January 2013

Kurtuluşun Temel Gerçekleri

Fundamental Truths of Salvation

Yazan
Edward Dennett
1875

İçerik

Bölüm 1

Can Endişesi

 

Bölüm 2

İnsanın Tanrının Önündeki Konumu

 

Bölüm 3

Mesih’in Kanı

 

Bölüm 4

Yeniden Doğmanız Gerekir

 

Bölüm 5

Tanrı İle Esenlik

 

Bölüm 6

“Kurtulmak İçin Ne yapmam Gerekir?”

 

Bölüm 7

Zorluklar

 

Bölüm 8

Kurtuluş

 

Bölüm 9

Bedende Konut Kurmuş Olan Kutsal Ruh

 

Bölüm 10

Durmak ve Sorumluluk

 

Bölüm 11

Rabbin Gelişi

 

Bölüm 12

Yargı

 

ÖNSÖZ

Okuyacağınız sayfalar, Tanrının Ruhu tarafından uyandırılmış ve canlandırılmış olan kişilerin ihtiyaçlarını karşılamak için tasarlanmışlardır. Ve bu nedenle yazar kurtuluş yolunu mümkün olan en basit ve net şekli ile açıklamayı arzu etmiştir. Bundan dolayı konusunu basitleştirme amacı ile tekrarlar yapması gerektiği takdirde bu tekrarları yapmaktan kaçınmamıştır. Ama canı, yalnızca “Dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu’na” yönlendirmek ile tatmin olmamış ve içerik tablosunda görüleceği gibi, Kutsal Yazıların temel öğretişlerinin bazılarına ekler yapmıştır — Mesih’te henüz bebek olan kişiler için temel eğitimlere de yer vermiştir. Bazı kişiler, diğer konuların da bu yazıya dahil edilmiş olduğunu düşünürler. Yazar da aynı şekilde böyle düşündü; ama daha fazla üzerinde düşündüğü zaman, , özellikle konu, daha ileri gerçeğin yer aldığı bir dizi kitap zaten mevcut olduğu için farklı bir yargıda bulunmaya yönlendirildi.

Yazarın isteği, bu sayfaları okuyan kişilerin Kutsal Yazılar ile ilgili her beyanı kıyaslayabilmeleridir. Aynı zamanda bu sayfaları okuyan okuyucular Tanrının Ruhu tarafından “canlarını kurtaracak olan sözü alçakgönüllülük ile kabul etmeleridir” (Yakup 1:21). Ve yazarın duası şudur: Tanrı, bu yazılanları Kendi yüceliği için kullanma konusunda lütuf göstersin, çünkü O’nun bereketlemesi olmadan yazılanlar da okunanlar da boş ve yararsız olacaklardır.

— Edward Dennett, Blackheath, İngiltere, Aralık,1875

Can Endişesi

Bölüm 1

Bu sayfaları yazmak istedik, çünkü amacımız, ruhsal ölümün cansızlığından uyandırılmış olan ve en büyük istekleri Tanrı ile nasıl huzur elde etmek istediklerini bilmeyi arzu eden kişilerin ihtiyaçlarını karşılamak idi. Bu durumda olan pek çok kişi vardır ve özellikle şimdi, yani, Tanrı lütfunun müjdesi her tarafta yaygın bir şekilde duyurulur iken, bu amacımız önem taşımaktadır. Yalnızca, “Kurtulmak için ne yapmamız gerekir?” diye haykırmak zorunda kalan kişiler yoktur, aynı zamanda dışarıdan sakin ve dengeli görünen bir tutum ile canlarındaki ciddi sıkıntıyı gizlemek isteyen pek çok başka kişi de mevcuttur. Duyguların derinliği ve yoğunluğu, farklı kişilerde ve farklı koşullar altında değişkenlik gösterir. Bazı kişiler sadece endişe eder ve başka bir şey yapmazlar; bazı kişiler ise, zihin ve yüreklerinde gerçek ve ağır bir sıkıntı yaşarlar. Diğer bazı durumlarda ise, can, olumlu anlamda acı çeker. Ama duygunun derinliği ne olur ise olsun – daha az ya da daha çok – eğer Tanrıdan uzak ya da Tanrının önünde suçlu hissediliyor ise; eğer günah nedeni ile duyulan bir üzüntü var ise, eğer Tanrı tarafından affedilme ve O’nunla barışma konusunda küçük de olsa bir istek var ise; başka bir deyiş ile, eğer Tanrının önünde öz-yargı yerinde bir boyun eğiş mevcut ise, işte o zaman sözünü ettiğimiz gerçek ruhsal endişe mevcuttur. Çünkü bu tür bir zihin durumunu ancak Tanrının Ruhu meydana getirebilir.

Canı şu ya da bu şekilde bu konuma getirebilecek olan ancak Tanrı sözüdür. Bu durum her zaman göz ile görünen bir şekilde gelişmeyebilir, çünkü bazen bir ilahi, bazen sorulan basit bir soru, bazen bir müjde vaazindeki çekicilik, bazen bir dua, ikna edici ok olarak kullanılabilir; ama bu durumların hepsinde etkili olacak olan tek şey, Kutsal Ruhun kaygısız ve aldırmaz canı uyandırmak için bu çeşitli şekillere bürünerek kullanmış olduğu, Tanrı sözüdür.  Bildiğimiz kadarı ile O’nun kendi sözü, Tanrının bu amaç için kullanmış olduğu tek silahtır; çünkü Tanrı, “iman edenleri saçma sayılan bildiri ile kurtarmaya razı oldu” (1.Korintliler 1:21). Ve bu yüzden elçi şöyle der: “Ama biz çarmıha gerilmiş Mesih’i duyuruyoruz. Yahudiler bunu yüz karası, öteki uluslar da saçmalık sayarlar. Oysa Mesih, çağrılmış olanlar için –ister Yahudi ister Grek olsun – Tanrının gücü ve Tanrının bilgeliğidir.” (1.Korintliler 1:23,24)

Bu konu ile ilgili olarak Elçilerin İşleri’nden pek çok örnek verilebilir. Pentikost gününde Petrus, vaaz eder iken Mesih’in çarmıha gerildiğini, dirildiğini ve yüceltildiğini bildirir ve dinleyicilerine, Tanrının ölümden diriltmiş olduğu Mesih’i reddetmenin ve O’nu çarmıha germenin günah olduğunu ve onların bu günahı işledikleri için suçlu olduklarını bildirir. “Böylelikle tüm İsrail halkı şunu kesinlikle bilsin: Tanrı sizin çarmıha gerdiğiniz İsa’yı hem Rab hem Mesih yapmıştır. Bu sözleri duyanlar yüreklerine hançer saplanmış gibi oldular. Petrus ve öbür elçilere, ‘Kardeşler, ne yapmalıyız?’ diye sordular” (Elçilerin İşleri 2:36,37). Elçi Pavlus, Kurtarıcının ayaklarının dibinde özel ve sıra dışı bir şekilde alçaldı. Ama bu alçalmasının nedeni, görüm şeklinde de olsa Mesih’in Kendisini görmesi idi, sözün vaaz edilmesi değil. Aynı şekilde feliks’in durumunu da ele alalım. Bize, elçi Pavlus Feliks’e günahtan, Tanrı doğruluğundan ve gelecek olan yargıdan söz ettiği zaman, Feliks’in dehşete kapıldığı söylenir; bu olay bize Tanrı sözünün can üzerindeki etkisini ve gücünü gösterir. Filipeli gardiyan, ilk bakışta kural ile ilgili bir istisna gibi görülebilir. Ama o olaylı gecede Pavlus ve Silas zincirlere vurulmuş olarak hücrede iken Tanrıyı övüyor ve ilahiler söylüyorlardı, bu nedenle bu gardiyanın yüreği ve vicdanı görüp işittikleri nedeni ile can endişesini tövbe etmeden daha önce yaşamış olabilir. Bu durum ile sıkça karşılaşabiliriz. Ani bir hastalık ya da tehlike ya da ani bir ölüm, Kutsal Ruhun güçlü etkisi altında daha önceden müjde mesajlarına ve uyarılarına kulak asmayan kişiler üzerinde etkili olabilir ve insanların canlarını suçluluk korkuları ile Tanrının kendilerine karşı duyduğu gazabı anlarlar ve merhamet görmek için yüksek ses ile haykırma noktasına getirilebilirler.

Bu nedenle, her nerde bir can endişesi görür isek – sözünü ettiğimiz türde bir can endişesi – bu endişenin kaynağının Kutsal Ruh tarafından Tanrı sözü aracılığı ile meydana getirildiğinden emin olabiliriz. İşte bizim konuşmak istediğimiz kişiler bu tür bir endişeye sahip olan kişilerdir. Sevgili okuyucu, kurtulmak için bu tür bir kaygıya sahip misin? Eğer bu konumda isen, o zaman sağır bir kulağı Tanrının Ruhunun sesine çevir; Kutsal Ruhun ikna edici sözleri hafife alınmaz ya da susturulmaz ya da bastırılamaz. Aynı zamanda gecikmemen konusunda da seni uyarıyoruz. Tanrı lütuf aracılığı ile seninle mücadele ediyor; bu nedenle şu sözler özellikle senin için gerçektir: “Uygun zaman işte şimdidir, kurtuluş günü işte şimdidir (2.Korintliler 6:2). Aynı zamanda müjdenin çözümlerinin dışındaki çözümler ile canının yaralarına şifa arama konusunda da uyanık ol, öyle ki, esenlik olmadığı zaman “Esenlik” diye bağırmak için yönlendirilemeyesin. Durumun umut ile doludur. Çünkü sende kurtuluşun peşinden gitmen için arzu Uyandıran, bu mesajı senin için gönderiyor: “Tanrı ile barışın!” (2.Korintliler 5:20). Ve Tanrı Kendi sözünde şöyle der: “Tanrı dünyayı öyle çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi, öyle ki, O’na iman eden yargılanmasın ve sonsuz yaşama kavuşsun” (Yuhanna 3:16). O zaman Tanrının merhameti uğruna size bu yazıdaki sayfaları hem dikkatle hem de dua ederek okumanız için yalvarıyorum, öyle ki, Kutsal Yazılarda açıklanan kurtuluş yolunu öğrenebilesiniz. Ve Mesih’e olan inancınız aracılığı ile Tanrının Kendisi size öğretsin, ve sizi esenliğe yönlendirsin!

İnsanın Tanrının Önündeki Konumu

Bölüm 2

Endişeli canların öğrenmeleri gereken ilk şey, Tanrının önündeki yerleri ve konumlarıdır; örneğin, Tanrının Kendisi tarafından hangi ışıkta görüldüklerini anlamaları gerekir. Çünkü kendi durumları konusunda aldatılmış ve bilgisiz olarak devam ettikleri sürece, Tanrının lütfu tarafından kurtarılma konusundaki isteksizlikleri o kadar uzun sürecektir. Bu yüzden, O’nun kendileri hakkındaki tanıklığını anlayana ve bu tanıklığı kabul edene kadar O’nun, Oğlu ile ilgili tanıklığını kabul etmeyeceklerdir. Çünkü müjde “günahkarlar” içindir ve bu yüzden yalnızca günahkarlara duyurulabilir. Can endişesi taşıyan tüm kişileri bu nokta üzerinde gayret ile uyarırım; çünkü pek çok kişi aylarca ve hatta yıllarca kuşku ve sıkıntı içinde kalırlar, çünkü gerçek durumlarının farkına varmak için Tanrının sözüne bakmak yerine, kendi yüreklerine bakarlar ve bu yüzden Tanrının kendilerine bildirdiği yerlerini hiç bir zaman anlamazlar. Yürek her şeyden ziyade aldatıcıdır” (Yeremya 17:9); ama Tanrının sözü gerçektir (Yuhanna 17:17); ve bu yüzden başvurmamız gereken tek yer Tanrının sözüdür.

O zaman Tanrının sizinle ve tüm diğer insanlar ile ilgili tanıklığı nedir? En kötüyü duymak için hazır olun. “Günah bir insan aracılığı ile, ölüm de günah aracılığı ile dünyaya girdi, çünkü hepsi, yani tüm insanlar günah işledi. (Romalılar 5:12) “Doğru kimse yok, tek kişi bile yok. Anlayan kimse yok, Tanrıyı arayan yok. Hepsi saptı, tümü yararsız oldu. İyilik eden yok, tek kişi bile!” (Romalılar 3:10-19) bir kez daha tekrarlayalım: “Hiç ayrım yoktur. Çünkü herkes günah işledi ve Tanrının yüceliğinden yoksun kaldı” (22,23). “Kutsal Yazı tüm dünyayı günahın tutsağı ilan ediyor.” (Galatyalılar 3:22) İşte Kutsal Yazıların tanıklığı budur; ayetlere göre tüm insanlar Tanrının önünde günahkardırlar. Bu tanıklığın kendiniz için de doğru olduğunu kabul ediyor musunuz?

Size bu gerçeği genel bir şekilde kabul edip etmediğinizi sormuyorum; çünkü bunu pek çok kişi yapar, ya kendilerine bir bahane bulmak ya da kendi çıkarlarına bir sonuç elde etmek amacı ile kendilerini başka kişiler ile kıyaslarlar. Ancak buradaki önemli nokta şudur: Tanrı, Kendi önünde tüm insanları aynı yere koyar. Tüm insanların günahkar olduklarını ilan eder; Tanrının gözünde günahkarlığın ya da suçun dereceleri yoktur; konumları, karakterleri ve ünleri ne olur ise olsun, aralarında hiç bir fark yoktur, hepsi günahkardırlar; hiç bir özürleri olmayan günahkarlar. Kendilerinde hiç bir umut temeli mevcut değildir. Hepsi de aynı yargının altındadırlar. Herkes ölüme mahkumdur, çünkü herkes günah işlemiştir ve günahın ücreti ölümdür (Romalılar 6:23) Size tekrar aynı soruyu soruyorum: Tanrının bu tanıklığının sizin için de doğru olduğunu kabul ediyor musunuz? Yargılanmanız gerektiği konusunda Tanrıya boyun eğiyor musunuz? Tanrının günaha karşı uyguladığı adil yargının altında bulunan bir günahkar olduğunuzu kabul ediyor musunuz?

Eğer kabul etmiyor iseniz, o zaman sizden ricam durmanız ve durumunuzun umutsuzluğunu gözden geçirmenizdir; çünkü Rab İsa’nın Kendisi şöyle der: “Ben doğruları değil, günahkarları tövbeye çağırmak için geldim.” (Matta 9:13) Bu nedenle, günahkarların dışında hiç kimse için Mesih de Kurtarıcı da yoktur. Ve bundan dolayı kayıp günahkar konumunu almayı reddettiğiniz ya da bu konuda tereddüt ettiğiniz sürece, Tanrının lütfunun ve müjdenin merhametinin dışında kalırsınız. Ama Kutsal Yazıların sizinle ilgili tanıklığını kabul ettiğiniz takdirde, o zaman gerçekten “günahlarımızı ağaç üstünde Kendi bedeninde taşımış olan” (1.Petrus 2:24) Biri’nden söz edebiliriz; “Bizim isyanlarımız yüzünden O’nun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden O eziyet çekti” (Yeşaya 53:5); “Tanrı O’nu kanı ile günahları bağışlatan ve iman ile benimsenen kurban olarak sundu” (Romalılar 3:25); “O, günahkarların yerine geçti, onların yargısını üstlendi, öyle ki, O’na iman eden yargılanmasın ama sonsuz yaşama kavuşsun” (2.Korintliler 5:21; Yuhanna 3:26).

Ama gerçeğin tamamı henüz söylenmedi. Kutsal Yazılar yalnızca günahkarlar değil, ama aynı zamanda kurtulmamış olan herkesin “içinde yaşadıkları suçlar ve günahlardan ötürü ölü olduklarını” söyler (Efesliler 2:1). Rab İsa iman eden kişinin “ölümden yaşama geçmiş olduğunu” söyler. (Yuhanna 5:24) Bu sözleri ile imanlının bir önceki durumunun ölüm yani ruhsal ölüm olduğunu net bir şekilde gösterir. Günahkar bu nedenle hem günahın yargısı altındadır ve hem de içinde yaşadığı günahlarından ötürü ölüdür. Bu ifade elbette ki imanlının yaşamı olmadığı anlamına gelmez; çünkü imanlının fiziksel bir yaşama sahip olduğu aşikardır. Ama burada kast edilen günahkarın, günah aracılığı ile Tanrıdan, Yaşam Kaynağından (çünkü Tanrı yaşamın Kaynağıdır) ayrı düşmüş olmasıdır ve O’nunla ilişkisinin kesik olduğunu belirtir. Ve bunun sonucunda günahkar ruhsal bir ölüm konumundadır; Tanrı önünde yaşama ve yaşam gücüne sahip değildir. İsrail’den bu yana Tanrının insanlar ile olan tüm ilişkisi, O’nun sözünün gerçek olduğunu kanıtlar; ve bu yüzden aynı soruyu tekrar sormam gerekiyor, kendinizle ilgili bu ileri tanıklığı kabul ediyor musunuz?

Sevgili okuyucu, bu hükmü kabul edene kadar durumunuzun umutsuzluğunu hiçbir zaman bilmeyeceksiniz. İnsanlar şöyle der: “Yaşam olduğu sürece umut vardır.”Bu tür sözler hasta bir akrabasının yatağının yanında onu bekleyen pek çok yüreğe ne kadar sık destek olmuştur. Umutsuzluğa rağmen umut ederek, sonun yakın olduğuna inanmayı reddettiler ve son solukları ile birlikte son nabız atışlarına kadar ölümün içinde durduklarına inanacaklardı. Aynı şey genellikle günahkarlar için de geçerlidir; evet, uyandırılmış ve endişeli canlar için de aynı şey geçerlidir. Günahkarlar olduklarından ve yargı altında bulunan günahkarlar olduklarından hiç kuşku duymazlar.; ama durumlarının umutsuz olduğuna inanamazlar. İçlerinde yaşam gücü olmadığına, iyileşecek güce sahip olmadıklarına ve gelişemeyeceklerine inanamazlar ve bu yüzden tamamen çaresiz oldukları bir konumu kabul etmezler. “Günahlarının içinde ölü oldukların” ve kaybolduklarını kabul etmezler. Ah! Bu yüzden de etkili bir şekilde kendilerini berekete kapalı tutarlar ve geri dönerler, çünkü Tanrı yerine kendi yüreklerine güvenir (ve kendi yüreğine güvenen akılsızdır – Süleyman’ın Özdeyişleri 28:26) ve çelişki içinde kalarak amaçsız bir şekilde dolanıp dururlar. Ama gözlerimizi Kutsal Yazıların dışındaki her şeye tamamen kapatmamız gerekir. Çünkü doğru olan, bizim gördüğümüz, düşündüğümüz ya da inandığımız değildir. Tanrının gözündeki konumuma karar veren, Tanrının sözleridir. Tek Yargıç Tanrıdır ve bu yüzden eğer Tanrı bir günahkarın günahlarının içinde ölü olduğunu söylüyor ise, günahkarın, her insan bir yalancı olsa bile, Tanrının doğruyu söylediği bilinmelidir (Romalılar 3:4).

O zaman yaşama sahip olmayanın umuda da sahip olmadığına inanıyor musunuz? Eğer inanmıyorsanız, o zaman Tanrının hükmünü bir an önce kabul edin; çünkü Tanrı sözünün hakkınızda söylediği gerçeğe sahip çıkarak, günahın adil yargısı altında bulunduğunuzu kabul eder etmez, hemen o anda bereket konumuna geçiş yaparsınız; kendinizi Tanrının sınırsız lütfunun konumunda bulursunuz. Bu konum, günahkarın Kurtarıcısına sahip çıktığı yerdir. Bu nedenle, Tanrının önünde bir an önce eğilin ve O’nun sevgisinin söz ile anlatılamaz armağanını kabul edin – O’nun Kendi Oğlu, sizin Kurtarıcınız, sizin için Kefaret Eden Rabbinizdir.

Mesih’in Kanı

Bölüm 3

Sözünü ettiğimiz bu “endişeli canların” bulundukları durum ile ilgili olarak Tanrının yargısına boyun eğdiklerini varsayalım. Bu durumda ilk akıllarına gelen şey, günahlarının bağışlanmasını nasıl elde edebileceklerini bilmek olacaktır. Mesih’in kanı, günahkarın günahının cezasının uzaklaştırılabileceği tek yoldur. “Kan dökülmeden bağışlama olmaz.” (İbraniler 9:22) İşte bu noktada Mesih’in ölümünün gerekli olduğu ortaya çıkar. Aslında tüm kurtuluş işinin gerekliliği önem kazanır. Ve işte bu nedenle bu gerçeğin tam olarak anlaşılmasının gerektiği, en önemli noktadır.

“Böylece ölümün tüm insanlara yayıldığını, çünkü hepsinin günah işlediğini” (Romalılar 5:12) daha önceden zaten belirtmiş idik. Tanrıya olan itaatsizliği nedeni ile ilk cezayı Adem aldı. İyilik ve kötülüğü bilme ağacından yememesi için önceden uyarılmıştı. “Çünkü o ağaçtan yediğin gün kesinlikle ölürsün” (Yaratılış 2:16,17) Adem Tanrısal buyruğu göz ardı etti ve ölümün korkunç yargısı altına girdi. Tanrının itaatsizlik için verdiği ceza ölüm idi. Bu yüzden “Günah bir insan aracılığı ile, ölüm de günah aracılığı ile dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.” (Romalılar 5:12) Bu nedenle, hiç bir fark yoktur, herkes aynı şekilde günahkardır; ve bundan dolayı Adem soyunun her çocuğu ölüm getiren günah cezasına mahkumdur. Evet, günah her zaman tüm insanlık ailesinin üzerinde hüküm sürer (bakınız Romalılar 5:13-21), insanlık ailesinin her bir bireyi üzerinde (Rab İsa’ya iman ederek kurtulanlar dışında) günah nedeni ile ölümün adil yargısı hüküm sürer. “Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: biz daha günahkar iken Mesih bizim için öldü.” (Romalılar 5:8) “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi, öyle ki, O’na iman edenlerin hiç biri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.” (Yuhanna 3:16) Merhameti bol olan Tanrı, biricik Oğlu’nu bizim uğrumuza ölmesi için gönderdi. “Mesih bizleri Tanrıya ulaştırmak amacı ile doğru Kişi olarak doğru olmayanlar için öldü” (1.Petrus 3:18). İbrahim tam oğlunu kurban edecek iken Tanrı, oğlunun yerine sunulması için bir kuzu sağladı, öyle ki, İshak kurtulabilsin ve yaşayabilsin (Yaratılış 22), bu nedenle Tanrı günahkarların yerine sunulması için bir Kuzu sağlamıştır” – “dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu” (Yuhanna 1:29). Mesih’in ölümünün görünümündeki sır ve anlam budur. Mesih, günahkarın yerine geçen Kişi olarak günahkarın yargısını taşıdı ve suçlunun günahını üstlendi.

