısır’dan Çıkış 12:2)

Yeni yıl ile ilgili alınan kararlar iyidir, ama bu kararlardan çabuk vazgeçilir, yani verilen sözlerin tutulmaması kolay olur. Yeni yıl ile ilgili dualar daha iyidir; bu dualar Tanrı’nın tahtına yükselirler ve yanıt veren tekerlekleri harekete geçirirler. Yeni bir yılın başlangıcına geldiğimiz zaman, aşağıda belirtilmiş olan dua isteklerini kendimize mal etmemiz iyi olacaktır:

Rab İsa, kendimi Sana bu gün taze bir şekilde yeniden adıyorum. Bu önümüzdeki yıl yaşamımı almanı ve Kendi yüceliğin için kullanmanı istiyorum. Yaşamımı al ve Kendin için tahsis et.”

Beni günahtan ve Senin adına utanç getirecek olan herhangi bir şeyden koruman için dilekte bulunuyorum.

Beni Kutsal Ruh aracılığı ile öğrenmeye hevesli olarak muhafaza et. Senin için ileriye doğru hareket etmek istiyorum. Değişmez bir program içinde sıkışıp kalmama izin verme.

Bu yıl için hedefim şu olsun: “O’nun yükselmesi gerekir; benim ise alçalmam gerekir.” Tüm yücelik yalnız Sana ait olmalıdır. Bu yüceliğe dokunmamam için bana yardım et.

Her kararımı bir dua konusu yapmamı bana öğret. Kendi anlayışıma dayanma düşüncesinden hiç hoşlanmıyorum. “İnsanın yaşamının kendi elinde olmadığını, adımlarına yön vermenin ona düşmediğini biliyorum, ya Rab!” Yeremya 10:23

Dünyanın önünde ve hatta sevdiklerimin ya da dostlarımın onayının ya da utandırmasının karşısında ölü olayım. Senin yüreğini hoşnut eden şeyler için bana tek düşünceli ve saf bir arzu ver.

Beni diğer kişiler hakkında dedikodu yapmaktan ve onları eleştirmekten uzak tut. Bunlar yerine eğitici ve yararlı olan şeyleri konuşmam için yardımcı ol.

Beni ihtiyaç içindeki canlara yönlendir. Senin gibi ben de günahkarlar için bir dost haline geleyim. Mahvolmakta olan kişiler için bana şefkat gözyaşları ver.”Kalabalıklara, gözlerim yaşlardan bulanıklaşıncaya kadar Kurtarıcımın baktığı gözler ile bakmamı sağla; dolaşan koyunlar için beni acıma ve merhamet ile doldur ve onları O’nun sevgisi ile seveyim.”

Rab İsa, Hıristiyan yaşamımda başıma ne gelirse gelsin, yüreğimin soğumasına, acılaşmasına ya da alaycı olmasına izin verme, yüreğimi koru.

Para konusundaki kahyalığım ile ilgili bana rehberlik et. Bana emanet ettiğin her şeyin iyi bir kahyası olabilmem için bana yardım et.

Bedenimin Kutsal Ruh’un bir tapınağı olduğunu her an hatırlayabilmem için bana destek ol. Bu muhteşem gerçek tüm davranışlarımı etkilesin.

Ve, Rab İsa, bu yılın Senin döneceğin yıl olması için dilekte bulunuyorum. Senin yüzünü görmeyi ve ayaklarına kapanarak Sana tapınmayı özlüyorum. Bu yeni yıl süresince kutsanmış umut yüreğimde taze olarak kalsın, beni burada tutacak olan şeyler ile meşgul olmama engel olsun ve beklentimin ayak parmaklarının ucunda yürümem mümkün olsun. “Amin, gel, ya Rab İsa!”


Yaşatan Gerçekler

Her Gün Bir Defa

Yazan: William MacDonald

EVERYDAY PUBLICATIONS INC.
310 Killaly St W
Port Colborne, ON Canada
L3K 6A6

Her günün başarısızlıkları ve korkuları,
Yaraları ve hataları, zayıflıkları ve gözyaşları,
Acı payı ve endişe yükü ile,
Her gün bir defa karşılaşmamız ve dayanmamız gerekir.

Her gün bir defa sabırlı ve güçlü olmak; denemeden geçerken sakin kalmak
Ve haksızlıkla karşılaşınca sessiz olmak; o zaman duyulan zahmet geçecek
Ve üzüntü bitecektir; zahmet ve üzüntü gözden kaybolacak ve ölecektir,
Ve gece esenlik getirecektir.

Her gün bir defa – ama gün öylesine uzun,
Ve yürek hiç cesur değil ve can hiç güçlü değil.
Ey, Sen, merhamet uyandıran Mesih, tüm yol boyunca bana Sen yakın ol;
Gün için ihtiyacım olan cesareti ve sabrı ve gücü sen ver.

O’nun yanıtı çabuk gelir, öyle net ve öyle tatlıdır ki;
“Evet, sıkıntılarını gidermek için seninle olacağım;
Seni unutmayacağım, hayal kırıklığına uğratmayacağım ve üzmeyeceğim;
Seni terk etmeyecek ve seni asla yüzüstü bırakmayacağım.”

Bizden dünün yükünü taşımamız istenmiyor; yarının belirsiz ve gölgedeki
endişesini de Taşımaya çağrılmadık; ileriye ya da geriye neden korku ile bakalım?
İhtiyaçlarımız da aynı bize Lütfedilen merhametler gibi, her gün, o gün karşılanır.

Her gün bir defa ve her gün, O’nun günüdür; hızlı ya da yavaş geçmelerine rağmen O,
Günün saatlerine numara koymuştur. O’nun lütfu yeterlidir; tek başımıza yürümeyiz;

Gün nasıl O’na ait ise, günü yaşamak için bize verdiği güç de O’na aittir.

Annie Johnson Flint

25 Şubat

“İmanınıza göre olsun.” (Matta 9:29)

İsa, gözleri görmeyen iki kör adama onların gözlerini açabileceğine güvenip güvenmediklerini sorduğu zaman, O’na inandıklarını söylediler. İsa, onların gözlerine dokunduğu zaman, şöyle dedi: “İmanınıza göre olsun.” Ve adamların gözleri açıldı.

Bu olaydan şöyle bir sonuç çıkarmak çok kolay olurdu: eğer yalnızca yeterli imana sahip olduğumuz takdirde, istediğimiz her şeyi, zenginliği ve şifayı ya da herhangi bir şeyi elde edebiliriz. Ancak işin aslı böyle değildir. İman, Rabbin bir sözünü, bir vaadini, ayetlerdeki bir buyruğu temel almalıdır. Aksi takdirde, bu ayet arzu ettiğiniz bir şeye ya da her şeye sahip olabileceğiniz anlamına gelirdi.

Buradaki metinden öğrendiğimiz, Tanrının vaatlerine sahip çıktığımız ölçü, imanımızın ölçüsüne bağlıdır. Elişa, Kral Yehoaş’a Suriyeliler karşısında zafer kazanacağını vaat ettikten sonra, ona bir yay ile bir kaç ok almasını ve okları yere vurmasını söyledi. Yehoaş, okları üç kez yere vurdu ve sonra durdu. Elişa çok kızdı ve ona oku beş altı kez vursaydı, Aramlılara karşı kesin bir zafer kazanacağını, ama şimdi üç kez vurduğu için onları sadece üç kez bozguna uğratacağını bildirdi (2.Krallar 13:14-19). Zaferinin ölçüsü, imanına bağlı idi.