Mesih’in günahkarın ihtiyacını karşılayan kanının harika etkisi, O’nun Kişiliğinin karakterinden ve Ölümünün doğasından kaynaklanır. O’nun kanı, Ölümünün sembolüdür, dökmüş olduğu yaşamın sembolüdür. Çünkü yaşam kandadır (bakınız Levililer 17:10-14). Ve bu yüzden O’nun kanı günahı temizler. O Tanrının önünde günahkarın yerine ve adına öldüğü için kanı değerlidir. Tanrı bize hem doğrudan konuşarak hem de örnek vermek aracılığı ile kanın değeri konusunda öğretiş verir. Fısıh gecesi Mısır ülkesindeki İsraillilerin durumuna bakalım. Tanrı, Mısır ülkesinin üzerine yargı infaz etmek üzere idi. Ve Tanrı bir kez adaletini uygulamaya başladığı zaman, İsrail de en az Mısır kadar günahın cezasından sorumlu idi. Bu durumda Mısır’ın yargılanması gerekir iken, İsrail bu yargıdan nasıl esirgenecek idi? “O gece Mısır’dan geçeceğim. Hem insanların hem de hayvanların bütün ilk doğanlarını öldüreceğim. Mısır’ın bütün ilahlarını yargılayacağım. Ben Rab’bim. Bulunduğunuz evlerin üzerindeki kan sizin için belirti olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim ve Mısır’ı cezalandırır iken, ölüm saçan size hiç bir zarar vermeyecek.” (Mısırdan Çıkış 12:12,13; aynı zamanda 21-23.ayetler). O gece, Mısır ve İsrail arasındaki tek fark (buna çok dikkat edin), KAN İDİ. Konu, İsraillilerin mısırlılar ile kıyaslanması değildi, ama ölüm saçanın eline engel olan, evlerin dışına sürülen kan idi; çünkü Rab, “kanı görünce üzerinizden geçeceğim” demişti. Kuzunun kanı, çünkü kuzu, onları suçtan yıkamak için öldürülmüş idi, öyle ki, Tanrı adil bir şekilde Mısır’ı mahvederken, İsrail’in cezasını adil bir şekilde esirgeyebilsin. Aynı ders, Levililer 16. Bölümde kaydı bulunan büyük kefaret günü aracılığı ile de öğretilir. Çünkü Harun’a günah sunusu olarak boğanın ve tekenin kanını Levha Sandığının üzerindeki Bağışlanma Kapağının üzerine ve önüne serpmesi söylendi. Rab bu Kapağın üzerinde bulut içinde görünürdü; “Çünkü o gün kahin Harun sizi pak kılmak için günahlarınızı bağışlatacaktır. Rabbin huzurunda tüm günahlarınızdan arınacaksınız” (Levililer 16:30). Tüm bunlar Mesih’in kanının yalnızca gölgeleri idiler. Bu nedenle şu sözleri okuruz: “Fısıh Kuzumuz Mesih bizim için feda edildi.” (1.Korintliler 5:7); ve yine aynı konuda şu sözleri okuruz: “Tekeler ile danaların kanı ile değil, sonsuz kurtuluşu sağlayarak kendi kanı ile kutsal yere ilk ve son kez girdi. Tekeler ile boğaların kanı ve serpilen düve külü murdar olanları kutsal kılıyor, bedensel açıdan temizliyor. Öyle ise sonsuz Ruh aracılığı ile kendini lekesiz olarak Tanrıya sunmuş olan Mesih’in kanının diri Tanrıya kulluk edebilmemiz için vicdanımızı ölü işlerden temizleyeceği ne kadar daha kesindir!” (İbraniler 9:12-14) Bu sözler ile bağlantılı olarak bize, “Tanrı Oğlu İsa Mesih’in kanının bizi her günahtan temizlediği” öğretilir (1.Yuhanna 1:7).

O zaman şimdi Mesih’in, günah ile ilgili kanı hakkındaki Kutsal Yazılardaki öğretişe ayrıntılı olarak işaret edelim.

  1. Kan, suçtan temizlenmenin tek yoludur. Bu, tanrısal olarak belirlenen ve tanrısal olarak belirlenmiş olan yoldur. Bu nedenle, tüm diğer yöntemlerden farklıdır. “Çamaşır sodası ile yıkansan, bol kül suyu kullansan bile, suçun önümde yine leke gibi duruyor” (Yeremya 2:22). “Sabun otu ile yıkansam, ellerimi kül suyu ile temizlesem, beni yine pisliğe batırırsın, giysilerim bile benden tiksinir.” (Eyüp 9:30,31) Günahkarı kardan beyaz yapabilecek olan tek şey, yalnızca Mesih’in kanıdır.
  2. Bu etkinliğe sahip olan tek şey yalnızca kandır. Kanın bu etkinliğine hiç bir şey eklenemez. Kan ve başka bir şey değildir. Eğer buna duygular, dualar ya da pişmanlık gibi şeyler (aslında bunların hepsinin uygun başka yerleri elbette vardır), ekleyecek olur iseniz, kanın temizleyen etkisini lekelemiş olursunuz.
  3. Kanı, Tanrı sağlamıştır. Oğlu’nu ölüme teslime den Tanrı’dır. Günahkarın ihtiyacı için bu sağlayış, bu yüzden yalnızca Tanrının lütfuna bağlıdır ve bunun bir sonucu olarak da günahkarın tamamen dışındaki bir sağlayıştır. Tanrının merhameti sınırsızdır ve dünyayı çok sevdiği için de kurban olarak Kuzu sağlamıştır. Ve şimdi bu Kuzu’nun değerli kanı, iman eden herkes için geçerli etkiye sahiptir (Yuhanna 3:16). Kanın uygulanmasında, günahkarın imansızlığı dışında hiç bir sınır yoktur. Kan herkes için sağlanmıştır ve herkes iman aracılığı ile kanın bereketli temizleyen gücünün öznesi olabilir.

Sevgili okuyucu, temizlenmeye olan ihtiyacınızı itiraf ettiniz. Ve Tanrı ihtiyacınızı karşılayabilecek olan tek sağlayışı sunmuştur. Şimdi kanın kendi üzerinizdeki uygulamasını nasıl elde edebileceğinizi mi soruyorsunuz? Yalnızca ve tamamen iman itaati aracılığı ile. O Fısıh gecesine geri gidelim (Mısırdan Çıkış 12). Kuzunun öldürülmesi yeterli değil idi, aynı şekilde bir leğene konması da yeterli değil idi. Ama İsrailli’nin kanı kendisi için kapısının yan ve üst sövelerinin üzerine sürmesi gerekiyordu. Elinde bir demet mercanköşk otu ile Tanrının adil yargısının önündeki alçakgönüllülüğünün bir belirtisi olarak kanı serpti ve böylece, ölümden kendi ayrılışını kabul etti ve ölüm saçanın darbesinden kendisini kurtaran kana olan imanı onu Adil Yargıç’ın gazabından korudu. Şimdi, görüyoruz ki, Kuzu sağlanmıştır ve boğazlanmıştır; O’nun Kanı dökülmüştür. Ama O’nun kanının dökülmesi ile ilgili gerçek sizin güvenliğinizi garantilemez. Soru şudur: siz kanın altına sığındınız mı? Tekrar, ‘Bu nasıl mümkün olabilir?’ diye soracak mısınız? Söyleyelim, Tanrının günaha karşı ilan ettiği yargının önünde bir İsrailli gibi alçakgönüllülük içinde eğilerek; yani, bir günahkarın konumunu alarak ve adil yargıdan ve günah cezasından Mesih’in kanına bakarak.  Bunu yaptığınız an, Mesih’in kanı sizin ve yargının arasına geçerek sizi koruyacak ve tüm değeri ile üzerinizde olacaktır. Çünkü bu kan kutsal bir Tanrının size karşı olan tüm taleplerini karşılamış ve tatmin etmiştir. “Tanrı kanı ile günahları bağışlatan Mesih’i iman ile benimsenen kurban olarak sundu (Romalılar 3:25). Bu nedenle, sizin kesinlikle yapabileceğiniz hiç bir şey yoktur; bir demet mercanköşk otu alıp kan serpmeniz bile gerekmez. Yapmanız gereken tek şey sadece Tanrının sözüne inanmak, zaten dökülmüş olan kana ölüm ve yargıdan kurtulmanın tek aracı olarak bakmaktır ve Tanrı sizi hemen o anda kanın tüm etkinliği ve değeri ile suçtan yıkanmış olarak – kardan daha beyaz o0larak görür. O zaman gecikmeyin ve Mesih’in değerli kanının korumasını isteyin. Rab o gece yarısı Mısır ülkesindeki tüm ilk doğanları vurdu; ve Mesih’i reddeden kişiler için de aynı şekilde yargı ani ve beklenmedik bir zamanda gelecektir. “Her şey esenlik ve güvende” dedikleri bir anda, üzerlerine ansızın yıkım gelecek ve kaçamayacaklardır (1.Selanikliler5:3). O zaman Tanrının bu gün sevgi ile seslenen sesini işitin, bu ses size gelecek olan yargıdan kaçmanız için yalvarıyor ve “dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu’na koşmanız” için rica ediyor (Yuhanna 1:29).

Yeniden Doğmanız Gerekir

Bölüm 4

Nikodim öğretiş almak için rabbimizin yanına gittiği zaman, kendisi Rab tarafından şu anlamlı sözler ile karşılandı: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrının Egemenliğini göremez” (Yuhanna 3:3). Bu nedenle her endişeli canın bu araştıran tanrısal söz üzerinde düşünmesi gerekir. Çünkü endişeli canın, gayretli istekler ve imanın ağız ile ikrar edilmesi gibi davranışlar ile, “yeniden doğum” adlı bu büyük değişimin gerçekleşip gerçekleşmediğini hemen öğreniriz. Eğer yeniden doğum olmadı ise, canda yaşam yoktur ve bunun sonucu da canın kurtulmamış olmasıdır.

O zaman Rab, söylediği bu sözler ile kime hitap etti? Yahudilerin bir din önderi olan Nikodim’e yanıt verdiğimiz zaman, gerçeğin yalnızca yarısını öğreniriz; çünkü aslında bu bize onun adının ve resmi ünvanının ötesinde hiç bir şey söylemez. Ve bu tür şeylerin Tanrının gözünde hiç bir itibarı yoktur ve arayış içinde olan can için de bir anlam taşımazlar. Sorumuzun gerçek yanıtını üçüncü bölümün ikinci bölüm ile olan bağlantısında bulacağız. Bu ifadeleri okuyalım: Fısıh Bayramında İsa’nın Yeruşalim’de bulunduğu sırada gerçekleştirdiği belirtileri gören bir çokları O’nun adına iman ettiler. Ama İsa tüm insanların yüreğini bildiği için onlara güvenmiyordu. İnsan hakkında O’na kimsenin bir şey söylemesine gerek yoktu. Çünkü kendisi insanın içinden geçenleri biliyordu.” Ama “bu şekilde okunması gerekir” Yahudilerin Nikodim adlı bir önderi vardı.. (Yuhanna 2:23-25); Yuhanna 3:1 v.b.) Böylece anlıyoruz ki, İsa’nın yaptığı mucizeleri gören ve bu nedenle O’na inanan bir kaç Yahudi vardı. Ve Nikodim bu birkaç kişiden biri idi. Ama İsa onlara güvenmiyordu, çünkü O, insanın yüreğinde ne olduğunu biliyordu; çünkü aslında onların imanları yalnızca doğal bir imandan ibaretti; İsa’nın söylediklerindeki gerçeğe değil, gerçekleştirdiği mucizelere ikna olmuşlardı. Bu davranışları yüreklerinde Tanrının önünde eğildiklerinin kanıtı değildi. Bu yüzden Nikodim o gece İsa’nın yanına geldiği zaman, hiç kuşkusuz peşinde olduğu şey daha fazlası idi. Nikodim İsa’ya şu inancını ifade etti: “Rabbi, senin Tanrıdan gelen bir öğretmen olduğunu biliyoruz. Çünkü Tanrı kendisi ile olmadıkça hiç kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz.” İsa ona, bir kez daha, yeniden doğmanın gerekli olduğunu ifade ederek yanıt verdi. İsa bu sözleri ile şunu demek istiyordu: “Benim Tanrıdan gelen bir öğretmen olduğumu biliyorsun ve yine de hala kaybolmuş birisin. Tanrının Egemenliğine girebilmen için önce yeniden doğman gerekir.”

Böylece almamız gereken bir tedbir ile birlikte çok da ciddi bir uyarı alırız. Uyarı şudur: “Birinin Mesih’e olan imanını ağzı ile ikrar etmesi ile tatmin olmak konusunda dikkatli olun.” Tedbir ise şudur: “Eğer yeniden doğmazsanız her şeyin boş olduğunu hiç bir zaman unutmayın. Davranışlarınız çok gayretli, çok dindar ve çok örnek davranışlar olabilir; kutsal yaşam konusunda üne sahip olabilirsiniz ya da çok yararlı işler yapabilirsiniz, ama yine de kaybolmuş bir cansınızdır; çünkü eğer yeniden doğmadığınız takdirde Tanrının egemenliğine girmeniz mümkün değildir.”

O zaman bir insanın neden yeniden doğması gerekir?Bu soruya verilecek yanıt bizi konumuzun çok önemli bir bölümüne getirir. Daha önce tüm insanların günahkar olduklarını belirtmiş idik. Ancak tüm insanlar yalnızca günahkar olmak ile kalmazlar, aynı zamanda kötü, bozulmuş ve çürümüş bir doğaya sahiptirler ve tedavisi imkansız bu bozuk doğa günahın tüm kötü meyvelerini üreten ağaçtır. Günahlı davranışlar bu doğanın karakterini ortaya koyarlar ve bu doğa Tanrının huzurunda durmak için kesinlikle ve mutlak şekilde uygunsuzdur. Rabbimizin bu bölümdeki sözlerinin anlamı budur. “Bedenden doğan bedendir.” (ayet 6) Bu yüzden hepimiz doğal insanlar, Adem’in çocukları olarak bedeniz ve bu bedende konut kurmuş olan iyi hiç bir şey yoktur. (Romalılar 7:18)

“İstisnasız herkesin tamamen çürümüş, umutsuzca kötü olduğunu anlamamız gerekiyor mu?”

“Evet, Tanrının insan doğası hakkında verdiği hüküm budur. ‘Bedenden doğan, bedendir.”

“Ama örneğin, tarihte kaydedilmiş olan, tüm soylu işler ya da günlük yaşamda karşılaşmış olduğumuz her tür cömert ve hayırsever eylemlerin hepsi bu çürümüş doğaya sahip kişiler tarafından yapılmamış mıdır? Bir farklılığın bulunmasının gerektiği kesindir – doğal konumumuzdaki aşamalar; çünkü bu tür eylemleri açık ve çok çirkin günahlar ile sınıflandırmak nasıl mümkün olur?”

İnsanların eylemlerinin dış özelliklerinin ne olduğu önemli değildir, alkışlanması gereken eylemler olabilecekleri gibi, aynı zamanda diğer kişilerin yargılarına maruz kalacak eylemler de olabilirler; çünkü bu tür eylemler yeniden doğmamış kişiler tarafından yapıldıkları sürece, Tanrının gözünde kötü işlerden başka bir şey değildirler. “İyi ağaç kötü meyve, kötü ağaç da iyi meyve vermez. Her ağaç meyvesinden tanınır. Dikenli bitkilerden incir toplanmaz, çalılardan üzüm devşirilmez” (Luka 6:43,44). Tanrı sözü, bu konu hakkında çok nettir. “Benliğe dayanan düşünce (bedenin düşüncesi) Tanrıya düşmandır; Tanrının yasasına boyun eğmez, eğemez de. Bu nedenle, benliğin denetiminde olanlar Tanrıyı hoşnut edemezler. (Romalılar 8:7,8) Bundan dolayı Luther’in söylediği gibi, konu, bir eylem konusu değil, bir var olma konusudur; bir eylem özelliği konusu değil, bir doğa konusudur ve bu doğa Tanrı tarafından benlik olarak adlandırılır ve benlik Tanrının gözünde sadece kötüdür ve bunun sonucu olarak “Et ve kan Tanrının egemenliğini miras alamaz; aynı şekilde çürüyen de çürümezliği miras alamaz.” (1.Korintliler 15:50)

Bu nedenle, burada yeniden doğmanın gerekliliğini görüyoruz: “Bedenden doğan bedendir, Ruh’tan doğan ruhtur. Sana, ‘Yeniden doğmalısınız’ dediğime şaşma” (Yuhanna 3:6,7).  Bu gereklilik uygulama konusunda evrenseldir; bu dünyaya doğmuş olan herkesi kapsar; kaybolmuş oğuldan sadık ve itaatkar oğula kadar. Hücresindeki bir mahkumdan aktif ve gayretli bir hayır işleyen kişiye kadar. Çünkü beden bedendir ve Tanrının Egemenliğine giremez. Bu yüzden yeni bir doğa ve yeni bir yaşamın var olması gerekir. Çünkü bunlar olmadığı takdirde, bir insan ne kadar ahlaklı olur ise olsun, sonsuza kadar Tanrının Krallığının dışında kalacaktır.

O zaman bir insanın nasıl yeniden doğması gerekir? Nikodim’in sorusunun özünde yatan soru budur. “Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? Annesinin rahmine ikinci bir kez girip yeniden doğabilir mi?” (Yuhanna 3:4) Bu soru hiç kuşkusuz sözlerin birebir anlamı ile yorumlanmıştır. Bir insanın yeniden doğması nasıl mümkün olabilir? Ama Rabbimiz Nikodim’e yanıt verirken, bu yoruma aldırmaz bile ve bir insanın yeniden doğuş şekline işaret eder. “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sudan ve Ruh’tan doğmadıkça Tanrının egemenliğine giremez.” (ayet 5)

1. Su. Bu sembolün anlamı hakkındaki pek çok kişisel düşüncenin özel girişimleri yüzünden bir çok zorluk ile karşılaşılmıştır. Farklı fikirlere sahip olan ayine göre ibadet etme taraftarları bu bölümü kullanarak vaftiz ile yeniden doğma ile ilgili yanlış öğretişlerini desteklemek için ısrarlı bir şekilde bu ayeti kullandılar. Ama kendimizi Kutsal Yazıların tanımlamaları ile sınırlar isek, bu zorluğun yok olduğunu görürüz. Şimdi artık Nikodim’in Rabbimizin ne dediğini anlamış olduğu aşikardır; eğer yine anlamamış olsa idi bile, bu durumda artık anlamış olması beklenirdi. Çünkü İsa’ya şöyle bir yanıt verdi: “Bunlar nasıl olabilir?” İsa ona yanıt vererek şöyle dedi: “Sen İsrail’in öğretmeni olduğun halde bunları anlamıyor musun?” (Yuhanna 3:9-10). Ve eğer peygamberlerden birine dönecek olur isek (İsrail’in öğretmenlerinden biri olan Nikodim’in bu peygamberlik yazılarından çok iyi haberi olması gerekirdi), Rabbimizin bu öğretişinin farklı bir ön gölgesini bulmuş oluruz. İsrail’in gelecekteki restorasyonundan söz eden peygamber şöyle der: “size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım” (Hezekiel 36:25-27).  Burada sudan ve Ruh’tan doğma ile ilgili aynı ifadeyi görüyoruz ve aynı zamanda bunun uygulanmasını izleyen köklü bir değişim fark ediyoruz; çünkü bunlar olmadıkça “yeni bir yürek” verilemez. Ancak yalnızca bu kadarı da değil; bu bölümde söz edilen su İsrailliler için temizlenme ile ilgili her anlamda çok tanıdık bir ifadedir.

O zaman, önümüzdeki bu bölüm bize suyun öneminin ne olduğunu sordurur. 119.Mezmur’a dönelim ve 9.ayetteki şu soruyu okuyalım: “Genç insan yolunu nasıl temiz tutar? Senin sözünü tutmakla. “Mesih kiliseyi su ile yıkayıp tanrısal söz ile temizleyerek kutsal kılmak için kendini feda etti” (Efesliler 5:26). “Size söylediğim söz ile siz şimdiden temizsiniz” (Yuhanna15:3; aynı zamanda Yuhanna13:5-11). Su, bu nedenle Tanrı sözünün çok iyi bilinen bir sembolüdür. Bu nedenle “su” Sözünü diğer bölümlerde sürekli olarak yeniden doğuş ile ilgili olarak buluruz. “O, yarattıklarının bir alamda ilk meyveleri olmamız için bizleri kendi isteği uyarınca, gerçeğin bildirisi ile yaşama kavuşturdu” (Yakup 1:18). “Çünkü ölümlü değil, ölümsüz bir tohumdan yani, Tanrının diri ve kalıcı Sözü aracılığı ile yeniden doğdunuz. Nitekim, ‘İnsan soyu ota benzer, bütün yüceliği kır çiçeği gibidir. Ot kurur, çiçek solar, ama Rabbin sözü sonsuza dek kalır.’ İşte size müjdelenmiş olan söz budur.” (1.Petrus 1:23-25) Elçi Pavlus Korintlilere yazdığı mektuptaki şu sözleri ile aynı konuya değinir, “Size müjdeyi ulaştırmak ile Mesih İsa’da manevi babanız oldum.” (1.Korintliler 4:15) Müjde’de vaaz edilen Tanrı Sözü, Rabbimizin burada su örneği ile ortaya koyduğu yeniden doğuşun imasını yapmaktadır.