Aynı durum öğrencilik yaşamı için de geçerlidir. Biz her şeyden vazgeçmeye ve imanla yaşamaya çağrıldık. Yeryüzünde hazineler biriktirmemize izin yoktur. Bu buyruklara itaat etme konusunda ne kadar ileriye gitmeye cesaret edebiliriz? Yaşam sigortası, sağlık sigortası, banka hesabındaki birikimler ve hisse senetleri ve bonolardan vazgeçmemiz mi gerekir? Bu sorunun yanıtı, “İmanınıza göre olsun” dur. Eğer, “hali hazırdaki ihtiyaçlarım ve ailemin ihtiyaçları için çok çalışacağım, her şeyi Rab İsa’nın işinden sonraya koyacağım ve gelecek için Tanrı’ya güveneceğim” diyecek imanınız var ise, o zaman Rabbin geleceğiniz ile ilgileneceğinden kesinlikle emin olabilirsiniz. Rab böyle yapacağını söyledi ve O’nun söz ü her zaman gerçekleşir. Öte yandan, eğer yağmurlu bir gün için sağlayış aracılığı ile “insan sağduyusu” kullanarak hareket etmemiz gerektiğini hisseder isek, Tanrı bizi yine sevecek ve bizi imanımızın ölçüsüne göre yine kullanacaktır.

İman yaşamı, Hezekiel 47.bölümdeki Tapınaktan akan sulara benzer. Ayak bileklerinize, dizlerinize ve belinize kadar suya girebilir, ya da daha iyisi, bu suların içine tamamen girerek yüzebilirsiniz.

Tanrının en seçkin bereketleri elbette O’na en çok güvenen kişiler içindir. O’nun sadakatini ve yeterliliğini bir kez tattıktan sonra, “sağduyunun” desteklerini, yardımını ve yastıklarını bir kenara atmak isteriz. Ya da bir kişinin söylediği gibi, “Eğer bir kez suyun üzerinde yürüdü iseniz, artık bir daha bir gemi ile seyahat etmek istemezsiniz.”

26 Şubat

“Birbirinizden övgüler kabul ediyor,
tek olan Tanrının övgüsünü kazanmaya çalışmıyorsunuz.
Bu durumda nasıl iman edebilirsiniz?” (Yuhanna 5: 44)

Rab bu sözleri ile bize, aynı zamanda hem insanların onayını hem de Tanrının onayını talep edemeyeceğimizi ima ediyor. Rab aynı anda, eğer bir kez “insana itimatname belgesinin” peşinden koşar isek, o zaman iman yaşamımıza büyük bir darbe vuracağımızı da göstermiş oluyor.

Benzer şekilde elçi Pavlus da insanın övgüsüne ve Tanrının övgüsüne imrenmek arasındaki ahlaki dengesizliği ifade etmektedir: “…eğer hala insanları hoşnut etmek isteseydim, o zaman Mesih’in kulu olmazdım.” (Galatyalılar 1:10)

Bu konuyu bir örnek ile resmedeyim: Teolojinin belirli bir dalında ileri bir derece elde etmek isteyen genç bir imanlı düşünelim. Ama kendisi bu belgeyi muadelet belgesine sahip bir üniversiteden almak istemektedir. Bu dereceyi muadele belgesine sahip bir kuruluştan alması gerekmektedir. Ama ne yazık ki, istediği bu dereceyi alabileceği muadelet belgesine sahip olan üniversiteler imanın büyük temel gerçeklerini inkar eden üniversitelerdir. Genç imanlı için bu dereceye kendi adı ile sahip olmak öylesine büyük önem taşımaktadır ki, bu dereceyi, bilim adamları olarak tanınmalarına rağmen, aslında Mesih’in Çarmıhı’nın düşmanları olan bu kişilerden almaya razıdır. Genç imanlı süreç içersinde kaçınılmaz bir şekilde bozulur. Ve bir daha asla aynı inanç kanaati ile konuşamaz hale gelir.

Dünyada bir bilim adamı ya da bilgin olarak tanınmak arzusu, bir tehlike tuzağıdır. Ödün vermek, daha özgür bir duruş için Kutsal Kitap ilkelerinden fedakarlıkta bulunmak, aşırı dindar kişilere karşı modern görüşlü kişilerden daha fazla eleştiride bulunmak gibi gizli ve sinsi bir tehlikeden söz ediyoruz.

Hıristiyan okulları acı veren bir seçim ile yüz yüzedirler – bu eğitim ağırlıklı dünyada tanınmış bir kuruluştan bir muadelet belgesi almak ya da almamak. “İtimat edilir olma” duygusu genellikle şu sonuca varır: Kutsal Kitaplarının değerini düşürürler ve Kutsal Ruh’a sahip olmayan insanların koydukları dünyevi ilkelere uyarlanırlar.

Arzu edilmesi gereken en büyük değer, “tanrı tarafından onay almaktır.” Seçeneğin bedeli çok ağırdır, çünkü “uğruna gerçeğin satıldığı madeni paranın üstünde ne kadar soluk durursa dursun her zaman Mesih karşıtının resmi mevcuttur.” (F.W.Grant)

27 Şubat

“Tanrı bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını,
güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti.” (1.Korintliler 1:27) 

Eğer bir marangoz kullanılmayan bir kereste parçası alabilir ve ondan harika görünümlü bir mobilya yapabilir ise, o zaman malzemelerin en iyisini kullanarak yapabileceği bir ürün ile elde edeceği takdirden çok daha fazlasını elde edecektir. Aynı şekilde Tanrı, görkemli sonuçlar ortaya çıkarmak için akılsız, değersiz ve güçsüz olanı değerlendirdiği zaman, Ustalığını ve Gücünü yüceltmiş olacaktır. İnsanlar başarıyı işlenmemiş malzemelere atfedemezler; ve böylece övgüyü hak edenin yalnızca Rab olabileceğini itiraf etmek zorunda kalırlar.

Hakimler kitabı, Tanrının dünyanın güçlü saydıklarını şaşırtmak için dünyanın zayıf saydıklarını kullanması ile ilgili pek çok örneğe yer verir. Örneğin, Ehut, Benyamin oymağından gelen ve sol elini kullanan biri idi. Kutsal Yazılarda sol el, zayıflığı sembolize eder. Ancak Ehut buna rağmen, Moav kralı Eglon’u yendi ve İsrail’e seksen yıl esenlik sağladı (Hakimler 3.12-30).

Ehut’tan sonra Enat oğlu Şamgar başa geçti ve Filistlilerden altı yüz kişiyi üvendire ile öldürerek İsraillileri kurtardı (Hakimler 3:31) Debora “daha zayıf bir cinsiyetin” üyesi idi, ama yine de Tanrının gücü aracılığı ile Kenanlılara karşı yapılan savaşta ezici bir zafer kazandı (4:1; 5:31) İnsan gözü ile bakıldığı zaman Barak’ın on bin yaya askeri, Sisera’nın dokuz yüz demir arabası karşısında bir hiç idi, ancak Barak buna rağmen onun demir arabalarını ve ordusunu kılıçtan geçirdi ve tek bir kişi bile kurtulamadı. (4:10,13) yine “daha zayıf bir cinsiyetin üyesi” olan Yael Sisera’yı bir çadır kazığı ve tokmak ile öldürdü. (4:21) Eski Ahit’in M.Ö 270 yılında başlanılan Yunanca çevirisinde yazılana göre Yael, kazığı sol eli ile tuttu. Gidyon Midyanlılara karşı Rabbin 32.00 kişiden 300 kişiye düşürdüğü bir ordu ile yürüdü (7:1-7). Ordusu arpa unundan yapılmış bir somun ekmeğe benzetilir. Arpa ekmeği yoksulların yiyeceği olduğu için buradaki benzetme zayıflığı ve yoksulluğu simgeler (7:13). Gidyon’un savaş geleneklerine uymayan silahları borular, boş testiler ve çıralardan oluşmaktaydı (7:10) Ve sanki tüm bunların yenilgiyi kesin kıldıkları yetmiyormuş gibi testilerin de kırılmaları gerekiyordu (7:19). Avimelek değirmenin üst taşını üzerine atıp başını yaran bir kadın tarafından yere düşürüldü (9:53). Tola adı, askeri bir kurtarıcıya hiç yakışmayan bir anlama sahiptir; bu ada solucan anlamına gelir (10:1). Önceleri Şimşon’un kısır annesinin adından bile söz edilmez (13:2). Şimşon sonunda yeni ölmüş bir eşeğin çene kemiğini eline alıp bununla bin kişiyi öldürdü (15:15).