2. Ve Ruh’[tan]. “Yaşam veren Ruh’tur” (Yuhanna 6:63). “Yazılı yasa öldürür, Ruh ise yaşatır.” (2.Korintliler 3:6) Tanrı Sözü aracılığı ile iç varlıkta işleyen Ruh, ölü ruhlara yaşam verir ve ruhlar yeniden doğar. Yeniden doğuşu tek başına Söz yapamaz ve aynı şekilde Tanrının Ruh’u da tek başına hareket edemez, ama Ruh, Söz’ü bir araç olarak kullanır öyle ki, ruhlarda hem yeni bir doğa ve hem de yeni bir yaşam üreterek r uhları ölümden yaşama geçirebilsin. Kutsal Yazılarda bununla ilgili pek çok örnek bir araya getirilebilir. Bu örneklerin en önde geleni, Pentikost gününe kadar yaşanmış olan bir örnektir. Rab İsa’yı çarmıha gerenler, Petrus ve diğer elçilerin çevresinde toplandılar. Petrus, onlara Tanrının Sözünü duyurdu ve şöyle söyledi, “Böylelikle tüm İsrail halkı şunu kesinlikle bilsin: Tanrı sizin çarmıha gerdiğiniz İsa’yı hem Rab hem Mesih yapmıştır” (Elçilerin İşleri 2:36). Bölümün başlangıcında Kutsal Ruh’un indiğini okuruz;  ve elçiler için şu söylenir: “İmanlıların hepsi Kutsal Ruh ile doldular; Ruh’un onları konuşturduğu başka diller ile konuşmaya başladılar.” Petrus bu nedenle, Kutsal Ruh’un gücü ile konuşuyordu ve bu aynı Ruh, Tanrı sözünü kudretli güç ile donattı ve bunun etkisi büyük bir çoğunluğun yeniden doğması oldu, çünkü bu sözleri duyanlar yüreklerine hançer saplanmış gibi oldular ve Petrus ile öbür elçilere ‘Kardeşler, ne yapmalıyız?’ diye sordular. (ayet 37) İnsanlar yeniden doğdukları zaman işte böyle olur. Yeniden doğuş her zaman Tanrının Ruh’u aracılığı ile Söz sayesinde gerçekleşir. Bunun dışında bir yol yoktur.

3. Ama yine de bizler, Rabbin kendi öğretişini bilen kişiler olarak bundan daha iyi tanımlamalar yapabiliriz. Nikodim, 9.ayette şu soruyu sorar, “Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir?” Rabbimiz nazik bir şekilde de olsa, her şeyden önce hem Nikodim’in bilgisizliğini (ayet 10) hem de onun inançsızlığını azarlar (ayetler 11,12). Ve sonra Nikodim’in sorusuna lütuf ile davranarak tam bir karşılık verir. Verdiği karşılık üç bölüm ile olur ve tümü Nikodim’in zihnini karıştıran gizemli durumun tamamını eksiksiz olarak açıklar.

  1. İnsanoğlu’nun Kişiliği. Tanrının bu sözündeki her şeyin temeli budur – müjde -  Tanrı sözü ve Kutsal Ruh aracılığı ile ruhlar yeniden doğarlar. “Gökte olan İnsanoğlu’ndan başka hiç kimse göğe çıkmamıştır” (ayet 13) Burada Tanrı Oğlu’nun beden alışına ilişkin büyük gizemi görürüz. O, gökte idi, ama gökten aşağı indi, bir kadından doğdu ve Nikodim ile konuşur iken Kendisinden “gökte olan” yeryüzündeki İnsanoğlu olarak söz etti; O, Tanrı-İnsan idi- gerçek insan ve gerçek Tanrı idi; yeryüzünde iken İnsanoğlu’nun kişiliğinde açıklandı. İşte İsa Mesih’in tamamladığı işe sonsuz yetkinliği veren Mesih’in Kişiliğindeki bu eşsiz saygınlıktır. Ve bu yüzden Rabbimizin Kişiliğinin gerçek öğretişini ve mükemmel ününü böylesine kıskançlık ile korumak ve O’nun insani ve tanrısal doğalarının değerini düşürmek isteyen tüm öğretişleri reddetmek gerekir. Çünkü Mesih’in Kişiliğine karşı çıkan her şey, O’nun çarmıhına da kefaret eden kurban oluşuna da karşı çıkmaktadır. Mesih’in Kişiliği, kurban oluşunun temelinde bulunur; Mesih’in Kişiliği, Tanrı lütfunun müjdesine kutsanmış karakterini verir. “Çünkü, ‘Işık, karanlıktan parlayacak’ diyen Tanrı, İsa Mesih’in yüzünde parlayan Kendi yüceliğini tanımamızdan doğan ışığı bize vermek için yüreklerimizi aydınlattı” (2.Korintliler 4:6)
  2. Mesih’in İşi. Bu bölümde tanrısal “zorunlulukların” ikincisine sahibiz. Rabbimiz, “Evet, yeniden doğmanız gerekir” dedi. Ve şimdi de O’nun söylediği şu sözlere bakalım: “Musa çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdı ise, İnsanoğlu’nun da öylece yukarı kaldırılması gerekir: Öyle ki, O’na iman eden herkes sonsuz yaşama kavuşsun” (Yuhanna 3:14,15). Ama İnsanoğlu’nun neden yukarı kaldırılması – çarmıha gerilmesi – gerekiyor? Bunun ahlaki açıdan gerçekleşmesi gerekiyordu, çünkü kan dökülmeden bağışlanma olmaz.” (İbraniler 9:22) Çünkü O, günahkarların yerini alan Kişi olarak, “ bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden O eziyet çekti” (Yeşaya 53:5); çünkü bizler yargı ve günahın mahkumiyeti altında olduğumuz için O’nun bizim yerimize ölmesi gerekti; çünkü “günahlarımızı çarmıhta kendi bedeninde yüklendi” (1.Petrus 2:24). Tek kelime ile O’nun, günahkarların yerine geçtiği için “yukarı kaldırılması gerekiyordu”. O’nun yukarı kaldırılması ile ilgili konunun amacı, “O’na iman eden kişinin mahvolmaması, ama sonsuz yaşama kavuşması idi. “ (ayet 15) O, böylece yaşamın kaynağı oldu, evet, O dirildi ve her imanlının yaşamı oldu (Koloseliler 3:3,4). Çünkü ancak yeniden doğmak ile bu yaşam, dirilten Kutsal Ruh’un gücü aracılığı ile birleşebilir. Ama O, ölümünün karakteri nedeni ile, çarmıhta günahkarın yerine geçtiği için iman eden kişilerin Yaşamı’dır. Çünkü ölümü ile kefaret etti ve suçlarımızın cezasını ödedi ve bu sayede bir lütuf tanrısı ile kaybolmuş günahkarlar arasındaki yolda bulunan her engeli ortadan kaldırdı. Bu yüzden şu sözleri söyler: “Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır” (Yuhanna 11:25). Böylece çarmıha gerilen ve dirilen bir Kurtarıcının ölümünden yaşam çıktı, çünkü “İsa ölüm gücüne sahip olanı, yani, İblis’i ölüm aracılığı ile etkisiz kıldı” (İbraniler 2:14); çünkü buğday tanesi toprağa düşüp ölmedikçe yalnız kalır, ama ölür ise çok ürün verir (Yuhanna 12:24).
  3. İman. İman, günahkar ve Mesih arasında bağ kuran hattır. Aynı Mesih’in yeryüzünde bedende olduğu günlerde Kendisi ve şifa verdikleri arasında bağ kuran hattın şifa olması gibi. İşte bu yüzden, “O’na iman eden mahvolmayacak, sonsuz yaşama sahip olacaktır” (ayetler 15,16). Rabbin yapmış olduğu bir kıyaslamaya bakıldığı zaman, bu sözlerdeki gerçek hemen anlaşılacaktır. Kendisinin “yukarı kaldırılışını” çölde Musa’nın yılanı yukarı kaldırtması ile kıyaslar (Çölde sayım 21: 6-9). Çölde İsrail halkını ısıran ve ölmelerine neden olan yılanlar vardı; ama gözlerini kaldırarak bakacakları ve bu şekilde yaşayabilecekleri bir yılan vardı. Ölümümüze neden olan günahtır. “Günah bir insan aracılığı ile, ölüm de günah aracılığı ile dünyaya girdi,” (Romalılar 5:12). İsa bizler için günah yapıldı (2.Korintliler 5:21). Bize, yaşamak için O’na iman etmemiz buyruldu.

O halde, bu nokta şu anda en önemli olan konudur: bakmak ve iman etmek arasındaki kıyaslama. Şunları okuruz -  “Böylece Musa tunç bir yılan yaparak direğin üzerine koydu. Yılan tarafından ısırılan kişiler tunç yılana bakınca yaşadı. “(Çölde Sayım 21:9) Her şeyden önce, bakan İsraillinin yılan tarafından ısırılmış bir yılan olduğuna dikkat edin; ve ikinci olarak dikkat edeceğiniz nokta, iman itaati ile bakmış olmasıdır; yani, Tanrının sözüne inanarak bakmıştır. Aynı şey yukarı kaldırılmış olan Mesih için de geçerlidir. Günah tarafından ısırılmış bir günahkar olduğunu ve günah yüzünden umutsuzca kaybolmuş olduğunu kabul eden her kişi, eğer Mesih’e, iman itaati ile bakar ise, mahvolmayacak ve sonsuz yaşama sahip olacaktır. Böylece Fısıh gecesinde olduğu gibi, günahkarın yapabileceği herhangi bir şey kesinlikle yoktur; yapacağı tek şey sadece, Tanrının, Oğlu ile ilgili vermiş olduğu habere, yani, Mesih’in çarmıhtaki ölümü ile ortadan kaldırmış olduğu günah sorununa ve bu nedenle iman eden herkese sonsuz yaşam vereceğini ilan ettiğine inanmaktır. Bir günahkar Rab İsa Mesih’e iman eder etmez, yeniden doğar ve sonsuz yaşama sahip olur (Galatyalılar 3:26).

Yeniden doğuşun yöntemi budur. Müjde – Tanrının Sözü – vaaz edilir; bu müjde suçlu bir ırka şu sevinçli haberi veriri: “Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi, öyle ki, O’na iman edenlerin hiç biri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.” (Yuhanna3:16)

Sevgili Okuyucu, siz yeniden doğdunuz mu? Burada yazılanları okuduktan sonra bu sorunun yanıtını kesinlikle verebilirsiniz. Eğer verebilirseniz, tüm canınız biricik Oğlu’nu armağan eden Tanrıya şükran ile dolacaktır. Eğer veremiyorsanız, o zaman sizi bu konuda uyarmama yeniden izin verin – iyi bir oğul ya da iyi bir kız evlat olabilirsiniz, sevecen bir koca ya da eş olabilirsiniz, iyi bir anne ve baba olabilirsiniz, ancak eğer henüz yeniden doğmadı iseniz, umutsuz bir şekilde çaresiz ve kayıp olarak Tanrı Krallığının dışında bulunuyorsunuz demektir. Bu durumda olmak siz tatmin edecek midir? Eğer yılanların ısırmış olduğu İsrail halkı, “Belki iyileşiriz?” diyerek tunç yılana bakmayı reddetmiş olsa idi, o zaman sonuç ne olur idi? Günahlar ve acılar içinde ölürlerdi. Ve eğer siz Mesih’e bakmayı ve O’na iman etmeyi reddederseniz, başka hiç bir kurtuluş çareniz yoktur ve sonsuz yaşama sahip olmak yerine, sonsuza kadar mahvolacaksınız. Ama eğer yeniden doğmanın bu tanrısal gerekliliğine boyun eğerseniz, Tanrının önündeki gerçek konumunuzu kabul eder ve sade bir iman ile Mesih’e bakarsanız, hemen o anda ölümden yaşama geçersiniz.

Tanrı İle Esenlik

Bölüm 5

“Böylece iman ile aklandığımıza göre, Rabbimiz İsa Mesih sayesinde Tanrı ile barışmış oluyoruz” (Romalılar 5:1) Bu ayet elçinin, Tanrının günahkara hangi temeller üzerinde ne kadar yüce bir lütuf gösterebileceğini ve İsa’ya iman eden herkesi aklayabileceğini belirttikten sonra vardığı sonuçtur. Bu konu ile ilgili ilkenin anlaşılması öylesine önemli ve gereklidir ki, bu ilkenin üzerinde uzun uzadıya duymayı öneriyoruz. Öyle ki, endişeli canların Tanrının onların dışındaki esenliğin temelini nasıl özen ile atmış olduğunu görebilmeleri mümkün olsun; kısaca söyleyecek olur isek, esenliğin temelinin atılmış olduğu Kaya’nın yalnızca Mesih ve O’nun tamamlamış işi olduğunu algılayabilsinler.

1. Aklanma iman ile olur. İşler ilkesi ve iman ilkesi birbirlerinin tamamen karşıtıdırlar. Eğer bu gerçek hatırlanmış olsa idi, zihinde oluşan pek çok karışıklık engellenmiş olurdu. Ve elçinin ortaya koyduğu kanıtın tamamı bu karşıtlık üzerine bina edilmiştir. Bu nedenle hem diğer ulusların hem de Yahudilerin durumunu tanımladıktan ve her iki grubun da günahkarlar olduğunu kanıtladıktan sonra, elçi şöyle der: “Bu nedenle Yasanın gereklerini yapmak ile hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır” (Romalılar 3:20). Yine aynı konu ile ilgili bir başka ayete bakalım: “Çünkü insanın yasanın gereklerini yaparak değil, iman ederek aklandığı kanısındayız” (ayet 28). Ve ayrıca İbrahim’in nasıl aklandığı konusunda – “İbrahim Tanrı’ya iman etti ve bu imanı kendisine doğruluk sayıldı” – bilgi veren ayetten sonra bize şu söylenir: “Ancak çalışmayan ama Tanrısızı aklayana iman eden kişi, imanı sayesinde aklanmış sayılır” (Romalılar 4:3-5). Bu nedenle, yasa ve lütuf arasında tam bir karşıtlık mevcuttur. Yasa şöyle demişti: “Yasanın gereklerini yapan onlar sayesinde yaşayacaktır” (Galatyalılar 3:12); ama müjde, “Mesih İsa’ya iman eden herkesin Tanrının oğulları olduğunu” söyler, Tanrı iman eden kişileri aklar. (Romalılar 3:26) Bu yüzden konunun artık işler ile hiç bir ilgisi yoktur- insan kendisini aklayamaz; çünkü Tanrı, insanın içinde bulunduğu her konumdaki tam ve nihai başarısızlığını göstermiştir. Yasasız diğer uluslar ve yasa altındaki Yahudi, günahkarlar olarak belirtilirler ve böylelikle her ağız kapatılır ve tüm dünya Tanrının önünde suçludur (Romalılar 3:19). Bu gerçek, insanın kendisini iyileştirmesi ve kurtarması için hiç bir şey yapamayacağını ortaya koyar. Günahlı insan zaten yargı altındadır, kaybolmuştur ve bu yüzden işleri ve yaptığı her türlü iyilik, tamamen boş ve yararsızdır. Bu yüzden eğer şimdi kurtulacak ise, kurtuluşu iman ilkesine dayanmak zorundadır: “İman yolu ile lütuf ile kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrının armağanıdır.” (Efesliler 2:8) İnsan, en iyi işleri ile Tanrının önünde gerekli olan mutlak doğruluğa sahip olmamıştır, hiç bir zaman da sahip olamaz. Buna göre Tanrının adaleti Müjdede açıklanır; aklanma yalnız imanla olur; yazılmış olduğu gibi, “iman ile aklanan” yaşayacaktır. (Romalılar 1:17).

Bu konuyu tam olarak kavramak öncelikli bir öneme sahiptir. Çünkü eskiden Yahudiler döneminde olduğu gibi pek çok canın başarısızlığa uğradığı nokta buradadır. Böylece onuncu bölümdeki ayetlerde şunları okuyoruz: “Tanrının öngördüğü doğruluğu anlamadıkları ve kendi doğruluklarını yerleştirmeye çalıştıkları için Tanrının öngördüğü doğruluğa boyun eğmediler. Oysa her iman edenin aklanması için Mesih, Kutsal Yasanın sonudur.” (Romalılar 10:3,4) Canlar, kendi doğruluklarını yerleştiremeyeceklerini anlayana dek, Tanrının doğruluğuna boyun eğmezler. “Tanrının önünde bütün doğru işlerimiz kirli paçavra gibidir.” (Yeşaya 64:6) Yalnızca iman ilkesine dayanarak aklanabilecekleri ve eğer kurtulacaklar ise, bunun ancak Tanrının onlara İsa Mesih’te gösterdiği lütuf sayesinde mümkün olabileceği gerçeğini hiç bir zaman kabul etmeyeceklerdir. Ancak bu gerçek bir kez anlaşıldığı zaman, kazanç büyük olacaktır; çünkü o zaman gözlerini hemen kendilerinden alacak ve tek Kurtarıcı olan Mesih’e yönlendireceklerdir; kendi çabalarından vazgeçecekler ve iman ilkesi ile Tanrının doğruluğuna boyun eğmeye istekli hale geleceklerdir.

2. Şimdi şu konuyu araştırabiliriz: Aklanmak için gerekli olan imanın konusu nedir? Bu sorunun yanıtı Romalılar 4. Bölümde net olarak tanımlanmıştır. Elçinin şu sözlerini daha önce görmüş bulunuyoruz: İbrahim Tanrı’ya iman etti ve imanı ona doğruluk sayıldı; ve ayrıca İbrahim’in daha sünnetsiz iken, iman ile aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini aldığını, kendisine vaadin Kutsal Yasa yolu ile değil, imandan gelen aklanma yolu ile verildiğini ve doğruluğunun yasa ile ilgisi olmadığını özenle belirtir ve İbrahim’in imanının koşullarına ve karakterine ilişkin ayrıntılar ekler. (ayetler 9-16) Ve sonra şöyle der: “’Aklanmış sayıldı’ sözü, yalnız onun için değil, aklanmış sayılacak olan bizler – Rabbimiz İsa’yı ölümden dirilten Tanrı’ya iman eden bizler- için de yazıldı. İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi.” (ayetler 23-25) “Çünkü İbrahim’e ve soyuna dünyanın mirasçısı olma vaadi, Kutsal Yasa yolu ile değil, imandan gelen aklanma yolu ile verildi” (ayet 13). Ve “İbrahim umutsuz bir durumda iken, bir çok ulusun babası olacağına umutla iman etti. ‘Senin soyun böyle olacak’ sözüne güveniyordu. Yüz yaşına yaklaşmış iken, ölü denebilecek bedenini ve Sara’nın ölü rahmini düşündüğü zaman, imanı zayıflamadı. İmansızlık edip Tanrı’nın vaadinden kuşkulanmadı; tersine imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti. Tanrının, vaadini yerine getirecek güçte olduğuna tümü ile güvendi. Bunun için de aklanmış sayıldı.” (ayetler 18-22)

İbrahim’in imanının konusu, vaatlerini yerine getireceğine güvendiğimiz bir Tanrıdır. İmanımızın konusu olarak gösterilen, işi tamamlayan bir Tanrı’dır; çünkü bizler Rabbimiz İsa’yı ölümden dirilten Tanrıya iman ettiğimiz için aklanmış sayılıyoruz (ayet 24). Bu nedenle Tanrı, günahkara müjdede şöyle tanıtılır: çaresiz durumumuza lütuf ile müdahale etti, Mesih’te kurtuluş sağladı ve Mesih’in bizim suçlarımız için ölüme teslim edildiğini ve aklanmamız için diriltildiğine tanıklık etti. Bu nedenle Tanrı bir kurtuluş Tanrısıdır; günahkardan Kendisine iman etmesinden başka hiç bir şey talep etmez. Talep etmez, çünkü bizim sorumluluklarımızın tümünü üstlenmiş olan biricik Oğlu’nu göndermiş ve O’nun ölümü ile kutsal bir Tanrı’nın bize karşı olan her türlü talebini Ölümü ile yerine getirmiş ve günah sorununu sonsuza kadar ortadan kaldırmıştır ve Rab İsa tamamladığı kurtuluş işi sayesinde Tanrı’nın,  iman eden herkesi adil bir şekilde kabul etmesini ve aklamasını sağlayarak O’nu yüceltmiştir. Tanrı böylece lütfu ve yüreğindeki sevgisi ile günahkar için gerekli olan her şeyi – Mesih’in suçtan temizleyen değerli kanı, O’nun huzurunda durulmasını sağlayan tanrısal bir doğruluk – sağlamıştır. Günahkarı, Kendisinden uzak olan konumdan çıkartmak, suçtan ve ölümden kurtararak Yuva’ya Kendisine getirmek için günahkarın ihtiyaç duyduğu her şeyi gerçekten sağlamıştır. Bu nedenle O’nun lütfunun müjdesinde Tanrı bir Alan değil, bir Veren olarak temsil edilir ve Oğlu’nda ve Oğlu aracılığı ile bizim için yaptıkları ile ilgili olarak imanımızın konusunun tanığıdır.