2 Ocak

“Her biriniz alçakgönüllülük ile öbürünü kendinden üstün saysın.” (Filipeliler 2:3b)

İnsanın diğer kişileri kendisinden üstün sayması, doğal değildir; düşmüş insanın doğası egosuna böyle bir darbe vurulmasına karşı isyan eder. Bunu yapmak insani açıdan mümkün değildir, bizim, doğamıza aykırı böyle bir yaşam sürdürmek için gücümüz yoktur. Ancak tanrısal açıdan bunu yapmak mümkündür, içimizde konut kurmuş olan Kutsal Ruh başkalarının onurlandırılması için benliğimizi yok sayma konusunda bizi güçlendirir.

Gideon, bu yazdıklarımız için iyi bir örnek oluşturur.Gidyon2un üç yüz adamı Midyanlıları bozguna uğrattıktan sonra, Gidyon, son darbeyi vurduktan sonra Efrayimli adamları çağırdı. Bu adamlar düşmanın kaçış yolunu kestiler ve Midyanlı iki önderi esir aldılar. Ama bu Efrayimoğulları neden daha önce çağrılmadıkları için Gidyon’u sert bir dil ile eleştirdiler. Gidyon ise, onlara şöyle karşılık verdi: “Efrayim’in bağ bozumundan arta kalan üzümler, Aviezer’in bütün bağ bozumu ürününden daha iyi değil mi?” (Hakimler 8:2) Bu sözlerin anlamı şuydu: Efrayimoğullarının düşmanı temizleme harekatı Gidyon tarafından sürdürülen tüm savaştan daha şanlı ve şerefli idi. Gidyon’daki bencillikten uzak bu ruh Efrayimoğullarını teskin etti.

Yoav, Rabba’nın saray semtini ele geçirdiği zaman, büyük bir alçakgönüllülük gösterdi ve sonra ulaklar göndererek Davut’u çağırdı ve ammon Kralının başında bulunan çok değerli tacı alarak Davut’un başına koydu (2.Samuel 12:26-28). Yoav, kazanılan zaferin Davut’u şereflendirmesinden oldukça hoşnuttu. Bu olay, Yoav2ın yaşamında görülen soylu davranışlardan bir tanesini ortaya koyuyordu.

Elçi Pavlus, Filipelilere kendisinden daha fazla değer verdi ve onlara şöyle dedi: “Kanım imanınızın sunusu ve hizmeti üzerine adak şarabı gibi dökülecek olsa da seviniyor, hepinizin sevincine katılıyorum.” (Filipeliler 2:17)

Daha yakında olmuş olaylardan birinde Mesih’in sevgili hizmetkarlarından biri diğer değerli vaizler ile birlikte bekleme odasında platforma çıkmak üzere hazır bekliyordu; sonunda nihayet kapıya vardığı zaman, gök gürlemesini andıran coşkun bir alkış koptuğunda, bu kişi, kendisini izleyen kişilerin bu alkışa maruz kalmaları için çabucak kenara çekiliverdi.

Birinin kendisinden feragat etmesine ilişkin en üstün örnek, Rab İsa’nın Kendisidir. Bizim yüceltilmemiz için O, Kendisini alçalttı. Bizim zengin olabilmemiz için O, yoksul oldu. Bizim yaşayabilmemiz için O, öldü.

“Mesih İsa’da olan bu düşünce, sizlerde de olsun.”

28 Şubat

“Tanrınız Rab onları ortadan kaldıracak,
öyle ki siz onları kovabilesiniz ve bir çırpıda yok edebilesiniz.”
(Yasanın Tekrarı 9:3)

Tanrının insanlık ile ilgili tüm davranışlarında tanrısal ve insani özelliklerin ilginç bir karışımı mevcuttur.

Örneğin, Kutsal Kitap’ı ele alalım. Tanrısal bir Yazar vardır ve Kutsal Ruh tarafından harekete geçirilerek yazan insan yazarlar mevcuttur.

Kurtuluş ile ilgili konu baştan sona tamamen Rabbin konusudur. Bir insanın kurtuluşu kazanabilmesi ya da hak edebilmesi için yapabileceği hiç bir şey yoktur. Ama insan bu kurtuluşu yine de iman aracılığı ile almak zorundadır. Tanrının bireyleri kurtuluş için seçtiği aşikardır, ancak kişilerin yine de dar yoldan girmeleri gerekir. Ve Pavlus bu nedenle Titus’a “Tanrının seçtiği kişilerin iman etmeleri” konusunda yazar (Titus 1:1).

Tanrısal bakış açısına göre, “Tanrının gücü tarafından korunuruz” (1.Petrus 1:5). “İman sayesinde Tanrının gücü ile korunuyorsunuz.”

Beni yalnızca Tanrı kutsal kılabilir. Ancak Tanrı yine de benim işbirliğim olmaksızın beni kutsal kılmayacaktır. İmanıma erdemi, bilgiyi, özdenetimi, dayanma gücünü, Tanrı yoluna bağlılığı, kardeş severliği ve sevgiyi eklemem gerekir (2.Petrus 1:5-7). Tanrının sağladığı tüm zırhı üzerime giymem lazımdır (Efesliler 6:13-18). Eski yaratıktan soyunmam ve yeni yaratığı giyinmem gerekir (Efesliler 4:22-24). Kutsal Ruh’ta yürümeliyim (Galatyalılar 5:16).

Tanrısal ve insani birleşimi Hıristiyan hizmetinin tüm alanında görürüz. Pavlus eker, Apollos sular, ama büyüten Tanrıdır (1.Korintliler 3:6).

Yerel kilisedeki önderlik konusuna geldiğimiz zaman, bir insanı yalnızca Tanrının önder yapabileceğini öğreniriz. Pavlus Efes’teki kilisenin ihtiyarlarına gözetmenleri tayin edenin Kutsal Ruh olduğunu hatırlattı (Elçilerin İşleri 20:28). Ama bu konuya yine de insanın kendi iradesi de dahildir. Bir kimse gözetmen olmayı gönülden istiyor ise , iyi bir görev arzu etmiş olur (1.Timoteos 3:1).

Son olarak, başlamış olduğumuz bölümde düşmanlarımızı yok edenin Tanrı olduğunu görürüz, ama onları kovması ve yok etmesi gerekenin de biz olduğunu anlarız (Yasanın Tekrarı 9:3).

Dengeli Hıristiyanlar olmamız için bu tanrısal ve insani olan bileşimin farkında olmamız gerekir. Her şey yalnızca Tanrıya bağlı imiş gibi dua etmemiz gerekir, ama sanki her şey bize bağlı imiş gibi de çalışmamız gerekir. Bu konuda savaş zamanı öğüdünü örnek olarak borç alabiliriz. “Rabbi öv ve cephane ile hamle yap.” Birinin önermiş olduğu gibi, iyi bir hasat için dua etmeliyiz, ama çapa kullanmaya devam etmeliyiz.

Pages