Üçüncü bölümde Mesih’in kanı imanın objesi olarak takdim edilir: “İnsanlar İsa Mesih’te olan kurtuluş ile Tanrının lütfu ile karşılıksız olarak aklanırlar. Tanrı Mesih’i kanıyla günahları bağışlatan ve iman ile benimsenen kurban olarak sundu.” (Romalılar 3:24,25) Buradaki bağlantı farklıdır. İnsanın –tüm dünyanın – Tanrının önünde suçlu olduğu kanıtlanmıştır (ayet 19). Konu, bu nedenle Tanrı’nın bir Yargıç olarak Kendi taleplerini nasıl karşılayacağıdır. Ve bu sorunun yanıtı Tanrının aracılığı ile sağlanan Mesih’in kanında bulunur. Öyle ki, en suçlu kişi bile gelebilsin ve Mesih’in kanı aracılığı ile O’nun önünde aklanabilsin (ayetler 24-26). Ama biraz önce incelediğimiz bölümde Tanrı, daha önce de söylediğimiz gibi, Mesih’in işi ile tatmin olmuş bir kurtuluş Tanrısı olarak gelerek Kendini gösterir; Mesih ölümü aracılığı ile günah için kefaret etmiş ve böylece Kendisini kurtaran lütuf Tanrısı olarak ve bundan dolayı da günahkarın imanının objesi olarak temsil eder. Ve bu konu çok bereketli olduğu için çok da basittir! Çünkü Tanrının günahkarlardan talep ettiği nedir? Günahkarların yalnızca O’na inanmaları, Oğlu’nun ölümü aracılığı ile kendilerinin yerine tamamlanmış olan iş ile ilgili tanıklığına inanmaları gereklidir. Tanrı bu konudaki tanıklığını onaylar iken aynı zamanda günahkarlara Rabbimiz İsa’nın dirildiği gerçeğini de bildirir. Tanrı, sanki bize şu sözleri söylemiş gibidir: “Eğer Mesih’in sizin suçlarınıza dair feda edildiğine, ölümü aracılığı ile günahları sildiğine ve sizden talep ettiğim her şeyin yerine getirildiğine dair bir kanıt istiyor iseniz, o zaman bu kanıtı O’nun dirilişinde bulacaksınız. Ben O’nu ölümden dirilttim ve sağımda yücelik içinde oturttum, öyle ki, O’nun kefaret ile ilgili işi tamamen yerine getirdiğine ve benim bunu kabul ettiğime ikna olasınız.”

3. O’na iman eden herkes aklanır. “İman ile aklanmak”; biz Mesih’te doğru olarak Tanrının önünde iman aracılığı ile doğru sayılıyoruz; çünkü “Tanrı günah nedir bilmeyeni bizim için günah yaptı, öyle ki bizler Mesih’te Tanrının doğruluğu olabilelim” (2.Korintliler 5:21). Tanrı doğruluğu, suçtan temizlenmenin ya da günahlardan bağışlanmanın çok daha fazlasıdır, çünkü biz aklandığımız zaman Tanrının önünde uygun bir şekilde durmamızı sağlayan olumlu ve mutlak bir doğruluğa sahip oluruz. Mesih’in kanı, görmüş olduğumuz gibi, bu doğruluğun övgüye değer nedenidir. Bu kan, bize sınırsız bir değer sağlar. Tanrı, Oğlu’nun doğruluğu sayesinde adil bir şekilde günahlarımızı bağışlayarak Adını yüceltir ve bizi kabul eder, bağışlar ve aklar; Mesih’in Kendisinin bulunduğu yere getirir. Elçi bu nedenle bir ayette şu sözleri söyler: “Ama siz Tanrı sayesinde Mesih İsa’dasınız. O, bizim için tanrısal bilgelik, doğruluk, kutsallık ve kurtuluş oldu.” (1.Korintliler1:30) Çünkü Tanrının huzurunda Mesih ile öylesine tam olarak özdeşleştik ki, O’nun yeri bizim yerimiz oldu; O’nun kabul edilmesi bizim kabul edilmesi oldu; çünkü biz O’ndayız; ve elçi Yuhanna bu yüzden bu konu ile uyumlu olarak şu sözleri yazabilir: “O, bu dünyada nasıl ise biz de bu dünyada öyleyiz” (1 Yuhanna 4:17).

Bu ayetler bize, aklanmamızın tam karakterini göstermek için yeterlidirler ve kuşku duyan canlara, imanlıyı aklayanın tanrının Kendisi olduğunu hatırlatırlar. Çünkü eğer bizi aklayan Tanrı ise, eğer bizi her suçtan temizleme konusunda bizim için yapılan iş ile tam olarak tatmin oldu ise ve Kendi huzurunda bizi Mesih’e yerleştirdi ise, bizi kim suçlayabilir? (Romalılar 8:33,34) Bizi kim suçlu çıkarabilir? Tanrı bizi eksiksiz ve mükemmel bir şekilde kabul etti; bu gerçeği değiştirecek güç hiç kimsede yoktur. Tanrı konuşmuştur; bizim “iman ile aklandığımızı” beyan etmiştir ve Tanrının Sözü sonsuza kadar kalıcıdır.

4. Esenlik, aklanan kişilerin payıdır. “Böylece iman ile aklandığımıza göre, Rabbimiz İsa Mesih sayesinde Tanrı ile barışmış oluyoruz.”Barışmış oluyoruz” sözleri her zaman bizim bu durumun tadını çıkardığımız anlamına gelmez. Çünkü hiç kuşkusuz pek çok kişi Tanrının önünde aklanmış olmasına rağmen, aklananların çok azı bu huzurun farkındadırlar. Canlarımız ve Tanrı arasında gerçekleşmiş olan huzur bize aittir, O’nun ve bizim aramızdaki her sorun öylesine mükemmel bir şekilde çözümlenmiştir ki, Tanrı bize karşı değildir ve bu nedenle bu huzur bizim payımızdır.

Ama eğer bu huzur sağlandı ise ve bize ait ise, o zaman neden pek çok can bu huzura sahip çıkamıyor? Yanıt basit: imansızlık! Huzur diyarına girmeyenler Tanrının kendileri için yaptıkları işe bakmak yerine kendi konumlarına bakmaktadırlar. Bu huzurun tadını çıkartabilmemizin tek yolu, ona sahip olduğumuzu bilmektir ve bunu bilebilmemizin tek yolu ise, Tanrının Sözüne güvenmektir. Ama eğer inanırsak ve aklandıysak duygularımız ve tecrübelerimiz ne olur ise olsun, huzura sahip olanlar olarak onun tadını çıkartırız. Ve bu yüzden sadece Tanrının Sözüne güvenerek bu huzurun keyfinde dinlenmemiz gerekir. Bilmemiz gereken en önemli şey bu huzurun bize ait olduğudur; çünkü canlar zaman zaman kuşku ve korkular ile sarsılırlar, çünkü Tanrının lütfunun bütünlüğüne iman etmekte tereddüt ederler. Ve bu yüzden zayıf ve çaresizdirler, ayartıcıya kolayca yem olurlar; oysa huzura sahip oldukları konusundaki Tanrı sözünden emin olarak sakince dinlendikleri, Mesih’in tamamladığı bu iş sayesinde Tanrının bu huzuru sağladığından emin oldukları takdirde, fırtınaların ortasında şarkılar söyleyebilirler, tüm zorlukların önünde korkmadan durabilirler, şeytanın en sinsi teklifleri onları rahatsız etmez; huzurun Mesih’in çarmıhından kaynaklandığını bildikleri sürece zor koşullarda hem emin hem de dengeli bir şekilde ayakta durabilirler; bu huzurun temeli üzerinde sonsuza kadar “inşa edebilir ve güvenlik içinde dinlenebilirler. Çünkü aklanmış olan kişilerin huzuru, çarmıh üzerine temellenmiş ve Mesih’in dirilişi aracılığı ile kanıtlanmış “başarılmış ve tamamlanmış” bir kurtuluşun sonucudur.

Tanrının hem adil kaldığını, hem de İsa Mesih’e iman edeni aklarken adaletini gösterdiğini hatırlatmamız, kuşku duyan bazı imanlıları daha güçlü bir güven duygusu için teşvik edebilir (Romalılar 3:26). Tanrı, Mesih’in işi ile ilgili taleplerinde adildir ya da Mesih, tamamladığı iş ile adaletin yerine getirilmesi için gerekli işi üstüne almıştır. Mesih, adaleti bizim için yerine getirmiştir ve bu nedenle Mesih’in Kendisi esenliğimizdir. (Efesliler 2:14) Her zaman mutlaka hatırlamamız gereken şey bu esenliğin sadece İsa’da ve O’nun aracılığı ile gerçekleşmesinin mümkün olduğudur. Asla unutmamamız gereken bir diğer nokta, bu esenliğin adil bir esenlik olduğudur; Tanrı bu esenliği bize adil olarak ihsan eder ve onu Rabbimiz İsa Mesih aracılığı ile bizim için emin kılar.

“Kurtulmam için ne yapmam gerekir?”

Bölüm 6

Tanrının canlarımızın ihtiyaçlarına verdiği sağlayışa işaret ettikten sonra, şimdi konuyu insanın bakış açısı yönünden gözden geçirebiliriz. Bir can günah konusunda ikna olur olmaz, yüreğinde şu ya da bu şekilde bir soru oluşur. “ Ne yapmam gerekir?” Petrus’un vaazi sonucu Kutsal Ruh’un gücü aracılığı ile Pentikost gününde Yahudilerin yüreklerine bir hançer saplanmış gibi oldu. “Efendiler, kurtulmamız için ne yapmamız gerekir?” dediler. Gardiyan, Pavlus ve Silas’a aynı soruyu sordu: “Kurtulmam için ne yapmam gerekir?” (Elçilerin İşleri 16:30). Rabbimize iki kez aynı soru soruldu: “Sonsuz yaşamı elde edebilmem için ne yapmam gerekir?” (Markos 10:17; ve Luka 10:25) Rabbimize Pavlus ya da Saul tarafından aynı soru ile hitap edildi – “Rab, ne yapmam gerekiyor?” (Elçilerin İşleri 9:6). Saul ya da Pavlus’un sorduğu soru farklıdır ve bu nedenle gözden geçirilmesi gerekmez.

Bu soruların garipliği “BEN” sözcüğünün ne yapılması gerektiği düşüncesinden daha ön planda yer almasıdır. Bu soruyu soran kişiler henüz Tanrıyı ya da O’nun önündeki gerçek yerlerinin ne olduğunu daha öğrenmemiş olduklarına dair kesin bir belirti vermektedirler.

Bu durumda sorunun yanıtı daha önemlidir, çünkü pek çok canın tarihçesinin farklı bir aşamasını belirler. Canları endişeli olan kişilerin bazı dönemlerde aynı soruyu sormamış olmaları gerçekten ender rastlanan bir durumdur. Bu yüzden belirtmiş olduğumuz bazı örnekleri incelemeyi öneririz. Öyle ki, yanıtımızı Tanrının Sözüne uygun olarak verebilelim.

1. Önce genç adamın öyküsünü ele alalım. (Markos 10:17; Matta 19:16; Luka 18:18). Şunları okuruz: “İsa yola çıkar iken, biri koşarak yanına geldi. Önünde diz çöküp O’na, ‘İyi Öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?’ diye sordu. İsa, ona, ‘bana neden iyi diyorsun dedi. İyi olan yalnız Biri var; O da Tanrıdır. O’nun buyruklarını biliyorsun,’Adam öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, kimsenin hakkını yemeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin.’ Adam, ‘Öğretmenim, bunların hepsini gençliğimden beri yerine getiriyorum’ dedi. Ona sevgi ile bakan İsa,’Bir eksiğin var’ dedi. ‘Git neyin var ise sat, parasını yoksullara ver, böylece gökte hazinen olur. Sonra gel, beni izle.’  Bu sözler üzerine adamın yüzü asıldı. Üzüntü içinde oradan uzaklaştı. Çünkü çok malı vardı.” (Markos 10:17-22). Bu genç adam davranış ve karakteri açısından kusursuz ve istisna bir kişi olabilirdi, ama durumu İsa’nın sözlerinin gerçeği önünde dikkat çekici ve eğitici idi. Pavlus kendisinden, “yasaya dayanan doğruluk açısından kusursuz” bir kişi olarak söz eder (Filipeliler 3:6), aynı şekilde bu genç adam da hem içten hem de dürüst bir kişi idi. Çünkü Rabbin buyrukları hakkında sorduklarına şu yanıtı verdi: “Bunların hepsini yerine getirdim. Daha ne eksiğim var?” (Bakınız Matta 19:20)

Bu örnek günümüzdeki pek çok yaşamları ahlaklı olan pek çok genç kişinin ya da diğerlerinin dış görünümlerine bakıldığı zaman sözde, hiç bir eksiklerinin olmadığını gösteren bir örnek değil midir? Yumuşak huylu, uyumlu ve sevecen, erkek ve kız evlatlar olarak sorumlulukları konusunda çok titiz, yaşamın tüm ilişkilerinde dürüst ve onurlu ve aynı zamanda dini görevleri konusunda gayretli ve bulundukları çevredeki hem akrabaların hem de arkadaşların onayını kazanmış olan bir çok kişi bulunur. Ama yine de eksikleri vardır ve bu eksik nedir? Rabbin bu genç adama verdiği yanıt bizim sorumuzun yanıtıdır. O zaman bu sorunun yanıtının önemi nedir? İlki, insan Tanrı’ya hiçbir şey getiremez ve bu yüzden sonsuz yaşamı miras almak için HİÇ BİR ŞEY YAPAMAZ. Pavlus gibi, kendi insan doğruluğunun kirli bez parçalarına benzediğini öğrenmesi gerekir. Doğal bir insan olarak kazanç saydığı şeylerin Mesih uğruna kayıp olduklarını bilmesi lazımdır. Kendisinin ne olduğu ve ne yaptığının Tanrının önünde hiç bir değeri yoktur; yaptığı en iyi şeylerin değersiz ve murdar olarak görülmeleri gerekir. İkinci olarak, her şeyi kaybetmenin acısını çekmeye istekli olması gerekir – benliği, kendi doğruluğu ve dünya – tüm bunları İsa Mesih’in bilgisinin üstünlüğü yanında hiç saymalıdır. Bu yüzden Rabbimiz genç adama sahip olduğu her şeyi satmasını ve parasını yoksullara vermesi gerektiğini söyledi; sonra da “çarmıhını al ve gel, beni izle” dedi.

Şu soruya verilen ilk yanıt da böyledir, “Sonsuz yaşamı miras almam için ne yapmam gerekir?” Hiç bir şeye sahip olmama ve hiç bir şey olmama konumu – benlik, dünya, evet, İsa’nın ayaklarının dibinde her şeyin hiç bir şey olması. Ve tüm bu olayın ciddi uyarısını bir kenara bırakıp unutacak olur isek, ahlaki girişimler ve konum avantajları v.b. Mesih’e gelme konusunda en büyük engeller olarak sınıflandırılmalıdırlar, çünkü bunlar genellikle canın Tanrının önündeki gerçek konumunu örter ve gözlerden gizlerler.

2. Avukatın öyküsü.  (Luka 10) Bu öykü, pek çok açıdan adil olarak görülenlerden tamamen farklıdır. Çünkü avukat Mesih’i ayartmak için gelir ve şöyle der: “Efendim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmam gerekir?” İsa, ona, “Yasada ne yazar? Okumadın mı?” Ve avukat ona şöyle der: “Tanrın olan Rabbi tüm yüreğin ile ve tüm canın ile ve tüm gücün ile ve tüm aklın ile seveceksin ve komşunu da kendin gibi seveceksin.” Ve Rab İsa ona şu yanıtı verir: “Doğru söyledin. Bunları yap ve yaşayacaksın.” Ama kendini aklamak isteyen avukat, İsa’ya şu soruyu sorar: “Komşum kimdir?” Ve bu bölümü daha sonra “iyi Samiriyeli” öyküsü izler. (Luka 10:25-37) Rab burada Kendisini ayartmakta olan avukatı Kendi doğru temelleri üzerine alır; yani yasa temeli üzerine getirir ve onun yasanın talepleri ile ilgili ifadesini kabul eder ve konu ile bağlantılı olarak bazı sözler ekler, “Bunları yap ve yaşayacaksın” (“Kurallarıma, ilkelerime sarılın. Çünkü onları yerine getiren onlar sayesinde yaşayacaktır. RAB benim.” Levililer 18:5) Ama Tanrının bedendeki bir insandan bir ölçü olarak talep ettiklerini bunların tanrısal niyetleri ile uyumlu olarak yasaya değinip kullandı ve böylece günah bilincini vurguladı (Romalılar 3:20). Çünkü Rabbin “doğru söyledin, bunları yap ve yaşayacaksın” (ayet 28) sözleri, ayartan avukatı günah konusunda ikna etti; çünkü şu sözleri okuduk: “Kendisini aklamaya istekli olan avukat”, İsa’ya, “Benim komşum kim?” diye sordu. Rab İsa ise onu Tanrının sözü ile, yani, “diri ve etkili, iki ağızlı kılıçtan daha keskin, can ile ruhu, ilik ile eklemleri birbirinden ayıracak kadar derinlere işleyen ve yüreğin amaçlarını yargılayan” Söz ile denedi ve araştırdı. (İbraniler 4:12) Ama tanrısal taleplerin imkansız karakterinden haberdar olmayan avukat bu söze boyun eğmek yerine onu uygulamaktan kaçınmayı arzu etti; sanki bir insan tanrının önünde adil olabilirmiş gibi kendini aklamaya çalıştı; tanrısal buyrukları yerine getirdikten sonra kendisinden başka bir şey beklenmeyecekmiş gibi hareket etti. Ama Rab onun zihnine günah bilgisini yerleştirdi ve sonra aynı zamanda ona komşusunun kim olduğu hakkında ders de verdi; komşusu, düşmanları tarafından yaralanan kişiye yardım eden bir Samiriyeli idi.

Bu durumda “Sonsuz yaşamı elde etmek için ne yapmalıyım?” sorusuna verilen bu yanıt aracılığı ile öğretilen özel dersler nelerdir? İnsanın kendisi hiç bir şey yapamaz, ama insan aynı zamanda Tanrının önünde bir günahkar olduğuna dair de ikna edilir ve böylece bu benzetmede insanın durumunun bir günahkar olarak resmedildiğini de görmüş oluruz. “Bir adam Yeruşalim’den Eriha kentine gidiyordu, yolda haydutlar adama saldırdılar ve elbiselerini ve parasını çaldılar, sonra onu yarı ölü bir halde bırakıp gittiler.” (ayet 30) Yolcuya saldırılan yer önemlidir. Yolcu, Tanrının kenti olan Yeruşalim’den kalkmış lanet kenti olarak bilinen Eriha’ya doğru yola çıkmıştı (Yeşu 6:26) – günahkarın yıkıma giden yolu ile ilgili çarpıcı bir örnek resim. Kendisini soyan, yaralayan ve yarı ölü bir şekilde bırakıp giden haydutların eline düşmüştü. Orada öylece, ölüm ile yüz yüze çaresiz ve umutsuz bir şekilde yatıyordu.

Buradaki örnekte bir günahkar olan insanın konumunu kim görmezlikten gelebilir? Ve bir kişinin bu durumda “Sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmam gerekir?” diye sorması ahmaklık olmaz mı? İşte Rabbimizin avukata öğretmek istediği şey budur; ne yapabileceğini soran bir günahkarın ahmaklığı ve bir kişinin kurtulması için bir Başkasının lütfuna ve işine muhtaç olması. Son olarak söz edilen bu gerçek Samiriyeli ile ortaya konur. Ama yaralı adamın yanından önce bir kahin ve bir Levili geçerler ve biçare adamı yasanın canı kurtarma konusundaki çaresizliğini göstererek kendi yazgısı ile baş başa bırakırlar. Sonra öyküye Samiriyeli dahil olur, “O yoldan geçen bir Samiriyeli ise adamın bulunduğu yere gelip onu görünce, yüreği sızladı. Adamın yanına gitti, yaralarının üzerine yağ ile şarap dökerek sardı. Sonra adamı kendi hayvanına bindirip hana götürdü, onunla ilgilendi. Ertesi gün iki dinar çıkartarak hancıya verdi. ‘Ona iyi bak’ dedi, ‘Bundan fazla ne harcar isen, dönüşümde sana öderim.’” (ayetler 33-35) O zaman Samiriyeli kimdir? Elbette Mesih’ten başkası değildir – kaybolanları arayan ve kurtaran Mesih’in sevgisinin şefkati. Çünkü O, zavallı ve çaresiz insanın sefil durumundan etkilenir, merhamet duygusu ile dolar ve on insanın yaralarını sarar, onu güvenlik içindeki bir yere taşır, onunla ilgilenir ve geri dönünceye kadar onun için sağlayışta bulunur. Bu nedenle tüm öyküden şunları öğreniriz –

  1. İnsanın bir günahkardır;
  2. İnsan, bir günahkar olarak hem çaresiz hem de kayıptır;
  3. Bu nedenle hiç bir şey yapamaz ve
  4. Eğer kurtarılması gerekiyor ise bu yalnızca Mesih ve Mesih’in yaptığı iş aracılığı ile mümkün olabilir.

3. Bu bilgiler bizi gardiyanın durumu ile ilgili öyküye hazırlayacaktır (Elçilerin İşleri 16). Pentikost günündeki Yahudilerin durumu yerine gardiyanın öyküsünü ele alıyoruz, çünkü gardiyanın sorduğu soru diğerlerinden farklı bir biçimdedir. Pavlus ve Silas heyecanlı bir kalabalık tarafından yargılandıktan sonra, Filipe’de hapse atılmışlardır; ve okuduklarımıza göre gece yarısı elçiler dua etmeye başladılar ve Tanrıya övgü şarkıları söylediler: ve “birden bire öyle şiddetli bir deprem oldu ki, tutukevi temelden sarsıldı. Bir anda bütün kapılar açıldı ve herkesin zincirleri çözüldü” (Elçilerin İşleri 16:25-26). Zindancı uyandı ve korkusundan dehşete düştü. Zindan kapılarını açık görünce kılıcını çekip canına kıymak istedi, çünkü tutukluların kaçtıklarını sanmıştı. “Ama Pavlus yüksek ses ile, ‘Canına kıyma, hepimiz burdayız!’ diye seslendi. Zindancı ışık getirip içeri daldı. Titreyerek Pavlus ve Silas’ın önünde yere kapandı. Onları dışarı çıkararak, ‘Efendiler, kurtulmak için ne yapmam gerekir?’ diye sordu. Onlar, ‘Rab İsa’ya iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz’ dediler.” (ayetler 27-31)

Pavlus ve Silas ona neden — daha önce gözden geçirmiş olduğumuz — Rabbin iki diğer olayda davrandığı şekilde davranmadılar? Her iki olayda yanıt, soruyu soran kişinin ahlaki durumu ile ilgilidir. Ama Pavlus ve Silas zindancıyı hemen o anda Mesih’e yönlendirebilirler, çünkü zindancı benzetmedeki yarı ölü halde olan adam aracılığı ile ortaya konan aynı ahlak durumu ile yaklaşımda bulunur. Ve bu yüzden eğer herhangi bir okuyucum bu sorunun aynısını sorar ise, aynı konumda kalmadıkça yanıt alamaz. Bu gerçekten daha önce ikinci bölümde ısrarla söz edilmiştir; ama bu gerçeği burada yine de vurguladık. Çünkü ders öğrenilmedikçe kurtuluş yolu bilinemez. O zaman, siz sevgili okuyucular, Tanrıya hiç bir şey getiremeyeceğinizi, insanlar arasında bir kazanç olarak görülebilecek şeylerin dahi O’nun önünde değersiz olabileceğini fark ediyor musunuz? Yalnızca bu kadar da değil; sizler aynı zamanda hem çaresiz hem de kayıp günahkarlar olduğunuz için kurtuluşunuzu kazanmak için hiç bir şey yapamazsınız. Kurtulmanız gerekiyor ise, bunun sadece bir Başkasının işi ve lütfu ile yapılması gereklidir. Eğer kurtarılmak istiyor iseniz, o zaman size “Rab İsa’ya iman et, o zaman kurtulacaksın”  (ayet 31) sözlerinde yer alan kutsanmış gerçeği açıklayabiliriz.

Bu nedenle, kurtarılmak, sonsuz yaşama sahip olmak için Rab İsa Mesih’e iman etmeniz gerekir. Görüldüğü gibi, konu, yapmak ile ilgili değil, inanmak ile ilgilidir. Çünkü önemli olan, günahkarın ne yapabileceği değil, Mesih’in ne yapmış olduğudur. Çünkü “Benim hak ettiğimi O aldı ve O’nun yaptığı işin ürününü ben aldım.” Bu yüzden, önemli olan her zaman, “Rab İsa’y a iman et ve kurtulacaksın” ifadesidir. Bundan başka hiç bir yol yoktur ve bu yüzden kurtuluş her zaman iman ile bağlantılıdır. Birkaç örnek inceleyelim: “İmanın seni kurtardı; esenlik içinde git” (Luka 7:50); “Ayağa kalk, git: imanın seni kurtardı (imanın seni bütün kıldı)” (Luka 17:19); “Oğlul’a iman edenin sonsuz yaşamı vardır.” (Yuhanna 3:36); Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip bana iman edenin sonsuz yaşamı vardır; böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir.” (Yuhanna 5:24) “Size doğrusunu söyleyeyim, bana iman edenin sonsuz yaşamı vardır.” (Yuhanna 6:47) “Peygamberlerin hepsi O’nunla ilgili tanıklıkta bulunuyorlar. Şöyle ki, O’na inanan herkesin günahları O’nun adı ile bağışlanır.” (Elçilerin İşleri 10:43) “Böylece iman ile aklandığımıza göre, Rabbimiz İsa Mesih sayesinde Tanrı ile barışmış oluyoruz.” (Romalılar 5:1, v.b v.b.)

O zaman, siz sevgili okuyucu, Rab İsa Mesih’e inanıyor musunuz? Günahkarın öncelikle alması gereken yerin ne olduğuna işaret etmiştik; günahkarın, Tanrının, kendisi ile ilgili tanıklığını kabul etmesi gerekir – yani, hem suçlu, hem çaresiz hem de kayıp olduğuna inanması gerekir. Eğer Tanrının sizin ve durumunuzun hakkındaki sözünü kabul ederseniz, o zaman size dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu’nu işaret edeceğiz; çünkü bize O’nun gözündeki doğamızın ve işlerimizin nasıl olduğunu Açıklayan, bizim için Mesih’te kurtuluş sağlamıştır: “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi, öyle ki, O’na iman edenlerin hiç biri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun” (Yuhanna 3:16) Bu nedenle, kendinize değil, Mesih’e bakın ve aynı zamanda Tanrının Mesih ile ilgili tanıklığını da kabul edin ve böylece daha O’na bakarken ölümden yaşama geçeceksiniz. “Tanrı Sözü sana yakındır, ağzında ve yüreğindedir. İşte duyurduğumuz iman sözü budur. İsa’nın Rab olduğunu ağzın ile açıkça söyler ve Tanrının O’nu ölümden dirilttiğine yürekten iman eder isen, kurtulacaksın. Çünkü insan yürekten iman ederek aklanır ve imanını ağzı ile açıklayarak kurtulur.” (Romalılar 10:8-10)

Zorluklar

Bölüm 7

Can, günah konusunda ikna edilerek uyanır uyanmaz ve Mesih’e yönlenir yönlenmez, genellikle her alanda zorluklar ortaya çıkacaktır; kurtulan canın şimdi gayret ile arzu ettiği bereketi engellemek için her tür tehdit ile karşılaşılacaktır. Yüreklerimiz alışmış olduğu imansızlık tarafından etki altına alınacak ve can, sürekli olarak şeytanın işleri tarafından baskı altında bırakılacaktır. Bu baskı ve tehditlerin etkisini yok etmek için can açıklamalara ihtiyaç duyacaktır; aynı zamanda unutulmaması gereken, bu zorlukların tek etkili çözümünün Rabbin Kendisi olduğudur. Bu zorluklar eğer içten bir iman ile lütuf tahtının önüne götürülürler ise, çok geçmeden zihni rahatsız etmekten vazgeçeceklerdir.

1. “Günahlarım çok üzücü ve çok sayıda. “ Kendini yargılayan pişman bir cana, Tanrının Mesih İsa’daki lütfunun özgürlüğünden söz edildiği zaman, duyulan sözler genellikle bunlardır. Böyle bir can şöyle diyecektir: “Mesih’in kurtarmaya gücü vardır ve Tanrı hiç kuşkusuz lütfetmek için bekler. Ama ben çok suçluyum. Ben, ışığa ve bilgiye karşı günah işledim; diğer kişiler inanabilir ve kurtulabilirler, ama benim için hiç umut yoktur.” Bu duygunun gerçek doğasını gösterecek olan iki ya da üç ifade vardır. Bu ifade, öncelikle, Mesih’in değerli kanının etkinliği ya da yeterliliği ile ilgili bir kuşku ortaya koymaktadır; çünkü eğer bu kan sizi temizleyemiyor ise, tüm günahtan temizleyemez. Ayrıca buna ek olarak, Tanrının, lütfunun müjdesi aracılığı ile günahkarlara gönderdiği davetler konusundaki içtenliğine karşı duyulan bir güvensizliktir. Çünkü Tanrı şöyle der: “Mesih’e iman eden kişi mahvolmayacak, sonsuz yaşama sahip olacaktır.” (Yuhanna 3:16) “Susayan gelsin. Dileyen yaşam suyundan karşılıksız alsın” (Vahiy 22:17). Ve eğer siz bu “iman eden her kimse”lere dahil değilseniz, bu düşünceniz Tanrının gerçeğine duyulan bir kuşkudan başka şey değildir de nedir? Ve yine bu konuda Rabbimizin Kendisi şöyle der: “Ben doğru kişileri değil, günahkarları çağırmaya geldim.” (Matta 9:13) Bu sözler bazı günahkarlar için değil, TÜM günahkarlar için söylenmiştir. Bu nedenle, bir günahkar olmanın anlamı, Mesih’e gelmek için sahip olunan bir ünvandır; bu şekilde, günahkarlığınızdan ne kadar emin olur iseniz, sizi Tanrının merhametinden ayırabilecek hiç bir şey olmadığından da o kadar çok emin olursunuz.

Böyle bir duygunun kökeninde insanın kendi doğruluğuna olan güveninin bulunup bulunmadığını sorgulamakta yarar vardır. Bir başka kişinin söylemiş olduğu gibi, “Eğer Tanrı konuştuğu zaman ben kendimden kaynaklanan bir nedenden dolayı Tanrının söylediğine inanmayı reddeder isem, o zaman O’nu yalancı durumuna düşürmüş olurum” (1.Yuhanna 5:10). Tanrı bana olan sevgisini beyan ettiği zaman ve ben kendimi O’nun sevgisi için yeterince değerli biri olarak görmeye inanmayı reddeder isem, o zaman yüreğimin doğasında mevcut bulunan gururu sergilemiş olurum… Tanrının sevgisi kendiliğinden akar; Tanrının sevgisinin bana akmasının nedeni benim ödül hak ettiğim için değildir, bedbahtlığımdan dolayıdır. Bana lütfedilen konum da benim hak ettiğim konum değil, Mesih’in hak ettiği konumdur. Mesih çarmıhta günahkarın yerini aldı, öyle ki, günahkar O’nun yüceliğindeki yerini alabilsin. Mesih, günahkarın hak ettiğini üstlendi, öyle ki, günahkar Mesih’in hak ettiğini alabilsin. Bu nedenle, benliğin tamamen bir kenara bırakılması gerekir. “

Ayrıca, Rabbimiz yeryüzünde iken, en kötü ve en çok aşağılanan bazı kişileri kabul ederek sizin bu itirazınıza karşılık vermiştir. “Bir günahkar” olan kadın (Luka 7:37-39) ve çarmıhtaki haydut (Luka 23:40-43) O’nun en suçlu olan kişileri kabul etme konusunda duyduğu isteğin sonsuza kadar kalıcı kanıtlarıdır. Bu yüzden, zihninize bu tür düşünceler geldiği zaman, onlara Tanrı Sözündeki anlaşılması kolay örnekler ve sözler ile karşı durun ve hiç bir zaman, bir an için dahi, Kurtarıcının, pişmanlık içinde O’nun ayaklarının dibine gelen birini kabul etme isteğini ya da kurtarma konusundaki gücünü engellemeye çalışacak herhangi bir düşünceye izin vermeyin.

2. “Günahlarımı yeterince hissetmiyorum. “ Bu, oldukça doğru bir ifadedir. Çünkü bu ifade, imanlıların dahi şikayetçi olmaları gereken bir ifadedir ve bu konuda yeryüzündeki günleri sona erinceye dek şikayet edeceklerdir. Bu nedenle, her endişeli canın böyle hissedeceği kesindir ve günahkarlığından dolayı günahlarını yeterince hissedemez. Ama bu durum, yalnızca Mesih’e duyduğu ihtiyacın büyüklüğünü ve acilliğini gösterir. Çünkü bu duygusu Tanrıdan uzakta olduğunun bir kanıtıdır. Ve bunun sonucu olarak da Mesih’in kanı aracılığı ile Tanrı ile barışma ihtiyacını hisseder. O zaman, günahlarını yeterince derinden hissetmesi Mesih’e gelmesi için gerekli bir özellik olamaz; çünkü bu durumda böyle bir davranışın anlamı, Mesih’e gelmek için önce kendimizi günahkarlığımızın bir bölümünden temizlememiz gerektiğidir. Hayır; Müjde, insanlara duyguları konusunda hiç bir koşul koymaz. Onlardan bir yürek hazırlığı talebinde bulunmaz, ama iman eden herkesin hemen kurtulacağını ilan eder.

“Ama önce tövbe etmem gerekmez mi?” O zaman size şu soruyu sorayım: “Tövbe etmek ile kast edilen nedir?” Tövbe etmek yalnızca, Tanrının günahlarım hakkındaki görüşünü kabul ederek O’nun önündeki günahkar konumumu anlamaktır. Buradaki zihin karışıklığı şu yanlış anlaşılma sonucu ortaya çıkar: “Üzüntü duymak ve günahtan vazgeçmek için kararlı olmak.” Ve bu yüzden pek çok kişi bu düşünce durumunda olup olmadığını keşfetmek için kendilerini denerler. Ancak, üzerinde düşünmeniz gereken tek şey şudur: “Bir günahkar olduğumu biliyor muyum ve Tanrının bir günahkar olan benim hakkımdaki yargısını kabul ediyor muyum? Eğer kabul ediyor iseniz, o zaman Tanrı açısından sizin ve günahkarın Kurtarıcısı arasında hiç bir şey yer alamaz. Çünkü Müjdenin tek mesajı şudur: “Rab İsa Mesih’e iman et; sen de ev halkın da kurtulacaksınız.” (Elçilerin İşleri 16:31)

3. “Mesih’in benim için öldüğünden emin olamıyorum; benim kişisel olarak Müjdenin davetine dahil bir kişi olduğumu düşünemiyorum.” Peki, ama neden emin olamıyorsunuz?” Çünkü Tanrı, Sözünde defalarca aynı şeyi tekrar eder ve şöyle der:”İman eden HERKES” kurtulacaktır (Yuhanna 3:15, 16, 36; Elçilerin İşleri 10:43). Bu “iman eden HERKES” ifadesinde sizin adınızın da yazılı olduğu kesin değil midir? Bir müjdeci geçenlerde bu konuya şöyle değinmişti: “Eğer bir kapının üzerinde ‘İsteyen herkes içeri girebilir’ yazısı görür iseniz, içeri girebileceğinizi hemen anlarsınız; ve eğer bir arkadaşınız bu konuda sizinle tartışacak olur ise, kapının üzerindeki yazıyı göstererek onu susturursunuz. Aynı şekilde Kutsal Yazılar’da “Dileyen yaşam suyundan karşılıksız alsın” (Vahiy 22:17) sözlerini okuduğumuz zaman, bizim de bu davete dahil olup olmadığımız konusunda duyduğumuz kuşku, bir imansızlık ifadesinden başka bir şey değildir. Geçenlerde yayınlanmış olan bir biyografide bu konuda bir örnek yer alır. Örneğin konusu, ilk uyanış geldiği zaman, bu tür bir zorluk yaşanmasıdır. Bu eserde yaşamını anlatan kişi, ayet üzerine ayet okumasına rağmen kuşkusu sona ermedi. Ama eve gitti ve gecenin büyük bölümünü Tanrı ile tek başına geçirdi. Sonunda bir parça kağıt aldı ve kağıdın üzerine şunları yazdı: “ ‘Varlığım hakkı için’ diyor Rab, ‘Ben kötü kişinin ölümünden sevinç duymam” (Hezekiel 33:11); ve sonra kağıda şu sözleri ekledi: “Ben kötü kişilerden biriyim”; ve bu nedenle, “Rab Tanrı benim ölümümden sevinç duymaz,” ve böylece tanrısal merhamete dahil olduğu konusunda iman etmeye yönlendi.

Her günahkar için aynı plan geçerlidir. Bundan dolayı kuşkular tarafından rahatsız edilen herkes, bir ayet, örneğin Yuhanna 3:16 ayetini alsın ve bu ayeti kendisi için uyarlayarak yazsın; Tanrının “herkes” ifadesi içine kendisini de dahil etmiş olduğunu netliğin doruğuna vararak anlayacaktır. Tanrının Müjdedeki lütfunu sınırlayacak olan tek şey, günahkar yüreklerdeki imansızlıktır.

4. “Ben seçilmişlerden biri olmayabilirim.” Bu ifade tüm kuşkuların en zararlısıdır, şeytan açısından ise bu kuşku, kuşkuların en iyisidir. Çünkü gizlide olan şeyler Tanrıya aittir ve hiç bir spekülasyon ya da mantık onları ortaya çıkaramaz. Ve günahkarın Tanrının amaçları ile hiçbir ilgisi olmadığını hatırlayalım. Seçilmek, kutsallar ile sadece kutsallar ile ilgilidir. Eğer içten bir duygu ise, hissedilen zorluğun bu nedenle şu basit soru ile karşı karşıya kalması gerekir: “Ben bir günahkar mıyım?” Çünkü eğer bu soru sade bir şekilde yanıtlanır ise, zaten Müjdenin davetinin size hitap ettiği ve Mesih’e gelmenin tek gerekliliğinin bir günahkar olmak olduğu yeterinden fazla bir şekilde gösterilmiş demektir.

5. “İnanamıyorum.”  Bu zorluğu gözden geçirelim. İnanamadığınız şey nedir? Bir günahkar olduğunuza inanamıyor musunuz? Tanrı bu konuda Sözünde size tanıklık etmektedir ve eğer O’nun gerçeği ile ilgili bir doğrulama istiyor iseniz, tek bir günün tecrübesi kesinlikle yeterli olacaktır. Hayır; siz bir günahkar olduğunuz konusunda kuşku duymuyorsunuz. O zaman, Tanrının, Oğlu ile ilgili tanıklığına inanamaz mısınız? Bu tanıklık nedir? “İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi.” (Romalılar 4:25); “Nitekim Mesih de bizi Tanrıya ulaştırmak amacı ile doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü” (1.Petrus 3:18); “Tanrı, günah nedir bilmeyeni, bizler için günah yaptı, öyle ki bizler O’nda Tanrının doğruluğu yapılalım.” Buna inanıyor musunuz? “Elbette inanıyorum” diyeceksiniz. O zaman bu ifadede var olan gerçeği görün. Bir yandan günahkar olduğunuza inanıyorsunuz ve diğer yandan Mesih’in günahkarlar için öldüğüne de inanıyorsunuz, ama yine de “inanamıyorum” diyorsunuz. O zaman size bir başka soru sorayım. Tanrının, Mesih’in ölümü aracılığı ile günahkarlar için yaptığı işten tatmin olduğuna ve bu işi kabul ettiğine inanıyor musunuz? Bu soruyu yanıtlama girişiminde bulunmadan önce, iki şeyi hatırlayın: ilki, Mesih’in dirilişi ve yüceltilerek Tanrının sağında oturuyor olması; bu gerçek Tanrının tatmin olduğunun kanıtıdır – çarmıhta yapılan kefareti tam olarak kabul ettiğinin göstergesidir. Ve aynı zamanda ikinci olarak müjdenin ilan edilişi de bununla ilgili bir kanıttır, çünkü müjde Mesih’in tamamladığı işin bir sonucudur ve bu işin Tanrı tarafından kabul edildiğini gösterir. Müjdenin mesajı çarmıh temeli üzerinde ilan edilir, “Tanrı ile barışın” (2.Korintliler 5:20). O zaman Tanrının tatmin olduğuna inanıyor musunuz? Bundan kuşku duyamazsınız. O zaman geriye kalan nedir? Sizin de tatmin olmanız gerektiğidir. Sadece budur ve hepsi budur.

Bu yüzden, “İnanamıyorum” ifadesi genellikle iman etme konusundaki isteksizliği gösterir; Tanrının bir günahkar olduğunuz konusundaki yargısının önünde boyun eğmeyi reddettiğiniz anlamına gelir. Çünkü bir günahkarın yerine gerçekten geçtiğiniz zaman, kurtuluş armağanını büyük bir sevincin mutlu haberleri olarak karşılamanız gerekir. Ölüm derecesindeki bir açlık içinde olan bir aileyi canlandıralım gözümüzün önünde ve sağlayış kapılarına kadar gelmiştir ve onlara karşılıksız olarak sunulmaktadır. Eğer bu aile böyle bir durumda şu karşılığı verse idi, onlar hakkında ne düşünürdünüz? “Bu yiyeceklerin bizim için getirildiklerine inanamıyoruz.” Aynı şekilde yargı altındaki günahkarın müjdeye itirazı da bu ailenin karşılığına benzer, “İnanamıyorum.” Çünkü hatırlayın, konuşan Tanrının Kendisidir. Ve imansızlık, Tanrının güvenirliliği konusunda kuşkuya düşmek gibi bir hakarete kadar gidebilir. Eğer bir arkadaşınız size bir haber ile gelse ve siz ona, “söylediğine inanamıyorum” şeklinde bir karşılık verse idiniz, arkadaşınız ciddi olarak ona hakaret ettiğiniz düşünebilirdi. O halde, Tanrının söylediği gerçekten ve O’nun güvenilirliğinden kuşku duyma konusunda tereddüt etmeniz de bir hakarettir.

6. “Kurtulduğumu hissedemiyorum.”  Bu ifade, genellikle Mesih’e inandıklarını düşünen ve inandıklarını açıkça söyleyen, ama içlerinde esenlik duyamayan kişilerin ağzından işitilir. O zaman bu durumda kurtuluş bilgisi nasıl elde edilecektir? Bazı kişiler ani bir sevinç coşkusu ya da kurtuluşu elde ettiklerine dair bir içsel deneyime sahip olmayı beklerler; Bir kez genç bir imanlı yazara gelip şöyle dedi: “Şimdi kurtulduğumu biliyorum, çünkü kendimi çok mutlu hissediyorum.” Ama yazar bu genç imanlı hanıma, “Diyelim ki, yarın kendini mutsuz hissettin, o zaman bana gelip, ‘şimdi kurtulmadığımı biliyorum, çünkü kendimi çok mutsuz ve kötü hissediyorum’ mu diyeceksin?” Genç imanlı, o anda yanlış bir temel inşa etmekte olduğunun hemen farkına vardı. O zaman kurtuluş bilgisi nasıl elde edilecektir? İman ile – Tanrının sözüne iman ederek, O’nun sözüne güvenerek. Çünkü eğer Tanrı, “Mesih’e iman eden her kim ise, mahvolmayacaktır, sonsuz yaşama sahip olacaktır” diyerek tanıklık eder. (Yunanna 3:16) Eğer iman ediyor isem, yani, kurtuldu isem, o zaman güvencem Tanrının sözüdür. Ve o zaman esenlik, Tanrının tanıklığına olan inancımın bir sonucu olarak gelecektir. Tanrısal düzen böyledir. Önce Rab İsa Mesih’e iman; ikinci olarak kurtuluş bilgisi ya da Tanrının sözüne imandan kaynaklanan kurtuluş güvencesi. Ve son olarak, kurtulduğumu bilmenin sonucu olarak esenlik duymak. Basit bir örnek ele alalım. Eğer yüz liralık bir borcum var ise ve bunu geri ödeyecek param yok ise, o zaman sürekli kaygı ve endişe içinde olurum. Ama eğer bir arkadaşım gelir ve “borcun için kaygılanma, ben borcunu ödedim” der ise, duyduğum kaygılar anında son bulacaktır. Bu durum ancak arkadaşımın sözüne inanırsam mümkün olur, aksi takdirde imkansızdır. Aynı şey bizim kurtuluş bilgimiz için de geçerlidir. Eğer İsa Mesih’e inanır isem, o zaman Tanrının bana karşı olan tüm taleplerinin karşılanmış olduğunu ve Tanrının tatmin olduğunu bilir ve bunun sonucu olarak da esenliğe sahip olurum. Bu, ancak O’nun sözüne inanmam ile mümkün olur, başka hiç bir şekilde değil. Bu noktayı kavramak çok önemlidir; çünkü “güvenceyi” duygularına bağlı olarak arayan pek çok kişi, sürekli olarak bir huzursuzluk ve kaygı halinde olacaktır. Ama inancımızın temelinin Tanrının değişmez gerçeğinde bulunduğunu anladığımız zaman, içsel deneyimlerimiz ne gibi özellikler gösterirlerse göstersinler, kurtuluşumuzdan asla kuşku duymayız. (bir başka bölümde değinildiği gibi) gerçek, genellikle gereğinden fazla sık bir şekilde gözden kaçırılır; esenliğimizin temelinin tamamen bizim dışımızda olduğunu, yani, Mesih’in bizim için tamamladığı işte olduğunu anlarız ve bu nedenle, içimizde yaptığımız gözlemi bırakır ve dışarıya, O’nun çarmıhına ve değerli kanına bakarız. “İman ile aklandığımıza göre, Rabbimiz İsa Mesih aracılığı ile Tanrı ile esenliğimiz vardır.” (Romalılar 5:1)

Yalnızca güvencenin temeli ile ilgili olarak konuşmuş olduğumuz dikkatinizi çekmiştir. Esenlik duyan kişinin gerçekten mutlu deneyimler yaşaması gerekir; çünkü Tanrı kurtulan kişilerin yüreklerine Kendi Ruhunu gönderir ve Kutsal Ruh kurtulan kişilerin ruhları ile birlikte onların Tanrı çocukları olduklarına tanıklık eder. Ama bu gerçeği mutlu deneyimlerin izlemesi gerekir ve kurtulduğumuza dair sahip olduğumuz bilginin önce gelmesi gerekir.

7. ”Kutsal Ruh’a edilen küfür.” Pek çok endişeli canın bu günahtan dolayı suçlu olma konusunda duyduğu korku yüzünden zihinleri karışır. Ve bunun bir sonucu olarak müjdedeki merhametin sunularına kendilerini kapattıkları için bu korkunun gerçek karakterini açıklamak yerinde olacaktır. Rabbimiz bu konuyu şu sözler ile tanımlar: “Bunun için size diyorum ki, ‘insanların işlediği her günah, ettiği her küfür bağışlanacak, ama Ruh’a edilen küfür bağışlanmayacaktır. İnsanoğlu’na karşı bir söz söyleyen bağışlanacak, ama Kutsal Ruh’a karşı bir söz söyleyen, ne bu çağda ne de gelecek çağda bağışlanacaktır.” (Matta 12:31,32; aynı zamanda bakınız Markos 3:28-30).

O zaman, bu günahtan “küfür” ya da Kutsal Ruh’a “karşı bir söz söylemek” olarak bahsedilir. Ve bu ifadelerde bulunan gücün kesinliği, ifadenin yer aldığı çevre ve koşullar incelendiği zaman, anlaşılacaktır. Kurtarıcı kısa bir süre önce bir mucize yapmıştı. Bununla ilgili şunları okuruz: “Daha sonra İsa’ya kör ve dilsiz bir cinli getirdiler. İsa adamı iyileştirdi, adam görmeye ve konuşmaya başladı.” (Matta 12:22) Mucizeyi izleyen insanlar bu tanrısal güç ve merhamet gösterisinden çok derin bir şekilde etkilendiler ve bu mucizeyi O’nun gerçekten Mesih olduğunun bir kanıtı olarak gördüler. Çünkü mucize karşısında şu sözleri söylediler: “Bu, Davut’un Oğlu değil mi?” ama Mesih’in düşmanları olan Ferisiler bu mucizeyi, kıskançlıklarını sergilemek için bir fırsat olarak kullandılar ve gözlerinin önünde gerçekleşen mucizeyi cinlerin önderi Baalzevul’ün gücü ile yapıldığını söylediler. Şöyle dediler: “Bu adam cinleri, ancak cinlerin önderi Baalzevul’ün gücü ile kovuyor.” (Matta 12:24) Bu yüzden Markos’un müjdesinde Kurtarıcının “Kutsal Ruh’a edilen küfür” ile ilgili uyarısının nedenini okuruz. “İsa bu sözleri, ‘O’nda kötü ruh var’ dedikleri için söyledi (Markos 3:28-30). Bu nedenle, sözü edilen günah, Kutsal Ruh tarafından gösterilen gücün bilinçli bir şekilde şeytana atfedilmesidir ve bu yüzden Kutsal Ruh’un yaptığı işleri şeytani işler olarak kötülemek, Kutsal Ruh’a küfretmektir. Hata yapma konusundaki tüm olasılıklara engel olmak için bu konu daha ayrıntılı olarak incelenebilir.

  1. İsa’nın Görevini yerine getirmek için mucizeler yapar iken kullandığı güç, Kutsal Ruh’un gücü idi (Luka 4:1-8; Yeşaya 61:1,2; Yuhanna 3:34; Yuhanna 14:10, v.b.)
  2. İsa bu nedenle, kör ve dilsiz adamdaki cini Tanrının Ruhu’nun gücü aracılığı ile kovdu.
  3. Ferisiler mucizeyi kabul ettiler; mucizenin yapıldığını gözleri ile görmüşlerdi ve bu yüzden mucizeyi inkar edemezlerdi.
  4. Bundan dolayı Kurtarıcının görevine ilişkin önlerinde net bir kanıt mevcut idi; çünkü eğer bu mucize gerçekleşti ise, o zaman İsa’nın iddia ettiği gibi Mesih olduğu gerçek idi.
  5. Ama Ferisiler kanıtı görmezden geldiler ve İsa’yı şeytanın bir aracısı olarak suçlayarak  O’nun itibarını yok etmek istediler.
  6. Böylece O’na karşı yalnızca isteyerek günah işlemek ile kalmadılar, ama Kutsal Ruh’a “küfretmiş” oldular.

Bu konuda bir başkası şöyle demiştir: “Rabbin bu ayette açıkladığı Kutsal Ruh’a karşı edilen “küfürdür.” Bu noktayı doğru bir ayırım yaparak göz önünde tutmaya devam etmek, pek çok canı büyük ölçüde gereksiz sıkıntıdan kurtaracaktır. Kutsal Ruh’a karşı günah işlemiş olmaktan dolayı duydukları korkunun dehşeti ile ne kadar çok can inlemiştir! Bu ifade, bu konu ile ilgili belirsiz düşüncelerin ve genel mantıkların yol açtığı hataları ortaya koymaktadır. Ama Rabbimiz Ferisilerin bu gerçek dışı suçlamasını, Kendisine karşı işlenen kesin bir küfür yani, bağışlanamaz bir günah olduğunu açıklamıştır. Hıristiyanlıktaki Yerini almış olan Kutsal Ruh’a karşı işlenen her günahın, günah olduğundan eminim. Ve bunun bir sonucu olarak tüm günahların karakteri bu günahtır. Bu nedenle, kilisede yalan söylemek, yalnızca insana karşı değil, ama Tanrıya karşı da sahte davranmaktır, çünkü kilisede Kutsal Ruh’un bulunduğu kesin ve büyük bir gerçektir. Burada Rab, bunun aksine, bağışlanamaz günahtan söz eder (canları Kutsal Ruh’a karşı işlenen günah ile değil, “O’na karşı küfür etmek ile” tehdit eden ve canlara sıkıntı veren kötülüğün belirsiz duygusu). Asla bağışlanamayacak olan bu kötülük nedir? İsa’da işleyen tanrısal gücü, şeytana atfetmektir.  Eğer bu basit gerçeği kavramış olsalar idi, sıkıntı içindeki bu canlar hemen o anda kurtulabilirlerdi! Gerçekte şeytanın bir yanıltması olan ve canları kaygıya ve umutsuzluğa boğmak için söylenen bu yalan ortadan kalkmalıdır! Gerçek şudur: Bir Hıristiyan’ın herhangi bir günahtan Kutsal Ruh’a karşı işlediği bir günah olarak söz edilebilir. Eğer bu şekilde Kutsal Ruh’a karşı işlenen bir günah var ise, Tanrının işindeki ya da O’nun kilisesindeki Kutsal Ruh’un çalışmasına doğrudan engel olan bir günahtır. Eğer böyle bir günahtan titizlik ile söz edilecek olur ise, ondan günah olarak söz edilmelidir. Ama Rabbimizin söz ettiği günah ne bir günah idi, ne de günah idi; Rabbimizin söz ettiği Kutsal Ruh’a karşı işlenen günah idi. Bu günah Yahudi ulusundaki Ferisilerin sık sık işledikleri bir günah idi ve bu yüzden ne bağışlandılar, ne de bağışlanacaklar. Ama babalarının küfrettikleri Mesih’i kabul edecek olan bir başka kuşak yetişecekti; ancak babaları bu günahtan dolayı suçlu olacaklar ve bağışlanmaları mümkün olmayacak idi. Bu günahı işlemeye İsa’nın yaşamı döneminde başladılar, Kutsal Ruh yukardan gönderildiği ve küçümsendiği zaman ise bu günahı işlediler. Bu günahı sürekli olarak taşıdılar ve insanlar kötü bir yöne gittikten sonra egemen bir lütuf Kurtarıcısı gelene kadar da durum her zaman böyledir. Tanrı ne kadar çok sevgi, lütuf, gerçek ve bilgelik ortaya koyar ise, insanlar o kadar çok kör ve kararlı bir şekilde kendilerini mahvetmeye yönelirler. İsrail ile de böyle oldu. Bu durum, kendi başına bırakılan ve Tanrı lütfunu küçümseyen insan için her zaman geçerli olmuştur. “Kutsal Ruh’a karşı küfreden asla bağışlanmayacaktır.” Bu günah, Tanrıya karşı işlenen günahın nihai aşamasıdır.

O zaman güvenli bir şekilde şu ifadeler onaylanabilir mi? Günahkar olduğuna ikna edilmemiş olan, Mesih’in kanı aracılığı ile Tanrı ile barışmayı arzu etmemiş olan “Kutsal Ruh’a karşı günah işlemiş olan kişi midir?” Hayır, günah konusunda ikna edilmiş olmak ve Tanrı ile barış içinde olmayı arzu etmek, Kutsal Ruh’un bir canda işleyişinin etkileridir; bu da “küfür” günahının işlenmemiş olduğunun kanıtıdır.

8. “Ölümcül günah.” Bu günah, biraz önce gözden geçirmiş olduğumuz günah ile karıştırılıp zihinleri şaşırtabilir. Ama bu “ölümcül günahtan” söz edilen Kutsal Yazılar incelendikleri zaman, diğer günahtan tamamıyla farklı olduğu anlaşılacaktır. Bu günah şöyle tanımlanır: “Kardeşinin ölümcül olmayan bir günah işlediğini gören, onun için dua etsin. Duası ile kardeşine yaşam verecektir. Bu, ölümcül olmayan günahlar için geçerlidir. Ölümcül günah da vardır, bunun için dua etsin demiyorum. “ (1.Yuhanna 5:16) Buradaki konu bir imanlının günahı ile ilgilidir. Eğer kardeşinin ölümcül olmayan bir günah. v.s.; ve burada bir imanlıdan söz edildiği için, sonsuz ölüm ile ilgili bir referans mevcut değildir. Aslında burada sözü edilen ölüm, bedensel ölümdür. Ve örnek olarak Hananya ve Safira’nın “ölümcül bir günah” işlediklerini (Elçilerin İşleri 5) söyleyebiliriz. Onların işledikleri günah öyle bir karaktere sahipti ki, Tanrı onların üzerine merhametli bir ceza getirdi ve diğer kişilere de ciddi bir uyarıda bulundu; ikisi de yere yıkılıp can verdiler. Ama ölümcül bir günah işlemiş olmalarına rağmen, eğer bu iki kişi gerçek imanlılar ise, onların konumlarını etkilemedi. Onların ölümleri, Tanrının yeryüzündeki kilisesinde var olan yönetici disiplininin sonucu idi. 2.Korintliler’de benzer karakterde diğer başka olaylara da imada bulunulur. Rabbin Sofrası’nın kötüye kullanımı ile ilgili yazan elçi, şöyle der: “Çünkü bedeni fark etmeden yiyip içen, böyle yiyip içmek ile kendini mahkum eder. İşte bu yüzden bir çoğunuz zayıf ve hastadır, bazılarınız da ölmüştür.”  (1.Korintliler 11:29,30) Tanrının disiplin etmek için müdahalesinin sonucu olarak, pek çok kişi ölmüştür.

Yukarıdaki açıklamadan anlaşılacağı üzere önceden hiç kimse ölümcül günahı neyin oluşturduğunu söyleyemez. Çünkü yargı yalnızca Rab tarafından yapılır. Gerçekten de, farklı koşullarda aynı eylemin aynı günahı oluşturduğu görülmez; çünkü hiç kuşkusuz Hananya ve Safira’nın döneminden sonra da onların günahına benzer günah işlenmiştir. Ancak bu konuya devam etmemiz gerekmez, söylemiş olduğumuz gibi günah bir imanlıya aittir ve beden ile bağlantılıdır ve bu yüzden sonsuz ölüm ile ilgili değildir; bu yüzden endişeli canlar Tanrının önünde bu yüzden suçlu olamazlar.

9. İbraniler 6:3-6 ayetlerinde yer alan konu, genellikle gerçek bir zorluktur. Ama bölüm, biz her ne kadar burada bölümün her anını gözden geçiremesek de, özenli bir şekilde incelendiği takdirde, endişeli canlara ve Tanrı ile esenliği arzu eden kişilere uygulanamayacağını göreceğiz. Çünkü konu, “bir kez aydınlatılmış, göksel armağanı tatmış ve Kutsal Ruh’a ortak edilmiş, Tanrı sözünün iyiliğini ve gelecek çağın güçlerini tatmış oldukları halde yoldan sapanları yeniden tövbe edecek duruma getirmeye olanak olmadığını, çünkü onların Tanrının Oğlu’nu adeta yeniden çarmıha gerdiklerini ve herkesin önünde aşağıladıklarını” bildiren ifadeleri içerir. Her şeyden önce önemle belirtmemiz gereken şudur: bu bölüm, gerçekten tövbe etmiş olan kişilerin yoldan saptıklarına işaret ediyor olamaz. Çünkü Kutsal Yazılarda en net olarak öğretilen gerçek, bir Tanrı çocuğunun mahvolmasının imkansız olduğudur. (bakınız Yuhanna 10:27-29; Romalılar 8:28-39; 1.Korintliler 1:8,9; Efesliler 1:13,14; Filipeliler 1:6,7 v.b.) Burada akılda tutulması gereken nokta, yazılan mektubun İbrani Hıristiyanlara hitap ediyor olmasıdır. Ve burada söz edilen durum, Yahudilik inancından çıkarılmış olan ve Hıristiyanlık gerçeğine ikna edilmiş olarak Kutsal Ruh’un gücü aracılığı ile aydınlanmış olan kişilerdir, ancak bu kişiler tövbe etmemiş ve yeniden doğmamışlardır; belirtilen bereketleri tatmışlardır, ama henüz sonsuz ya da yeni yaşama sahip olmamışlardır ve buradaki ayetlerde sözü edilen kişilerden bahsetmekteyiz.  Eğer tekrar yoldan saparlar ise, onları yeniden tövbe edecek duruma getirmeye olanak yoktur. Neden mi? Çünkü onlar kendi irade ve istekleri ile Tanrının iyiliğinden ve tatmış oldukları gelecek çağın güçlerinden geriye dönüş yapmaktadırlar; kendilerini, Tanrının Oğlu’nu çarmıha geren ulus ile tekrar bir araya getirmektedirler ve bu yüzden Yahudi ulusunun eylemini onaylayarak Tanrının Oğlu’nu kendileri için adeta yeniden çarmıha germekte ve herkesin önünde O’nu aşağılamaktadırlar (ayet 6).

Bu yüzden burada sözü edilen olay yoldan bilerek sapılması hakkındadır. Ama burada endişeli canlar ile ilgili ciddi bir uyarıda bulunulmadığı konusunda hiç bir kuşku yoktur. Buradaki uyarının uygulanacağı kişiler şunlardır: çeşitli şekillerde imanlılar ile bir araya gelen ve yeniden doğmadan aydınlatılmış olan, kurtuluşun tanrısal karakterini bildikleri için bunu ağızları ile söyleyen ve kurtulmanın yalnızca çarmıha gerilen ve dirilen bir Kurtarıcı aracılığı ile gerçekleşeceğine ikna olmuş ve hatta dışarıdan Mesih için gayret dahi gösterebilen kişiler. Buradaki uyarının hedef aldığı kişiler bu tür kişilerdir; çünkü gerçek olduklarını bildikleri bir şeye sırtlarını döndükleri ve Tanrının Mesih’i olduğunu bildikleri Kişi’yi inkar ettikleri takdirde, kendi istekleri ile yoldan sapmış olurlar ve durumları umutsuzdur. Bu bölümün hitap ettiği kişiler yalnızca bu tür kişilerdir. Ve bu yüzden bu ayetler, Tanrının Ruh’u tarafından ikna edilmiş olan ve Mesih’i Kurtarıcıları ve Rableri olarak bilmeyi her şeyden fazla arzu eden imanlılardan söz ediyor olamazlar. Kısaca söyleyecek olur isek, Rab İsa Mesih’e iman ederek kurtulmayı arzu eden kişiler, bu sınıftaki ve bu karakterdeki kişilere dahil olamazlar.

Hiç kuşkusuz, özel durumlarda başka pek çok zorluklar mevcuttur, ama genelde çoğunluk bunlar ile başa çıkar. Hedefimiz, dua eden bir ruh ile her şeyi Tanrının Sözüne getirmek olması gerekir. Çünkü “Karanlıkta ışık doğar dürüstler için”  (Mezmur 112:4; ) ve “Sözlerinin açıklanışı aydınlık saçar” (Mezmur 119:130).

Kurtuluş

Bölüm 8

Uyandırılmış, canlanmış ve hatta Mesih’in kanının kesin koruması altında dahi olan bazı canlar tüm bunlara rağmen kurtuluş konusunda net bir bilgiye sahip değildirler. Bazen, kurtulduklarına dair “iyi bir umuda” sahip olabilirler. Ama daha sonra günah, içlerinde öylesine baskın bir güç ile ortaya çıkar ve onları günahlı yüreklerinin tamamen çürümüş olduğunu öylesine şiddet ile gösterir ki, bu endişeli canlar yeniden belirsizlik ve sıkıntının içine düşerler. Bu nedenle, Mesih’e ait olan herkesin sahip bulunduğu bereketin doluluğundan yoksun kalırlar. Genellikle kötü ya da yanlış öğretiş yüzünden iki doğa konusunda ve Tanrının Mesih’te, içimizde konut kurmuş günaha ve aynı zamanda günahlara karşı sağlamış olduğu lütfun gücü hakkında bilgileri yoktur. Başka bir deyişle, Mesih’te, hem günahın suçundan hem de günahlı doğamızdan tam olarak kurtulduğumuzu hiç bir zaman öğrenememişlerdir; eğer öğrenmiş olsalar idi, rahatlıkla şu sözleri söyleyebilirlerdi: “Mesih İsa’ya ait olanlara artık hiç bir mahkumiyet yoktur. Çünkü yaşam veren Ruh’un yasası, Mesih İsa sayesinde beni günahın ve ölümün yasasından özgür kıldı” (Romalılar 8:1-2).

Bu konu ile ilgili gerçek, özellikle Romalılar mektubunda, 5. Bölümün başından 8.bölümün sonuna kadar olan kısımda açıklanır. Bu kısım bir diğer kişi tarafından aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır:

Şimdiye kadar, imanlının tüm günahlarının bağışlandığına ilişkin büyük gerçek, aklanmış kişiye ait olan kutsanmış ayrıcalıklar ile sona ererek tam olarak ortaya konmuştur. İsa’nın dökülen kanının sağladığı kesin yeterlilik ve O’nun dirilişi ile garanti edilen aklanma bu kutsanmış ayrıcalıkları ifade eder. Bu ayrıcalıklar ne kadar değerli ve kesin olsalar da imanlının inandığı her şey değillerdir. İmanlı, benliğinde bulunanları keşfettiği zaman, kendisini sefil ve çaresiz hissedebilir; ve eğer bu konudaki zorluklara uygulanacak olan gerçeği biliyor ise, bir yandan zorluklara teslim olma tehlikesine yenik düşecek ya da diğer yandan yük taşıyan bir ruhun esaretine katlanma zorluğu ile karşı karşıya kalacaktır. Pek çok kutsal, kurtuluşunun derecesini hiç bir zaman öğrenmemiştir ve içsel çürümüşlüğü konusunda ilk önce tövbe etmiş olması gereken günlük çabalarından vazgeçmemiştir ve her gün boş yere bu konuda yas tutmayı sürdürür! Daha iyi olmak ya da kendilerini geliştirmek için boş yere mücadele veren ve Mesih’in kanı aracılığı ile tüm günahlarının bağışlanmış olduğuna dair gerçeği umursamayarak imanlarını içtenlikle dengelemeye uğraşan Tanrı çocuklarının sayısı ne kadar da çoktur! Hiç biri, eski yaradılışın çarmıhta zaten yargılanmış olduğuna dair hükmün değerini anlamaz; ve ölümden dirilmiş olan Mesih’in sayesinde Tanrının önünde sahip olduğu yeni konumu kavramaz. Tanrının bu konuda imanlıya sağlamış olduğu lütfu, imanlıya açıklayıp onu ikna edecek olan Kutsal Ruh’tur.

Yukarıda italik harfler ile yazılmış olan cümleler, 7.bölümde yer alan şu çarpıcı onaya işaret ederler: Yeniden doğmuş olduğu için ruhu canlanmış olan biri, yasadan kurtulmuş olduğunu bilmediği sürece, içinde konut kurmuş olan günahın yükü altında mücadele edecek ve inleyecektir, öyle ki, şu sözler ile feryat edecektir: “Ben benliğin denetimindeyim. Köle gibi günaha satılmışım.”  (ayet 14); ve yine, “İç varlığımda Tanrının yasasından zevk alıyorum. Ama bedenimin üyelerinde bambaşka bir yasa görüyorum. Bu da aklımın onayladığı yasaya karşı savaşıyor ve beni bedenimin üyelerindeki günah yasasına tutsak ediyor. Ne zavallı insanım! Ölüme götüren bu bedenden beni kim kurtaracak?” (ayetler 22-24) Bu sözler, endişeli canlar olarak söz edilen kişilerin durumuna tam olarak uygundur. Kurtulup kurtulmadıkları konusunda kuşku duymalarına neden olan ve özledikleri ve umdukları durumun tam aksi yönünde duygular hissederler.

O zaman Tanrı canın bu ihtiyacını nasıl karşılamıştır? Bu soruya verilecek ancak tek bir yanıt vardır: Tanrı, bu ihtiyacı İsa Mesih’in ölümü ile karşılamıştır. Çünkü görmüş olduğumuz gibi İsa Mesih ağaç üzerine asılan bedeninde yalnızca günahlarımızı üzerinde taşımamış, ama aynı zamanda bizim için günah da yapılmıştır (2.Korintliler 5:21). Evet, “İnsan benliğinden ötürü güçsüz olan Kutsal Yasa’nın yapamadığını, Tanrı yaptı. Öz Oğlu’nu günahlı insan benzerliğinde günah sunusu olarak gönderip günahı insan benliğinde ya da bedende yargıladı” (Romalılar 8:3).

Bu gerçeğin uygulanışı Romalılar mektubunun 6. Bölümünde daha geniş ele alınır. Bir önceki bölümde şu ayetleri görmüştük: “Kutsal Yasa suç çoğalsın diye araya girdi, ama günahın çoğaldığı yerde, Tanrının lütfu daha da çoğaldı. Öyle ki, günah nasıl ölüm yolu ile egemenlik sürdü ise, sTanrının lütfu da Rabbimiz İsa Mesih aracılığı ile sonsuz yaşam vermek üzere doğruluk ile egemenlik sürsün” (ayetler 20,21). Elçi sözlerine şöyle devam eder: “Öyle ise ne diyelim? Lütuf çoğalsın diye günah işlemeye devam mı edelim? Kesinlikle hayır! Günah karşısında ölmüş olan bizler artık nasıl günah içinde yaşarız? Mesih İsa’ya vaftiz edildiğimiz zaman, hepimizin O’nun ölümüne vaftiz edildiğimizi bilmez misiniz? Baba’nın yüceliği sayesinde Mesih nasıl ölümden dirildi ise, biz de yeni bir yaşam sürmek üzere vaftiz yolu ile O’nunla birlikte ölüme gömüldük. Eğer O’nunkine benzer bir ölümde O’nunla birleşti isek, O’nunkine benzer bir dirilişte de O’nunla birleşeceğiz. Artık günaha kölelik etmeyelim diye, günahlı varlığımızın ortadan kaldırılması için eski yaratılışımızın Mesih ile birlikte çarmıha gerildiğini biliriz. Çünkü ölmüş kişi günahtan özgür kılınmıştır” (sayfa kenarı: “günahtan aklanmıştır.”) (Romalılar 6:1-7)

Şimdi eğer yukarıda italik harfler ile vurgulamış olduğumuz sözcüklere dikkatimizi verecek olur isek, tüm konuyu anlayacağız.

1. Burada bize Mesih’in ölümüne paydaş olduğumuz öğretilir: “ O’nun ölümüne vaftiz edildik”; “eski yaradılışımız Mesih ile birlikte çarmıha gerildi.” (ayetler 3-6) Bu gerçek, Mesih’in bizim yerimize geçmiş olduğu ilkesini temel alır; bu konu ile ilgili herkesin bildiği bir öyküyü çarpıcı bir örnek olarak sunalım. I. Napolyon’un dönemi sırasında genç bir adam askere çağrıldı, ama bazı nedenlerden ötürü kendisi gitmedi ve ülkesinin savaşacağı bir çarpışmada kendisinin yerine savaşması için birine para verdi ve bu kişiyi satın alarak kendisinin yerine geçirdi. Satın aldığı bu kişi kısa bir süre sonra savaşta öldürüldü ve savaşa gitmeyen genç adam aradan kısa bir zaman geçtikten sonra ikinci kez tekrar askere çağrıldı ve o zaman kendisinin ölü olduğunu ileri sürdü. Bu tür bir iddia ile ne kastettiği kendisine sorulduğu zaman, daha önce kendisinin yerine geçmiş olan kişi öldürülmüş olduğu için şimdi artık kendisinin de ölü sayılması gerektiğini ileri sürdü. Davası yasa mahkemesine götürüldü ve soruşturma ve dava tamamlandıktan sonra, bu genç adamın yasa önünde yerine geçen kişinin ölümü nedeni ile ölü sayılması gerektiği kararına varıldı. Eğer Rab İsa Mesih’te imanlılar isek, aynı durum bizim için de geçerlilik taşır. Bizim yerimize geçen Kişi’de öldüğümüzü söyleyebilir ve O’nun günahımızı ve günahlarımızı taşıyarak tüm yargı ve mahkumiyeti bizim yerimize üstlendiğini kabul edebiliriz.

2. Sonuç olarak “günah karşısında ölüyüz”  (ayet 2); ve ölü olduğumuz için “günahtan özgür kılındık (aklandık)” (ayet 7). Yani Adem tabiatımız – konut kurmuş günahın oturduğu yer – eski yaratılışımız, Mesih’in ölümü ile Tanrı tarafından adil bir şekilde yargılandı; öyle ki, ceza çoktan ödendi ve felakete uğramaktan tam olarak kurtulduk; Tanrının önünde yasal açıdan ölü sayılıyoruz ve ölü olduğumuz için günahtan aklandık – günah ile ilgili her suçtan temizlendik. Mesih’in ölümündeki ölümümüz aracılığı ile günahtan tamamen kurtarıldık.

Bu gerçeğin pratikteki sonuçlarına şu ayetlerde yer verilmiştir: “Şimdi eğer Mesih ile birlikte ölmüş isek, o zaman O’nunla birlikte yaşayacağımıza da inanıyoruz. Çünkü Mesih’in ölümden dirilmiş olduğunu ve bir daha ölmeyeceğini, ölümün artık O’nun üzerinde egemenlik sürmeyeceğini biliyoruz. O’nun ölümü günaha karşılık ilk ve son ölüm olmuştur. Sürmekte olduğu yaşamı ise Tanrı için sürmektedir. Siz de böylece kendinizi günah karşısında ölü, Mesih İsa’da Tanrı karşısında diri sayın. Bu nedenle, bedenin tutkularına uymamak için günahın ölümlü bedenlerinizde egemenlik sürmesine izin vermeyin. (ayetler 8-12).

Böylelikle bize en azından ima yolu ile bile olsa, yalnızca Mesih’in ölümünde değil, ama aynı zamanda O’nun dirilişinde de payımız olduğu hatırlatılmış olur. “Mesih ile birlikte ölmüş isek, O’nunla birlikte yaşayacağımıza da inanıyoruz.” (ayet 8); ve bu ifade şu gerçek aracılığı ile onaylanır ve güçlendirilir, “O’nun ölümü günaha karşılık ilk ve son ölüm olmuştur. Sürmekte olduğu yaşamı ise Tanrı için sürmektedir.” (ayet 10)

O zaman aşağıda belirtilen pratik öğütleri inceleyelim.

Bu nedenle Tanrı önündeki konumumuz sorumluluğumuzu belirler. Ve bu yüzden eğer günaha teslim olur isem, aslında Mesih ile birlikte ölmüş olduğum gerçeğine aksi düşmüş olurum. Çünkü günah bedende eyleme geçtiği zaman canlı olduğuna dair kanıt göstermiş olur. Öte yandan, Tanrının, imanım ile ilgili gerçek olması gereken değerlendirmesini kabul ettiğim zaman, günahın ölümlü bedenimde egemenlik sürmesine izin veremem. Bu nedenle, tutkulara itaat etmemem gerekir. Günah karşısında ölü olduğumu varsayıyorum ve bu yüzden Mesih’in ölümü aracılığı ile ondan kurtarıldım. Ve böylece esenliğim rahatsız edilemez, çünkü halen içimde bulunan zaten yargılanmış ve çarmıhta mahkum edilmiş olan benliğin ölüm konumunda tutulmadığı takdirde, her an dizginlenemez tutkular aracılığı ile kendisini göstereceğini biliyorum.

  1. Kendimizi günah karşısında ölü saymamız gerekir. Öğüt ile ilgili ifadelerin hepsi gerçeğe işaret ederler; çünkü eğer gerçekten ölü isek, o zaman bize kendimizi ölü saymamız söylenemezdi. O zaman yapmamız gereken şey, Tanrının bizim hakkımızda yapmış olduğu değerlendirmeyi kabul etmektir. Mesih’in çarmıhında Adem tabiatımızı yargıladıktan sonra, Tanrı bizi yargıladığını kabul eder ve bunun sonucu olarak da O’nun gözünde ölü oluruz. Tanrının, eski yaratılış hakkında her imanlı ile ilgili olarak yaptığı yasal değerlendirme budur. Ve bu yasal değerlendirme bizim imanımızın değerlendirmesi olmalıdır. Tanrının bu konudaki beyanı şöyledir: O’nun sözüne iman etmemiz gerekir ve tüm görünümler ve deneyimler bu sözün aksi bile olsa, tanrının sözüne inanmamız doğru olandır. O, bizim Mesih ile birlikte çarmıha gerildiğimizi kabul ettiği için bizim de kendimizi günah karşısında ölü saymamız gerekir. Böyle yaptığımız takdirde Kutsal Yazılardaki diğer anlaşılması güç ifadeler de netlik kazanacaklardır. “Ben Mesih ile birlikte çarmıha gerildim” (Galatyalılar 2:20). “eğer Mesih ile birlikte öldü iseniz..” (Koloseliler 2:20); burada gözden geçirdiğimiz gerçek ile ilgili tüm ifadeler Tanrının tüm imanlıları Mesih ile birlikte ölmüş olduklarını kabul ettiğini gösterir ve bundan dolayı günah mahkumiyetleri Mesih tarafından ortadan kaldırılmıştır. Ve bir ayartma ile karşılaştığımızda işte bu gerçek bizim üstünlük sağlayan alanımızdır. Günah ile ilgili tüm tahrikler karşımıza çıktığı zaman, hatırlamamız gereken, artık günaha kölelik etmeyelim diye günahlı varlığımızın ortadan kaldırılması için eski yaratılışımızın Mesih ile birlikte çarmıha gerilmiş olduğudur (Romalılar 6:6).
  2. Ama aynı zamanda kendimizi Mesih İsa’da Tanrı karşısında diri saymamız da gerekir. Bu ifade, daha önce de söylemiş olduğumuz gibi- her ne kadar bu gerçek burada şekilsel olarak ifade edilmiş olmasa da- bizim Mesih ile birlikte dirilmiş olduğumuz da ima eder. Çünkü yalnızca dirilmiş olan Mesih’te Tanrının önünde diri olabiliriz. Koloseliler mektubunda bu konu hakkında tam gelişmiş bilgiye yer verilmiştir. Elçi, Mesih ile birlikte dirildiğimiz olduğu gerçeğini pratik bir uygulamanın temelinde ortaya koyuyor: “Mesih ile birlikte dirildiğinize göre, gökteki değerlerin ardından gidin. Mesih orada, Tanrının sağında oturuyor. Yeryüzündeki değil, gökteki değerleri düşünün, çünkü siz öldünüz. Yaşamınız Mesih ile birlikte Tanrıda saklıdır” (Koloseliler 1-3). Yalnızca bunun için Mesih ile birlikte çarmıha gerilmedik, ama Mesih ile birlikte ölümden de geçtik. “Çünkü Tanrı bizi Mesih İsa’da, Mesih ile birlikte diriltti.” (Efesliler 2:6) Bu gerçek, İsraillilerin Kızıldeniz’den geçişleri aracılığı ile sembolize edilir. Kızıldeniz olayı, mecazi anlamda İsa’nın ölümü ve dirilişi olduğu aşikardır ve aynı zamanda O’ndaki O’nun halkı da O’nunla birlikte ölmüş ve dirilmiştir. Tanrı onların bu olayda günaha karşı ölmeleri ve ölüm aracılığı ile günahtan kurtulmaları için harekete geçer ve onları Mesih’te yerleştirir. Ve böylece düşmanın onlara ulaşma olasılığını ortadan kaldırır. Bizler bu olaya zaten iman aracılığı ile paydaşlar yapıldık. Kan aracılığı ile Tanrının yargısından kurtarıldık, O’nun bizim lehimize olan gücü sayesinde bu dünyanın prensi şeytanın gücünden kurtarıldık. Mesih aracılığı ile bizi diri kılan güç bizi izleyen şeytanın tüm gücünden ve tüm saldırılarından ve suçlamalarından özgür kıldı. Artık Mısır ve dünya ile işimiz bitmiştir.”

Bu noktada özenle dikkat edilmesi gereken iki şey vardır: Tanrının önünde diri oluşumuz Mesih’tedir; ve ikinci olarak konu, bir iman konusudur: kendimizi diri saymamız gerekir. Mesih’te gerçekten diriyizdir. Ancak burada sunulan düşünce bu değildir. İç varlığımızdaki ya da dış varlığımızdaki tüm karşıtlıklara rağmen, bu konuda da Tanrının değerlendirmesini doğru kabul etmemiz gerekir. Tanrı beni günah karşısında ölü ve Tanrı karşısında diri gördüğü için, benim de kendimi böyle saymam gerekir; O’nun değerlendirmesi benim sorumluluğumun derecesi olduğu gibi, aynı zamanda iman ve güvencemin de temelidir.

Biz böylece, Mesih’in ölümü ve dirilişi aracılığı ile Tanrının önünde eski konumumuzdan çıkarıldık ve benliğin giriş hakkına sahip olmadığı bir konuma ve alana yerleştirildik. Bu kurtuluşumuz öylesine tamamlanmıştır ki, söylenebilecek tek şey, “Mesih İsa’ya ait olanlar için artık hiç bir mahkumiyet yoktur”, ama aynı zamanda “Ne var ki, tanrının Ruhu içinizde yaşıyor ise, benliğin değil, Ruh’un denetimindesiniz” (Romalılar 8:1,9). Tanrı önündeki mükemmel konumumuzda, yani, Mesih’te ölümden dirilmiş olarak dururuz.

3. Şimdi bölümün son öğüdünü anlamak konusunda bir konumda bulunacağız. “Bu nedenle bedenin tutkularına uymamak için günahın ölümlü bedenlerinizde egemenlik sürmesine izin vermeyin.” (Romalılar 6:12) Burada İsa Mesih’te Tanrının önündeki duruşumuz ile pratikteki kendi koşullarımız arasında bir karşıtlık mevcut olduğunu görürüz. Daha önce söylediğimiz gibi, Tanrı bizi günah karşısında ölü olarak görür; ama bu öğüt imanlının içinde konut kurmuş olan günahın varlığına değinir. Şimdi, bu karşıtlığın ve onun pratikteki sonuçlarının ve sorumluluklarının anlayışı içersinde Hıristiyan yaşamının başlangıcında oldukça sık karşılaşılan zorlukların çözümünün yer aldığını söyleyelim. Ve bu konu pek çok olayda imanlıları tüm yaşamları boyunca olmasa da yıllar boyunca esaret altında tutar. Bu konu ile ilgili öğretişlerimizi özetler iken, Tanrının sözü ile uyumlu olmaları için ifadelerimizde daha özenli olmamız gerekir.

  1. Konut kurmuş olan günah imanlının içinde her zaman mevcut olacaktır. İmanlı her ne kadar Tanrının önünde tam bir kurtuluşa sahip ise de içindeki benlik değişmeden kalır; öyle ki,  her zaman şu sözleri söyleyecektir, “İçimde iyi olan hiç bir şey yoktur.” Bu nedenle imanlının,  benliğin karakteri ile ilgili olarak asla herhangi bir iyilik beklememesi gerekir. Tövbe etmeden önce kendisinde mevcut olan, tövbe ettikten sonra da olacaktır; Mesih ile birlikte olmak için bu dünyadan ayrılana kadar, ya da O’nun gelişine veya bedensel ölüm tecrübesine kadar benlik bedende olacaktır(Romalılar 7:18; Romalılar 8:1-13; Galatyalılar 3:16-26).
  2. Bedende konut kurmuş günahın varlığı bizim, Tanrının önünde İsa Mesih’teki mükemmel konumumuzu ve tam kabul edilişimizi etkilemez. Çünkü Tanrı bizi günah karşısında ölü kabul eder. Bu konum, tanrının hakkımızdaki yasal değerlendirmesidir ve Tanrı bunun sonucu olarak içimizdeki günahı İsa Mesih’in ölümü ile zaten yargılanmış olarak kabul eder. Böylece bedendeki günah yargılanmıştır (Romalılar 8:3). Bu yüzden onun içimdeki taleplerine teslim olmadığım takdirde, o benim, Tanrının sevgisinin tadını çıkartmama bir dakika için bile engel olamaz. Çünkü ben içimdeki benliği, O’nun değerlendirmesi ile uyumlu olarak yargılanmış sayarım. Böylelikle yalnız Mesih’teki konumum değişmez olarak kalmaz, ama aynı zamanda Tanrı ile paydaşlığım da rahatsız edilmemiş olur.
  3. Benim sorumluluğum Tanrının değerlendirmesi tarafından ölçülür. Eğer Tanrı beni günah karşısında ölü olarak görüyor ise, o zaman benim de kendimi aynı şekilde görmem doğru olandır ve bu yüzden günahın ölümlü bedenimde egemenlik sürmesine izin vermemem ve onun tutkularına boyun eğmemem gerekir. Çünkü eğer günahın egemenlik sürmesine izin verir isem, Tanrının benim günahın önünde ölü olduğum değerlendirmesine pratikte karşı çıkmam gerekecektir. Bu nedenle kendimi ölüm konumunda muhafaza etmem ve Mesih ile birlikte ölü olduğum için bedenin dünyasal eğilimlerini öldürmem doğru olandır (Koloseliler 3:5). O zaman bu noktada tüm sırrın var olduğunu görüyoruz. Kendimi düşmandan kurtaramıyorum ama Tanrı onu yargılamıştır ve benim de çok basit olarak bu yargıya göre hareket etmem gerekir. Tanrının benliği daha önceden koymuş olduğu ölüm yerinde muhafaza etmeliyim. Bu yüzden bize bazı Kutsal Yazılardan haberi olmayan ahlak bilimcilerin ve hatta ruhban sınıfın yapmamızı öğüt verdikleri gibi, bize günahı dışarı atmamız, kökünden sökmemiz ya da bizden uzaklaştırmamız söylenmez; bize söylenen, günahın egemenlik sürmesine izin vermememizdir; günah, üzerine gelmiş olan ölüm yargısına uygun olarak ölü konumda tutulmalıdır.

Şöyle diyebilirsiniz: “Ah! İşte benim zorluk çektiğim yer. Ben zavallı ve zayıf bir yaratık olarak bunu nasıl yapabilirim?” Bu sözleri her zaman imansızlık söyler. Golyat’ın önündeki Davut’a bakın. Böylesine güçlü bir düşman ile başa çıkmasının mümkün olabileceğini hissediyor mu? Asla hissetmiyor. Davut’u zaferli olacağı konusunda ikna eden tek şey, “savaşın Rabbe ait olduğuna” ikna olmuş olmasıdırGolyat Rabbin düşmanıdır ve bu yüzden Rab onu Davut’un eline verecektir (1.Samuel 17:45-47). Davut böyle yaparak düşmanının gücünü Rabbin gücüne göre ölçtü ve bu ölçü sayesinde Golyat Davut’un önünde çok güçsüz adeta bir hiç durumundaki bir cüce konumuna düştü. Aynı ölçünün bizler tarafından da kullanılması gerekir. İçimizde konut kurmuş olan günah güçlü ve aktif olsa da, bize onu ölü saymamızı söyleyen Tanrı, öğüdü yerine getirmemizi sağlayacak olan gücü vermiştir. Bize, içimizde konut kurmuş olan Kutsal Ruh’u vermiştir. Ve eğer biz “bedenin kötü işlerini Ruh ile öldürür isek yaşarız” (Romalılar 8:13); eğer “Kutsal Ruh’un yönetiminde yaşar isek, o zaman benliğin tutkularını asla yerine getirmeyiz” (Galatyalılar 5:16). Bu nedenle bu savaştaki gücümüz, Tanrının Ruhu’dur. Günahın ölümlü bedenlerimizde egemenlik sürmesine izin vermeyecek gücün tamamı bize yeterli olarak verilmiştir.

Bu yüzden, kurtuluşumuzun tamamlanması konut kurmuş günahın varlığı tarafından asla engellenmez. Tanrı günahı Mesih’in ölümünde yargılamıştır; Mesih’in dirilişi aracılığı ile günahın gücünün altından çekilip çıkartıldık. Yüreklerimizde konut kurmuş olan Kutsal Ruh’un gücüne sahibiz; bu güç sayesinde günahı Tanrının koymuş olduğu yargı ve ölüm yerinde tutabiliriz. O’nun Adı kutsal kılınsın! Bu yüzden İsrail gibi biz de Kızıl denizimizin diriliş tarafında ayakta durabiliriz ve şöyle bir şarkı söyleyebiliriz: “Rab Tanrı gücüm ve ezgimdir ve O benim kurtuluşum oldu!” (Mısır’dan Çıkış 15:2)

Bedende Konut Kurmuş Olan Kutsal Ruh

Bölüm 9

Çünkü Mesih İsa’ya iman ettiğiniz için hepiniz Tanrının oğullarısınız (Galatyalılar 3:26).”ve oğullar olduğunuz için Tanrı öz Oğlu’nun, ‘Abba, Baba diye’ seslenen Ruhunu yüreklerinize gönderdi. (Galatyalılar 4:6) Tanrısal düzen budur. İsa Mesih’e iman aracılığı ile Kutsal Ruh’tan doğduk ve böylece oğullar yapıldık. Sonra Tanrı yüreklerimizde konut kurması için evlatlık Ruhu olan Kutsal Ruhu gönderdi. Bu yüzden konut kurmuş olan Kutsal Ruhun varlığının sonucu olarak oğullar oluruz.

Bu tanrısal düzen Tanrının İsrail ile olan ilişkisinde belirir. Fısıh gecesinde İsrail hala Mısırda iken tamamen kanın altına sığındı. Ama İsrail Kızıldeniz’i geçinceye kadar ne kurtuluştan ne de Tanrının “kutsal konutundan” söz edildiğini okumayız. Ve bunun bir sonucu olarak biliriz ki, Tanrı İsrail halkı Kızıldeniz aracılığı ile Mısırdan çıkartılıp çöle getirilinceye kadar halkının arasında konut kurmadı. Bir can dirilebilir, yeniden doğabilir ve Mesih’in kanının koruması altında olabilir, ama ‘Abba, Baba’ diye seslenebilmesi için bu canda önce Tanrının Ruhunu konut kurması gerekir. (Galatyalılar 4:6) Bu konu ile uyumlu olarak Romalılara mektupta sekizinci bölüme gelinceye kadar Kutsal Ruhun imanlıda konut kurmuş olduğuna dair herhangi özel bir ifade görmeyiz. İmanlı yasadan ve günahtan kurtarıldığını bilmediği sürece, bu konu ile ilgili herhangi bir öğretişi aramamız boş yere olur. Ama “Ne zavallı insanım! Ölüme götürecek bu bedenden beni kim kurtaracak?” sorusunun tam yanıtını buluruz; bize söylenen şudur: “Ne var ki, Tanrının Ruhu içinizde yaşıyor ise, benliğin değil, Ruhun denetimindesiniz” (Romalılar 8:9)

O zaman gerçek, her kurtulmuş canın içinde konut kurmuş olan Kutsal Ruha sahip olduğudur. Ve hiç kuşkusuz Müjde ilk kez duyurulduğu zaman – tam doluluğu, sadeliği ve gücü ile duyurulduğunda – Tanrının lütfu ile müjdeyi kabul eden kişiler hemen karanlıktan ışığa getirildiler. Ve o anda Kutsal Ruhun armağanındaki kurtuluşları ile mühürlendiler. Ama şimdi etrafta hüküm süren zihin karışıklığı nedeni ile, müjde insanların yaptıkları ekler ile büyük ölçüde bozulduğunda, İsa Mesih’teki Tanrı lütfunun doluluğu çok ender olarak vaaz edildiğinde dirilmiş olmalarına rağmen hala alaca karanlıkta el yordamı ile yürüyen, tutsak oldukları evlerinin içinde inleyen ve bunun sonucu olarak evlatlık Ruhunu almamış olan kişiler vardır, çünkü “Ruhun kendisi, ruhlarımız ile birlikte Tanrının çocukları olduğumuza tanıklık eder” (Romalılar 8:16). Ve bu yüzden eğer bizler Tanrının çocukları olduğumuzu bilmiyor isek ve bir evlada yakışan bir güven ile ‘Abba, Baba’ diye seslenemiyor isek, bunun nedeni, Kutsal ruhun içimizde konut kurmuş olmamasıdır.

Şimdiki konumuz, Kutsal Yazıların bu konu ile ilgili ne öğrettiklerini açıklamaktır. Görmüş olduğumuz gibi, Tanrının Ruhu, oğullar olmamızın sonucu olarak içimizde konut kurar. Ve bir Hıristiyanı eski düzen altındaki kutsallardan ayıran budur. Yahudi imanlılar dirildiler, yeniden doğdular, ama Kutsal Ruhun içlerinde konut kurması konusunda hiç bir bilgileri yoktu. “Ruh henüz verilmemişti. Çünkü İsa henüz yüceltilmemişti” (Yuhanna 7:39). Kutsal Ruh kendi gücü aracılığı ile işledi, çünkü Hıristiyanları olduğu gibi Yahudi kutsalları da dirilten O idi; onları aynı zamanda yürüyüş ve hizmet için de güçlendirdi. Ama imanlıların içinde ve Kilisede konut kurmak için bir Kişi olarak gökten aşağı inmesi Mesih’in ölümü, dirilmesi ve göğe alınmasının sonucunda oldu. Bu farklılık mezmur yazarının bir duası aracılığı ile çok basit bir görünüm içinde belirtilir: “Beni huzurundan atma. Kutsal Ruhunu benden alma.” (Mezmur 51:11); ama Efeslilere yazan elçi Pavlus şöyle der: “Tanrının kutsal Ruhunu kederlendirmeyin. Kurtuluş günü için o Ruh ile mühürlendiniz.” (Efesliler 4:30) Mezmur yazarının yüreğinde yaptığı etkiler aracılığı ile çalıştığı için mezmur yazarının bu kutsanmış gücü kaybetmesi mümkün idi. Kutsal Ruhun yeryüzündeki varlığı Tanrının evinde Hıristiyanlığı karakterize eder, bu nedenle Kutsal Ruhun Tanrının çocuklarında konut kurmuş olması, onları tüm geçmiş düzen içinde var olan imanlılardan ayırır. Çünkü bizi Mesih ile birleştiren, O’nun bedeninin, O’nun et ve kanının ve kemiklerinin üyeleri yapan Kutsal Ruh’tur. (1.Korintliler 12:13; Efesliler 5:30); ve bu birlik ve bedeninin üyeleri olarak bu yer, Mesih yüceltilmeden ve cennetteki Baş yerini almadan önce mümkün değil idi.

Konut kurmuş olan Kutsal Ruh ile ilgili kısaca belirtmeyi arzu ettiğimiz bazı önemli noktalar mevcuttur.

1.Bir tanık olarak. Kutsal Ruhun yeryüzündeki varlığı tamamlanmış olan kurtuluşun tanığıdır. Çünkü Rabbimiz ayrılmadan önce, bize bir “başka Yardımcı” göndereceğine dair söz verdi (Yuhanna 14:16, 17, 25,26; Yuhanna 15: 26,27; Yuhanna 16:7-14). Rab İsa öğrencilerine, özellikle üzerinde durarak şöyle dedi: “Ben de Babam’ın vaat ettiğini size göndereceğim. Ama siz, yücelerden gelecek güç ile kuşanıncaya dek kentte kalın.” (Luka 24:49) Bu nedenle Kutsal Ruhun Pentikost gününde aşağı gelişi kurtuluşun tamamlanmış olduğuna dair şaşmaz bir belirti ya da Tanrının Mesih’in tamamlamış olduğu işi kabul etmiş olduğunun ve bu işten tatmin olmuş olarak dinlendiğini gösteren bir kanıttır. Çünkü, “buna tanıklık eden Ruh’tur, çünkü Ruh gerçektir.” (1.Yuhanna 5:6)

Ama burada Kutsal Ruh’tan daha çok Tanrının çocuklarının içinde konut kurmuş olmasından söz ediyoruz. Daha önce görmüş olduğumuz gibi, “Kutsal Ruh ruhlarımızla birlikte Tanrının çocukları olduğumuza tanıklık eder” (Romalılar 8:15,16; Galatyalılar 4:6,7). Bu açıdan bakıldığı zaman Kutsal Ruh, bireysel canın tamamlanmış olan kurtuluşunun tanığıdır- birazdan bu konuyu incelediğimiz zaman görülecektir – ve bu nedenle her Tanrı çocuğunun bu kesin tanıklık aracılığı ile kurtulmuş olduğunu bilmesi gerekir. Ancak, oğullar olduğumuza ilişkin bu tanıklığın nasıl yapıldığına dair bir soru sorulabilir. Kutsal Ruhun içimizdeki varlığının kesin bir gerçek oluşu buna tanıklık eder; Kutsal Ruh varlığı aracılığı ile içimizde ilişkimize uygun olan duygular biçimlendirir, iç varlığımızda Babanın sevgisinden keyif almamız için arzular doğurur, konum ve pozisyonumuzun kutsal mahremiyeti içinde Tanrıya ‘Abba, Baba’ diye seslenmemizi sağlar; Tanrının çocukları olarak bize ait olan ilişkiyi ve bereketleri bize açıklayarak güvenmiş olduğumuz sözü canlarımıza kazır ve böylelikle ruhumuzda çok farklı bir tanıklıkta bulunur. Hayır! Bu tanıklık kulak ile duyulan bir tanıklık değildir ve yalnızca ruhumuz tarafından ayırt edilir ve kavranır. Ama kesinlikle anlarız, çünkü bu tanıklık gerçekten de bizim ve Tanrının arasında var olan yaşayan bir sırdır. Kutsal Ruhun tanıklığının gücü ve farklılığının koşullara bağlı olacağının unutulmaması gerekir. “Tanrının Ruhu tarafından yönlendirilenlerin hepsi Tanrının oğullarıdır.” Başka bir deyiş ile, yalnızca Tanrının Ruhu tarafından yönlendiriliyor olmamız bile, Tanrının oğulları olduğumuzun bir kanıtıdır. Bu nedenle, sade ve sevecen bir itaat ve bağımlılık ile yürüme konusunda yönlendirildiğimiz zaman, ruhumuz O’nun oğullar olduğumuza ilişkin tanıklığını en net şekilde ayırt edecektir. Ama eğer O’nu kederlendirerek yürüyor isek, o zaman O’nun tanıklığına boş yere kulak vermiş olacağız, çünkü O’nu üzerek susturmuş olacağız. Tanrı bu yüzden çocuklarının hiç birinin özensiz bir şekilde yürümesine izin vermeyecektir. O’nun çocukları olduğumuz gerçeğinin temeli üzerinde kurtuluşumuzun kesinliğinde dinleneceğiz. O bize, O’nun çocukları olduğumuz için O’nun Ruhu tarafından yönlendirileceğimizi hatırlatır ve bizim ruhumuz ile birlikte O’na ‘Abba, Baba’ diye seslenmeyi öğretir.

2. Bir mühür olarak. Bu gerçek bize pek çok bölümde gösterilir. “Bizi sizinle birlikte Mesih’te  pekiştiren ve meshetmiş olan Tanrıdır. O bizi mühürledi, güvence olarak da yüreklerimize Kutsal Ruh’u yerleştirdi” (2.Korintliler 1:21,22). Bir başka ayet: “Gerçeğin bildirisini, kurtuluşunuzun müjdesini duyup O’na iman ettiğiniz zaman, siz de vaat edilen Kutsal Ruh ile O’nda mühürlendiniz” (Efesliler 4:30) Ve yine aynı mektupta bize şu öğüt verilir: “Tanrının Kutsal Ruhunu kederlendirmeyin. Kurtuluş günü için o Ruh ile mühürlendiniz.” (Efeliler 4:30) İmanlılara, onlarda konut kurması için verilen Kutsal Ruh’un kendisi mühürdür; Tanrı böylelikle imanlılara işaret koyar, onlara Kendisine ait olanlar olarak sahip olur ve onların içindeki Ruh aracılığı ile imanlıların Kendisine ait mallar olduklarını beyan eder. Eğer biri bu örneği kullanacak olur ise, şöyle denilebilir: Kraliçe’ye ait olan kişileri belirleyen işaret nasıl geniş bir ok ile ifade edilir ise, aynı şekilde Tanrının Ruhu da bizi Tanrıya ait olanlar olarak belirleyerek diğerlerinden ayırır. Bu durum, mecazi olarak bir mühür ile açıklanır. Mühür yalnızca sahip olunduğunu göstermez, aynı zamanda korumayı da belirtir. Bu nedenle, imanlıların kurtuluş gününe kadar mühürlendikleri söylenir. Rab dönüp onları Kendisine alıncaya kadar mühür aracılığı ile güvenlik altındadırlar. Ve bu yüzden yalnızca iman edenler mühürlenmişlerdir. Rabbe ait olana kadar, Mesih’in ölümü ve dirilişi aracılığı ile tutsaklık evinden dışarı çıkartılana kadar (daha önce görülmüş olduğu gibi), mühürlenmemişlerdir. Mühürlendikten sonra yalnızca güvende değildirler, ama aynı zamanda kurtulmuşlardır da.

3.Bir güvence olarak. İki ayette daha önce Ruh’un güvence olduğundan söz edildi. “Bizi mühürledi ve güvence olarak da yüreklerimize Kutsal Ruh’u yerleştirdi.” (2.Korintliler 1:22) “Gerçeğin bildirisini, kurtuluşunuzun müjdesini duyup da O’na iman ettiğiniz zaman, siz de vaat edilen Kutsal Ruh ile O’nda mühürlendiniz. Ruh, Tanrının yüceliğinin övülmesi için Tanrıya ait olanların kurtuluşuna dek mirasımızın güvencesidir.” (Efesliler 1:13,14) Güvencenin karakterini tam olarak ifade eden tanımlama son yazdığımız ayette yer alır. Kutsal Ruhtan burada “mirasımızın güvencesi” olarak söz edilir; yani, O, Rab İsa Mesih aracılığı ile miras alacağımız ilk ürünleri temsil eder. Gerçekten de bir malın satışında, malın satın alınacağının garantisi olarak nasıl bir ön ödeme satışın kesinliğinin güvencesi ise, aynı şekilde Tanrı da lütuf göstererek bize mirasımızın güvencesi olarak yüreklerimize Kutsal Ruh’u yerleştirir ve böylelikle bize vaat etmiş olduğu her şeye sahip olacağımızı garanti eder ve (eğer bu şekilde konuşma cesaretini gösterir isek) Kendisini güvenilir sözüne sadık kalmak ve onu yerine getirmek konusunda bağlamış olur; çünkü ön ödeme parası hem bir vaat hem de bir yemindir. Ama Kutsal Ruh bundan çok daha fazlasıdır, çünkü görmüş olduğumuz gibi, Kutsal Ruh aynı zamanda mühürdür de; Tanrı bu şekilde bize kurtuluş mirasımıza O’nun yüceliğinin övgüsü olarak sahip olacağımızı hem belirtmiş olur hem de biz mirasımızı garanti etmiş olur.

4.Konut kurmuş olan Kutsal Ruhun görevini bu sayfalarda tam ayrıntılı olarak belirtmemiz mümkün değildir. Bu nedenle, O’nun görevi ile ilgili yalnızca birkaç noktaya değineceğiz: Tapınmamız için sahip olduğumuz tek güç, Kutsal Ruh’tur (Yuhanna 4:23,24; Filipeliler 3:3); dua için Kutsal Ruh’a muhtacız (Romalılar 8:26,27; Efesliler 6:18; Yahuda 20); yürüyüşümüzün gücü Kutsal Ruh’tur (Romalılar 8:14; Galatyalılar 5:16-26); hizmeti ancak O’nun gücü ile yapabiliriz (1.Korintliler 2:4; 1.Selanikliler 1:5); gerçeği kavramamızı sağlayan Kutsal Ruh’tur (1.Korintliler 2:9-16; Yuhanna 16:13; 1.Yuhanna 2:20-27); bizi büyüten Kutsal Ruh’tur (Efesliler 3:16-19), v.b. Kutsal ruh, gerçekten de Tanrının önündeki varlığımızı karakterize eder – çünkü biz benlikte değiliz, Ruh’tayız, o zaman içimizde konut kurmuş olan Tanrının Ruhu bize egemen olsun (Romalılar 8:2) – Kutsal Ruh ruhsal yaşamımızın tüm eylemlerinin gücünün tek kaynağıdır; bu eylemlerin nesnesi Tanrı ya da insandır. Kutsanmış gerçek! Çünkü yalnızca zayıflığımızı ve hiçliğimizi bildiğimiz zaman, O’na bağımlı olduğumuz dersini öğrenebiliriz ve bağımlı olduğumuz zaman, Tanrının Ruhu içimizde Tanrının isteğine uygun olarak hareket etmek için özgürdür.

Hem endişeli canlar hem de genç imanlılar tarafından çok ihtiyaç duyulan bir tedbir sık sık verilir; içimizdeki Ruh’un işi ile Mesih’in bizim için yaptığı işi karıştırmamak. Bu konuda bir diğer kişi şunu söylemiştir: “Bizler, esenliğin temelini biçimlendirmek için sürekli olarak kendimizdeki bir şeye bakmanın gerekli olduğunu düşünmeye eğilim gösteririz. Esenliğimizin temeli olarak Mesih’in bizim için yapmış olduğu işe bakmak yerine içimizdeki Ruh’un işine bakmaya meyilliyizdir. Bu bir hatadır. Edenliği Kutsal Ruh sağlamadı; esenliği Mesih sağladı. Esenliğimizin Kutsal ruh olduğu söylenmez; esenliğimiz Mesih’tir. Tanrı, “vaaz eden esenliği” Kutsal Ruh aracılığı ile göndermedi, İsa Mesih aracılığı ile gönderdi. (Şu ayetleri karşılaştırın: Elçilerin İşleri 10:36; Efesliler 2:14,17; Koloseliler  1:20). Kutsal Ruh, Mesih’i açıklar; O, bizim Mesih’i bilmemizi, O’ndan keyif almamızı ve beslenmemizi mümkün kılar. Kutsal Ruh Mesih’e tanıklık eder. Mesih’e ait bilgileri alır ve onları bize gösterir. Paydaşlığın, mührün, tanıklığın, teminatın ve yumuşak tatlı dilliliğin gücüdür. Kısaca söyleyecek olur isek, Kutsal Ruh’un eylemleri elzemdir. O olmadan biz Mesih’i ne işitebilir, ne görebilir, ne bilebilir, ne hissedebilir, ne tecrübe edebiliriz, yani, Mesih’i hiç bir şekilde göremeyiz. Bu gerçek basittir ve her içten ve doğru öğretişe sahip imanlı tarafından anlaşılır ve kabul edilir. Ama tüm bunlara rağmen yine de Kutsal Ruh esenliğin temeli değildir; Kutsal Ruh sadece bizim esenlikten keyif almamızı sağlar. Kutsal Ruh bizim kimliğimizi açıklamasına rağmen kimliğimiz değildir, bize kimliğimizi açıklar ve ondan keyif almamızı sağlar. “Hayır; esenliğin temeli ya da zemini Mesih’tir – Mesih, çarmıhta tamamladığı iş ile bizim esenliğimizi sağlamıştır. Çünkü O’na iman eden herkes, “..aklanmış sayıldı. ‘aklanmış sayıldı’ sözü yalnız onun için değil, aklanmış sayılacak olan bizler için de – Rabbimiz İsa Mesih’i ölümden dirilten Tanrıya iman eden bizler – yazıldı. İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi. Böylece iman ile aklandığımıza göre, Rabbimiz İsa Mesih sayesinde Tanrı ile barışmış oluyoruz.” (Romalılar 4:24,25; Romalılar 5:1) O zaman esenliğin temeli konusunda her zaman hatırlanması gereken, onun temelinin bizim dışımızda olduğudur ve işaret edilmiş olduğu gibi, Kutsal Ruhun konut kurmuş olması bizim Tanrının oğulları olmamızın bir sonucudur.

Ama şu gerçek konusunda her zaman özellikle sağduyulu düşünmemiz gerekir: Eğer imanlılar olarak içimizde konut kurmuş Tanrının Ruhuna sahip isek, benliğin kirli işleri ile O’nu kederlendirmememiz gerekir. (bakınız Efesliler 4:29-32) Bu yüzden elçinin şu ciddi sorusu üzerinde duralım, “Bedeninizin Tanrıdan aldığınız içinizdeki Kutsal Ruhun tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Kendinize ait değilsiniz. Bir bedel karşılığı satın alındınız; onun için Tanrıyı bedeninizde yüceltin” (1.Korintliler 6:19,20) ve diğer bir ayetteki öğüde bakalım: “Ruh sayesinde yaşıyor isek, Ruhun izinde yürüyelim” (Galatyalılar 5:25)

Pages